İçeriğe geç

İddianın Bedeli: Aşk

Bölüm 21 · 10 dk okuma

İddianın Bedeli: Aşk

Bölüm 21

İzin

Selamlar, iyi okumalar...

Dün, hep beraber bahçe de oturup tatil planı yapmıştık. Şimdi ise babamı ikna etmesi kalmıştı. Herkes yemek odasında sessizce kahvaltısını yapıyordu. Babamı ikna etme işi de bana kalmıştı. Boğazımı temizledim. "Baba." dediğimde anında bakışları bana döndü. "Efendim, Menekşe." Bizimkilere kısa bir bakış attım. "Biz tatile çıkmaya karar verdik." Babam kaşlarını kaldırıp başını salladı. "Tabii, çıkabilirsiniz." dedi. Hemen ikna olmasına şaşırmıştım. "Nereye gideceksiniz?" Garip bir şekilde heyecanlandım. "Antalya/Kaş." 'Tamam' anlamında başını salladı. Bir şeyler daha diyecek gibi oldu. Fakat vezgeçmiş olmalı ki geri kahvaltısına döndü.

"Ahmet amca, başına bir şey falan düşmedi değil mi?" Yiğit'in sorusuyla babam anlamadığını belli eden bakışlarını ona çevirdi. "Nasıl?" Hala anlamadığı belliydi. "Hep beraber tatile gitmemize izin verdiniz." Yiğit'in açıklamasıyla anında bakışları sertleşti. "Ben size izin vermedim. Burcu ve Menekşe'ye izin verdim." Yiğit'in yüzündeki gülümseme anında silindi. "Baba, biz hep beraber gidecektik. Ben, Burcu, Yiğit ve Alp." bakışları bana döndüğünde kesin bir dille reddetti. "Hayır, Burcu ile gidebilirsiniz ama onlara güvenmiyorum." elindeki çatalla Alp ve Yiğit'i gösterdi.

Yiğit, dudağını sarkıtarak babama yavru kedi bakışları atmaya başladı. "Lütfen, Ahmet amca. Bak dediklerine uyuyoruz. Çok yaklaşmıyoruz." dedi. "Bu evden gitmek için sınırlarını zorluyorsun, Yiğit." babamın sözleriyle Yiğit, sus pus oldu. "Canım, yine abartmaya başladın. Çocuklar gitsinler işte." Annem, elini babamın eline koydu. Biliyordu ki babam ona dayanamazdı. "Gülüm, boşuna uğraşma. Bu kadarına da izin veremem." Annem kabullenmişlikle başını salladı. Bize bakarak 'Yapabileceğim bir şey yok.' der gibi bir hareket yaptı. Herkes yemeğini geri dönmüştü.

Kahvaltı bittiğinde Alp dışında üçümüz terasa çıktık. Alp'im çalışmak zorundaydı. "Ee, nasıl ikna edeceğiz. Bu tatile gitmemiz gerekiyor." başımı sağa sola salladım. "Bilmiyorum." dedim. "Bence kaçalım. Gece tam uykunun en derin olduğu saatlerde gidelim." Yiğit dahiyane fikrini sundu. Burcu, Yiğit'in sözleriyle alkışlamaya başaldı. "Bravo, Yiğit. Sonra da Ahmet amca sizi kurşuna dizsin." Burcu'nun sözleriyle Yiğit gözlerini kocaman açtı. Yiğit, Burcu'ya doğru dönerek tedirginlik sordu. "Yapar mı?" Burcu da yönünü ona çevirerek fısıldadı. "Yapar tabii." dedi. Yiğit'in tırstığı yüzünden bile belliydi. Onların bu hali komiğime gitmişti.

Biraz daha nasıl izin alacağımıza kafa yorduk. Fakat yollar hep babamın ikna olmasına çıkıyordu. Kara kara düşünürken annem yanımıza geldi. "Ne yapıyorsunuz çocuklar?" elindeki tepsiyi ortamızda bulunan sehpaya koydu. Tepsi de kurabiye ve içecekler vardı. Tepsiden bir tane içeceği elime aldım. "Ne yapalım anne? Babamı nasıl ikna edeceğimizi düşünüyoruz. İçecekten bir yudum aldığımda buz gibi olması içimi ferahlatmıştı.

"Babanın aksiliği tuttu yine. Çocuklar sizde alın." tepsiyi gösterdiğinde ikili eş zamanlı hareket ederek sehpadakilerden aldılar. "Anne, sen bir kez daha konuşsan. Belki ikna olur." Anneme tatlı bakışlar atıyordum. İlk ofladı. "Menekşe, biliyorsun kızım. Yine de tekrar deneyeyim." demesiyle Yiğit coşkuyla bağırdı. "Yaşa be Gülden teyze." hepimiz bu haline güldük. Annem biraz daha bizim yanımızda oturmuştu. Ardından babamın yanına uğramak için ayaklandı.

Biz de heyecanlı bir bekleyişe girdik. Yaklaşık 45 dakika sonra annem tekrar kapıdan göründü. Yüzünün biraz telaşlı ve düşük olması korkutmuştu. Yanımıza gelip oturdu. "İzin verdi mi Gülden teyze?" Burcu'nun sorusuyla annem hepimize göz gezdirdi. "Konuşmak için yanına gittim. Fakat şirkette birkaç sorun çıkmış. Onunla uğraşıyordu. Bir de sinirleri tepesinde olduğu için açamadım konuyu." Annemin cevabıyla yüzüm düştü. "Üzmeyin canınızı akşam tekrar sorun. Belki izin verir." deyip ayaklandı. Boşalan tepsiyi eline alıp uzaklaştı. "Şimdi ne olacak? " Burcu'nun düşünceli sesi sessizliği bozdu. "Ben akşam tekrar sorayım. Bazen kafası dolu olduğunda kolayca izin veriyor." dedim. "Tamam o zaman öyle yapalım." Beni onayladıklarında akşamın olmasını beklemeye başladık.

Terastan çıkıp odama ilerledim. Odama girdiğimde yatağa kendimi bıraktım. Daha akşama çok vardı. 'Umarım babam kabul eder. ' diye geçirdim içimden. Kendi kendime düşüncelere dalmış iken telefonumun melodisi odada yankılandı. Ekrana baktığımda 'Alp'in ismini gördüm. Yattığım yerden doğruldum. Garip bir heyecan basmıştı. Telefonu açıp kulağıma dayadım.

"Efendim."

"Çiçeğim." diyen sesiyle yüzümde küçük bir tebessüm oluştu.

"Ne yapıyorsun Alp?"

"Şimdi işim bitti. Odama geldim. Duş alıp dinleneceğim. "

"Hım. Pekala."

"Sen ne yapıyorsun?"

"Yiğit ve Burcu ile terasta oturduk biraz. Odama gelmiştim. Hala babamdan nasıl izin alacağım, diye düşünüyorum."

Alp, derin bir nefes verdi. "Merak etme alırız bir şekilde izni."

"Umarım. Şirkette de sorunlar çıkmış biraz sinirliymiş."

"Eyvah! Yandık o zaman desene."

"Aslında bunu bir fırsata da çevirebilirim."

"Nasıl?"

"Şöyle, babam kafası dolu olduğu zaman bazı şeylere çabuk izin veriyor."

"Ya. O zaman iyiymiş."

"Evet."

"Menekşe, böyle konuşacağımıza yüz yüze konuşsak. Tabii herhangi bir işin yoksa?"

"Olur. Konuşalım."

"Tamam o zaman. 15 dakika sonra bahçedeki oturma grubunda buluşalım."

"Tamam. Buluşalım." deyip kapattım.

Hemen ayağa kalkıp aynanın karşısına geçtim. Üstüme başıma çeki düzen verdim. Üzerimde bol, beyaz renk bir tişört vardı. Altıma ise kot şortlarımdan birini giymiştim. Bozulan saçlarımı elimle düzeltip tepeden at kuyruğu yaptım. Son kez kendime baktığımda hazırdım. Telefonumu elime aldığımda yalnızca beş dakikanın geçtiğini gördüm. Erken inmenin zararı olmayacağını düşünerek odamdan çıktım.

Yavaş yavaş merdivenleri indiğimde yönümü kapıya verdim. Bahçeye çıkıp oturma grubuna doğru ilerledim. İki kişilik koltuğa oturdum ve beklemeye başladım. Telefonumu çıkartıp sosyal medyaya girdim. Kaç dakika geçti bilmiyorum. O kadar dalmışım ki arkamdan "Böö!" sesi gelmesiyle korkuyla bağırdım.

Başımı arkaya çevirmemle Alp kahkahalarla gülüyordu. "Yüzünün halini görmeliydin." kahkahalarının arasında zorla bu cümleyi kurmuştu. Sinirle ayağa kalktım. Kaşlarım çatık bir halde ona bakıyordum. Kahkahaları sinirimi daha çok bozmaya başlamasıyla ona doğru yaklaştım. Kızgın görünüşümden korkmuş olmalı ki ben ona yaklaştıkça o da geriliyordu.

Yüzünde hala sırıtış dururken, "Menekşe, sadece küçük bir şakaydı." Biraz daha ona doğru yürümemle geriye doğru bir adım attı. "Öyle mi? Ben nasıl korktum biliyor musun?" diye bağırdığımda yine gülmeye başladı. Hızlanıp tam yakalayacakken o da koşmaya başladı. Arkasından ona yetişmek için hızlandım." Alp gel buraya!" diye bağırdım.

Evin etrafında bir tur atmıştık. Nefes nefese başladığımız yere geri geldik. Alp benden uzaklaşıp tam karşımda yerini aldı. Hala bana sırıtarak bakıyordu. İşaret parmağımı ona doğru tehditkar bir şekilde salladım. "Elime bir geç o saçlarını teker teker yolacağım." dedim nefes nefese. "Hadi! Yakala o zaman." bilerek beni sinir ediyordu.

Ona doğru koştuğumda tekrar kaçmaya başladı. Birkaç tur aynı yerde döndük. Benden hızlı koştuğunda daha çok o beni kovalıyor gibi gözüküyordu. Bana yetişip beni tuttuğu gibi ayaklarımı yerden kesti. Ani hareketiyle ağzımdan küçük bir çığlık kaçmıştı. Elinden kurtulmak için ellerine vuruyordum. "Alp, bırak beni!" sinirle söylediğim şeye güldü. Birkaç defa kendi etrafında döndü. Artık başım dönmüştü.

"Bırak!" diye bağırmamla bu sefer beni yere indirdi. Ani bırakmasıyla durduğum yerde sendeledim. Bu sefer dengemi sağlamak için kolumdan tuttu. "Aman dikkat." Biraz ona tutunarak kendime gelmeye çalıştım. Başımın dönmediği kanaatine vardığımda sertçe yüzüne bakmaya başladım. Hala sırıtıyordu.

Atik bir hareketle saçlarına yapıştım. Çekmeye başlamamla "Ah! Menekşe bırak saçlarımı." elini elime sarmış saçlarından ayırmaya çalışıyordu. Nemli saçları elimden kayacak gibi olduğunda diğer elimi de devreye soktum. Hala acıyla bırakmamı söylüyordu. "Korkutmayacaktın." dedim. Biraz daha öyle durduğumda kıyamayarak saçlarını bıraktım. Başını kaldırdığında elleriyle saç diplerine masaj yapıyordu.

Yüzünü buruşturdu. Küçük çocuk gibi dudağını büküp bana bakmaya başladı. Bu hali içimi acıtmıştı. Niye çekmiştim ki saçlarını? Ona doğru bir adım attığımda korkuyla geriledi. "Gel. Sadece bakacağım." dediğimde tıpış tıpış önüme geldi. Başını eğdi. Saç diplerine baktığımda biraz kızarıklık vardı. Saçlarını biraz okşadım. İlk defa saçlarına dokunmuştum. Onu da çekmiştim tabii. Siyah saçları yumuşacıktı. Elledikçe daha bir güzel geliyordu.

En sonunda kafasından tutup başının üstünü öptüm. Bu hareketime gülmüştü. Biraz daha öyle durduğunda isyan etti. "Çiçeğim. Saçlarımı sevmen hoşuma gidiyor. Ama böyle de boynum kopacak eğmekten." dedi. Ellerimi saçlarından çekmemle başını kaldırdı. Ona gülerek bakıyordum. "Saçların bozulmuş." dememle yüzünde bir sırıtış peydah oldu. Kaşlarını birkaç kez kaldırıp indirdi. "Düzeltsene." Nedense bu hareketine utanmıştım. Yanaklarım yanmaya başladı. Yumruğumu koluna geçirdim.

Şaşkınlıkla bana bakıp diğer eliyle kolunu tuttu. "Gel düzelteyim." dediğimde korkuyla geri çekildi. "Aman kalsın. Başımda saç bırakmayacaksın." dedikleriyle göz devirdim. Ona yaklaşıp hızlıca saçlarını düzelttim. "Yakışıklı oldum mu?" çapkın bir şekilde sordu. Onu geçiştirerek "Oldun oldun." deyip arkama döndüm.

Geri oturma grubuna gittim. Eski yerime oturdum. Alp de gelip yanıma kuruldu. Ona bakmazken bana sataşmaya başladı. İlk, elimi kucağımdan alıp parmaklarımla oynadı. Bir şey demeden elimi ondan kurtardım. Bu hareketimle biraz bana baktı. Ardından sol kolunu kaldırıp omuzlarıma koydu. Biraz öyle kaldıktan sonra elini kaldırdı. Saçlarımda ki tokayı tutup çekti. Saçlarım omzuma dökülürken buklelerimle oynamaya başladı.

Daha fazla sessiz duramadım. "Alp, ne yapıyorsun?" bana masum masum bakmaya başladı. "Bir şey yapmıyorum." dedi. Kaşlarımı çattım. "Bir şey yapmıyor halin bu mu?" diyerek elini gösterdim. Elini çekti. "Rahatsız mı oldun?" Suçlu suçlu bakıyordu. "Hayır da. Babamın görmesinden tedirgin oldum." başını aşağı yukarı salladı. "Özür dilerim." dedi. Şaşkın şaşkın ona bakıyordum. Ne olmuştu buna? "Özür dilemeni gerektirecek bir durum yok ki ortada." omuzlarını indirip kaldırdı. "Bir an da saçlarına dokunmak istemiştim." diye açıklama yaptı. Hala suratı asıktı. Bu hali gülmeme neden olmuştu.

Ağzımdan küçük bir kıkırtı kaçtı. Bakışları bana döndü. Yan bir şekilde oturup ellerimi yanaklarına koydum. Bu hareketimle gözleri büyümüştü. Yanaklarını sıkmaya başladım. "Senin canın mı sıkıldı yoksa?" Sanki bir çocukla konuşur gibi konuşmamla gözlerini devirdi. Ellerini kaldırıp bileklerimi tuttu. "Menekşe, bırak yanaklarımı." dedi. Yanaklarını sıktığım için konuşurken ağzı yamulmuştu. Başını arkaya doğru çekmeye çalışıyorBu haliyle gülmeye başladım.

Sonunda ellerimi yanaklarından ayırmayı başarmıştı. Şimdi kendi elleriyle yanaklarını tutuyordu. Bana garip garip bakmaya başladı. Bu halleri gözüme çok tatlı gelmişti. Alp ile bakışmaya başladık. Ortalık biraz Hint dizilerine döndü. Olsun o kadar. Arkamızdan gelen Burcu'nun sesiyle bakışmaya son verdik. "Aşk kuşları ne yapıyorsunuz burada?" bakışlarım ona dönerken tek olmadığını gördüm. Yiğit ile Burcu çapramızdaki koltuğa oturdular.

"Ne yapalım? Oturuyoruz. Siz ne yapıyorsunuz?" dedim. Sesim bir garip çıkmıştı. "Biz de yukarıdaydık. Canımız sıkılınca sizin yanınıza gelelim dedik." diye açıkladı Burcu. "Alp, senin yanaklara ne oldu oğlum? " Yiğit'in sorusuyla bütün bakışlar Alp'e döndü. Alp de şaşkın şaşkın "Ne olmuş?" diye sordu. Gördüğüm görüntü gözlerimin şaşkınlıkla açılmasını sağladı. Yanaklarında sıktığımdan dolayı izler oluşmuştu. "Sanki biri -." Burcu aklındakini söyleyemeden bakışlarını bana döndürdü. Yanlış anlaşıldığı ortadaydı. "Menekşe, ne olmuş hala anlamadım." bana dönerek sordu. "Birazcık kızarmışlar." dedim. "Biz yanlış bir zamanda mı geldik?" Yiğit'in sorusuyla yanaklarım yanmaya başladı. "Hayır. Düşündüğünüz gibi bir şey yok." aceleyle söylediklerimle nasıl açıklayacağımı düşünüyordum. Alp benden önce davrandı. "Biraz Menekşe'yi korkuttum da. O da sinirle yanaklarımı sıkmıştı. Ondan olmuş olabilir. Yoksa düşündüğünüz gibi bir şey yok. Zaten Ahmet amcanın her yerde gözü var." sona doğru sesi kısılmıştı. Burcu ile Yiğit olayı fazla kurcalamadan başlarıyla onayladılar. Rezil olmuştuk.

Bahçe de biraz daha oturup konuştuk. Odama gitmek için yanlarından ayrıldım. Terden yapış yapış olmuştum. Alp'i kovalamamında etkisi var tabii. Odama çıkıp hızlıca duşa girdim. Rahatlamış bir şekilde duştan çıkmıştım. Gardıropumun önüne gelip ne giysem diye bakınmaya başladım. Gözüme kestirdiğim siyah eşofmanımı giydim. Üzerine de yarım, yeşil tişortlerimden birini giydim. Saçlarımın nemini aldırıp, taradım. Mandal tokalarımdan biriyle saçlarımı tutturdum. Akşam yemeğine kadar odamda kalmaya karar verdim.

Yatağıma oturdum. Laptopumu açıp, uzun zamandır izlemeye vaktim olmadığı dizimi açtım. Birkaç bölüm izlediğimde akşam yemeği vakti gelmişti. Üstümü ayna da düzeltip aşağıya inmek için odamdan çıktım. Yemek odasına geldiğimde Burcu ve annemi gördüm. Yerime oturmamdan kısa bir süre sonra Alp ve Yiğit de yemek odasına girdi. Babamında gelmesiyle tamamlanmıştık. Yemek sessiz bir şekilde devam ediyordu. Yine ilk sessizliği ben bozdum. "Baba." Babam bakışlarını bana kaldırdı. "Ne soracağını biliyorum, Menekşe." dediğinde gözlerim şaşkınlıkla açıldı. İlk biraz düşündü. Alp ve Yiğit'e göz gezdirdi. "Tatile gitmenize bir şartla izin veririm." dediğinde hepimiz babama baktık. "Kızlarıma, yanaşmayacaksınız. Eğer böyle bir şey duyar ya da görürsem sonunuz sizin için iyi olmaz." Her bir kelimenin üzerine basa basa dediği cümleyle Alp ve Yiğit eş zamanlı başlarını salladılar.

"Teşekkürler baba." dediğimde bakışlarını bana döndürdü. Dudaklarında bir tebessüm oluşmuştu. "Bir şey değil, Menekşe'm. Ama bu haytalara dikkat ediyorsunuz ona göre." sona doğru Alp ve Yiğit'e ters bir bakış atmıştı. Onu başımla onayladım. Hızlı bir şekilde yemeklerimizi bitirdik. Çünkü hazırlamamız gereken bir valiz vardı.

Hepimiz ayaklandığımızda annemin ve babamın garip bakışlarını üzerimize çekmiştik. Onlara tatlı bir gülümseme sunarak yemek odasından çıktık. Herkes odasına çekildi. Eşyalarımızı hazırlamamız gerekiyordu. Nasıl olsa yarın yolculuk vardı.

Ve soon.

Umarım beğenmişsinizdir.

Yorumlarınızı bekliyorum.

Bölüm sonu

1 yorum