İçeriğe geç

İddianın Bedeli: Aşk

Bölüm 3 · 8 dk okuma

İddianın Bedeli: Aşk

Bölüm 3

Kabulleniş

Selamm, yeni bölüm geldi. Keyifli okumalar...

Alp'in anlatımıyla;

Motorumu münasip bir yere park ederek kafeden içeriye girmiştim. Boş bir masaya yönlendirilmemle menüye göz atmaya başladım. Kurt gibi açtım. Menüdeki her şeyi yiyebilirdim. Ama yinede midemi düşünerek hafif bir şeyler sipariş etmiş, beklemeye başlamıştım.

Siparişimin on dakika ardından gelmesiyle önümdeki yemeklere resmen yumulmuştum. Hızlı bir şekilde yemeğimi yememle birlikte daha fazla oyalanma gereği duymamış ve siparişi ödemek amacıyla kasaya gitmek için ayaklanmıştım.

Kasanın önüne vardığımda sipariş fişimi kasada ki genç garsona verdim. O işlemleri yaparken cüzdanımı cebimden çıkarttım. Nakit taşımadığım için cüzdadımdaki herhangi bir kartı çıkartmış ve kasadaki gencin pos cihazını uzatmasıyla kartı okutmuştum.

Fakat beklemediğim bir şey oldu. Cihazdan "Geçersiz Kart" sesi gelmesiyle gözlerim şaşkınlıkla açılmıştı. Daha fazla rezil olmamak için cüzdanımdan farklı bir kart çıkartmış ve onu okutmuştum. Fakat sonuç aynıydı. Cüzdanımda ki bütün kartları denediğim halde sonuç değişmemişti.

Kasadaki gence "Bir dakika." diyerek arkamı dönmüş ve telefonumu açarak rehbere girmiştim. İlk sırada bulunan kişilere göz atmış arayabileceğim en makul kişiyi seçmiştim. Bu kişi tabiki de en yakın arkadaşım Yiğit'ti. Hemen numarayı tuşlamış ve sabırsızlıkla açmasını beklemeye başlamıştım.

Dördüncü çalışta telefon açılmıştı. Konuşmasına izin vermeden "Yiğit acil bana para lazım!" dedim ve ondan gelecek cevabı beklemeye başladım. "Kanka bir selam verseydin ilk. Ne bu pat diye lafa dalmak." demişti sitem ederek. "Ya Yiğit başlatma şimdi. Para lazım bana çabuk rezil oldum burada." demiştim sesimi alçaltarak.

"Noldu cüzdanını mı unuttun?" demişti. İçimden sabır çekerek."Hayır, cüzdanım yanımda ama kartlarım iptal edilmiş." dememle aklıma bir şeyler dank etti. Tabi yaa. Babam dediklerini gerçekten yapmıştı. Ben bunları düşünürken Yiğit "Nasıl?" diye hala anlamadığını belirtmişti. Alp gerçekten senin bu beynini tebrik ederim hiç bir şey anlatmadın ki nasıl bilsin.

Yiğit'e geri dönerek "Sonra anlatırım. Acil attığım konuma gel! Zaten evine yakın. Hadi çabuk ol!" deyip bir şeyler demesine izin vermeden suratına kapatmış ve konumu göndermiştim. Kasadaki gence geri dönerek "Kusura bakmayın bir sorun olmuş. Biraz sonra arkadaşım gelecek o zaman ödeme yapacağım." deyip gence bakmaya başlamıştım. O da bir şey demeden beni onaylamış ve bende kalktığım masaya geri gitmiştim.

Babamın bunu gerçekten yaptığını düşünmek çıldıracakmış gibi hissetmeme neden olsa da sakin kalmam lazımdı. Zaten yeterince rezil olmuştum. Yaklaşık on dakikanın ardından Yiğit'in motorunun sesinin gelmesiyle onun olduğunu anlamış ve ayaklanmıştım. Yiğit giriş de etrafı gözetleyerek beni ararken gözlerinin benimle kesişmesiyle yüzünde bir sırıtış belirmişti.

Bu sırıtma hiç hayra alamet olmazken "Hadi şu hesabı ödede gidelim." demiştim. Sırıtmaya devam ederek "Öderim ama -" diyordu ki lafını keserek "Tamam ne istersen yaparım öde de çıkalım şuradan." diyerek onu kasaya sürüklemiştim. Yiğit hesabı ödemiş ve elindeki fişe şaşkınca bakarak "Ne yedin bu kadar?" demişti. "Sabahtan beri açım." diyerek kestirip atmıştım.

Sonunda dışarı çıktığımızda motorumu aramaya başlamıştım. Çünkü park ettiğim yerde yoktu. Çıldırmış gibi bir o yana bir bu yana giderken Yiğit "Ne arıyorsun böyle deli danalar gibi?" diye sormuştu. Ben ise motorumu park ettiğim yerde durarak "Buradaydı. Buraya park ettiğime eminim." demiştim ama sesim kendimle konuşur gibi çıkmıştı.

Yiğit'in şaşkın sesiyle ona bakmıştım. "Nasıl yani sen motorla mı geldin?" demişti. Bende onu başımla onaylamış ve "Sen geldiğinde yok muydu?" diye sormuştum. "Hayır, ben senin arabayla geldiğini düşünmüştüm."deyip ekledi. "Ya da taksiyle." demişti. Aklıma düşen olasılıkla" Motorum çalınmış." dedim panikle.

Yiğit de dediğim cümlemle paniklemiş ve emin olmak için etrafa bakınmaya başlamıştı." Emin misin oraya park ettiğine?" demişti. Bunu en az üç kere daha tekrarladıktan sonra yanıma gelmiş ve sol elini omzuma koyarak "Başın sağolsun kanka. "demişti hüzünlü bir sesle. Gerçekten şimdi çıldıracaktım.

İlk kredi kartlarım iptal ediliyor sonra motorum çalını-. Diye düşünürken bunu da babamın yapabilme olasılığı düşmüştü aklıma. "Hayır hayır. Bunu da yapamaz."dedim kendi kendime. Yiğit hala her şeyden habersiz olduğundan üzülmeye devam ediyor ve bana üzgün üzgün bakıyordu.

Yiğit'in elini omzumdan ittirerek "Salaklaşma daha fazla." deyip işaret parmağımla girişteki kameraları işaret etmiştim. Yiğit bir anda aydınlanma yaşamış ve "Tabi ya!" diyerek omzuma vurmuştu. Normalde onun bu hareketine cevap verirdim ama şuan motorum söz konusuydu.

İkimizde hızla içeri geri girmiş ve durumu anlatmıştık. Kamera odasına girdiğimizde benim kafeye ilk geldiğim saatten sonrasını izlemeye başlamıştık. Herhangi bir hareketlenme yokken kafeye geldiğimden on beş dakika sonra siyah minibüs tarzı bir araba tam motorumun yanında durmuş ve iki takım elbiseli, iri yarı adam çıkmıştı.

Ekrana biraz daha dikkat kesilmemle minibüsün üzerinde yazan "Yenilmezler Holding" yazısıyla düşündüğüm ihtimal kanıtlanmış olmuştu. Bunlar kesinlikle babamın adamlarıydı ve beni cezalandırmak için kartlarımı işlevsizleştirdiği gibi motoruma da el koymuştu.

Daha fazla vakit kaybetmemek için kafenin müdür yardımcısına teşekkür edip hızla şirketin yolunu tutmuştuk. Yiğit'in motorunun şirketin önünde durmasıyla resmen sinirden motordan atlamıştım. Hızlı adımlarla şirkete girmiş ve vakit kaybetmeden asansöre binmiştim. Aynı hızla asansörden geri inmiş ve babamın odasına dalmıştım.

İkisini de ilk yerlerinde görmemle şaşırsamda "Bunu gerçekten yaptın!" diyerek öfkeli bir şekilde konuştum. Babam ise gayet sakin bir şekilde "Sana demiştim. Ne o yapamayacağı mı sandın?" demişti koltuğunda dikleşerek. Sağ elimle şakaklarımı ovarken "Gerçekten baba istediğini yerine getirmezsem geri vermeyeceksin, değil mi?" demiştim.

İlk beni başıyla onaylamış ve "Alp, zaten seni oraya sonsuza kadar kal diye göndermiyorum." deyip anneme göz ucuyla bakmıştı. Tekrar bana döndüğünde "Bu sene yaz tatilde gezmek yerine biraz çalışıp bu rahatlığın ne kadar değerli olduğunu anlamanı istiyorum." dedi. "Ooff! Peki kabul etmezsem devam mı edecek bu durum?" dediğimde sadece "Evet." diye kısa bir cavap vermişti.

Bu işin içinden nasıl çıkabilirim diye düşünüyordum ama bir çıkış yolu yoktu. Düşündükçe kısır döngüye giriyordum. En sonunda pes ederek yenilmiş bir edayla "Tamam sen kazandın. İsteğini yerine getireceğim ama sende sahip olduğum her şeyi bana geri vereceksin." demiştim onunla uzlaşmaya çalışarak.

"Bunu kanıtlaman gerekecek. Çiftliğe gidip çalışacaksın ve paranı bu şekilde kazanacaksın." demişti. Babamın ciddi olup olmadığını sorgulayacak takatim kalmadığı için istemeyerek de olsa onu başımla onaylamıştım.

"O zaman hazırlığını yap üç gün sonra Aydın'a yola çıkıyorsun." keyifle söylediği şeyin beni nasıl etkilediğini bilmiyordu. Son üç günüm vardı artık. Yeni hayatımın nasıl olacağını kestiremiyordum. Benden sadece iyi olmasını dilemek kalıyordu.

İki gün sonra

Menekşe'nin anlatımıyla;

Sabah erkenden kalkmıştım. Yarın artık çiftliğe gidiyorduk ve benim yanıma almam gereken bir sürü eşyam vardı. Kahvaltıdan sonra direk odama çıkmıştım. Yere valizimi koymuş ve dolabımla bakışmaya başlamıştım. Hangi birini koyacaktım şimdi.

Oflayıp yatağımın üzerindeki telefonumu alıp şarkı aramaya başlamıştım. Hangi şarkıyı dinlesem diye bakınırken üstten gelen bildirimle bakışlarım oraya kaymıştı. Mesaj Burcu'dan gelmişti. Size tanıtmaya unuttum değil mi? Burcu benim en yakın arkadaşım. Lise de tanışmış ve ayrılmamıştık. Mesajın üzerini tıklamış ve sohbetimize girmiştim.

Kızılcık: KANKAA. ACİL SOSYAL MEDYAYA GİR.

Siz: Neden?

Kızılcık: Of Menekşe of. Bir kere sorgulama ya.

Siz: Tamam be kızma hemen.

Yazıp sosyal medya hesabıma girdim. Karşıma çıkan gönderi ile gözlerim şaşkınlıkla açılmıştı. Hemen geri sohbetimize dönüp.

Siz: Nasıl? Cansu ile Batu çıkıyor mu?

Kızılcık: Sence? Birlikte tatile gitmişler o kadar.

Kızılcık: Dip dibe fotoğraflar falan.

Siz: Anladık. Ne ara sevgili olmuşlar ona şaşırdım.

Kızılcık: Bilmiyorum artık da millette bak.

Kızılcık: Biz daha birini bulamıyorken bunlar...

Siz: Aman be boşver. Ben hiç sevgili işiyle uğraşamam.

Kızılcık: Tabi tabi hep böyle diyenler ilk evlenir.

Kızılcık: Ama ben bu yaz bulacağım eminim.

Siz: Sus kız tövbe de.

Siz: Her yaz sanki aynı şeyi söylemiyor musun?

Kızılcık: Ya Menekşe ya. Niye öyle diyorsun?

Kızılcık: Hem sende bul birini de dörtlü takılırız.

Siz: Tamam tamam Kızılcığım.

Siz: Benim bu yaz bulmam biraz zor.

Kızılcık: NEDEN?

Siz: Çünkü ben bu yaz çiftlikte olacağım ya.

Kızılcık: Hee doğru söylemiştin.

Kızılcık: Sende iddiaya girecek bu yazı mı buldun?

Siz: Nereden bilebilirim.

Kızılcık: Neyse üzülme. Ben seni arada bir kaçırırım. Merak etme.

Siz: Ya sen nesin? Gel alnından öpeceğim.

Kızılcık: İşte ben canım. Yat kalk şükret bana.

Siz: Tamam cıvıtma hemen. Hem oyalama artık beni bir sürü işim var daha.

Kızılcık: Tamam be. Git işini yap o zaman.

Siz: Hadi bye.

Kızılcık: Bye.

Gönderdiği son mesaja kalp yollayıp tekrardan müzik arayışına girişmiştim. Sonunda dinleyeceğim şarkıyı bulmuştum. Hande ablamızdan 'Havaalanı' açarak kendimi motive etmiş ve dolabıma girişmiştim. Dört saate yakın bir curcunadan sonra tam tamına üç valiz ayarlamıştım.

En büyük olana kıyafetlerimi ve ayakkabılarımı, ikinci büyük olana kalan kıyafetlerimi ve takılarım, parfümlerim, makyaj malzemelerimi falan koymuştum. Orta olan valizime ise kitaplarımı, dergilerimi, oradayken canımın sıkılmaması için gereken çoğu eşyamı koymuştum. Ayrıyetten sırt çantama da bilgisayarımı, tabletimi ve diğer teknolojik eşyalarımı koymuştum. Ne olur ne olmaz katabildiğim kadar çok şey almalıyım yanıma.

Hazırladığım valizleri odamın bir köşesine düzgünce yığmış ve aşağıya inmek için harekete geçmiştim. Karnım acıkmıştı ve büyük bir ihtimal öğlen yemeğini yemişlerdi. Bir kişi de gelip 'Menekşeciğim yemek hazır. ' demiyor ki.

Merdivenlerden inip yönümü mutfağa çevirmiştim. Mutfaktan içeriye girdiğimde Meryem teyzenin oturup kahve içtiğini gördüm. Kendimi belli etme için "Afiyet olsun Meryem teyze." demiştim. Beni farketmesiyle başını kaldırmış ve yüzündeki tatlı tebessümüyle "Sağolasın Menekşe kızım." demişti. Meryem teyze kısa boylu ve tombul bir kadındı. Tamamen beyazlamış saçları taktığı yazmadan belli oluyordu artık. İlk evimize Özgür abim beş yaşındayken gelmiş ve çıkmamıştı. Her zaman sıcak kanlı ve tatlı davranırdı.

Bende küçük bir tebessüm yollayıp "Yemek var mı?" diye sormuştum. Hemen başını sallamış ve ayağa kalkmıştı. "Olmaz mı? Sen öğlen yemeğinde olmadığın için ayırmıştım ben sana." deyip ocağın altını yakmıştı. "Valizlerimi hazırlamaya girişince yarım bırakıp inmedim yemeğe." diye kısa bir açıklama yaptım.

Mutfakta bulunan masaya oturup yemeklerin ısınmasını beklemeye başlamıştım ki Meryem teyze " Kaç gün kalacaksın çiftlikte?" diye sormuş ve kahvesini bıraktığı yere geri oturmuştu. Meryem teyzenin sorusuyla dudaklarımı sarkıtmıştım. "Bütün yaz. Mecburen." demiştim. Meryem teyzenin kafasının karıştığını yüzünden bile anlayabiliyorken fazla bekletmemek için açıklamaya başlamıştım.

"Geçen abimler geldiğinde bir iddiaya girdik. Bu yüzden bütün yaz çiftlikte kalmak zorunda kalacağım." demiştim. Meryem teyze yine pozitifliğini korurken "Olsun. Hem biraz uzaklaş şehir hayatından." demişti. Babamın mutfaktan içeriye girmesiyle sohbetimiz kesilirken "Menekşe'm. Hazırladın mı eşyalarını?" demişti yumuşacık bir sesle. "Hazırladım baba. Şimdi de yemek yiyecektim." dedim ve tabaklara yemekleri koyan Meryem teyzeye gözüm kaydı.

"Tamam canım. Yemekte seni göremeyince odana çıktım sen çoktan inmişsin bile." dedi. 'Ah be baba insan bir yemek yiyiyoruz diye de gelir.' demiştim içimden. Saçlarımın üzerine minik bir buse kondurup "Afiyet olsun o zaman. Benim gitmeden önce halletmem gereken işlerim var." deyip kapıya yönelmişti.

Arkasından "Kolay gelsin." diye seslendim. "Sağol canım." diyerek beni yanıtladı. Meryem teyzenin önüme koyduğu tabaklarla yemeğin kokusunu içime çekerek "Ellerine sağlık Meryem teyze." demiş yemeğimi yemeye başlamıştım. Bana küçük bir tebessüm yollayarak "Afiyet olsun." deyip mutfaktan çıkmıştı.

Bir yandan yemeğimi yiyip bir yandan telefonumdan açtığım diziyi izleyerek yemeğimi bitirmiştim. Kendimi dinlenmeye bırakırken yarından itibaren başlayacak çiftlik maceram için küçük bir plan yapmaya başladım.

Sooonn...

Umarım beğenmişsinizdir. Yorumlarınızı bırakmayı unutmayın. 😉

Bölüm sonu

6 yorum