İçeriğe geç

İddianın Bedeli: Aşk

Bölüm 17 · 10 dk okuma

İddianın Bedeli: Aşk

Bölüm 17

Yanlış Anlaşılma

Selamlar. Keyifli okumalar.

Hepimiz kapının önüne geldiğimizde hizmetçi ablalardan biri kapıyı açarak misafirleri içeriye davet etti. Önde babam yaşlarında hafif beyazlamış saçları ve siyah gözleriyle Alp'in yaşlı hali içeriye girdi. Bu adam Alp'in babası olabilir. Menekşe başka kim olacak? Doğru. Adamın arkasında boya olduğu yüzde yüz olan sarı saçlı, estetik cerrahından çıkmış, mavi gözlü, kısa boylu bir kadın girdi. Gece görsem korkarım.

Onların arkasında iki tane genç kız vardı. Biri kahverengi saçlı, mavi gözlü, uzun boylu bir kızken; diğeri siyah saçlı, ela gözlü, biraz daha kısa boylu bir kızdı. İkisini de süzdüğümde ergen oldukları belliydi. Benden büyük duruyorlardı. Ben o yaşlarda daha barbie oynuyordum.

En arkadan sırıtarak Yiğit girdi. Son günlerde yüzünü çok gördüğüm için tanımıştım. Ama telefondakinden biraz daha farklıydı. Düz acı kahve saçları, açık kahve gözleri vardı. Uzun boyu arkadan bile belli olmasını sağlıyordu. Gözüm Burcu'ya kaydığında heyecanlı bir şekilde Yiğit'e bakıyordu.

Gözümü onlardan çekip Alp'e yöneldim. Yüzünde düz bir ifadeyle gelenlere bakıyordu. Bir anlık gelen hisle eline dokundum. Bakışları anında bana dönerken yüzünde küçük bir tebessüm oluştu. Bende ona gülümseyip önüme döndüm. Dikkat çekmemek için misafirlere bakıyordum.

Adam, babama yönelip ilk el sıkıştı ardından kucaklaştılar. Ayak üstü bir şeyler konuştular. Sırayla hepimiz 'Hoşgeldiniz.' faslından geçtikten sonra salona geçtik. Babam aynı yerine otururken Alp'in babası da yanına oturdu. Annem, çakma sarışın kadın ve uzun boylu kız bir koltuğa oturdular. Burcu, ben ve kısa boylu kızda karşılarında ki koltuğa oturduk. Alp ve Yiğit ise tekli koltuklara yerleşmişlerdi.

Babam söze başlayıp hepimizi tanıtmaya başladı. "Eşim Gülden ve kızlarım Menekşe ile Burcu." Tek tek bizleri gösterdiğinde bizde başımızla küçük bir selam verdik. Babamın, Burcu'yu kızı gibi tanıtmasına artık şaşırmıyorum. Ama galiba Yiğit şaşırmış. Çünkü onlara baktığımda şaşkın şaşkın Alp'e bir şeyler soruyordu.

Diğer adam, ilk kendi adını söyledi. Adı Cahit'miş. Ardından o da babam gibi tanıtmaya başladı. "Eşim Ayşegül, kızlarım Ecrin ve Ece. Sol tarafta oturan delikanlı Alp'in arkadaşı Yiğit. Zaten Alp'i tanıyorsun." dedi. Demek çakma sarışının adı Ayşegül'müş. Uzun boylu olan kızın adı Ecrin, diğer kızın adı ise Ece'ymiş. Vay be ne çok isim öğrendim bir an da.

Ortada bir muhabbet dönmeye başladı. Babam ve Cahit Bey eskileri konuşuyordu. Annem ve Ayşegül Hanım da farklı bir muhabbet içindelerdi. Kızlar, zaten telefona odaklanmışlardı. Burcu'ya baktığımda Yiğit ile bakışıyorlardı. Alp ise hala dalgın dalgın etrafa bakıyordu. Kaldım tek başıma.

Çok sıkıcı bir ortam vardı şu an. Bir yolunu bulup çıkmam lazım. Düşün Menekşe. Kendini ve Burcu'yu buradan nasıl kurtarabilirsin? Burcu halinden memnun duruyor aslında. O zaman Alp'i çıkar. Öyle çok dikkat çekerim. Düşüncelerimin içinde boğulurken annemle göz göze geldik. Ne diye bakıyordu? Dudağımı sarkıtıp ona bakmaya başladım. Çaktırmamaya çalışarak 'Sıkıldım.' diye dudaklarımı oynattım. Beni anlamış olmalı ki bizi kurtaran o cümleyi kurdu. "Gençler, siz isterseniz bahçede oturabilirsiniz." Şimdi annemi anlından öpecektim.

Hızla ayağa kalktım. Fakat tek kalkan ben olduğum için bütün bakışlar üzerimde toplandı. Sevimli olduğunu düşündüğüm bir yüz ifadesi takındım. Burcu'yu kolundan tutup kaldırdığımda artık tek değildim. Kapıya doğru yürürken Alp ve Yiğit'e kaş göz hareketi yaptım. Bizim çıkmamızın ardından onlarda ayaklanmış olmalı ki arkamızdan bize yetiştiler.

Fakat beklemediğim arkalarından diğer kızlarında salondan çıkmalarıydı. Yanlış hatırlamıyorsam Ecrin adındaki kız Alp'in koluna girdi. Anında yüzüm düşmüştü. Alp'i kız kardeşinden kıskanıyordum. "Ağabeyciğim. Seninle görüşmeyeli uzun zaman olmuştu." ağzını yaya yaya söylediği cümleyle gözüm seğirdi. Sakin ol Menekşe. Alp, kolunu tutan eli kendinden uzaklaştırdı. "Farkındayım. Bunu dile getirmene de gerek yoktu." Soğuk sesiyle söylediği cümleler üzülmeme sebep oldu. Çünkü benim ağabeylerim böyle bir şey dese kalbim kırılırdı.

Kızı orada bırakıp önden yürümeye başladı. Bizde arkasına takılırken bahçeye çıktık. Gölgelik bir alana kurulan bahçe oturma grubuna geldiğimizde yerleştik. Bu sefer Burcu ve Yiğit iki kişilik bir koltuğa oturdular. En büyük koltuğun sağına oturduğumla Alp de gelip yanıma yerleşti. Biraz önce terslediği kızda gelip Alp'in diğer yanına oturdu. Ece ise tekli koltuklardan birini tercih etti. O daha sessiz sakin görünüyordu.

Bir kaç dakika geçmesine rağmen hala kimseden ses soluk çıkmıyordu. "Ee, muhabbet etmeyeceksek neden çıktık bahçeye?" demem ile bakışlar bana döndü. Alp bana doğru dönerek yine yüzüne çapkın bir sırıtma aldı. "Sen konuş, biz dinleyelim." dedi. Yanaklarım alev aldı. Herkesin içinde böyle dememesi gerekiyordu. Daha kimseye bir şey dememiştik.

Burcu şaşkınlıkla konuştu. "Biliyordum. Ortadan kaybolduğunda bir şeyler olduğunu anlamıştım." dedi. Yiğit de sırıtarak "Hayırlı olsun kardeşim." dedi. Ecrin'in cırtlak sesi bütün muhabbeti batırdı. Bu kız niye gelmişti ya? "Siz sevgili misiniz?" babamın duymasını istemediğim için aceleyle itiraz ettim. "Hayır, aramızda hiç bir şey yok." dedim. Fakat pek inanmış gibi durmuyordu. Burcu'nun oyunumu bozmaması için telefonumu hızlıca açıp mesaj attım.

Siz: Kanka sen anladın anlayacağını. Ama babamın kulağına gitmesin.

Yazdım. Burcu'nun bildirim sesi gelirken mesajı açmış olmalı ki başını salladı. Yiğit'e de telefonu gösterdiğinde başını onaylar şekilde salladı. "Ecrin. Biz ezeli düşman gibiyiz. Nasıl birlikte olalım?" Alp'in sözleri daha çok inanmasını sağladı. "Öyle olsun bakalım. Zaten Sena abla seni soruyordu. Telefonlarını açmıyormuşsun." duyduğum cümleyle başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Alp, bir şeyler mırıldansa da tam anlayamamıştım.

Alp'in bir sevgili yoktur değil mi? Olsa zaten niye bana bugün itiraf da bulunsun. Burada seninle, İstanbul da Sena ile birlikte olacak belki. Hayır, yapmaz öyle bir şey. Erkek milletinin ne yapacağı belli olmaz Menekşe. Düşünceler gözümün dolmasına neden oldu.

Ayağa kalkıp, "Ben bir lavaboya gidip, geliyorum." dedim. Burcu da arkamdan ayaklandı. İçeriye girmemle hızla merdivenlere yönelip, odama doğru ilerledim. Burcu "Menekşe, bekle." desede durmadım. Odama vardığımda kapıyı açıp içeriye girdim. Kapatma gereği duymadan yatağıma oturdum.

Zaten Burcu kapatırdı kapıyı. Bacaklarımı kendime çekerek, kollarımı sardım. Başım kollarıma yaslı şekilde durmaya başladım. Burcu, içeriye girmiş olmalı ki kapının kapanma sesi geldi. Yatakta yanıma oturdu. "Menekşe." dedi ve sustu. "Menekşe, yüzüme bakar mısın?" sorusuna cevap vermedim. Çünkü şu an kalbim yaşadığı şoku atlatamıyordu. "Hislerini anlatmak ister misin?" Koluma dokunması ile gözümden bir damla yaş süzüldü.

Bir kaç dakikanın ardından tekrar "Menekşe." dedi. Başımı kaldırdığımda yüzüme baktı. Büyük bir ihtimal gözlerim kan çanağına döndü. Çünkü kendimi ağlamamak için sıkmıştım. "Ben ona güvenmiştim." dememle yanıma daha çok yaklaştı. Kollarını bana sardığında sanki bu anı bekliyormuş gibi ağlamaya başladım.

Biraz sakinleştiğimde Burcu'dan ayrıldım. Yüzüme yapışan saçlarımı kenara çektim. "Menekşe, bence kendini boşu boşuna üzüyorsun. Daha Alp'i dinlemedin. Belki altında başka bir sebep yatıyor." Aslında dediklerini düşünmüştüm. Ama niye böyle olduğunu bilmiyordum. "Burcu, eğer açıklayacağı bir şey olsaydı, beni durdururdu. Ben giderken arkamdan bile seslenip, gelmedi." Tekrar yaşlar gözlerimden akmaya başlamıştı. Burcu başını sağa sola 'hayır' manasında salladı. "Hayır. Sen duymamışsın. Alp, arkandan seslendi. Hatta peşinden geliyordu. Ama Yiğit durdurdu onu." İnanmak istedim söylediklerine. Ama inanmanın sonuçlarını fazlasıyla ağır aldım. Evet, daha hiç bir şey tam açıklanmadı. Ama kalbim çok kırılmıştı.

Biraz daha odada durduktan sonra yemeğe çağırılmamızla ayaklandık. Elimi, yüzümü soğuk suyla yıkadım. Gözlerimde çok az bir kızarıklık vardı. Umarım çok farkedilmez. Odama dönüp, kapatıcıyı kızarık yerlere sürdüm. Hazır olunca, Burcu ile birlikte odadan çıktık.

Merdivenlere geldiğimizde karşımızda Alp'i gördük. İlk şaşırsam da belli etmeyerek yanından geçtim. Kolumdan tutup beni durdurdu. "Menekşe, konuşabilir miyiz?" yüzüne bakmadım. Daha doğrusu bakamadım. "Hayır. Konuşmak istemiyorum." deyip kestirip attım. Kolumu bırakmadan önüme geldi. "Menekşe, açıklamama bari izin ver." hala ona bakmıyordum. "Alp, çekilir misin?" dediğimde kesin bir dille reddetti. "Hayır. Bu konuyu açıklamama izin verinceye kadar çekilmeyeceğim." kolumu ondan kurtarmaya çalıştım. Ama nafile. "Alp, bırak kolumu." inatla reddediyordu. "Menekşe, lütfen. Bak gerçekten Ecrin öyle dedi. Fakat..." duraksadı. Duraksamasıyla Alp'e patladım. "Fakat ne Alp? Sevgilin İstanbul'da iken beni mi kurban seçtin? Bir kaç ay takılıp, sonra bırakıp gitmek için mi?" yüzüne sert bir şekilde baktım. Sinirlerim iyice gerilmişti. "Yanlış anlıyorsun." dedikleriyle kahkaha attım. "Bahaneni hazırlayıp gelseydin Alp." yüzüme üzgün bir şekilde bakıyordu. Kolumu hızla çektiğimde eli boşluğa düştü. Yanından geçecek iken duraksadım. "Beni çok büyük bir hayal kırıklığı yaşattın Alp. Başta sana güvenmemelidim." diyerek hızla yanından geçtim.

Merdivenleri hızla indim. Kendimi ağlamamak için sıkıyordum. Burcu, bana yetiştiğinde kolumdan tutarak beni durdurdu. "Bence çok abartıyorsun. Açıklama yapmasına bile izin vermedin." dedi. Burcu'nun sözleri daha da sinirlenmeme sebep oluyordu. "Yapacak bir açıklaması olmadığı için yapmadı. Çünkü, o da doğrusunun dediklerim olduğunu biliyor." sinirle soludum. Burcu, inanamaz gözlerle bana bakıyordu. "Ne halt yersen ye Menekşe." deyip yanımdan geçti gitti.

Yemek odasına girmemle herkesin burada olduğunu farkettim. Bir kişi dışında o da Alp'di. Annemin yanındaki boşluğa oturdum. Yemek başlamıştı. Dalgın bir şekilde yemeğimi yerken Alp'in sesi kendime gelmemi sağladı." Kusura bakmayı geç kaldım." diyerek masadaki tek boş yere oturdu. Tam karşıma. Ona küçük bir bakış atıp yemeğime odaklanmaya çalıştım.

İştihım gitmişti. Zorla tabağımdaki yemeği bitirdim. Kafamın dağılması için ortada dönen muhabbete katılmaya çalıştım. Ayşegül Hanım, yüzünde gülümsemeyle yanındaki Alp'e döndü. Elini sırtına koydu. "Oğlum, neden yemiyorsun yemeğini?" diye sormasıyla Alp sinirle kükredi. "Daha önce de uyarmıştım. Sen benim annem değilsin. Çek elini üzerimden." Tiksintiyle karşısındaki kadına baktı. Masada ki herkesin bakışları onlara dönerken Cahit Bey'in sesi geldi. "Alp, bende seni uyarmıştım. Hatırlıyorsan." dedi tehditkar bir sesle. Baba ve oğul arasındaki negatif enerji bütün odayı sarmıştı.

Ayşegül Hanım ağlıyor numarası yapıyordu. Yani bunu karşıdan anlamak kolaydı. Alp'in arka koridordaki dedikleri aklıma geldi. 'Ben burada sevmeyi öğrendim. Normal bir ailenin nasıl göründüğünü öğrendim. Özellikle de bir babanın nasıl sevebileceğini öğrendim.' Alp'in böyle bir ortamda büyüdüğü gerçeği kötü hissetmeme sebep oldu. Bir de benim davranışlarım bugün onu iyice germişti. Ama hala doğru dürüst bir açıklama yapmadı. Açıklama yapmadı mı, sen mi izin vermedin? Düşüncelerim yine beni ele geçirirken Alp'in masadan kalkıp gitmesi ona bakmama sebep oldu. Şimdi arkasından gidip ona sarılmak isterdim. Ama kalbim hala kırıktı. Başlıcam kalbine. Burcu ile göz göze geldiğimizde 'Gördün mü?' diye bir hareket yaptı.

Yemek sonunda bitmişti. Gerici bir ortamda olmak kötü hissettiriyordu. Yemek odasından çıktığımda yönümü merdivenlere verdim. Yavaş yavaş merdivenleri çıktım. Odama doğru ilerlerken terasın olduğu taraftan sigara kokusu geldi. İlk boş verip gidecektim. Fakat içimdeki merağın ağır basmasıyla adımlarımı terasa yönlendirdim. Terasın büyük kapısının önüne geldiğimde, karanlıkta arkası dönük birisi vardı. İlk ses yapmadan tüymeyi düşündüm. Fakat gördüğüm sima ile ayaklarım zemine çakıldı resmen.

Terastaki kişi, ağzındaki dumanı başını kaldırarak havaya verdi. Bu Alp'di. Buraya geldiğinde beri hiç sigara içtiğini görmemiştim. Şimdi onu böyle görmek beni hayrete düşürmüştü. Ona doğru adımladım. Geldiğimi farkettiği muhtemeldi. Ama arkasına dönmedi. "Niye sigara içiyorsun?" sorumla sigarasından bir nefes çekti. Dumanı dışarı verirken "Bunun seni ilgilendiren bir tarafı kalmadığını düşünüyordum." sözleriyle kalbimde bir acı hissettim. "Gerçekten senin için hiç bir önemim yok muydu?" gözlerim dolmuştu. "Vardı. Hemde öyle çok vardı ki. Sen bunu yıkıp, parçalara ayırdın." dedikleri hayrete düşmeme neden oldu. "Asıl yıkıp parçalayan sensin Alp. Suçu hep başkalarında aramayı bırak!" biraz yüksek çıkan sesimle boğazım düğüm düğüm olmuştu.

Alp, bir hışımla yönünü bana döndüğünde bir kaç saat içinde yüzünün çöktüğünü farkettim. "Bu zamana kadar hep suçlu ben oldum zaten. Ama sen bir kere bile açıklama yapmama izin vermedin." sesi çatlamıştı. Karanlıkta tam göremesemde, gözlerinin dolduğu belliydi. "Yemeğe inmeden önce beni durdurduğunda bir açıklama bekledim. Ama sen cümlenin bile devamını getiremedin." sözlerimle çenesinin seğirdiğini farkettim. "Orada ne dersem diyeyim. Bahane uydurduğumu düşünecektin. Bu yüzden diyemedim." cümlesi isyankar bir şekilde çıktı.

Onu bırakıp gitmek ile dinlemek arasında gidip geliyordum. Dinlemeyi seçen tarafım ondan doğru bir açıklama bekliyordu. "Pekala, seni dinleyeceğim. Ama sende bana bütün gerçekliğiyle anlatacaksın olayı." sözlerimle şuh bir kahkaha attı. "Ben bütün doğrularıyla anlatsam inanacak mısın peki?" Sözlerinin beni her seferinde nasıl yaraladığından bir haberdi. Gözlerine baktığımda onu göremedim. Resmen sinirden gözü dönmüştü.

Anlatmaya başlayacak iken arkamızdan gelen Cahit Bey'in sesiyle durmak zorunda kaldı. "Alp, seninle konuşabilir miyiz?" bakışları babasına döndü. "Hayır." net ve kesin cevabıyla Cahit Bey çenesini sıktı. Bakışları bana kaydı. "Menekşe, bizi yalnız bırakabilir misin?" sert sesi yerini korurken rica eder şekilde konuştu. Başımla onaylayıp onları yalnız bırakmak amacıyla arkama döndüm.

Bir adım atmıştım ki Alp'in sesi durmamı sağladı. "Menekşe, daha konuşacaklarımız bitmedi. Unutma." geri dönüp yüzüne baktım. Onu onaylayıp yanlarından ayrıldım. Adımlarımı odama çevirerek hızlı bir şekilde yürüdüm. Odama girdiğimde kapıyı kapatıp sırtımı kapıya yasladım. Bugün çok uzun gelmişti. İlk Alp'in itirafı, sonradan Ecrin'nin dedikleri, Alp'in bakışları...

Ne kadar kalbim kırılsa da bir yerde yanlış olduğunu hissediyordum. Daha fazla beynimi düşüncelerle yormamak için sırtımı kapıdan ayırdım. Güzel bir duş alıp uyumak iyi gelecekti. Yarının daha iyi bir gün olmasını diliyorum.

Bölüm sonu.

Düşüncelerinizi bekliyorum.

Sizce Alp'in çıkışları yersiz miydi?

Cahit Bey gelmese neler olurdu?

Umarım beğenmişsinizdir. Yorumlarınızı bırakmayı unutmayın.

Bölüm sonu

2 yorum