İçeriğe geç

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 6 · 11 dk okuma

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 6

Yeni Evli Çift

Eleanor'un aylardır beklediği gün gelmişti. Beğenerek seçtiği gelinliğini giymiş ve sarı saçlarına pembe çiçekler takmıştı. Kız kardeşleri ve arkadaşı nedimeleri olarak yanında olacaktı... Her şey hayalindeki gibiydi. Evlendiği adam hariç.

Artık bunu düşünmemeye çalışıyordu ama kabinin deli gibi atmasına ve büyük bir yumrunun karnına oturmasına engel olamıyordu.

Kilise ağzına kadar doluydu ve boş yer kalmamıştı. Eleanor'un ailesi en ön sırada oturuyordu. Kız kardeşleri ve arkadaşı nedimeleri olarak çoktan yerlerini almışlardı bile. Şimdi sıra ondaydı. Babasının kolunda kiliseden içeriye girdiğinde kalbinin sesinin müziğin melodik sesini bastırdığını hissetti. Davetliler ayağa kalmış ona bakıyordu. Tek dileği heyecandan düşüp bayılmamasıydı. Babasının koluna daha sıkı sarıldı.

İnsanlar sanki haftalar öncesinden onun hakkında konuşmamış gibi imrenir gözlerle ona bakıyorlardı. Kimi ne kadar güzel bir gelin olduğundan söz ederken kimi ise burada olmayan Teğmen Carter'ın adını dile getiriyordu.

Eleanor hiçbirine kulak vermedi. Hoş, istese de veremezdi ya. Kalbi kulaklarında atıyordu çünkü. Daha önce hiç böyle atmadığına yemin edebilirdi. Canını yakıyordu ve karnındaki yumru hala geçmemişti. Eelanor tüm bunların istemeden evlendiği için olduğuna yoruyordu. Yüzbaşı ile bir alakası yoktu. Yani en azından o öyle düşünüyordu.

Adamın uçsuz bucaksız kırları andıran yeşil gözleri üzerindeydi. Babasının kolunda mihraba yürüyene kadar da üzerinden ayrılmamıştı. Babası başını öpüp onu yüzbaşına teslim ettikten ettikten sonra yerine oturmuştu. Genç kız istemeden karşısındaki adamı süzdü. Kırmızı, sarı ve beyaz renkteki üniforması üzerine yapışmış gibiydi. Normalde dağınık olan saçları bugün özenle sola yatırılmıştı. Sakalları yüzünün yarısını kapladığından izin de bir kısmını kapatmıştı.

Eleanor'un ona baktığında kafasında tek bir cümle canlanıyordu.

Güzel.

Aklının ona oyunlar oynadığını düşünen genç kız buketini arkadaşına verip adamın uzattığı ellerini tuttu. Geçen gün az daha arabanın altında kaldığında onu kurtardığı zamanki gibi hissetmişti. Teni yanıyordu.

Eleanor acıyı duymazdan gelmeyi çok isterdi ama adamın yeşil gözleri üzerindeyken aklını meşgul edecek başka bir şeyi bulmakta zorlanmıştı.

Rahip töreni başlatıp bitirdi. Eleanor evet demiş ve Yüzbaşı Declan Stanford'u kocası olarak kabul etmişti.

İyi günde kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta yalnızca ona sadık kalacağına ve sevip onurlandıracağına dair yemin etmişti.

Artık evli bir kadındı. Papaz yüzbaşına gelini öpebilirsin diyene kadar bu gerçeği hazmetmeye fırsatı bile olmamıştı. Bir dakika, yüzbaşı onu mu öpecekti? Doğru ya, artık karı kocalardı ve bunu yapmak zorundaydı. Eleanor ela gözlerini adamın yeşilleriyle buluşturduğunda gelmekte olan öpücüğe hazırladı kendini.

Adamın dudaklarına dudaklarına değdiği an daha önce deneyimlediği yanma hissi giderek büyüdü. Dudakları cayır cayır yanıyordu, öyle ki alev alacağından korktu.

Alkış sesleri kilisede yankılanınca adam geri çekildi ve böylelikle Eleanor yanıp kül olmaktan ucuz kurtulmuştu.

Yüzbaşı geri çekilmişti ancak tuttuğu elini bırakmamıştı. Birlikte başlarından dökülen beyaz güllerin altından geçerek kiliseden çıktılar. Atlı araba onları saraya götürmek için bekliyordu. Birbirlerine tek kelime dahi etmedikleri yolculuk onları daha büyük bir kalabalığa getirmişti. Eleanor'un daha önce tanımadığı ve çoğu üniformalı olan insanlar onu tebrik etmişti. Elinden geldiğince gülümsemeye çalışmış ve tebrikleri almıştı.

Çok geçmeden ailesi ve kilisedeki misafirler de sarayın balo odasında yerlerini almıştı.

Eleanor, insanların onun arkasından konuşmasını alışkındı. Ancak düğün gününde yüzüne karşı soruların sorulmasını beklemiyordu. Küçükken aynı okula gittiği kadınlardı bunlar. Kimi evlenip çoluk çocuğa karışmış kimisi ise hala bekardı.

"Yüzbaşı Stanford ile evlendiğine hala inanamıyoruz. Haberi ilk duyduğumuzda çok şaşırmıştık."

"Ama iyi yönde. Sakın yanlış anlama. Yaşadığın o şeyden sonra... Yani Teğmen Carter'ın başkası ile evlenmesi... Biz bile bunu beklemiyorduk. Seni düşünemiyoruz bile." Yalancı bir hüzünle kızın elini sıktı.

"Evet, Teğmen Carter'ın böyle bir şey yapacağını asla tahmin edemezdik. Birbirinizi çok sevmiştiniz, öyle değil mi? Şimdi o bir başkasıyla, sen bir başkasıyla evlisin. Sanırım böylesi daha adil oldu."

"İyi yanından bak, Yüzbaşı Stanford iyi bir adam. Yüzündeki o kocaman izi saymazsak tabi. Eminim birlikte çok mutlu olacaksınızdır."

Eleanor farkında olmadan omuzunun üzerinden kocası Declan'a baktığında göz göze geldiler. Yanındaki meslektaşlarının konuşmalarını dinlemiyor gibi görünüyordu. Kır yeşili gözleri odanın en uzak yerinden bakarken bile anlam doluydu.

Eleanor kendini rahatsız hissetti. Tüm bu konuşmalar, kalabalık onu boğmuştu.

Kızların yanından ayrılıp kendini balo salonundan dışarıya attığında rahatlamayı planlıyordu ancak kolundan tutulduğu gibi karanlık bir köşeye çekilmesiyle planı bozulmuştu. Eleanor başına bir şey gelir diye korkmadı. Adamın aksak yürüyüşünden kim olduğunu anlamıştı. Tek korkusu onunla aynı yerde görülmesindendi.

"Ses çıkarma."

"Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz? Burada ne işiniz var? Bakın, eğer Declan sizi görürse-"

Teğmenin avuç içi kızın dudaklarına kapanında kız korkudan geri çekilmeye çalıştı. Adamın elini itip bir kaç adım geriledi.

"Lütfen kendinize hakim olun! Yolumdan çekilin, gideyim."

"Yapma böyle, El. Sen benimle bir yabancı gibi konuşurken canım çok yanıyor." Adam dokunsa ağlayacakmış gibi duruyordu. "Sen beni seviyordun, biz birbirimizi seviyorduk. Nasıl oldu da bu duruma düştük, anlayamıyorum. Başka biriyle evlendin, benim komutanımla!"

"Önce sen evlendin!" Eleanor kontrolü kaybettiği için kendine kızdı. Yükselen sesini alçaltarak kendilerini izleyen biri olup olmadığına baktı. "Önce siz evlenerek ihanetin en büyüğünü yaptınız. Şimdi aynı şeyi benim yapmam sizi neden bu kadar gücendirdi anlayamıyorum. Bakın ben artık evli bir kadınım. Hareketlerinize çeki düzen verseniz iyi olur. Değil konuşmak aynı yerde görülmek bile istemiyorum."

"Ayağım yüzünden mi?"

Genç kız adamın cahil cesaretine hayran kaldı. Ne hakla bunu sorardı? Umurunda değildi artık. Adamın yanından çekip gitmek istedi ama arkasından seslenmesi onu durdurmuştu.

"Topallıyorum diye mi beni yanında istemiyorsun?"

Omuzunun üzerinden neredeyse ağlayacak olan adama baktı. Arkasını dönüp tam önünde durdu. "Sizin yanınızda görünmek istemememin tek nedeni ikimizin de evli olmasıdır." Gitmeden önce son onu kahreden son cümlesini kurdu. "Başka bir kadın ile evli olarak karşıma çıkmasaydınız eğer iki bacağınız olmasaydı bile sizinle evlenirdim."

Adamın pişmanlık içinde kahrolduğunu göremeden yanından ayrıldı. Bunu söyleyeceğini asla tahmin edemezdi ama artık gitmek istiyordu. Tekrardan balo salonuna girdiğinde gözleri yeni kocasını aradı ancak onun yerine babasını bulmuştu.

"Ne oldu, sarı papatyam? Betin benzin atmış."

"Yüzbaşını gördün mü? Kendimi pek iyi hissetmiyorum, sanırım tansiyonum düştü."

"Hayır, görmedim ama gidip onu arayacağım. Seni eve götürmesini isteyeceğim."

Babası gözden kaybolduktan sonra arkadaşı Beatrice yanına gelmişti. "Ne oldu?"

"Teğmen Carter." diyebildi sadece. Arkadaşı onu anladı. Kızın kolundan tutup ona destek oldu. O zamana kadar babası Yüzbaşı Stanford ile geri dönmüştü.

Babası onun için telaşlanırken yüzbaşının umursamaz tavrı onu çok şaşırtmıştı. Onun için endişelenmesini beklemiyordu elbette ama en azından ne olduğunu sorabilirdi!

Eleanor yeni yuvası olacak eve gitmek için balo salonundan ayrıldı. Şimdi ayrılık vaktiydi. Önce babaannesi ile vedalaştı. İyi ve söz dinleyen bir ev hanımı olması hakkında ayak üstü bir nutuk çekerken gözlerini devirmemek için çok zorlanmıştı.

Eudora sarılırken kulağına fısıldamıştı. "Söylediklerimi unutma."

Güldü genç kız. Sıra küçük kız kardeşine gelince en çok ona sarıldı. "Benden sonra evin kızı sen olacaksın. Babamıza iyi bak olur mu?"

Ardından babasına sarıldı. Yaşlı adamın gözleri dolmuştu. "Vazgeçmek için çok geç olduğunu biliyorum. Eğer bir an bile mutsuz hissettiğinde çekinmeden söyle olur mu? Hiçbir şey senin mutluluğundan daha önemli değil. Hiçbir şey!"

Genç kız gözlerinin dolmasına engel olamadı. Her ne kadar bunu babası için yapmış olsa da hala onun iyiliğini düşünmesi ne kadar hoşuna gitse de onu duygulandırmıştı. Babasının onu gözden çıkarmadığını bilmek mutlu etmişti.

Gözyaşlarını akıtmadan geri gönderdi. Babasının sözlerini onayladıktan sonra yüzbaşının onun için uzattığı elini tuttu ve onu atlı arabaya bindirmesine izin verdi. Ardında gözü yaşlı ailesini bırakarak yeni evine doğru yola çıktı.

Bundan sonra olacakları düşünmek Eleanor'u endişelendirmişti. Ablasının tarif ettiği gibi bir titreme ele geçirdi bedenini. Bahar ayındaydılar ve etraf hala gündüzdü. Titremesinin nedenini anlayamadan yanında ceketinin düğmelerini çözen adamı fark etti. Ceketi omuzlarının üzerine bıraktığında şaşkınlığını umursamadan cekete sıkıca sarıldı.

"Teşekkür ederim."

Adam sessizdi. Normalde de sessizdi ama en azından konuşmazlık yapmazdı. Neyin değiştiğini bilmek istedi Eleanor.

Yoksa o da evlendikten sonra değişen adamlardan biri miydi? Tanıdığı evli kadınların bu konu hakkında sohbet ettiğini hatırlıyordu. Kocalarının evlenene kadar onlara iyi davrandığını ve evlendikten sonra bambaşka bir insan olduklarını söylüyorlardı. Yüzbaşı da böyle bir adam mıydı?

Öyle olmamasını umdu.

Atlı araba yavaşlayıp en sonunda durdu. Yüzbaşı kızı arabaya bindirirken ki nezaketini indirirken de gösterdi. Araba onları bıraktığı gibi aynı yoldan geri dönerken Eleanor ömrünün geri kalanını geçireceği o eve baktı. Sebze ve meyvelerin yetiştiği ufak bir bahçesi olan bir duvarı sarmaşıklarla kaplı mütevazi bir evdi. Ayrıca yan tarafında küçük bir ahır vardı.

Eleanor evi incelerken yeni kocasının sesini duydu.

"Evine hoş geldin." diyordu.

Ev...

Genç kız bu kelimeye alışmaya çalışırken yüzbaşının yanından ayrılarak ahıra doğru ilerlediğini gördü. Ahırdan çıktığında yanında atı Rodhey vardı. Adam bir çırpıda atının üzerine binince Eleanor şaşırdı.

"Gidiyor musunuz? Nereye?" diye bağırdı.

Adam atını dehleyip gözden kaybolmadan önce kıza bir bakış attı. "Umursamadığını sanıyordum."

Kız şaşırdı. Bu da ne demekti? Yeni kocası az önce onu resmen bırakıp gitmişti. Arkasına bile bakmadan hem de!

"Umursamıyorum!" dedi, çoktan gitmiş olan adama sesini duyurmak ister gibi. "İstediğin yere gidebilirsin. İstersen hiç gelme."

Kim yeni evlendiği karısını daha evden içeriye girmeden yalnız bırakıp giderdi ki?

"Bir de onurlu adam diyorlar!" diyerek söylendi, kapıya doğru yürürken. Anahtarı vermeden de gitmişti. Yoksa onu kapıda bırakmış olmasın? Hayır. Bunu yapmazdı değil mi?

Ayağının altındaki tümseği fark edince eğilip paspasın altına baktı. Burada bir anahtar vardı. Muhtemelen evin anahtarıydı. Eleanor anahtarı kullanarak kapıyı açtığında derin bir nefes aldı. Demek anahtarı bulacağını bildiği için hiçbir şey söylemeden gitmişti.

"Huysuz!"

*

Eleanor yeni evine ilk adımını atarken Declan rüzgarı arkasına alarak atını dört nala sürüyordu.

İstediği olmuştu. Hayallerinin kadınıyla evlenmişti ama mutlu değildi.

Eleanor'un Teğmen Carter ile konuşmalarını duymuştu. Sözleri tahmin ettiğinden daha çok canını yakmıştı.

Karısı... Tanrım, bu kelimeyi çok sevmişti. Karısı ile aralarında geçen ufak bakışmadan sonra balo salonundan ayrıldığını görünce iyi olup olmadığını öğrenmek için peşinden gitmeye karar vermişti. Karanlık bir koridora girdiğinde Teğmen Carter'ın sesini duymak onu şaşırtmıştı. Lanet merakına yenik düşüp bir köşeye saklandı.

"Topallıyorum diye mi beni yanında istemiyorsun?"

Eleanor'un gitmek üzereyken durup arkasına döndüğünü gördü. Yan yana olmaları bile canını sıkıyordu.

"Sizin yanınızda görünmek istemememin tek nedeni ikimizin de evli olmasıdır." Declan nefesini tuttu. "Başka bir kadın ile evli olarak karşıma çıkmasaydınız eğer iki bacağınız olmasaydı bile sizinle evlenirdim."

Kahretsin, bunu biliyordu! Ancak sesli bir şekilde dile getirmiş olması bunun tamamen gerçek kılmıştı ve bu gerçek Declan'ın hayatı boyunca aklının bir köşesinde kalmasına neden olacaktı.

Kırılmaya veya üzülmeye hakkı yoktu, biliyordu. Bunu kendi istemişti ama elinde değildi.

Eleanor, kırık kalbini paramparça etmiş gibiydi.

Kafasını dağıtması gerekiyordu. Bu yüzden genç kızı evlerine bırakır bırakmaz yanından ayrılmıştı. Kafasını dağıtmasını istemişti ama düşüne düşene kafasının patladığını hissediyordu. Belki de ondan uzak durmalıydı ama bunu yapamazdı. Hem artık aynı evde yaşayacaklardı.

Kahretsin! Ne yapacağını bilmiyordu.

Declan düşüne düşüne akşamı etmişti. Bir tarafı yeni karısı için endişeliydi. Onu bıraktığında titriyordu, belki de hastaydı. Ya anahtarı bulamazsa? Bunca saattir dışarıda olamazdı değil mi?

Atını hızla evine sürdü. Evin önüne geldiğinde ışığın yandığını görünce rahat bir nefes aldı. İki gün önce yaptırdığı kendi anahtarını çıkartıp kapıyı açarak içeriye girdi. Karısı kanepede uyuyordu.

Karım...

Sanırım ne kadar kırgın olsa da onun için endişelenmekten asla vazgeçmeyecekti.

Ağır adımlarla yanına yaklaştı. Dokunmaya korktuğu genç kıza artık dokunabilirdi. Yine de elinin titremesine engel olamadan ateşi olup olmadığını kontrol etti. Tanrıya şükür ateşi yoktu. Kızı uyandırmamaya dikkat ederek kucağına aldı ve odasına götürdü. Yatağına yatırıp üzerini örttüğünde geri çekilip uzaktan onu izledi.

Eleanor onun karısıydı ve yatağında uzanıyordu.

Bin yıl yaşasa bile aklının ucundan dahi geçiremeyeceği şeyler yaşanmıştı. Bir rüya gibiydi ve Declan bu rüyadan uyanmak istemiyordu. Onu öyle masum bir şekilde yatarken izlemek ona verilmiş en güzel hediyeydi. Bunun için tanrıya şükretti.

Sarı saçları yastığının üzerine dökülmüşken öyle güzel görünüyordu ki gerçek olduğundan şüphe etti.

Tanrım! Biraz daha burada kalırsa delirecek gibiydi.

Mutfağa inip kendine bir kahve yaptı. Bu gece uyumayı düşünmüyordu. Zaten güneş birkaç saate doğmuş olacaktı. Kahvesini içtikten sonra ahıra girmeye karar verdi. İki haftadır doğru düzgün ahırla ilgilenmiyordu. Yerleri süpürüp yıkadı, tavlaları temizledi. Rodhey'nin takımlarını sildi.

Çoktan güneş doğmuştu bile. Declan yorulmuştu ama durmak istemiyordu. Temiz olmasına rağmen atını yıkamak istedi. İşine öyle odaklanmıştı ki dış kapının açıldığını ve ayak seslerini duymamıştı.

"Tüm gece atınızla ilgilendiğinizi söylemeyin bana?"

Eleanor'un sesini duymak Declan'ı şaşırttı. Atını fırçalama işini birkaç saniyeliğine bırakmasına neden olmuştu.

Artık her sabah onun sesiyle uyanacaktı yani?

Bir de onunla yabancı gibi konuşması vardı. Her şey sıraylaydı, değil mi?

Declan az önce onu duymamış gibi atını fırçalamaya devam etti. Ona doğru yaklaştığın adım seslerinden çıkarttı.

"Dün gece için teşekkür ederim. Beni o koltukta yatmaktan kurtarmışsınız. İlk planda neden orada yattığımı bilmiyorum. Sanırım siz olmayınca çekindim."

"Biz evliyiz artık." Fırçayı kovanın içine atıp arkasını döndü. "Sen benim karımsın. Evde dahil içindeki her şey sana ait."

Ben bile.

"Öyle." diye mırıldandı kız. "Ama bunu bu kadar çabuk kabullenmemi beklemiyorsunuz değil mi?"

Beklemiyorum.

"Sabahın bu saatinde neden ayaktasın?"

"Bilmiyorum, sanırım yerimi yadırgadım."

Tabii ki yadırgardı. Declan ne bekliyordu ki? "Git yat." dedi. "Yorgunsun, dinlen biraz."

"Dinlendim ben." Declan, bir suçlu gibi gözlerini ondan kaçıran kızı izledi. "Sanırım biraz açım. Yardımcınız ne zaman gelecek?"

Declan güldü. "Kimse gelmeyecek."

"Neden?"

"Yeni evli çifti yalnız bırakması için birkaç hafta izin verdim."

"İzin mi verdiniz?" Kızın yüzü kızarırken Declan çok eğleniyordu.

"İzin verdim." dedi, gülümsememeye çalışırken.

"Kim yemek yapacak şimdi?"

"Sen. Bu evin hanımı artık sensin. Yemeklerimizi de sen yapacaksın, bulaşıklarımızı da sen yıkayacaksın. Çamaşırlarımızı yıkayıp ütüleyeceksin. Evi süpürüp sileceksin. Ha bir de, bahçe hafta da iki kez su istiyor. Geriye pek bir şey kalmadı herhalde. Ahırı zaten ben temizliyorum."

Adam konuştukça kızın gözleri irice açılmaya başlamıştı. Onun bu halini izlemek Declan'a seyri doyulmaz bir manzara sunuyordu.

"İyi ki siz temizliyorsunuz. Yoksa ne yapardım?"

Declan gülmemeyi başaramayıp bir kahkaha savurdu.

Bölüm Sonu!

Ben bu bebeklerimi çok sevdim ve aşırı eğlenceli şeyler yazmak için sabırsızlanıyorum. Hikaye şimdilik nasıl gidiyor?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.