Selam, yeni bölüm geldi. Keyifli okumalar.
Sabah bana göre erken bir saatte kalktım. Zaten gece de pek uyku tutmamıştı. Aklıma sürekli Alp ile olan konuşmalarımız gelmişti. Yatağımdan kalkıp, yatağımın üstünü dengelttim. Odamdaki lavaboya girerek işlerimi halletim. Geri odama döndüğümde ilk durağım gardırobumdu. Biraz içini karıştırdıktan sonra eteklerimden birini giymeye karar verdim.
Dizlerimin üzerinde biten beyaz pileli bir etek giydim. Üzerine ise kısa, yarım kollu, bordo renginde bir tişört giydim. Kombinimin hoşuma gitmesiyle, makyaj masama geçtim. İlk saçlarımı tarayıp dağınık topuz yaptım. Perçemlerimi de önümde düzelttim. Yüzüme yine hafif bir makyaj yaparak kapatıcıyla çillerimi kapattım. Bir kaç bilekliğimi taktığımda hazır olduğum kanaatine vararak ayaklandım.
Telefonumu elime aldığımda ekranı açarak saate baktım. Saat daha 08.13'dü. Oda da mı kalsam, aşağıya mı insem ikileminde kaldım. Ardından terasta oturma kararı alarak odamdan çıktım. Kararlarımın değişme hızına ben bile yetişemiyorum. Sessiz bir şekilde terasa geldiğimde bir kaç konuşma işittim. Birileri vardı demek ki. Arkamı tam dönecek iken Alp'in ismini duymamla sohbete kulak misafiri oldum. Kesinlikle böyle bir şey yapmazdım. Ama içimdeki ses burada kalmam için beni zorluyordu.
Biraz daha kapıya yaklaştığımda seslerin sahiplerini tanımıştım. Ayşegül Hanım ve Ecrin konuşuyorlardı. Gözükmeyecek şekilde kendimi konumladığımda konuşmalara kulak kesildim.
"Anne görmen lazımdı. Menekşe'nin yüzü bir an da öyle bir düştü ki. O an anladım. Alp ile sevgili olduklarını."
Ne olduğunu anlamaya çalışırken ne olur ne olmaz diye telefonumun ses kayıdını açtım.
"Aferin. İşte benim kızım. Alp'in zaten çapkınlığı göz önünde Menekşe de hemen yutmuş."
"Evet, hiç sorgu sual yapmadan kabullendi. Sena ablayı bilmem de iyi oldu."
"Ee, annen sana zamanında boşu boşuna anlatmadı. Aslında Alp ile Sena'nın arasını yapsak çok güzel olurdu."
"Keşke. Sena ablayla kafa yapımız çok uyumluydu. O ise gitti başka biriyle evlendi."
Duyduklarım beni şoka uğratırken Alp ile aramızın boşu boşuna bozulduğunu anladım. Ayaklarımın beni taşıyamayacağını düşünerek yere oturdum. Sırtımı duvara yaslayıp bacaklarımı kendime çektim. Kollarımı dizlerimin üstüne yerleştirdim.
Hala duyduklarımı hazmetmeye çalışıyordum. Ben gerçekten aptalım. Nasıl inanabildim? Nasıl Alp'in kalbini kırdım? Kendi düşüncelerimle gözümden bir damla yaş süzüldü. Biraz daha orada oturmaya devam ettim. Fakat o kadar dalmışım ki gelen ayak seslerini sonradan farkettim. 'Battı balık yan gider.' hesabı yakalansam da yerimden kalkmadım.
Ayşegül Hanım ve Ecrin'in kapıdan çıkmalarıyla beni farketmeleri bir oldu. İkisi de şaşkınlık ve tedirginlik ile ilk bana sonra da birbirlerine baktılar. Bir hışım ayağa kalktım. Üstümü hafif silkeledim. Yüzlerinde zoraki bir gülümseme belirdi. "Günaydın." ikisi aynı anda demişti. Onlara cevap vermek yerine, kınıyan gözlerle onlara baktım. "Gerçekten yaptıklarınıza inanamıyorum. Siz nasıl insanlarsınız?" dediğimde yüzleri ciddileşti.
Ayşegül Hanım bir adımla yaklaşarak kolumu tuttu. "Bizi duyduğun belli. Bunları bir kişiye bile söylersen. Seni mahvederim." dedikleri umrumda bile değildi. Böyle insanlara dersleri verilmesi gerekiyordu. Kolumu sertçe kendime çektim ve elinden kurtardım. "Siz beni tehdit edemezsiniz." Bana meydan okuyan bakışlar attı. "Öyle mi? Baban, Alp ile olan ilişkini öğrendiğinde ne yapacaksın peki?" Sözleri gülmeme neden oldu. Gerçekten beni babamla mı korkutacaktı?
"Beni babamla korkutabileceğinizi mi sandınız? Babam ilk öğrendiğinde biraz tepki verir. O da sırf kıskançlığından." Sözlerim onları dumura uğrattı. "Bak Menekşe misin nesin? Sinirimi bozma." kolumu sertçe tekrar kavradı. Kolumu sıkmaya başlamasıyla canım acımıştı. Ağzımdan küçük bir çığlık çıktı. "Bırak kolumu, pis kadın." Şimdi saç baş girişmezsek iyi. Kolumu hala kurtarmaya çalışıyordum ama nafile. Kadın kolumu kırmaya niyetlenmiş belli ki.
Kolumu daha fazla sıkmasıyla ağlamaya ve çığlık atmaya başladım. Nasıl bir gücü varsa elini, kolumdan çekemiyorum. "Ayşegül Hanım, siz ne yapıyorsunuz?" annemin sesi koridorda yankılanırken hızla yanımıza geldi. Kadının gözü dönmüştü.
Annem, hızlıca kadının elini, kolumdan kurtardı. Beni kendine çekip sarıldı. Gözlerimden hala yaşlar akarken diğer elimle sıkmaktan kızarmış kolumu tuttum. İkimizde bir kaç adım geriledik. "Kızınıza haddini bildiriyordum." cevabıyla annemin tepesi attı. "Siz benim kızıma haddini bildirme özgürlüğünü nereden buluyorsunuz?" sinirle ve bağırarak söylediği cümleyle bir kaç kapı açılıp kapanma sesi duyuldu.
Babam da yanınıza geldiğinde "Ne oluyor burada? Menekşe sen niye ağlıyorsun? Bir şey mi oldu?" babamın art arda sıraladığı sorularla nereden başlasam bilemedim. Benim yerime annem devreye girdi. "Bu kadın, kendince kızıma haddini bildiriyormuş. Geldiğimde kolunu sımsıkı tutmuştu." Annemin açıklamasıyla babam sinirden morardı resmen. "Kızınız kapı arkasından konuştuklarımızı dinliyordu." Kadının kendini haklı çıkarmaları boşunaydı.
Herkes seslerden dolayı terasa toplanmıştı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. "Cahit, sana karşı kusur etmek istemem. Ama kızıma bu şekilde davranılması göz yumabileceğim bir şey değil." Babamın Cahit Bey'e yaptığı açıklamayla anlayışla başını salladı. "Toplanın yola çıkıyoruz." Cahit Bey'in sesinin yankılanmasıyla Ayşegül Hanım bombayı patlattı.
"Menekşe ve Alp sevgili." Sözlerini bitirmesiyle yüzünde zafer kazanmış gibi bir ifade oluştu. Yan gözle babama baktığımda şok içinde olduğu belliydi. Herkese göz gezdirdiğimde bazıları şaşırmış, bazılarıysa tedirgin bakışlar atıyordu. "Menekşe, bu doğru mu?" babamın sorusu sessizliği bir bıçak gibi böldü. Bakışlarımı babamla birleştirdim. Belki biraz tepki verirdi ama sonradan benim üzülmemem için kabullenirdi. "Doğruydu." deyip sustum. Babam kafası karışmış bir şekilde bana bakıyordu. "Biz dün birbirimize hislerimizi açıkladık. Fakat dün planlı bir şekilde yaşanan olaydan sonra biraz tartıştık. Tam Alp gerçekleri anlatacak iken Cahit Bey'in gelmesiyle yarım kaldı." durakladım. Kuruyan boğazımı yumuşatmak için yutkundum.
"Sabah erken uyandığım için hazırlanıp odamdan çıktım. Amacım biraz terasta oturmaktı. Sonradan Ayşegül Hanım ve Ecrin'in konuşmalarını duydum. İlk gidecektim. Fakat orada durmaya karar verdim. Bizim hakkımızda konuşuyorlardı." cümlemi bitirmem ile Ayşegül Hanım cırtlak sesiyle itiraz etti. "Hayır, böyle bir şey olmadı. Kızınız yalancı." Başımı Ayşegül Hanım'a çevirdim. "Yalancı olmadığımı kanıtlayayım isterseniz." sinirli bakışlarını bana yolluyordu. "Kanıtla da görelim." kendinden emin tavrı gülmeme sebep oldu. Telefonumun ekranını açtım. Hala kayıtta olan telefonumu durdurdum. Ses kaydını açtığımda Ayşegül Hanım ve Ecrin'in sesi duyuldu. Ayşegül Hanım'a baktığımda yüzü beş karış olmuştu. Ecrin'in de ondan farkı yoktu doğrusu.
Ses kaydı bittiğinde herkes şaşkınca bakıyordu. "Yalancı mıymışım? " sözlerimle Ayşegül Hanım üzerime atıldı. Cahit Bey'in onu durdurmasıyla bu sefer sinirle ona baktı. "Yeter bu kadar tantana çıkardığın." Cahit Bey'in sert sözleriyle Ayşegül Hanım dumura uğradı. Cahit Bey bana baktı. "Devam edebilirsin, Menekşe." dediğinde tekrar dikkatlerini bana verdiler. Boğazımı temizleyip devam ettim. "Ecrin, Alp ile aramızda bir şeyler olduğunu anlamış dün. Aramızı bozmak içinse şuan evli olan bir kızın adını, sanki hala Alp ile sevgiliymiş gibi bizim yanımızda söyledi. Meğerse bunların hepsi planlıymış. Bugün onu öğrendim." bakışlarımı herkesin üstünde gezdirdim.
Alp'te gözlerim takılı kalırken beni küçük bir tebessümle izliyordu. Ama gözlerimi gözüne sabitlediğimde aynı parıltıyı göremedim. Yaşananlar gözlerimizde ki ışığı söndürmüştü bir günde. Tekrar babama döndüm. "Baba, Alp ile aramızda hiç bir şey olmadı. Zaten birbirimizi sevdiğimizi söylediğimizin akşamı tartıştık. Ama şunu söylemeliyim ki ben onu gerçekten seviyorum." Son kısmı söylerken utanmıştım.
Babam cevap vermedi. Sağ elinle şakaklarını ovmaya başladı. Ters bir şey söylemek istemediğini biliyordum. "Menekşe, kalbini kırmak istemiyorum kızım. Ama neden daha önce böyle bir şeyin olduğunu söylemedin?" Babamın sözleriyle başımı öne eğdim. Sevgili olayına itiraz etse de her zaman sırdaşım olan o olurdu. Fakat bu sefer ilk ona açıklamamıştım. "Eğme başını. Sana hiç bir zaman karışmadım. Sadece sevgili konusunda biraz kısıtlayıcıydım. Bu da sırf sen üzülme diye." Cümleleriyle başımı kaldırıp yüzüne bakmaya başladım. Sözleri kalbime dokunacak kadar inceydi. Gözlerim yine dolmaya başlamıştı.
"Çünkü elalemin oğlu, benim toz pembe hayatta büyüttüğüm kızımı kırardı. Hep bundan korktum. Ama artık büyüdün. Hayatına karışmak istemem. Yine de ilk benim haberim olsun." duraksadı. Gözümden bir damla yaş firar etmişti bile. Bana doğru yaklaşıp avuçlarını yanaklarıma koydu. Kimsenin duyamayacağı bir şekilde fısıldadı. "Ne kadar kızsam bile..." Kendimi kötü hissetmiştim. Arkadan birkaç tane daha burun çekme sesi gelince sadece benim ağlamadığımı anladım.
Babam şiir gibi adamdı. Kızsa bile bunu edebiyata çevirirdi. Beni kendine çekip sarıldı. Bir müddet öyle kaldık. Ayrıldığımızda herkese bir göz attı. "Hadi herkes aşağıya. Kahvaltı hazır olmuştur." Bu hareketi 'Konu burada kapandı.' demekti. Herkes yavaşça aşağıya inmeye başladı. Alp, tam babamın yanından geçecek iken babam onu durdurdu. "Kahvaltıdan sonra çalışma odama gel." Biraz önceki yumuşak sesinden eser kalmamıştı. Alp, babamı onaylayıp aşağıya inmek için hareketlendi.
Yukarı da sadece üçümüz kalmıştık. Annem, babam ve ben. Annem babama yaklaştı. Yanağına minik bir buse kondurdu. "Her zaman iyi kimsin." Cümlesiyle babamın dudakları yana doğru kıvrıldı. Annemi belinden tutup kendine çektiğinde romantik anlar yaşanacağını anlamıştım. Kendimi belli etmek için hafifçe öksürdüm. Babam başını yana eğerek tek kaşını havaya kaldırdı. "Menekeşe, sende in biz birazdan geliriz." Babamın cümlesiyle hızlı hızlı yürümeye başladım. Benim bile yanaklarım kızarmıştı.
Merdivenlerden aşağıya indiğimde Alp'in her zaman sırtını dayadığı yerde gördüm. Beni görmesiyle sırtını duvardan ayırdı ve bana doğru bir kaç adım attı. Benimde durmam ile karşı karşıyadık. İkimizde sessizce birbirimize ve etrafa bakıyorduk. Boğazımı temizledim. "Özür dilerim." dedim. Sözlerimle gözleri gözlerimi buldu. Başını sağa sola salladı. "Asıl ben özür dilerim. Seni durdurduğumda gerçekleri söylemeliydim. Aptallık ettim." Başını hafif aşağıya doğru eğdi.
Bu haliyle daha fazla kendimi tutamadım. Aramızdaki bir kaç adımı kapatarak kollarımı ona sardım. Anlık afallasada o da beni kendine çekerek sarıldı. Anın tadını çıkartırken babamın sesi yandığımızın resmiydi. "Menekşe!" Alp'ten hızlıca ayrıldım. Babam sert ve hızlı adımlarla yanımıza geldi. Beni arkasına alarak Alp ile aramıza girdi. "Daha seninle konuşmadık." Sert sesi tüylerimi ürpertti. Alp'den bir cevap gelmezken yüzünü bana döndü. "Menekşe, daha ilişkinize izin verdiğimi hatırlamıyorum." Hesap soran sesiyle yutkundum. "Baba, sadece küçük bir sarılmaydı." Babam ters bakışlarını bana gönderdi. "Olsun. Sen önüne gelene 'Küçük bir sarılma.' diye sarılıyor musun?" Başımı olumsuz şekilde sağa sola salladım. "İyi o zaman. Şimdi tıpış tıpış kahvaltıya, hadi." Cümlesini bitirmesiyle hızlı hızlı yemek odasına gittim.
Herkes yerlerini almış bizi bekliyordu. Yerime geçip oturmamla kapıdan annem girdi. Alp ve babamın hala gelmemesi telaşlanmama sebep oluyordu. Annem masayı göstererek "Buyurun başlayalım." dedi. Kahvaltıya başlayalı beş dakika olmuştu. Gözüm kapıda kahvaltımı yapmaya çalışıyordum. Her geçen dakika daha da stresleniyordum. Sonunda Alp kapıdan göründü. Ardından babamında odaya girmesiyle içim rahatladı.
Sessiz geçen kahvaltıyla herkes teker teker odadan çıktı. Babam ile Alp aynı anda ayaklandı. Birlikte çıktıklarında yine içim içimi kemirmeye başlamıştı. Burcu da ayağa kalktığında kolumu dürttü. Başımı kaldırıp ona baktım. "Kalk hadi bahçeye çıkalım." Onu onaylayarak ayaklandım.
Yiğit de peşimize takıldığında üçümüz bir kapıdan çıktık.
Bahçede ki oturma grubuna yöneldik. Burcu ile Yiğit yine yan yana otururken, ben ise bu sefer tekli koltuklardan birini seçtim. Dalgın dalgın otururken Burcu'nun sesi onlara bakmama neden oldu. "Yiğit, şunların meselesi düzeldi sayılır. Artık beraber tatile çıksak. Hem biraz iyi gelir." Burcu, Yiğit'in beline sarılmış başını göğsüne yaslamıştı. Yiğit ise Burcu'nun omuzlarına kolunu atmış, başını eğerek dediklerini dinliyordu. Onların bu hali yüzümde küçük bir tebessümün yer edinmesini sağladı.
"Alp'in ailesi gitsin. Ayarlayalım bir gün." Yiğit, Burcu'nun saçlarına minik bir buse bıraktı. Burcu, bu hareketiyle utangaç bir gülümseme bıraktı. Bakışları bana kaydığında dilini uzattı. Bu hareketi göz devirmeme neden oldu. Onlar kendi halinde takılırken bende sosyal medya da gezmeye başladım. Telefonumun çalmaya başlamasıyla ekranda "Babacığım." yazısı belirdi. Hızla telefonumu açıp kulağıma dayadım.
"Efendim baba."
"Menekşe, neredesin?"
"Bahçeye çıkmıştık."
"Hım, tamam. Çalışma odama gelir misin?"
"Geleyim de, noldu?"
"Gelince öğrenirsin."
Dedi ve telefonu kapattı. Hızla yerimden kalktığımda Burcu "Nereye?" diye sordu. "Babam çağırdı. Yanına gidiyorum." dedim. Cevap beklemeden yanlarından uzaklaştım.
Neden çağırıyordu acaba? Alp ile konuştular mı? Ya ilişkimizi onaylamazsa? Kafamdaki düşüncelerle üst kata çıktım. Stresten midem bulanmaya başlamıştı.
Çalışma odasının önüne geldiğimde, kapıyı bir kaç kez tıklattım. "Gel!" sesiyle kapıyı açtım. İçeriye bir adım attığımda gözlerim tedirginlik ile odada dolaştı. Babam masasında oturuyordu. Alp ise masanın önünde bulunan koltuklardan birindeydi. Bakışları yerdeyken, odaya girmemle bakışları bana çıktı. Ardımdan kapıyı kapattım. "Otur. Menekşe." Babam, eliyle boşta ki koltuğu gösterdi. Koltuğa oturmamla bakışlarımı babama diktim. "Biz biraz Alp ile konuştuk. Daha doğrusu bu konuşma biraz anlaşmaya dönüştü." Babam masaya doğru eğilip ellerini masa da birleştirdi.
Bakışları bendeyken konuşmaya başladı. "Eğer, sizin ilişkinize izin verirsem Alp'e birkaç güvence sözü verdirttim." Alp'e kısa bir göz attım ve babama geri odaklandım. "Bu sözler ise; seni üzmeyeceği, birlikteliğiniz devam ederken başka bir kızla olmayacağı, eğer seni ağlatırsa bunu öğrendiğim anda çekeceği cezayı kabul etti." duraksadı. Alp'e ters bir bakış attı. Bunu neden yaptığını bilmiyorum. Zaten o bakışla Alp tekrar bakışlarını yere indirdi.
"Eğer yaşananlardan sonra, hala Alp ile olmaya kararlıysan. Seni kesinlikle ikna etmeye çalışmıyorum. Birbirinize çok yakınlaşmadan ilişkinizi yaşayabilirsiniz." Bakışları 'kabul etme' der gibiydi. Biraz düşündüm. Alp ile olmak kendimi iyi hissettiriyordu. Kalbim yanındayken hiç olmadığı kadar hızlanıyordu. Ona sarılmak bile başımı döndürüyordü. Alp'e baktım. Göz göze geldiğimizde, gözlerindeki ışığın geri geldiğini gördüm. Ona küçük bir tebessüm yolladım.
Babama döndüğümde, ters ters Alp'e bakıyordu. "Baba." deyip gözlerinin bana dönmesini sağladım. "Ben, yaşananlara rağmen Alp ile ilişkime devam etmek istiyorum." Babamın yüzü düştü. "Emin misin?" diye sordu. Başımı aşağı yukarı onaylar şekilde salladım. "İyi bakalım, sen bilirsin. Ama sonra ağlayarak yanıma gelip Alp'i şikayet edersen. Onun sonu olabilir." Eliyle Alp'i işaret etti. Bu haline ister istemez güldüm. "Tamam." deyip Alp'e baktığımda yüzünde dehşet verici bir ifade oluştu. Omuzlarımı indirip kaldırdım. 'Yapacak bir şey yok.' diye bir hareket yaptım. Alp, başıyla 'Öyle olsun.' manasında bir hareket yaptı.
"Şunu da unutmadan söyleyeyim. Kızıma bir metreden fazla yaklaşmak yok." Babamın Alp'e bakarak söylediği cümleyi, ikimizimde hayretle ona bakmasına neden oldu. "Ne o beğenmediniz mi?" Keyifle arkasına yaslandı. "Yok, ondan değil Ahmet Bey. Biraz şaşırdık o kadar." Sesi biraz ukala çıkmıştı. Babamın bir şey dememesine şaşırmıştım doğrusu.
Babam, koltuğundan kalktı. Bize de 'kalkın' işareti yaptı. "Misafirlerimizi uğurlayacağız. Hadi, kalkın." Sözleriyle Alp ile eş zamanlı ayağa kalktık. Babam önümüzde ilerleyip kapıdan çıktı. Bizde geç kalmamak için hızlıca babamın arkasından ilerledik.
Merdivenlerden indiğimizde Cahit Beylerin holde eşyaları ile beklediklerini gördük. Yanlarına gittiğimiz de babam ve Cahit Bey tokalaştı. Çoğu kişi onlarla vedalaşırken Alp ve ben mesafeli durmuştuk. Onları bahçeden uğurladık. Eve geri döndüğümüzde babam şaşkınlıkla Yiğit'e baktı. "Sen niye gitmedin?" Yiğit kovulmuşlukla dudağını sarkıttı. Biz bu hallerine gülerken babam garip garip baktı.
Yiğit, sevimli bir yüz ifadesi takındı. "Ahmet amca aşk olsun? İlk defa bir yerden kovuluyorum. Ben biraz daha burada kalabilir miyim?" Kendini ilk acındırmış sonrada babama yalvarır şekilde bakmaya başlamıştı. Babam, sağ eliyle şakaklarını ovmaya başladı. "Bu evde aşk kelimesini bir daha duymayacağım." dedi ilk. Ardından ekledi. "İyi, kal. Ama siz ikili kızlarıma bir metreden fazla yanaştığınızı görmeyeceğim." İşaret parmağını Alp ve Yiğit'e salladı. Yiğit, hemen başıyla babamı onayladı. Alp biraz daha sakin bir şekilde babamı onayladığında babam hala sert bakışlarını ikisinin üzerinde gezdiriyordu.
Devreye annemin girmesiyle derin bir nefes aldım. Yoksa bu bakışma hiç bitmeye bilirdi. "Hayatım, abartma artık. Rahat bırak çocukları. Gel, biz seninle terasta kahve içelim." Annem, babamın koluna girerek onu ilerletmeye çalışıyordu. "Gülüm, öyle diyorsun ama nasıl güvenip bırakayım." Annem ile birlikte yürümeye başladılar. "Tamam hayatım. Haklısın sende." Annem, babamı geçiştirir gibi yaparak merdivenlere yönlendirdi.
Tek başımıza kalırken Burcu'nun cümlesi sessizliği bozdu. "Hadi, herkes bahçeye. Acil, tatil planı yapmalıyız." diyerek Yiğit'in kolundan tuttuğu gibi dışarıya çıktılar. Alp ile ben arkalarından gülerek ilerlemeye başladık.
Gerçekten tatil bize iyi gelecekti.
Bölüm sonu.
Umarım beğenmişsinizdir.
Yorumlarınızı ve kalplerinizi bekliyorum.
