Sema, kapının kapanırken çıkardığı o uzun, tiz gıcırtının bitmesini bekledi. Sanki o ses bittiğinde, bir şey başlayacaktı. Telefonunun ekranı hâlâ kapalıydı. Tuş kilidini açmak istedi; ama telefon cevap vermedi. Ekran karanlık, ama içindeki ışık sanki bir yerlerde hapsolmuş gibiydi.
Arkasından gelen bir tıkırtı ile irkildi. Dönmeye korkarak, sadece başını hafifçe çevirdi. Koridor bomboştu. Ama tıkırtı... yukarıdan mı gelmişti? Yoksa salondaki o açık kapıdan mı?
Bir adım geri attı. İçgüdüleri, merdivenlere yönelmesini söylüyordu. Oradan yukarı çıkarsa, odasına dönebilir, kapısını kilitleyebilir, belki de sabaha kadar orada bekleyebilirdi. Ama başka bir sesi duydu. Bir fısıltı.
“Sema…”
Ses… içeriden gelmişti. O kapının ardından.
Bir anda, kapının aralığından hareket eden bir el gördü. Hızla geri çekildi. Sema’nın kalbi delicesine atmaya başlamıştı. Eliyle ağzını kapattı, nefesini tutmaya çalıştı. Kapı, yavaşça yeniden açıldı. Kapının arkasında tam olarak ne olduğunu göremiyordu. Bir gölge... ya da karanlıkla bütünleşmiş bir figür...
Telefon, kendi kendine yeniden açıldı. Ekranda “Ses Kaydı: 03:17” yazıyordu. Kayda dokundu. Kulaklığını takmadan önce durdu. Sonra yavaşça sesi açtı.
Kayda basınca, kendi sesini duydu:
“Kapıyı açtım… galiba içeri biri girdi…”
Sema'nın gözleri büyüdü. Bu… o değil miydi? O konuşmamış mıydı?
Kayıt devam etti:
“…beni izliyor… kapının arkasında…”
Kayıt, çıtırtılar ve boğuk bir nefesle doldu. Ardından bir çığlık. Sema kulaklıkları yere düşürdü, telefonu kapattı. Ama o çığlık… odanın içinde yankılanıyordu. Gerçek bir ses gibiydi.
Birden, tüm evin ışıkları aynı anda yanıp söndü. Sonra hepsi tamamen kapandı. Simsiyah bir karanlık çöktü. Sadece kapının aralığından gelen kırmızımsı bir ışık kaldı. Ve o ışıkta… bir çift göz parladı.
Sema geri geri yürümeye başladı, arkasını dönmeye korkarak. Her adımında, içerideki o gözler kapıya daha da yaklaşıyordu. Kapı, daha fazla açılmadan önce… o gözler tamamen görünmeden önce… Sema merdivenlere doğru koştu.
Tam ilk basamağa ayağını atmıştı ki… merdivenin üstünden bir el aşağıya doğru uzandı.
“Gitme…” dedi bir ses. Fısıltı gibi, ama yabancı bir tınıyla.
Sema çığlık atarak kendini geri çekti. El kayboldu. Yukarı baktığında kimse yoktu. Ama ses yeniden geldi:
“Gitme… zaten buradasın…”
Sema bir an dondu. İçinde tuhaf bir boşluk hissetti. Nefesi daraldı. Göğsüne bastıran bir ağırlık…
Birden telefon tekrar açıldı. Ekranda yazan mesaj:
“Merdivenleri inme. Kapının içine bak.”
Sema, tereddüt etti. Ardı ardına mesajlar gelmeye başladı.
“Merdivenleri inme.”
“Kapının içine bak.”
“Kapının içine bak.”
“KAPININ İÇİNE BAK.”
Telefon titremeye başladı, ekran titremeye başladı, mesajlar ekranda kayboldu, bozuldu.
Ve o an fark etti. Mesajı gönderen numara kendi numarasıydı.
Sema, gözleri kapalı bir dua fısıldayarak kapıya döndü. O kapının ardında ne varsa… artık beklemiyordu. Görünmek istiyordu.
Ve kapı… sonuna kadar açıldı.
Bir çift ayak, ışığın içine adım attı.
Sema’nın ses tellerinden kopan çığlık, evin duvarlarında yankılandı.
Ama o çığlığı duyan başka biri daha vardı.
Kapının İçindeki.