Sema mutfağa geri döndü. Fotoğrafı masanın üzerine fırlattı, bardaktaki suyu bir dikişte içti. Göğsünden taşan öfkeyle aynaya baktı.
“Hayır,” dedi kendi kendine. “Bunların hepsi… sadece bir oyun. Biri bana oyun oynuyor.”
Telefonunu aldı, mesaj kutusuna girdi. Arayıp ulaşabileceği herkese bakarken parmakları titriyordu. “Kim olabilir? Kim yapar bunu?” diye düşündü. Ama cevap yoktu.
Oturup internette araştırmaya başladı: “telefonuma gizlice video gönderildi”, “evimde izleniyorum”, “bilinmeyen numaradan fotoğraf geldi” gibi başlıklar yazdı. Forumlarda teoriler, hikâyeler, şakalar… ama hiçbir somut ipucu yoktu.
Birden durdu. “Belki… belki bu sadece benim kafamda.”
Telefonu kapattı, bilgisayarı kapattı, fotoğrafı mutfağın çekmecesine tıkıştırdı. Sonra giyinip dışarı çıktı.
Güneş sıcaktı. Sokakta yürürken kuşlar ötüyordu. İnsanlar gülüyordu. Birkaç sokak ötede bir kafeye oturdu. Kahvesinden bir yudum aldı. “Dışarıdayım. Güvendeyim.” diye kendine tekrar etti.
Telefonunu açıp bir arkadaşını aradı. “Hadi görüşelim,” dedi. Arkadaşı hemen kabul etti. Normal bir gün, normal bir sohbet… hepsi yerli yerindeydi.
Sema o akşam eve döndüğünde biraz hafiflemiş hissediyordu. Karanlık evi açarken bile korkmadı. Işıkları yaktı, montunu çıkardı, televizyonu açtı.
“Bitti.” dedi. “Hepsi… stres, yorgunluk, uyku hali. Kabuslar. Hepsi bu.”
Kendine bir tabak hazırlayıp televizyon karşısına geçti. Ama televizyon kanalları kaymış gibiydi. Her kanalda statik karıncalı görüntüler vardı.
“Televizyon da bozuldu şimdi…” diye mırıldandı. Tam uzaktan kumandaya uzanıyordu ki, ekran aniden bir görüntü verdi. Evin içinden çekilmiş bir görüntü. Aynı salon, aynı televizyon… ve kendisinin oturduğu koltuk görünüyordu.
Sema koltuktan kalktı. Televizyona yaklaştı. Ekrandaki görüntü gerçek zamanlıydı. Şu anda oturduğu koltuk ekrandaydı. Ama ekranda kendisi oturmuyordu.
Ve o ekrandaki görüntüde, kapı yavaşça aralanıyordu.
Sema, gerçek hayatta kapıya baktı. Kapı… kapalıydı.
Ama televizyondaki kapı, tamamen açıldı. Ve kapının ardında karanlık bir boşluk… bir gölge… yavaşça içeri adım attı.
Ekrandaki görüntüde, o gölge koltuğa doğru yaklaştı.
Ve tam koltuğun yanına geldiğinde, televizyon ekranına bir yazı düştü:
“Tesadüf yok.”
Ve o an… Sema’nın arkasından bir fısıltı duyuldu:
“Bakman gerekiyor.”
Sema’nın tüm vücudu kilitlendi. Soluk almaya çalıştı. Yavaşça arkasına döndü. Hiçbir şey yoktu.
Ama koltuğun arkasında, yere düşmüş bir kağıt parçası gördü. Eğilip aldı.
Kağıtta tek bir cümle yazıyordu:
“Sorularını sormazsan… cevapları biz buluruz.”
Sema, o an anladı.
Bu artık sadece “garip şeyler” değildi.
Bunu çözmek zorundaydı.
Çünkü çözmezse… onlar onun için çözecekti.
Ve o çözüm, asla onun istediği bir şey olmayacaktı.