Hogwarts'ta sabahları hiçbir zaman sessiz başlamazdı.
Ama Gryffindor Kulesi'nde o sabah yaşananlar, her zamankinden biraz daha gürültülüydü.
"Günaydın."
Hiçbir cevap gelmedi.
Mattheo kapının yanında durmuş, kollarını göğsünde birleştirmişti.
"Günaydın dedim."
Yine cevap yoktu.
Çünkü Lizzie hâlâ yatağında uyuyordu.
Mattheo gözlerini devirip yatağın yanına kadar ilerledi.
"Lizzie."
Battaniyenin altından anlaşılmayan bir ses geldi.
"Git."
"İlk dersine on beş dakika kaldı."
"İptal."
"İksir."
"Snape de iptal."
Mattheo istemsizce güldü.
"Keşke."
Lizzie battaniyeyi başının üzerine çekti.
"Beş dakika."
"Beş dakika önce de beş dakika demiştin."
"Çünkü beş dakika çok güzel bir süre."
Mattheo yatağın kenarındaki yastığı aldı.
"Son şans."
Lizzie bir gözünü açtı.
"Sakın."
Mattheo yastığı kaldırdı.
"Üç."
"Lütfen."
"İki."
"Mattheo."
"Bir—"
Lizzie aniden yataktan kalkıp yastığı elinden kaptı ve ona fırlattı.
Mattheo eğildi.
Yastık arkasındaki duvara çarptı.
"Sabah sabah savaş mı çıkarıyoruz?"
Lizzie saçlarını toparlamaya çalışırken ona ters ters baktı.
"Sen başlattın."
"Sen uyuyordun."
"Bu benim suçum değil."
"Kesinlikle senin suçun."
Lizzie yatağından kalkıp cübbesini aramaya başladı.
"Çık dışarı."
Mattheo kapıya yönelirken gülümsedi.
"Beş dakika."
Lizzie arkasından yastığı tekrar fırlattı.
"Git!"
---
Büyük Salon'a girdiklerinde herkes çoktan yerini almıştı.
Gryffindor masasının ortalarında Ginny, Hermione ve birkaç öğrenci konuşuyordu. Lizzie boş sandalyelerden birine oturduğunda nefes nefese kalmıştı.
Ginny ona baktı.
"Koşarak mı geldin?"
"Mattheo yüzünden."
Yan taraftan Mattheo'nun sesi geldi.
"Ben sadece uyandırdım."
Lizzie ona döndü.
"Yastıkla."
"İşe yaradı."
Ginny gülmeye başladı.
"İkiniz gerçekten çocuk gibisiniz."
Lizzie önündeki meyve suyunu alıp bir yudum içti.
"En azından eğleniyoruz."
Tam o sırada Slytherin masasından Theo'nun sesi duyuldu.
"Lizzie!"
Lizzie başını kaldırdı.
Theo elindeki ekmeği havaya kaldırmıştı.
"Bugün Hogsmeade'e gidiyoruz."
Lizzie şaşkınlıkla baktı.
"Bugün mü?"
"Hayır."
Theo ciddi bir ifadeyle başını salladı.
"Bugün değil."
Lizzie birkaç saniye sessiz kaldı.
"Az önce neden—"
"Çünkü canım istedi."
Blaise yanında kahkaha atıyordu.
Draco ise başını iki yana salladı.
"Bir gün Theo'yu gerçekten susturacağım."
Pansy araya girdi.
"Yapamazsın."
"Neden?"
"Çünkü beş dakikadan fazla sessiz kalamaz."
Theo gururla gülümsedi.
"Doğru."
Lizzie gülerek başını önüne çevirdi.
O sırada Mattheo yanına oturdu.
"Bugün ne dersimiz var?"
"İksir, Tılsım ve Karanlık Sanatlara Karşı Savunma."
Mattheo'nun yüzü düştü.
"Harika."
Lizzie ona baktı.
"Ne oldu?"
"Hiçbirini yapmak istemiyorum."
"Okula neden geliyorsun?"
"Sen geliyorsun diye."
Lizzie bir an durdu.
Sonra kaşlarını kaldırdı.
"Çok kötü bir bahaneydi."
Mattheo gülümsedi.
"Yine de işe yaradı."
---
İksir dersi tahmin edildiği gibi felaketle başladı.
Snape sınıfa girer girmez bütün sesler kesildi.
Lizzie, Mattheo'nun yanında otururken önündeki malzemeleri sıralıyordu.
Karşılarında Theo ve Blaise vardı.
Snape tahtaya tarifi yazdı.
"Bugün Kusursuzlaştırma İksiri hazırlayacaksınız."
Theo eğilip Blaise'e fısıldadı.
"Ben daha kahvaltıyı bile kusursuzlaştıramıyorum."
Blaise gülmemek için dudağını ısırdı.
Lizzie de başını eğip gülmeye başladı.
Snape aniden döndü.
"Bir sorun mu var, Bay Nott?"
Theo başını kaldırdı.
"Hayır, profesör."
"Öyleyse sessiz olun."
"Evet, profesör."
Snape uzaklaşır uzaklaşmaz Theo Lizzie'ye baktı.
"Az kalsın ölüyordum."
Lizzie kıkırdadı.
Mattheo ise kazanın başında tarife bakıyordu.
"Bu kadar gülmeyin Theo'nun basuru falan patlar."
Lizzie ona döndü ve gözlerini devirdi.
Mattheo belli belirsiz sırıttı.
"Sen de az önce güldün komikti kabul et."
"Berbat bir şakaydı biliyorsun değil mi?"
Mattheo kaşını kaldırdı.
"Ne gayet komikti?"
"Hiçte bile."
Lizzie elindeki malzemeyi kazana atarken bir anda çıkan dumanla irkildi.
"Ne yaptın?"
Mattheo ona baktı.
"Ben hiçbir şey yapmadım."
"İksirin rengi değişti."
"Belki olması gereken budur."
Lizzie kazana baktı.
"Tarifte mor yazıyor."
"Bizimki mor."
"Bu pembe."
Mattheo birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra:
"Pembeye yakın."
Lizzie gülmeye başladı.
Theo da dayanamayarak kahkaha attı.
"Riddle, iksir yapmayı bilmiyorsun."
Mattheo ona döndü.
"Senin kazanın neden köpürüyor?"
Theo arkasına baktı.
"Ne?"
Kazan gerçekten de köpürmeye başlamıştı.
Blaise sandalyesinden kalktı.
"Kaçın."
Herkes aynı anda geri çekildi.
Snape birkaç saniye sonra masaya geldi.
Kazanın içine baktı.
Uzun bir sessizlik oldu.
"Bay Nott."
Theo yutkundu.
"Evet, profesör?"
"Bu bir iksir değil."
Theo'nun yüzü düştü.
"Ne?"
"Bir hata."
Lizzie kendini tutamayarak pişman olacağı bir şaka yaptı.
"Theo bu iksirden tamamen uzak bir şey, ishal olmuşsun ve tuvalet bulamadığın için kazanı kullanmışsın gibi duruyor."
Sınıfta kahkahalar yükseldi.
Profesör yargılayıcı bir şekilde kollarını göğsünde kavuşturdu ve kaşlarımı çatarak Lizzie'ye baktı.
"Üzgünüm profesör..."
Theo ellerini kaldırdı.
"En azından yaratıcıydı."
---
Derslerden sonra herkes öğle yemeği için Büyük Salon'a geri döndü.
Lizzie, Ginny ile birlikte yürürken önlerinden Hermione geçti.
"Akşam ortak salonda buluşacak mısınız?"
Lizzie başını salladı.
"Evet. Theo yine bir şeyler planlıyor."
Ginny gülümsedi.
"Bu hiç iyiye işaret değil."
"Kesinlikle değil."
Arkalarından Draco'nun sesi geldi.
"Bu sefer gerçekten düzgün bir şey."
Lizzie döndü.
"Sen de mi dahilsin?"
Draco omuz silkti.
"Ben sadece izliyorum."
Pansy hemen yanına geldi.
"Yalan söylüyor."
Draco ona baktı.
"Ne yaptım?"
"Sen de yardım edeceksin."
"Hayır."
"Edeceksin."
"Hayır."
Pansy gülümsedi.
"Edeceksin."
Draco birkaç saniye sustu.
"Tamam."
Lizzie kahkahayı bastı.
"Çok korkutucusun."
"Teşekkür ederim."
---
Akşam olduğunda Gryffindor ortak salonu her zamankinden daha kalabalıktı.
Şöminenin önünde öğrenciler oturuyor, bir köşede satranç oynanıyor, merdivenlerin yakınında birkaç kişi fısıldaşıyordu.
Lizzie koltuğa oturmuş, elindeki kitabı okumaya çalışıyordu.
Tam bir sayfayı bitirmişti ki Theo kitabın önüne geçti.
"Kapandı."
Lizzie başını kaldırdı.
"Ne?"
"Kitap."
"Onu görüyorum."
"Artık ders yok."
Lizzie kitabı kapattı.
"Ne istiyorsun?"
Theo gülümsedi.
"Parti."
Lizzie gözlerini devirdi.
"Senin parti anlayışın ne?"
"Yemek, müzik, oyun ve mümkünse kimsenin birbirini öldürmemesi."
Mattheo koltuğun diğer tarafına oturdu.
"Sonuncusunu garanti edemem."
"Sen özellikle sakın."
Blaise elinde bir deste kartla geldi.
"Oyun oynayalım."
Ginny de yere oturdu.
"Ben varım."
Pansy hemen yanına geçti.
"Ben de."
Draco istemeden oyuna dahil edildi.
Theo kartları karıştırırken Lizzie Mattheo'ya baktı.
"Bu gece kesin kavga çıkacak."
Mattheo başını salladı.
"Kesin."
"Kim başlatır?"
"Theo."
Theo uzaktan bağırdı.
"Duyuyorum!"
Herkes gülmeye başladı.
O gece Hogwarts'ın içinde zaman her zamanki gibi hızlı geçti.
Bir süre sonra kimse oyunun kurallarını hatırlamıyordu.
Theo hile yapmaya çalışıyor, Pansy onu yakalıyor, Draco her seferinde kazanmasına rağmen oyundan sıkıldığını söylüyor, Blaise herkese laf atıyor, Ginny kahkahadan konuşamıyordu.
Lizzie ise uzun zamandır ilk kez hiçbir şeyi düşünmeden gülüyordu.
Ta ki ortak salonun kapısı açılana kadar.
Bir Gryffindor öğrencisi içeri girdi.
"Profesör McGonagall seni arıyor, Lizzie."
Lizzie kaşlarını çattı.
"Beni mi?"
"Evet."
Lizzie ayağa kalktı.
"Niye?"
Çocuk omuz silkti.
"Bilmiyorum. Sadece seni çağırmamı söyledi."
Lizzie arkadaşlarına baktı.
"Birazdan gelirim."
Mattheo'nun bakışları onu takip etti ardından hafifçe güldü.
"Sanırım Lizzie'nin infazı verilecek..."
---
Merdivenlerden aşağı indiğinde koridorlar her zamankinden daha sessizdi.
McGonagall'ın odasına doğru ilerlerken uzaktan ayak sesleri duydu.
Bir öğretmen koridorun diğer ucundan geliyordu.
Yanında bir öğrenci vardı.
Lizzie önce ilgilenmedi.
Ta ki çocuk ona dönene kadar.
Uzun boyluydu.
Sarışın saçları alnına hafifçe düşmüş, mavi gözleri koridorun loş ışığında bile dikkat çekiyordu.
Lizzie'nin adımları yavaşladı.
Bir an nefes almayı bile unuttu.
Çünkü onu tanıyordu.
Yıllardır görmemiş olsa bile tanıyordu.
Peter Carrow.
Eski sevgilisi.
Peter da onu görmüştü.
Öğretmen bir şeyler anlatmaya devam ederken Peter'ın bakışları Lizzie'den ayrılmadı.
Sonunda yanından geçerken durdu.
"Lizzie."
O tek kelime bile geçmişte bıraktığını sandığı her şeyi geri getirmeye yetmişti.
Lizzie'nin sesi zor çıktı.
"Peter."
Peter hafifçe gülümsedi.
"Uzun zaman oldu."
Lizzie oldukça soğuk bir sesle cevap verdi.
"Keşke daha uzun zaman olsaydı"
Peter Carrow'ın Hogwarts'a gelmesi kesinlikle tesadüf değildi.
Ve Lizzie bunu henüz bilmiyordu ama bu, hayatının en sakin günlerinden birinin sonuydu.
