İçeriğe geç

İÇERİDEKİ GÖLGELER (İntikam) Part 2

Bölüm 6 · 3 dk okuma

İÇERİDEKİ GÖLGELER (İntikam) Part 2

Bölüm 6

6. Bölüm Bir Zamanlar

Mehmet Selim, anlayış dolu sesiyle konuştu: “Elif, korkmak doğal. Ama sen zaten bu yolda yürüyorsun. Sadece adını koymadın. Doçentlik dosyasını hazırlaman gerek, bunun için bir başvuru süreci var. Akademik yayınların, bildirilerin yeterli. Ama seni biraz toparlamak lazım. İstersen danışmanlığını ben yapacağım. Ama önce senin istemen gerek.” Elif, gözlerinin kenarına yerleşmiş kırışıklıklara rağmen hâlâ kararlı bakan, en zor günlerinde yanında duran bu adamın sözlerinden etkilenmişti. Başını yavaşça kaldırdı. “Hocam... Bana birkaç gün verin. Bu... düşündüğünüz kadar kolay değil benim için.” Mehmet Selim tebessüm etti. “Elbette kızım. Ama sakın çok bekleme. Çünkü bu yol seni bekliyor, Elif. Sen yürürsen, o yol açılacak.” Görüşme sonlandıktan sonra Elif, koridorda yürürken hocasının söylediklerini düşünüyordu. Bir zamanlar tek amacı okulu bitirip hayatta kalmaktı. Şimdi ise bir düzen kurmuş, mesleğinde ilerliyordu. Ama yine de zaman zaman geçmişin ayak seslerini duyuyordu; otobüs parasının olmadığı, yaya olarak kilometrelerce yürüdüğü o günler...Düşünceler içinde yürürken bir ses duydu: “Elif... Elif Kılıç.” Adını duyar duymaz geriye döndü. Yaklaşan kişiye baktığında tanıdık bir yüz gördü, ama çıkaramıyordu. “Elif Kılıç… Merhaba. Beni hatırladın mı?” Elif, hafızasında bir şeyler kıpırdadı ama emin olmadan sesini çıkarmadı. “Elif seni en son gördüğüm zamandan beri hiç değişmemişsin. Hâlâ derin düşüncelerdesin. Gerçekten hatırlamadın mı?” O ses tonu... Sanki bir dosya zihninde yeniden açılıyordu. Gözleri birden irileşti. “Ah evet... Hatırladım. Yavuz? Yavuz Karahan! Aman tanrım, ne kadar değişmişsin!” Yavuz, onu hatırlamasına sevinmişti. “Evet, Yavuz. Hatırladığına çok sevindim inan.” Elif, bir zamanlar kendisine platonik bir hayranlık beslediğini hissettiği bu adamın başındaki ameliyat izini fark etmişti ama belli etmedi. “Nasılsın Yavuz? Uzun zaman oldu görüşmeyeli.” “İyiyim, teşekkür ederim. Evet, çok uzun zaman oldu. Ben okulu bıraktıktan sonra bir daha görüşemedik. Peki ya sen nasılsın?” “Çok iyiyim, teşekkür ederim.” Elif’in zihninde o zorlu yılların izleri yeniden canlandı. 8 Yıl Önce Elif’in üniversite yılları, herkesin “en güzel zamanlar” diye andığı türden değildi. İstanbul’un gri sabahlarında, ayazla yarışan bir kararlılıkla yürürdü okula. Bazen ayakkabısının içine kadar sızan soğuk, bazen cebindeki son parayı harcayıp harcamama ikilemi ile baş başaydı. Metrobüs yerine yürümek çoğu zaman mecburiyetti.KYK’nın dar odasında, çoğu gece kaloriferin çalışmadığı saatlerde dizlerine battaniye sarıp ders çalışırdı. Gürültülü koridorlar, paylaşmak zorunda kaldığı küçük alanlar... Ama içinde büyüyen bir direnç vardı. Her sabah, kendini yeniden inşa ederek uyanırdı. “Elif, sen bu hayatta neyi hak ettin de böyle başlıyorsun güne?” diye sorardı kendine. Ama ardından, “Devam et. Birilerinin vazgeçmesi senin de vazgeçeceğin anlamına gelmez. Babanın sana ihtiyacı var,” derdi iç sesi. İş arayışı ise başlı başına bir sınavdı. Okul çıkışı sokak sokak CV bıraktığı günler, reddedilmeye alıştığı öğleden sonraları... Kimi zaman kafede bulaşıkçılık, kimi zaman kırtasiyede geçici tezgahtarlık. Bazen de sarkıntılıklarla, ahlaksız tekliflerlerle karşılaştığı işler... Dersi kaçırmamak için işin niteliğini değil, saatini dikkate alırdı. Malulen emekli bir polisin kızı olarak okumak kolay değildi.Ve bütün bunların arasında, görünmez biri daha vardı hayatında. Sessizce onu izleyen biri: Yavuz Karahan. O zamanlar arka sıralarda oturan, fazla söze karışmayan, utangaç bir gençti. Elif farkında bile değildi ama Yavuz’un gözleri, onunla aynı sınıfta değil, sanki başka bir evrende yaşar gibiydi. Notlarını nasıl özenle tuttuğunu, cevap verirken gözünü kitaptan ayırmadığını, başını eğip içe kapanışını... Hepsini izlerdi.Yavuz’un ne hissettiğini kimse bilmiyordu. Elif de hiç tam olarak anlayamadı. Belki de bu hayranlık, onun içinde sessizce büyüyüp gitmişti.Elif, o yıllarda duygusal ilişkilerden uzak durmuş, tüm odağını derslerine vermişti. Babasına olan bağlılığı, başka hiçbir duygunun önüne geçememişti.ŞimdiKarşısında, bir zamanlar derste kendisine sessizce bakan o sınıf arkadaşı duruyordu. “Vaktin var mı Elif? Kafeteryada bir şeyler içsek?” dedi Yavuz.Elif saatine baktı. Karşısında duran bu eski tanıdığın geçirdiği değişimi merak ediyordu. “Aslında bugün için randevum yok. Mehmet Selim Hoca’yla görüştüm, eve gidiyordum... Neden olmasın?”

Bölüm sonu

1 yorum