İçeriğe geç

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 12 · 12 dk okuma

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 12

Tadilat

Eleanor bu öğlen uzun zamandır görmediği arkadaşıyla görüşmek istemişti yalnızca. Fakat bu görüşme çok farklı yerlere gitmiş ve sonunda kendini huysuz yüzbaşıyı kıskanırken bulmuştu.

Eve kadar nasıl geldiğini bilmiyordu. Düşüne düşüne kafayı yiyecek raddeye gelince onu kıskandığını kendisine itiraf etmişti. Declan onun kocasıydı ve her ne kadar severek evlenmemiş olsalar bile, o kızlar onun hakkında bu denli edepsizce konuşamazlardı. Bir sonraki görüşmelerinde onlara bunun hesabını soracaktı.

"Aletim yalnızca karımı ilgilendirir."

Bu söze ne demeliydi peki?

Kızarmaktan bir domates gibi göründüğüne emindi artık. Beatrice haklıydı. Bu adam niyeti bozmuştu, belliydi.

Onu kendine çekip sırtıyla göğsünü birleştirdiğinde bir anlığına nefesinin kesildiğine emindi. Dokunduğu her yerde alıştığı ateşin izlerini bırakarak kendinden geçmesine neden olmuştu. İlk defa bir erkeğin ona bu denli yaklaşmasına ve dokunmasına izin veriyordu. Herkesin bahsettiği ama onun yeni hissettiği bu haz akıl durduran cinstendi. Öyle ki inlediğine bile emindi, hem de iki kez!

Alt taraflarında bir ıslaklık hissediyordu. Göğüs uçlarının belirginleştiğinden emindi çünkü korsesinin içinde canını yakıyordu.

Saçlarını önünden çekip boynunu sıkmıştı. Koca elleri boynunun yarısını tutuyordu, acıtmadan. Adamın dudakları boynuna değdiği an varlığının her bir zerresinin dile geldiğine şahit oldu.

Declan.

Declan.

Declan.

Hızla geri çekildi dokunuşundan. Yorgun olduğunu bahane edip yatağının içine girdi ancak aklında az önce yaşananlar vardı. İlkti bu. İlk defa deneyimlediği bu his ona çok farklı hissettiriyordu. Genç kız olmaktan çıkıp gerçek bir kadına dönüşmüş gibi...

Bir anlığına. Yalnızca bir anlığına aralarındaki bu zoraki evlilik durumunu unutmuş, dokunuşlarıyla kendinden geçmesine izin vermişti. Böyle hissettiği için iki yüzlü gibi hissediyor ancak kendine engel olamıyordu. Huysuz Yüzbaşısının dokunuşları ve hatta öpücüğü bile çok hoşuna gitmişti.

Beatrice'in sözleri geldi aklında. Belki de onu daha yakından tanımaya çalışmalıydı.

*

Uyandığında geceydi. Gözlerini açmak için uğraşlar verirken neden uyandığını anladı. Birisi adını sesleniyordu. Tamamen uyandığında dirseklerinden güç alarak başını kaldırdı. Yanı başındaki adam çoktan uyanmış gibi görünüyordu.

"Kim bu?"

"Burada kal."

Eleanor, yüzbaşının kalkıp giyinmesini izledi. O odadan çıktıktan sonra aşağıdan bir kez daha ses duyuldu. Bu Teğmen Carter'dı! Adını sesleniyordu!

Hızla yataktan kalktığı gibi pencerenin önüne çıktı. Gerçekten oydu. Elinde içki şişesiyle bir o yana bir bu yana sallanıyor, ayakta zor duruyordu.

Kenarda duran pançoyu üzerine attığı gibi odadan çıktı. Aklında yüzbaşının teğmene zarar verme düşüncesi vardı. Tanrı aşkına! Gecenin bir vakti, sarhoş bir vaziyette neden buradaydı? Canını hiç mi önemsemiyordu. Yüzbaşı onu öldürürdü.

Açık kapıdan dışarıya çıktığında yüzbaşıyı, teğmenin yakasını kavrarken bulmuştu. Fazla düşünmedi ve koşarak onu durdurdu.

"Lütfen ona zarar verme."

Yüzbaşını kafasını çevirip ona öyle bir bakış atmıştı ki korkudan hızla geri çekilmişti.

"İçeri geç!"

Sadece ses tonu bile ona itaat etmesine sebep olurken hızlı adımlarla tekrardan içeriye girdi. Kapıyı kapattığı gibi duvarlarda hala yanmakta olan gaz lambasını eline alarak pencerenin önüne geçti ve onları izlemeye başladı.

Eleanor çok korkmuştu. Adamın bakışları öylesine deliciydi ki bir an teğmene değil de ona zarar vereceğini sanmıştı. Bunu gerçekten yapar mıydı? Bile bile canını acıtır mıydı?

Buradan ne konuştuklarını duyamıyordu ancak arkası dönük halinden bile ne kadar öfkeli olduğu anlaşılıyordu. Nasıl öfkeli olmasındı ki? Eğer aynı şey Eleanor'un başına gelseydi o da bu kadar sakin kalmazdı. Yüzbaşının geçmişinden bir kadın gece vakti çıka gelse... Düşüncesi bile kötüydü. Yüzbaşıya hak veriyordu ama teğmene bir şey yapmasına da gönlü rıza vermiyordu. Teğmen ona ne yapmış olursa olsun, canını ne kadar yakmış olursa olsun onun kötülüğünü isteyecek biri değildi Eleanor.

Yüzbaşının teğmeni yere ittiğini gördü. Ona vuracağını sanmıştı ama böyle bir şey olmadı. O gittikten sonra yüzbaşı arkasını dönmemişti. Eleanor korkmaya başlamıştı yeninden. Onlar evlenmeden önce insanların yüzbaşıdan korkmalarının bir sebebi olduğunu biliyordu. Acımasız diyorlardı onun için. Savaştayken düşman askerlerine yaptığı işkencelerle tanınıyordu. Kalbi olmadığını söyleyen bile vardı. Şimdi böyle bir adam Eleanor'a ne yapardı?

Yüzbaşı arkasını döndüğünde Eleanor pencerenin önünden ayrıldı. Lambayı fiskosun üzerine bırakarak onun gelmesini bekledi. Çok geçmeden kapı açıldığında içeriye girmişti. Burnundan soluyordu. Kendini dizginlemeye çalışıyor ama başaramıyordu.

Eleanor korkuyla bir adım geriledi.

"Onu hala seviyor musun?"

"Ne?"

"Cevap ver!"

Yüzbaşı bağırdığında Eleanor korkuyla sıçradı. Onu ilk defa bu denli öfkeli görüyordu. Ancak unuttuğu bir şey vardı. Babası onu kocasından korkan bir kadın olarak yetiştirmemişti. Kimse ama hiç kimse ona sesini yükseltemezdi.

"Hayır!" dedi, birkaç adım öne çıkarak.

Onu sevmeyi bırakması kolay olmamıştı ama bunu başarmıştı. Evli bir adamı sevmeye devam edemezdi, üstelik kendisi de evliyken.

Yüzbaşının gözlerini kapatıp bir soluk vermesini izledi. Bu cevabı duyduğuna rahatlamış gibi davranıyordu. Sonra tekrardan o ses tonunu kullandı, bu sefer biraz daha ılımlıydı sanki. "O zaman neden onu korumak istedin?"

"Çünkü, onunla aramızdaki geçmiş-"

"Geçmiş deme!"

"İyi! Zamanında aramızda birtakım şeyler dönmüş olabilir ama zarar görmesini isteyecek kadar kötü biri değilim. Eğer engel olmasaydım ona yapacaklarını tahmin edebiliyordum. Onu öldürecektin!"

"Onu korudun." dedi, alçak bir ses tonuyla. Kendi kendine konuşuyormuş gibi.

"Onu korumadım. Ona zarar vermene engel oldum. İkisi farklı şeyler."

Sessizlik odayı kapladı. Eleanor neden kendini açıklama gereği duyduğunu bilmiyordu. Tek bildiği ona inanmasını istemesiydi. Teğmen Carter'ı artık sevmiyordu. Şu ana kadar onu aklına bile getirmediğini fark etti. Onu unutmuştu. Belki de tahmin ettiğinden çok uzun zaman önce.

"Bundan sonra ben senden aksini isteyene kadar evden dışarı çıkmayacaksın!"

"Ne?"

"Beni duydun." Ellerini belinin iki yanına yerleştirmişti.

"Duydum." dedi. "Sanırım beni yanlış anladın. Sen otur dediğinde oturacak, kalk dediğinde kalkacak biri değilim ben. İstediğim zaman dışarı çıkacağım ve sen de buna karışamayacaksın."

"Bak bakalım dışarı çıkabiliyor musun?"

"Sen kimsin ki buna engel olacak?"

"Ben senin kocanım!"

"Yani?" Kollarını göğsünde bağladı. "Bu neyi değiştirir? Kocam olabilirsin ama sahibim değilsin. Ben de her istediğini yerine getirecek kölen değilim. Yarın dışarı çıkacağım, gör bak."

"O zaman sonuçlarına katlanırsın."

Meydan okur gibi o da kollarını göğsünde bağladığında Eleanor öfkelendi. Evli olmaları ona patronluk taslayacağına anlamına gelmiyordu. Kendini ne sanıyordu bu adam?!

Kendini durduramadı ve bağırdı. "Senden nefret ediyorum!"

"İnan bana, biliyorum."

Daha fazla dayanamayıp oradan ayrıldı. Odasına çıktığında kapıyı arkasından kilitleyerek yatağa uzanmıştı. Bedeni öfkeden titriyordu. Bu onların ilk ciddi kavgalarıydı. Eleanor, Teğmen Carter ile olan geçmişinin bir gün, gün yüzüne çıkacağını biliyordu ancak bu şekilde olacağını hiç tahmin etmemişti.

Kalbi huzursuzdu. Bunun sebebi yüzbaşı ile kavgası mıydı bilmiyordu. Onun sessiz hallerine o kadar çok alışmıştı ki ona bağırmasından hiç hoşlanmamıştı. Hem neden anlamadan dinlemeden ona kızmıştı ki? Eleanor'un ne suçu vardı?

"Senden nefret ediyorum!"

"İnan bana, biliyorum."

Bununla ne demek istemişti? Sanırım hiçbir zaman öğrenemeyecekti.

Bir ses duyunca hızla arkasını döndü. Yüzbaşı kapının kulpuna asılıyordu ancak kilitli olduğundan açamıyordu. Onun yastığını alarak yataktan kalktığı gibi kapıyı açtı.

"İşte." dediği gibi yastığı adamın kucağına bıraktı.

"Bu ne demek şimdi?"

"Bu gece benimle yatmıyorsun demek. Üzgünüm, yanlış oldu. Bundan sonra ben senden aksini isteyene kadar benimle yatamayacaksın demek!" Ardından kapıyı adamın suratını kapatmıştı.

"Eleanor, şakanın hiç sırası değil. Aç şu kapıyı!" Yüzbaşı kilitli kapıyı yumruklarken Eleanor sinsice gülümsüyordu. Yüzbaşıyı kızdırmak işin eğlencesiydi. "Eleanor!"

Yüzbaşı bir kez daha yumrukladı kapıyı. Açılmayacağını anlağında kapıya tekme atarak bağırmıştı.

"Çatlak!"

"Huysuz!"

Eleanor ayak seslerinden çıkarmıştı gittiğini. Yatağına uzanırken hak etti diye düşündü. İyi yapmıştı ve pişmanlık duymuyordu.

*

Ertesi sabah uyandığında ilk olarak yanındaki boşluğa baktı. Birkaç gün olsa da onunla uyuyup uyanmaya alışmıştı ve şimdi yokluğu ona tuhaf hissettiriyordu. Dün yaşananlar aklına gelince hızla toparladı kendini. Yataktan kalkıp babasının ona özel olarak diktirdiği yeşil renkli elbisesini giydi. Sarı saçlarını toplayıp ensesinde dağınık bir topuz yaptıktan sonra eldivenlerini ve şemsiyesini alarak odadan çıktı.

Merdivenleri inerken mutfaktan gelen sesleri duyabiliyordu. Kapıya ulaşmadan göz ucuyla yüzbaşının bir şeyler kızarttığını gördü. Göz göze geldiler. Eleanor bakışlarını hızla çekerken sırtını dikleştirdi ve kapıya ilerledi.

"Demek gerçekten gidiyorsun? Seni uyarmama rağmen."

"Dün gece kendimi açıkça ifade ettiğimi düşünüyorum." dedi çenesini dik tutarak. Ona bakmayı reddediyordu. Böylece yüzbaşı ne kadar ciddi olduğunu anlayabilecekti.

"İyi." Dedi Yüzbaşı, Eleanor'u şaşırtarak. "Git hadi, durma. Döndüğünde bıraktığın şeyleri yerinde bulamazsan beni suçlama sakın."

Genç kız hayretle ona baktı. Neyden bahsediyordu bu adam?

Hayır! Onu düşündürmesine ve tedirgin bir şekilde etrafta dolanarak gününü mahvetmesine izin vermeyecekti. Ona iyi günler diledikten sonra evden çıktı ve ailesinin evinin yolunu tuttu.

Başta babası olmak üzere ailesi onu görünce çok sevinmişlerdi. Onun eşliğinde güzel bir kahvaltı yaptılar. Ardından babası Bayan Amoy'a iki fincan kahve yapmasını isteyerek onu bahçeye çıkarmıştı.

"Sanırım benimle evliliğim hakkında konuşacaksın."

Yaşlı adam güldü. "Her zaman en akıllı olandın. Biraz da sinsi."

"Baba!"

"Tamam, tamam. Doğru bildin, seninle evliliğin hakkında konuşmak istiyorum." Tebessüm etti. "O gün geldiğinde yanına çıkmak istiyordum ancak yüzbaşıyı annem ve Steve ile yalnız bırakmak istemedim. Şimdi söyle bakalım, nasıl hissediyorsun? Yüzbaşı sana iyi davranıyor mu?"

Eleanor içten bir gülümseme sundu babasına. "Davranıyor."

Dün gece yüzbaşı ile yaptığı kavgayı babasının bilmesine gerek yoktu. Bunu anlatarak onu üzmek istemiyordu.

"Yanlış seçim yapmadığımı bilmek beni rahatlattı."

Eleanor, yüzbaşı ile evlenme sebebini asla unutamazdı. Eğer babası istemeseydi bu evlilik asla gerçekleşmezdi. Babasını suçlamıyordu. Yüzbaşı olmasaydı er ya da geç başka biri ile evlenmesi gerekecekti.

"Yüzbaşının neden benimle evlendiğini biliyor musun baba?" Uzun zamandır düşünüyordu. "Kimse, başkası istedi diye tanımadığı biriyle evlenmez."

"Sana bir şey söylemedi mi?"

"Bir keresinde sormuştum ama cevap vermedi."

"O halde hiçbir fikrim yok, güzel kızım." dedi adam. "İyi anlaşıyor musunuz?"

O an Eleanor'un aklına birbirlerini yıldırmak için yaptıklarını oyunlar geldi. Yukarıya doğru kıvrılan dudaklarını babası görmüştü. Öğleden sonraya kadar sorduğu sorulara verdiği cevaplarla babasını tatmin etmişti. Çoğu onu üzmemek için biraz çarpıtılmıştı ancak babasının yüzündeki gülümseye değdiğini düşünüyordu.

Babasına ve diğerlerine veda ettikten sonra evine döndüğünde onu farklı bir manzara bekliyordu.

Henüz tepedeyken bile görünen atlı yük arabası Elenaor'un kaşlarını çatmasına neden olmuştu. Bahçeye vardığında ahıra girip çıkan adamı fark etti. Arabadan sırtladıkları tahtaları ahıra götürüyorlardı. Ellerini silkeleyerek ahırdan çıkan yüzbaşıyı gördü.

"Neler oluyor? Bu adamlar da kim?"

"Tadilat." diyerek cevap verdi yüzbaşı. "Ahırı genişletiyorum. Bu beyefendiler de bana yardımcı oluyor."

Ahırı mı genişletiyor?

"Neden?"

Yüzbaşı yük arabasına doğru ilerledi. İki tane tahtayı birden omuzuna koydu ve ahıra girmeden ona cevap verdi.

"Bu sabah birden aklıma geldi. Kahvaltıdan sonra gidip Rodhey'e bir arkadaş aldım. Bir de iki tane keçi ve iki tane tavuk." Durdu. Düşünüyormuş gibi yaparak Eleanor'un neredeyse kalpten gitmesine neden olacak o cümleyi kurdu. "Ha bir de bir tane domuz."

Yüzbaşı ahırın içinde kaybolurken Eleanor olduğu yerde kalakalmıştı.

"Ne?!"

Dudaklarından dökülen sesini tanıyamadı. O kadar öfkelenmişti ki öfkesine hakim olamıyordu ve bedenini ele geçirmesine izin veriyordu. Bir domuz! Domuz!! Bu kesinlikle kabul edilemezdi.

Topuklarını yere vura vura ahıra ilerledi. Çıkan adamlardan biri ona çarpmamak için hızla kenara kaymak zorunda kalmıştı. Yüzbaşıyı az ileride adamlardan biri ile konuşurken buldu. Görgü kurallarını umursamadan konuşmaya başladı.

"Bir domuz, öyle mi? Bir domuz!"

Adam karı koca kavgasına dahil olmak istemediğinden diğer işçilerle ahırdan çıkmıştı. Onlar gittikten sonra yüzbaşı genç kıza döndü.

"Evet. Bir domuz, at, iki keçi ve iki tavuk." Dedi alay eder gibi. "Dediğim gibi, ahırı genişletiyorum. Bu harika fikir, sen gittikten hemen sonra aklıma geldi. Harekete geçmek için zaman kaybetmedim. Tadilat bittikten sonra hayvanları buraya getireceğim. Onların bakımıyla yakından ilgilenirsin, değil mi karıcığım?"

"İlgilenmek mi?" Eleanor şimdi anlıyordu. Yüzbaşının sabahki sözlerini hatırladı. Gitmesini istemediği halde sözünü çiğneyerek dışarı çıktığı için onu cezalandırıyordu.

"Evimi bir domuz yuvasına çevirmene izin veremem!"

Topuğunu yere vurdu. Şu an yüzbaşıya karşı o kadar öfkeliydi ki onu bir domuz çamurunda boğabilirdi.

Yüzbaşının kaşları havalanınca ağzından çıkan kelimenin farkına vardı. Evim demişti. Hem de hiç zorlanmadan. Burayı evi gibi benimsediğini artık itiraf ediyordu.

"Evimizi bir domuz yuvasına çevirmiyorum."

"Evet, çeviriyorsun! Bir ata daha katlanabilirim ama domuza? Her yeri çamur yapacak! Keçilerden bahsetmiyorum bile, tavuklar her sabah ötecek!"

"Tavuklar ötmez."

"Her neyse. Demek istediğim bu hayvanlara bakamam. Yapamam."

"Yaparsın."

"Yapamam!" diye bağırdı. "Ahırı istediğin kadar büyütebilirsin ama hayvanları içeriye sokamayacaksın."

"Yoksa?"

"Yoksa..." Diyecek bir şey bulamadı. Sonra yüzbaşının sözlerini hatırladı. "Yoksa sonuçlarına katlanırsın."

Hah! Harika bir cevap vermişti. Sözünü dinlemediği için onu bu şekilde cezalandıracağını sanıyorsa çok fena yanılıyordu. Ve ona yanıldığını göstermekten de çekinmeyecekti.

Yüzbaşının gözlerinin içinin parladığına şahit oldu Eleanor. Tek kaşı havalanıp dudakları yukarı kıvrılmıştı. Bu bakış kızı korkuttu. Geri adım atmasına neden oldu.

"Tanrım. Seni meydan okurken görmek beni delirtiyor."

Ses tonundaki tahrik yanaklarının kızarmasına neden olmuştu. Gelen yutkunma ihtiyacını giderdi. Adamın yeşil irisleri hızla dudaklarına kayınca istemsizce dudaklarına ıslattı. Bakışlarının anbean koyulaşmasına ilk defa şahit oluyordu.

Korktu, yine de belli etmedi.

"Ben söyleyeceğimi söyledim. O havyanlar buradan içeriye girmeyecek, o kadar!"

Eteğini savurarak ahırdan çıkarken sırtında adamın delici bakışlarını hissedebiliyordu.

Eleanor restini çekmişti çekmesine ancak yüzbaşı lakabının hakkını layıkıyla yerine getiriyordu. Tuttuğu adamlar aralıksız sabah akşam tadilata devam ediyorlardı. Bazı zamanlar o kadar gürültücü oluyorlardı ki bırakın uyumayı gözlerini kapatması bile bir mucize oluyordu.

Yüzbaşının uyuduğundan da şüpheliydi. Yemek haricinde eve geldiğini bile görmüyordu. Çok çalışıyordu. Bazen uzaktan öylece onu izliyor, dinlenmeden çalıştığı için ona kızıyordu. Yorulduğu zaman elindeki aletleri bir kenara atarak dinlenmesi için azarlamak istiyordu. Ama yapamazdı. Bir kere ona yardım etmeyeceğini açıkça dile getirdikten sonra kendi sözleriyle çelişemezdi.

Eleanor yalnızca yemekleri hazırlayıp masanın bir kenarına bırakıyor ve yüzbaşının almasını bekliyordu. Yüzbaşı ise yalnızca teşekkür edip yiyecekleri çalışan adamlara götürüyordu.

Aralarındaki bu sessizlikten nefret etmeye başlamıştı artık. Onunla konuşmasını istiyordu. Tartışmalarına bile razıydı, yeter ki onunla konuşsun.

Adı üstünde, huysuz yüzbaşıydı o. Huysuzluğunu elden bırakmıyordu.

Fakat unuttuğu bir şey vardı. Eleanor o huysuzun karısıydı. Onunla konuşması için her yolu denerdi. Tıpkı şimdi olduğu gibi.

Güneş tepede kavurucu sıcaklığıyla boy gösterirken Eleanor'un bacaklarında derman kalmamıştı artık. Tepeyi çıkmak gittikçe zorlaşıyordu. Şemsiyesini kaldırıp peşinden gelen çocuğa baktı. Ellerinde ki paketlerle o da yorulmuş olmalıydı. Ancak dinlenemezdi. Çocuğa acele etmesini söyleyerek hızlandı.

Bu sabah kahvaltıdan sonra erkenden kasabaya inmişti. Birkaç gün sonra olan Beatrice'in düğünü için yeni kıyafetler almıştı. Ve yanında da birkaç fuzuli kıyafet. Sadece yüzbaşıyı kızdırmak içindi.

Bahçeye vardıklarında ahırın tavanından inen yüzbaşıyı fark edince adımlarını kaplumbağa hızında yavaşlattı. Yüzbaşı eldivenlerini çıkarıp bir ona bir de arkasındaki oğlan çocuğuna bakıyordu.

"Kim bu oğlan?"

"Bayan Sharma'nın çırağı. Yeni aldığım kıyafetlerimi taşımama yardım ediyor."

"Ne kıyafetiymiş bunlar?"

"Biliyorsun, hafta sonu Beatrice evleniyor. Giyecek doğru düzgün kıyafetim de kalmamıştı hem. İkisini aradan çıkartmak istedim. Harika bir alışveriş oldu." Dedi yapmacık bir gülümsemeyle. Eve doğru ilerliyordu ki durdu ve arkasını döndü. "Bu arada, çırağa ödemeyi yapmayı unutma."

Yüzünde memnuniyet gülümsemesiyle evden içeriye girdiğinde şemsiyesini kapatarak kenara bıraktı. Ardından şapkasını ve eldivenlerini çıkartıyordu ki kapı sertçe açıldı. Neyse ki bunu bekliyordu. Ağırca arkasını döndü.

Yüzbaşı kucağındaki paketleri yere atmıştı.

"Ne yapıyorsun? Daha yeni aldım onları!"

"Asıl sen ne yapıyorsun? Az önce çırağa verdiğim para bizim bir aylık geçimimizi sağlıyordu. Delirdin mi sen? Bu kadar kıyafeti bütün kasaba için aldın herhalde. Çünkü bunları giymenin imkanı yok!"

"Neden öyle diyorsun?" Uzanıp yerdeki paketleri kaldırdı. "Tabi ki de hepsini kendim için aldım. Seni düşünmediğim için böyle davranıyorsan yanıldığını söylemeliyim. Elbette seni düşündüm. Bak, bunları senin için aldım."

Eleanor paketlerin içinden çıkardığı beyaz dantelli geceliği kaldırarak ona gösterdi.

"Bu senin gözlerin için."

"Ne?"

"Bakabilirsin ama dokunamazsın."

Bölüm Sonu!

Annem göster ama elletme dedi KSHDVIGVKFG

Aralarındaki işler iyice kızışmaya başlıyor, mart ayı gelmiş kediler gibi yazmazsam bunları ne olayım... AJVJKFDVDFGOFG

Bölüm nasıldı, yorumlarınızı buraya yazabilirsiniz.

Oy vermeyi unutmayın sakın, yalnızca bir saniyenizi alacak :)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.