İçeriğe geç

İÇİMDEKİ EJDER

Bölüm 18 · 17 dk okuma

İÇİMDEKİ EJDER

Bölüm 18

18.Bölüm

KEHANET

What Have They Done To Us_Arcane

Katherina Blacklight

Kraliyet sarayına gitmemizin üzerinden günler geçmek bilmemişti. Bir dahaki görüşme için yanıp tutuşurken gözüm hep kapıları gözlüyordu. Bir elçinin gelip tekrar davet edildiğimi haber vermesi için sabırsızlanıyordum.

Bana haftalar gibi gelen günlerin ardından gelen ilk elçi beklenen haberi getirdiğine yine ağzım kulaklarıma varmıştı. İçim ilk günkü kadar kıpır kıpır olmuştu. Tıpkı bir çocuk gibi sevinç içinde çırpınmayalı çok uzun zaman olmuştu. En son ne zaman kendimi bu kadar mutlu hissedebildiğimi veya hiç korkmadan sevinçle dolup taştığımı hatırlamıyorum.

Hep kontrollü bir insan olmaya çalıştığım için her duygumu baskılardım ancak sonunda hayallerime ulaştığımı görmek beni açıklanamaz bir huzurla dolduruyordu. Kayıplarım olmuştu, hem de çok büyük kayıplar. Bunun için hala yastaydım. Ancak kayıp ettiklerim bugün hayatta olsaydı ne mutlu olurduk diye düşünerek kendimi rahatlatıyordum.

Ailem hayatta olsaydı şu an benimle gurur duyarlardı.

Belki evimizin içi şenlik yeri olurdu. Annem çeşitli tatlı ve yemeklerle donattığı sofraya oturmamız için babam ve beni çağırırdı. O sırada babam ve ben sevincimizi tutamadığımız için evin içinde mutluluk kahkahalarımızı durduramazdık. Tanıdıklardan gelen kutlama telefonları susmazken annemin benim hakkımda gururla konuşup tebrikleri kabul etmesini dinlerdik.

Belki tüm bunlar yaşanabilirdi. İşte bu yüzden üzülmüyordum. Çünkü yaşasalardı ne olacağını bilip mutlu oluyordum. Yoklukları ve tüm olabileceğini düşündüğüm güzel ihtimalleri bire bir yaşayamamış olmak tabi ki de beni kahrediyordu. Ama mutlu maskem onları her zaman arka plana itecekti. Düşüncelerim düşüncelerimi örttü, maskem yüzümü. Ağzım sustu ve sadece kocaman bir tebessüm yayıldı suratıma. Böylece kraliyet sarayına gitmek için tekrar hazırlıklara başladık.

Elçinin haberi iletmesinin üzerinden bir saat geçmişti ki Bayan Wisetoun ile olan tartışmanın sonunda yine ve yine ben kazandığım için üniformamı üzerime çekmiştim. Geçen seferki gibi üniformamın süslenmesine karşı çıkmamıştım. Benim için uğraştığını bildiğimden Bayan Wisetoun’un yaptığı bazı şeylere göz yummayı öğrenmiştim.

Bunlardan biri de makyajdı.

Abartmasına kesinlikle izin vermeyerek birkaç dokunuş yapmasını sessizce bekledim. İşin sonunda aynaya baktığımda kendim dışında birini görmemiştim. Çok farklı görünmüyordum. Sadece daha pürüzsüz görünen bir cildim ve birazcık daha belirginleştirilmiş yüz hatlarına sahip bir ben vardı karşımda.

Bu görüntü düşündüğümün aksine beni rahatsız etmedi. Hayatımda hiç makyaj malzemeleri kullanmayan ve ne olduklarını sorsanız cevap veremeyecek biriydim. Bu yüzden o malzemeleri hiç yüzüme deneyememiştim. Sonucun berbat bir şey olacağını düşünmüştüm hep. Ya abartılı bir güzellik abidesi ya da korkunç bir palyaço. Ama ikisi de değildim. Ben yine bendim.

“makyaj dediğiniz buysa sanırım buna alışabilirim.”

Bayan Wisetoun bilmiş bir gülümsemeyle saçlarını geriye savurdu ve “ beni dinlemeye devam edersen daha da iyi olacaksın. “ dedi.

Elindeki kirpikleri dolgun göstermek için olan malzemeleri koca makyaj çantasına koymak için döndüğünde neredeyse kulaklarına varan zafer gülümsemesini yakalamıştım. Sonunda haklı olduğunu, söyleme şeklim farklı olsa da, itiraf etmem onu o kadar mutlu etmişti ki inatçı beni dize getirdiğinden sevinç çığlığı atmamak için kendini zor tutuyordu.

“ Bayan Blacklight, arabanız hazır. Kapıda sizi bekliyorlar. “

“ şoför kim? “

“ kralın adamlarından. Kim olduğunu bilemiyorum. “

“ yanımda tanıdığım birileri olmayacak mı? Geçen seferki gibi birisi gelse iyi olurdu. “

“ bunu hemen Bay Reband’a iletiyorum. “

Üstümdeki üniformayı silkeleyerek düzetmeye çalışıyordum. Biraz şuradan biraz buradan çekiştirdim. “ kumaşı mahvedeceksin çekiştirmeyi kes. “

Bayan Wisetoun geldi ve benim yapamadığımı tek hamlede yaptı. “ çok stres yapıyorsun. Senin gibi bir kızı bu kadar panik yapacak tek şey kral olabilirdi zaten. “

“ ve veliaht. “ dedim.

“ demek o yüzden çok heyecanlısın. Ah, benim aptal kafam. Bunu nasıl oldu da göremedim? “

“ neyi göremedin? “

Kapıdan giren Dominic de “ neyi göremediniz? “ diye sordu.

Bayan Wisetoun elini ağzına götürdü ve yarım ağız “ veliahttan hoşlandığını. “ dedi.

Yanaklarım alev alırken kendimi savunmaya geçtim. “ yok öyle bir şey! “

“ Aman da aman. Kızarırmış bir de. Utanılacak bir şey yok bunda tatlım. Çocuk gerçekten çok yakışıklı. Elle oyulmuş mükemmel bir heykele benziyor. Geniş omuzlu da. “

“ keser misin şunu. Öyle bir şey yok. Çok ciddiyim. “

Bayan Wisetoun yüz ifademe baktığında ciddi olduğumu anladı. Ardından Dominic’e döndü. “ şu kızda hiç kalp yok. Hiç anlamıyor bu işlerden. “

“ öyledir. “ dedi Dominic yarım ağız sırıtırken.

Wisetoun bir bana bir Dominic’e baktı. “dur bir saniye. Belki de anlıyordur. “

Elini ağzına kapadı ve bizi bir süre süzdü. “ yine başladı kafasında kurmaya. “ dedim gözlerimi devirirken.

“ sen öyle san şekerim. Ben ne gördüğümü biliyorum. Bu kadının hisleri yanılmaz. “

“ ne gördüğünü hiç merak etmiyorum. Bu yüzden, hazırsam çıkabilir miyim artık? “

Elini kış kışlar gibi savurarak “ git hadi git. Ne de sevimsiz. “ dedi.

Gülmemi tutamadım. Dominic de benimle birlikte gülüyordu. “ gidelim mi artık.” Dedi gülmesi geçtiğinde. Onu kafamla onayladım ve önden ben çıktım. Kapının önünde bizi bekleyen araca ilerledik.

“ bu kez senin aracınla gidemeyeceğiz. Bu sefer krallıktaki kızları nasıl tavlamayı düşünüyorsun? “ dedim dalga geçerek. “ Onları tavlamak için araca ihtiyacım yok. “

Bana en mükemmel gülümsemelerinden birini gönderdi. “ bu şekilde mi yapacaksın? “

“ kimse bu gülümsemeye karşı koyamaz. “

“ o zaman ya ben kız değilim ya da sen sandığın kadar mükemmel değilsin. “

“ muhtemelen sen kız değilsin. “

“ gururunu incitmek gibi olsun ama bence ikincisi daha olası. “

Yol boyu sürüşerek araca bindik. İkimiz de arka koltuğa oturduk. Araca binmemizin ardından konuşmayı kestik. Araba çok sessizdi. Yolculuğa çıkmamızın üstünden epey vakit geçmişti ama kimsenin çıtı çıkmıyordu.

Krallığa kadar sürecek yolculuğumuz geçen seferkinden daha uzun sürecekmiş gibi bir his vardı içimde.

Camdan dışarı bakarken gözlerim kayıyordu. Aracın hafif sarsıntıları ve sessizlik uyumam için beni teşvik ediyorlardı. Kafamı koltuğa yasladım ardından da gözlerim yavaş yavaş kapandı.

Çeneme değen bir el ile olduğum yerde sıçradım.

“ ne yapıyorsun?”

“ kafan cama çarpacak. “

Dalıp gitmiş olmalıydım. Gözlerim biraz uyku mahmuruydu. Henüz rüya bile görememiştim gerçi.

“ omzuma yaslan. “ elini yanağıma koyarak kendine çekti. “ makyajım var olmaz. “

“ çok konuşuyorsun. Sus ve yaslan. Uyuman hepimiz için daha iyi. “

Yüzümü buruşturarak dediğini yaptım. “çok kabasın. “

“ ne mutlu ki kırılacak bir kalbin yok. Değil mi? “ dedi bana soru sorarak. Cevabımın hayır olmasını bekleyerek. Hayır, benim kalbim var dememi bekledi.

“ haklısın. “ dedim mırıldanarak. “ benim kalbim yok.”

Başkalarının kalbimin olduğunu görmesine izin veremezdim. Kalbimin olmadığını düşünmeleri işleri daha kolay yapıyordu. Sadece aklını ve mantığını kullanan bir asker olduğumu düşünmeleri çok daha iyiydi.

Belki çok sert bir düşünceydi. Ama bu bir koruma kalkanıydı. Bir kız olduğum için yumuşak olduğumu söyleyenlere karşı bir kalkandı.

“ uyu Volentia. “ dedi bıkkınlıkla nefes verirken.

***

Dominic beni uyandırdığında saraya varmak üzereydik. Üstüme başıma çeki düzen verecek kadar vaktim olmuştu. Makyajım, inanılmaz bir şekilde bozulmamıştı.

“ kalıcı makyaj. “ demişti Dominic. Bu konu hakkında onun bile benden çok bilgi sahibi olması garipti.

Şoför aracı sarayın ana kapısına yakın bir yere park ettiğinde Dominic ve ben araçtan indik ve tıpkı geçen seferki gibi şövalyeler eşliğinde ana salona yürüdük. Kral yine tahtında oturuyordu. Giydiği kıyafetler değişmişti ancak üzerine geçirdiği onu daha heybetli gösteren pelerin yine üstündeydi.

“ sizi tekrar görmek çok hoş leydi Blacklight. Geçen sefer konuşmamızı çok erken bitirmek durumunda kalmıştık. Ancak o gün de dediğim gibi sizi daha yakından tanımak isterim.”

“ şeref duyarım efendim. “

“ o zaman sizi yemeğe davet etmek istiyorum. Bay Brown’un olayının üzerine orada bulunan birkaç adamım sizin yaptıklarınıza şahit olmuş ve bunun nasıl mümkün olduğuna anlam verememişler. Kendileriyle tanışmanızı ve ben de dâhil tüm konuklarımı aydınlatmanızı istiyorum. “

“ teklifiniz ne kadar hoş olsa da istediğiniz şeyi yapabileceğimden şüpheliyim efendim. Sahip olduğum güçler konusunda bilgim sizin sahip olduklarınızdan fazla değil. Üstelik içimde bir ejderin olmasını nasıl açıklayabileceğime dair de en ufak bir fikrim yok. Zaten beni bulan da ejderdi. “

“ duyduklarıma göre onunla iletişim kurabiliyormuşsun. “

“ evet efendim. “

“ peki bunların nasıl olduğunu sana anlatmadı mı? Neden dört elementi de kontrol edebildiğini. “

“ içime girdiğinde güçlerini bana verdiğinden bahsetmişti efendim. Ancak kendisi pek konuşkan birisi değil. Sorularımın çoğu yanıtsız kalıyor. Fazla bilmemin iyi olmadığını, her şeyi zamanla öğreneceğimi söylüyor. “

“ içindeki ulu ejder belki bir kralın ricasını geri çevirmez. “

“ sizin gibi bir kralı geri çevireceğinden şüpheliyim efendim.”

Kocaman gülümseyerek tahtında keyifle geriye yaslandı.

“ o zaman iki gün sonra vereceğim yemeğe sizi ve bize vereceğiniz enteresan bilgileri dinlemeyi heyecanla bekliyorum. “

Başımı eğdim. “ davetinize teşrif etmekten şeref duyarım majesteleri. “

Kafamı kaldırdığımda gözlerim bir anlığına Dominic’e kaydı. Kral sanki anlamış gibi “ siz Bay Swortan olmalısınız. “ dedi.

“ evet efendim. “

“ askerlerin ünleri genelde krallığa kadar ulaşmaz ancak sizin adınız kulağıma birkaç kez çalınmıştı. “

“ kulağınıza çalınanların kötü söylemler olmadıklarını varsayıyorum efendim. “

“ kendinden fazla eminsin. Hoşuma gitti. “

Eli sakalına gitti. “ yine de bir kralla konuşmak için fazla kibirli bir yaklaşım. “

“ dışarıdan bakıldığında pek belli olmuyor ancak kendisi gerçekten kibirlidir efendim. Kusurumuz olduysa affınıza sığınırım. “ derken bir yandan Dominic’e uslu ol der gibi yan bakış atıyordum.

Kral neşeli bir kahkaha attı. “ bu ikiliye bayıldım. Bay Swortan sizi de akşam yemeğinde görmek istiyorum. Lütfen kibrinizi de yanınızda getirin. “

“ emredersiniz majesteleri.” Dominic bana bilmiş bir gülümseme atarken reverans için eğildiğinde bizi izleyen kral bizim sürtüşmemizden gayet keyif alıyor gibi görünüyordu.

Arkamızdan gelen ayak sesleriyle herkes o yöne döndü. Kralın bile beklemediği bir misafirdi anlaşılan.

“ Bayan Wizary, sizi beklemiyorduk. “

“ ben sadece beklediğiniz şeyin beklemediğiniz birinden geldiğini söylemeye geldim. “

Bu da ne demekti?

Bir kaşım havaya kalkmış karşımdaki ilginç kadını inceliyordum. Üstelik kabalık sayılabilecek kadar süzmüştüm. Neyse ki ortam da garip bir hal almıştı ve kimse benim bu yaptığıma kusur gözüyle bakmadı.

“ onu ben çağırdım baba. “

Kral merakla, zayıf ama uzun boylu, örgülü saçlarını biçimsizce toplamış ve değişik sembollerle donatılmış kolyelerine ev sahipliği yapan incecik boyunlu bu kadının ardından giren oğluna, veliaht prense baktı.

“koyu da olsa ışık göründü. Fakat endişelenmeyin kapkara ışık bile karanlığı şu dünyaya vuran güneşten daha çok aydınlatır istese. “

Şimdi de prens çok acayip konuşmaya başlamıştı. Acaba sarayın âdeti mi buydu? Belki burada da böyle konuşmak popülerdi.

“ Bayan Wizary, size bunu iletmemi istemişti majesteleri. “

“ bu gerçek mi?” kral birden tahtından öne doğru eğildi ve hemen yanımızda dikilen zayıf kadına baktı. “ dediğinizi yanlış mı anlıyorum?”

“ sözcüklerimle anlatmak istediklerimi doğru yorumladığınızı düşünüyorum majeste. Aynı zamanda en az sizin kadar zehir gibi akla sahip oğlunuz da doğru anladı ve beni ona getirdi. “

Zayıf kadın gözlerimin içine bakarak bana doğru yürümeye başladığında gerilmiştim. Konudan bir o kadar bağımsız kalmıştım fakat anladığım kadarıyla da konunun merkezinde ben vardım, ama nasıl?

Kaşlarım çatılmış halde bana yaklaşan kadına bakıyordum. “ ah tatlı küçük kız, elini ver bana. “

İrkilerek geri adım attığımda kadın beni elinden kaçırmamak için öne adım attığında ve bana doğru uzandığında Dominic kadının koluna sıkıca yapıştı. “ sakın.ona.dokunma. “

Kadının kolunun acıdığını belli eden bir yüz ifadesi gelip geçti suratından ancak ağzını açıp tek bir kelime bile etmedi. “ kolunu çek ondan. “ prens Dominic’in üzerine sinirle yürürken Dominic’in yüzü de en az prensinki kadar öfke doluydu.

İkisinin kavga edebilecek olma ihtimali içimde bir şeyleri harekete geçirdi ve istemsiz bir şekilde belime taktığım süs kılıca uzandım ve öne adım attığımda bir haykırış yükseldi. “ hayır! Herkes olduğu yerde kalsın!”

Herkes, korku ve dehşete kapılmış kadına bakıyordu. Neden haykırdığına dair en ufak bir fikrim yoktu ancak yüz ifadesi o kadar korkmuş duruyordu ki dediğini yerine getirmek durumunda kaldım.

“ olduğun yerde kal Leo, sorun yok. Ona da bakmak istiyorum. “ kadın sakinleşmişti. Dominic’in diğer elini Dominic’in kolunu sıkıca kavradığı elinin üzerine koymadan önce ona baktı ve “ izin verir misin?” dedi.

Dominic emin olamayarak başını salladı. Kadın elini onun elinin üzerine koydu ve gözlerini kapadı.

Kaşları anlık olarak çatılıyor yüzü bir ekşiyor bir normale dönüyordu. Bu kadın dokunduğu insanlardan bir şeyler mi hissedebiliyordu? O bir kâhin miydi?

Prense döndüğümde onun da bana baktığını gördüm. Bakışlarıyla benden bir şey istiyordu. Benden, kâhine izin vermemi istiyordu. Bana dokunmasını ve bir şeyler görmesine izin vermemi.

Kâhin derin bir nefes vererek gözlerini açtığında gözaltlarındaki halkalar sanki daha koyu görünmüştü gözüme. Bir dakika öncesinden daha yorgun görünüyordu artık.

Görü görmek onun gücünü tüketiyordu.

“ sen ipin diğer ucusun. Ne zaman kaybolsa o ipi takip ettiğinde seni bulacak. Sen de en az onu kadar kaderin kurbanısın. “ bana döndü ve benden onay bekledi. Ona izin vereceğimden emin olduğunda Dominic’in elini bıraktı ve temkinli adımlarla yanıma geldi.

“ ejderin taşıyıcısı. Karanlığa ışık tutan karaışık. Kaderinde ne yazdığına bakmama izin ver. “

Sağ elimi ona uzattım, kalbim çok hızlı çarpıyordu. Ne göreceğini çok merak ediyordum, iyi şeyler söylemesini istesem de kötü şeylerin olma düşüncesi beni çok korkutuyordu. İleride ne ile karşılaşacağımı her zaman kendim planlardım ve ne istediysem sonunda ona kavuşurdum da, çünkü bunun için çalışır didinirdim. Gerekirse tüm vaktimi ona ayırır ve onu elde edene kadar durmazdım.

Derslerimin iyi olması, Aragons’a gelmem şimdi de Aragons’daki en iyi öğrencilerden olmam hiçbiri tesadüf değildi.

Ancak işlerin değiştiğini iliklerimde hissediyordum. Bir şeyler benim kontrolümden çıkmaya başlamıştı. Sanki nehrin suyuna kapılmış o haşin suların beni hangi kıyıya atacağını düşünmek veya beni bir kıyıya bırakabileceği kadar şanslı olup olmadığım konusunda endişelenmek gibiydi.

Asla cevabını bilemeyeceğim bir bilmece gibiydi artık hayatım.

Şimdi ise karşımdaki bu kadın çıkmış bana kaderimde yazılanı görmek istediğini söylüyordu. Bu mümkün müydü? Gördüklerini bana söylediğinde ben de korkusuzca yoluma devam edebilir miydim? Ya da söyledikleri beni daha çok mahveder ve artık yaşamak istemediğime mi karar verirdim?

Kaderim bana söylendikten sonra değiştirmem mümkün müydü? Kader değişir miydi ki?

Kadın elime dokunduğunda irkilerek ani bir transa geçti ve neredeyse on saniye sonunda gözleri geriye kayarken bedeni bir kum torbası gibi kendini boşluğa düştü. Son anda Dominic belinden yakalamasaydı zapzayıf bedeni sert zemine çarpacaktı.

“ Bayan Wizary, iyi misiniz? “ prens kadının yanına geldi ve sırtından destek olarak ayağa kalkmasına yardım etti. Kadın soluk soluğa ayağa katlı, yüzü ter içindeydi. Bir eliyle prensin destek olması için ona uzattığı eline tutunmuştu, öbür eli de kalbindeydi.

Az önceki yorgun yüzü neredeyse çökmüştü, yerdeki fayanslara bakan gözleri bana döndüğünde bakışlarındaki dehşet ifadesi beni de çarpılmışa döndürdü.

Ne yani, sonum kötü mü olacaktı? Ölecek miydim? Bir ölüm bir insanı bu kadar dehşete düşürecek kadar korkunç olamazdı. Değil mi?

“ sen…” nefesi hala kesik kesikti.

“ taşıdığın yük. “ gözlerinden yaşlar boşalmaya başladı. Az önce kalbini tuttuğu eli ile ağzını kapattı, ağlaması şiddetlenmeden bastırmaya çalışıyordu.

Tüm bedenim elektrikle çarpılmış gibiydi. Ağzım açık kalmıştı. Ne tepki vermem gerektiğini bilemeyerek öylece benim için gözyaşı döken bu zayıf kadına baktım.

“ yaşaman bile mucize. Onca acı, onca ölüm. Herkes sana sırt çevirecek, tek bir kişi hariç. Ama o da seni geri getirmek için hiçbir şey yapamayacak. Sen ona gideceksin. Seni en beklemediğin anda sana getirecek. Onu bulduğunda tekrar kendini bulacaksın. Ama acı…”

Elleri titriyordu. “ acı çok fazla. Düşündükçe ölümlü vücudum acı çekiyor, o kadar yoğun bir acı ki iliklerime kadar sızlıyor. Üstelik bu ne ilk ne de son. “

“ herkes seni isteyecek, tek bir kişi daha çok isteyecek. Ama o da seni elde etmek için bir şey yapamayacak. Sen ona gideceksin. Seni en beklemediğin anda kendinin yapacak. Ona kavuştuğunda tekrar aşkı hissedeceksin, aynı kalp için çarpacak yine kalbin…”

Yüzüm çarpılmışa döndü. O ne söylediğinin farkındaydı. Kalbimin daha önce kime ait olduğunu çok iyi biliyordu hatta bunu bakışlarıyla da göstermişti. Aynı kişi için çarpacağını söylerken ona bakmıştı.

Hayır, hayır, hayır!

Kendime söz vermiştim. Bu olmayacaktı.

Benim kalbim yoktu, kimseye âşık olamazdım.

“ dünya ikiye ayrılacak, sen ve Ares’e adanmış olanlar. İki tarafın mücadelesi destanlara konu olacak. Bir soylunun, bir kralın, ulu bir ejderin destanından daha ihtişamlı bir destan yazılacak. Ama bedeli de ihtişamlı olacak. acı, acı, acı, acı…”

“ kaderinde en net gördüğüm şey, acı. “

Omuzlarım düşmüş, ağzım kurumuştu. Bu bir şaka olmalıydı.

Tam olarak nerede hata yapmıştım. Hayatımın bu kadar acı olu geçecek olması için ne yapmış olabilirdim?

“ kendine karaışık diyen ilk sen değilsin, ilkiyle de tanışacaksın. O sana yol gösterecek. Argnes’in de yakından tanıdığı biri. “

Kendi kendime taktığım lakabı bile biliyordu. Daha önce hiç sesli söylemediğim ve iç sesim ile konuşurken kendime hitap etmek için kullandığım lakabı biliyordu.

Karaışık.

Gördüğü şeylerin yalan olmadığına bu yüzden inanıyordum. O beni herhangi birinden, belki benden bile daha iyi biliyordu artık.

Çoğu söylediğine anlam veremesem de söylediklerinin küçük bir kısmı bile beni dehşete düşürmeye yetmişti. Elimi yalnızca on saniye tutmuştu. On saniye.

Şimdiden bile bu kadar şey görmüş olması çok korkunçtu, özellikle de en net hissettiği şeyin acı olduğunu söylemesi insanı parçalayan asıl şeydi.

“ sana yardım edemem. Sadece destek olabilirim. Kimse seni yaşayacaklarından kurtaramaz ama acını paylaşmak istersen her daim yanındayım. Çünkü bu küçük bir kızın taşıması için çok büyük bir yük. “

Solukları artık daha düzenliydi. Destek almadan hala ayakta duracak mecali yoktu ancak bayılacakmış gibi de durmuyordu.

“ Argnes’e kendini teslim edebilirsin çünkü şu andan itibaren seni, içindeki ejderden daha çok koruyabilecek bir şey yok. O artık ölene dek yol arkadaşın, can dostun en önemlisi de o artık senin bir parçan.”

Gözlerim Dominic’i bulduğunda buz mavilerinin endişeyle bana baktığını gördüm. O da en az benim kadar şaşkın haldeydi.

“ Katherina Benivolentia Blacklight. Karanlığı hissediyor musun? Yaklaşan karanlıktan senin de haberin var değil mi? Sen de onu iliklerine kadar hissediyorsun değil mi? “

Prensin kolundan kurtuldu ve tekrar üzerime atıldı.

“ korkuyor musun? Korkmalısın da. Çünkü bu daha önce hiç görülmemiş bir savaşın çağrısı. Ve sen, o savaşın merkezindesin karaışık. Ve bir fırtınanın merkezi ne kadar güvenli görünse de kafanı oradan çıkardığında dışarıda yaşanan kaosun büyüklüğü aklını başından alacak. “

Bu kez prens kâhinin kolunu sıkıca tuttu ve bana daha fazla yaklaşmamasını sağladı. Kâhini tanımıyordum, daha önce hiç karşılaşmamıştık da. Ancak şu an pek kendi gibi davranmadığı apaçık ortadaydı. Bunu prensin ona bakışından da anlayabilirdiniz.

“ bayan Wizary, bu kadar yeterli. Artık dinlenmeniz lazım, kendinizi çok yordunuz. “

“ ben düşündüğünüzden daha dayanıklıyım küçük Leo. Ama bu kız, hepimizden daha dayanıklı. Ama ona destek olmak için daha çok arkadaşa ihtiyacı var. Ona yoldaş olun. Ona sahip çıkın. Ve ne olursa olsun, ne yaşarsanız yaşayın ona güvenin. O bile kendine inanmazken ona inanın. “

“ ne düşündüğünü biliyorum kızım. Bunda yıldır elinde tuttuğun kayışların kopuyor. Artık her dakikasını planladığın hayat geride kalıyor. Çünkü karanlık kural tanımaz. Plan program bilmez. Sadece önüne çıkan her şeyi yıkar geçer. Seni de yıkmaya çalışacak. Bilhassa seni. Çünkü sen onun için apaçık bir tehditsin. “

“ yıkılma Katherina. Sakın yıkılayım deme. “

Parmak uçlarım buz kesmişti. Yanağımdan süzülen bir damla yaş yüzümün de buz kestiğini haber ediyordu. Bir ölü kadar soğuktum.

Kâhin konuşmayı kesmişti. O da benim kadar tükenmişti. Prense, onu buradan götürmesine izin vermişti. Onlar taht odasından sessizce çıkarken gözlerim krala döndü.

Sağ yanağımdaki tek damla yaşı bir hareketle sildim.

Kral tüm olanları en az bizim kadar can kulağıyla dinlemiş ve endişe çizgilerinin yaşlı yüzünde yer etmesine engel olamamıştı.

“ ona inanmamanı söylemek isterdim ancak o şu dünyada en çok güvendiğim kişi. “dedi kral. Sesindeki neşeden eser yoktu şimdi.

“ ve dediğine göre seni daha sık ağırlamam gerekecek. Şimdi yalnız kalmak istiyorum çekilebilirsiniz. “

Krallığa daha sık gelebileceğimi bu sabah öğrensem sevinçten havalara uçacak ben şimdi ana salondan çıkarken tüm umutlarımı kaybetmiştim.

Hayatım kararacaktı, acı çekecektim, kendimi kaybedecektim, âşık olacaktım. Korktuğum ne varsa, gerçekleşmemesi için uğruna savaştığım ne varsa bir çocuğun elinden şeker çalar gibi alınıp gidecekti. Ben de öylece seyredecektim.

Kahin bir kez olsun, istediğine kavuşacaksın dememişti. Tek bir olumlu cümle kurmamıştı.

Yıkılma Katherina.

Peki bunca şey yaşarken yıkılmamam mümkün müydü?

Ben demirden değildim ya sonuçta.

Kraliyet sarayından çıkmak için önümüzdeki şövalyeyi takip ederken Dominic sessizce yanımdan geliyordu. Saraya ilk geldiğimde gözümü alamadığım fayanslara çarpan ayak seslerimiz dışında hiçbir ses duyamıyordum.

Bu kadardı işte. Geldiğim nokta, her şeyin bittiği noktaydı.

“ onun dediklerine inanmak zorunda değilsin. Kralın o kadına güvenmesi hiç hata yapmadığı anlamına gelmiyor. “

“anlamıyorsun. “ Dudaklarım seğirdi.

“ bana, karaışık dedi. “

“ evet bu senin soyadın. “

Ona döndüm ve derin mavilerine baktım. “ bu benim kendime hitap etme şeklim. Sadece benim bildim bir şey. Karaışığım. Kendime böyle diyorum. O bunu biliyordu Nic. Biliyordu.”

Derin mavileri karardı ve dalgalandı. Kaşları çatıldı.

“ söyledikleri bir şekilde hep doğruydu. Hissettiğim karanlık. Norah’ın rüyasından bahsediyordu. Beni korkutan şeyin o karanlık olduğunu biliyordu. Kalbimin yine aşık…”

Sustum.

Bunu söyleyemezdim.

“ kalbimin derinlerinde hissettiğim şeyleri sadece benim anlayacağım şekilde söyledi. “

Yürümeye devam ediyorduk ama andan kopmuştuk. Kafamız düşüncelerle dumanlanmıştı.

Hayatım ellerimden kayıp giderken yapacağım hiçbir şey olmadığı söylenmişti. Sanki koca bir okyanusun ortasında kalakalmıştım ve çırpındıkça batıyordum, çığırdıkça su yutuyordum. Kimsenin beni kurtaramayacağını bilerek yardım dileniyordum.

İçeride olmadığına ısrar ettiğim kalp sızlıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.