Ertesi sabah, Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki özel kata Elif elinde termosla gelmişti. Bu kat, Efe Yılmazer’in tecrit edildiği ve sadece özel yetkili kişilerin girebildiği bölümdü. Girişte güvenlik önlemleri üst düzeydeydi; x-ray cihazları, kontrol materyalleri ve MİT görevlileri mevcuttu.Elif kontrol noktasını geçip koridorda ilerlerken, siber polisler için ayrılan odanın açık kapısından içerde Kaan’ın bilgisayar başında çalıştığını gördü. Dün, Efe Yılmazer’in evinden getirilen cihazlar bu odaya taşınmıştı. Elif, kapı kenarında durmuş sessizce Kaan’ı izliyordu. Kaan, onu fark etmemiş gibi görünse de aniden “Günaydın Elif” dedi.Elif şaşkınlıkla içeri girip tebessüm etti. “Nasıl yani? Ben olduğumu nasıl anladın? Arkanda duruyorum oysa.”Kaan dönüp gülümsedi. “Ee, Doktor hanım. Bizim de bildiğimiz bazı şeyler var.”Elif bu cevabı çok beğenmişti. “O zaman bu akşam birlikte yemek yiyerek bunu nasıl anladığını bana anlatabilirsin.”“Elbette. Yeri ve zamanı sen seç,” dedi Kaan.Elif termosundan bir yudum kahve alıp, “Tamam. Seni bir yere götüreceğim. Akşam buradan birlikte çıkarız. Kolay gelsin,” deyip odadan çıktı.Kısa süre sonra kendi odasına geldi. Efe Yılmazer ile yapılacak görüşme öncesinde hazırlık yaparken kapı çaldı. İçeri, Efe’nin gözlemcisi olan Selin girdi. Selin, 27 yaşlarında, kısa sarı saçlı bir psikiyatri doktoruydu. Mehmet Selim’in gözde öğrencilerindendi.“Günaydın Elif Hanım,” dedi Selin.“Günaydın Selin, nasılsın? Gece nasıl geçti?”Selin koltuğa oturdu. “Dün gece ilk kez kendi kendine mırıldandı. Ama ne dediği anlaşılmıyor. Kesik kesik, şarkı mırıldanması gibiydi. Saat 20.00’de yemeğini yedi. Sonra odadaki kameraya bakıp ‘Sizden şarkı açmanızı istesem, lütfen en azından bir şarkı açın’ dedi. Mehmet hocamı aradım. O da uygun görünce odasına klasik müzik yayını yaptım. Johann Sebastian Bach’tan ‘Air on G String’ istedi. Bir saat boyunca çeşitli klasik müzikler çaldım. Keyifle dinledi. Başka bir psikoz hali gözlemlemedim.”“Teşekkür ederim Selin. Kayıtlara bakacağım şimdi. Hadi sen de evine git, dinlen.”Tam o esnada Mehmet Selim içeri girdi. İki genç doktor ayağa kalktı. “Günaydın Hocam.”“Günaydın çocuklar. Elif, kahvemizi içelim. Sonra ben terapiye gireceğim. Sen gözlem odasında kal. Selin, hadi kızım, sen de git dinlen.”Selin müsaade isteyip çıktı. Elif, Mehmet Selim’le baş başa kaldı.“Hocam, dün Efe Yılmazer’in evine gittik. Kadın kıyafetleri bulduk. Bilgisayarda, o kıyafetlerle dans ettiği videolar vardı.”Mehmet Selim düşündü. “Demek ki Ezgi karakteri gerçekten var. Ama Efe neden onu saklama ihtiyacı duyuyor olabilir?”“Toplumsal yargılar yüzünden olabilir. Kadın gibi ifade etmenin veya kadın kıyafetleri giymenin olumsuz tepki doğuracağından korkuyor olabilir. Bu da Ezgi’yi gizli bir kimlik hâline getiriyor olabilir. Ayrıca Efe, hastalığının farkında oldukça Ezgi’yi kendisiyle bağdaştıramayıp ayrı bir kişilik olarak görmüş olabilir. Ezgi, koruyucu bir kimlik de olabilir. Ural güçken, Ezgi yumuşak ve kırılgan tarafıdır. Efe onu zayıf görüp bastırıyor olabilir.”Mehmet Selim heyecanlandı. “Ya da Elif... Efe, Ezgi’ye âşık olabilir. Bu durumu da göz ardı etmemeliyiz.”“Evet hocam, bu da mümkün. Dün müzik dinlemek istemiş.”“Evet. İzin verdim. Tecrit altında ruh hâlinin bozulmaması adına iyi olabilir.”Kahvelerini içtikten sonra yan odadaki gözlem odasına geçtiler. Elif, Kaan’ı da çağırmıştı. Elif ve Kaan gözlem odasında vardiyalı çalışan doktor Nur’la birlikte yerlerini aldı. Bu sırada Mehmet Selim, Efe’nin bulunduğu odaya girdi.Efe, kayıt tutulmayan tuvalet kısmındaydı. Sifon sesi geldi. Kapı açıldı ve Efe içeride Mehmet Selim’i görünce aynaya bakarak konuştu.“Hoş geldiniz hocam. Hayırdır? Elif Hanım teşrif etmediler mi? Yoksa yine ayna ardında mı gizleniyor?”Yavaşça Mehmet Selim’in karşısındaki sandalyeye oturdu. Gözü aynadaydı. Elif’in onu izlediğini biliyordu.Mehmet Selim, “Seninle Ural hakkında konuşmak istiyorum. Aslında Ural ile bizzat görüşmek istiyorum. Buna izin verir misin?”Efe’nin kaşları çatıldı. “Ne konuda konuşacaksınız hocam? Bana da anlatabilirsiniz. Buyurun, dinliyorum.”“Sen de biliyorsun ki Ural bu ülke için çok değerli.”Efe öfkeyle, “Hocam, bu işin ardında sadece Ural yok. O aptalın teki. Kafası sadece kod yazmaktan ibaret, basit bir hesap makinesi. Ona rakamları gir, sana sonuç versin. Bu kadar! Bu ülke ve geleceği için asıl önemli karakter benim! Karşınızda duran, adı, sanı, cismi olan ben! Ural diye biri yok!”Mehmet Selim onun egosunu görüyordu. “Elbette yok. Karşımda oturan kişi Efe Yılmazer. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ama sen de kabul etmelisin ki Ural karakterinin büyük projelerde emeği var. Bu projelerde geçen isim de Efe Yılmazer zaten. Kimse seni silmiyor. Annen seninle gurur duyuyor. Ural’ı sen yetiştirdin, sen yönlendirdin. Bu projelerin temel kilidi sensin. Ama neden şimdi bu projeleri bırakıp başka şeylerle ilgileniyorsun?”Bu sözler Efe’yi memnun etmişti. Elif, gözlem odasında notlarına “takdir edilmek” diye yazdı. Efe’nin başı önüne eğilmişti. Çaresiz görünüyordu. Kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu. Şarkı söylüyor gibiydi. Kaan dikkat kesilmişti.Aniden Efe, “Elif gelsin! Buraya sadece onu istiyorum!” diye bağırdı.Mehmet Selim yumuşak bir sesle, “Pekâlâ, kalkıyorum. Ama lütfen dediklerimi düşün,” diyerek odadan çıktı.Elif girmeye hazırlanırken Kaan uyardı. “Elif, eğer mırıldanırsa lütfen susturma. Mırıldanmasına izin ver.”Elif başını sallayarak onayladı. Kaan’ın sözlerine değer veriyordu. Az sonra, dışarıda iki görevlinin beklediği kapıdan içeri girmeden önce birkaç saniye durdu, nefesini dengeledi, gözlerini kapayıp kendini hazır hissettiğinde kapıyı açıp içeri girdi. Mehmet Selim ise gözlem odasında Elif’in yerine geçerek seansı dinlemeye başladı.
Bölüm 23
23. Bölüm Mırıldanma
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.