Korkak bakışlarıyla ve titreyen elleriyle silahı tutan Eleanor'du!
Declan hızla kendini toparlamaya başladı. Eleanor az önce bir adamı vurmuştu. Kendisine dokunmaya çalışan adamı... Bununla kalmayıp Declan'ın hayatını da kurtarmıştı. Gözlerinde gördüğü korkunun içinde patlayan volkanların en ufak bir göstergesi olduğunu çok iyi biliyordu. Karısının ona ihtiyacı vardı. Güçlü görünmesi gerekiyordu.
"Ö- ölmüş mü?"
Eleanor titreyen sesiyle sorduğunda Declan'ın ciğeri parçalandı. Az önce olanların onu korkuttuğunu biliyordu ama onu en çok korkutan şey bir katil olma ihtimaliydi. Böyle bir şey olursa Eleanor'u sonsuza dek kaybederdi.
Uzattığı parmakları adamın şah damarına götürdü. Atmıyordu.
Philip Stanford ölmüştü.
Declan Eleanor'a cevap vermeden önce, Bay Robinson ile bakıştı. Sessizce anlaştılar sanki.
"Hayır." dedi. Onu korumanın tek yolu yalan söylemekti. Declan yalan söylemekten asla çekinmedi. "Yaşıyor pislik."
Eleanor'un elindeki silahın yere düştüğünde çıkardığı ses ortama bomba gibi düşmüştü adeta. Sessizlik yırtılınca Declan ayağa kalktı. Bakışlarını bir an olsun bile cesetten ayırmayan karısı tir tir titriyordu. Ona ulaşıp göğsüne çekmek ve her şeyin geçtiğini söylemek istiyordu.
Omuzunda Bay Robinson'un ihtiyatlı dokunuşunu hissetti. "Git hadi. Karınla ilgilen." Omuzunun üzerinden yerde yatan cesedi işaret ederek, "Burayı ben hallederim." demişti.
Declan ona minnettar dolu bir bakış atarak karısının yanına gitti. Onu ürkütmeden usulca kollarının arasına alarak başını okşadı. Eleanor'un o an hala olayın şokunu atlatamadığını biliyordu. Onun yanında olduğunu bilmesine ihtiyacı vardı.
"Buradayım, ay çiçeğim." dedi. "Yanındayım."
Eleanor ağlamaya başlayarak göğsüne sığınmıştı. Omuzları sarsılıp için için ağlarken Declan'ın canı daha çok yanmıştı. Gömleğinin ıslanmasını umursamadan kollarını daha sıkı sardı karısına, onu dünyadaki bütün kötülüklerden korumak ister gibi.
"Geçti artık. Sana zarar veremez."
Bunu istese de yapamazdı. Cehennemde yanmakla meşguldü çünkü.
Declan, yürümeye bile takati olmadığını bildiği karısını kucağına aldığı gibi içeri götürdü. Yataklarına yatırdığında onu bırakmamakta ısrarcıydı. Gömleğinin yakasına öyle bir yapışmıştı ki Declan'ın yanına uzanmaktan başka bir çaresi olmadığını anlamıştı. Sırtını yatağın başlığına yaslayarak karısını kucağına çekti. Eleanor hala içini çekiyordu. Başını göğsüne yaslamış, gövdesine sıkı sıkı sarılmış asla bırakmıyordu.
Saçlarını okşayarak onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Bir yandan da aklında o sahneler dönüp dururken kendine kızmadan edemiyordu. Philip'i evine hiç almamalıydı. Şimdi kendi hatası yüzünden karısı acı çekiyordu ve tüm sorumlusu oydu.
Gözleri doldu. Bir damla firar edip yanakları ıslatınca hızla sildi.
Zayıf görünemezdi. Eleanor için güçlü olmalıydı. Böylece Eleanor ondan destek alabilirdi.
"Ağlama artık. Ben yanındayım. Sana bir şey olmasına asla izin vermem." Başının üzerine bir öpücük bıraktı.
Philip'in çevirdiği oyunu daha önce göremediği için kendine lanetler okudu. Tüm bunlar nasıl olmuştu? Eleanor silahı nasıl bulmuştu? Kendine sorup duruğu sorular aklını kaybetmesine neden oluyordu.
Şu anda düşünmesi gereken tek şey karısıydı. Onun iyi olması her şeyden önemliydi.
Kapının aralığından Bay Robinson'u gördü. Onunla konuşması gerekiyordu. Kucağındaki küçük bedeni incitmeden indirmeye çalışınca Eleanor daha sıkı sarılmıştı ona. "Gitme. Ne olur gitme, lütfen."
Tanrım...
"Gitmiyorum, buradayım. Hemen kapının önündeyim."
Kızın başını bir kez daha öptükten sonra yataktan kalkarak odadan çıktı. Kapıyı hafiften aralık bırakarak kenara geçtiler.
"O nasıl?" diye Bay Robinson.
"Biraz daha sakin." Diye açıklamıştı Declan. Bu sefer sesini alçaltarak sordu. "Cesedi ne yaptınız?"
"Şimdilik ortadan kaldırmak için ahıra koydum." Arka cebinden silahı çıkarıp ona uzattı. "Sanırım bu size ait."
Declan silahı almadan önce uzunca baktı. Eleanor bu silahı kullanarak Philip'i vurmuştu. Bu silah Declan'ındı. Kıyafetlerinin arasında saklıyordu. Ta ki karısı onu bulup kullanmak zorunda kalana kadar.
"Müdahale etmediğim için üzgünüm. Bayan Eleanor'a ulaşmak istediğimde çoktan silahı eline almıştı bile. Göz açıp kapayıncaya kadar da..."
"Sorun değil."
"Cesetle ne yapmayı düşünüyorsunuz?"
"Henüz bilmiyorum." dedi dürüstlükle.
"İsterseniz size bu konuda yardımcı olabilirim. Kimsenin haberi olmadan sessizlikle halledebiliriz."
Declan ilk defa adama ciddiyetle baktı. Hakkında Baron'un oğlu olduğundan başka bir şey bilmediği bu adam ona yardım teklif ediyordu. Onu da diğerleri gibi pervasız, şımarık bir adam olarak tanımlamıştı. Belki de yanılıyordu. Yine de öz kuzenine bile güvenemediği bir dünyada ona da bu kadar kolay güvenmemeliydi.
"Hakkınızı nasıl ödeyeceğimi bilmiyorum."
"Bundan sonra beni bir dostunuz olarak sayın." dedi gülümseyerek.
"O zaman sizden bir iyilik daha isteyebilir miyim?"
"Tabii."
"Şu anda onu yalnız bırakıp bir yere gidemem, sizden ricam Eleanor'un arkadaşını buraya çağırır mısınız?"
"Emin misiniz?"
"Eminim." Omuzunun üzerinden aralık olan kapıya baktı. "Şu anda Eleanor'un kocasından çok arkadaşına ihtiyacı var."
Bay Robinson gitmeden önce Beatrice'in evinin adresini ona vermişti. O gittikten yarım saat sonra ise Beatrice kapılarındaydı. Nefes nefese olduğundan koştuğu belliydi. Sorular sorup arkadaşı için endişelendiğini açık etmişti. Declan ona olanlardan kısaca bahsettikten sonra odaya çıkarttı.
"El?"
Eleanor arkadaşının sesini duyunca uzandığı yerden başını kaldırdı.
"Bea."
Onlar sarılıp ağlaşırken Declan kapıyı kapatarak odadan çıktı. İçeriden Eleanor'un ağlama seslerini duydukça o da ağlamaya başlamıştı. Sırtını yasladığı duvardan ayrılmadı. Ne kadar süre orada kalıp sevdiği kadının gözyaşlarını dinlediğini bilmiyordu. O ağladıkça Declan'ın canından can gitmişti.
Ağlama sesleri bir zaman sonra durulunca Declan gözyaşlarını silerek kapının önünden ayrıldı. Ocağın başına geçip Eleanor'un banyosu için su ısıtmaya başladı. Yerde Philip'e karşı koyarken üstü başı toprak içinde kalmıştı. Yumruklarını sıktı. O anlar aklına geldikçe sırf işkence etmek için Plihip'i ölümden döndürüp tekrardan öldürmek istiyordu.
Isıttığı kova kova suları yukarıya çıkarttığında odaya girmeden önce kapıyı çaldı. Eleanor arkadaşının dizine uzanmış yatıyordu. Uyanıktı ve yalnızca tek bir noktaya bakıyordu. Küveti doldurduktan sonra dolaptan temiz havlu ve kıyafetleri çıkartarak kenara bıraktı. Gitmeden önce son kez karısına baktı. Bu tatsız olayın onun üzerinde bırakacağı etkiyi şimdiden tahmin ediliyordu. Bunu en hasarsız şekilde atlatması için elinden gelen her şeyi yapacaktı.
"Merak etmeyin yüzbaşım. Ben Eleanor'un banyosunu yaptırır uyuturum." Dedi Beatrice, adamın bakışlarındaki endişeyi fark edince.
Declan ufak bir baş hareketiyle onu onayladıktan sonra odadan çıktı. Mutfağa inerek Eleanor'un uyanınca yemesi için yemek yapmaya başladı. En sevdiği yemeği biliyordu ve hiç üşenmeden kollarını sıvadı.
Güneş batmak üzereydi. Saatler geçmişti. Declan yemekleri yaptıktan sonra odaya girdiğinde iki kızın da uyuduğunu görünce rahatsız etmeden geri çıktı. Şimdi pencerenin önündeki tekli koltuğunda oturmuş dışarıyı izliyor ve bir yandan da düşünüyordu.
Yıllardır tek yaşadığı ve asker olduğundan tetikte durmaya alışmış bir adamdı Declan. Evlendikten sonra bütün odağını karısına verince dikkati dağılmıştı. Savaşta dikkatinin dağılması demek ölüm demekti. Bu ölümden de beterdi.
Philip'i yaşanan onca şeye rağmen evinin kapısından içeriye dahi almaması gerekiyordu. Aptal oyununu daha önce nasıl fark edemezdi?
Eleanor'un boş bakışları hala gözünün önünden gitmiyordu.
Tek tesellisi Plilip'in ona bir şey yapmasına izin vermeden ölmüş olmasıydı. Eğer ona bir şey yapmış olsaydı... Tanrım! Eleanor'u kaybederdi. Gülümsemesini, canlı bakışlarını, en çok da çocuksu ruhunu.
"Yüzbaşım?"
Beatrice'in sesi onun düşüncelerinin çukuruna hapsolmaktan son anda kurtarmıştı. Hemen karşısındaki koltuğa oturdu.
"Uyandı mı yoksa?"
"Hala uyuyor." dedi, bir iç çekerek. "Tüm bunlar Eleanor'un başına nasıl gelir, anlayamıyorum."
Declan, Beatrice'in kendisine kızmasını beklerken o bambaşka sözler söylemişti.
"Eleanor ile evlenmeden önce sizi kendi halinde, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan bir adam olarak biliyordum. Hala öylesiniz. Samimiyetsiz toplumdan uzak durarak efendiliğinizden söz ettirmeyi başarıyorsunuz. Eleanor gerçekten çok şanslı. Onun gözünü gözleyen iyi bir kocası var... Diyeceğim o ki bu olayın onu sizden uzaklaştırmasına izin vermeyin. Böyle bir zamanda en çok da size ihtiyacı var. Yanında olmanıza."
Beatrice'in sözlerini o gittikten sonra uzun süre düşündü.
Eleanor uyandığında Beatrice ona bir tepsi götürüp yemeğini yedirmişti. Ona banyosunu yaptıran ve yemeğini yediren Declan olmalıydı. Ancak Bay Robinson'a da dediği gibi Eleanor'un şu anda onu anlayan bir arkadaşa ihtiyacı vardı.
Saat gece yarısını gösteriyordu. Declan'ın gözüne gram uyku girmemiş yalnızca dışarıyı seyrediyordu. Uzaktaki karartıyı fark edince ayaklandı. Gelen Bay Robinson'du. Declan bahçeye çıktığında o da atlı arabasından iniyordu.
"Bay Robinson?"
"Yüzbaşım." Gülümsedi ve hafif bir baş eğmesiyle selam verdi. Heyecanlı yüz ifadesi Declan'ın kaşlarını çatmasına neden olmuştu. Ortada buluştular.
"Öğleden sonra verdiğim sözü tutmaya geldim." Bakışlarını ahıra çevirip ardından arabasını gösterdi. "Cesedi gömebileceğimiz harika bir yer biliyorum."
Declan, kendisinin deyimiyle yeni suç ortağı ile -Declan bu kelimeden nefret etmişti.- ahırda cesedi kaldırmaya çalışıyorlardı.
"O şerefsiz bu mu?" Beatrice ahırın kapısının önünde kollarını kalçalarına koyarak yerdeki adama öfkeyle bakıyordu. Adamlar önce kıza sonra birbirilerine baktılar. Beatrice yanlarına vardığında Philip'in cesedinin üzerine tükürdü. "Umarım cehennemdeki zebaniler hayalarından çorba yapıp sana içiyorlardır. Umarım, aletin kopana kadar yerlerde sürünürsün, umarım-"
"Bu kadar yeter Beatrice."
"Hatırlatın da bir daha sizi gördüğümde yolumu değiştireyim." dedi Robinson.
Declan'ın sözü Beatrice'in içindeki öfkeyi dindirmeye yetmedi. Philip'in cesedine bir tekme attıktan sonra adamların işlerini yapmalarına izin verdi. Biri ayaklarını diğeri kollarını tutan iki adam cesedi arabaya taşıdıktan sonra yola çıkmışlardı. Geldikleri yer kasabanın çıkışında bir inşaat alanıydı. Daha temelleri yeni yeni atılıyordu.
"İşçilerin fark etmeyeceğini mi sanıyorsunuz?"
"Burası Robinson'lara ait bir mülk. Çalışmaları daha bu hafta başlattım. Harika ve görkemli bir av köşkü inşa ettiriyorum. Cesedi aramaya çıktıklarında burası hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir yer. Zaten o zamana kadar burası hayallerimdeki köşke dönüşür bile." Declan, Robinson'un inşaat alanına hayranlıkla baktığını gördü. "İşçileri dert etmenize gerek yok. Yarın sabahtan akşama kadar burada olacağım ve kimsenin bir şeyden şüphelenmesine izin vermeyeceğim. Siz merak etmeyin."
Declan adamın sözlerine güvendi ve arabadan aldıkları aletlerle kazmaya başladılar.
Son toprak parçasını mezarın üzerine atarken amcası gözlerinin önüne geldi. Ona hayal kırıklığı ve öfkeyle bakıyordu. Amcasının yanında başka birinin yüzü daha vardı. Karısı... Baharlar açtıran gülüşünü sunuyordu ona. O gülüş için çok sevdiği amcasını bile gözünü kırpmadan öldürürdü.
Son toprağını da attıktan sonra Robinson, Declan'ı evine kadar bırakmıştı. Şimdi eve girmeden önce konuşuyorlardı.
"Philip'in öldüğünü yalnızca Bayan Beatrice, siz ve ben biliyoruz. Eğer başkasından duyarsam az öncekinin yanına bir mezar daha açmaktan geri durmam."
"Hadi ama yüzbaşım? Biliyorum, kendi aileniz tarafından ihanete uğramış olabilirsiniz ancak benden yana yüreğiniz ferah olsun. Benim hakkımda her şeyi duyabilirsiniz ama ihanet, asla." Adamın bakışlarındaki kararlılık samimiydi. "Hem cesedi benim mülkümde bulurlarsa en az sizin kadar benim başım da yanar. Bu iki taraflı bir anlaşma."
"Öyle ama hala bana neden yardım ettiğinizi anlaşmış değilim."
"Yapılan her iyilik karşılıklı değildir yüzbaşım. Biz artık suç ortağıyız. Birbirimize sizli bizli hitap etmemeliyiz. Ne dersin Standford?"
Derin bir iç çekti Declan. "O lakaptan nefret ettim derim Robinson."
Robinson güldü.
"Bu arada, sabah beni neden arıyordun?"
"Yeni av köşkümün şerefine bir av partisi vermeyi düşünüyordum ancak bir önemi kalmadı. Sanırım partiyi köşk tamamlanana kadar ertelemek durumundayım." dedi. Gitmek için arkasını dönmüştü ama durup tekrar döndü. "Eğer herhangi bir sorun çıkarsa, cesetle ilgili olsun veya başka bir şeyle. Artık bir dostun olduğunu unutma. Kapım her zaman açık."
Robinson gittikten sonra Declan, Beatrice ile ağzını kapalı tutmasına dair güzel bir konuşma yaptı.
O gece sevdiği kadının kapısının önünde uyuya kalmadan önce başı ağrıyana kadar düşünüp bir karara varmıştı. Eleanor'u ailesinin yanına gönderecekti. Onları görmek geçirdiği bu travmayı daha kolay atlamasına yardımcı olacaktı. Eli kolu bağlı oturmaktansa böylesi daha iyiydi.
*
"Seni almaya geleceğim."
Yüzbaşı, onu ailesinin evine bırakıp gitmeden önce söylediği son söz buydu. Onu almaya geri geleceğiydi. Başta buna inanmıştı. Ama günler geçip, yüzbaşı bir kez olsun gelmeyince umudunu yavaş yavaş yitirmeye başlamıştı.
O cehennem gibi günün üzerinden haftalar geçmişti. Ancak hala hatırlarında ve kabuslarında ilk günkü gibi kalmayı başarmıştı.
Beatrice onu yıkadığında adamın pis dokunuşlarından sonsuza dek kurtulacağını düşünmüştü. Ama hayır. Gözlerini kapattığı her an oradaydı. Kurtulmaya çalıştıkça daha çok sıkıyordu kollarını.
Onun hatası olmadığını söylemişti Beatrice. Onun hatası değildi.
O zaman neden kendini huzursuz hissediyordu?
Eve geldiğinden beri ailesi onda bir şeyler olduğunun farkındaydı ve onu rahatsız eden şeyin ne olduğunu sorup durmuşlardı ama Eleanor soruları yanıtsız bırakmıştı. Bunu onlara anlatamazdı. Kimseye anlatamazdı. Bu annesinin ölümünden sonra başına gelen en kötü şeydi. Dile getirmeye bile korkuyordu.
Ya onu yanlış anlarlarsa?
Ya ailesi de tıpkı kocası gibi onu kendinden uzaklaştırmaya çalışırsa?
Geceleri eski yatağında değil de kardeşi Eileen ile birlikte uyuyordu. Böylece geceleri daha az korkuyordu. Her sıçrayarak uyanışında kız kardeşi başını okşamak için yanında oluyordu. Soru sormuyordu yalnızca yanında oluyordu. Küçük kız kardeşi sandığından daha çabuk büyümüştü.
Ailesinin evinde kaldığı süre boyunca kral evlilik sezonunun açılacağının duyurusunu yapmıştı. Yaşı gelmiş genç kızlar sosyete tanıtılıp kendilerine uygun bir talip çıkmasını bekleyeceklerdi. Ancak bu sezon diğerlerinden farklı olacaktı. Çünkü kral, kızların arasından kraliçesini seçecekti.
Eleanor dışarı çıkmamasına rağmen etrafta dolanan dedikodulardan haberdardı. Bayan Amoy duyduğu her bilgiyi eksiksiz anlatıyordu.
Yüzbaşı, Eileen'in bu sezonki parasını karşılayacağını söylemişti ama onu göremediği için bu konuyu dile getiremiyordu. Zaten Eileen'in de pek hevesi olduğu söylenemezdi. Ablası onun evlenmeye gönlü olmadığını hissediyordu. Onunla konuşmak istiyordu ama kendi sorunlarını halletmeden başkasınınkini çözmeye çalışamazdı.
Hem kulağına gelen dedikodular yalnızca kralın eş seçimiyle ile ilgili de değildi. İnsanlar Yüzbaşının Eleanor'u boşayacağından bahsediyorlardı. Umudunu kaybetmesine neden olan şeyde buydu.
Yüzbaşı gerçekten bunu yapar mıydı? Eleanor'u boşar mıydı?
Neden yapmasındı ki? Ondan uzaklaşmak için onu ailesinin evine göndermişti. Muhtemelen o pisliğin Eleanor'u kirlettiğini düşünüyordu. Bunu denemişti ama başaramamıştı. Yüzbaşı zamanında gelmesiydi eğer belki de...
Kapının çalma sesiyle Eleanor düşüncelerinin arasından sıyrıldı. Gelen babasıydı. Başıyla onu dışarıya çağırıyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde uyuması gerekirken ayaktaydı. Eileen'i uyandırmamaya dikkat ederek aşağıya indi. Babası koltukta oturuyor ve tek bacağını titretip duruyordu. Eleanor ne konuşacaklarını şimdiden tahmin edebiliyordu. Yine de sessizce karşısına oturdu.
"Yüzbaşının seni buraya getirdiğinde daha yüz ifadenden anlamıştım bir şeyler olduğunu. Söylemek istemediğinde ısrar etmeyeyim dedim. Ancak dedikodular benim kulağıma kadar gelmeye başladı kızım."
Eleanor başını eğdi.
"Eğme o güzel başını. İçi boş dedikodulara inanacak kadar aptal bir adam mıyım ben?" Kızının yanına oturarak başını okşadı. "Başka bir şey var ama ne bilmiyorum. Sorgulamayacağım. Ama artık üzülmene de izin veremem kızım. Üç hafta oldu. Yüzbaşı orada ayrı üzülüyor sen burada ayrı. Zavallı adam hasta olacak diye korkuyorum. Kaç kez içeriye çağırdım ama beni reddetti."
"İçeriye mi çağırdın?"
"Sen bilmiyorsun tabi. Yüzbaşı seni buraya bıraktıktan sonra her gece dışarıda bekliyor. Sanki nöbet tutuyor gibiydi."
"Dışarı da mı bekliyor?" Başını çevirerek pencereye baktı. Yoksa hala dışarıda mıydı? Ayağa kalkarak pencerenin önünde durdu. Perdeyi usulca kaldırdığında işte oradaydı.
Huysuz Yüzbaşısı oradaydı.
Karşıdaki evin duvarına yaslanmış duruyordu. Yüzbaşı seni buraya bıraktıktan sonra her gece dışarıda bekledi. Gerçekten de bekliyordu. Madem bekleyecekti o zaman onu neden buraya getirmişti. Yoksa onu kendisinden uzaklaştırmaya çalışmıyor muydu? Boşanma yok muydu?
Pencerenin önünden ayrıldı. Sorması gereken çok sordu vardı. Babasına baktı izin ister gibi ama o izni çoktan vermişti.
Dış kapıdan çıkar çıkmaz göz göze gelmişlerdi. Bir an bile düşünmedi ve koşarak kocasına sarıldı. Günlerdir hissettiği huzursuzluk hissi kaybolmuş, yerini huzura bırakmıştı. Başını göğsüne yaslarken, kokusunu içine çekerken olmak istediği başka bir yer daha düşünemiyordu.
Yüzbaşının kollarının beline sarılmasını beklemiyordu. Veya başının üzerine bir öpücük kondurmasını.
Onu çok özlemişti.
"Neden beni buraya bırakıp gittin?"
Sonunda aklını yiyip bitiren o soruyu sormuştu. Geri çekilerek yüzüne baktı.
"Hiç gitmedim ki. Hep buradaydım."
"Gittin!" dedi, kaşlarını çatarak. "Beni bıraktın."
Yüzbaşının parmakları uzanarak çenesini kavramıştı. Baş parmağıyla usul usul tenini okşuyordu. "Ailenin yanında olmayı isteyeceğini düşündüm."
Sana da ihtiyacım vardı.
Başını eğdi. "Beni eve götürmeyecek misin?"
Yüzbaşının parmakları çenesi tutarak başını kaldırmasına neden oldu. "Seni eve götürmemi mi istiyorsun?"
Ev. Aylar önce tanımadığı bu adamla evlenip ömrünü geçirmek için girdiği o ev artık bir yuvaydı onun için. İstemeden evlendiği kocasına olan özlemi yuvasına olan hasretiyle bütünleşmişti sanki. Tek isteği onlara kavuşmaktı.
Başıyla onayladı.
"Hadi o zaman ay çiçeğim." Yüzbaşı elini tuttu. "Evimize gidelim."
Bölüm Sonu!
Yoksa beklediğimiz o bölüm mü geliyor... Aman Allah'ım!
Reklamlardan sonra dsbgsjfbeı
Geçiş bölümü gibi bir şey oldu bu. Bitirmek için resmen can çekiştim. Sınavlarım başlıyor, ilham gelmiyor. Ne yapacağım hiç bilmiyorum ama bölümleri yetiştirmek için elimden geleni yapıyorum. Oy verip yorum yaparak bana destek olabilirsiniz xoxo