İçeriğe geç

I Lost Between Us

Bölüm 4 · 7 dk okuma

I Lost Between Us

Bölüm 4

〆Tuhaf〆

Bölüm şarkısı:The irrepressibles in this shirt

Keyifli okumalar 〆

Yağmur şiddetini kaybetmiş çiselemeye başlamıştı. İçimdeki fırtına da yağmur gibi sönmüş yerini hissiz gözyaşlarına bırakmıştı.

Toprak yolun çamurunun bulaştığı ayakkabımı umursamadan evin dışında durmuş sigara içiyordum. Çatı sayesinde dışarının yağmurundan korunabilmiştim. Ama içimdeki yağmurdan korunamamıştım. Ondan da korunabileceğim bir çatı olsa ne de güzel olurdu değil mi?

Bilmiyordum neden ağladığımı. Zaten hiçbir zaman anne babam olmamış insanlarla yaşamaktan kurtulmuştum işte. Neydi bu duygusallık? Elimin tersiyle yanağımdaki ıslaklığı sildim. Sigara izmaritini mutfak penceresinin dışarıdaki çıkıntısının üstündeki kültablasının içine attım. Anlaşılan o yeşilaycı dedemden eser kalmamıştı.

Yağmura doğru uzattığım elimin üstüne düşen yağmur damlalarını izlemeye başladım. O sırada evin kapısı açılmıştı. Kimin olduğunu görmek için döndüğümde elindeki kahveyle kapı pervazına yaslanmış Ulaç'ı gördüm.

"Üst kattaki balkonda içebilirdin." Garip huylarımdan biri daha diye geçirdim içimden. Çatısı altında uyuyacağım evde sigara içemiyordum. İhanet gibi geliyordu bana. Dış etkenlerin zararından korunmak için sığındığım evde kendimi ölüm pahasına zehirlemek ihanetten başka ne olabilirdi ki?

"Kahve içmek ister misin?" derken ayağına geçirdiği terlikle yanıma geliyordu. Sol elinde tuttuğu bardağı bana uzattığında bardağı aldım. Üşümüş ellerimi kahve fincanının etrafına sardım.

"Benden hoşlanmadığını anlayabiliyorum ama en azından Mustafa Ağabey'nin yanında iyi anlaşıyor gibi gözüksek daha iyi olur." Kahveden bir yudum aldım. Ardından "Aslına bakarsan iyi bir dost olabiliriz." dememle şaşkın bakışları beni buldu.

"Bipolar felan değilsin değil mi?" Hasta olduğumu düşündürecek kadar davranış değişikliğim olduğunu biliyordum. Ama bu hasta olmak değil bir duygu üzerinde tutarlı olamamaktı. O an ne hissettiysem göstermekten çekinmezdim. Bu sorunlarla başa çıkma yöntemimdi. Ama bunu bilmesi gerekmezdi. O yüzden genel bir yalan söyledim.

"Yabancıları sevmem. Özellikle sevdiğim kişilerden biriyle iyi geçinen yabancıları."

"Kıskandın yani? Ciddi olamazsın?" Ters bakışlarım onu bulduğunda konuşmaya devam etti.

"Aslında ben de en sevdiğim yazarın torunu olduğun için seni kıskanıyordum. " Beni mi kıskanmıştı? İşte buna gülünürdü.

"Beni mi?" Emin olamamakla birlikte kahkaha attım.

"Kıskanıldığı zaman güleni ilk defa görüyorum." Bu sefer ters bakışların hedefi ben olmuştum.

"Özür dilerim...Birinin benim hayatımı kıskanması çok komik geldi de bir an." Dedikten sonra gülmeyi kestim.

"Sanırım kendini küçümseyip insanların seni övmesini bekleyen ilgi manyağının tekisin. Yanılıyor muyum?" Bir anda değişen konuyla afalladım.

"Anlamadım."

"Geldiğinden beri kendini küçümsemek için an kolluyorsun." İnsanlar üzerinde böyle bir izlenim bıraktığımı daha önce hiç düşünmemiştim.

"İlgi manyağı olduğumu sanmıyorum. Sadece hayatta kalabilmek için kendime herkesten acımasız davranıyorum. Böylece kimseye kırgınlığım olmuyor." Diye açıkladım kendimi.

"Yani diyorsun ki kendini en sevmesi gereken kişi olmana rağmen kendini nefretinle boğuyorsun ."

"Öyle de denilebilir. Ama inan bana kendimi birazcık seversem beklentilerle dolar taşarım. Ve hiçbiri gerçekleşmediğindeki hayal kırıklığımı şuan tahmin dahi edemiyorum." Bu dürüstlüğümün sebebi neydi bilmiyordum. Belki de onun beni yanlış tanımasını istemediğimdendi. Peki o kimdi de beni yanlış tanıyıp tanımamasını umursuyordum ki?

"Kendini sevmeyi öğrenmelisin. Buna kendini ne küçük görerek ne de büyük görerek başla. Olduğun gibi gör kendini. " dediği şeyi düşünürken dedem mutfak penceresini açıp "Hasta olacaksınız. İçeri gelin." diyerek konuşmamızı sonlandırdı.

Söylediği şeye verecek cevabım olmadığından işime gelmişti bu. O yüzden önünden geçip aralık olan dış kapıdan içeri girdim. Eve girmemle vücudumu sıcak bir hava sardı. Ceketimi çıkardım ve askılağa astım. O sırada Ulaç da gelmiş çıkardığı terliği ayakkabılağa koyuyordu. İşim bittiğinde gitmek için harekete geçtim. O sırada kolumdan tutup beni durdurdu.

Kolumu neden tuttuğunu anlamak için ona döndüğümde bir şey demek yerine elini kolyemin zincirine getirdi. Ensemdeki kuşu olması gerektiği yere getirirken parmak uçlarını boynumda hissettim. Huylandığımdan bir adım giderek aramızdaki teması kestim.

"Ben hallederim." Bu ters hareketime tepki vermeyip salona doğru ilerledi. Elimle yarıda kalmış kuşu göğsümün tam üstüne getirdim. Ardından onun peşinden salona girdim.

Dedemin yanına oturup yine ilgimi çekmeyen bir sohbete girmişti. Bense tekli koltuğun birine attım kendimi. Hala bu eve ruhen ve bedenen alışamamıştım. Rahatsız da olsa evimdeki koltuklara bin basacak koltuğun başına kafamı yasladım.

Telofonumu bugün ilk defa açmış olmamla bildirimler ardı ardına sıralandı. Nil'in atmış olduğu günlük mesajları es geçerek annemin bir saat önce attığı mesaja tıkladım.

Yarın saat 19.00'da atacağım konuma gel.

Giyeceğin kıyafeti yarın şoför getirir oraya. İyi geceler.

Annemin mesajı olduğu belli olan soğuk mesaja görüldü atıp çıktım. Ardından telofonuma indirdiğim kitap pdfini okumaya başladım. Baş karakterin içine düştüğü durumdan ölmeden kurtulacak mı diye merakla okumaya devam ederken Ulaç buraya geldiğimden beri yapmasını istediğim şeyi yaptı.

"Ben gideyim artık." Sevinçle telefonumun ekranını kapadım.

"Nereye? Saat de geç oldu burada kal bu gece."dedemin ona soracaklarımdan kaçınıyor oluşu sinirimi bozdu. Sadece lanet olası hayatımı neden kendince bir öyküye çevirdiğini öğrenmek istiyordum.

"Yarın okul var. Erken saatte yetişemem burada olursam."

"Geçen kaldığında erken kalkıp yetişmiştin." dedemin ısrarına karşı çıkamayacağını anladığımda araya girdim.

"Bir işi vardır belki niye zorluyorsun ki?" Dedem çaresiz bakışlarını Ulaç'a çevirip "Şimdi gidiyorsun yani?" dedi. Sıkıntılı bir şekilde sakalında gezindi elleri.

"Ben bırakayım o zaman seni." Hala vakit kazanmaya çalışmasına göz devirdim. Ona bu konuda kızacağımı düşünüyor olduğundan mıydı bu hali?

"Gerek yok. Arabamla geldim zaten."

"Öyle mi?" dedi dedem.

"Yol üstüne park ettim. Ondan görememişsindir."

Taksinin camından gelirken tüm yolu izlediğimi göz önünde bulundurursak yalan söylediğine emindim. Yürüyerek gidecek kadar yakın değilse evi bu havada nasıl eve gidecekti ki?

"Tamam o zaman."diyerek onayladı dedem.

"İyi geceler." Dedikten sonra hole doğru ilerleyen Ulaç'ın ardından baktım bir süre.

Taksi çağırsa bile bu saatte gelmesi epey zaman alırdı. Dedemle her ne kadar o konuyu konuşmak için can atsam da Ulaç'ın bana karşı bu fedakârlığından yararlanamazdım. Dış kapının kapanış sesi geldiğinde istemeyerek de olsa yerimden kalktım.

"Araba anahtarları nerede?"

"Ne yapacaksın?"

"Ulaç'ı evine bırakacağım."dedim.

"Arabasıyla gideceğini söyledi."

"Of dede. Nerede olduğunu söyleyemez misin sadece?"diyerek sabırsızlığımı belli ettim.

"Ayakkabılıkta." Şuan gitmem işine geldiğinden bu kadar az sorguyla gitmeme izin vermişti. Bu aramızın bozulacağından korkan hali beni gülümsetti.

Daha fazla vakit kaybetmeden anahtarları almaya gittim. Hızlıca ceketimle ayakkabılarımı giyip dışarı çıktım. O sırada Ulaç tam karşında durmuş kulağına yasladığı telefonundan biriyle konuşuyordu.

Neden geldiğime anlam veremeyen bakışları beni bulduğunda avucumdaki araba anahtarını salladım.

Telefonu kulağından uzaklaştırıp "Arabama gidiyordum ben de ."dedi. Ardından gerçekçi gözükmesi için bana el sallayıp çamur yolda ilerlemeye koyuldu. Telefondaki çağrıyı sonlandırmış giderken kolundan tutarak onu durdurdum.

"Arabanla gelmediğini biliyorum. O yüzden benim için saçma bir fedakârlığa kalkışman gerekmiyor. "

"Fedakârlık mı? Senin için fedakârlık yapacak kadar yakın olduğumuzu sanmıyorum."

"Tamam fedakarlık olmasın. Ama adını ne koyarsan koy bu yaptığın beni rahatsız ediyor. O yüzden seni eve bırakmama izin ver." Dediğimden pek hoşnut olmasa da kafasıyla beni onayladı.

Hemen birkaç adım ilerimdeki siyah arazi aracına bindim. O ise olduğu yerden sonunda hareket edip ağır adımlarla arabanın yanına geldi. Kapıyı açıp binmesiyle arabayı çalıştırdım.

Evin bulunduğu alandan çıkmış yola girmişken "Nereye gidiyoruz?" dedim.

"Tepeden inince sola dön. Bir kilometre sonra karşımıza çıkar. " kafamla onu onaylarken radyodaki saçma pop şarkıyı değiştirmeye çalışıyordum. Sevdiğim rock şarkılardan birine rastladığımda arkama yaslandım. Arabadaki müziğe direksiyondaki elimi vurarak ritim tutarken gayet de eğleniyor gözüktüğüme emindim.

Ulaç müziğin sesinden rahatsız olmuş olmalı ki müziğin sesini kıstı. Normalde benim için kavga çıkarmak için bir sebepken o an bunu umursamadım. On dakikalık yolculuğun sonunda virajlarla dolu olan tepeden inmiş dediği gibi sola sapmıştık.

İçinde bulunduğumuz sessizliği bozmak adına oldukça sıradan bir soru sordum.

"Kaç yaşındasın?" Camdaki gözleri bana döndüğünde dostane bir şekilde sırıttım. Bu halimi komik bulmuş olmalı ki o da güldü.

"23. Sen?" Demek benden bir yaş büyüktü.

"22."

"O halde ağabey demelisin bana ." İsteğine omuz silkip "Olur." diye cevapladım. Sanki bu yaptığım çok aykırı bir şeymiş gibi şaşırdı.

"Noldu?"

"Sadece aramızda bir yaş olduğundan itiraz etmemen garibime gitti de." Oysa bunun o kadar garip bir şey olmadığına emindim.

"Benim için kelimeler önemsiz. O yüzden sana isteyeceğin her şeyi diyebilirim."diye kendimi açıkladım. Sonuçta kukla olarak yaşamış biri bu tarz şeyleri önemseyemezdi. Sahibinizin fikirleri sizin fikirleriniz olurdu çünkü.

"Önemsiz mi? Gidip birine utanılacak bir şey söylesen utanmaz mısın yani?"

"Söyleyemeyeceğim şey yok. Sadece sınırlar içinde konuşmayı tercih ederim."

Bana inanmadığını belli eder tonda "Sevdiğin birine seni seviyorum derken bile hissiz misin?" dedi.

"Daha önce kimseye o tarz şeyler söyleyecek bir şey hissetmedim. O konuda emin değilim o yüzden. "

"Kimseye aşık olmadın mı daha önce?" Bu o kadar büyük bir eksik miydi?

"Hayır."

"Hoşlantı?"

"Hayır olmadı diyorum neyi anlamıyorsun?"

"Acaba aseksüel olabilir misin?"Bunu hiç düşünmemiştim.

"Olabilirim de, olmayabilirim de kim bilir." Biraz düşündükten sonra konuştu.

"Kanıtla o zaman."

"Neyi?"

"Utanmayacağını."Biraz düşündükten sonra konuştum.

"Çok seksi gözüktüğünü biliyor muydun?" bunu söyleyeceğimi beklemiyor olacak ki uzunca bana baktı.

"Biraz daha böyle bakmaya devam edersen söylediğimden hoşlandığını düşüneceğim."

"Sadece böyle kanıtlamanı beklemiyordum."

"Cinsel yolla iltifat etmenin üstünde utanma sebebi görmüyorum." Kafasını ağır ağır sallayarak anladığını belirtti.

"Şu sitenin önünde durabilirsin."

"Ziborana Sitesi?"

"Aynen." Arabayı sitenin girişinde durdurduğumda inmek yerine öylece durdu.

"Biliyor musun oldukça tuhaf birisin?" Bu her zaman duyduğum bir şeydi.

Şakaya vurarak "İltifat olarak alıyorum." dedim.

Buna cevap vermek yerine arabadan indi. Ağır adımlarla ıslak asfaltta ilerledi. Hala gitmediğimi fark ettiğinde arkasını dönüp bana el salladı.

O sıra aklımda tek bir düşünce vardı.

Tuhaf biri olduğumu daha önce duymama rağmen neden ilk defa duymuş gibi hissediyordum?

Sea

Naber janlar

Ulaç la Atlasın arasındaki konuşmayı sevmeyen varsa kendine bu saatten sonra hissiz Atlas demeye devam edebilir qpksşqls

Gece 1 ben hala bölüm yazıyorum be

Bu mükemmel yazarlığım için bir votenizi alırım muah

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.