Bölüm şarkısı: Julia Stone- Winter On The Weekend
Keyifli okumalar 〆
“Gitmem gerek. Çay için çok teşekkür ederim.” Porselen bardağı masadaki tepsinin üzerine bıraktım. Ayaklanmamla adının Ferhunde olduğunu öğrendiğim yaşlı kadın da sandalyesinden kalktı.
“Aslında sana çaydan bir poşet hediye etmek istiyordum ama bu son çayımdı. Sonraki geldiğinde veririm artık.” Sonraki gelişim mi? Onunla tekrar görüşecek olmam içimi ısıttı. Yüzümdeki saf bir gülümsemeyle dış kapıya doğru ilerledim. Kapının önüne geldiğimde duraksayıp ona veda etmek için yanıma gelmesini bekledim.
“Görüşürüz Ferhunde Hanım.” Kafamı nezaketle hafifçe öne eğdim.
“Hanım mı? İnsan arkadaşına hanım mı dermiş? Ferhuş de bana.”Bunu derken sahte bir kızgınlıkla omzuma vurmuş olması beni gülümsetti. Her ne kadar ellili yaşlarında bir kadın da olsa gerçek bir arkadaş edindiğim için mutluydum.
Yaklaşık bir saat boyunca havadan sudan konuşmuş olmamıza rağmen hiç sıkılmamıştım. Tatlı bir enerjisi vardı. Tüm insanlara bahşedilmesini isteyeceğim kadar tatlı.
“O zaman görüşürüz Ferhuş.” Kapıyı açmış dışarıya adım atmıştım ki “Görüşürüz kuzum.” dediğini işittim.
Geldiğim yoldan, bitkilerin arasında geri dönerken son kez ona el salladım. O da ben bahçeden çıkana kadar kapıdan beni izlemişti.
Bahçeden çıkmamla içimde oluşan boşluk sıkıntıyla nefesimi vermeme sebep oldu. Dersimin saati geçtiği için okula gitmenin aptalca olacağından nereye gideceğimi düşünmeye başladım. Paketimden aldığım sigarayı çakmağımla tutuşturdum. Derin bir nefes çektikten sonra telefonumdan rehbere girdim.
Babamın katı kuralları yüzünden dedemin numarasına erişmem dahi benim için yasaktı. Ondandır ki illegal olarak konuştuğum dedemin numarasını ezberlemek zorunda kalmıştım. Numaraya nasıl eriştiğime gelirsek yirmi birinci yüzyılda olduğumuzdan dedemin dahi bir sosyal medyası vardı. Her ne kadar kitaplarını duyurmak için açmış olsa da bana o hesaptan ulaşmıştı.
Ezberimdeki numarayı yazdıktan sonra arama tuşuna tıkladım. Dedemin açmasını beklerken ilk sigaram bitmiş ikinciyi yakıyordum.
“Ooo…en sevdiğim torunum.”Gereksiz bir neşeyle telefonu açmıştı.
“Bu gece sende kalabilir miyim?” Kabul edeceğini bildiğimden boş taksilerin geçtiğini bildiğim sitenin girişindeki yola doğru ilerlemeye başlamıştım bile.
“Nerdesin? Almaya geleyim.”
“Gerek yok. Taksiye bineceğim.”
“Tamam bekliyorum o zaman.” Telefonu kapatıp cebimdeki yerine koydum. Beş dakikanın sonunda taksinin gelmesiyle acele etmeden taksiye bindim.
Taksi yolculuğum boyunca camdan birden bastırmış olan yağmuru izleyerek geçirdim. Birbiri ardına sıralanmış ağaçların dökülen yaprakları yeni yeni kararan havayla birlikte gerçekten izlenilesi bir görüntü oluşturuyordu.
Dedem şehir dışında yaşadığı için uzun bir yolculuk olmuştu. Araba durduğunda parayı ödeyip arabadan indim. Sarı renkli otomobil araziyi terk ederken iki katlı müstakil eve doğru ilerliyordum. En son çocukken geldiğim evin görüntüsü beni rahatsız etti. Geçmişinden hoşlanmayan biri için normal bir durumdu. Kapının önüne gelene kadar epey ıslanmıştım. Elim zilin üstündeyken derin bir nefes aldım ve zile bastım.
Hayatımın birazcık da olsa güzelleşmesi için geldiğim bu evin bana daha fazla zarar vermemesini diledim. O sırada açılan kapının ardında dedemi beklerken benim yaşlarımda birinin açtığını gördüm.
Yanlış mı geldim diye evin olduğu bahçede gözlerimi gezdirdim. Dedemle korsancılık oynadığımız ağaç ev bile yerli yerinde olduğundan kaşlarım çatıldı. Doğru yere geldiğime emindim. Öyleyse kimdi bu kapıyı açan?
“Sen Mustafa Ağabey’in torunu olmalısın.” Dedemin hiç bahsetmediği bir kişi olduğundan kuşkuyla süzdüm onu.
“Evet de sen kimsin?” dedim.
“Ulaç ben. “dedikten sonra elini uzattı. Uzattığı eline dik dik bakmaya başladım.
“Dedem evde mi?” Uzattığı elini geri çekip içeri geçebilmem adına kapının önünden çekildi. Ondan hoşnut olmamış bakışlarım üzerindeyken eve girdim.
Yaklaşık on beş yıldır görmediğim dedemi bir anda karşımda görünce ister istemez şaşırdım. Hatırımdaki o adamdan yıllar çok şeyi alıp götürüp sadece götürdüklerinin izlerini bırakmıştı geride.
Benim ona yabancı bakışlarımı umursamadan bir kahkaha patlattı.
“Atlas bu sensin değil mi?” Şakayla karışık şöyle etrafına bakarken konuşmasına devam etti. ”Ne yaptın benim tombik yanaklı torunuma?” dedikten sonra birkaç adımda yanıma gelip yağmurdan nasibini almış bedenime sarıldı.
Dolu gözlerimi saklamak adına kafamı boynuna gömdüm. Az sonra ayrıldığımızda ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
“Hala ıspanağı seviyorsun değil mi?” Kafamla onu onayladım. Eliyle kolumdaki pazı kasımı sıkarken “Anlaşılan ıspanak dışında bir şey yemiyorsun.” dedi.
Ardından aramızdaki espriyi anlamayan kapıda tanıştığım çocuğa dönüp açıklama yapmaya başladı .
“Temel reisi biliyorsun değil mi? Hani şu ıspanak yediğinde kasları çıkan adam." Ulaç kafasıyla onayladığında devam etti.
"İşte Atlas’la bir gün buraya geldiklerinde temel reis izlemiştik. Tabi daha çocuk olduğundan onu kandırmıştım o zaman. “
“Aynen şöyle demiştin ‘Görüyor musun temel reisi ne kadar kaslı? Onun gibi olmak istiyorsan ıspanak yemelisin tombik.’” diyerek ona katıldım.
Hatırladığıma memnun bir şekilde eliyle dağınık saçlarımı karıştırdı.
“Yemek soğumadan gidelim hadi.”
Diyerek mutfağın yolunu tuttu dedem. Arkasından ilerledim.
Mutfak hatırımdakinden küçük gözükse de her şeyiyle aynıydı. Kahverengi dolapların üstündeki bej rengi parlak şeritler vardı. Birkaç dolabın kapağı açık kaldığından bu şeritler kesikleşmişti.
Üzerinden duman çıkan yemeklerin olduğu masada ise tek değişen örtünün desenleriydi.
Dedem yuvarlak masanın bir ucundaki sandalyeye oturmuş yoğurdu ıspanağının üzerine dökerken adının Ulaç olduğunu öğrendiğim kişi de dedemin yanına oturmuştu. Dedeme benden daha samimi gözükmesinden nefret etmiştim. Ama tepkisizce tek boş olan tahta sandalyeye oturdum.
Dedem yoğurdu masaya bıraktığında masanın etrafına dizilmiş bize şöyle bir baktı. Yüzünde bu durumdan hoşnut olduğunu belirten bir ifade vardı. Öyle çok gülmüyor ama gözlerinin içi parlıyordu.
Onu izlemeyi bırakıp ıspanağımdan bir kaşık aldım. Yoğurtla işini bitirmiş Ulaç yoğurt kabını bana uzattığında almak yerine sade ıspanağımdan bir kaşık daha aldım. Ulaç ise bozuntuya vermeden yoğurdu masaya bıraktı.
“Çocukken de böyleydin . Hala her şeyi sade yediğine şaşırdım açıkçası.” dedi salataya uzanırken.
“Tadını alamıyorum öyle.” diyerek kısa bir açıklamada bulundum. Bardağımdaki karışık meyve suyunu yudumlarken dedem sessizliği bozdu.
“Siz tanışmadınız değil mi?” derken çatalının ucuyla benimle Ulaç’ı gösterdi.
“Tanıştık gibi.” diye mırıldanmış olan Ulaç’a döndü gözlerim.
“Ulaç benim en büyük hayranım.” deyip gülümsedi dedem. Bunu bana söylemesinden rahatsız olmuş gibi görünüyordu Ulaç.
“Hayranın mı?” Kaşığımı yemeğimin üstüne bırakıp arkama yaslandım.
Karşımdaki çocuk dedem yazar kimliğini gizli tuttuğu halde nasıl onu bulmuştu? Üstelik dedemin evinde akşam yemeği yiyecek kadar samimiydiler.
“Yoksa bir akrabalığımız mı var?”dedim Ulaç’a bakarak. Çoğu insanı böcek gibi hissettirecek yargılayıcı bakışlarımdan rahatsız olmak yerine büyük bir kahkaha patlattı.
“Komik bir şey söylediğimi sanmıyorum.”Ciddi sesimle ortamı gerdiğimin farkındaydım. Ama böyle berbat günün ardından yabancı birinin dedeme yakın olduğunu görmek rahatsız ediciydi. Sadece dedemle dertleşebileceğim bir gece istemiştim.
“Çocuklar lütfen benim için kavga etmeniz gerekmiyor.”Dedemin şakayla karışık konuşmasıyla gerginliği azaltmaya çalışmasına göz devirdim.
“Benim dışımda kimsenin bilmediğini sanıyordum.” Bir çocuğun hayal kırıklığını barındıran bencil sesim beni rahatsız etti. Neden dedemin yazar olduğunu tek bilen kendim olmayı istiyordum ki?
On beş yılı aşkın zamandır dedemle neredeyse hiç konuşmamışken nasıl böyle bencilce bir şeyi isteyebiliyordum?
“Ah…özür dilerim sana telefonda söylemeyi unutmuşum. Aslında resmen tanışalı bir hafta oldu Ulaç’la . Bugün sen gelince de ikinizi tanıştırmak istemiştim.“ Dedemin sözleri kırgınlığımı azaltmış kendimi suçlu hissetmemi sağlamıştı. Kabul ediyorum ki sabahki olaydan sonra çok hassaslaşmıştım. Saçmalamış olmamdan dolayı mahcup bir şekilde tebessüm ettim.
“Bazen tam bir baş belası gibi davranabiliyorum değil mi?” dedim.
“Ne kadar sıklıkla böyle olduğunu tahmin edemem ama bunu dert etme. Hangimiz tam anlamıyla mükemmeliz ki?”dedi Ulaç. Nazik biriydi. Şimdi dedemin neden onu sevdiğini daha iyi anlayabiliyordum.
“Dedemin en çok hangi kitabını seviyorsun?” dedim. Konunun değişmesini istediğimdendi sorum. Daha fazla konuşup kendim hakkında eleştiri yapmak istemiyordum çünkü.
“Seni Kendimle Seviyorum favori kitabım ama Kanatsız Düşler’deki çaresiz çocuk karakteri en sevdiğim karakter.”
“Kanatsız Düşler’deki çocuk mu?”
“Evet. Hani şu sürekli ailesi tarafından çıkar ilişkilerine sokulan çocuğun hikayesi vardı ya. Bunun yanında bir de sevginin ne olduğunu bilmemesi bana çok dokunmuştu. Bir sahnede şişman sokak kedisini severken ‘Sevgi nasıl bir şey söylesene tombik?’ diye sormuştu. Çok etkilenmiştim o sahneden.”
Gözlerim Ulaç’dan dedeme döndüğünde nefes almakta zorlanmıştım. Okumamam için elinden geleni yaptığı kitaptı Kanatsız Düşler. Öyle ki her kitabını evime kargolamasına rağmen bunu göndermemişti.
Beni yazdığı kitabı başkasından duymak garipti. Kim bilir daha tanımadığım kaç kişi hayat hikayemi bilip bana üzülmüştü. Bu durumda nasıl bir tepki vereceğimi bilmiyordum. Tek bildiğim Ulaç’ın hayranlıkla anlattığı karakterin gerçek hayatta hiç de güzel bir şey olmadığıydı.
“Evet ben de çok acımıştım o çocuğa.” deyip sahte gülüşlerimden birini takındım. Dedemin neden bunu yaptığını bilmeden tepki vermek istemiyordum.
“Acıdın mı? Kitabı okuyup böyle bir şey diyen tek kişi sen olmalısın.”
“Anlamadım?”
“Asıl acınası kişiler bizleriz. Sevginin ne olduğunu bilmemize rağmen kalbimizde kimseye yer vermiyoruz. Kitaptaki çocuk ise tüm bu sevgisizliğe rağmen o kadar koca yürekli olması hayran olunası bir şey. O yüzden kitap hakkında konuştuğum herkes karakterin ne kadar güçlü biri olduğunu savunur.” dedikten sonra meyve suyunu yudumladı.
Dudakları arasından çıkan her kelimenin el ele tutuşup bunca yıllık kendime acıyan tarafımın utanmasına sebep olmasını gülümseyerek izledim.
“İlk defa kitabımın tartışılmasını izliyorum.” deyip konuyu dağıtmaya çalıştı dedem.
Ben de ilk defa benim özümü görmüş birinin düşüncelerini duydum diye geçirdim içimden.
Sea janlar nasılsınızzz
Ben iyiyim sanırım
Veeeeee Ulaççç grlddiiiiii lwkdpwmdkwmd
Ulaç'ı sevdiniz mi?
Bugün papatya çayı içtim ğekskwk Ferhunde teyze yoktu ama olsundu
Yorum yapmayı ve Atlas'ın dünyasını yıldızlarınızla aydınlatmaya unutmayın.
Diğer bölümde görüşmek üzere.
Hoş kalın, hoşçakalınnn