İçeriğe geç

İddianın Bedeli: Aşk

Bölüm 23 · 11 dk okuma

İddianın Bedeli: Aşk

Bölüm 23

Yolculuk

Selamlar, keyifli okumalar...

Dün geç saatte verilen izinden dolayı eşyalarımızı hazırlamak zor olmuştu. Yani daha doğrusu Burcu ve benim için zor olmuştu. Alp ve Yiğit öğlen yemeğinden beri bizi bekliyordu. Aynada son kez kendime baktım. Üstüme sarı, ince askılı bir crop ve gri bir eşofman giymiştim. Saçlarımı dağınık topuz yaptım. Benim için yolculukta rahat olmak çok önemliydi. Küpelerimi ve bilekliklerimi de taktığımda hazırdım.

Odamın kapısı aniden açıldı. Burcu, odama girerek bana baktı. Üstünü gösterip, "Kombinim nasıl?" diye sordu. Üstünde açık kahve bir tişört ve bol bir kot pantolon vardı. "Çok güzelsiniz, Burcu Hanım." dedim. "Ya, teşekkür ederim. Sizde çok güzelsiniz." diye karşılık verdi. "Hadi artık. Aşağıya inelim. Saat 16.00 olmuş." Burcu'nun şaşkınlıkla maviş gözleri açıldı. "Ne ara o kadar vakit geçmiş." dedi. Yanına geldiğimde saçlarını savurup kapıyı açtı. Beraber odadan çıktık. Son kez çantamı kontrol ettim. Her şeyim tamdı. Valizlerimiz çoktan bagaja yerleştirilmişti.

Merdivenleri inerek salona doğru yürüdük. Salona girdiğimizde Alp ve Yiğit tekli koltuklara oturmuş, telefonlarına gömülmüşlerdi. "Hu hu. Biz hazırız." Burcu bizi belli edercesine konuştu. Bakışları bize döndü. "Şükür hanımlar. Ayakta dikelsek ağaç olacakmışız." diyerek sitem etti Yiğit. Alp de onu başıyla onaylamıştı. "Hadi o zaman. Çıkalım yola." diyerek ayaklandı Alp. Baba edasıyla hareketlenmesi dudaklarımın kıvrılmasına sebep oldu.

Bakışları beni bulurken yüzünde küçük bir tebessüm oluştu. Yanıma gelerek merakla sordu. "N'oldu?" İlk omuzlarımı indirip kaldırdım. "Hiç. Sadece evin babası gibi hareketlenmen komiğime gitti." diye açıkladım. Yüzünde ki tebessümü sırıtışa çevrildi. "O da olur bir gün." fısıldayarak dediği cümleyle yanaklarım yanmaya başladı. Alp'e utangaç bir gülümseme yolladım. Onunla bir yuva kurmak güzel olurdu. Alp'in baba olduğunu görmek isterim. Bana yaklaşıp saçlarıma ufak bir buse kondurdu. "Hadi çıkalım. Bizi bekliyorlar." dedikleriyle arkasına baktım. Burcu ile Yiğit ne zaman çıkmıştı? Başımı sallayarak yürümeye başladım.

Kapıdan çıktığımızda Burcu ile Yiğit bagajı kontrol ediyorlardı. Annem ve babam da onlara bakıyordu. Burcu'nun arabasının yanına ilerledik. Sabah Burcu'nun arabasıyla gitme karar almıştık. "Her şey tam mı?" bagaja göz attım. Burcu beni başıyla onayladı. "Tam tam. Tekrar kontrol ettik. Her şey burada." diyerek sözlü olarakta onayladı. Anneme ve babama döndüm. Babam kaşları çatık bir halde bize bakıyordu. Daha çok Alp ve Yiğit'e. Babamın tam önünde durdum. "Baba, lütfen sadece tatile çıkacağız. Merak etme." dediğimde bakışları bana döndü. İç çekip "Şu şirkette sorun çıkmasa sizi bu haytalara tek göndermezdim." dedi. Babama yaklaşıp sarıldım. Kollarını hemen bana sardı. "Dikkatli olun. Size güveniyorum. Ama baba yüreği işte." diye fısıldadı. Ayrılmadan "Merak etme baba." diye bende fısıldadım. Ayrıldığımızda yanaklarımdan tutup anlıma minik bir öpücük bıraktı. Ardından anneme de sarıldım. Bol bol fotoğraf atmamızı söyledi. Burcu'da annem ve babamla vedalaştı. Alp ile Yiğit ise sadece baş selamı verdi. Babam son uyarılarını da yaptı. Artık arabaya yerleşme vakti gelmişti.

Burcu ile ben arkaya geçtik. Ben sola otururken, o sağ tarafa oturdu. Alp şoför koltuğuna geçti. Yiğit de ön koltuğa oturmuştu. Babam son kez camdan uyarılarını yaptı. Alp ve Yiğit babamı hızlıca onayladılar. Artık yolculuk başlamıştı. Çiftlikten çıkıp ana yola kadar sessiz bir yolculuk geçirdik. Yavaş yavaş uykum geliyordu. Burcu, bu halimi farketmiş olmalı ki koluma yapışıp sarstı. Ona anlamaz bakışlar attım. "Uyuma. Yolculukta biraz çıldırmamız gerekiyor." ciddiyetle söyledikleri gülmeme sebep olmuştu. Ortaya doğru kayıp başını ileriye doğru uzattı. "Şuradan bir şarkı açın. Yoksa Menekşe uyuyacak. Eğer uyursa yol boyu uyandıramayız." diyerek hızlı bir açıklama yaptı. Alp'in bakışları dikiz aynasından benimkilerle buluştu. Kısa bir bakışmadan sonra yola döndü.

Burcu telefonunu arabaya bağladı. Tanıdık bir melodi çalmaya başladı ilk. Ardından arabanın içinde Hande Yener'in sesi yankılandı. Burcu'nun bakışları bana döndü. Kaşlarını birkaç kez aşağı yukarı kaldırıp indirdi. Ardından sözlere eşlik etmeye başladı.

Biz değil miydik, aşk ile yanan?

Eğer ayrılırsak ölürdük falan.

Hani ne oldu bak ne hallerdeyim.

Sensiz yapamam lafı külliyen yalan.

Bu haline gülerken ellerimden tutup dans etmeye başladı. Kahkahlarım ona eşlik ediyordu. Bende sözleri söylemeye başladım. Nakaratı geçtiğimiz de bakışlarım Alp ile buluştu. Bize gülerek bakıyordu.

Bu dünyada çılgın ararsan.

Biri sensin biri ben.

Ama artık delilik yok.

Beni sen tut seni ben.

Sözleri söyleyip birimizi gösterdik. Bu halimize gülmeye başladık. Yiğit, başını bir ara arkaya döndürdü ve bize baktı. Önüne döndüğünde Alp'e bir şeyler demişti. Ama tam anlayamadım.

Ne dünyaymış bırak dönsün dursun.

Sabredince hiç öyle ermiyorsun.

Ele geçmez bir daha böyle fırsat.

Sevelim, sevişelim.

Son kısmı söyleyememiştim. Ama Burcu inadına daha çok bağırdı. Deliydi bu kız. Onun hallerini gülerek izliyordum.

Yıkıla yıkıla, gezip dolaşalım.

Eskiyi unut, gel barışalım.

Gözünü gözüme, değdir o zaman.

Kalbime dokun, aşk konuşalım.

Yıkıla yıkıla, gezip dolaşalım.

Eskiyi unut, gel barışalım.

Gözlerin gözüme, değdiği zaman.

Hatırı kalır alt dudağın.

Burcu, sonunu Yiğit'e imalı bir bakış atarak söylemişti. Hem gülerek hem de şaşkınlıkla ağzım bir karış açıldı. Nasıl bir görüntüm var bilmiyorum. Yiğit, Burcu'nun yaptığı imayı anlamış olmalı ki başını iki yana sallayıp güldü. Bakışlarım dikiz aynasına kaydığında Alp ile göz göze geldik. Göz kırpıp tekrar önüne döndü.

Biz değil miydik, aşk ile yanan?

Eğer ayrılırsak ölürdük falan

Hani ne oldu bak ne hallerdeyiz

Sensiz yapamam lafı külliyen yalan

Tekrar nakaratı söyledik. Burcu iyice kendinden geçmişti. İyi ki sesi güzeldi. Yoksa kulaklarımız bugün zulme uğrayacaktı.

Bu dünyada çılgın ararsan.

Biri sensin biri ben.

Ama artık delilik yok.

Beni sen tut seni ben.

Bu sefer ortaya geçip Yiğit ile kendini göstermişti. Yiğit'in de ona katılmasıyla deli gibi söylemeye başladılar. Çok güzel bir çift olmuşlardı.

Ne dünyaymış bırak dönsün dursun.

Sabredince hiç öyle ermiyorsun.

Ele geçmez bir daha böyle fırsat.

Sevelim, sevişelim.

Hala Yiğit ile şarkıyı söylüyorlardı. Tatilde bunları yalnız bırakmamız gerektiğini anlamıştım.

Yıkıla yıkıla, gezip dolaşalım.

Eskiyi unut, gel barışalım.

Gözünü gözüme, değdir o zaman.

Kalbime dokun, aşk konuşalım.

Yıkıla yıkıla, gezip dolaşalım.

Eskiyi unut, gel barışalım.

Gözlerin gözüme, değdiği zaman.

Hatırı kalır alt dudağın.

Kırmızı ışıkta durduruğumuz için Alp dikiz aynasından bana bakmış ve bu bölümü söylemişti. "Kalbime dokun, aşk konuşalım." diyerek bana baktı. Şarkı ilerleyince biraz duraksadı. "Hatırı kalır, alt dudağın." deyip göz kırptı. Bu hali yanaklarımın kızarmasına sebep olmuştu.

Hani inatlaşmasak hala diyorum.

Uzatmasak mesela.

Zaman makinesine iki biletim var.

Eminim senin de niyetin var (var, var)

O günlere dönsek ne kaybederiz.

En fazla yine çok severiz.

Yine aşık olur yine her şeyi berbat ederiz.

Bir delilik yapsak mı ne dersin?*

(*Hande Yener'in Alt Dudak isimli şarkısı)

Son kısmı hepimiz aynı anda söylemiştik. Alp, bana dalmışken arkadan çalınan kornayla hızlıca yola odaklandı ve hareket etti. Burcu, arkasına geri yaslanmıştı. Yiğit, Alp'in omzuna yumruğunu geçirdi. "Aşktan gözlerin kör oluyor bakıyorum da. Bizi sağ salim ulaştır da sonra yaşarsın aşkını." demesiyle utançla gözlerimi kapattım. Burcu da Yiğit'in sözleriyle bana bakarak güldü. Bunlar gerçekten iflah olmaz. Alp'in ne dediğini anlayamasamda bir şeyler homurdandı.

Burcu telefonundan başka bir şarkı açtığında yine oynamaya başladı. Gerçekten hiç yerinde durmuyordu. Bu sefer Simge'nin şarkılarından birini açmıştı.

La-la-la-la-lal-la, lal-la

La-la-la-la-lal-la, lal-la

La-la-la-la-lal-la, lal-la

La-la-lal-la-la-la-la-la-la-la-la-la-la-la

Hem oynuyor hem söylüyordu. Yiğit de önde ona alkış tutuyordu. Gerçekten çok uyumlu bir çiftti.

Nedir bu hâller? Hadi açıl, yeter

Ne kaçak ne göçek ne tuzak

E aman of, slalom hep

Hep, hep zikzak

Dost kalalım iyi hoş da

Anlayamam endişelerini

Geceleri tek doz yutalım mı?

Boş elveda klişelerini

Benimde eşlik etmemle daha bir coştu. Deli kız.

Nedir bu hâller? Hadi açıl, yeter

Ne kaçak ne göçek ne tuzak

E aman of, slalom hep

Hep, hep zikzak

Sorun bende değil, sendeymiş

Daha iyisine layıkmışım

Hangi kitaptan ezber bu

Miş miş miş de muş muş muş

Yine Yiğit'i işaret edip söyledi. Bunlar niye yan yana oturmadı? Yan yana olsalar daha çok eğlenirlerdi.

La-la-la-la-lal-la, lal-la

La-la-la-la-lal-la, lal-la

La-la-la-la-lal-la, lal-la

La-la-lal-la-la-la-la-la-la-la-la-la-la-la

Ay ay, ay ay, ay ya, yallah

Pembesi, beyazı sür, boyan

Kanadı da olsa tam melek

Hadi tak, oldun işte yine güzel insan

Nedir bu haller? Hadi açıl, yeter

(Ne kaçak ne göçek ne tuzak)

(Aman of, slalom hep)

Hep mi zikzak?*

(*Simge'nin Miş Miş isimli şarkısı)

Şarkı da erkeklerin söylediği yerleri Alp ve Yiğit de bağırarak söylemişlerdi. Bu hallerine şaşırmıştım. Hadi Yiğit'den beklerdim. Ama Alp'in de elini havaya kaldırıp bağırması şaşırmıştı. Burcu, hallerine gülmeye başladığında bende ona katıldım. Şarkı devam ederken artık sadece Burcu oynamıyordu. Yiğit, önde saçma sapan hareketler yaparak şarkıyı söylüyordu.

İki saati hem oynayarak hem de şarkı söyleyerek geçirmiştik. Petrol de ihtiyaçlarımızı görmek için durduk. Zaten bacaklarımız da tutulmuştu. Burcu ile zor zahmet yürüyerek petrol de bulunan lavaboya girdik.

Elimi yüzümü soğuk suyla yıkamıştım. Nasıl sıcak vardı? Burcu da işlerini hallettiğinde lavabodan çıktık. Bizimkileri reyonlarda bir şeyler alırken görünce yanlarına gittik. İkisi bir atıştırmalık üzerinde tartışıyordu. "Yani gerçekten bunun için mi tartışıyorsunuz?" bakışları bana dönerken aynı anda "Evet." demişlerdi. "İkisini de alın. Ne olacak?" Burcu'nun sözleriyle Alp başını sağa sola salladı. "Arkadaşlar ben askeri ücretle çalışan bir gencim. Biraz bütçemi düşünmeliyim." Alp'in sözleri kahkaha atmamıza sebep olmuştu. Kendini acındırark konuşması da cabasıydı.

Yanağından makas alıp göz kırptım. "Sen al. Ben öderim." deyince topluca kahkaha attık. "İnanmayın şuna. Ailesinden sakladığı dünya kadar parası var." Yiğit'in sözleriyle Alp ters ters bakmaya başladı. Bu tartışmanın uzamaması için ikisinin de elinde ki atıştırmalığı aldım. "Daha iki saatlik yolumuz var farkındaysanız." dediğimde başlarıyla beni onayladılar. Birkaç tane daha sevdiğim atıştırmalıklardan aldım. Tam kasaya gitmiştim ki su almadığımı farkettim. Arkamı döndüğümde Alp'in hala reyonlarda gezdiğini gördüm. "Alp, bana bir tane soğuk su alır mısın?" diye seslendim. Bakışları bana döndüğünde anında onayladı. Suları alıp yanıma geldi. "Teşekkürler." dedim ona bakarak. "Bir şey değil." diyerek göz kırptı. Şu çapkın halleri hoşuma gidiyordu.

Hesabı ödemek için çantama yöneldim. Cüzdanımı almadan Alp beni durdurdu. "Ben öderim." deyip cüzdanını cebinden çıkardı. "Alp-." dediğimde beni susturdu. "Sen aldıklarını poşete koy." Elindeki kart ile ödemeyi yaptı. Beraber market bölümünden çıktık. Onda olan bakışlarımı farkederek bana döndü. "Orada sırf hesabı Yiğit'e kitlemek için öyle yapmıştım." diyerek açıkladı. Başımı onaylar şekilde salladım.

Arabanın yanına geldiğimizde Yiğit bu sefer şoför koltuğuna geçmişti. Burcu da ön koltuğu kapmıştı. Arka kapıyı açtığımda eski yerime yerleştim. Alp'in de yanıma oturmasıyla Yiğit dikiz aynasından bize baktı. "Eksik yok değil mi?" sözleriyle eşyalarımı kontrol ettim. Bir eksiğim yoktu. Alp de yanımdaydı. O zaman tamdık. "Hayır." diye cevap verdim. Yiğit cevabımla başıyla beni onayladı. Arabayı çalıştırdı ve yola koyulduk.

Marketten aldıklarımı poşetten çıkardım. Alp'e de abur cuburlardan uzattığım da aldı. Yine sessiz bir şekilde başlamıştık yolculuğa. Arada Yiğit ve Burcu'nun atışmaları sessizliği bozuyordu. Kalan abur cuburları poşete geri koydum. Çantamdan ıslak mendili çıkartıp ellerimi sildim. Alp'in bakışlarını üstümde hissetmemle ona döndüm.

Yüzümde küçük bir tebessüm oluştu. Anında dudakları yukarı doğru kıvrılmıştı. Elimdeki ıslak mendil paketini ona doğru uzattım. "İster misin?" demem ile paketten bir tane ıslak mendil aldı. Öndekilere de paketi uzattığımda ilk ne olduğunu anlamamışlardı. Sonradan paketten birer tane ıslak mendil aldılar. Geri arkama yaslanıp paketi çantama attım.

Yolu izlerken acayip bir şekilde uykum gelmişti. Arada başım bile düşüyor olabilirdi, o derece. "Menekşe." Alp'in sesiyle başımı ona doğru çevirdim. Bana gülerek bakıyordu. "Gel." diyerek yanını işaret etti. Onu anlamazken açıklama yaptı. "Uyuduğunun farkında değilsin. Arada başın düşüyor." demesiyle "He." diye garip bir ifade çıktı ağzımdan.

Tekrar yanını işaret ettiğinde ona doğru kaydım. "Yat omzuma." demesiyle sadece başımı koluna yaslayabildim. Çünkü boyu uzun olduğu için boynum yetişmiyordu. Başımı kaldırdım. "Alp, çok uzunsun. Biraz aşağıya doğru kay." dememle gülerek biraz kaydı. Tekrar başımı koyduğum da tam olmuştu.

Bir elimi refleksen tutunmak için göğsüne koydum. Yavaş yavaş gözlerim kapanırken uykuya teslim olmak üzereydim. En son Alp'in saçlarıma kondurduğu buseyi hatırlıyordum. Uyku artık tüm bedenimi sarmıştı.

Burcu'nun anlatımıyla;

Kulaklığımı takıp mırıldanarak şarkıya eşlik ediyordum. Arada gözlerim Yiğit'e kayıyordu. Ama ona da çok bakamıyordum. Hala yaşananlar rüya gibi geliyordu. 11 yıl önceki gördüğüm çocuk ile şimdi sevgiliydik.

Onunla olmak çok güzeldi. Enerjisi hiçbir zaman bitmiyordu. Bana bu konu da yetişebilir olması ekstra iyiydi. Çünkü küçüklüğümden beri hiç yerimde durmazdım. Hala öyleyim. Fakat şu ana kadar benimle enerjisini koruyabilen biri olmamıştı.

Menekşe zaten koala gibiydi. Sürekli uyusa yine de yetmezdi. O derece. O yüzden onunla bir şey yapmaya kalkıştığımda hemen yorulur pes ederdi. Bu ise benim en nefret ettiğim şey.

Yiğit ise sabahtan akşama kadar enerjime eşlik edebiliyordu. Bu yüzden ona ilk görüşte aşık oldum. Tabii başka şeylerde var da bu özelliği en beğendiklerimden biriydi. Ona dalıp gitmişken direksiyona başını yaslanıp yüzündeki tebessümle beni izlediğini yeni farkettim. Utançla yanaklarım yanmaya başladı. Bu halime gülerek başını direkyondan ayırdı.

"Çok yakışıklı olduğumu bende biliyorum. Ama bana aşkla bakan gözler daha güzel." sözleri her seferinde kalbime dokunuyordu. Söylediklerine gülerken bana doğru yaklaştı. Kendimi geriye çektim. Ne yapıyordu bu? "Yiğit yaklaşma. Ahmet amca arkanızdan kovalar bak." sözlerimle güldü. "Şu an Ahmet amcayı göremiyorum. Ama öyle olsun." diyerek geri çekildi.

Arabanın sessizliği dikkatimi çekerken başımı arkaya doğru çevirdim. Gördüğüm görüntü çok güzeldi. Menekşe, Alp'in omzuna başını yaslamış elini de göğsüne koyarak uyuyordu. Alp ise başını Menekşe'nin başının üzerine koymuş bir şekilde uyuyordu. Kesinlikle bu hallerini çekmem gerekiyor. Önüme dönüp telefonumu elime aldım.

Yiğit şaşkın şaşkın ne yaptığımı anlamaya çalışıyordu. "Şunlara baksana." tekrar arkama dönüp bir kaç tane fotoğraf çektim. Yiğit de bu hallerini gülerek izliyordu. "Gerçekten tencere kapak." dedi. Onu başımla onayladım. "Öyleler." dediğimde bakışlarını bana sabitledi. "Bence bizde öyleyiz." diyerek göz kırptı. Bu haline kıkırdadım.

Yeşil ışığın yanmasıyla yola devam ettik. Gözlerim yine ona döndü. Onu izleyerek bitecekti galiba bu yol.

Ve son.

Umarım beğenmişsinizdir.

Yorumlarınızı ve kalplerinizi bırakmayı unutmayın.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

25. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.