İçeriğe geç

İÇERİDEKİ GÖLGELER (Gölgelerin Kavgası) Part 1

Bölüm 2 · 7 dk okuma

İÇERİDEKİ GÖLGELER (Gölgelerin Kavgası) Part 1

Bölüm 2

2. Bölüm İçerideki Ses

Elif Kılıç, karşısında oturan Efe’nin, hayalinde yarattığı “Ural Sert” kimliğiyle konuştuğunu anlamıştı.“Öncelikle hoş geldiniz. Seans boyunca not alabilmem için video kaydı yapmam gerekiyor. İzin verdiğinize dair imzanız dosyada mevcut... Sanırım sizi bana, arkadaşınız Efe Yılmazer’in doktoru Mehmet hocamız yönlendirmişti. Efe ile yakın bir dostluğunuz var, değil mi?”Kaydı başlattı. Efe, Ural karakterindeydi.“Evet. Aslında böyle şeylerle işim olmaz. Deli doktorlarıyla falan... Ama sağlık sorunlarım ciddileşince, Efe kendi doktoruyla konuşmuş ve sizi tavsiye etmiş. Bugün sabah endokrinolojiye gittim. Tiroit hastası olduğumu öğrendim. Son zamanlarda halüsinasyonlar da görmeye başlamıştım.”Elif dikkatle dinliyordu. Efe’nin Ural’a bürünmüş hali sözünü bitirince sordu:“Çok geçmiş olsun Ural Bey. Bildiğiniz gibi tiroit, bağışıklık sistemiyle bağlantılı bir rahatsızlıktır. Ama önce sizden, yani kendinizden bahsetmenizi rica edeceğim. Sizi biraz daha yakından tanımak isterim.”Ural sandalyesine yaslanıp bacak bacak üstüne attı.“Adım Ural Sert, 28 yaşındayım. Efe ile aynı evde yaşıyoruz. Onunla altı ay önce, çalıştığım Piramitsoft isimli yazılım firmasında tanıştık. Bir hacker saldırısından sonra işten çıkarıldım. Bu durumu hazmedemeyince kendi firmamı kurdum. Altı aydır kendi şirketimdeyim.”Elif, not defterine el yazısıyla kayıt alırken başını salladı.“Halüsinasyonlar gördüğünüzü söylediniz. Biraz anlatır mısınız? Neler görüyorsunuz?”Efe bir anda duraksadı. Gözleri boşluğa kilitlendi. Tepkisizce oturuyordu. Elif onun bu durumunu gözlemlerken, Efe birden toparlandı. Etrafına bakındı, nereye geldiğini hatırlamıyor gibiydi.“Ben... buraya nasıl geldim? Ah kahretsin... Ne olacağım ben böyle?”Başını ellerinin arasına aldı. Dirsekleri dizlerine dayanmıştı. Elif, Efe’nin “Ural” karakterinden çıktığını anlamıştı. Sakin bir sesle devam etti:“Bugün sizinle ilk seansımız Efe Bey. Mehmet Selim hocamızın yönlendirmesiyle geldiniz. İsmimi hatırlıyor musunuz?”Efe ona bakarak başını salladı.“Ah evet… Doktor Elif Kılıç’sınız, değil mi? Özür dilerim, biraz dalmışım.”Elif memnuniyetle notlarını almaya devam etti.“Peki, biraz da kendinizden bahseder misiniz?”Efe, doktorun sesinde bir rahatlık hissediyordu. Güven verici, yumuşak bir tonu vardı.“Adım Efe Yılmazer. 29 Şubat 1996 doğumluyum. Yani her dört yılda bir doğum günü kutluyorum. İzmir doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği okudum. Dört yıldır bir firmada çalışıyorum. Bekârım. Yalnız yaşıyorum.”Sağ bacağı titremeye başlamıştı. Elif, bu fiziksel detayı not aldıktan sonra gülümsedi.“Bilgisayar mühendisi... Demek oldukça zeki bir danışanım var.”Efe hafifçe tebessüm etti.“ ‘Hasta’ demediniz. Danışan dediniz.”Elif merakla sordu:“Bu sizi rahatsız mı etti? Nasıl tanımlamamı isterdiniz?”“Hayır, tam tersi. Memnun oldum. Ama hasta olduğumun farkındayım. Bu durumdan kurtulmak istiyorum. Ne gerekirse yapmaya hazırım.”Elif ciddi ve içten bir ifadeyle konuştu:“Sizin hastalığınızı kabullenmiş olmanız benim için çok değerli. Bazı danışanlar bunu reddettiği için süreç çok daha sancılı oluyor. Ama sizinle böyle bir sıkıntımız olmayacak gibi görünüyor. Samimi ve dürüstsünüz. Bu bizim ilerlememizi hızlandırır. Lütfen benden hiçbir şeyi saklamayın. Size yardımcı olabilmem için açık olmanız çok önemli. İlaçlarınızı düzenli alacaksınız, ben de elimden gelen desteği vereceğim.”Efe, doktorun bu sözlerinden memnun olmuştu. Onun samimiyetini hissediyordu.Elif devam etti:“Peki, hastalığınız hakkında ne kadar bilginiz var?”Efe gülümsedi.“Önce çocukluktan başlamayacak mıyız?Elif gülümsemeyi bastıramadı.“Elbette... Ama önce günümüzdeki Efe’yi tanımak istiyorum. Sonraki seanslarda geçmişe döneriz. Bugün kendinizi anlatmanızı istiyorum. İşiniz stresli mi? Bir ilişkiniz var mı? Günlük hayatınız nasıl geçiyor?”Efe duraksadı.“Mehmet hocam bana şizofreni tanısı koyduğunu söyledi. Biliyorum, bazı şeyler gerçek değil. Beynim bana oyun oynuyor. Ama bu hislerden kurtulamıyorum. Bazen kafamın içinde başka bir ses var. Bana bir şeyleri yaptırmak istiyor. Onu susturamayınca kendimi kaybediyorum.”Elif, Efe’nin içsel mücadelesini anlayabiliyordu. Onu dikkatle dinledi.“Bu oldukça zor olmalı Efe Bey. Tek başınıza mücadele etmek yıpratıcı. Ama birlikte bir yol haritası çizebiliriz. O sesi bastırmanın yolları var. Bunun üzerinde çalışacağız. Bu süreçte yanınızda olacağım.”Efe ilk kez bu kadar rahatlamış hissediyordu. Belki de ilk defa gerçekten anlatabileceği birini bulmuştu.Elif, Efe’nin her mimiğini dikkatle izliyor, notlarını alıyordu. Efe’nin biraz zorlandığını fark edince doğrudan sordu:“Bir ilişkiniz var mı Efe Bey?”Efe kısa bir duraksamayla gözlerini önüne indirdi. Elleri birleşmiş, parmaklarını kenetlemişti.“Yedi aydır yalnızım. Zaten altı ay önce hastalık tanım kondu. Ondan bir ay önce de iki yıldır birlikte olduğum kız arkadaşım benden ayrıldı.”“Neden ayrıldınız? İlişkiniz nasıldı?”“Sanırım ilgisizliğim yüzünden. Onunla bir iş toplantısında tanışmıştık. Çalıştığı firmanın web sitesi üzerine fikir alışverişi yapıyorduk. O işinde çok başarılıydı. Ben de çalıştığım firmanın gözdesiydim. Bir yıl kadar birlikte yaşadık. Ama hastalığın belirtileri başlamadan bir ay önce aramızda problemler çıkmaya başladı. En başta her şey iyiydi. Ama cinsel uyumsuzluk yaşadık. Sonra bende ilgisizlik başladı...”Elif, söz kesmeden dinliyordu. Aynı anda, Prof. Dr. Mehmet Selim’in tuttuğu seans notlarıyla Efe’nin söylediklerini karşılaştırıyordu.“Onu seviyor muydunuz? Aşık oldunuz mu?”Efe, yüzünü buruşturdu.“Sanırım hayır. Belki sadece bir dürtüyle birlikte oldum. Aslında bir ilişkiden çok, yalnızlıktan kaçıştı. Cinsellikte de pek bir uyum sağlayamadık. Aşk mı? Açıkçası... bu duyguyu hiç yaşamadım. Merak ediyorum aslında. Siz hiç âşık oldunuz mu?”Elif kısa bir duraksamayla yanıt verdi:“Burada önemli olan benim değil, sizin yaşadıklarınız. Konumuz sizsiniz, Efe Bey.”Efe hemen toparlandı.“Özür dilerim. Lafın gelişi ssormuştum”“Sorun değil. Sadece lütfen kendinizden bahsetmeye odaklanın. Peki ilişkinizi düşündüğünüzde size neler kattı, neler götürdü?”Efe iç geçirerek düşündü.“Zaman kaybıydı. Filmlerdeki büyük aşklar gibi bir şey yaşamak ister miydim bilmiyorum. Ama sanırım ben aşk adamı değilim. Erkeklerin kadınları etkilemek için kur yaptığı bu düzen... Basit bir dürtüden ibaret. Cinsellik de kafamda çok büyük bir ihtiyaç değil açıkçası.”Elif gözlerini kaçırmadan sordu:“Peki şu an nelere ihtiyaç duyduğunuzu düşünüyorsunuz?”“Açıkçası bilmiyorum. Toplum çok sahte. Her şey mekanikleşmiş. İnternet, insanlar arasındaki bağı bile yapaylaştırdı. Yapay zekâ bile artık insanların ilişki partneri olmuş. Her şey paraya bağlı. Parası olan mutlu, olmayan değil.Ama bazen... sadece birinin içtenlikle sarılmasına ihtiyaç duyuyorum. O kadar basit bir şey bile lüks oldu. Sarılmak... Gardını indirip birine güvenmek neredeyse imkânsız. Belki bu yüzden zihnimde karakterler yaratıyorum. Buraya iki kişi olarak geldim ama şu an yine yalnızım. Ve bu yalnızlık çok ağır.Güçlü biri değilim. Ama güçlü olmak istiyorum. Bu savaşı kazanmak istiyorum.”Elif onu can kulağıyla dinliyordu. Bu sözler gösteriyordu ki; Efe’nin iç görüsü yüksek, duygusal zekâsı güçlüydü. Onu hemen test etmek istemedi ama sonraki seans için notunu aldı.“Efe Bey, bir sonraki seans öncesi sizden birkaç şey isteyeceğim. Uygun olur mu?”“Tabii. Ne yapmam gerekiyor?”“Yaşam alanınızı görmek istiyorum. Lütfen telefonunuzla evinizin kısa bir video kaydını alın. Her odadan küçük kesitler olsun. Neden istediğimi tahmin ediyor musunuz?”“Sanırım anlıyorum ama sorgulamayacağım. Size güveniyorum. Ne istiyorsanız yapacağım.”Elif memnuniyetle başını salladı.“İlaçları zorla dayatmayacağım. Ama onları düzenli almanız gerektiğini zaten biliyorsunuz. Ayrıca, lütfen sosyal izolasyona girmeyin. Dışarı çıkın, insanlarla vakit geçirin. Bunları ödev olarak değil, iyileşmenin parçası olarak görün.”Efe başını salladı. Doktorun söylediklerini benimsediği belliydi. Seans bitmişti. Kapıya doğru birlikte yürüdüler.Seans sonrası Elif, notlarını gözden geçiriyordu. Efe’nin, geçmişinde hiç kadın yokmuş gibi görünmesi dikkatini çekmişti. Prof. Mehmet Selim’in gönderdiği dosyada da herhangi bir ilişkiden bahsedilmemişti. Telefonunu alıp Selim Hoca’yı aradı:“Alo, iyi günler hocam... Ben de iyiyim, teşekkür ederim. Evet, bugün geldi. Seansımız bitti... Bu vakaya olan ilginizi biliyorum hocam. Elimden geleni yapacağım.Yarın uygun olursanız sizi ziyaret etmek isterim. Çok memnun olurum. Peki, yarın görüşmek üzere...”Telefonu kapattı, notlarına döndü.Klinikten çıkan Efe, uzun zaman sonra ilk defa kendini iyi hissediyordu. Elif’in yaklaşımı onu derinden etkilemişti. Yarın yine seansa gelecekti. İçinde bulunduğu durumdan kurtulabileceğine dair ilk kez umut hissetmişti.Evine vardığında video çekimi için hazırlık yapacaktı. Elif’in bunu neden istediğini anlayabiliyordu. Onun uzman biri olduğunu ve yardım etmek istediğini biliyordu.Evin kapısını açtı. 3+1 dairenin salonu oldukça düzenliydi. Yatak odası da aynı şekilde tertipliydi. Nevresimler muntazam, her şey simetrikti.Ama çalışma odası... bambaşka bir dünyaydı. Dağınık masanın üstünde üç monitör, klavyeler, hoparlörler, kasalar... Her şey karmakarışıktı.Banyoya geçti. Aynaya baktı. Uzamış saçları, sakalları, yorgun suratı dikkat çekiciydi. Lavaboda su damlasına bile tahammül edemeyen bu adam, günlerdir duş almamıştı. Sıcak suyu açtı, aynayı buğu kapladı. Elini uzatıp silince... Aynada Ural’ı gördü. Onun orada olmadığını biliyordu ama varlığını hissediyordu.Tıraş köpüğünü yanaklarına sürdü. Ural konuşmaya başladı:“Bu değişimin sebebi o doktor mu? Yoksa ondan hoşlandın mı? Senin gibi bir deliye bakacağını mı sanıyorsun?”Efe hiçbir şey duymamış gibi davrandı. Ural aynada gözükmeye devam etti:“Ne o? Günlerdir duş almayan Efe, şimdi düğüne mi gidiyor? Bir seansta düzeldin yani... Vay be!”Efe bir anda öfkelendi. Aynaya döndü:“Bir daha hayatıma karışma! Sen yoksun! Zihnim seni yarattı ama artık seni istemiyorum!”Arkaya döndüğünde kimse yoktu. Tekrar aynaya baktı. Ural, bu kez daha yumuşak bir ifadeyle:“Pekâlâ. Madem istemiyorsun, o zaman o kodları da tek başına yazarsın.”Sonra kayboldu. Efe aynaya bakarak, sessizce mırıldandı.“Sana ihtiyacım yok...”Salona geçtiğinde koltukta birinin varlığını hissetti. Başını çevirdi. Ezgi’yi gördü.28 yaşlarında, sarışın, mavi gözlü, kolunda “?” şeklinde dövmesi olan hayali kadın karakteri.“Bunca zamandır benden bahsetmemişken bugün neden beni hatırladın? Yoksa özledin mi?”Efe donakaldı.“Sen... neden geldin? Geri döndüğünü sanmıyordum.”Ezgi alaycı bir ifadeyle güldü:“Beni sen çağırdın. Doktor Elif’e benden bahsettin, unuttun mu?”Efe gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Gözlerini açtığında koltuk boştu. Ezgi yoktu. Yumruğunu sıktı.“Başaracağım.”Aynı saatlerde Merter’de bir tekstil fabrikasına operasyon düzenleniyordu. Siber Suçlarla Mücadele Şubesi ve Özel Harekât ekipleri, yasa dışı bahis ağını çökertmişti. 6 kişi yere yatırılmış, silahlar ve milyonlarca dolar ele geçirilmişti. Nihat, elindeki dolar tomarını Kaan’a uzattı:“Şu elimde tuttuğum para... belki de birkaç yıllık maaşım.”Kaan gülümsedi:“Senin kazancın o paradan daha bereketli.”Nihat paraları çuvala fırlatarak,“Eksik olsun böyle para... Parasının amına koyayım!”Operasyon başarıyla tamamlanmıştı. Kaan, bu ihbarın arkasında son iki aydır anonim şekilde saldırılar düzenleyen profesyonel bir siber suçlu olduğundan emindi.Artık ellerindeki dijital deliller incelenecekti. Gerçek savaş yeni başlıyordu.

Bölüm sonu

3 yorum

  • Şimdi biri diyor 6 aydır beraber yaşıyoruz biri diyor 7 aydır tek yaşıyorum hangisi doğru şimdi

  • Bir kaç eleştiri yapmak istiyorum bölüm arası boşluk yaparsan daha okunaklı olur kitap böyle göz yoruyor ikincisi de bence küfürlerle sansür koy *** bunun gibi 🥰🥰

    1Yanıt