Bölüm 3
Gözüm beyaz tavanla buluştuğunda durdum;
Hastanedeydim. Gözümü kapatıp birkaç saniye durdum. Hayır burası hastane değildi.
Rutubet kokusu menekşe kokusu ile bastırılmıştı. Duvarlar beyaz değildi kirli krem rengiydi. Yani gri duvarın üstüne beyaz boyanmıştı.
Ben neredeydim? En son ne olmuştu? Beni o arabadan kim çıkarmıştı?
Elimi hareket ettirmek istmem ile gelen demir sesine döndüm. Yatağa kalepçelenmiştim! Etrafına baktım , hiçbir şey yoktu.
Sakin ol Arya. Bu sadece bir oyun. Sakin kal.
Gıcırdayan kapı ile bakışlarım odadan içeri giren kişi ile buluştu.
"Günaydın, savcı. Daha iyi misin?" Sert sesi boş odada yankılanırken kaşlarık çatıldı.
Bu adam bir yerden tanıdık geliyordu ama nerden.
""
Gözümü zorla açtığımda yüzümün sağ tarafında ki acı ile yüzümü buruşturdum. Ellerimin bağlı olduğunu bileklerimde ki ince sızı ile anladım. Zihnimi biraz zorlayınca uçağın kırdığım camının basınç ile yüzüme patladığını hatırladım. Lanet olsun! Peki ya burası nereydi? Etrafıma baktığımda boş bir depoya benzediğini gördüm. Küflü ve rutubetli olan duvarları , karanlık ile birleşince korkutucu bir hava yaratıyordu, tabi bir Türk'ü ve FBİ ajanını ne kadar korkutur orası meçhul. En son hatırladığım şeyler ise uçağın düşmesi, anne ve babamı bırakıp kendimi kurtarmam, suda kendimi kaybetmemdi. Ellerim kollarım bağlı bir şekilde sandalyede oturuyordum. Aklıma gelen şeyle irkildim. Benim artık ailem yoktu ben bu dünya da yine tek kalmış çocuktum. Bu hayata bağlanmamın tek sebebi annem ve babamdı. Onlar beni bu hayata bağlamış ve şimdi de göçüp gitmişlerdi. Hayatın bana olan cilvesi bitmemiş yine benden bir şeyler koparmıştı; ailemi... Ben onlar sayesinde hayata tutundum şimdi onlar da gitti. Yine benim yüzümden. Geçmiş yaralarım teker teker açılıyordu ve ben hiçbir şey yapamıyordum. İstemeden sol gözümden bir damla yaş aktı. Burası büyük ve soğuk bir yerdi. Tamamen karanlık değildi ancak sadece küçük floresan lambadan cılız bir ışık geliyordu. Karşımda bir sandalye vardı sadece. Duvarda ki kan lekeleri içimin ürpermesine sebep oldu, burası neresiydi?! Derin bir nefes aldım ve vücudumun acısının dinmesini bekledim, sert kapının sesini duyunca yüzümü kaldırıp kapıya baktım. Odaya giren ışık gözümü alırken yüzümü geri yere eğdim. İçeri biri girdi ve kapıyı kapattı. Bende başımı tekrar kaldırdım. Allah aşkına bu kimdi? Benim burada ne işim vardı. Başım sızlıyordu ve sanırım yaralıyım kim bilir. İçeri giren kişi karşımda duran sandalyeyi çekip oturdu.
"Kendine gelmişsin Savcı" dedi" "Benim burada ne işim var ve sen kimsin?!" dedim öfkeyle ve bağırmış bulundum bir yandan "Sakin ol savcı baya öfkelisin ha?" diyerek pis pis gülmeye başladı. Katlanılacak gibi değil. "Kes sesini!"
"Peki güzelim sen iste yeter"
"O ağzını kırmamı istemiyorsan sus!"
"Bu halinle mi?" dedi yüzüme doğru eğildi eliyle çenemi tuttu ve sıkmaya başladı "Burada emirleri ben veririm ve sen hiçbir şey yapamazsın"
"Sen kimsin?" dedim dişlerimi sıkarken
"Beni tanıyorsun savcı, tanıyorsun değil mi?"
"Ben seni tanımıyorum" dedim
"Sen beni unutmuşsun ama ben seni unutamadım. Bundan sonra sende beni asla unutamayacaksın Savcı" dedi savcı kelimesini vurgulayarak söylemişti. Tanrım o bir suçluydu ama nasıl kaçmıştı. Kafamı geri iterek çenemi serbest bıraktı. Ayağa kalktı sandalyenin arkasına geçip ipleri çözdü. Sağ kolumdan tutup kaldırdı ama bu çok sert olmuştu. Kolumu sıkıyordu ve bu canımı acıtıyordu. Sağ tarafıma geçti. Bende sağ tarafımda duran adamın yüzüne sol elimle bir yumruk geçirdim. Kafası yana düştü. Ama hiçbir şey hissetmemiş gibi bir hali vardı. Sağ kolumu daha çok sıktı "Sadece dediklerimi yerine getirmekle yükümlüsün" dedi tıslarcasına. "Canımı acıtıyorsun" dedim dişlerimi sıkmaya devam ediyordum. Çenem kopmasa bari. Nereden düştüm ben buraya.
"İyi ya benim de istediğim bu. Hepsi sana olan sevgimden, bilmeni isterim Savcı"
"Seninki takıntıdan başka hiçbir şey değil buna eminim, insan sevdiğinin canının yanmasını istemez"
"Çok konuşuyorsun Savcı, yürü!"
Dişlerimi sıkmayı bıraktım. O da beni yürütmeye başladı. Bir duvarın önünde durduk. Gördüğüm şeylerin gerçek olmamasını diliyorum. Duvarda zincirler vardı. Hayır beni duvara zincirlemeyi düşünmüyordu bu psikopat adam değil mi? Lütfen gerçek olmasın.
"Bu kadarını da yapamazsın!"
"İşimi zorlaştırma Savcı"
"İstemiyorum!"
"Senin isteyip istememen umurumda mı sanıyorsun?!" cebinden çıkardığı keskin bıçağı boynuma yaslayıp bastırdı kan aktığına eminim. "Şimdi uslu bir kız ol ve zorluk çıkarmayı bırak. Yoksa ne olacağını anlamışsındır" dedi. Harika arkamda boynuma bıçak yaslamış bir psikopat var ve ellerim kollarım bağlı, hiçbir şey yapamıyorum. Bu durumda zorluk çıkarmadan dediğini yapacağım. Zorluk çıkarmadım, elindeki bıçağı boynumdan çekip tekrar cebine attı Beni duvara öyle bir çarptı ki sarsıldım. Sonra da zincirledi. İşi bitince geriye çekildi
"Psikopat herif!" Diye tekrar bağırdım
"Savcı bağırarak nefesini tüketme istersen buna dayanamam. Sen de biliyorsun güzelim" dedi eliyle yüzümü okşadı ve yüzümdeki yaraya bastırdı. Bu canımı yakmıştı ama belli etmedim. Her canım yandığında bundan zevk alıyordu adi herif! Çattık belaya. Ya sabır. Buradan çıkınca yüzümü bir ton sabunla yıkayacağımdan hiç şüphem yok. Elinde tuttuğu siyah kumaşla daha çok yaklaşarak o kumaşla gözlerimi bağladı ve uzaklaştı. Süper ya artık hiçbir şey göremiyorum o da yetmezmiş gibi şuan duvara zincirlendim. Ama bilmediği bir şey vardı. Ben bir ajandım o beni savcı sanıyordu. Neyse ki karanlıkta verilen eğitimler boşa değildi. Yani karanlıktaki duyularım iyiydi ama ilk defa bu kadar çok bir mucize olsun istedim. Biri gelip beni kurtarsın istedim.
"Sen nasıl bir canisin ya"
"Daha bu başlangıç Savcı" dedi ve gitti. Gittiğini kapı sesinden anladım. Şimdi her taraf sessizliğe bürünmüştü.
...
Ağzımdaki kanı yere tükürdüm. Yüzümün sağ tarafı acıdan uyuşmuş, bileklerim, kelepçelerden kurtulmak için uğraştığımdan kanamaya başlamıştı. Bu kaçırmanın kim olduğunu hâla öğrenememiştim. Bana sürekli "savcı" deyip duruyordu. 2 gündür zihnimi zorluyor, ama bir türlü kim olduğunu bulamıyordum. Onu daha önceden gördüğüme eminim. Görsel hafızam hep iyi olmuştu. İçerisi karanlıktı. Lanet olası adam tek ışık kaynağı olan floresan lambayı kapatıp gitmişti. Tahmin olarak bugün buradaki 3 veya 4. günümdü. Gözlerimi kapatıp, derin bir nefes aldığımda zorlukla dik tuttuğum basım önüme düştü. Son birkaç gündür yaşadığım olaylar ve özellikle de ailem olarak kalbimde yer edinen insanların ölümü beni derinden sarssa da acımı asla dışta yaşayan bir insan olmamıştım. Yine bu acıyı içime atıp yaşayacaktım ve öyle de oluyordu. Ben düşüncelerimde boğulmuşken boş depoda bir kilit sesi yankılandı. -Dik dur Arya!- dedi iç sesim. Yavaşça gözlerimi açıp güçlükle başımı kaldırdım. Öfkeyi içimde hissederken 3 günde bile bana cehennemi yaşatan adama baktım. Tam karşımda durduğunda acı çeken bedenime bakıp sırıttı.
!Seni lanet olası herif!
Bana doğru yürüyüp kişisel alanıma girdi. Sağ elini kaldırıp sağ yanağıma dokundu. Dokunuşundan tiksinirken rahatsızlığımı belli etmedim ve ona nefret dolu gözlerle baktım. Yanağımda olan eli hala açık yaralarımda dolaşırken elini bastırınca bu ani hareket ile dudaklarımdan acı bir inleme döküldü. Acı çeken halime bakarken yüzündeki sırıtması genişledi.
"Günlerdir konuşmuyorsun güzelim, ağzından çıkan ilk söz ise..." Kulağıma doğru eğildi. Nefesini hissetmem gerilmeme neden olurken duyduğum şey ile kelepçeli ellerim yumruk oldu. "Kısık bir inleme ama bunun acıdan değil de zevkten olmasını isterdim" Ellerimin yumruk olduğunu görünce yüzündeki sırıtması gülümsemeye dönüştü. Ama bu adamın gülümsemesi bile mide bulandırıcıydı.
"3 gündür buradasın, bir savcı bunlara dayanabilir mi? Emin değilim. Savcı olduğuna emin misin güzelim?"
Güzelim kelimesi midemi bulandırırken dik dik bakmaya devam ettim o da gözlerini çekmeden bana bakmaya devam etti.
"Kimsin!?" Dudaklarımdan çıkan boğuk ve kısık ses, sessiz depoyu doldurmuştu. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Sorduğum ani soruya şaşırmış gibiydi ya da sorusuna cevap vermemi bekliyordu. Burnunu burnuma sürtüp geri çekildi. Biraz düşündü adını söylemekte tereddüt ediyordu, Neden? "Benedict adım, Benedict DOUGLAS" Siktir! Bu adamı çok iyi tanıyordum. Rusya'daki azılı suçlulardan biriydi ve 1 yıldır hapisteydi. "Kutsal karanlık" diye mırıldandım. Adının anlamı buydu. Gözlerim tekrar onun gözleriyle buluştuğunda bu sefer soru sırası ondaydı. "Peki söyle bakalım güzelim, sen gerçekte kimsin?" Sert ve tehlikeli çıkan sesi bu sefer beni ürpertmişti. Ona boş boş bakmaya devam ettim. Kim olduğumu öğrense bile benden bilgi alamazdı. Daha doğrusu bende kim olduğumu söyleyecek kadar iradesiz değildim. "Konuşmayacak mısın?" Yüzündeki gülümseme sessizliğim yüzünden silinirken deponun kenarına yürüyüp üstü örtüyle kapalı olan masanın yanına gitti. Siyah örtüyü tutup kaldırdı ve kenara attı. Bir kere daha siktir! Masanın üstündeki türlü işkence aletlerinde gezinen eli, tırtıklı bir siyah bıçağın üzerinde durdu. Oldukça keskin olduğu Benedict'in içeri girdiği zaman yaktığı floresan lambanın altında bile belli oluyordu. -Seni yıkmasına izin verme Arya- Bıçağı elinde döndürerek bana doğru gelmeye başladı. Aslında o bıçakta, ölümde beni korkutmuyordu. Bir Türk kolay kolay korkmazdı. FBI ajanı ise korkusuzluk için eğitim alıyordu. Yani ben korkmuyordum. Bu hayatta ise artık kaybedeceğim ve değerli bir şeyim kalmadığı için ölüm de pek umrumda değildi. Düşüncelerimden beni uzaklaştıran bu sefer sağ yanağımda hissettiğim bıçağı soğuk ve keskinliği oldu. Hafif baskı uygulayınca ince bir sızı hissettim. "Hadi güzelim ben senin o güzel yüzünü dağıtmadan sen bana kim olduğunu söyle" O bana öfkeyle bakarken yüz ifademi sabit tuttum. Bıçağı daha çok bastırdı. Yanağımdan akan ince ve ılık sıvıyı hissettim. "Son şansın güzelim. Sabırlı biri değilim, sınama!" Bu sefer bağırarak söylediği sözlere gülümsedim. Gülümseyen ifadem onu delirtirken bıçağı daha fazla ve sert bir biçimde bastırdı. Derinin içine giren sert soğuk metal ile gözlerimi sıkıca kapattım. Yanağımdan akan ılık kan çenemden damlayıp yere düşerken minik bir ses çıkarıyor bu ses de boş depoda yankılanıyordu. Ağzımda kan tadı hissettiğimde dişlerimi dudağıma geçirdiğimi anladım. "Seni uyarmıştım" soğuk çıkan sesi bu defa beni ürpertmedi. Bıçağı yanağımdan çıkardı ve kendi yüzüne yaklaştırıp yaladı. Kanın tadını beğenmiş gibi gülümsedi ve masaya ilerledi. Bıçağı beyaz bir beze silip aldığı yere bıraktı. Masanın üstünü tekrar örtüyle kapattı. Tekrar bana yaklaştı. Eliyle eğik olan başımı tutup sertçe kaldırdı. Yüzümü yüzüne hizaladığında gözleri dudaklarıma kaydı. Sırıttı ve hâla kanayan sağ yanağımı öptü. Dudakları kan olmuştu ama bunu umursadığını sanmıyordum. Yüzümdeki acı tüm bedenime yayılıyordu. Nefesini yara olan yanağıma üfledi ve konuştu "Yarın konuşmazsan senin için çok güzel planlarım var Savcı, umarım dayanabilirsin" Çenemdeki elini sertçe bıraktı, yüzüm tekrar önüme düştüğünde sırıttığına yemin edebilirim. Adım sesleri ve deponun tekrar kilitlenmesi ile bende gözlerimi karanlığa kapattım.