Bazı insanlar hayatınıza sonradan girer.
Bazılarıysa hayatınızın o kadar uzun bir parçası olur ki, onların olmadığı bir çocukluğu hatırlayamazsınız.
Mattheo Riddle ve Lizzie Diggory için durum tam olarak böyleydi.
Çocukluklarının neredeyse her anında birbirleri vardı.
Aynı sokaklarda koşmuş, aynı yaz akşamlarını bahçelerde geçirmiş, birbirlerinin evinde o kadar çok zaman geçirmişlerdi ki aileleri bile artık hangisinin kimin çocuğu olduğunu karıştırır olmuştu.
Lizzie'nin odasında Mattheo'ya ait birkaç kitap, Mattheo'nun odasında ise Lizzie'nin unuttuğu onlarca eşya vardı.
Ama en önemlisi, ikisinin de kimseye anlatmadığı şeyleri birbirlerine anlatmalarıydı.
Lizzie bir şeyden korktuğunda Mattheo bilirdi.
Mattheo sinirlendiğinde Lizzie anlardı.
Bazen tek bir bakışmaları yeterdi.
Kimseye açıklama yapmak zorunda kalmadan birbirlerini anlayabiliyorlardı.
En azından eskiden.
Çünkü bazı şeyler, insan çocukken sonsuza kadar sürecekmiş gibi görünür.
Mesela arkadaşlıklar.
Mesela güven.
Mesela bir gün birbirinize yabancı olabileceğiniz ihtimali.
On iki yaşlarına geldiklerinde hayatlarında büyük bir değişiklik vardı.
İkisi de Hogwarts'a gidecekti.
Ve o yaz, Lizzie ile Mattheo her zamanki gibi birlikteydi.
Bahçede oturmuş, Hogwarts'tan gelen mektuplarını tekrar tekrar okuyorlardı.
Lizzie mektubunu dizlerinin üzerinde tutup gülümsedi.
"Gerçekten gidiyoruz."
Mattheo gözlerini mektubundan kaldırmadan cevap verdi.
"Tabii ki gidiyoruz."
"Ya farklı binalara düşersek?"
Mattheo ilk kez ona baktı.
"Ben nereye düşersem düşeyim seni bulurum."
Lizzie güldü.
"Bu bir söz mü?"
Mattheo omuz silkti.
"Senin için mi? Evet."
O sırada ikisi de bunun ne kadar önemli bir söz olduğunu bilmiyordu.
Hogwarts'ta geçirecekleri yılların onları birbirlerine daha da yakınlaştıracağını sanıyorlardı.
Birbirlerinin en yakın arkadaşı olmaya devam edeceklerini...
Belki de her zamankinden daha fazla.
Ama Hogwarts'a gittikleri ilk yıl, hayatlarında hiç beklemedikleri bir şey olacaktı.
Ve yıllar sonra birbirlerine baktıklarında, ikisinin de aklından aynı cümle geçecekti:
**"Bir zamanlar seni herkesten iyi tanıyordum."**
(Aradan yıllar geçer)
Hogwarts'ta onları birbirinden ayrı düşünmek neredeyse imkânsızdı.
On sekiz yaşındaydılar ve yıllardır değişmeyen tek bir şey vardı:
Birbirleri.
Mattheo'nun nerede olduğunu merak eden biri varsa Lizzie'ye sorardı.
Lizzie'yi arayan biri varsa Mattheo'nun yanında bulması şaşırtıcı olmazdı.
Aynı masada oturur, birlikte ders çalışır, kavga eder, barışır, birbirlerinin eşyalarını izinsiz alır ve sanki dünyanın en normal şeyiymiş gibi davranırlardı.
Çevrelerindeki herkes onların birbirlerinin hayatındaki yerini bilirdi.
Onlar içinse bunun bir adı bile yoktu.
Sadece... birbirleri vardılar.
O sabah Lizzie, Gryffindor ortak salonunun penceresinin önündeki koltuğa kıvrılmış, elindeki kitabı okumaya çalışıyordu.
Çalışıyordu.
Çünkü karşısındaki koltukta oturan Mattheo yaklaşık on dakikadır onu rahatsız ediyordu.
"Lizzie."
Cevap vermedi.
"Liz."
Yine cevap yok.
"Lizzie Diggory."
Kitabından gözlerini ayırmadan konuştu.
"Ne?"
Mattheo sırıttı.
"Sonunda."
Lizzie kitabı kapatıp ona baktı.
"Ne istiyorsun?"
"Canım sıkıldı."
"Benim problemim değil."
"En yakın arkadaşımın problemiyim."
"Hayır, sen benim problemimsin."
Mattheo güldü.
"Aramızdaki farkı göremiyorum."
Lizzie gözlerini devirdi ama gülümsemesini saklayamadı.
Mattheo ayağa kalkıp onun yanına geldi ve elindeki kitabı çekip aldı.
"Hey!"
"Bugün ders çalışmak yok."
"Kitabımı ver."
"Hayır."
"Mattheo."
"Efendim?"
"Ver şunu."
Mattheo kitabı başının üzerine kaldırdı.
Lizzie ayağa kalkıp almaya çalıştı ama Mattheo ondan uzundu.
"Boyunla hava atmayı bırak."
"Boyumla ne yapabilirim?"
"Sinir bozucusun."
"Sen yine de benimlesin."
Lizzie birkaç saniye ona baktı.
Sonra istemsizce güldü.
"Maalesef."
Mattheo kitabı ona geri verdi.
"İyi ki."
O an ikisi için de sıradan bir sabahtı.
Henüz bilmiyorlardı.
Bazı şeylerin sonsuza kadar aynı kalacağını sanıyorlardı.
Birbirlerinin en yakın arkadaşı olacaklarını...
Birbirlerinin sırlarını taşımaya devam edeceklerini...
Ve ne olursa olsun birbirlerini kaybetmeyeceklerini.
Çünkü bazen insan, hayatındaki en önemli kişinin bir gün en büyük yabancısına dönüşebileceğini düşünmez.
Özellikle de o kişi...
**çocukluğundan beri yanında olan kişiyse.**

