İçeriğe geç

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 14 · 12 dk okuma

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 14

Piknik

Declan ergenliğine adım attığı andan itibaren ilk defa kontrolünü bu denli kaybetmişti. Hayallerinin kadını ellerinin altındayken ona dokunmayarak kendine bu işkenceyi yapamazdı. Onun yerinde olan başka bir adam hızla geri çekilir ve ondan özür dileyerek centilmenlik gösterirdi.

Kimse Declan'ın yerinde olamazdı.

Ve Declan bir centilmen değildi.

Pişman olmuştu, olmasına ama Eleanor'un o sözü tüm pişmanlığı alıp götürmüştü. Rızam vardı, demişti. İşte o zaman, kalbinin kırık parçalarını tekrardan onarılabileceğine inanmıştı. Eleanor kırmıştı ve belki de Eleanor onaracaktı.

Onu arkadaşının evine bıraktıktan sonra ahırın kalan kısımlarını yapmaya devam etmişti. Böylece o anları aklından silip atmayı düşünmüştü fakat yanılmıştı. Gözlerini kapatmasına bile gerek kalmadan her saniye düşündeydi. Aklına yer edinmişti bir kere, kopartıp atamazdı.

Karısından uzak geçirdiği şu üç günde hasretinden yatakları düşmediyse sonunda kavuşacağını bildiği içindi. Onu her düşündüğünde kalkmış bir sikle gezmesi bir yana onu çok özlemişti. Sırf onun orada olacağını bildiği için hazırlanıp düğüne bile gitmişti. Düğünlerden, partiler ve balolardan uzak duran bir adam için büyük bir karardı ve her saniyesine değmişti.

Çünkü karısını görmüştü.

Göğüs kısmından boynunu kadar kapatan dantelli toz pembe bir elbisenin içinde kuğu gibi süzülüyordu. Ay çiçeği rengi saçları arkasından örülmüş, çehresine birkaç tutamı düşmüştü. Onları kulağının arkasına iliştirmek için parmakları kaşınıyordu. Öyle bir gülüşü vardı ki, kalbinin kırılmış parçaları arasından çiçekler çıkmasına neden oluyordu. Hele bir de bakışı vardı. Öldüren ve yaşatan...

Tören boyunca gözü yalnızca onu görmüştü.

Bittiğinde ise onunla bir saniye bile olsa görüşeceği bir zaman bulmaya çalışıyordu. İnsanlar düğün yemeğinin yapılacağı yere -Beatrice'nin evinin arka bahçesine- gidiyordu. Bu kalabalıkta onu gözünden kaçırmamak için uğraşlar verirken Eleanor, yeni evlenen arkadaşının yanından ayrılmıyor, her istediğini yerine getiriyordu. Onu bu şekilde görmek canını sıkmıştı. Karısı kahrolası bir hizmetçi değildi! Arkadaşına destek oluyor olsa bile bu hoşuna gitmemişti.

"Tören sırasındayken yanlış gördüğümü düşünmüştüm ancak yanlış değil. Gerçekten buradasınız."

Declan başını çevirerek yanına yaklaşan adama baktı. Bay Robinson'du. O da diğerleri gibi Declan'ın yılışık olarak tabir ettiği adamlardan biri.

"Karım gelinin yakın arkadaşı. O yüzden buradayım."

"Şimdi anlaşılıyor." dedi gülerek. Declan'ın yanında yürümeye başladı. "Biliyor musunuz? Savaştan döndüğünüzden beri sizi adam akıllı tebrik edemedim. Bizler, sizin gibi cesur askerlere çok şey borçluyuz. Ailenizi geride bırakarak belki de hiç tanımadığınız insanların hayatlarını kurtarıyorsunuz. Bu vatan sonsuza dek size minnettar kalacaktır."

"Sadece her erkeğin yapacağı gibi toprağımı korudum. Ben bir askerim. Benim işim bu."

"Haklısınız tabi." Declan sıkıntıyla iç çekmemek için elinden geleni yapıyordu. "Bu arada, evliliğin size yaradığını söylemeden edemeyeceğim. Eskiye göre daha... daha mutlu görünüyorsunuz."

Declan duraksadı. Adam da onunla birlikte durmuştu. "Ne demek istiyorsunuz?"

"Sizi uzun zamandır tanırım yüzbaşı. Ailenizin vefatından sonra insanlara sırtınızı çevirdiniz. İçinize kapanıp yasınızı tuttunuz. Baksanıza, sırf o burada olduğu için buradasınız. Görünüşe göre Bayan Stanford sizi iyileştiriyor."

Bakışlarını çevirerek kalabalığın içinde eliyle koyduğu gibi buldu karısını. Sırf o burada olduğu için buradasınız. Görünüşe göre Bayan Stanford sizi iyileştiriyor. Gülüşünü izledi. Robinson'un sözlerinin haklılığı onu şaşırtmıştı.

"İzninizle." dedi ve yanından ayrılarak kalabalığa karıştı.

Bir saat geçmişti. Henüz ne Eleanor'la görüşebilmek ne de yeni evli çifti tebrik edebilmek bir fırsat yakalayamamış olması Declan'ı sinirlendirmişti. İnsanlar çifti tebrik etmek için yanlarına uğruyor ve asla gitmek bilmiyorlardı. Declan bir ara Eleanor'un ailesi ile sohbet etmişti. Tanımadığı ya da az tanıdığı diğer insanlarla yüz göz olmaktan daha güvenliydi onun için.

Eleanor'un yanına gitmek için hareketlendiğinde önü hiç beklemediği bir şekilde Teğmen Carter tarafından kesilmişti. Kaşlarını çattı, yumruklarını sıktı. ELeanor'un yanında olmasa bile koruyucu kimliğine bürünmüştü.

"Senin ne işin var burada?"

"Lütfen, kızmadan önce kötü bir niyetim olmadığını bilmenizi istiyorum. Sadece konuşmak istiyorum."

Declan'ın bakışları Eleanor'a kaydığında onun da olduğu yere doğru baktığını gördü. Tıpkı diğer insanlar gibi. Karısının gözlerindeki endişeli bakışları görmezden gelmeye çalıştı ve teğmene dönerek başıyla kenara gelmesini işaret etti.

İnsanlardan uzakta çalılıklara doğru ilerlediler. "Ne söyleyeceksen söyle. Karşıma çıkma dediğim halde neden burada olduğuna dair güzel bir sebep sun."

"Siz haklıydınız. O gece çok sarhoştum ve ne yaptığımı bilmiyordum. İnanın bana çok utanıyorum." Adam başını eğince Declan şaşırdı. "Yalan söylemeyeceğim. Eleanor'u hala çok seviyorum ve öleceğim güne dek sevmeye devam edeceğim."

Yumruklarını sıktı Declan.

"Ancak o artık sizin karınız. Bundan sonra ne size ne de Bayan- Ne de Bayan Stanford'a rahatsızlık vermeyeceğime dair söz veriyorum. Ve sözümü tutacağımdan emin olabilirsiniz. Eğer yapabilirseniz, o gece yaptıklarım için de beni affedin. İyi günler dilerim."

Teğmen Carter oradan ayrıldıktan sonra Declan biraz daha kaldı. Teğmenin sözlerini düşündü bir süre. Artık önlerine çıkmayacağını söylese de içinde kalan ufacık huzursuzluk kendini belli ediyordu. Eleanor'u sevmeye devam edeceğini söylemişti. Kahretsin!

Elinde olsa teğmenin kalbini elleriyle açar ve Eleanor'a olan aşkını söküp çıkartırdı.

Lanet olsun! Kendini hiç iyi hissetmiyordu. Çalılıkların arasından çıktığında insanların hızla bakışlarını çevirdiğini gördü. Sanki onu izlediklerini fark etmemiş gibi...

Yeni evli çiftin yanında duran karısına doğru ilerledi. Yanları vardığı gibi kolunu beline uzatarak kendine çekti. Evli çifte döndü. "Kusura bakmayın, gelmekte biraz geç kaldım. Tebrik ederim. Bir ömür boyu mutluluklar."

"Teşekkürler yüzbaşı." dedi Beatrice.

Ondan sonra kocası Harry konuştu. "Geldiğiniz için çok teşekkürler. Yakın bir zamanda sizleri akşam yemeğine davet etmek istiyoruz."

"Geliriz elbette." Dedi, gülümsemeye çalışarak. Eleanor'un belini sıktı. "Bugünlük bize müsaade edin. Tekrardan tebrik ederim."

"Ama-"

"Yüzbaşı haklı. Eve gidip biraz dinlen." Beatrice kocasının kolundan çıkarak arkadaşının ellerini tuttu. "Her şey için çok teşekkür ederim, El. Sen olmasan bugün bütün bunları yapamazdık. İyi ki varsın."

Yanaklarını öpüp ona sarıldı.

Eleanor son kez ailesi ile görüştükten sonra oradan ayrılmışlardı. İkisi de yol boyunca sessiz kalmıştı. Declan'ın sessizliği öfkesindendi ancak Eleanor'un neden sessiz olduğunu bilmiyordu. Arkadaşının düğününden erkenden ayrıldığı için kızgın olabilirdi. Ona hak verirdi ancak orada daha fazla kalamazdı.

Bahçeye vardıklarında içeriye girmek için acele etmedi ikisi de. Declan kızın huzursuz olduğunu fark edince kaşlarını çattı. Bir şey soracakmış gibi çekiniyor ve bakışlarını kaçırıyordu.

"Sor hadi." dedi.

Genç kız iç çekti. "Teğmen Carter..."

"Teğmen Carter'la ne konuştuğumuzu mu merak ediyorsun?" Declan'ın öfkesi katlanarak arttı. "Merak etme. Aşığına dokunmadım."

Eleanor başını kaldırıp ona baktığında bakışlarındaki hayal kırıklığını fark etmişti. Pişman olmuştu ama sözlerini geri almak için çok geçti.

Declan sol yanağına aldığı tokatla başını yana çevirdi.

Bunu hak etmişti.

Eleanor bir fırtına gibi yanından geçip giderken Declan tüm pişmanlığıyla bir iç çekti. Kahretsin! Neden ona böyle bir şey söylemişti ki? Eleanor teğmeni sorduğunda aklına geçen gece gelmişti. Yine onu koruyacağını sandığı için ağzından çıkanlara engel olamamıştı.

"Sikeyim!"

Hızlı adımlarla peşinden ilerledi. Kapının sertçe kapanma ve kilitlenme sesini duymuştu. Merdivenleri çıktıktan sonra kapının önünde durdu. "Eleanor?" dedi kapıyı yumruklayarak. "Aç kapıyı, konuşalım."

"Konuşacak hiçbir şeyim yok! Git buradan!"

"Seninle konuşmadan hiçbir yere gitmiyorum." Diye cevap verdi.

Sessizlik.

"Bak eğer kapıyı açmazsan kırarım. Şu üç günde yeteri kadar yoruldum zaten bir de kapıyı tamir etmekle uğraştırma beni."

Kilidin dönme sesi. Ve kapı açıldı.

"Böyle bir konuda bir de alay mı ediyorsun?"

Declan gülümsemesine engel olamadı. Kapının pervasına yaslanarak kollarını göğsünde bağladı. Genç kızın bakışlarında öfke ona meydan okuyordu. Teslim oldu. "Özür dilerim. Bazen bir şerefsiz gibi olabiliyorum ama bunu demek istemediğimi sen de biliyorsun."

"Hayır bilmiyorum. Tek bildiğim kocamın beni bir aşığımın olmasıyla suçlaması! Anlayamıyorum. Bu eve geldiğimden beri bir kere olsun ne adını andım ne de onunla görüştüm. Neden geçmişi geçmişte bırakamıyorsun? Ben unuttum, sen neden unutamıyorsun?"

"Çünkü adamın biri benim karımı sevdiğini söylüyor!" diye çıkıştı. Yaslandığı yerden doğrularak odaya adım attı. "Her şeyi kabul edebilirim ama bunu edemem."

"Seviyorsa ne olmuş? Önemli olan ben değil miyim? Önemli olan benim kimi sevdiğim değil mi?"

"Kimi seviyormuşsun?"

"Onu sevmiyorum."

Bu bir cevap değildi ama yine de bir cevaptı. Az önceye kadar olan öfkesi genç kızın tek bir sözüyle uçup gitmişti. Boşuna söylemiyordu. Bu kız hem öldürüyor hem yaşatıyordu. Declan gülümsedi. Ağır adımlarla ona yaklaştığında geri çekilmemesi bile çok şey ifade ediyordu. Tam önünde durduğunda parmaklarını çenesine götürüp başparmağıyla usulca okşadı. Eleanor'un gözleri ağır çekimde kapanırken Declan bu anın içinde ölebileceğini düşündü. Az önce öfkelenen o değilmiş gibi büyük bir huşu içindeydi. Ta ki bakışları kızın gerdanına inene dek.

Dantelin arkasından gördüğü şeyler morluktu. Parmaklarını uzatarak düğmeleri açmaya başladı. O sıra Eleanor gözlerini açmış, ne yaptığına bakıyordu. İncecik parmakları bileğini sardığında durmadı ve göğsüne kadar inen küçük düğmelerin hepsini açtı.

Kahretsin! Bunlar gerçekten de morluktu.

Bunu o yapmıştı.

Titreyen parmaklarını mor ve sarı izlerin üzerine değdirdi.

"Acıyor mu?"

Eleanor başını iki yana salladı. Declan inanmadı. Ona zarar vermişti. Sevdiği kadına...

Nasıl bu kadar gözü dönebilmişti aklı almıyordu. Bir anlık şehvetle kendini kaybetmesi yetmiyormuş gibi bir de sevdiği kadının canını yakmıştı.

Kızı arkasında bırakıp gitmeden önce son kez gözlerinin içine baktı. Tanrım! Onu çok seviyordu. Ona zarar gelmesini istemeyecek kadar çok.

*

Yüzbaşı kapıdan çıkıp gittikten sonra bir süre yatağın üzerinde oturdu Eleanor. Az önce neler olup bittiğine dair hiçbir fikri yoktu. Yüzbaşı boynunda ve göğsünde olan morluklara bakmış ve öfkelenmişti. Kendi yaptığı şeylere kızmış olamazdı değil mi? Hem neden?

O morlukları Beatrice'in evine gittiğinin ertesi sabahı fark etmişlerdi. Arkadaşı pudralamış ama tam kapatamamıştı. Eleanor da çareyi boğazlı bir elbise giymekte bulmuştu.

Yüzbaşının bu kadar kızacağı şey ne olmuş olabilirdi ki?

Sanırım uzun süre öğrenemeyecekti. Tıpkı yüzbaşının sakladığı diğer sırlar gibi.

...

"Neden atları kullanmak istemediğini anlayamıyorum. Elimizdeki sepetlerle dolaşmak zorunda kalacağız. Geri dönüşten bahsetmiyorum bile."

"Geri dönüşte sepetler boşalacağı için o kadar yorulmazsın. Eğer yorulursan sepetleri ben taşırım, Huysuz Yüzbaşı. Sen merak etme."

"Konunun sepet taşımakla alakası olmadığını iyi biliyorsun."

Biliyorum... Ama inkar edeceğim.

Eleanor elindeki ağır sepeti kucağını kaldırarak arkasına bakmadan yürümeye başladı. Bir ay geçmişti. Artık neredeyse iki aydır evlilerdi. Birbirlerine alışmışlardı alışmasına ancak hala aralarında koca bir duvar vardı. Eleanor tekrardan üzülmemek için örmüştü o duvarı ancak yüzbaşının nedenini neydi onu bilmiyordu.

Hala ayrı yataklarda yatmaya devam ediyorlardı. Onu kovan ve geri gelmesini söyleyecek olan Eleanor'du ama geri gelmesini istiyordu. Bu isteğini ise karı koca olmalarına yoruyordu.

Yüzbaşı dediği gibi ahırı genişletmiş ve söylediği hayvanları içine yerleştirmişti. Domuz hariç... Her gün onlarla ilgileniyor, kendini meşgul ediyordu.

Eleanor ise yeni yeni yemek yapmayı öğreniyordu. Yaptığı yemekler artık daha yenilebilirdi ve temizlik yaparken de ilk günkü kadar yorulmuyordu. Haftalar öncesinden yüzbaşıya evin hizmetlisinin ne zaman tekrardan işe başlayacağını sormuştu ancak aldığı cevap hizmetliyi kovmuş olmasıydı. Nedenini söylemiyordu ve yeni bir hizmetli almayı da reddediyordu. Eleanor bu konuda söylenmeyi asla bırakmıyordu. Bir gün yüzbaşının inadını kıracağını düşünüyordu.

Şimdiyse kasabanın gençleri arasında düzenlenen sahildeki pikniğe gidiyorlardı beraber. Arkadaşları bu konudan ilk bahsettiğinde Eleanor yüzbaşının onunla beraber gelmeyeceğini düşünmüştü ancak yanıldığını fark etti. Yüzbaşı daha ilk söz ettiğinde hemen kabul etmişti.

Hava güneşli ama rüzgarlıydı. Sahile vardıklarında daha önceden gelmiş olan arkadaşları koca bir çadır kurmuşlardı. Beatrice kocası Harry ile ilk gelenlerdendi. Eleanor'u görünce koşa koşa ona sarıldı.

"İyi ki geldin, katil olacaktım yoksa." diyerek kulağına fısıldadı.

Eleanor kaş işaretiyle ne olduğunu sordu. Beatrice'den "Birazdan anlarsın." diye bir cevap almıştı.

Yüzbaşı ile beraber getirdikleri sepetleri yemeklerin olduğu masaya bıraktılar.

"Eleanor? Nasılsın hayatım?" Genç kız Charlotte'a döndü. Samimiyetsiz gülüşü her şeyi açıklıyordu aslında. "İlk tepkine bakılınca gelmezsiniz diye düşünmüştüm."

Yüzbaşı arkası diğerlerine dönük sepeti boşaltmakla meşguldü. Ancak yanı başında olduğu için homurdanmasını yüksek sesle duymuş gibiydi. Eleanor gülümsedi. "Aslında gelmeyi düşünmüyordum ama yüzbaşı ısrar edince onu kıramadım. Bugünün harika geçeceğini söyledi."

Yanında duran adamın koluna girdi. "Öyle değil mi sevgilim?"

Uzun süre cevap gelmeyince kız kocasına baktı. Adam zaten ona bakıyordu.

"Öyle, sevgilim." dedi gözlerinin içine bakarak.

Kalbindeki kelebekler pır pır etmeye başlamıştı. Daha önce birçok kez bu hissi tatmıştı ve hepsinin tek bir ortak noktası vardı. Hepsi yüzbaşı tarafından gerçekleştirilmişti. O ne zaman etrafında olup, o tuhaf bakışlarıyla baktığında Eleanor'un aklı gidiyordu. Kabul ediyordu artık. Yüzbaşıya karşı adını koyamadığı garip hisler besliyordu.

"Şunlara bakın bir. Ateş çoktan bacayı sarmış."

"Dikkat edin yüzbaşım, kötü örnek oluyorsunuz." dedi erkeklerden biri, nişanlısını kendine çekerken.

İnsanlar gülümsüyordu. Eleanor utanarak geri çekildi. Yüzbaşı cevap vermeyi reddederek yaptığı işine geri dönünce o da kendine meşgul edecek bir şeyler buldu.

Getirilen yiyecekler kumların üzerine serilen büyük bir örtünün üzerine konuldu. Çift olanlar yan yana, bekarlar ise diğer bir yana oturmuş yemeye başlamışlardı. Yüzbaşı tıpkı evde olduğu gibi burada da Eleanor'u elleriyle beslemesi diğerlerinin bakışlarını üzerlerine çekmişti. Yüzbaşı asla olduğundan farklı biri gibi davranmaya çalışmaz ve kimsenin gözünü boyamakla uğraşmazdı. Zaten insanların bakışlarını fark edince utanmıştı.

"Sizi böyle görünce nasıl mutlu oldum anlatamam, Eleanor. Senin adına hepimiz çok seviniyoruz." dedi Freya.

"Öyle." diye destekledi Charlotte. "Aklıma ne geldi. Bugün aslında Teğmen Carter ve yeni eşini de çağırmıştık ancak Teğmen Carter gelemeyeceklerini kesin bir dille söyledi. Karısı mı rahatsızmış ne? Yalan söylemek gibi olmasın ama pek inanmadım."

Eleanor yüzbaşının parmaklarının belini sıkıca kavradığını hissetti. Onu korumak istiyormuş gibiydi. Ne kadar isteseler de onların olduğu her yerde teğmenin sözü de olacaktı.

"Haklı olabilirsin, Char. Çoğumuz onu bir ya da iki kez gördük."

"İlk geldiği gün görmüştük."

"Ben de markette gördüm. Birlikte alışveriş yapıyorlardı." dedi Charlotte.

"Hazır lafı açılmışken ne soracaktım sana." Beatrice kıza döndü. "Küçükken hep bizden önce evleneceği söyler dururdun. Hayırlısıyla düğün ne zaman?"

Genç kızın yüzü gözle görülür derecede kasılmıştı. Beatrice bıyık altından gülüyordu.

"Sezonun daha açılmadığını hepimiz biliyoruz."

"Aslında biz sezonu çoktan açtık." dedi Eleanor, büyük bir gururla. Bu bahar evlenen ilk çift onlardı.

"Doğru ancak sezonun gerçekten açılması için kralın duyuru yapması gerekiyor. Rahmetli kraliçe vefat ettikten sonra kral bu sezonu açmakta biraz gecikti. Belki de hiç açmayabilir."

"Öyle olur mu? Açmak zorunda. Birçok bekar bunu bekliyor."

"Eleanor, kardeşin Eileen de bu sezonu bekliyordu değil mi?" Charlotte, hiç duraksamadan zehirlerini akıtmaya devam ederken Eleanor, Beatrice'in ne demek istediğini yeni anlıyordu.

"Öyleydi." dedi sadece. Devamını getirmeyince Charlotte şaşırtıcı derecede üstelememişti. Bu cevabın onu yeterince küçük düşürdüğüne inanmıştı.

Öğlenin geri kalanında Charlotte'un ufak ufak laf sokmaları devam etmişti ancak Eleanor, onu gözden gelmeyi başarmıştı. Elbette yakın arkadaşının ve kocasının da yardımlarıyla.

Erkekler arasında oyunlar düzenlenmiş ve hepsinde de yüzbaşı galip gelmişti. Onları köşeden izleyen kadınların arasında kendini öyle gururlu hissetmişti ki utanmasa koşa koşa boynuna atlayacaktı. Öğleden sonrası tam da söz verdiği gibi harika geçmişti. Yıllar sonra hatırlanacak güzel anılar biriktirmişti. Hepsi de yüzünü güldürmeyi başaran yüzbaşının sayesindeydi.

Bölüm Sonu!

Bir şey söylemek istiyorum, Teğmen Carter aslında kötü bir adam değil. Hırs olsun diye değil, Eleanor'u gerçekten seviyor. Ama aldatma kırmızı çizgimizdir. Ne kadar iyi olursa olsun, aldatma kabul edilemez. Bunu da buradan yazayım istedim.

Robinson'u aslında gerçekten yılışık bir tip olarak yazacaktım ne ara böyle oldu anlamadım. Hikayeye kalıcı olarak eklemeye karar verdim. Yani daha çok göreceğiz onu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.