Selaammm! Yeni bölüm geldi keyifli okumalar...
Erken kalkmaktan nefret ediyorum. Dün hazırlık yapacağım diye erken kalkmıştım bugünde yolculuk var diye erken kalkmıştım. Bütün yazımı geçireceğim çiftlik maceram artık başlıyordu. Sonunda arabalara binmiş ve yolculuk başlamıştı.
Kulaklığımı takmış başımı cama dayayarak akıp giden yolu izliyordum. Telefonuma gelen bildirimle bakışlarım elimdeki telefonuma kaydı. Tabi ki de mesaj Burcu'dandı.
Kızılcık: Kanka bu çocuk benim isteğimi kabul etmedi.
Siz: Burcu canım arkadaşım. Sen bu mesajı atalı daha ne kadar oldu da isteğimi kabul etmedi diye sızlanıyorsun!
Kızılcık: Hehe tamam kızma ya.
Siz: Bir kaç gün bekle döner.
Siz: Artık o hesap adıyla ne kadar geri takip eder bilemedim ama.
Kızılcık: Ya Menekşe! İnsan biraz destek verir ya!
Siz: Ne yalan mı?
Kızılcık: Konuşma benimle.
Siz: Kızılcığım tamam kızma gel.
Siz: Nereye gittin?
Siz: Aman ya! Nasıl olsa tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır.
Yazıp sohbetten çıktım. Dünkü konuşmamızdan sonra bu yaz sevgili bulacağım diye hırslanmıştı. Eskiden bir kaç kere karşılaştığı çocuğa platonik olarak aşık olmuştu. Önceden her şeyi bahane eder istek atmaktan korkardı fakat bu sene fikri değişmiş ve 'burcunuz_burcumuz' diye saçma sapan burçlarla ilgili bir hesap açmıştı. Astronomi okuduğunu illa belli edecek.
Telefonda biraz daha oyalandıktan sonra gözlerimin yorulduğunu hissetmiş ve koltukta rahat bir pozisyona gelerek küçüklükten beri en çok sevdiğim şeyi yapmıştım: Yolculukta uyumak.
Beş saat sonra;
Sarsılıyorum. Yoksa deprem mi oluyor. Korku uykulu beyinimi sarmışken beni sarsan şeyin bir el olduğunu hissetmemle rahatlamıştım. Bilincim biraz daha uykudan sıyrılırken adımı duyuyor gibi oldum. "Menekşe. Hadi uyan." birisi beni uyandırmaya çalışıyordu.
Bir rahat bırakın insanı ya. "Ay! Vallahi şu kızı uyandırmak ömrümü kısaltıyor." annemin isyan dolu sesiyle tamamen uyandım. Ama gözlerimi açmıyordum. Annem en sonunda "Ahmet!" diye babama seslenmişti. Babamın uzaktan "Efendim gülüm." diyen sesinin gelmesiyle annem isyankar bir sesle "Gel şu kızını uyandır." demişti.
Kendimi gülmemek için sıkarken gözlerimi fazla belli olmayacak şekilde açtım. Annem kapıda ellerini beline koymuş karşıya bakıyordu. "Uyanmadı mı o?" babamın yaklaşan sesiyle gözlerimi geri kapatmıştım. Amaç annemi biraz kızdırmak. "Uyanmadı." annemin bıkkın çıkan sesi gülmeme neden olurken kendimi kısmaktan canım acımaya başladı.
"Bebekliğinde de aynıydı." diyen babamın arabanın içine doğru eğildiğini hissetmiştim. "Menekşe'm. Hadi uyan artık kızım, geldik." tatlı bir şekilde seslenmesiyle ve hafifçe dokunmasıyla sanki yeni uyanıyormuş gibi gözlerimi yavaşça açtım.
Boğazımı temizleyip "Baba." demiştim ki annem "Zaten ben iki saat uyandırmaya çalışırım, uyanmaz. Babası geldi mi açılıverir gözlerin." sitemli cümlesiyle hafifçe güldüm. Annem yandan ters bir bakış atıp yanımızdan ayrılmıştı. Babam ise gülmemi farketti ve kafasını sağa sola doğru hafifçe salladı. "Hadi kalk." deyip elini uzattı. Elini tutup yattığım yerden doğruldum. Her yerim tutulmuştu. Anlık yüzüm buruşurken yavaşca bedenimi açtım.
Babam halime gülerek "Kaç saat uyudun da tutuldun bu kadar?" demesiyle elimle beş işareti yaptım. "Maşallah." demiş ve o da yanımdan ayrılmıştı. Arabanın içinde biraz daha kendime gelmek için oturmaya ve telefonumu aramaya başladım. Zor zahmet telefonumu bulmuş ve arabadan çıkabilmiştim.
Öğlen olmuştu. Güneş, gözümü alırken sağ elimi gözlerimi siper edecek şekilde alnıma koydum. Çiftlik evimize doğru bakmaya başladım. Her yıl yenilenen beyaz boyasıyla iki katlı müstakil bir evdi. Kocaman bir bahçesi vardı. Evin önündeki bahçesinde süs ağaçları ve süs çiçekleri bulunuyordu. Büyük bir tanede çınar ağacı vardı. En sevdiğim yerlerden birisiydi çünkü ağaçta bir tane de salıncak vardı. Oraya binmek için sabırsızlanıyorum. Evin arkasında ise ahırlar bulunuyordu. Bir de kümes. Daha fazla güneşin altında kalmamak için arabanın kapısını kapatıp eve doğru ilerlemeye başladım.
Ertafa bakınarak yavaşça yürürken elinde kürekle ön bahçeye gelen Mustafa amcayı gördüm. Üstünde koyu renk bir tulum, başında ise eski şapkasıyla yorgun adımlarla yürüyordu. Tam elini şapkasına atmışken beni farketti ve yüzünde sıcak bir tebessüm oluştu. Elimi kaldırıp ona el sallarken Mustafa amca bana doğru yürümeye başladı.
Aramızda bir kaç adım bırakıp "Hoşgeldin Menekşe kızım." demişti. Tebessümüm büyürken "Hoşbuldum Mustafa amca. Nasılsın?", başını 'sağol' manasında ilk eğmiş sonra da "Çok şükür iyiyim. Sen nasılsın görüşmeyeli?", çok bekletmeden "İyiyim bende." demiştim. Bir şeyler daha diyecekken babamın sesinin gelmesiyle "Hah, Mustafa amca bende seni arıyordum." deyip hızlıca yanımıza gelmişti. "Buyurun Ahmet Bey." Mustafa amca bize ne kadar samimi davransada babam ve anneme saygılı davranırdı.
"İstersen içeri geçelim. Sıcakta konuşmayalım hem." babamın teklifiyle Mustafa amca pek gönüllü gibi değildi. "Daha yeni ahırda geldim Ahmet Bey. Şuradaki çınarın altındaki gölgede konuşsak sizin içinde uygun olur mu?" işaret parmağıyla karşımızdaki gölgeliği işaret etti. Babam anlayışla başını aşağı yukarı sallayıp o yöne doğru yürümeye başladılar. Babam arkasına hafif dönerek" Menekşe sen içeri geç istersen. Sıcakta bekleme. " onu başımla onaylayıp hızlıca kapıdan içeri girdim. Ne kadar sıcaktı ya. En güzeli odama çıkıp bir güzel duş alayım. Hem yerleştirmem gereken bir sürü eşyam var. Kendi kendime oflayarak üst kata çıktım.
Odama geldiğimde eşyalarımın kapının yanına bırakıldığını gördüm ve en büyük valizimi alarak dolabımın öüne getirdim. Odam küçük ama konforlu ve ferahtı. Küçükken babama illa çatı katında bir oda istiyorum diye tutturmuştum. İyi ki de öyle yapmışım. Yatağımın tam üstünde, sağında ve karşısında pencere vardı. Sağ köşede küçük bir çalışma masası ve kitaplığım var. Giysi dolabım ise sol tarafta lavabonun bulunduğu taraftaydı. Ortada tavandan sarkan bir de salıncağım var.
Eşyalarımı yerlerine yerleştirmiş ve kendimi duşa atmıştım. Kısa bir duş rahatlamamı sağlarken odamın kapısının tıklatılmasıyla "Kim o?" deyip bornozuma sarılmıştım. "Menekşe'm müsait misin?" babamı fazla bekletmeden "Duştan çıkmıştım baba." diye onu yanıtladım. "Tamam canım. Yemek hazır onu haber vermeye gelmiştim. Hazırlan in hemen. Seni bekliyoruz." anlık bakışlarım duvardaki saate kayarken saatin ne kadar da çabuk geçtiğine şaşırmıştım. "Tamam baba." diye onu yanıtlayıp hemen dolabımın önüne geldim.
Rahat olması bakımından altıma dizlerimin üzerinde biten bol bir siyah şort ve üstüne bel hizama gelen üzerinde Tom ve Jerry bulunan gri yarım kollu tişörtümü giydim. Saçlarımı da tarayıp gri renkteki mandal tokayla tutturmuştum. Aynada son kez kendime bakıp telefonumu da alarak kapıdan çıkmıştım. Şükür.
Hızla merdivenleri inerek annemlerin yemek odasında olabileceğini düşünerek adımlarımı oraya çevirdim. Koridorda ilerlerken misafir odalarının olduğu bölümden biri çıktı. Gözlerim şaşkınlıkla açılmış ona bakarken o da beni farketmiş olmalı ki göz göze geldik. Allah'ım rezil oldum. Çocuğa öyle bakılır mı Menekşe? Neyse bozuntuya verme.
Bana doğru geliyor. Olamaz. Beyaz teniyle zıt siyah saçları özenle taranmış. Hayır hayır, bir dakika. Hiç kitaplardaki gibi değil bunun saçları, karman çorman. Ama yinede yakışıklı gözüküyor. Yalan söyleyemeyeceğim. Aramızda bir kaç adımlık mesafe kalmışken kendime gelebilmiş ve bir adım gerilemiştim. Yüzünde gördüğüm ukala sırıtmayla biraz önce ki düşündüklerimi geri alıyorum. İki baktık diye hemen kendini bir şey sanmıştı.
Hala birbirimize bakerken bunun ne kadar garip olduğunu farketmiştim. O da bundan rahatsız olmuş olmalı ki gözlerini üzerimden çekip bir elini ensesine attı. Ne bu böyle flört eden ergenler gibi. O zaman sen niye buradasın Menekşe? Sus iç ses ya.
Karşımdaki çocuğun hafifçe boğazını temizlemesiyle odak noktam ona dönerken "Merhaba." demişti. Noluyor Noluyor? Çocuğun sesi bile yakışıklı. Menekşe çürş ama sanki ilk defa erkek görüyorsun. Tövbe ya. Kendi kendime de kızdığımda göre artık şimdiye dönebiliriz.
Lan ben çocuğa daha cevap vermedim. Menekşe ağzımdan kötü şeyler çıkartacaksın şimdi. Tamam sakin. Relax. Biranda gelen ciddilikle "Merhaba." diyebilmiştim. Tekrar Hint dizilerine dönmemek için "Sen.. Yani siz.. Sizi daha önce gördüm mü acaba?" aferin kendimi ayakta alkışlıyorum. Çocuk konuşmama gülmüştü. Al bir de buradan yak Menekşe. "Hayır. Daha önce tanışmadık. Sizi görsem unutmazdım zaten." çapkın sırıtışı ve ukala cevabıyla ağzına bir tane yapıştırmamak için zor durmuştum. Sakin Menekşe.
Benden cevap gelmeyeceğini anlayınca elini uzatmış ve "Ben Alp." demişti. Eline ters ters bakışlar atarken biraz önceki ukalalığı yüzünden tutmayacaktım. Zaten tutma Menekşe günah günah. Bakışlarımı anlamış olmalı ki elini yavaşça geri çekmiş ve "Siz isminiz bahşetmeyecek misiniz?" mahçup olmuş gibi çıkan sesiyle konuşması onun nasıl bir karaktere sahip olduğunu anlamamı zorlaştırıyordu.
"Bende Menekşe. Memnun oldum." dememle yüzünde apaçık belli olan bir şaşkınlık belirmişti. Neye şaşırdı acaba bu kadar? Düşünmeme gerek kalmadan o mistik soruyu sordu. "Çiçek olan Menekşe mi?" Allah'ım çıldıracağım. Gerçekten bu nasıl bir soru. Yani sanki başka bir şeye de Menekşe deniliyormuş gibi sorması tepemi attırmıştı. Zaten bunlarda tip olsa beyin olmuyor herhalde.
Bir kaç saniye gözlerimi açıp kapatmış ve karşımda hala şaşkın olan ifadeye bakmıştım. Yazık gerçekten yazık. "Bunu neden sorma gereği duydun. Ben sana ismin dağ olan Alp mi diyor muyum?" ani çıkışımla bir anda bozguna uğrasa da yüzüne bir anda yerleştirdiği ciddi ifade benim de kafamı karıştırmıştı.
Aramızdaki garip bakışmayı arkamızdan gelen babamın sesi böldü. "Menekşe." bir kaç adımda yanıma gelip sağ kolunu omzuma attı. "Galiba çoktan tanışmışsınız." demesiyle onu başımla onayladım. "Alp bu yaz burada kalacak aynı zamanda Mustafa amcaya yardım edecek." dedi. Demek ki bu çocuk babamın gelmeden önce bahsettiği kişiydi. Jeton biraz köşeliymiş.
"Hadi bakalım. Hep beraber yemeğe geçelim." babamın sözleriyle hepimiz yemek odasına geçtik. Annemi görmemle bizi burada beklediğini anlamıştım. "Şükür. Bir ara gelmiyeceksiniz sandım." annemin ufak sitemiyle gülüp babamın kolunun altından çıkmamla yerime oturdum. Babam annemin yanına yaklaşmış ve "Beklettiğimiz için özür dileriz gülüm." demişti. Bakışlarımın anlık Alp'e kaymasıyla annemle babamı buruk bir tebessümle izliyor olması değişik hissetmeme neden oldu.
Sonunda herkes yerlerine geçmiş ve yemek başlamıştı. Sadece çatal kaşık sesi çıkan odadaki sessizliği annemin sorusu bozdu." Ee, Alp sen hangi bölümü okudun?" gerçekten büyüklerin bunu neden sorma isteği duyduğunu anlamıyorum. Size ne yani niye sizi ilgilendiriyor. Alp sakince elinde çatalı masaya bırakarak "Ben babamın zoruyla İşletme okudum. Yanında da Dijital Oyun Tasarımı bölümünü okudum." verdiği cevap ile ağzımın beş karış açılmaması için kendimi zor tuttum.
"Şimdi sen oyun mu yapıyorsun?" bakışları bana dönerek aynı sakinlikle "Evet." dedi. Bu olayı niye tekrarlıyormuşum gibi hissettim. Akıllı biraz önce sana adının çiçekten mi geldiğini sordu da ondan. Allah'ım rezillik. Bakışlarımı yemeğime indirerek hızlı hızlı yemeğe başladım. Çünkü buradan biran önce çıkmam lazım.
Yemeğime odaklanmışken bakışların benim üzerime döndüğünü hissetmemle başımı kaldırdım. "Menekşe, yemek boğazında kalacak. Yavaş ye kızım." gözlerim far görmüş tavşan gibi açılırken o kadar hızlı ve sesli yemek yediğimi düşünmemiştim. "Tamam baba." cılız çıkan sesim garipsememe sebep olurken gözlerim Alp'e takıldı. Bana sırıtarak bakmakta olduğunu gördüm. Ne bakıyorsun oğlum deyip ağzına bir tane yapıştıracaktım. Ama sakin Menekşe. Gözlerimi devirerek ona cevap vermiş ve yemeğime geri dönmüştüm. Daha yavaş ve daha sessiz bir şekilde.
Sonunda yemek faslı bitti. Annemle babam salona geçerken bende odama doğru hareketlendim. Alp'in ise nereye gittiği umrumda değildi. Bugün güzel bir şekilde dinlenecek ve yarından itibaren güzel bir başlangıç yapacaktım.
Bölüm sonu...
Sonunda tanıştılar.
Alp'in sorusu nasıldı sizce?
Menekşe'nin tepkileri nasıldı?
Yorumlarınızı ve Görüşlerinizi bekliyorum...



