İçeriğe geç

I Lost Between Us

Bölüm 2 · 8 dk okuma

I Lost Between Us

Bölüm 2

〆Papatya〆

Bölüm şarkısı: Somebody That I Used to Know

İyi okumalarr:3

〆

Kulağıma ilişen sinir bozucu sesle elim yatağımın hemen yanındaki komodinde gezindi. Birkaç eşyanın düşme sesinin gelmesine rağmen telefonumu bulamamakla gözlerimi araladım. Gün ışığıyla aydınlanmış odamda gezindi gözlerim. Ardından dün yatağımın hemen yanına çıkarmış olduğum pantolona doğru uzandım. Yataktan çıkmadan almayı başardığım telefonumdaki alarmı kapattım. Sanki her şey mükemmelmiş gibi çalan melodi tüm uykumu kaçırmıştı.

Dün geceyi anımsamamla birlikte baş ağrım yerini aldığında birkaç küfür savurdum. Kafamın altındaki yastığı yüzümün üstüne koyarak güneş ışığını engellemeye çalıştım. Birkaç dakikalığına uykuya dalmıştım ki odamın kapısı sert bir şekilde açıldı.

Sabahın köründe ebeveynliğin azarlamaktan ibaret olduğunu sanan annemin azarını işitmeye hazırladım kendimi. Normalde evden kaçar gibi hızlıca hazırlanıp okula giderdim ama bugün üstümde bir uyuşukluk vardı.

"Uyandır şunu Reyhan."

"Tamam hanımım." Annemle yardımcımız Reyhan Teyze'nin konak dizisinden fırlamış bu tavırlarından her zaman nefret etmiştim.

Bir el omzumu ittiğinde hafifçe "Kalkıyorum." diye mırıldandım.

"Lerzan Hanım sizi aşağıda bekliyor." Yüzümün hemen üstündeki yastığı kaldırıp yatağımın ucunda duran Reyhan Teyze'ye baktım. Gelişigüzel bağladığı yemenisindeki kuş desenleri beni gülümsetti. Ona bir yıl önce hediye aldığım yemeniydi bu.

Daha önce de annemle kavgalarımıza şahit olduğundan endişeli gibiydi.

Bense kocaman bir gülümsemeyle yatakta doğruldum. Annemle kavga etmek nedensizce hoşuma gitmeye başlamıştı. Çocukken defalarca ailesi tarafından kırılmış biri olduğumdan hissizleşmiştim onlara karşı. Tuzla buz olmuş bir cam tekrar kırılır mıydı?

Yataktan kalkmak için hazırlanıyordum ki Reyhan Teyze'nin odamdan çıkmak yerine dün çıkardığım kıyafetleri topladığını gördüm. Rahatsız olacağım bir çıplaklıkta olmasam da nezaketen "Giyinmem için izin verir misin?" diye konuştum.

Bu dediklerimden sonra Reyhan Teyze aceleyle odamdan çıktı. Kapının ardındayken "Çorba ısıttım senin için. Yemeden çıkma." diye seslendi.

Buruk bir tebessümle bej rengi kapıma baktım. Annem sayesinden yemek yemeden çıkacağımı bildiği halde beni düşünmüştü. İşin komik tarafı tüm hayatım boyunca annem beni bu kadarcık bile düşünmemişti.

Dolabıma doğru ilerlerken baksırımı yukarı doğru çekiştirdim. Ne giyeceğime bakarken elim çıplak omzumda gezindi. Ağrıyan omzuma elimle baskı yaparken vizelerden sonra masaja mı gitsem diye düşünüyordum.

Rastgele salaş bir gömleği üzerime geçirdim. Altına da siyah bir pantolon giydiğimde tamamdım. Odamdaki banyoda saçlarımı düzeltme zahmetine girmeden sadece yüzüme su çarptım. Telefonumu alıp alt kata inen merdivenleri gereksiz bir neşeyle indim. Bazen böyle neşelenmemin öldüğüm zaman iyi bir hayatı vardı diyebilsinler diye olduğunu düşünüyordum. Kim göçüp gittiği dünyadan birinin ona acımasını isterdi ki? En azından ben istemezdim.

Alt kata indiğimde mutfağa girme zahmetinde bulunmadan salona geçtim. İşte tüm aşağılanmış halime şahit olmuş mekan. İçeri girmemle anne babamın radarına girmem bir olmuştu. Gözlerim ikisi arasında gezinirken bu gereksiz şık kıyafetlerden hala nasıl bıkmadıklarını düşündüm. Hayatlarını sanki bir tiyatro şovuymuş gibi düşündüklerinden her şeylerini sergiliyor olmalılardı.

"Ayyaşımız da uyanmış. " Sözlerine sahte bir gülümsemeyle karşılık verdim.

"Atlas sana kaç kez saygısızlık yapmaman konusunda uyarıda bulunduk?" diyerek konuşmaya katıldı annem.

"Sözünün dinlenmemesi kötü bir şey değil mi?" dedim.

"Bu hatanı çocukluğuna veriyorum" diyerek konuyu kapatmaya çalıştı annem.

"Yirmi iki yaşındayım ben. Sizi bilmem ama buradan hiç çocuk gibi gözükmüyorum."

"Ceza mı almak istiyorsun?" Babamın birazdan bağırıp çağıracağına emin olduğum son sözlerdi.

"Ben en büyük cezamı almışım zaten." Söylediklerime sinirlenen babam bir hışımla ayağa kalktı. Karnındaki yarası acımış olmalı ki birkaç saniyeliğine yüzünü ekşitti.

"Şu halime bak!" Karnındaki yaranın dolaylı olarak sebebi olduğumdan sırıtmam genişledi. Dün her ne kadar Nil'e kızmış olsam da bana verebileceği en güzel hediye bundan başkası olamazdı.

"Bir de sırıtıyor şerefsiz!" Üzerime yürüyen babamı durdurmak adına annem babamın önüne geçti.

Fiziksel olarak babamı durduramayacağını anlayan annem "Özür dile babandan." diyerek kaosu kontrol etmeye çalıştı.

"Özür dilerim." Benim için selam vermekten farksız bir cümleydi. Hoş, çocukluktan beri o kadar istemediğim şeye zorlanmıştım ki hiçbir kelimeyi söylemek artık benim için zor değildi. Daha önce de dediğim gibi artık bedenimi kendime ait hissetmiyordum.

Az çok sakinleşen babamın önünden çıktı annem. İşimin bittiğini düşünerek kapıya gidiyordum ki annem adımı seslendi. Bu evden defolamamanın mutsuzluğuyla arkamı dönmek zorunda kaldım.

"Biliyorsun ki Nil'in bu yaptığı şeyden sonra babası şirketten tüm desteğini çekti. "

İşte yine başlıyorduk.Derin bir nefes alıp sakince isteğini dinlemek için kendimi hazırladım.

"Yeni yatırımcıya ihtiyacımız var. Geçen ay buraya taşınmış olan aileyi biliyorsun değil mi?"

"Otel zinciri olduğu için tüm sitede bir ara konuşulan aile mi?"

"Evet, senden istediğimiz Serhat Viran'ın oğluyla arkadaş olman ve daha sonrasında bir ay sonraki yönetim kurulu toplantısında kimi başa geçirmeyi planladıklarını öğrenmen. Daha sonra yatırımcı bulma kısmını biz halledeceğiz."

Onlar için yapacağım son şey olacaktı bu. Nil'in olayından sonra epeyce düşünmüştüm. Bir insanın birini öldürmeyi arzulaması normal değildi. Bir de ölmesini istediğiniz kişiler ailenizse bu hiç ama hiç normal değildi . Kafayı sıyırmak üzere olduğuma emindim. Bu yüzden işler çığırından çıkmadan buradan gitmem gerektiğine karar vermiştim.

"Karşılığında bu hafta sonu dedeme taşınmak istiyorum." Bunu dememle bir anlığına sakinleşen ortam bıçak kadar keskinleşti. Kaşları çatık bana bakan babam bu sefer annemin engeline takılmadan yanıma geldi. İki eliyle yakama tutunup "Ne istediğinin farkında mısın sen!" diye bağırdı. Tükürükleri etrafa saçılırken nasıl bir canavara dönüşeceğine özel olarak bana ayrılmış koltuğumdan izliyordum.

Dışarıdan bizi izleyen biri neden bu kadar sinirlendiği konusunda hangi fikre sahipse daha fazlası değildi bildiklerim. Ne olmuştu da babam denilen bu herif bu kadar sinirleniyordu?

"Kabul etmeyeceksiniz cezamı dinlemeye hazırım." Bunu diyeceğimi bildiğinden midir bilinmez daha fazla sinirlenmemiş düşünceli bir hal almıştı.

"İşe yaramayacaksan niye yaşıyorsun ki hala?" Her bir detayı hafızama kazınmış yeşil gözlerde uzun zaman sonra ilk defa çocukluğumun katilini gördüm. İki yanda sallanan ellerim yumruk vaziyetini almış intikamını alabilmek için hazırda bekliyordu.

Hani demiştim ya tuzla buz olmuş bir cam daha nasıl parçalanabilir diye. Haklıydım, parçalanmazdı ama bu tüm kırıkların bana batıp beni yok etmeyeceği anlamına gelmiyordu.

Beni hayatımla tehdit eden babamın suratına inen yumruğumla annemin çığlığı salonda yankılandı. Dengesini kaybettiğinden yakamdaki elleri çözünmüş yere düşmüştü. İşte bu ilk sarsılmaydı. Kimsenin beklemediği en acıtan darbe.

Gözlerinde şaşkınlık dışında hiçbir belirti olmayan babam yerden destek alarak ayağa kalktı. Şaşkın olması geri çekileceği anlamına gelmediğinden yumruğunu yüzüme savurdu. Beklediğim darbenin karşılığında bir milim bile kıpırdamamış öfkeden dişlerimi sıkmıştım.

Bakışlarım o iğrenç çehreye döndüğünde hızlı birkaç adımla babamın yanına gelip onu yere ittim. Sinirlerime ilk defa hakim olamayan benliğim bana o iğrenç gerçeği hatırlattı.

Bu sinirlerime hakim olamamak değildi. Bu babama dönüştüğümün bir kanıtıydı. Sekiz yaşındaki güçsüz bedenime saldıran babama.

Afallamış bir şekilde yerde yarasını tutarak yatan babama bakarken kulaklarıma ilişen cam kırılma sesiyle gözlerim anneme döndü.

"Yeter!" Çığlığı evde yankılanırken Reyhan Teyze'de koşarak odaya gelmişti. Korkak gözlerle ailemin ne kadar berbatlaşabileceğini izleyen kadının beni daha çok suçlu hissettirmesine katlanamaz olmuştum. Çıkmak için kapıya ilerlediğimde annem kolumdan tutarak beni yine engelledi.

"Hafta sonu dedene taşınabilirsin." Sevinecek gücüm kalmadığından hissiz bir şekilde yüzüne bakmakla yetindim.

"Lerzan, öyle bir şey olmayacak ." Reyhan Teyze'nin yardımıyla doğrulan babama döndüm. Bu halde bile inatlaştığına inanamıyordum.

Annem bugün sinirini eşyalardan çıkarma yemini etmiş olmalı ki holden alıp geldiği çini işlemeli pahalı tabağı salonun ortasına doğru fırlattı.

"Hemen şuan şoföre söyleyip yenisini getirtebilirim. Ama söylesene Haluk bir ay sonra böyle bir şeyi alabileceğimizin garantisi var mı?" Annemin bu söylediği oğlunun az önce yaptığından daha çok canını acıtmış olmalı ki sessizliğini korudu.

"Hoşça kal babacığım ve anneciğim."

Sahte bir gülüşle bir daha girmemek için her gün dua edeceğim salondan ayrıldım. Hole geldiğimde askıdan aldığım montumla evden çıktım. Garajdaki arabamı almak için ilerlerken cebimden anahtarımı çıkardım.

İlk defa meleğime selam vermeden kapıyı açmak için uzandım. Ellerimin titrediğini yeni fark etmiştim. Bu halde araba sürmek istemediğimden elimi beyaz kapıdan çektim. Az önce geldiğim yolu geri döndüm. Bu yaralı ruhumla her şeye zarar verme potansiyeline sahiptim.

Sitenin ormana doğru uzanan yolunda tempolu bir şekilde yürümeye başladım. Uzun zaman sonra yanağımda hissettiğim ıslaklıkla duraksadım.

Ağlıyor muydum? Sinirle evlerden birini çevreleyen çite tekmemi savurdum. O piç için ağlıyor muydum? Elimin tersiyle gözyaşlarımı silip gökyüzüne baktım. Derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalışırken içimde kopan fırtınalar daha da büyüyordu sanki.

"Genç adam?" Duyduğum sesle az önce çitini tekmelediğim yaşlı kadına döndü gözlerim. Alel acele tazelenmiş gözyaşlarımı da sildikten sonra konuştum.

"Özür dilerim. Yarın tamir ettireceğim."

"Ne olacak bir çitten canım. Aslında kendime çayıma eşlik edecek arkadaş arıyordum . Bana katılmak ister misin?" Şaşkın bakışlarımı ona yönelttim. Bir çıkarı olmadan benimle çay mı içmek istemişti? Hemen çıkarı olmadığına nasıl da emin olmuştum. Yine mükemmeldim(!) . Sonra neden kırıyorlar beni?Kendine gel oğlum seni annen baban bile koşulsuz sevmedi bu kadın kim oluyor da çay içeceksin onunla?

"Gelmeyecek misin ? " Sırtındaki pembe şalına sarınmış bana evin kapısının önünden seslenen kadına doğru ilerledim. Düşüncelerimin aksine davranmaya alışmıştı ne de olsa bedenim. Bitkilerin dolandığı beyaz demirden çatının altında yürürken kış olmasına rağmen bitkilerin nasıl hala bu kadar canlı olabildiğine hayret ettim.

"Çok güzeller değil mi?" Bitkilerini kast ettiğinden kafamla onu onayladım. Eve girdiğimde arkamdan kapıyı kapattı. Neredeyse az önce kavgayla ayrıldığım ev kadar lüks bir evdi. Bir adım atmış eve tam anlamıyla girecekken kapişonlumdan tutarak beni engelledi.

"Ayakkabılarını çıkarmadan eve mi girilir?"

"Özür dilerim."Ayakkabımı çıkarmak için eğildiğimde bu halime güldüğünü fark ettim.

"Çok kibarsın vallahi, benim üç tane torun var senin yaşlarda daha önce hiç özür dilediklerini görmedim. Varsa yoksa şikayet etmek." Konuşurken verdiği lacivert terliği giydim. Mutfak olduğunu tahmin ettiğim yere giderken en küçük torununu anlatıyordu. Hiç ilgimi çekmeyen bu konuyu öyle bir anlatıyordu ki dinlemek zorunda kalmıştım.

"Şöyle oturabilirsin." Gösterdiği beyaz sandalyeye oturdum. Tezgaha koyduğu çay takımını alıp masaya geldi. Hemen karşıma oturmadan önce oldukça küçük olan porselen bardağa sarımtırak sıvıyı döktü.

"Papatya çayı. Her gün bu saatlerde içerim. Hem sakinleştirir hem de dünyayı kirli görmemizi sağlayan pencereyi temizler."

Övdüğü çaydan bir yudum aldım. Belirgin bir tadı yoktu. Pek hoşuma gittiği söylenmese de bir yudum daha aldım.

"Çok mu kirlendi penceren kuzum?" Hayatımda ilk defa şefkat denilen o duyguyu tattığım andı işte bu. İçimdeki fırtınayı söndürecek kadar kuvvetliydi.

"Kuzum dedim de rahatsız olmadın değil mi?" Buruşmuş elleriyle boşalan bardaklarımızı tekrardan doldurdu. Gri saçlarına taktığı inci de gezindi gözlerim. Grinin bu tonunu sevmiştim işte. Belki de derdim renkle değil anımsattıklarındaydı.

"Rahatsız olmadım." dedim.

Mavi gözleri nezaketle bakarken sıcak bir gülümseme bahşetti bana. Unuttuğum gerçek gülümsemem yüzüme yerleştiğinde şöyle geçirdim içimden;

Belki de Tanrı'nın beni unuttuğu yoktu. Sadece doğru zamanı bekliyordu.

Saat 1 de bölüm yazan koca yürekli yazar bne

İyisiniz mi?

Diğer bölümde kim geliyor acaba?

Devamını okumak için takipte kalın :)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.