İçeriğe geç

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 7 · 10 dk okuma

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 7

Tatlı İşkenceler

Haftalar önce birisi Eleanor'a Yüzbaşı Stanford için kahvaltı hazırlayacağını söyleseydi muhtemelen gülüp geçerdi. Fakat hayır. Bu gerçekti ve Eleanor, artık kocası olan Yüzbaşı Stanford'a kahvaltı hazırlıyordu.

Bundan daha büyük bir kabus olamazdı herhalde.

Dün akşam evi gezmeye bile fırsat bulamadan yorgunluktan kanepede uyuya kalmıştı. Uyandığında ise başka bir odadaydı. Yüzbaşı Stanford'un yatak odasında!

Gözleri irice açıldığında üzerine örtülen battaniyeyi boğazına kadar çekti. O kadar çok utanmıştı ki kocasının yatağında uzandığının farkında bile değildi. Ona göre yüzbaşı hala bir yabancıydı. Ve o yabancı dün gece onu buraya kadar taşımış olmalıydı. Bunu düşünmek bile kızarmasına neden olmuştu.

İri ve nasırlı ellerin bedeninde gezdiğini hayal edince battaniyeyi hızla attı üzerinden. Yataktan kalkıp pencerenin önüne geçti. Yüzbaşı atını yıkıyordu. O an tüm gece nerede olduğunu merak etti.

Odadan çıkıp aşağıya indi. Adam işini öyle bir ciddiyette yapıyordu ki Eleanor, onu fark ettiğinden şüpheliydi. Düne nazaran onunla konuşmakta bir sorunu olmadığını görünce içten içe sevindi. Fakat o konuştukça Eleanor'un morali bozulmaya başlamıştı. Söylediği tüm o şeyleri gerçekten yapacak mıydı?

Sanmıyordu.

"Pul biber hangisinde demiştiniz?" Baharatlıkları ararken içeriye doğru bağırdı.

Adam cevap vermek yerine mutfağa girmişti. Pul biber kavanozunu eliyle koyduğu gibi çıkartıp kıza uzattı.

"Teşekkürler."

Genç kız kavanozu almak için elini uzattığında adam geri çekti.

"Biz artık evliyiz. Benimle konuşurken çoğul eki kullanma." Kavanozu kıza uzatıp geri çekildi. "Ayrıca aynı evi paylaşıyoruz. Aynı odayı paylaşacağız. Birbirimize bir yabancı gibi hitap edersek insanlar ne der?"

Eleanor beyaz teninin azizliğine uğrayınca hızla önüne döndü ve işine devam etti. Yanaklarının kızardığını ve alev aldığını hissedebiliyordu. Tek dileği bunu görmemesiydi.

Tanrı biliyordu ya, dün akşam eve gelmediği için ya da onu uyandırmadığı için çok mutlu olmuştu. Kendisini hazır hissetmiyordu. Eğer yüzbaşı bunu isterse ona karşı koyamazdı. Sonuçta evlilerdi ve evli çiftler arasında bu normaldi. En azından insanların söylediği buydu.

"Denerim."

Eleanor çocukluğundan bu yana mutfakta Bayan Amoy'un neler yaptığını izlerken aklına yer edinen basit tariflerinden kahvaltıyı hazırlayabilmişti. Şimdi yüzbaşı ile karşılıklı kahvaltı yaparken evli olduklarını yeni yeni idrak edebiliyordu.

Çatal bıçak sesleri hariç çıt çıkmıyordu. İkisi de konuşmadan öylece yemeklerini yiyordu.

Tüm hayatım böyle mi geçecek?

Eleanor'un düşüncelerinin bataklığından çekilmesi yüzbaşının bulaşıklarını lavaboya bırakmasıyla gerçekleşmişti. Yerinden sıçrayan genç kız adamın ne ara yemeğini bitirip bulaşıklarını kaldırdığını bile fark edememişti. Hızla inip kalkan göğüs kafesini kontrol altına almaya çalıştı.

"Hala yiyor musun, sen?" Adam kendi tabağını yıkarken arkasını dönmeden konuştu. "Seninle işimiz var demektir."

Eleanor sessizce homurdandı.

"Önce mutfaktan başlayacaksın. Kendi bulaşıklarını yıkadıktan sonra tabii. Sonra eve girişirsin, siler süpürür. Önce odamızdan başla ama. Temiz olmasını çok isterim. Daha sonra diğer odalara geçersin. Pek fazla odamız yok zaten, yorulmazsın. Bugünlük bu kadar olsun, yarını yarın düşünürüz."

Yüzbaşı bulaşıklarını yıkadıktan sonra son kez kıza baktı ve mutfaktan ayrıldı.

"Eş mi aldın yoksa hizmetçi mi?"

Eleanor kendi kendine söylenirken yüzbaşı kapıdan içeriye başını uzattı.

"Bir şey mi dedin?"

Genç kız hızla önüne dönüp başını olumsuz anlamda salladı. Bu adamın her yerde kulağı vardı herhalde!

Tabağını alıp lavaboya bıraktı. İştahı da kalmamıştı zaten. Kendi bulaşıklarını yıkadıktan sonra birkaç dakikalığına geriye çekilerek neler yapabileceğine bir baktı. Bayan Amoy'u çoğu kez iş yaparken izlemişti. Bir bezle toz aldığını hatırlıyordu.

Peki bezi nereden bulacaktı?

Mutfak dolabının raflarını, kapaklarını ve çekmecelerini açarak bir paçavra bulmaya çalıştı. Bulabildiği paçavraya en yakın şey bir kasnak mendiliydi. Bunun ona yardımı olabileceğinden şüpheliydi.

"Ne arıyorsun?"

Duyduğu sesle irkilen genç kız kafasını mutfak tezgahına çarpmıştı. Girdiği yerden çıkarken kafasını ovaladı.

"Temizliğe nereden başlayacağımı düşünüyordum. Bayan Amoy her zaman bir bez yardımı ile etrafı silerdi. Ben de bir bez aramaya çalıştım. Fakat bulabildiğim tek şey bu." Dedi mendili gösterirken. Kafasını ovalamaya devam ediyordu.

"Bakmama izin ver."

Eleanor başını kaldırıp yüzbaşına baktı. Demek şimdi onunla ilgilenmek istiyordu!

"Gerek yok." dedi, yardımını geri çevirip ayağa kalkarak. "İyiyim."

"Bekle burada." Yüzbaşı mutfaktan çıkıp birkaç dakika sonra geri döndüğünde elinde solmuş renkte bir paçavra vardı.

"Teşekkürler. Bundan başka nerede bulabilirim? Tekrardan siz- sana seslenip rahatsız etmek istemem."

"Rahatsız etmezsin." dedi yüzbaşı. Eleanor kaçırdığı bakışlarını kaldırıp adamın yeşil gözlerine çıkardı. Yine aynı şeyi yapıyordu. Dün düğün günlerinde yaptığı gibi anlam dolu bakışlarıyla bakıyordu ona. Daha fazla dayanamayıp bakışlarını çekti kız.

"Daha fazlasını yatak odasında çamaşır çekmecemde bulabilirsin."

Yüzbaşı gidince bulduğu bir kovaya su doldurup önce dolapların tozunu alıp daha sonra da yerleri silmeye çalıştı. Çoğu yer ıslak kalmıştı ancak en azından deniyordu. Kendini de böyle avuttu. Kovadaki kirli suyu nereye dökeceğini bilmeden mutfaktan çıkarken yüzbaşı onu fark etmişti. Eşikten içeriye başını uzatıp kızın temizlemeye çalıştığı yerlere baktı.

"Olmamış mı?"

Eleanor meraklı bakışlarını adamın yüzünde tuttu.

"Olacak." demişti adam. "Bir dahakine bezi daha kuvvetli sıkmayı dene."

Demesi kolaydı tabii! Burnundan alıp verdiği solukla başıyla onayladı onu. Bundan sonra yapacağı her işte önce ona sormak zorunda kalmıştı. Süpürgenin yerini, ütünün nasıl çalışacağını, çamaşırları nasıl yıkayıp asacağını ve bu gibi şeyleri...

Çoktan bir gömleği yakmış ve bir diğerini de yanlışlıkla yırtmıştı.

Artık kocası olan yüzbaşının çamaşırlarını ne zorlukla yıkadığından bahsetmiyordu bile.

Kısacası hayatında bu kadar yorulduğunu hiç hatırlamıyordu. Beli ağrıyordu ve yüzbaşının bahçede olmasını fırsat bilerek koltuğa uzandı. Bugün ona fazla öfkeliydi. Yaptığı hiçbir işi beğenmemiş ve sürekli bir bahane üretmişti.

"Çoktan yorulduğunu söyleme bana."

Dinlenmek için birkaç dakikalığına gözlerini kapatması dikkatsizliğine yol açmış ve adamın gelişini duymamıştı bile. Hızla uzandığı yerden kalktı. Yüzbaşı karşısına oturmadan önce boş olan masaya baktı.

"Yemek hazırlamadın mı?"

"Yemek?" Gözleri irice açıldı, yeni hatırlamıştı. "Unuttum." deyiverdi.

Adamın hayal kırıklığına uğrayan yüzünü gördü. "Çok yorgunum. Yemek yapabileceğimi sanmıyorum. Hem yemek yapmasını da bilmiyorum." dedi son cümlesini kurarken çekinerek.

"Bu seferlik ben yaparım. Bundan sonra sen yapacaksın."

Tabi tabi.

Yüzbaşı mutfağa giderken gerisin geri koltuğa uzandı. Bir günde bu kadar yorulduysa bir ömür neler geçirecekti kim bilir?

*

Declan biberleri doğrarken kapı aralığından içeride uzanan karısına bir bakış attı. Yemek yapmadığını söylerken ki yüz ifadesi ömre bedeldi. Öyle ki tüm oksijenin tek bir yerde toplanmasına neden olmuş ve oracıkta kontrolü kaybedip kızı altına almak istemişti.

Bugün ona yaptırdığı tatlı işkenceleri izlerken kendisinden geçmesine ramak kalmıştı. Kendisine öfkelendiği biliyordu ve bunu dile getirmeyişi bu durumu daha da eğlenceli kılıyordu.

Declan, Eleanor'un onunla konuşmasını istiyordu. İtiraz etmesini, ayağa kalkmasını ve kendini savunmasını istiyordu. Görünüşe göre yalnızca istemekle de kalacaktı. Genç kız fazla inatçıydı ve onunla konuşmaktansa tüm evi yeniden silmeye razı gelirdi.

Derin bir iç çekti. Daha yolu uzun gibi görünüyordu.

Yeni karısının tüm gün iş yapıp yorulduğunu ve acıktığını bildiğinden yirmi dakika içerisinde basitçe bir yemek yapıp sofrayı kurdu. Genç kızı çağırıp sofraya oturduklarında yorgunluktan yemek bile yiyemediğini gördü. Elinde olsa ona kendi elleriyle yedirirdi ama Eleanor'un kabul edeceğinden şüpheliydi.

"Sanırım yiyemeyeceğim." dedi en sonunda. Gözleri zaten kapanıyordu. "Uyumaya gidiyorum."

Eleanor masadan kalkıp yukarı çıktı. Yatak odasının kapısının kapanma sesini duyana kadar bir şey yapmadı. Genç kızın bu aptal inadının nereye kadar gideceğini merak ediyordu.

Önünde tabağını itti. Karısı yemek yiyene kadar yememe kararı aldı.

Sofrayı kaldırıp oturma odasındaki koltukta uyuya kalmıştı. Ertesi sabah güneş doğarken kalktığında ise uyandığında yemesi için güzel ve lezzetli bir kahvaltı hazırladı Eleanor'a. Ardından Rodhey'e atlayıp kasabaya indi.

*

Eelanor uyandığında günün öğlen saatleri olduğunu çok sonradan fark etti. Öğleye kadar uyumuştu hem de yeni gelinken. Tanrıya şükür yakınlarda onu ayıplayacak kimse yoktu.

Gerçekten kimse yoktu.

Dirseklerinden destek alarak yatağın boş olan tarafına baktı. İstemsizce kaşları çatıldı. Tam iki gecedir yüzbaşı yanında uyumuyordu. Bu iyi bir şeydi ve memnundu da ancak adamın yaptığı imalardan ve evli olmaları gerçeğinden sonra neden yanında yatmadığını merak ediyordu.

"Nerede bu adam?"

Düğünden önce babası kıyafetlerinin birazını buraya göndermişti. Yataktan kalktıktan sonra ona çok yakışan sarı elbisesini giydi. Ardından saçlarını tarayıp aşağıya indi. Ela gözleri etrafta yeni kocasını arıyordu fakat onun yerine kurulu bir sofra buldu. Karnının guruldadığını duyan kız hızla sofraya oturup karnını güzelce doyurdu. O süre içerisinde yüzbaşının ortaya çıkacağını düşünmüştü ama gelen giden olmamıştı.

Nerede olabileceğini düşünürken yediği sofrayı kaldırdı, bulaşıkları yıkadı. Evde olmadığı belliydi, bu yüzden bahçeye çıktı. Onun için endişelendiğini kendine yediremediğinden etrafı izliyormuş bahçede dolanıyor arada bir gelen var mı diye yola bakınıyordu.

Çok geçmeden nal sesleri kulaklarını doldurunca yola çevirdi bakışlarını. Yüzbaşı atı Rodhey'nin üzerinde eve doğru geliyordu. Bahçeye girdiğinde atını yavaşlatıp üzerinden indi.

"Ne yapıyorsun burada?" adam sordu, atının eyerinden bir şeyleri çıkartıyordu.

"Hiç."

Eleanor onu beklediğini bilmesini istemiyordu.

"Madem öyle, neden bana yardımcı olmuyorsun? Yeni bitkiler aldım, ben onları ekerken sen de onları sularsın."

Harika. Daha fazla iş...

Dili kopsaydı da bir işi olmadığını söylemeseydi. Şimdi onunla beraber bahçeyi düzenleyeceklerdi. Karı koca olarak!

"Sen bodruma in, ben de bunları bırakıp geliyorum."

Dediğini yaparak eve girdi. Neyse ki bodrumun yerini biliyordu. Gündüz vakti lamba ihtiyacı olmadan merdivenlerden aşağıya bodruma indi. Etrafı incelerken aklı sabahki kahvaltıya gitmişti. Dün gece yorgun olduğundan hiçbir şey yememişti. Muhtemelen kahvaltıyı hazırladığı için yüzbaşıya teşekkür etmeliydi.

Neden yaptığını anlamamıştı ya, neyse.

Ayak seslerini duyunca arkasını dönüp merdivenlerden inen adama baktı. Uzun boyu yüzünden eğilerek iniyordu. Yüzbaşı zaten iri yarı bir adamdı. Narin bedeni yanında küçük kalıyordu. Birbirlerine uymadıkları buradan bile belliydi.

Eleanor birkaç adım gerileyerek adamın geçmesine izin verdi. Eğilip kürek ve kazma gibi bahçe malzemelerini alıyordu. Omuzunun üzerinden başını çevirerek kendisine baktı. "Arkandaki duvarda asılı sulama kabı var."

Arkası döndüğünde duvardaki kabı gördü. Fazla yukarıdaydı ve nasıl alacağını düşündü. Uzandığında bile parmakları yetişmiyordu. Yakınlarda bir kütük bulup duvarın önüne dayadı. Kütük sağlam değildi bu yüzden hızla kabı almaya çalıştı ancak dengesini kaybetmişti. Yeri boylamayı düşündüğü sırada güçlü kollar narin bedenini havada yakalamıştı.

Can havliyle kurtarıcısının omuzuna sarılan genç kızın kalbi hızla atıyordu. Çekindiği kocasının kucağında olması de pek yardımcı olmuyordu. Ona ne zaman dokunsa hissettiği yangın canını yakıyordu.

Adamın kır yeşili gözleri yüzünde geziniyor, tüm kanın yanaklarına hücum etmesine neden oluyordu.

Onun bırakmaya niyeti olmadığını fark edince kendi inmek için hareketlendi. Ayakları yere bastığında birkaç adım geriledi. Yere düşen sulama kabını aldı.

Yüzbaşı bıraktığı aletleri alıyordu.

"Sakar olduğunu bilseydim seninle evlenmezdim."

"Neden evlendin, o halde?"

Bir de o mesele vardı değil mi? Eleanor yüzbaşının neden onunla evlendiğini bilmiyordu. Belki yaşı geçtiği için onun gibi bir fırsatı kaçırmak istememiştir diye düşündü. Sahi, kaç yaşındaydı bu adam? Düşündükçe kocası hakkında yüzbaşı olduğundan başka bir şey bilmediği gerçeği ile karşılaşıyordu.

Yüzbaşı sorusunu cevapsız bırakmıştı. Merdivenleri çıkmadan önce arkasını dönmeden ona seslendi.

"Oyalanmadan çıkalım hadi."

Eleanor, yüzbaşının sırlarını hakkında daha fazla düşünmek istemiyordu. Daha önce olduğu gibi bunu da umursamadı. Sulama kabını karnına sıkı sıkı sararak bodrumdan çıkıp bahçeye indi. Yüzbaşı eldivenlerini eline geçirerek toprağı kazıyordu. Sıralı birkaç tane oyuk açıp Eleanor'dan yeni aldığı bitkileri ona vermesini istedi.

"Kahvaltını yaptın mı?"

Yüzbaşı yüzüne bakmadan elindeki işini yapmaya devam ediyordu.

"Evet. Teşekkür ederim, kahvaltı için." dedi Eleanor.

Kenarda duran çapayı kıza uzattı adam. "Aynı benim gibi sıralı çukurlar kazacaksın."

"Ben mi?"

Sonunda adam başını kaldırıp kızın yüzüne baktı. "Evet, sen." Tekrardan önüne döndü. "Hadi, başla."

Pekala. Az önce yüzbaşının ne yaptığını görmüştü. Zor olmamalıydı değil mi?

Zordu. Özellikle de ne yaptığını bilmediği için bir türlü becerememişti. Ya çok derin kazıyordu ya da hiç beceremiyordu. Yanındaki adam sağ olsun hiç yardımcı olmuyor, her şeyi ondan bekliyordu. Eleanor'un en sevdiği sarı elbisesi vücuduyla beraber toprak içinde kalmıştı. Yine yorulmuştu ama düne nazaran bugün daha iyiydi.

Saatlerce bahçede oyalanmışlardı. Bir ara Eleanor ikisi için çay yapmış ve dolapta bulduğu kurabiyelerden çıkartmıştı.

Şimdi yalnızca sulama işi kalmıştı. Onu da tamamlayınca Eleanor kalçalarını toprakla birleştirdi.

"Yorulduk ama değdi. Öyle değil mi?" Ellerini çırptı adam. Dizlerini kırmış, eserine bakıyordu.

Cevap vermeye dahi dermanı kalmamıştı kızın. Hepten toprağa uzandı. Kollarını göğsünde birleştirip gökyüzüne bakıyordu, bir gölge üzerine düşüne dek tabii.

Yüzbaşı üzerine eğilmişti. Gökyüzünün mavisi, kırların yeşiline dönüşmüştü. Gidecek bir yeri olsaydı geri çekilirdi ama toprakla bütünleşmişti. Yüzbaşı eğildikçe eğilmişti, artık fazla yakınlardı. Yoksa? Yoksa ona dokunacak mıydı?

Adamın bakışları, gözleri ve dudakları arasında gidip gelirken nefesini tuttu.

Yüzbaşının kendisini öpmesini beklerken iri parmakları yanağına dokunmuştu. Eleanor yaşadığı şeyin şokunu atlatamadan adamın parmakları yanağına sürtünüyordu. Ardından alnına geçti. Ne zaman kapattığını fark etmediği gözlerini açtığında göz göze geldiler.

"Her yerin toprak olmuş." dedi geri çekilirken.

Eleanor derin bir nefes aldı.

"Ben küveti hazırlarım. Git, temizlen."

Yüzbaşı yerden kalkmış ve bahçe aletlerini bir araya topluyordu. Eleanor dirsekleri üzerinde durdu.

"Neden bana iyi davranıyorsun?"

Adamın şimdi olduğu gibi bulduğu her fırsatta sessiz kalması kızı delirtiyordu. Uzandığı yerden kalktığında yüzbaşı çoktan kalabalığını toplamış eve doğru ilerliyordu.

"Sadece bilmek istiyorum."

Yüzbaşı durdu. "Sen benim karımsın." dedi. Omuzunun üzerinden ona baktı ve gitmeden önce şunları söyledi. "Bu yeterli bir cevap oldu mu?"

Bölüm Sonu!

Bu geçiş bölümü olsun. Bir sonraki bölümde başlasın gırgır şamatalar ;)

Bölüm sonu

1 yorum

  • Eleanor lütfen şu adamı sev biliyorum hemen olmaz seni de bir yandan anlıyorum ama yine de ondan daha iyisini bulamazsın