Hogwarts'ta akşamlar her zaman olduğundan daha uzun sürüyordu.
Özellikle de ertesi gün ders olmadığında.
Slytherin ortak salonunun büyük pencerelerinden gölün karanlık suları görünüyordu. Yeşilimsi ışıklar taş duvarların üzerinde dalgalanırken şöminenin önünde toplanmış kalabalık, geceyi çoktan kendi kurallarına göre yaşamaya başlamıştı.
Pansy, koltuğun birine yayılmış, elindeki dergiyi karıştırıyordu.
Draco şöminenin hemen yanında Blaise'yle bir şey hakkında tartışıyor, Blaise ise belli ki sırf Draco'yu sinirlendirmek için söylediklerinin hiçbirini ciddiye almıyordu.
Ginny ise onların tam karşısında oturmuş, olanları izleyerek gülüyordu.
Mattheo, salonun diğer ucundaki koltuklardan birinde oturuyordu.
Yanında Lizzie vardı.
İkisinin önünde yarım kalmış bir satranç tahtası duruyordu.
Lizzie taşlardan birini eline alıp birkaç saniye düşündü.
"Şah."
Mattheo başını kaldırdı.
"Hayır."
Lizzie kaşlarını çattı.
"Ne demek hayır?"
"Çünkü o hamleyi yapamazsın."
"Yapıyorum işte."
"Kurallara aykırı."
Lizzie taşı yerine bıraktı.
"Senin kurallarına göre."
Mattheo gülmeye başladı.
"Satrançta senin kuralların yok, Liz."
"Benim oynadığım oyunda var."
Pansy derginin üzerinden onlara baktı.
"İkiniz de beş yaşında mısınız?"
Lizzie hiç düşünmeden cevap verdi.
"Hayır. Matt beş yaşında."
Mattheo ona döndü.
"Sen benden üç dakika küçüksün."
"Üç dakika bile önemli."
Blaise kahkaha attı.
"Yıllardır aynı tartışmayı yapıyorsunuz."
Draco başını salladı.
"Çünkü Lizzie hâlâ Mattheo'nun doğduğu üç dakika önceyi kişisel bir başarı olarak görüyor."
Lizzie gururla gülümsedi.
"Çünkü öyle."
Mattheo başını geriye yaslayarak gözlerini kapattı.
"Tanrım, neden hâlâ seninle arkadaşım?"
Lizzie hiç beklemeden cevap verdi.
"Çünkü bensiz hayatın çok sıkıcı olurdu."
Mattheo gözlerini açıp ona baktı.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra gülümsedi.
"Doğru."
Bu, gruptaki kimsenin garipsemediği bir şeydi.
Mattheo ve Lizzie böyleydi.
Birbirlerini sinir ederlerdi.
Birbirleriyle dalga geçerlerdi.
Bazen gün boyunca konuşmazlardı.
Bazen de bütün gece susmadan konuşurlardı.
Ama ne olursa olsun, sonunda yine yan yana otururlardı.
Çocukluklarından beri böyleydi.
Pansy dergiyi kapattı.
"Bu akşam parti var."
Ginny hemen doğruldu.
"Nerede?"
"Ravenclaw kulesinin altındaki boş sınıfta."
Draco kaşlarını kaldırdı.
"Kim düzenliyor?"
"Kimse."
Blaise sırıttı.
"Yani herkes."
Pansy ayağa kalktı.
"Tam olarak."
Mattheo satranç taşlarını toplamaya başladı.
Lizzie ona baktı.
"Sen geliyor musun?"
"Geliyorum."
"Kesin mi?"
Mattheo başını kaldırdı.
"Niye?"
"Çünkü geçen sefer partiye geleceğini söyleyip üç saat sonra kütüphanede bulmuştuk seni."
"Kitap okuyordum."
"Parti vardı."
"Kitap daha eğlenceliydi."
Lizzie inanamayarak ona baktı.
"Yalan söylüyorsun."
Mattheo güldü.
"Belki."
Lizzie ayağa kalktı.
"Ben hazırlanıyorum."
Pansy onun arkasından seslendi.
"Beş dakikan var!"
Lizzie merdivenlere doğru ilerlerken dönüp bağırdı.
"Beş dakika mı?"
"On!"
"Tamam!"
Mattheo başını iki yana salladı.
"On dakika içinde hazırlanacağını gerçekten düşünüyor."
Ginny güldü.
"Sen de onu bekleyeceksin."
Mattheo hiç düşünmeden cevap verdi.
"Tabii ki."
---
Yarım saat sonra grup, ortak salondan çıkıp koridorlarda ilerliyordu.
Draco önden gidiyor, Pansy onun yanında konuşuyordu.
Blaise arada bir arkaya dönüp Ginny'yle bir şeyler tartışıyor, Ginny de her seferinde onun söylediği şeye itiraz ediyordu.
Theo ve Lizzie ise grubun en arkasındaydı.
Lizzie bir şey anlatıyordu.
"Sonra kadın bana dönüp 'Bunu gerçekten sen mi yaptın?' dedi."
Mattheo güldü.
"Sen ne yaptın?"
"Hiçbir şey."
"Yalan."
"Gerçekten hiçbir şey."
"Lizzie."
"Tamam, biraz."
"Ne kadar biraz?"
Lizzie düşündü.
"Patlamadan önce çok az."
Mattheo kahkaha attı.
"Senin 'çok az' dediğin şeyin ne olduğunu bilmek istemiyorum."
Lizzie omzuyla ona vurdu.
"Abartma."
"Bir gün Hogwarts'ı havaya uçuracaksın."
"Sen de benimle birlikte olacaksın."
"Ben neden?"
"Çünkü çocukluğundan beri yanlış kararlar veriyorsun."
Mattheo başını salladı.
"Bu konuda haklısın."
Önlerindeki Draco dönüp bağırdı.
"İkiniz gelecek misiniz?"
Mattheo cevap verdi.
"Geliyoruz!"
Lizzie hemen ekledi:
"Draco, yaşlandın mı? Biraz bekleyebilirsin."
Draco orta parmağını kaldırdı.
Pansy kahkaha attı.
"Bu grubun beş dakika sessiz kalabileceğini düşünmek bile hataydı."
---
Partinin yapıldığı sınıfa girdiklerinde içerisi çoktan dolmuştu.
Sıralar kenara çekilmiş, ortada geniş bir alan bırakılmıştı. Bir köşede müzik çalan büyülü bir radyo vardı. Masaların üzerinde meyve suları, tatlılar ve çeşitli atıştırmalıklar duruyordu.
Ginny'nin yüzü aydınlandı.
"Tamam, burası güzelmiş."
Blaise bir bardağı eline aldı.
"Ben zaten güzel olacağını söylemiştim."
Ginny ona baktı.
"Sen hiçbir şey söylemedin."
"İçimden söyledim."
"İçinden söylemenin ne anlamı var?"
Blaise omuz silkti.
"Ben biliyorum."
Draco başını iki yana salladı.
"Bu çocuğu susturmanın bir yolu yok mu?"
Pansy elindeki bardağı kaldırdı.
"Yok."
Mattheo ve Lizzie içeri girerken müzik bir anda hızlandı.
Lizzie olduğu yerde durdu.
"Hayır."
Mattheo ona baktı.
"Ne?"
"Bu şarkıyla dans etmeyeceğim."
"Kim senden dans etmeni istedi?"
Lizzie ona şüpheyle baktı.
"Sen."
"Hayır."
"Az önce gözlerinle söyledin."
Mattheo güldü.
"Benim gözlerim konuşmuyor."
"Konuşuyor."
"Ne diyor?"
Lizzie birkaç saniye düşündü.
"Çok aptalsın diyor."
Mattheo gülerek başını salladı.
"Harika."
Pansy onları uzaktan izleyip Ginny'ye eğildi.
"Bunlar gerçekten hiç değişmemiş."
Ginny gülümsedi.
"Çocukluktan beri böyleler mi?"
Pansy başını salladı.
"Daha kötülerdi."
---
Bir süre sonra herkes müziğin etrafında toplanmıştı.
Draco normalde dans etmeyeceğini söylüyor olmasına rağmen Blaise tarafından ortaya çekilmişti.
Pansy gülerek onları izliyordu.
Ginny de Lizzie'nin kolundan tutup onu kalabalığın içine çekti.
"Gel!"
"Hayır!"
"Gel dedim!"
"Ginny!"
"Bir kere!"
Lizzie sonunda pes etti.
Mattheo ise olduğu yerde kalıp onları izliyordu.
Lizzie birkaç saniye sonra arkasına baktı.
Mattheo'yu görünce kaşlarını kaldırdı.
"Sen de!"
Mattheo başını iki yana salladı.
"Ben iyiyim."
"Hayır, değilsin."
"Gayet iyiyim."
Lizzie ona doğru yürüdü.
"Çocukluğumuzdan beri bir kuralımız vardı."
Mattheo şüpheyle baktı.
"Hangi kural?"
"Birimiz rezil oluyorsa diğeri de olacak."
Mattheo birkaç saniye ona baktı.
Sonra güldü.
"Bu kuralı ne zaman koyduk?"
"Az önce."
"Uydurdun yani."
"Kesinlikle çünkü ben bir kraliçeyim."
Mattheo elini uzattı.
"Tamam."
Lizzie onun elini tuttu ve kalabalığın içine çekti.
Birkaç dakika sonra ikisi de diğerleriyle birlikte gülüyor, müziğe ayak uydurmaya çalışıyordu.
Draco'nun dans etmeyi bilmediği ortaya çıkınca Blaise onu taklit etmeye başladı.
Pansy kahkahalarla onları izliyordu.
Ginny ise Lizzie'yle birlikte dans ederken Mattheo'nun yaptığı hareketi görüp gülmeye başladı.
Mattheo hemen durdu.
"Ne?"
Lizzie gülmekten konuşamıyordu.
"Hiçbir şey."
"Niye gülüyorsun?"
"Çünkü komiksin."
Theo başını iki yana salladı.
"Sen de az önce aynı şeyi yaptın."
"Ben güzel yaptım."
"Tabii."
"Kesinlikle."
---
Gecenin ilerleyen saatlerinde grup, sınıfın kenarındaki uzun masanın etrafında toplanmıştı.
Pansy bir oyun ortaya atmıştı.
"Doğruluk mu cesaret mi?"
Draco hemen itiraz etti.
"Hayır."
Blaise ona baktı.
"Neden?"
"Çünkü sizin seçtiğiniz cesaretler normal olmuyor."
Pansy sırıttı.
"Bu yüzden eğlenceli."
Ginny gülerek yere oturdu.
"Ben varım."
Lizzie de yanına oturdu.
Mattheo onun karşısına geçti.
Şişe çevrildi.
İlk olarak Blaise çıktı.
Pansy sordu:
"Doğruluk mu cesaret mi?"
"Doğruluk."
"Buradaki en sinir bozucu kişi kim?"
Blaise hiç düşünmeden Draco'yu gösterdi.
Draco'nun yüzü düştü.
"Ne?"
Herkes gülmeye başladı.
"Bu kadar hızlı cevap vermen gerekiyordu?" dedi Draco.
Blaise sırıttı.
"Çünkü cevabı çok kolaydı."
Sıra tekrar çevrildi.
Şişe Mattheo'da durdu.
Lizzie hemen öne eğildi.
"Doğruluk mu cesaret mi?"
Mattheo onu işaret etti.
"Sen soruyorsun diye cesaret."
Lizzie'nin gözleri parladı.
"Harika."
Pansy hemen araya girdi.
"Lizzie, çok ileri gitme."
Lizzie düşünüyormuş gibi yaptı.
Sonra gülümsedi.
"Üç dakika boyunca Draco'nun söylediklerini onaylayacaksın."
Draco kaşlarını kaldırdı.
"Bu gerçekten ceza mı?"
Mattheo derin bir nefes aldı gülmemek için kendini tutuyor gibiydi.
"Tamam."
Draco hemen konuşmaya başladı.
"Ben bu grubun en mantıklı insanıyım."
Mattheo başını salladı.
"Evet."
"En karizmatik insanıyım."
"Evet."
"En iyi giyinen kişiyim."
"Evet."
Lizzie gülmeye başladı.
Mattheo da zorla gülümseyerek başını sallıyordu.
"Ve hepiniz bana hayransınız."
Mattheo birkaç saniye sustu.
"Bu kadar da değil."
Herkes kahkahaya boğuldu.
Draco zafer kazanmış gibi ayağa kalktı.
"Üç dakika doldu mu?"
Pansy saate baktı.
"Bir dakika kırk iki saniye."
Draco oturdu.
"Of."
Lizzie Mattheo'ya bakıp gülüyordu.
Mattheo da ona bakarak başını salladı.
"Senin yüzünden."
Lizzie omuz silkti.
"Değdi."
---
Gece bittiğinde Hogwarts koridorları sessizleşmişti.
Grup ortak salona geri dönüyordu.
Ginny, Pansy'yle bir sonraki hafta yapacakları şey hakkında konuşuyordu.
Draco hâlâ Blaise'ye söyleniyordu.
Mattheo ve Lizzie yine en arkadaydı.
Lizzie yorulmuştu.
"Bugün eğlenceliydi."
Theo başını salladı.
"Evet."
"Uzun zamandır böyle gülmemiştim."
Mattheo ona baktı.
"Yarın da yaparız."
Lizzie gülümsedi.
"Ne yaparız?"
"Bir şey buluruz."
"Sen bulacaksın."
"Neden ben?"
"Çünkü ben bulursam başımıza bela gelir."
Mattheo güldü.
"Doğru."
Lizzie birkaç adım daha attı.
Sonra durup ona baktı.
"İyi ki geldin."
Mattheo'nun yüzündeki gülümseme biraz daha belirginleşti.
"İyi ki çağırdın."
Sonra ikisi hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam etti.
Çünkü onların arasında bazı şeyleri açıklamaya gerek yoktu.
Çocukluklarından beri birbirlerinin yanında olmak, ikisi için de hayatın en doğal şeyiydi.
Ve henüz ikisi de bilmiyordu.
Bazı şeyler, insanın en alıştığı yerde değişmeye başlardı.
En yakınında duran kişiye bakışının değişmesi gibi.