Karnıma bastırılan sıcak demir ile sıkıca gözlerimi kapatıp derin bir iç çekişle nefesimi tuttum. Tenimin yandığını hisseder hissetmez dişlerimi sıktım. Yanık et kokusuna karışmış kumaş kokusu odaya yayılırken aniden kızgın demir karnımdan ayrıldı. Sağ tarafımdaki sızı tüm vücuduma yayılırken, ağzımdan çıkan ufak ve acı inlemeye engel olamadım. Ben nefes nefese kalmışken, o iğrenç elleri yine tenime değmişti. Benedict, sıkıca eliyle çenemi sıkıp kafamı kaldırdı. Yüzümü yüzüne hizalayınca nefret dolu gözlerim, onun acımdan zevk alan gözleriyle buluştu.
"Seni sikik herif!"
Dudaklarım çıkan acıyla karışmış kısık ses onu daha da tatmin etmiş olmalı ki bana
"Devam et Güzelim, bana o güzel nefretini kus" dedi aşağılayıcı bakışlarıyla.
Derin bir nefes almaya çalıştım ama nefes almak bile daha acıydı artık.
"Seni öldüreceğim!" dedim kısık ama nefret dolu sözcüklerimle.
Yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
"Ben ölsem bile izlerim seninle kalacak, Savcı"
Çenemi bıraktı ve kenardaki ateşe yaklaştı. Demiri ısıtırken de alaycı ama ciddi bakışlarıyla ince cılız bedenimi süzüyordu. Biraz önce kızgın demirle bedenimi yakarak kendi baş harfini yaptığı kısma baktı ve sırıttı. Evet, karnımın sağ tarafında "B" harfi vardı. Kızgın demirle yanıma yaklaşırken bu sefer şekil yoktu ince çizikler vardı. Bana 2 adım kala durdu. Elindeki kızgın demire bakarken konuşmaya başladı.
"Konuşacak mısın, Savcı?"
Zorlukla onun iğrenç yüzüne bakarak konuştum.
"Bence eğlenmeye devam edelim."
Cevabımı beğenmiş olacak ki pis bir gülümseme attı. Pis Sadist! Demiri gözünü bile kırpmadan yine karnıma bastırdığında odayı dolduran sadece çığlığım değildi. Bütün geçmişim, bütün elimden alınmış çocukluğum, yaklaşık 1 hafta öncesinde kaybettiğim bana sahip çıkan anne ve babam, geleceğim ve bütün yarınım sanki bütün her şeyimi kaybetmişcesine gözlerimin önünden geçiyordu. Hiç kendimi bu kadar çaresiz bu kadar aciz hissetmemiştim. Sahi ben hâlâ yaşamayı hak ediyor muydum? Artık bunun için bir sebebim kalmış mıydı?
...
Uyandığımda karşımda gülümseyerek bana bakan Benedict'e bakacak gücüm kalmamıştı. Sırtımda ve karnımdaki kızgın demirin acısı hala yerli yerindeydi. Çenemi tutup kaldırdığımda, gözlerimi zorlukla açtım. Gözleri dudaklarıma kaydığında, canım acısa da kendimi geri çekmeye çalıştım ama buna izin vermedi. Gözlerimin içine bakarken dudağımda hissettiğim hafif dudaklar ile dondum. Geri çekildiğinde yüzündeki gülümseme sinirlerimi bozmuştu. Bu iğrenç herif benden ilk öpücüğümü çalmıştı. Kulağıma doğru yaklaştı, sağ taraf yanağıma yanağını değdirdiğinde hem canımın acısından hemde tiksindiğimden yüzümü diğer tarafa çevirdim. Bunu umursamadı ve kulağıma fısıldadı.
"Tadın çok güzelmiş Savcı, bunun bir öpücükle kalmamasını diliyorum"
Lanet Herif! Yaptığı ima midemi bulandırmaya yetmişi. Benden uzaklaştı, köşedeki sandalyenin üzerinden ceketini alıp depodan çıktığında yine kulağıma kilit sesi geldi. Sikik herif vücudumda boş yer bırakmayıp her yerime kızgın demir basmıştı. Gözümden akan bir damla yaş ile başım yine önüme düştü. Bu işkenceler çocukken gördüklerime kıyasla daha kalıcıydı. Gözlerim kapanırken aklıma gelen tek şey ailem gibi benim de bir mezarım olmayacağıydı çünkü bu herif ben ölmeden beni bırakmazdı.
...
Sorgu odasındaki sandalyeye oturmuş, gergin bir şekilde bekliyordum. Odayı aydınlatan beyaz lamba ortamı daha ürkütücü hale getiriyordu. Kenardaki büyük camdan izlendiğimi biliyordum. Demir kapının çıkardığı ses ile o yöne baktım, içeri giren büyük ve kaslı bedeni kısaca süzdüm. 1.88 boylarında olmalıydı. Sert ve kemikli çene yapısı onu ürkütücü yapıyordu. Üzerindeki FBI forması tam oturmuştu. Karşımdaki sandalyeye oturdu. Odayı dolduran sert erkek sesi camın arkasından beni izleyen Komutan Coley'in sesiydi.
"Ajan olman için son eğitim Arıkan!
İrade; Esir alınırsan sana türlü işkenceler uygulayıp bilgi almaya çalışacaklar. Sen ise burda bize iradeni göstereceksin.Şuan esirsin ve karşındaki Ajan Vall ise senin düşmanın"
Gözlerimi camdan çekip Ajan Vall'a çevirdim. Gözlerindeki karanlık ifade beni ürkütücü de olsa irademi yıkamazdı.
"Kimsin?"
Aradaki sessizlikten sıkılınca daha sert bir sesle sordu.
"Birşey sordum. Konuş!"
Boş bakan gözlerimi görünce yumruğunu sertçe masaya vurup, ayağa kalktı, sandalyesi gürültüyle yere düşerken masaya eğilerek yüzünü yüzüme sabitledi.
"Sabrımı sınama küçük"
Bende yüzümü ona yaklaştırdım. Ellerim masaya kelepçeli olduğu için onları kullanamıyordum.
"Sınarsam ne olur?"
"Oh, denememi istemezsin"~V
Geri çekilip sandalyesini yerden kaldırdı ve oturdu.
"Bana FBI'nın planlarından bahset!"
Sabırla cevap vermemi bekledi. Ben konusmayınca sert bir sesle tekrar konuştu.
"Son şansın konuşuyor musun? Konuş muyor musun?"
Cevap vermedim. Ayağa kalktı ve kenardaki duvara ilerledi, bir düğmeye bastığında, -siktir!- işkence aletleriyle dolu gizli bir dolap ortaya çıktı. Keskin bıçağı alıp yanıma geldi. Sandalyenin arkasında durdu. Bıçağın soğuğunu yanağımda hissettiğimde derin birer nefes aldım. Kulağıma doğru fısıldadı,
"Konuş!"
Konuşmadım. Bıçak yanağımda ufak bir çizik bıraktı. Bıçağı dolaptaki yerine koydu ve ellerimdeki kelepçeyi çözdü. Beni sertçe yerimden kaldırıp sandalyeye otutturdu. Bileklerimi arkadan sandalyeye kelepçeledi ve bir kere daha sordu.
"Konuşacak mısın artık?!"
Yanağımdan akan ince sıcak kanı hissettim. Yine konuşmadım. Dolaba yaklaştı, ince bir demiri aldı. Daha doğrusu küçük ince bir demir. Cebinden çıkardığı Zippo'yu yakıp demire tuttu Siktir! O sıcak demiri bende mi kullanacaktı? Yanıma yaklaştı. Tek eli ile kısa kollu tişörtümün omzunu açtı ve sıcak demiri yaklaştırdı. Konuşmayacaktım. Tenimde ilk soğukluk hissettim daha sonra ise o sonradan gelen demirin sıcaklığı ile dişlerimi dudağıma geçirdim. Demiri çektiğinde, gözlerim onun gözleriyle buluştu. Demiri yerine koydu ve 3 adım önümde durup cama baktı. Daha sonra başıyla onayladı. Ellerindeki kelepçeleri açtı. Benim omzumdaki acı ise tüm vücuduma yayılıyordu. Odayı dolduran Komutan Coley'in sesi ile zorlukla cama baktım.
"Aramıza hoş geldin Ajan Arıkan."
....