İçeriğe geç

I Lost Between Us

Bölüm 6 · 8 dk okuma

I Lost Between Us

Bölüm 6

〆Kör Arzu Tutsaklığı〆

Bölüm şarkısı: The winter-Balmorhea

Keyifli okumalar

〆

Takılı kaldığım anın şaşkınlığı beni terk etmemiş olmasına rağmen Ulaç bu konuda oldukça hissizdi. Ne yapacağımı bilemez bir şekilde beni görmezlikten gelen Ulaç’a diktim gözlerimi.

Masada koyu bir iş sohbeti dönüyordu. Ulaç ise benim aksime sohbete katılıyor , babamla benden iyi anlaşıyordu.

Ulaç’a bakmayı bırakıp birkaç et parçasını sapladığım çatalı ağzıma götürdüm. Sinirle dakikalarca ağzımda geveledim eti. Elbette kırk yıllık dostmuşuz gibi ayrı bir ilgi beklemiyordum ama en azından böyle tanımazdan gelmesi çok ölçüsüzceydi.

İçimde dolanmaya başlamış fırtınanın rüzgarını tenimde hissetmeye başlamıştım.

Hemen yanımızda istediğimiz bir şey olursa diye dikilen garsona “Papatya çayı alabilir miyim?” diye sordum. Ferhuş’la içtiğimde oldukça iyi hissettiğimdendi bu isteğim.

“Mutfak bölümünde papatya çayı yok ama bar tarafına sorabilirim dilerseniz.”

“Siz zahmet etmeyin ben hallederim.” Garson itiraz etmek için ağzını aralamasına rağmen çoktan oturduğum sandalyeden kalktım.

Ailemin asla hoşnut olmayacağından emin olsam da bir an önce buradan gitmek zorundaydım.

Masadaki herkesin gözü bana döndüğünde “Kusura bakmayın ama papatya çayı içmem lazım. İyi akşamlar size. ” diye saçma bir açıklama yaptım. Öfkeden deliye döneceğine emin olduğum babamın gözlerine bakarken bir anlığına hareket etmekte zorlandım.

O sırada Nil bir nebze beni kurtarmak için sandalyesinden kalkmadan önce “Düzenli gittiğimiz doktorun önerisi de. Akşam yemeğinden hemen sonra içmemiz gerekiyormuş sindirim için.” dedi.

Ulaç’ın babası “Bara gidecekseniz barın sahibini yanınızda götürmemezlik olmaz değil mi?” dedi. Ulaç aldığı mesajla ayaklandı. Oldukça sahte bir mutlulukla “Sizinle tanışmak büyük bir zevkti. İyİ akşamlar.” dedi. Ardından masanın etrafında dönüp lobiye doğru ilerlemeye başladı. Halinden memnun olmadığına adım kadar emindim. Bense usulca Ulaç’a ayak uydurdum.

Harika. Kaçmak istediğiniz kişiyle kaçmak. Fazlasıyla harika.

Birkaç dakika sonra Ziborana Bar tabelasının altından bara girmiştik. Bu isim bir yerden tanıdık geliyordu ama şimdilik kestiremedim.

Tavandan sarkan sarmaşıkları elimizle itmiş böylece asıl bara gelebilmiştik.

Barın oldukça klasik bir dizaynı vardı. Bir sahne, bar bölümü ve birkaç masa...

Tek farkı öyle kafası güzel pistte dans eden tiplerin olmamasıydı. Aksine köşede kitap okuyan birini gördüğüme dair yemin edebilirdim. E tabi sahnede dj yerine çello çalan birinin olmasının etkisi büyüktü.

Çello çalan kadına,frank giymiş adamın piyanosu ile katılması bir anlığına daha iyi hissetmemi sağladı. Müziğin etkisi gerçekten azımsanmayacak kadar çoktu.

Bar bölümündeki yüksek koltuğa oturmuş sözde arkadaş olacağım kişilerin yanına oturdum. O sırada gelen barmene “Her zamankinden.” diye seslendi Ulaç.

Ardından Nil “İki tane papatya çayı alabilir miyiz?” dedi. Barmen şaşkınlıkla Nil’e baktı.

“Ne çayı dediniz?” diyerek yüzündeki şaşkınlığı dillendirdi. Tabii kimse papatya çayı içmek için bara gelmeyeceğinden bu kadar şaşkın olması doğaldı.

“Biz meyveli kokteyl ile votka alalım.”

Dediklerimi onaylayan barmen siparişleri hazırlamak için bardakların olduğu tarafa ilerledi. Ceketimin cebindeki sigara paketinden bir dal alıp dudaklarım arasına yerleştirdiğimde Ulaç uzanıp sigaramı aldı.

“Bu işletmede sigara içilmesi yasak yazıyor hemen karşındaki duvarda. Okuyamıyorsan diye sesli söylemek istedim. “ Sonunda benimle diyolağa girdiğinden kinayesine aldırış etmedim.

“Ooo Ulaç Bey siz bizi görebiliyor muydunuz?”

“Gerektiği zaman görüyorum Atlas Bey.”

Yüzündeki yapmacık sırıtmayla bana bakarken sinirle önüme döndüm. Bir da bana dengesiz derlerdi değil mi?

“Siz tanışıyor musunuz?” Nil’in sorusuna cevap vermek yerine barmenin koyduğu bardağı dikledim. Birazdan sarhoş olacağıma emin olduğumdan gitmeye karar vermiştim. Hem sarhoş olmasam bile Ulaç’a katlanacak halim kalmamıştı. Sonuçta o artık dedeme hayran bir yabancı olmaktan çıkmıştı. Sözcüklerimi daha dikkatli seçmeli onun yanında yanlış bir şey yapmamalıydım. Özgürlüğümün şimdilik anahtarı onun elindeydi ve anahtarı almadan ne tamamen gitmeye ne de pes etmeye niyetim vardı.

Boğazımın uyuşmasını göz ardı etmeye çalıştım. Cebimden çıkardığım meleğimin anahtarını Nil’e uzattığımda Nil mesajı almış olacak ki ayaklanmıştı.

Ayağa kalkmadan masaya iki yüzlük bıraktım. Gözlerim son kez Ulaç’da gezinirken eline doğru uzandım. Avcunun içinde sıkıca tuttuğu sigaramı aldım. Ardından sarmaşıkların perde görevi gördüğü bardan ayrıldım.

~

“Hangi insan bir bardak votkayla sarhoş olur ki? Şaka gibisin.” Sigara dumanını kış olmasına rağmen açtığım araba camından dışarı üfledim.

“Eskiden bir yudum alınca oluyordum. Alkolikliğin faydaları.” derken koca bir gülümsemeyle Nil’e bakıyordum.

“İçmenden nefret ediyorum.”

“Nil, bebeğim Atlas sarhoş olmazsa ne olur biliyor musun?”

“Geçen sarhoş olduğunda kıyamet kopar demiştin.”

“Hayır. Doğru değil artık bu.”

Meraklı gözleri bana döndüğünde “Aslına bakarsan artık ne olacağını bilmiyorum. Bilinmezlik beni korkutuyor.” dedim.

“Duygularını bastırmak zorunda olmandan da nefret ediyorum.” dedi.

“Tek duygum öfke olmuş benim Nil, bastırılması herkes için iyi.”

"Dnyanın en büyük aptalı olarak neden bu öfkeyi içimde tutup kendime daha çok zarar vermiyorum diyorsun değil mi?Cidden harika birisin." dedi.

“Az kaldı.Bu aptallığı bırakacağım. " sigaramdan derin bir nefes daha aldım.

“Rolleri değişeceğim yakında. Hepsinin iplerini ellerimde tutacağım. Her biri kuklam olacaklar. O zaman ise sadece sana özgürlüğü bahşedeceğim. “

“Ben zaten özgürüm Atlas.” Kafamı hayır anlamında salladım.

“Bana tutsaksın sen. "Tek özgür olamama sebebi bu değildi. Ama diğerini dillendiremezdim.

“Aşkı tutsaklık mı sanıyorsun sen?” Bazı şeyleri ben demeden anlamasını seviyordum. Bu sefer benim yönlendirmemle yanlış anlamış olsa da.

“Dediğim her şeyi yapabilecek potansiyele sahipsin. Niçin? Atlas olduğum için mi yoksa Atlas’a olan aşkın için mi? Cevap çok basit değil mi? Öyleyse artık kendini kandırmayı bırakmalısın.” Uzun konuşmamdan sonra soluklandım.

“O zaman şu bahsettiğin kukla olma olayı, herkesin sen Atlas olduğun için dediğin her şeyi yapacak olması mı?” Zeki kızdı. Bazen sırf zekası yüzünden onu çekici buluyordum. Tabii bu daha çok birine hayran olmak gibiydi.

“Bingo. Sonuçta herkesi kendime aşık edemem.” dediğim şeye kahkaha attı. Biten sigarayı yola fırlattım. Soğuk havanın yüzüme vurması hoşuma gittiğinden pencereyi kapamadım.

“Bu arada konunun değişmesi sana tutsak olduğumu kabullendiğim anlamına gelmiyor.” dediği şeye cevap vermeden ikinci sigaramı yaktım. Şu dizi arasında reklam öncesi giren kamu spotu sohbetini yapmasını engellemek adına konuştum. Yoksa sırf zehir olduğu için içtiğim sigaranın zararlarını anlatmasını dinlemek zorunda kalırdım. Hoş, bir sadist edasıyla anlattığı her zarar hoşuma gitmiyor değildi. Özellikle şu sonunda ölümden bahsettiği kısım en iyisiydi.

“Bir deli düşün. Her tımarhanede geçirdiği an boyunca dışarıdaki evinde olduğunu düşünen. İster bir anlığına isterse yıllarca evinde olduğunu düşünse de hala tımarhanede olduğu gerçeğini değiştirebilir mi?” Sigaradan aldığım nefes sonrasında devam ettim .

“Bu sadece delinin daha iyi hissetmesini sağlar. Böyle iyiysen söylediklerimi kabul etmek zorunda değilsin.”

“Bazen çok sinir bozucu olabiliyorsun bunu biliyor muydun?” Kafamı açık cama yasladım. Saçlarımın üst tarafı rüzgara kendini kaptırmışken gözlerimi kapattım. Az önce içimde tutmakta zorlandığım öfke sakinleşmiş durgun bir suya dönüşmüştü.

“İlaçlarını içiyorsun değil mi?” Tüm huzurum sorusuyla kayboldu.

“Uyku hapından tek farkı ayakta uyumamı sağlatan ilaçtan mı bahsediyorsun?”

“Atlas, içeceğine söz vermiştin. Hem seanslara da katılmıyormuşsun iki haftadır.”

“Kontrol edebiliyorum artık. Son zamanlarda da hep kendimleyim .Bir sorun yoksa tedaviye ne gerek var?” dediğim şey sinirlerini bozmuşa benziyordu. Öyle ki onca virajı aşıp çıktığımız tepede arabayı durdurdu.

“Bir anda ortaya çıkacağını ikimiz de biliyoruz. Sağlığın açısından ne kadar önce bundan kurtulursan o kadar iyi.”

“Bir kişilik bozukluğu tedavi edilemez . Sadece önlenebilir. Ve zaten bunu önleyebiliyorum artık.” dedim.

“Tamamen kurtulabilirsin. “

“Şizofrenmişim gibi davranmayı keser misin?“

“Tamam öyleyse herkese söylemeye ne dersin?” Onu umursamayan tavrım bir anda yok oldu. Bunu başkalarının bilmesini asla istemiyordum.

“Sakın aptalca bir şey yapmaya kalkma.”

“Aptalca bir şeyler yapmakta üstüme yoktur bilirsin.” Oldukça gergin olduğum bu konuda onu ikna etmek zorundaydım. Yoksa bu az önce bahsettiğim planlarıma zarar verebilirdi.

Şoför koltuğunda oturan Nil’e doğru eğildim. Suratına fazlasıyla yakın olduğumda durdum. Nane kokan nefesini hissedebiliyordum.

Vücudumu sabit tutabilmek adına oturduğu koltuğun kenarına elimi koydum. Karamel kahvesi gözleri gözlerimdeyken aklımdaki düşünceleri toparlamaya çalıştım.

“Eğer olur da o aptallığı yaparsan sana bahşedebileceğim bir özgürlüğe sahip olamam.” Cüretkar bakışı bozulmamış yüzünde tatlı bir sırıtış belirmişti.

“Özgürlüğümü kısıtlayarak özgürlük vadetmek mi? Tam senlik bir davranış.”

“Özgürlüğün bile belli bir sınırı vardır Nil. Benim özel hayatımı birileriyle paylaşmak özgürlük olamaz.”

“Bu umrumda mı sanıyorsun?” Sıkıntıyla nefes verdim. Neden bu kadar zor olmak zorundaydı ki?

“İlaçları alacağım. Seanslara da en yakın zamanda gitmeye çalışacağım. Eğer sorun çözüldüyse o güzel ağzını kapalı tutmaman için bir sebep yok değil mi?” Gözlerinde şeytani bir ışıltı belirdiğinde aramızda sanki çok mesafe varmış gibi bana daha çok yaklaştı.

“Sana aşık bir kadına böyle yaklaşmamalısın Atlas Bey.” Bir anda değişen konuyla ikna olduğuna emin oldum.

“Yaklaşmam için sebep verme öyleyse.” Geri çekilmek için harekete geçtiğimde koltuktaki elimin üstüne elini koyarak beni engelledi. İstesem oldukça rahat kurtulabilirdim ama ilk kez böyle bir şey yaptığından merakla bekledim.

“Sadece bu gece beni sevemez misin?” Sorusuyla afalladım. Bunca yıldır tanıdığım Nil’e ait değildi sanki bu sözcükler.

“Sen iyi misin?” Bunu sormamı bekliyormuş gibi gözleri doldu. Kaşlarım çatıldı. Nil ağlamazdı ki.

“Korkuyorum.” bunu söylerken bir damla gözyaşı yanağında yuvarlandı.

“Neyden korkuyorsun?”

“Yalnız kalmaktan.” Söylediği şeyle kalbim sızladı. Dışarıdan birinin anlayamayacağı kadar derindi onun için. Bense anlamaya çalışıyordum. Dedesi tarafından tacize uğrayan o küçük kız çocuğunu anlamaya çalışıyordum.

“Yalnız değilsin. Bak ben buradayım. “

“O yüzden az korkuyorum ya. “dedi.

“Seni o zamanki gibi hep kurtaracağımı aklından çıkarma.” Birkaç gözyaşı daha yanağında yuvarlanırken tebessüm etti.

“Onu okuldan sonra babam için şirkete gittiğimde gördüm. “ Gözleri ceketimin ucundayken kumaşı nizami bir şekilde katlamakla meşguldü.

“Sanki gerçekten beni torunu görüyormuş gibi notlarımı sordu. Yanımda babam olduğu için cevap vermek zorunda kaldım. Sonra…”Sesi titrediğinden derin bir nefes aldı.

“Sonra saçıma dokundu. Bir şey yapamadım, Atlas. Öğrettiğin gibi savunamadım kendimi.” Hıçkırıkları kulağıma iliştiğinde yumruğumu sıktım. İnsanların nasıl bu kadar pislik olabildiğine anlam veremiyordum. Neydi bu kadar kör oldukları arzu? Neydi uğruna köle oldukları o iğrenç duygu?

“Neden inanmıyorlar bana Atlas? Neden tek inanan sensin?” Gözleri tekrar bana döndüğünde sokak lambasının aydınlattığı yüzünü izledim bir süre. Çektiği acıyı dışarı akıtmaktan yorulan gözleri kızarmış, yanağı yaptığı makyajdan siyahlaşmıştı.

“İnanacaklardır bir gün.”

“Küçükken de böyle demiştin. Biliyor musun sırf bu yüzden hiç yalan söylemedim aileme? Ama bu bir şey değiştirmedi.” Söyleyecek tek bir kelimem bile olmadığından öylece baktım suratına.

“Beni sevmesen bile bu gece beni yalnız bırakmasan olmaz mı?”

Söz veriyorum Nil. Seni tamamen özgür bırakacağım. Çünkü ancak o zaman yalnız kalmaktan korkamaz olacaksın.

Yıprandım. Yer yer Atlas için üzüldüm. Ama en çok da Nil'e üzülmem yıprattı beni.

Tam olarak siz bu yazıyı okurken Nil gibi çaresiz kız çocukları tutunmaya çalışıyor hayata. Cinsel tacize uğramış, yalnız kalmaktan korkan savunmasız kız çocukları.

Aslında bu tramvanın cinsiyeti olmaz. Bunu yaşayan maalesef ki erkek çocukları da var.

Çok isterdim Nil'e böyle bir acı verirken bunu gerçekten kimsenin yaşamamış olmasını.

Kör arzu diyorum bunu yapan insanlardakine. Karşıdakini nasıl kanattığını bilmeden iğrenç arzularının kölesi oluyorlar çünkü. Kurbanlarının, kör arzularının tutsaklığında yaşamaya çalıştıklarını bilmelerini en içten duygularımla istiyorum.

Diğer bölümde görüşmek üzere. Hepinizi gerçekten çok seviyorum.

Hoş kalın, hoşçakalın.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.