Bölüm şarkısı:Reflections
Geciktiğimi biliyorum. Ama inanın ki bazen Atlas'la aramız hiç iyi olmuyor. O günler yazamıyor, yazsam bile berbat bir şey çıkıyor. Bu bölümü 3 kez en baştan yazdım, ancak bu şekilde içime sindi. Sizlere en güzel halini göstermek istediğim bu hikayedeki gecikmemi mazur görmeniz dileğiyle. Sevgilerimin her yağan yağmur damlasıyla saçlarınızı okşaması dileğiyle, iyi geceler :3
〆
Gecenin karanlığının bir örtü gibi çöktüğü sokakta sessizce ilerliyorduk. Arabam meleği bırakalı çok olmuştu. Ayaklarımızın götürdüğü yöne gitmeye başlamıştık. Soğuk havayla birlikte içkinin üzerimdeki etkisi azalmıştı. Kollarımda gezindi ellerim. Isınmak için birkaç kez ellerimle kolumu ovuşturdum. Hava kesinlikle yürüyüş yapmaya uygun değildi.
Gözlerim, üzerindeki ince ceketiyle olmasına rağmen soğuktan etkilenmeyen Nil'e döndü. Kabanım olmasına rağmen üşüyordum ama o nasıl üşümezdi? Bir ihtimal hissettiklerimizin algılama kısmında değişmesinden olabilir miydi? Bana göre soğuk olan hava ona göre ideal olmalıydı. Korkarım ki bunun mantıklı başka bir açıklaması yoktu.
Geçtiğimiz izbe sokaktaki tek aydınlık sokak lambasını çevreleyen ışıktı. Karanlık savunmasız hissetmeme sebep oluyordu.
Burada ne aradığımızı bilmeden elimi sıkıca tutmuş Nil'in ardından gitmeye devam ettim. Birkaç metre ilerimizden gelen bağırış sesleri yüzünden olduğum yerde duraksadım. Nil bu halime anlam veremedi.
"Ne oldu?"
"Duymuyor musun bağırış seslerini?" derken gözlerim sesin geldiği yerdeydi. Önümüzde koca bir bina olmasa seslerin sahiplerini görebilecek mesafedeydik.
"Duyuyorum."
"Birazdan başımıza nasıl bir bela gelecek emin değilim ama sen nasıl hala bu kadar sakin olabiliyorsun?" diye sitem ettikten sonra kavga seslerinden uzaklaşmak adına elinden tuttuğum gibi yürümeye başladım. Nil ise elini bırakmam için ayaklarını diredi.
"Atlas, bırak beni!"
"Yaşadığını hissetmen için kendini tehlikeye atmak istiyorsan bunu evde yapalım lütfen." diye mırıldandım.
Daha öncesi de olmuştu bu gece yürüyüşlerimizin. Sahibini arayan saldırgan köpek ve anılarındaki adamdan kaçmaya çalışan kız olurduk tüm gece. Gecenin sonunda ise kendimizi ya hastanede ya da karakolda bulmuş olurduk. Sonuç olarak ne ailem başımı beladan kurtarmak için benimle ilgilenirdi ne de Nil anılarından kaçabilirdi. Yine de umudu kesmemişti Nil. İnanıyordu ki birgün her şey daha önce hiç olmadığı kadar güzel olacaktı.
Ama ben çoktan umudumu kaybetmiştim. Hem bu yüzden hem de açacağım savaşa en sağlıklı halimle gitmeyi yeğlediğimden bugünlük uzak durmak istiyordum beladan.
"Gidecek bir evimiz yok ikimizin de." diye fısıldadığında acı gerçekle tebessüm ettim. Onca paranın içinde bir eve sahip olamamak büyük bir trajediydi.
"Otele gidelim." diye bir öneri sunduðumda buna burun kıvırdı. Annesi tarafından bir yere sürüklenen yaramaz çocuklar gibiydi.
"İstemiyorum."
"Sahil?"
"Hayır." Git gide bağırış sesleri yaklaştığında sinirle saçımı çekiştirdim. Cidden ne olsun istiyordu anlam veremiyordum.
Daha fazla direnişine göz yummak istemediğim için Nil'i kucağıma aldım. Düşmek pahasına beni sarsarken adımlarımı hızlandırdım. Bugünlük olmaz Nil özür dilerim.
Tam sokağın köşesinden dönmüş gidecekken arkamdan birinin seslenmesiyle durmak zorunda kaldım. Gözlerim yolun sonundayken içimden Nil'in aptallığına söyleniyordum. Dişlerimi sıkmayı bırakıp kucağımdaki Nil'e döndüm. Aklımda çoktan kurtulmak için plan yaparken Nil'i olayın dışında bırakmak amacıyla "Seni indirdiğimde arkana bakmadan kaç." dedim.
Hiç korkuyor gibi durmuyordu. Öyle ki gözündeki ışıltı olduğu durumdan kaçmak istemediğini bana anlatmaya yetiyordu.
"Hay sikeyim böyle işi de..." diye söylenerek Nil kucağımdayken arkamı döndüm. Ettiğim küfürü yarıda bırakmak zorunda kalmıştım. Çünkü birkaç metre ötemdeki adamın silahı tam alnımı hedef alıyorken devam etmek pek akıllıca olmazdı. Boşuna gidelim diye diretmemiştim işte.
Bu tavrımın aksine Nil boşluğumdan faydalanarak kucağımdan inmiş oldukça rahat bir şekilde adamlara doğru bir adım atmıştı. Elimle kolundan tutarak onu durdurdum. Hangi akla hizmet silahlı adama doğru yürüyordu ki? Bir daha Nil'e içki içirmemek adına akıllıca bir karar aldım. Çünkü içtiğinde kendini gangster zannedebiliyordu.
Gözleri kolumdaki elimdeyken onu kendime doğru çektim. Kolundan onu sıkıca tutarak güvende olduğuna emin olduğumda sakince konuştum.
"Şimdi şöyle ki biz tam gidiyorduk aslında yani böyle silaha felan ne gerek var?"
Oldukça saçma konuşmam adamın sırıtmasına sebep oldu. Korkumdan zevk alan bir sadist tarafından mı öldürülecektim. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.
"Atlas, sen git ben hallederim." Bulunduğum durumu umursamadan histerik bir kahkaha attım. Cidden bu kadar komik olacağını hiç düşünmemiştim Nil'in.
"Neye gülüyorsun gerizekalı?" Bir anda ettiği hakaretle tüm sinirlerim hopladı. Bu adam kim oluyordu ki zekama laf edebiliyordu? Birkaç adımla adamla aramdaki mesafeyi kapadım. Böylece silahın soğuk namlusunu alnımın çatında hisseder oldum.
"Elimdekini oyuncak silah mı sanıyorsun sen?" diye keskin bir dille konuştu.
"Geçenlerde en nefret ettiğim insanlar adı altında bir liste oluşturdum. Biliyor musun ilk sırada kime yer verdiğimi?" konuşmama anlam veremedi.
Bense cebimden çıkardığım sigara paketinden bir dal aldım. Ardından adama da uzattım paketi. Anlamaz bakışları üzerimde gezinirken"Son bir sigara içebiliriz diye düşündüm." dedim. Adam sinirle paketi yere fırlattı.
Bunu umursamadan çakmağımla tutuşturdum sigarayı. Gözlerim silahı tutan adamın arkasındaki iki kişide gezindi. Yeni kavgadan çıktıkları yüzlerindeki kandan anlaşılıyordu. Sigaramdan birkaç nefes daha aldığımda adam rahatlığıma sinir olmuş olacak ki havaya bir iki el ateş açtı. Herkesi geren bu sese sadece gülümsedim.
"Dua et de o saçmalar kimseye zarar vermesin orospu çocuğu." Cümlemin sonuna doğru emniyetini açtığı silahtaki mermileri kafama boşaltacaktı ki kasıklarına savurduğum tekmeyle yere düştü. Silahı birkaç metre öteye düşmüştü. Almak için ilerlediğim sırada sırtımdan yediğim tekmeyle yere düştüm.
Yerde sürünerek adama döndüm. Silah tam arkamda olduğundan bir nebze rahattım. Adam ayağıyla karnıma tekme atmaya yeltendiğinde ayağını tutup dengesini kaybetmesini sağladım. Adamın yere düşmesiyle toparlanıp dizimi karnına bastırarak adamı zapt ederken gözlerim Nil'i aradı. Önündeki adama daha önce öğrettiğim gibi tekmeler savuruyordu. Kolundaki kana takılı kaldı gözlerim. Yaralanmış mıydı? Soruma cevap ararken Nil'le dövüşen adamın beni ceketimden tutarak yere savurmasıyla dengemi kaybettim. Aklımdaki tek soru Nil'e ne olduğuydu?
Yerdeki adam toparlanmış üstüme çıkarak bir yumruk savurmuştu. Yediğim yumruğun etkisiyle kafamı sert bir şekilde asfalta çarpmıştım. Adamın elleri boğazımı kavramışken üstümden itmek için çabaladım. Silahın tam üzerinde yattığımdan ona ulaşmak epey zordu. Sırtımda hissettiğim silahı almak için çabalarken gücümü kaybetmeye başlamıştım. Gözlerim yaşlanmış nefessizlikten ciğerim yanmıştı. Kontrolümü neredeyse kaybetmişken boğazımdaki el etkisini kaybetti. Yerde iki büklüm oldum.
Bir astım hastası gibi nefes alıyordum. Nefes alabilsem de kendime tam anlamıyla gelememiştim. Kafamın arka tarafındaki acıyla elim oraya gitti. Elime gelen ıslaklığın ne olduğunu bilsem de emin olmak için baktım. Gözlerimi zar zor açabilirken elime bulanmış kanı görebilmiştim.
Şuanlığına bulunduğum durumu umursamadan arkamda kalmış silahı aldım. Gözlerim Nil'i ararken Ulaç'ı görmemle şaşırdım. Neler döndüğünü anlamasam da silahı Ulaç'a doğru iteledim. Son gücümü de yerde silahı itekleyerek harcamış olmalıyım ki gözlerim kapandı. Karanlığımda boğuldum.
~
Gördüğüm onca iç içe geçmiş rüyalardan kurtulmak için uyanmaya çalıştım. Ama üzerimde öyle bir ağırlık vardı ki göz kapaklarımı bile hareket ettiremiyordum.
Odada duyduğum Nil'in sesiyle bir anlığına rahatladım. Kötü yaralanmamış olmalıydı. Tam olarak kelimeleri seçemesem de Ulaç'ın sesi de kulağıma ilişti. Herkes iyiydi.
Ben dışında. Kendimi bile koruyamamış olmam sinir bozucuydu. Biraz daha bilincimi yerine geldiğinde gözümü araladım. Tam tepemdeki beyaz ışıkla başımın şiddetli bir şekilde ağrıdığını hissettim. Gözlerimi kapayıp ağrıyı kontrolüm altına almaya çalıştım.
"Işığı kapatır mısınız?"diye seslendim. Sesimi duyan Nil koşarak "Uyandı." diyerek odadan çıktı. Bağırmasıyla ağrım şiddetlendi. Hayır hastanın yanında ne diye bağırıyorsun ki Nil?
Gözlerimi tekrardan açtığımda odaya gelen doktorun gözüme doğru tuttuğu ışıkla kendimi boğmak istedim. Yapacağınız işin...
Kör olduğuma emin olduğum beyaz ışık gözümden çekildiğinde Nil'le Ulaç'ı görebildim.
"Kaç gündür kendimde değilim?" diye fısıldadım iyi çıkmayan sesimle. Öyle yorgun hissediyordum ki. Birkaç yıl boyunca komada kalmış olmamın muhtemel olduğuna emindim.
Sorumu "Bir saattir." diye hissiz bir şekilde cevaplayan kişi Ulaç'dan başkası değildi.
"Başınızı vurduğunuz için yorgun hissediyor olmanız çok normal. Yaptığımız tetkiklerle kafanızda büyük çaplı bir hasar olmadığı kanısına vardık. Yine de tedbir amacıyla birkaç gün sizi misafir etmeliyiz Atlas Bey." diye sözünü bitirdi doktor.
"Teşekkür ederim." dedim. Doktor geçmiş olsun dileklerini ilettikten sonra odayı terk etti.
"Yaralandın mı?" Nil'in sargılı koluna doğru uzattım elimi. Elim beyaz sargıda gezinirken "Özür dilerim." diye mırıldandı. Aklı yeni başına gelmiş olmalıydı.
"Ne gereği var özüre sonuçta Atlas kim ki? Kolunu bıraktım. Uzun zaman sonra Nil'e ucuz bir trip atmak istemiştim.
"Seni dinlemeliydim." Gözlerinden birkaç damla gözyaşı daha süzüldü. Onu bu kadar pişman görmek yeterli olduğundan tribimi yarıda kesmek zorunda kalmıştım.
"Sanki sen çok mantıklı biriymişsin gibi." dedi Ulaç. İstemeyerek de olsa ona döndüm.
"Hayır, silahlı adamın dibinde sigara içmek ne? Hadi onu da anladım diyelim bir de adama uzatmışsın paketi. Oturup çay da içseydiniz." diye sitem etti.
"Kahve tercih ederim." dememle gözlerini devirdi.
"Daha kötüsü de olmuştu." diye iç geçirdi Nil. Ulaç bu sözle düşünceli bir hal almıştı. Hakkımda ne düşündüğünü umursamadan aklımdaki en büyük soru işaretini dillendirdim.
"Senin ne işin vardı orada?" Bunu sormamı beklemiyor olmalı ki duraksadı. Eğer o tarz sokaklarda dolaşan bir erkekseniz ya karı kızla işi pişirmeye ya da kumar oynamaya gelmiş olmalıydınız. Madde bağımlısı da olabilirdiniz ama Ulaç'a bakarak bunun olmadığını anlayacak kadar madde bağımlısı arkadaşa sahiptim.
Tam ağzını aralamış cevap verecekken kapı aniden açıldı. İçeri dedemin girmesiyle garip hissettim. Daha önce olmamıştı. Hiçbir aile üyesi hastaneye gittiğimde gelmemişti. Kalbim istemsiz hızlandı dedemi görmemle. Ve ilk defa içimi bir korku kapladı. Yabancı olduğum bir korkuydu bu. Şimdilik sebebini dillendiremeyeceğim bir korku.
"Atlas." Endişeli halinden taviz vermeden hızlı adımlarla yanıma geldi. Kırılacak bir şeymişim gibi dikkatlice yanağıma dokundu. Morluklardan biri sızlasa da mutluluk hormonu onu baskılıyor acısını hissetmememi sağlıyordu.
"Kafana darbe aldığını söyledi doktor. İyisin değil mi?" Gözlerinden okunan şefkat duygusu hücrelerimi boğuyormuş gibi hissediyordum.
"İyiyim ben." dediğimde bir nebze daha sakinledi.
"Nasıl oldu? Çok korkuttun beni tombik." Ben ne diyeceğimi bilmeden öylece suratına baktığımdan Nil devraldı sorguyu.
"Biz sokakta yürürken Atlas muza bastı. Sonra sen kay asfalta kafanı vur. Ucuz kurtulduk yine." diye bitirdi saçmalamayı. Çizgi filmde miyiz Nil? Ne muzu?
Neyseki Nil'in saçmalamasının üstünde durmadan "Birkaç gün burada kalacakmışsın. Sana kıyafet getireyim. Refakatçi olarak kalabilirmişim seninle." dedi dedem.
"Burada mı kalacaksın?" şaşkınlıkla sorduğum soruya kısaca "Evet." diyerek cevapladı.
"Ben yarım saate gelirim. O süreçte yeni bir muz vakası yaşamadan usluca beni bekle." dedikten sonra odayı terk etti. Bense arkasından öylece baktım. Birazdan iyi ki kavgaya karışmışım diye sevinecek kadar mutluydum. Odada gezinen gözlerim Ulaça takıldığında konuştum.
"Ulaç gitmiyor musun?" dediğim şeyle deri koltuğa yayılmış Ulaç bana baktı.
Gitmem mi gerekiyor? Birazdan kafayı yiyecektim. Tutarsız insanlardan nefret ederdim ve nedense Tanrı bunu biliyormuş gibi hepsini burnumun dibine koyuyordu.
"Sanırım kafan karıştı. Ben Atlas. Hani şu tüm gece varlığıyla yokluğu bir olan çocuk." diyerek iğneleme yaptım.
"Farkındayım." Birazdan kalkıp gideceğini düşünürken koltukta biraz daha yayıldı. Ardından eline aldığı telefonla yine beni görmezden gelmeye başladı. Bu durum her ne kadar sinir bozucu gözükse de hoşuma gitmişti. Gitmemesi hoşuma gidiyordu. Bu düşünce beni rahatsız etse de şimdilik bunu kafaya takmamayı tercih etmiştim.
Gözlerim tekrardan Nil'e döndüğünde savaşı en yakın zamanda başlatma kararını almıştım. Bunu daha çok erteleyemezdim. Çünkü Nil'e verdiğim sözün en kısa zamanda yerine getirilmesi gerekiyordu. Bir daha anılarından kaçmak için kendini tehlikeye atmasına izin veremezdim.
Zamanı gelmişti artık. Atlas Karademir'in savaşının başlama zamanı gelmişti.
Yeterince aydınlık oldu mu dersiniz? Peki yeterince aydınlıksa perdeleri kapayıp gölgede mi kalmalı yoksa ışığın bizi ele geçirmesini izin mi vermeli?
Yıldızlarınız için teşekkürler. :)