İçeriğe geç

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 4 · 11 dk okuma

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 4

Nişanlı Bir Kadın

Eleanor, babası tüm öğleden sonrasını yeni nişanlısı ile gezeceğini söyleyene kadar günü harika gidiyordu.

Gece birinin varlığına ihtiyaç duyduğu için Eileen ile uyumuştu. Her sabah olduğu gibi Bayan Amoy'un sesiyle değil de kendiliğinden uyandığında fırsatını değerlendirdi. Arka bahçeye çıkıp temiz havanın tadını çıkardı. Dün akşam babası ile yaptığı konuşma aklını gelince düşünmeden edemedi.

Tüm bunlar nasıl olacaktı?

Bastian'la nişanlandıktan sonra yalnızca bir ay birlikte geçirmişlerdi. Ardından savaş çıkmış ve dokuz ay boyunca ayrı düşmüşlerdi. Şimdi ise bir başkasıyla nişanlanacaktı, hatta evlenecek. Üstelik o buz dağı kılıklı yabani yüzbaşı ile...

Eleanor, eğer Bastian ile evlenmezse kimse ile evlenmeyeceğine dair yeminler etmişti. Nasıl olacaktı bu evlilik? Babasının isteği üzerine yüzbaşı ile evlenecekti ama ya hiç anlaşamazlarsa?

Düşündükçe başının ağrıdığını hissediyordu. Bu yüzden düşünmemeyi seçti. Biraz daha bahçede durduktan sonra içeriye geçti. Ailesi uyanana kadar Bayan Amoy kahvaltıyı çoktan hazır etmişti bile. Ablası Eudora eşi ile birlikte kahvaltıya gelmişlerdi. Babası konuyu açmak için tam da o anı seçmişti.

"Yüzbaşı Stanford ile konuştum. Bugün öğleden sonra yürüyüşe çıkacaksınız. Ablanla ben de size eşlik edeceğiz."

"Benim niye haberim yok bundan?" Eudora öfkesini gizleyemiyordu.

"Doğuma az bir zaman kaldı. Eminim yürüyüş bebeğimize iyi gelecektir, canım." Konuşan Steve'di. Çoğu erkek gibi o da bir kadının özellikle baldızının bekar kalmasını istemiyordu.

Eleanor'un diyecek bir şeyi yoktu. Kabul etmekten başka bir çaresi de yoktu.

Kahvaltının ardından yüzbaşı vakit kaybetmeden soluğu onların evinde almıştı. Eleanor, adamın bu kadar dakik olabileceğine şaşırmıştı. Geç gelmesini ummuştu.

Bayan Amoy, genç kızın giyinmesine yardımcı olduktan olduktan sonra çantasını ve şapkasını eline tutuşturmuştu. Havanın güneşli olduğu zamanlarda tenlerini yakmaması için kızlar her dışarıya çıktığında mutlaka bir tane şemsiyeyi onlara verirdi.

Evden çıktıklarında Eleanor yüzbaşı ile önden giderken babası ve ablası ise birkaç adım arkalarından yürüyorlardı.

Sessizlik içinde yürümeye başladıklarında Eleanor hiç bu kadar sıkıldığını hatırlamıyordu. Evlendikleri zaman da aynı şey olursa ne yapardı bilemiyordu.

Eleanor asla sessiz sakin bir kız olmamıştı. Toplumda kızlara ayrılan yeri biliyordu ve rolünü çok da güzel oynuyordu. Bu yüzden sadece yakın arkadaşları ve ailesi onun eğlenceli kişiliğini biliyordu.

Eleanor ile Yüzbaşı Stanford toplasan yalnızca beş defa konuşmuşlardır. Evleneceklerini bilse onunla daha çok konuşur muydu bilemiyordu. Yan yana yürüyorlardı ama adamdan gelen soğukluğu bedeninde hissedebiliyordu.

Meydana ulaştıklarında insanların bakışlarını üzerinde hissetti. Ona ve yanındaki yüzbaşıya bakıyorlardı. Duyulmadıklarını zannederek ikisi hakkında konuşuyorlardı.

"Şu ikisine bak."

"Ben en başından beri biliyordum."

"Teğmen Carter nişanı atınca çareyi yüzbaşında bulmuş herhalde."

"Asker sevdalısı, ne olacak."

"Teğmen Carter başka bir kadınla evlendiği için o da beklemeden birini bulmuş kendine."

"Baloda dans ederlerken görmüştüm. Gerçekten de yakışıyorlar. Teğmen, Bayan Haworth'ın kıymetini bilemedi. Artık bakıp bakıp iç çeker arkasından."

"Evlenecekler mi dersiniz? Yoksa yüzbaşı da savaşa gidip başka bir kadınla dönmesin?"

Son söylenilen söz Eleanor'u korkutmuştu. Böyle bir ihtimali asla düşünmemişti. Soru içini kurcalamaya başlayınca yüzbaşının nefesini kulağında hissetti. Yüzüne eğilmişti.

"Karım olduğunuzda gözlerim yalnızca sizi görecektir."

Genç kız nefesinin kesildiğini hissetti. Elbette, söylenilenleri o da duymuştu ancak böyle bir şey söyleyeceği aklının ucundan dahi geçmemişti.

"Başka bir kadının adının dahi geçmeyeceğinden emin olabilirsiniz."

Bir şey söylemeye cesaret edemedi, Eleanor. Ne söyleyebilirdi ki, teşekkür mü etmeliydi? Kalsın.

Yürüyüşlerine devam ederek sahile doğru indiler. Oynadıkları oyundan başını kaldıran ve yüzmek için denize giren insanlar bir süreliğine onlara bakmış ve işlerine geri dönmüşlerdi. Eleanor bu bakışlardan usanmıştı. Evine gitmek için dakikaları sayıyordu.

"Düşünüyordum da-"

"Konuşmak zorunda değiliz. Sırf yakında evleniyoruz diye babamın ısrarı üzerine buradayız. Bu yüzden gezimizin geri kalanında da mutluymuş rolü oynayamaya geri dönebiliriz."

Yüzbaşından bir ses gelmedi. Eleanor da bunu beklemiyordu zaten. Güneşin batışına kadar gezilerini tamamlayıp eve dönene kadar birbirleri ile hiç konuşmamışlardı. Babası kapının önünde Yüzbaşı Stanford ile konuşurken, Eleanor da ablası ile beraber içeriye geçti.

Babaannesi ve Eileen bugün neler olduğunu anlatması için gözünün içine bakıyordu. Köşede duran Bayan Amoy bile.

"Bakmayın öyle. Hiç bir şey olmadı." dedi ablası.

"Sen sus bakalım. Adamla görüşen sen değildin."

Babaannesinin sözleriyle birlikte abla kardeş aynı koltuğa geçip oturdular. Babaannesi hala bir cevap bekliyordu.

"Hiçbir şey olmadı babaanne. Sahile kadar yürüdük, o kadar."

"Ve herkes onları konuşuyordu." dedi içeriye giren babası. Eleanor gözlerini devirebilseydi yapardı. Bu kadar heyecanlı olmasaydı bari. "Bazıları hala Teğmen Carter'dan söz ediyordu ancak çoğunluğu ikisinin harika bir çift olacağın bahsediyordu. Yüzbaşıyı seçmekle harika bir karar verdiğimi biliyordum."

Adamın yüzünde gururlu bir sırıtış vardı. Yaşlı kadın homurdandı.

"Hah, güleyim bari. Adam bir asker, yarın bir gün savaşta ölürse bu kızın ömür boyu dul kalması senin suçundur bilesin." Devam etti. "Ne konuştunuz kapıda, söyle bakalım?"

"Yüzbaşı, düğünü iki hafta içerisinde yapmayı önerdi. Ben de kabul ettim." Adam önemsiz bir şeymiş gibi konuşuyordu.

Hepsi bir anda dona kaldı.

"Bakmayın öyle, zaten bu düğün olacaktı. Erken olması daha iyi oldu. Bu insanları susturacaktır."

"Aptal herif." Diye homurdandı yaşlı kadın, tekrardan. "Seni iyi eğittiğimi sanıyordum, Douglas. İki hafta içerisinde kim evlenmiş söyle bana. İnsanların ağzına malzeme vermekten başka bir şey yapmıyorsun. Bu sefer insanlar kızda bir kusur olduğunu söyleyecekler. Belki de hamile kaldığını söyleyen bile olacaktır..."

Duyduklarına daha fazla dayanamayan Eleanor hızla ayağa kalktı.

"Nereye?" diye sordu ablası.

"Yüzbaşı Stanford'un yanına gideceğim. Düğünün iki hafta içerisinde olmasına imkan yok."

Ailesinin bir şey söylemesine izin vermeden tekrardan evden çıktı. Üzerini değiştirmemesi iyi olmuştu. Hızlı adımlarla yüzbaşına yetişeceğini düşündü. Düşündüğü gibi de olmuştu. Yüzbaşıyı sokağın çıkışında yakaladı.

Onları tekrardan yan yana gören insanlar işlerini bırakıp ya da evinin camından onlara bakıyordu.

Mahremiyet isteyen Eleanor sordu, "Biraz konuşabilir miyiz yüzbaşım?"

Adam insanların onları izlediğini bildiğinden eliyle sokağın az ilerisini işaret etti. İkili kalabalıktan uzaklaştığında Eleanor eteğindeki taşları döktü.

"Sizi dinliyorum Bayan Haworth."

"Babama düğünün iki hafta içerisinde yapılacağını söylemişsiniz. Sizce de bu çok erken değil mi? Hem benim neden haberim yok bundan?"

"Yürüyüşteyken sizinle konuşmaya çalıştım ancak beni susturmasaydınız bunu bilirdiniz." Dudaklarını birbirine bastırdı kız. Adamın her konuştuğunda haklı olması onu delirtiyordu. "Ayrıca, düğünün neden iki hafta içerisinde olduğuna gelecek olursak, ben bir askerim. Ne zaman savaşın çıkacağını bilemem ama eğer çıkarsa orada olacağımdan emin olabilirsiniz."

Adamın yüzündeki ciddiyet, mesleğini önemsediğini gösteriyordu. Eleanor bundan nefret etti. Bu adamla ilgili her şeyden nefret etti.

"Biz evleneceğiz. Hem size hem de babanıza bir söz verdim ve başkaları gibi verdiğim sözü yerine getirmek için araya ayların girmesini bekleyemem. Eğer yarın savaş çıkarsa ben gitmek zorundayım. Arkamda beni bekleyen bir kadın bırakmak istemiyorum. Özellikle de başka bir kadınla evlenip evlenmediğimi düşünerek zamanını geçirecek olan bir kadını. Bu yüzden düğünü yarın yapmak istemediğime dua edin."

Eleanor'un ağzı açık kaldı. Yüzbaşını sessiz bir adam olduğunu biliyordu ancak ondan bu sözleri beklemiyordu. Resmen onu Teğmen Carter ile vurmuştu.

"Bu ne cüret?"

"Ne? Bu bir yalan mı yoksa? Teğmen Carter savaştan başka bir kadınla evli olarak dönmedi mi? Hem de sizinle nişanlıyken."

"Bu sizi ilgilendirmez."

"Çok da güzel ilgilendirir!" Adamın yükselen ses tonu kızı şaşırttı. Öyle ki ona daha fazla yaklaştığını sonradan fark etti. "Yakında karım olacaksınız. Sizi ilgilendiren her şey, beni de ilgilendirir. Tam tersi de..."

Genç kızın tepesi iyice atmıştı. Karşısında bilmiş bilmiş konuşan bu adam üzerinde hak iddia ediyordu. Bu Eleanor'u delirtmeye yetmişti. Gözleri kararan genç kız onun üzerine doğru gelen at arabasını görememişti.

"Siz-"

Arabanın altından ezilmekten son anda kurtulduğunda kurtarıcısının göğsüne yaslanmış bir vaziyetteydi. Belinde ve sırtındaki nasırlı kaba eller dokunduğu yeri yakıyordu. Eleanor ilk defa pençesine düştüğü bu hissin varlığından yeni haberi oluyordu. Bir insanın dokunduğu yer bu kadar yakar mıydı?

"Kaba diyecektiniz herhalde."

Adamın yüzündeki arsız sırıtış Eleanor'u kendine getirdi. Hızla adamın göğsünden ayrılarak birkaç adım geriledi. Onları kimsenin görüp görmediğinden emin olmak için etrafa baktı. Birkaç insan onu görünce bakışlarını kaçırınca Eleanor insanlara yakalandıklarını anladı.

Yanaklarına kadar kızarmıştı utançtan.

"Aynı zamanda kibirlisiniz de." Dudaklarını birbirine bastırdı sinirden. "Ve arsız."

Arkasını dönüp bu arsız adamdan uzaklaşmaya başladı. Arkasından bağırıyordu.

"Düğünümüz iki hafta içerisinde Aziz Patrick Kilisesinde olacak! Yakında müstakbel Bayan Stanford olacaksınız."

Müstakbel Bayan Stanford.

Eleanor bu isme alışabileceğini asla düşünmüyordu. Bir buçuk hafta öncesine kadar Bayan Carter olamaya hazırlanırken şimdi Bayan Stanford olacaktı. Hayat bu denli mi zalimdi?

*

Tam tamına bir hafta geçmişti. Dolu dolu koca bir hafta. Eleanor'un hiçbir anı boş geçmemişti. Babası ve babaannesinin zoruyla oradan oraya koşuyor asla dinlenemiyordu. Oturmak için fırsatını bulduğunda rengi yanlış masa örtüleri, eksik malzemelerin olduğu düğün yemeği veya dikilmesi gereken bir gelinlik ona engel oluyordu. Tıpkı şu anda olduğu gibi.

Yüzbaşı dediğini yapmış ve düğünün istediği tarihte yapılmasını sağlamıştı. Dediği her şeyi yaptırıyordu ve bu da Eleanor'un ondan daha fazla nefret etmesine neden oluyordu.

"Biraz yavaşla. Arkadan atlı kovalamıyor."

Beatrice'nin sözleri Eleanor'u içine girdiği transtan çıkardı. Yüzbaşına olan öfkesi ondan başka bir şeyi düşündüremez olmuştu son zamanlarda.

"Üzgünüm." dedi, arkadaşının ona ulaşıp koluna girmesini beklerken.

"Sen de benim gibi mi düşünüyorsun?"

"Nasıl?"

"Senden önce nişanlanan benim ama önce evlenen sensin."

"Hatırlatma lütfen, Bea. Unutmaya çalışıyorum zaten."

"Bir hafta kaldı düğüne. İstesen de unutamazsın ki." Gözlerini deviren Eleanor iç çekti. "Bak eğer yüzü yaralı dediğim için onunla evlenmek istemiyorsa-"

"Ondan olmadığını biliyorsun, Bea... Sadece korkuyorum. İşte, ilk defa itiraf ediyorum. Tanımadığım bir adamla evleniyorum. Aynı çatı altında yaşayacağız. Aynı yemekleri yiyeceğiz ve hatta aynı yerde uyuyacağız. Sevmediğim bir adamla... Nasıl olacak?"

Beatrice adımlarını durdurdu. Arkadaşını kendisine çevirip,

"Annemle babamın nasıl evlendiğini biliyor musun?" Başını salladı Eleanor. "Babam, annemi fabrikada çalıştığı sırada görmüş. Öylesine etkilenmiş ki anneannemlere görücü gitmiş. Dedem tanımadığı adama kızını vermek istemediği için kapıdan kovmuşlar onu. Babam da o zamanlar yeni gelmiş tabi kasabaya. Babam ısrarcıymış, annemden asla vazgeçmemiş. Ama annem o zamana kadar onu hiç görmemiş, fabrikada bir adamdan hoşlanıyormuş. Babam hala ısrarcı tabi. Bu sefer fabrikada müdür olduğunu duyan dedem hiç düşünmeden vermiş annemi. Annem sevdiğinden ayrıldığını düşünüp karalar bağlamış. Evlendiği gün kocasının fabrikada yanık olduğu sevgilisi olduğunu anlayana kadar tabii."

Yeni evlenecek olan her genç kıza anlatılan bu efsaneleşmiş hikayeyi biliyordu.

"Demem o ki, uzun yıllar önce çoğu kız evleneceği kişiyi evlendikleri gün görüyormuş. Ama sen şanslısın, aranızda nefret olsa bir duygu var. Bence bunu boşa harcama."

Anlattığı hikayeye rağmen Eleanor'un hala ikilemde olduğunu gören Beatrice arkadaşının koluna girdi tekrardan. "Gel hadi. Şu mükemmel gelinliğini bir de ben görmek istiyorum."

Gülümsemeye çalışan genç kız arkadaşı ile beraber son rötuşları yapılan gelinliğini denemek için terziye girdiler. Diğer her şey gönülsüz seçmemişti gelinliğini. Hayallerindeki gibi olsun istemişti ve öyleydi de...

Gelinlik denemesinden sonra nişanlısı onu görmeye gelince Beatrice aniden gitmek zorunda kalmıştı. Yalnız başına kalan Eleanor terziden çıkıp evinin yolunu tuttuğu sırada Teğmen Carter ile karşılaştı.

Bastian'ım diye yolunu gözlediği adam artık Teğmen Carter olmuştu.

Onu gördüğü anda kalbi onu hatırlamış gibi hızlı hızlı atmaya başlamıştı. Eleanor hızla atan kalbinden nefret etti, durdurmak ister gibi yumruk yaptığı elini kalbinin üzerine koydu. O evli bir adamdı ve Eleanor ise nişanlıydı, yakında evlenecekti. Kabul etmek istemese de hala ona karşı bir şeyler hissediyordu ve bunun için kendine lanetler yağdırdı.

Aralarında mesafeler ve insanlar vardı. Yine de Teğmen Carter'ın bakışlarının kalbinin üzerine koyduğu yumruğa çevrildiğini gördü. Hızla elini indirdi. Başını eğip onu hiç görmemiş gibi yanından geçip gitmek istemişti ancak teğmenin ona doğru geldiğini görünce duraksadı.

Teğmen Carter topallıyordu.

Nasıl? Nasıl olabilirdi? Onu en son savaştan başka bir kadınla döndüğü gün görmüştü. O gün topalladığını hatırlamıyordu. Fakat hatırladı, o gün onu yalnızca otururken ve ayağa kalkarken görmüştü, yürürken değil.

Eleanor teğmenin tıpkı Yüzbaşı Stanford'un yüzündeki iz gibi savaşta başına gelen bir kazadan dolayı topalladığını çözünceye kadar teğmen soluğunu onun yanında almıştı.

Artık gitmek için çok mu geçti?

Eleanor gitmek istedi, ancak teğmenin bir sözü onu durdurdu.

"El." demişti ona. Eski günlerdeki gibi. "Lütfen... Sadece seninle konuşmak istiyorum, özür dilemek istiyorum. Lütfen izin ver."

Bir yanı çekip gitmeyi isterken diğer yanı söyleyeceklerini dinlemek istiyordu. En azından son kez.

Genç kızın sessizliğini onay olarak alan genç adam etrafını bakıp onları kimsenin izleyip izlemediğine baktı. Bir iki kişi dışında herkes işlerine odaklanmıştı. Teğmen bunu fırsat bildi.

Aralarındaki sessizliği yine teğmen bozdu.

"Sana sözler verip hayal kırıklığına uğrattığım için içtenlikle özür diliyorum senden."

"Artık bir önemi yok Teğmen Carter. Ben nişanlı bir kadınım ve yakında evleneceğim. Tıpkı sizin gibi."

"Lütfen böyle yapma, El. Benimle yabancı biri gibi konuşma. Biz birbirimizi seviyorduk, yakında evlenecektik-"

"Evet, ta ki siz başka bir kadınla çıka gelene dek. Siz evli bir adamsınız Bay Carter, bu yüzden sizinle iki eski dostmuşuz gibi konuşamam."

"Tamam, haklısın." Eleanor, adamın bocaladığını gördü. "Sadece böyle bir şeyi asla planlamadığımı bilmeni istiyorum. Ben hep seni sevdim. Her zaman kalbimin bir köşesinde kalmaya devam edeceksin."

"Lütfen, Teğmen Carter. Bu şekilde konuşup gözümdeki yerinizi daha da fazla küçültmeyin. Yakında evli bir kadın olacağım. Yüzbaşı Stanford ne kadar onurlu bir adam olsa da müstakbel eşinin hakkında bu şekilde konuşmanıza müsaade etmez. İstediğim son şey Declan'ın verdiği sözleri tutamayan bir adam için başına bela almasıdır... İyi günler."

Eleanor arkasında yaralı bir kalp ve gururlu bir adam bıraktığının farkında olmayarak evinin yolunu tutmuştu.

Teğmen Carter kendi yaptığı hatanın sonuçlarının bu kadar ağır olacağını asla tahmin edememişti. Şimdi sevdiği kadın komutanıyla evleniyordu. Aksak adımlarımla evine yürümeye başladığında saklandığı yerden çıktı yüzbaşı.

Amacı asla onları dinlemek olmayan Yüzbaşı Stanford çizmelerini yaptırmaya götürdüğü sırada onları görmüştü. Merakına yenik düşmüş ve bir yere saklanarak onları dinlemişti.

Teğmenin onu sevdiği söylediği sırada kendisini göstermeyi ve ona bir yumruk atmayı çok istemişti ancak Eleanor'un vereceği cevabı bilmek istediği için olduğu yerde kaldı.

Eleanor ilk defa onun adını söylemişti. Declan demişti. Ve Declan ilk defa adının bu kadar güzel olduğunu duydu. Teğmene haddini bildirerek arakasına bile bakmadan gitmesi onu gururlandırmıştı. Tamam, severek evlenmiyorlardı, en azından Eleanor ama evlendiği adama bağlı kalması Declan'ın çok hoşuna gitmişti.

Yüzbaşının gururlu tarafı, öfkeli tarafına yenildi.

Kimse ama kimse müstakbel eşiyle bu şekilde konuşamazdı!

Bölüm Sonu!

Nasıldı bölümm? Beğendiniz mi?

Yavaş mı ilerliyor sizce?

Bölüm sonu

2 yorum