Güneşin tam tepede durup kavurucu sıcaklığıyla selam verdiği günlerden biriydi. Eleanor ablası ile beraber babaannesinin öğrettiği gibi nakış işliyordu. Babası kibrit fabrikasında yaptığı müdürlük işinden emekli olduktan sonra evde onlara eşlik ediyordu. Küçük kız kardeşi Eileen ise hala okulundaydı.
"Yanlış yapıyorsun kızım, bir öncekinden geçirecektin ipi. Sök, tekrar dene."
Eleanor'un nişanının atılmasından sonra evde ona tek bir söz dahi söylenmiyordu. Bu yüzden tüm kabahat ya Eudora'nın ya da Eileen'in başına patlıyordu.
"Yapıyorum ya işte babaanne, bu kadar oluyor ancak."
Hamile kadın ilmeği söküp tekrardan attı. O sırada tüm ilmekleri kaçırıp bambaşka bir figür ortaya çıkaran Eleanor girdiği dalgınlıktan çıkıp yaptığı ilmekleri sökmeye başlamıştı.
"Ben sizin zamanınızdayken babanız kucağımda halanız da karnımdaydı. Büyükbabamın dük-"
"...Dükkanında çalışır, çeşit çeşit örnek çıkartırdım." Eleanor ve Eudora aynı anda söylemişti. "O kadar çok söyledin ki, hepsini ezbere biliyoruz." diyerek devam etti Eudora.
"Kızlar haklı anne." dedi Bay Douglas.
"Hala bir nakışı bile doğru yapamıyorsunuz. Demek ki yeteri kadar söylememişim."
O sırada kapı çaldı. Jamaikalı hizmetçi Bayan Amoy mutfaktan koşarak kapıya bakmak istedi ancak Bay Douglas onu durdurdu. Kapıya açmaya kendini gitti. Bu durum kızları şaşırtmıştı ama üstünde durmadılar. Yaşlı adam çok geçmeden geri döndüğünde yüzündeki gülümseye anlam veremediler. Annesi Bayan Ida sordu.
"Gelen kimdi?"
"Yüzbaşı Stanford." dediğinde Eleanor da dahil hepsi başını kaldırıp adama baktı. Bayan Amoy bile kapı eşinde durmuş onları dinliyordu.
"Ne istiyormuş?"
"Dün gece ona Eleanor'la evlenmesini teklif ettim. Kabul ettiğini söylemeye gelmiş."
Sessizlik, odaya ağırlık gibi çöktü. Bir dakika boyunca kimse konuşmaya cesaret edemedi. Eleanor ise yalnızca anlamaya çalışıyordu. Az önce babasının dudaklarından dökülen cümleleri doğru mu duymuştu?
Yüzbaşı Stanford ile evlenmek mi?
"Ne yaptım dedin?" Babaannesi de onun gibi inanamamıştı. Adam rahatça eski yerine otururken bacak bacak üstüne attı.
"Eleanor'un Yüzbaşı Stanford ile evliliğine onay verdim diyorum anneciğim."
"Bunu nasıl yaparsın baba?" Eudora bir anda ayağa kalktı. "Hem de Eleanor'a sormadan?"
"Genç bir kızı evlendirmenin yolu mu bu, Douglas? Ben sana böyle mi öğrettim?"
"Ne yani babaanne, tek sorun damat adayının değil de babamın teklifte bulunması mı? Eleanor'a ne olacak? Onun istekleri hiç mi önemli değil? Rahmetli annem olsa buna asla izin vermezdi. Kızının zorla evlendirildiğinse tekrar ölmeyi yeğlerdi."
"Kimse onu zorla evlendirmiyor Eudora. Kendi kızımı gayet iyi tanıyorum. Gelen hiçbir talibi kabul etmezken ne olacağını bekliyordu ki? Ben sadece onun iyi bir evlilik yapmasını istiyorum o kadar. Yüzbaşı Stanford iyi bir adam. Kızıma bakacağından asla şüphem yok."
"Konu yüzbaşı Stanford değil baba. Konu, Eleanor'un rızası olmadan zorla evlendirilmesi. O evlenmek istemiyor."
"Sonsuza kadar bekar da kalamaz kızım." dedi babaannesi. "Evlenmeyen kadınların toplumumuzdaki yerini iyi biliyorsunuz. Biricik torunumun o tür kadınlar gibi olmasına izin veremem."
Eudora itiraz etmek için ağzını açtıysa da babası ona engel oldu.
"Kızımın günden güne eridiğini görmeyi reddediyorum. Olan oldu. Nişan bozuldu, Teğmen Carter başkasıyla evlendi. Ömrü boyunca adamın karısının ölmesini beklemeyecek!" Ses tonu arttı. "Son kararımı verdim. Eleanor, Yüzbaşı Stanford ile evlenecek."
Bu zamana kadar sessiz olan Eleanor elindeki kasnağı kenara bıraktıktan sonra ayağa kalktı ve odadan çıktı. Herkesin onun odasına gittiğini düşünürken o, Bayan Amoy'dan şapkasını istemişti. Havanın güneşli oluşundan yürüyerek gitmek isteyen Eleanor, şapkasını başına geçirdikten sonra evden ayrıldı.
Eleanor, Yüzbaşı Declan Stanford'un evini biliyordu. Bir keresinde yaralı haldeyken onu evine götürmüştü ve yaralarına yardım etmişti. Şimdi ise hızlı adımlarla oraya doğru ilerliyordu.
Ona korkunç bir hata yaptığını ve bu evliliğin asla gerçekleşmeyeceğini söyleyecekti.
Tepeye vardığında yüzbaşını iki katlı müstakil ve mütevazı evi görünmüştü. Ahırdan çıkardığı samanları atının yalağına koyuyordu. Eleanor ona doğru yaklaştıkça dirseklerine kadar katlanmış gömleğinin açıkta bıraktığı kol kaslarına gözü çarptı.
Her zaman bu kadar kaslı mıydı bu adam?
"Odaklan El!" dedi kendine.
Buraya ne için geldiğini unutmamalıydı.
Yaklaştığını fark eden adam yaptığı işi bıraktı. Ellerini çırptı, beceriksizce üzerine çeki düzen verdi.
"İyi öğlenler Bayan Haworth. Sanırım babanızın teklifini konuşmak için geldiniz?"
"Açıklama yaparak beni yormadığınız için teşekkürler. Siz iyi bir adamsınız yüzbaşı, bu yüzden doğrudan konuşacağım." Kızın sözlerinin ardından Declan sırıttı. "Babamın size neyi vaat ederek bu teklifi kabul ettirdiğini bilmiyorum."
"Babanız bana bir şey vaat etmedi. Sizinle evlenmeyi kendi irademle kabul ettim."
Pekala, Eleanor bunu beklemiyordu. Kaşlarını çattı.
"Anlamıyorum. Neden?" Declan'ın bu soruya verecek cevabı yoktu. O yüzden sessiz kaldı. Eleanor, cevabını alamamasını umursamadı. "Neyse ne. Sizin ne istediğiniz umurumda değil. Ben bu evliliği istemiyorum. Buraya babamla konuşmanızı ve kararından vazgeçirmenizi istemeye geldim."
"Hayır." dedi Declan. Cevabı basitti. "Bunu yapamayacağım."
Eleanor'un ağzı açık kaldı. Buraya gelirken asla böyle bir cevabı alacağını düşünmemişti.
"Siz yüzbaşım, gördüğüm en kaba insansınız. Kapınıza kadar gelmiş yardıma muhtaç bir leydiye sırt çeviriyorsunuz." Gitmek için döndüğünde duraksadı ve tekrar yüzünde alaycı bakışlı adama döndü. "Buraya kadar gelerek büyük bir kabahat işlediğimi görüyorum. Siz isteseniz de bu düğün olmayacak. Bundan emin olacağım."
Genç kızın eteklerini savurarak yanında ayrılması Declan'ı daha çok güldürmüştü.
Kız birkaç adımda bir arkasını dönüp kendisine kahkahalarla gülen adama bakıp durdu. İstediği kadar gülebilirdi, bu evlilik olmayacaktı.
*
Declan bir süre daha kızın ardından baktıktan sonra yarım bıraktığı işine geri döndü. Tanrım, onu kızdırmak çok hoşuna gitmişti. Dudaklarını birbirine bastırması, kaşlarını çatışı... Çok yakında karısı olacağı için şanslıydı.
Dün gece aklına geldi. Davetten ayrılacağı sırada Bay Douglas'ın önünü kesmesi ve kızı ile evlenmesini teklif etmesi. Başta bunun bir oyun olduğunu, zihninin onunla alay ettiği sandı ama karşısındaki adam çok ciddiydi.
"Siz ne dediğinizin farkında mısınız Bay Haworth? Bana kızınızla evlenmemi mi teklif ediyorsunuz? Alınmayın ama fazla içmiş olmalısınız."
"Alkol kullanmıyorum ve aklım da yerinde. Endişeniz için teşekkürler. Doğru duydunuz, evet. Kızımla evlenmenizi istiyorum."
İlkinde zihni ona oyun oynasa bile şimdi kesinlikle iyi duymuştu. Bay Douglas, Eleanor ile evlenmesini istiyordu. Bu gece en güzel rüyaları gerçek oluyordu.
"Anlayamıyorum. Neden? Neden ben?"
Yaşlı adamın yüzü anlayışla aydınlandı. "Kızımı bu dünyada mutlu edecek biri varsa o da sizsiniz. Ona nasıl baktığınızı gördüm. Onursuz bir adam kızımın nişanı bozulur bozulmaz ona talip olurdu ancak siz bunu yapmadınız. Alçakgönüllülüğünüz kalbimi kazandı. Bu yüzden kızıma sizden daha iyi bir eş bulamazdım."
"Ben- Ne diyeceğimi bilemiyorum."
"Hemen cevap vermenize gerek yok. Teklifimi iyice düşünün ve bana haber edin. İyi akşamlar dilerim."
Bay Douglas gittikten sonra Declan birkaç dakika olduğu yerde kaldı. Hala çok şaşkındı. Az önceki konuşma gerçek olamayacak kadar güzeldi. Ancak kendini düşünmeden de alıkoyamamıştı. Eve kadar nasıl vardığını hatırlamıyordu ya da gece nasıl uyuduğunu.
Düşünüp durmuştu çünkü.
Declan, Eleanor ile evlenmeyi her şeyden çok isterdi. Ancak bu sadece onun isteğiydi. Eleanor'un istekleri ne olacaktı peki? O bir başkasını severken asla onunla evlenmezdi. Declan da buna dayanamazdı. Eleanor'un kalbinde başka birisi varken ona adını veremez, aynı çatı altında kalamazdı.
Sabaha karşı güneş doğarken Declan kararını verdi.
Bay Douglas'ın isteğini reddedecekti.
Declan evinden ayrılıp Haworthların evine doğru ilerlediği sırada Sebastian'ı ve yabancı yeni karısını gördü. Manavdan alışveriş yapıyorlardı. Declan genç hanımın yüzündeki ışıltıyı fark etti. Tezgahtaki şeftalilere iştahla bakıyordu.
Declan o an anladı. Genç hanım, hamileydi!
Elbisesiyle saklamaya çalıştığını karnını şimdi fark edebildi.
Bunu kimse bilmiyor olmalıydı. Bilselerdi herkesin dilinde olmuş olurdu. Sebastian'in Eleanor'u bırakıp savaşta tanıştığı başka bir kadınla evlenmesinin sebebi buydu. Kadının hamile olması.
Sebastian genç bayanın onurunu kirlettikten sonra hamile olduğunu öğrenmesiyle eli ayağı bağlanmış olmalıydı. Sonradan yaptığı pisliği temizlemek için de çareyi evlenmekte bulmuştu. Eleanor'u bırakmasının sebebi buydu, onu aldatması....
Declan yumruklarını sıktı. O, Eleanor'a sahip olmayacağını bilerek bakmaya bile çekinirken Teğmen Carter onu aldatmaya cüret etmişti.
Bedeninin öfkeyle dolduğunu hissetti. Yanında hamile karısı olmasa onu oracıktı öldürürdü.
Eleanor asla böyle bir adamı hak etmiyordu.
Arkasından yasını tutulmayı hak etmeyecek bir adamdı. Belki de Bay Douglas haklıydı. Eleanor'la evlenirse eğer onu böyle bir adamı beklemekten kurtarmış olurdu. Eleanor onu sevmiyor olabilirdi belki ama Declan ona iyi bir hayat vermek için elinden geleni yapardı. Evlendiklerine asla pişman etmezdi onu.
Kararını değiştirdi.
Hızlı adımlarla Hawortların önüne geldiğinde kapılarını çaldı. Kapıyı açan neyse ki Bay Douglas'tı.
"Yüzbaşı Stanford?" Adamın yüzü onu görünce aydınlanmıştı sanki. "Sanırım yanıtınızı söylemek için geldiniz. Etraflı düşündünüz mü, kızımla evlenecek misiniz?"
Declan vereceği bu cevaptan hiç bu kadar emin olmamıştı.
"Kızınızla evleneceğim."
*
"İnanabiliyor musun Bea? O kadar kolay hayır dedi ki onunla konuşurken ilk defa kendimi bu kadar öfkeli hissettim. Kaba adam!"
Eleanor Yüzbaşı Declan'ın yanından ayrılır ayrılmaz arkadaşı Beatrice'in evine gelmişti. Ona babasının yaptığı teklifi ve Yüzbaşı ile aralarında geçen konuşmadan bahsetti.
Beatrice elindeki fırçayı boya paletine batırırken kıkırdadı.
"Bana mı gülüyorsun sen?"
Eleanor kollarını göğsünde bağladığında arkadaşı gülmemeye çalışıyordu.
"Üzgünüm, ben sadece. Yani sen ve Yüzbaşı Stanford... Ah, aynı cümle içerisinde bile kuramıyorum." Ellerindeki palet ve fırçaları kenara bıraktı. "O adam vahşi ve ürkütücü biri. Yüzündeki yara izinden bahsetmiyorum bile. Bir ömür boyu öyle bir yüze bakarak nasıl yaşayacaksın?"
Beatrice yüzünü buruşturduğunda Eleanor bir iç çekerek kollarını çözdü.
"Vahşi biri değil, sadece insanlara karşı biraz soğuk."
"Şimdiden savunmalara başlamışsın, bakıyorum."
"Onu savunmuyorum!" Yüksek çıkan sesini düşürdü. Gözlerini kaçırarak, "Ayrıca, yüzü yaralı olarak gelen Bastian olsaydı bile onu kabul ederdim."
"Unut artık şu adamı! Sana yaptığını ne çabuk unutuyorsun?"
"Elimde değil Bea. Dokuz ay boyunca onun gelmesini bekledim. Gelişinin böyle olmasını beklemiyordum."
Beatrice oturduğu yerden kalkıp arkadaşının yanına oturdu. "Sebastian Carter onurlu bir adam değildi, El. Eğer öyle olsaydı sana ve babana verdiği sözü tutardı. Bu yüzden artık onu düşünme, çünkü bunu hak etmiyor... Belki de baban haklıdır."
"Sen de mi yüzbaşı ile evlenmemi istiyorsun?"
"Doğrusunu söylemek gerekirse, yüzündeki iz olmadan yüzbaşı iyi bir adam. Ancak yarın bir gün savaş çıkarsa ne olacak, ya ölürse? Hayatının geri kalanını dul bir kadın olarak geçirmek ister misin? Belki de gelen taliplerini düşünmelisin ha?"
"Emin değilim Bea. Babam çok kararlı görünüyordu."
"Bence eve gidince onunla konuşmalısın."
Eleanor arkadaşının evinden döndükten sonra babası onunla konuşmak için odasına girmişti. Arkadaşının bahşettiği, kaçınılmaz olan konuşma şimdi gerçekleşecekti sanırım.
"Annenizin vefatından sonra sizi tek başıma büyüttüğümü biliyorsun değil mi?" Başını salladı kız. "Hem anneniz hem de babanız oldum. Bunu yaparken ne kadar zorlandığımı bir ben bir de babaanneniz bilir. Her zaman sizin için en iyisini istedim."
"Baba."
Yaşlı adam elini havaya kaldırarak kızını durdurdu. "Teğmen Carter'ı ne kadar çok sevdiği iyi biliyorum. Ben senin babanım, seni en iyi ben bilirim. Her gün gözyaşı döküyorsun, ısrar etmesek yemek bile yemiyorsun. Evden zorla çıkartıyoruz seni. Bu daha ne kadar böyle sürecek? Ne zamana kadar evli bir adam için ağlayacaksın?"
Eleanor, evli bir adam için ağlamadığını söylemeyi çok isterdi.
"Gelen taliplerinin hiçbirini kabul etmiyorsun. Baban olarak senin için birini bulmak benim görevim. Yüzbaşı Stanford herkesin parmağıyla gösterdiği onurlu bir adam. Seni el üstünde tutacağından hiç şüphem yok."
"Baba." dedi genç kız. "Ben evlenmek istemiyorum. Hiç kimseyi istemiyorum."
"Şimdi böyle düşünüyorsun ama pişman olacağına eminim. Annenle tanışmadan önce bende senin gibi düşünüyordum. Sizin gibi üç tane mücevhere sahip olduğum için çok şanslıyım..." Adam kızının saçlarını okşayıp öptü.
"Ben sadece senin iyiliğini düşünüyorum kızım. Yaşlı babanı üzme de evet de şu işe. Mutluluğunu bana çok mu görünüyorsun?"
"Baba... Öyle söyleme lütfen."
Eleanor düşündü. Babası, kardeşleri ve onun için her şeyin yapmıştı. Diğer babalar gibi baskıcı veya dar görüşlü de değildi.
Eğer babası onun için en iyisinin bu olduğunu düşünüyorsa belki de ona inanmalıydı.
Bastian'ı unutmak için ne gerekiyorsa yapmalıydı.
Bölüm Sonu!
Bu kız benim oğlanı üzecek gibi yaaa.
Neyse ki önümüzde bölümden sonra komedi başlıyor. Çok eğleneceğizzzz