Elif, Mecidiyeköy’deki Derman Psikoterapi ve Psikiyatri Kliniğinde, öğleye kadar süren yoğun randevularının ardından bilgisayarını kapatıp çıkmaya hazırlanıyordu. Ofiste yalnız kaldığında her zaman yaptığı gibi, çıkardığı topuklu ayakkabılarını giymiş, çantasını almıştı. Ofisten çıkıp Seda’nın yanına geldi.Seda, “Elif Hanım, Mehmet Selim Hocam aradı. Öğleden sonra uygun olursanız sizi hastaneye davet ediyor,” deyince Elif şaşkınlıkla mırıldandı, “Allah Allah... Hayırlar olsun?” Seda, uzun zamandır Elif’in yanında çalıştığı için onun yakın çevresini ve ilişkilerini biliyordu. “Belki de bir vaka olabilir Elif Hanım. Mehmet Selim Hocamın size verdiği değeri herkes biliyor.” Elif’in yüzünde bir tebessüm oluştu. “Sedacığım, biliyor musun, ben Mehmet Selim Hocama çok şey borçluyum. Hayatımdaki en büyük şans, onun hayatıma dahil olduğu zamanlardır. Asla hakkını ödeyemem.” Seda, bu sözleri işitirken onun hocasına duyduğu minneti hissetmişti. Elif devam etti: “Hadi hayatım, sen de kliniği kapat, git evine, dinlen. Yarın görüşürüz.” Seda kapıya yönelen Elif’i hayranlıkla uğurladı: “İyi akşamlar Elif Hanım.” Aracına bindikten sonra Bakırköy’e doğru yola çıktı. Başhekim Mehmet Selim Emre’nin çağrısı sıradan bir ziyaret değildi; bunu sezebiliyordu. Onun gibi dolaylı konuşmayan, sözünü sakınmayan bir adam, boş yere kimseyi çağırmazdı. Hastaneye ulaştığında Başhekimlik odasının katına çıktı. Sekreter kibarca gülümsedi. “Elif Hanım, sizi bekliyordu. Buyurun, geçebilirsiniz.” Elif kapıyı tıklatıp içeri girdi. Mehmet Selim, kütüphanesinden bir kitap çıkarırken dönüp ona baktı ve gözlüklerinin ardından memnuniyetle gülümsedi. “Elifciğim, hoş geldin kızım,” Hoca-öğrenci birbirlerine sarıldılar. “Gel bakalım, şu koltuğa otur. Yorgun görünüyorsun. Çay mı kahve mi? Ama sen kahvecisin, sahi.” Elif tebessüm etti: “Kahve olsa harika olur hocam, teşekkür ederim.” Mehmet Selim, telefonla sekreterine kahve istediğini belirtti. Yerine oturdu. “Baban nasıl kızım?” Elif biraz düşünceli bir ifadeyle yanıtladı: “Babam iyi de Hocam, annem... Annemin travmaları babamın durumunu etkiliyor.” O sırada sekreter kapıyı çalıp kahveyi içeri getirdi. Servis sonrası baş başa kaldıklarında Mehmet Selim konuştu: “Kızım, annen için de kolay değil. Allah kimsenin başına vermesin. Evlat acısı kadar ağır bir travma yok.” Elif sessizce, elinde tuttuğu kahve fincanı ve tabağına bakıyordu. Mehmet Selim onun durgunluğunu fark etmişti. Konuyu değiştirmek istedi. “Ee? Kaan nasıl?" O an Elif’in yüzünde tebessüm oluştu. Mehmet Selim bunu hemen fark etti. “Çok şükür iyi hocam. Terfi haberini aldık, çok sevindik. Artık komiserliğe terfi etti.” Mehmet Selim koltuğuna yaslanarak: “Maşallah, çok tebrik ederim. Zehir gibi zekâsı var. Büyük olasılıkla TUSAŞ görevindeki başarısı ile ilgilidir. Peki ya senin terfiin?” Elif bu soruya anlam verememişti. Mehmet Selim doğrudan konuya girdi: “Elif, senin ilk dersime gelişin, okulunu başarıyla tamamlaman, burada özel klinik açman, hastalarınla kurduğun ilişki, her biri çok kıymetli. Ama ben seni daha fazlası için düşünüyorum. Akademi için.. Sana bu yıl açılacak olan doçentlik kadrosunu önermek istiyorum.” Elif şaşkın bir ifadeyle gözlerini kaldırdı. Kısa bir sessizlikten sonra konuştu: “Hocam… Ben açıkçası hiç öyle bir plan yapmadım. Hatta itiraf edeyim, bu kadar yıllık pratiğe alışınca... Masa başı, ders, jüri, tez işleri falan… Uzak geldi. Üniversite biraz başka bir dünya, siz de biliyorsunuz.” Mehmet Selim derin bir nefes aldı, öne eğildi: “Haklısın. Ama bilmediğin bir şey var. Senin gibi biri o dünyanın kirini de temizler. Bizim gibi insanlar orada olmazsa, orası hep aynı kalır. Senin kliniğin elbette çok değerli ama bilgi birikimin, hasta deneyimin ve en önemlisi sezgin... Evet, sezgin. Akademide olmazsa eksik kalır. Klinik zekân, hastaya yaklaşımın, vaka analizlerin... Senin adını şimdiden duyuyorlar.” Elif başını eğdi, kısa bir iç çekti: “Hocam, siz benim hayatımı biliyorsunuz. Üniversite yıllarında bile bazen tek öğünle idare ederdim. İnsan bazen yalnızca hayatta kalmaya odaklandığında, yükselmek fikri bile lüks gibi geliyor. Çalıştım, sınav kazandım, hemen mesleğe atıldım çünkü başka çarem yoktu. Şimdi bir düzen kurmuşken... Yeniden sınav, jüri, rekabet... Korkutuyor açıkçası.”
Bölüm 5
5. Bölüm Akademiye Çağrı
