Selamlar, yeni bölüm geldii. Keyifli okumalar... 🪻
Alp'in Anlatımıyla ;
Telefonumun melodisini duymamla zorla gözlerimi açtım. El yordamı telefonumu bulup arayanın bile kim olduğuna bakmadan direk açıp kulağıma dayamıştım. "Aloğ?" ani gelen esneme ile kelime ağzımda kaymıştı. Umarım karşıdaki her kimse anlamıştır. "Alp! Daha uyanmadın mı sen?" telefonda babamın sert sesini duymamla aniden kalkmış ve yatakta oturur pozisyona gelmiştim.
Boğazımı temizleyip "B-baba ben. " diyebilmiştim. "Bahaneni dinlemeyeceğim. Bir saat içinde şirkette ol!"demiş bir şey dememe izin vermeden telefonu suratıma kapatmıştı." Ooff. "diyerek geriye doğru kendimi bırakmış ve telefonuma gelen bildirimlere bakmaya başlamıştım. Babamın dedikleri umrumda bile değildi. Şirkete gidecektim sonra yine bana bir sürü nutuk çekecekti.
Babamın aramasının üzerine yaklaşık bir saat kadar geçmişti ve ben hala yatakta sosyal medya hesaplarımda geziyordum. Bu internet gerçekten kötü bir şeydi. Şimdiye kalkıp bir kahvaltı yapabilirdim. Gözüm saate kaydığında 13.02 olduğunu gördüm. Ben de karnım niye bu kadar çok acıktı diyordum. Sonunda yataktan çıkabilmiştim.
Telefonumu şarja koyup ardında lavobaya girip işlerimi halletmiştim. Saçlarımın bile şekli şemali kaymıştı. Onları da düzeltip odama geri döndüm. Dolabımın önüne gelerek ne giyebilirim diye bakınırken telefonumun tekrar çalmasıyla ayaklarımı sürüyerek komodinin önüne gittim. Ekranda yazan "Big Boss" yazısıyla babamın şimdiden çekeceği nutukları düşünmeye başlamıştım. Çok bekletmemek amacıyla telefonu açtım.
"Alp, neredesin sen?" bir şeyler dememe bari izin verseydin sevgili babacım(!). Ters cevap vermemek için gözlerimi bir kaç saniye açıp kapatıp "Evdeyim." dedim dümdüz bir sesle. "Onu anladım. Peki saatin farkında mısın? Ben sana en az bir saat içinde şirkette ol demiştim!" dakikliği yine şaşmazken ona cevap vermediğim her saniye daha da sinirlendiğini anlayabiliyordum. Ama cevap versem de kızıyordu bundan kaçışım yoktu yani.
"Farkındayım. Bende şimdi hazırlanıp gelecektim." dedim. Ukela cevabımla derin bir soluk almıştı ve "Daha fazla oyalanma ve yarım saat içinde burada ol! Annende yanımda seni bekliyoruz." demesiyle "Baba nasıl yarım saat içinde orada olayım? İstanbul da yaşıyoruz farkındaysan. Neyse annemin senin yanında ne işi var?" demiştim merakla. "Buraya gelince öğrenirsin." dedi ve yine suratıma telefonu kapattı. Babama ne kadar da sinir olsam da annemin de yanında olması beni meraklandırmıştı.
Tam tamına on dokuz yıl önce boşanmışlardı. O zamanlar daha beş yaşındaydım. Küçük olduğumdan hiçbir şeyin farkında olmadığımı sanıyorlardı ama en büyük hatayı burada yapmışlardı. Babamın başka bir kadınla ilişkisi olduğunu öğrenen annem o gece ardına bile bakmadan evi terketmişti. Babamda sinirlenip evden çıkıp gitmişti ve koca evde tek başıma kalmıştım. Hizmetçilerden Sema teyze ile eşi Uğur amca kalmıştı o gece yanımda. Sonra ise boşanmışlar ve ben istesem bile bir araya zor gelmişlerdi. Şimdi şirkette birlikte olmaları kafamı baya karıştırmıştı.
Hızlıca dolabımdan beyaz tişörtümü ve siyah renkte salaş pantolonumu almış, üzerimi değiştirmiştim. Tişörtümün üzerine açık gri yarım kollu bir gömlek geçirmiş ve önümü açık bırakmıştım. Saçlarıma da son dokunuşlarımı yapıp saatimi de bileğime takmış son olarak telefonumla kaskımı ve anahtarlarımı da almış evden çıkmıştım.
Otoparka indiğimde güzel kızımın beni beklediğini gördüm. "Naber prenses." dedim ve onu beğeniye süzdüm. "Hadi bakalım. Gidelim de Big Boss'u daha fazla kızdırmayalım." dedim ve yola koyuldum.
Kırkbeş dakikalık bir süre içinde şirketin önüne gelmiştim. Motorumdan inmiş ve göklere uzanan şirketimize bakmıştım. "Yenilmezler Holding" yazıyordu kocaman ama ben babama yenilmiştim. Şaka şaka gülün diye. Daha fazla oyalanmamın boşuna olduğu düşünerek kafamdaki kaskı elime alarak girişe doğru ilerlemiştim. Girişte ki güvenlik beni tanıyarak "Hoşgeldiniz Alp Bey." demişti ona bir baş selamı vererek kapıdan içeri girmiştim.
Lobide bulunan Hande'nin yanına gitmiş ve "Selam Hande." demiştim. Sesimi duymasıyla başını kaldırıp bana bakmış ve ayağa kalkarak biraz cilveli bir şekilde "Hoşgeldiniz Alp Bey." demişti. Yüzümde çapkın bir gülümseme belirirken oda bir elini saçına götürmüş ve bukleleriyle oynamaya başlamıştı.
Aradan geçen bir kaç saniye sonunda aklına bir şeyin gelmesiyle hızla yüz ifadesi değişmiş ve hızlıca "Cahit Bey sizi odasında bekliyor." demişti. Gözlerindeki tedirginlik kafamı karıştırırken başımı 'tamam' anlamında sallamış ve kaskımı ona vermiştim. Göz kırparak asansöre doğru ilerledim.
Nedense içimde kötü bir his vardı. Şirketin kasvetli havası beni de etkiledi herhalde diye düşünerek gelen asansöre binmiş babamın odasının olduğu kat numarasına basmıştım. Asansör hiç duraksamadan istediğim kata çıkartırken her yerin neden bu kadar hareketsiz ve sessiz olduğunu düşünüyordum. Koridordaki en son odanın önüne gidinceye kadar kimsenin karşıma çıkmaması kafamı daha da karıştırırken babamın asistanı Selda Hanımı görmemle adımlarımı ona doğru çevirdim.
Selda Hanım beni farketmemiş telefonuyla ilgilenirken hafifçe boğazımı temizlemem ile bakışlarını bana çıkarmıştı. Şaşkınlıkla "Alp Bey!" demiş tedirgin bakışlarını babamın odasının kapısıyla benim aramda gelip götürmüştü. Derin bir nefes verip sağ elimle şakalarımı ovmaya başlamıştım. "Neler oluyor? Neden herkes beni görünce bir tedirgin oluyor ve neden bugün şirket bu kadar sessiz?" diye ard ardına soruları sıralamıştım.
Selda Hanım bu kadar soru sormamdan dolayı galiba yüzüme hala boş boş bakıyordu. En sonunda kendine gelmiş ve "Bugün Cahit Bey çok sinirli bu yüzden herkeste bir gerginlik var." demişti. "Tamam tamam. Babam odasında mı?" diye sormuştum. Selda Hanım beni başıyla onaylarken daha fazla durmamış ve babamın odasına tabiri caizse dalmıştım.
Odaya pat diye girmemle ikisininde bakışları bana dönmüştü. Babam kendi masasında otururken, annem babama en uzaktaki tekli koltuğa oturmuştu. Yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirerek "Merhabalar sevgili ailem(!)!" demiş odanın ortasında kollarımı iki yana açarak onlara bakıyordum.
İkisininde suratı sirke satıyordu. Bu yüzden daha fazla abartmayarak ciddileşmeye çalışmıştım. Babam "Alp, sana kaç defa aynı şeyi söyleyeceğim. Kapıyı çalarak gir diye." sesi sert ve benden hoşnutsuz olduğunu belli eder şekilde çıkmasıyla gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutmuştum.
Benim bir şey dememe gerek kalmadan annem "Hoşgeldin bir tanem." diyerek ayağa kalkmış ve bana doğru gelerek sarılmıştı. Nedense onun bu sarılmaları hiçbir zaman samimi gelmiyordu. Beni sevdiğini söylüyordu ama bunu bir türlü hissedemiyordum. Elimden tutarak beni koltuklara yöneltmişti.
Annem uzun boylu, siyah dalgalı saçlı ve yeşil gözlüydü. Her zaman bir iş kadını gibi giyinir ciddiliğini korurdu. Babam da uzun boylu, hafif beyazlamış saçları ve siyah gözleri vardı. Onu da tanıdığımdan beri sadece çalışır ve bana kızardı. Bunların nasıl evlendiğini bir türlü anlayamıyordum. Ben ise siyah dalgalı saçlarımı annemden, siyah gözlerimi de babamdan almıştım. Neyse konumuza geri dönelim.
Babamın da koltuğundan kalkıp bizim yanımıza gelmesiyle bir kaç dakika kimse konuşmamış sadece birbirimize bakmıştık. En sonunda dayanamayarak "Beni buraya neden çağırdığınızı artık söyleyecek misiniz?" dedim.
İkisi birbirine yan gözle bakış atıp en sonunda babam söze girmişti. "Alp biz bir karar aldık." dedi babam ve bakışlarını bana dikti. Gerçekten bu ebeveynlerin boşu boşuna yaptırdıkları heyecan beni benden alıyor. Derken aklıma kötü olasılık düştü. Babam söze böyle başladıysa kesin bir haltlar vardı.
İhtimal bir;tekrar evlenecekler, hayır böyle bir şey olması mümkün değil. İhtimal iki; bana kardeş geli-, tövbe tövbe bu imkansız. Düşüncelerden sıyrılmamı sağlayan babamın "Alp?" diye sesi olmuştu. İkisine de tedirgin ve anlamamış bakışlar atarken babam "Aklından nasıl şeyler geçiyor bilmiyorum ama biz konuştuk. Seni eski askerlik arkadaşımın yanına göndereceğim."dedi ve ekledi." Çalışman için biraz orada adam ol gel diye." cümlesini bitirip arkasına sanki üzerinden büyük bir yük kalkmış gibi yaslandı.
Ben hala şaşkın şaşkın ona bakarken en sonunda kendime gelmiş ve "Ne!"diye tepki verebilmiştim. Aniden ayağa kalkarak "Çiftlik mi? Ben çiftlikte ne yapacağım? Hem neden gidip orada çalışıyorum? Burada çalışırım daha iyi? " hem volta atıp hemde ard ardına sorduğum sorularla hala kendi kendime bir sonuç çıkarmaya çalışıyordum.
"Alp lütfen bir oturup dinler misin bizi?" annemin yumuşatmaya çalıştığı sesiyle ona bir bakış atmış ve tekrardan volta atmaya devam etmiştim. "Olmaz, ben istemiyorum." demiştim ama daha çok kendimle konuşur gibi çıkmıştı sesim. Babamın "Alp, otur!" demesiyle onu da takmamış odada dolanmaya devam etmiştim.
"Alp dedim otur!" babamın daha yüksek ve daha sert çıkan sesiyle mecburen oturmak zorunda kalmıştım. "Şimdi." deyip sehpada bulunan sudan bir yudum almıştı. "Büyük bir ihtimal bunu neden yaptığımızı sorguluyorsun." dedi. Aman Allah'ım baba ne kadar da zekisin.
"Alp, son zamanlarda kendini çok saldın. Ne bizim sözümüzü dinliyorsun ne de herhangi bir şey yapıyorsun. Hayatta bir meşgalen kalmadı oğlum. O yüzden bizde böyle bir karar aldık." dedi annem açıklamaya çalışarak. Annemin sözleri üzerine sinirle kahkaha atmaya başladım. Sonunda kendimi durdurabildiğimde ikisi de bana 'bunu biz yapmış olamayız' bakışı atıyordu.
Biran da gelen ciddilikle "Anne acaba beni hala on yaşında bir çocuk mu sanıyorsunuz?" deyip bir şeyler demelerine izin vermeden. "Artık hayatıma karışmayın. Küçükken bile bu kadar karışmıyordunuz. Neden korkuyorsunuz? Şirketinizin başına geçecek biri olmadığından mı?" deyip onlardan ciddi ciddi bir cevap bekledim ama bir ses gelmeyince dudaklarımda acı bir tebessüm yer edindi.
"Merak etmeyin. Diğer çocuklarınız da var yani başı boş kalmaz buraları." dedim ve ellerimi dizlerime koyarak. "Neyse sizi daha fazla dinlemeyeceğim zaten konuştuğunuz da yok da ve ayrıca o dediğiniz yere gitmeyeceğim." deyip ayağa kalktım.
Bu hareketimle annem de ayağa kalkarak "Alp. Gel otur hemen gitme." dedi ve elimi tutarak koltukta yanına oturttu. Aslında gidecektim ama nedense kalmam için içimde garip bir dürtü vardı. Annem "Alp, evet haklısın oğlum. Zaten bizde sana illa orada çalış diye yollamak istemiyoruz. Bizim istediğimiz farklı bir ortam görmen, yeni arkadaşlar edinmen. Lütfen bizi yanlış anlama." deyip saçlarımı okşadı. Bu hareketi yaparken ellerinin titremesi gözümden kaçmamıştı.
Göz ucuyla babama baktığım da o da bakışlarımı farketmiş başını annemi onayladığını belli edercesine sallamıştı. "Ben yinede gitmek istemiyorum. Burada bir düzenim var. Çevrem var." deyip babama bakmıştım. Çünkü onun karşı çıkacağını biliyordum.
Düşündüğüm gibi de oldu kaşlarını çatarak yerinde doğruldu. "O zaman sahip olduğun her şeyi elinden alırım." dedi büyük bir ciddilikle. Ben ise buna inanmadığım için gülmeye başladım. "Yani isteğini yerine getirmedim diye elimdeki her şeyi alacaksın. Ciddi misin baba?" demiştim.
O ise ciddiliğini bozmayarak "Fazlasıyla." demişti. Yüzümü düz bir ifadeye getirerek "Böyle bir şey olmayacak o yüzden fazla ümitlenmeyin." deyip ayağa kalktım. "Sen bilirsin?" babamdaki sakinlik korkmama sebep olurken verdiği cevapla odadan çıkmıştım.
Lobiye indiğimde Hande bıraktığım yerde oturuyordu. Beni görmesiyle ayağa kalkmış ve cilveli bir gülümsemeyle kaskımı bana uzatmıştı. Ben ise sinirlerim tepemde olduğu için sertçe elindeki kaskımı almış ve çıkışa doğru yürümüştüm.
Babamla konuştuklarım hala aklımda tekrarlarken sinirle "AHH! Yeter!" demiştim kendi kendime. Motorumun yanına ulaşmamla hızla binmiş ve şirketten uzaklaşmıştım.
Sabahtan beri hiçbir şey yemediğimi farkedince kendimi en yakındaki kafelerden birine atmıştım.
Ve soon.
Umarım beğenmişsinizdir.
Görüşlerinizi ve yorumlarınızı bekliyorum...



