İçeriğe geç

ᴇɴ ʏᴀᴋıɴ ʏᴀʙᴀɴᴄıᴍ★

Bölüm 4 · 6 dk okuma

ᴇɴ ʏᴀᴋıɴ ʏᴀʙᴀɴᴄıᴍ★

Bölüm 4

Bir adım daha

Hogwarts'ta bazı sabahlar insanı hayata bağlardı.

Bazı sabahlar ise insanı yatağından çıkmamak için ikna ederdi.

Bugün kesinlikle ikincisiydi.

Gryffindor yatakhanesinin perdelerinden içeri süzülen güneş yüzüme vururken yorganı başıma kadar çektim.

"Beş dakika daha..."

Karşı yataktan gelen yastık direkt kafama çarptı.

"On dakikadır bunu söylüyorsun."

Gözlerimi açmadan yastığı ona doğru fırlattım.

"Kimse sana fikrini sormadı, Ginny."

"Günaydın sana da."

Yorganı yüzümden indirip ona baktım.

"Saat kaç?"

"Yedi kırk."

Bir anda doğruldum.

"Ne?"

Ginny kahkahayı bastı.

"Şaka yaptım. Yedi."

Ona birkaç saniye boş boş baktım.

Sonra yastığımı tekrar kaptığım gibi üzerine fırlattım.

"Bunu komik buluyorsan ciddi anlamda yardıma ihtiyacın var."

"Senin de alarm kullanmaya."

Yataktan çıkıp üniformamı aramaya başladım.

Bugünün ilk dersi Büyücülük Tarihi'ydi.

Hogwarts'ın öğrencileri uyutmak için geliştirdiği gizli bir yöntem olduğuna emindim.

Saçımı toplamaya çalışırken Ginny aynadan bana baktı.

"Bugün Mattheo'yla konuşacak mısın?"

Elim saçımda kaldı.

"Zaten her gün konuşuyorum."

"Hayır. Dün geceki gibi değil."

Kaşlarımı çattım.

"Ne demek istiyorsun?"

Ginny omuz silkti.

"Hiçbir şey."

"Ginny."

"Tamam, tamam. Sadece siz ikinizin arasında garip bir şey var."

"Ne garipliği?"

"Bilmiyorum."

Bana baktı.

"Ama var."

Gözlerimi devirdim.

"Sen fazla kitap okuyorsun."

"Sen de fazla inkâr ediyorsun."

"Ben hazırlanıyorum."

"Ben de gözlem yapıyorum."

"Çık odadan."

Ginny kahkaha atarak kapıya yöneldi.

"Beş dakika sonra aşağıdayım."

Kapı kapanınca aynaya baktım.

"Garip bir şeymiş..."

Kendi kendime mırıldanıp saçımı düzeltmeye devam ettim.

---

Büyük Salon'a girdiğimde masamız her zamanki gibi gürültülüydü.

Theo, Mattheo, Draco, Blaise ve Pansy çoktan yerlerini almıştı.

Mattheo, Theo'nun yanında oturuyordu. Siyah saçları her zamanki gibi dağınıktı ve elinde kahve fincanıyla masadaki tartışmayı dinliyordu.

Blaise bir şey anlatıyordu.

"Ben diyorum ki Hogsmeade'e gidince ilk işimiz Üç Süpürge'ye gitmek."

Draco gazeteden gözlerini ayırmadan cevap verdi.

"Senin her planın yemekle başlıyor."

"Çünkü mantıklı bir insanım."

Pansy araya girdi.

"Hayır, açsın."

Blaise elini kalbine götürdü.

"Kırıldım."

Mattheo ilk kez konuştu.

"Kimse şaşırmadı minik prenses Blaise."

Blaise ona baktı.

"Senin mizah anlayışın gerçekten bozuk."

Mattheo omuz silkti.

"Seninki hiç yok."

Masaya otururken gülmemek için dudağımı ısırdım.

Mattheo bana baktı.

"Geç kaldın."

"Yedi dakika."

"Yedi dakika geç kalmak geç kalmaktır."

"Sen sabahları saat tutuyor musun?"

"Senin için evet."

Bir an durdum.

Theo hemen Mattheo'ya baktı.

"Bu biraz garipti."

Mattheo hiç bozuntuya vermedi.

"Ne?"

"Hiç."

Blaise sırıtıyordu.

Ben de önümdeki tabağa baktım.

"Bugün hepiniz çok saçmasınız."

Mattheo önümdeki tabağa bir parça kızarmış ekmek bıraktı.

"Sen kahvaltı yapmadan iki saat dayanamazsın."

Ona baktım.

"Bunu nereden biliyorsun?"

"Asıl saçma olan bu soruydu farkındasın değil mi?."

Ginny tam karşıma oturdu.

Bana baktı.

Sonra Mattheo'ya baktı.

Sonra tekrar bana.

"Ne?"

"Hiç."

"Niye öyle bakıyorsun?"

"Bakmıyorum."

"Bakıyorsun."

Ginny gülümseyerek reçeline döndü.

"Tamam."

Mattheo kaşını kaldırdı.

"Ne kaçırdım?"

"Hiçbir şey."

Blaise hafifçe kıkırdadı.

"Her zamanki gibi."

Theo kahkaha attı.

"Kesinlikle bir şey kaçırdın."

---

Kahvaltıdan sonra koridora çıktığımızda Mattheo yanımda yürüyordu.

"Bugün Hogsmeade'e gidiyor musun?"

"Evet."

"İyi."

"Neden?"

"Çünkü yalnız gitmek istemiyorum."

Ona baktım.

"Sen yalnız kalmaktan mı korkuyorsun?"

"Hayır."

"Öyle görünüyor."

"Seninle gelmek daha eğlenceli."

Gülümsedim.

"Bu iltifat mı?"

"Belki."

"Vay canına. Mattheo Riddle'dan iltifat aldım."

"Şımarma."

"Bugün tarihi bir gün."

Mattheo güldü.

Tam o sırada Theo arkamızdan yetişti.

"İkiniz sabah sabah neden bu kadar normalsiniz?"

Mattheo döndü.

"Ne demek istiyorsun?"

"Normalde beş dakika içinde birbirinize laf atmaya başlarsınız."

Ona baktım.

"Başlatmak ister misin?"

Theo ellerini kaldırdı.

"Ben yokum."

Mattheo başını iki yana salladı.

"Kaçtı."

"Çünkü akıllı."

"Hayır, korkak."

Theo uzaktan bağırdı.

"Duydum!"

---

Büyücülük Tarihi dersi başladığında sınıftaki herkesin enerjisi anında sıfıra indi.

Profesör Binns tahtada goblin isyanlarından bahsediyordu.

Yanımda Ginny defterine bir şeyler çiziyordu.

Eğilip baktım.

Küçük bir mezar taşı çizmişti.

Altında:

"Burada akademik geleceğim yatıyor."

yazıyordu.

Gülmemek için kendimi zor tuttum.

Tam o sırada arka taraftan bir kâğıt önümdeki sıraya düştü.

Açtım.

Üzerinde tek bir cümle vardı.

**"Binns'i dinliyormuş gibi yap."**

Başımı hafifçe kaldırdım.

Mattheo arka sırada bana bakıyordu.

Kâğıdın altına yazdım:

**"Nasıl?"**

Kâğıdı ona geri gönderdim.

Birkaç saniye sonra tekrar geldi.

**"Kaşlarını çat. Çok zekice düşünüyormuşsun gibi görün."**

İstemeden güldüm.

Profesör Binns anında bana döndü.

"Bayan Diggory."

Başımı kaldırdım.

"Evet?"

"Dersimiz size komik mi geliyor?"

"Hayır."

"Öyle görünmüyor."

Arka taraftan Mattheo'nun kısık kahkahasını duydum.

Profesör tekrar tahtaya döndü.

Ben arkama dönmeden fısıldadım.

"Senin yüzünden."

Mattheo cevap verdi.

"Ben hiçbir şey yapmadım."

"Yaptın."

"Kanıtla."

"Tenefüste görüşürüz."

"Tehdit mi bu?"

"Belki."

---

Öğle arasında hepimiz avluda toplandık.

Pansy çantasından eski, kalın bir kitap çıkardı.

"Bakın ne buldum."

Draco kaşlarını çattı.

"Bu ne?"

"Eski bir büyü kitabı."

"Nereden buldun?"

"Kütüphaneden."

Draco ona baktı.

"Ödünç mü aldın?"

Pansy sustu.

Blaise hemen araya girdi.

"Çaldın."

"Çalmak çok ağır bir kelime."

"Kitap senin değil."

"Şuan benim."

Mattheo kitabı Pansy'nin elinden aldı.

"Ne var içinde?"

"Saçma büyüler."

Mattheo sayfaları çevirdi.

"Bu gerçekten saçma."

Pansy kitabı geri aldı.

"Birinin saçını pembe yapabiliyor."

Blaise'in gözleri Draco'ya döndü.

"Draco."

Draco anında ayağa kalktı.

"Hayır."

Pansy gülümsedi.

"Ben daha hiçbir şey söylemedim."

"Yüzünden belli."

Ginny bana baktı.

"Yapalım."

Mattheo hemen başını iki yana salladı.

"Hayır."

Ona döndüm.

"Neyi hayır?"

"Ne düşündüğünüzü biliyorum."

"Bilmiyorsun."

"Biliyorum."

"Mattheo, bir kere de eğlen."

"Ben eğleniyorum."

"Draco'yu pembe yaparak değil."

"Özellikle onu pembe yaparak."

Draco Mattheo'ya baktı.

"Sen de mi?"

Mattheo sakin bir şekilde,

"Ben sadece izliyorum."

Blaise gülmeye başladı.

"İşte benim adamım."

Pansy asasını çıkardı.

"Üç..."

Draco geri çekildi.

"Yapmayın."

"İki..."

Mattheo bana baktı.

"Gerçekten bunu yapacak mısın?"

Gülümsedim.

"Kesinlikle."

"Tamam."

"Ne?"

"Hiçbir şey."

Mattheo hafifçe gülümsedi.

"Devam et."

"Bir!"

Pansy asasını salladı.

Hiçbir şey olmadı.

Sessizlik.

Draco bize baktı.

"Başarısız oldunuz."

Pansy kitaba baktı.

"Bir dakika."

Mattheo kitabı elinden aldı.

Sayfayı çevirdi.

"Burada."

Hepimiz ona baktık.

"Büyünün etkisi hemen ortaya çıkmıyor."

Draco'nun yüzü düştü.

"Ne kadar sonra?"

Mattheo sakince okudu.

"Yirmi dört saat."

Blaise kahkahadan eğildi.

"YARIN SABAH!"

Draco başını iki yana salladı.

"Ben sizinle neden arkadaşım?"

Mattheo omuz silkti.

"Sen bizi seviyorsun."

"Hayır."

"İnkâr."

Ben gülmeye başladım.

Draco bana baktı.

"Sen de mi?"

"Ben masumum."

Mattheo hemen araya girdi.

"Hayır, değilsin."

Ona döndüm.

"Sen benim tarafımda olacaktın."

"Ben gerçeğin tarafındayım."

"İhanet."

Mattheo gülerek başını salladı.

"Aptal."

"Kes."

---

Akşam ortak salona döndüğümüzde herkes şöminenin etrafına dağılmıştı.

Blaise, Draco'nun ertesi günkü hâlini hayal ederek hâlâ gülüyordu.

Pansy kitapla uğraşıyor, Ginny ödev yapıyor, Theo ise satranç oynuyordu.

Mattheo koltuğun birinde oturmuş kitabını okuyordu.

Yanına oturdum.

Kitabından gözünü kaldırmadan konuştu.

"Ne istiyorsun?"

"Yanına oturdum sadece."

"Tesadüf mü?"

"Evet."

"Tabii."

"Ne demek tabii?"

Mattheo kitabını kapattı.

"Sen hiçbir şeyi tesadüfen yapmazsın."

"Sen de beni fazla tanıyorsun."

"Belki."

Bir süre sessiz kaldık.

Sonra bana baktı.

"Bugün iyiydin."

"Ne konuda?"

"Binns'in dersinde."

Gülmeye başladım.

"Benimle dalga geçiyorsun."

"Hayır."

"Kesin dalga geçiyorsun."

"Biraz."

"İşte."

Mattheo güldü.

Bir süre sonra bakışları yüzümde kaldı.

"Peter'la konuşacak mısın?"

Gülümsemem yavaşça kayboldu.

"Hayır."

"Neden?"

"Çünkü istemiyorum."

Mattheo başını salladı.

"Tamam."

"Neden sordun?"

"Merak ettim."

"Bunu neden merak ettin?"

Mattheo birkaç saniye sustu.

Sonra omuz silkti.

"Arkadaşım olduğun için."

Basit bir cevaptı.

"Ve Peter göt'ün teki olduğu için.'

Ama yüzündeki ifade o kadar ciddiydi ki daha fazla soru sormadım.

Tam o sırada ortak salonun kapısı açıldı.

Hepimiz döndük.

Peter.

Elinde birkaç kitap vardı.

Bir an kapının yanında durdu.

Bakışları kalabalığın üzerinde gezindi.

Sonra beni gördü.

Göz göze geldik.

Yanımdaki Mattheo bunu fark etti.

Hiçbir şey söylemedi.

Sadece bakışlarını Peter'a çevirdi.

Peter birkaç saniye sonra merdivenlere yöneldi.

Ben hâlâ ona bakıyordum.

Mattheo sessizce konuştu.

"Lizzie."

"Hı?"

"Bence artık bakmayı bırakabilirsin."

Başımı ona çevirdim.

"Bakmıyordum."

Mattheo hafifçe gülümsedi.

"Tabii."

"Sen de Theo gibi konuşmaya başladın."

"Belki Theo

haklıdır."

"İkiniz de sinir bozucusunuz."

Mattheo koltuğa yaslandı.

"Yine de yanımdasın hm?"

İstemeden gülümsedim.

"Çünkü başka boş yer yoktu."

Etrafımıza baktı.

Ortak salonda en az on tane boş koltuk vardı.

Mattheo da baktı.

Sonra tekrar bana döndü.

"Eh... öyle diyorsan."

Gülerek omzuna hafifçe vurdum.

"Sus."

Mattheo kahkaha attı.

Ve o an, Hogwarts'taki her şey normalmiş gibi görünüyordu.

Dersler.

Arkadaşlar.

Şakalar.

Hogsmeade planları.

Peter'ın dönüşü.

Ve yanımda oturan Mattheo.

Henüz hiçbirimizin bilmediği şey ise şuydu:

Bazı hikâyeler, en sakin günlerde başlamış gibi görünür.

Sonra bir gün dönüp baktığında, o sıradan günün aslında her şeyin başlangıcı olduğunu anlarsın.

Bölüm sonu

1 yorum