İçeriğe geç

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 11 · 11 dk okuma

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 11

Sarhoş Aşık

"Eleanor?!"

"Beatrice!" Genç kız uzun bir aradan sonra gördüğü arkadaşına sıkı sıkı sarıldı. "Seni çok özledim."

"Ben de seni çok özledim!"

Eleanor ailesine gittiği günün ertesi günüydü. Öğlen saatlerinde güneş, en tepede asaletiyle göz kamaştırıyordu. Hanımlar ve beyler bu güzel günde evde kalmayıp gezintiyle oyalanırken Eleanor da bu günü en yakın arkadaşı ile geçirmek istemişti. Sabah kalkar kalkmaz yüzbaşı ile konuşmuş ve onayını almıştı. Kahvaltısının ardından özenle giyinip evden ayrılmış, doğruca arkadaşının evine varmıştı.

"İyi ki geldin. Harika bir sürpriz yapmış oldun bana."

"Birlikte yürüyüş yaparız diyordum."

"Şapkamı ve eldivenlerimi alıp hemen geliyorum. Bekle burada."

Beatrice tekrardan eve girerken Eleanor gülümsedi. Arkadaşının en çok da bu heyecanlı hallerini özlemişti. Ona anlatacağı o kadar çok şeyi vardı ki sabırsızlanıyordu. Yürüyüşe kadar biraz daha bekleyebilirdi sanırım.

Dakikalar sonra arkadaşı ona katıldığında koluna girerek sahile doğru yürümeye başladılar. Eleanor en yakın arkadaşı ile birlikte olduğu için o kadar mutluydu ki gülümsemeden duramıyordu. Yakında yanaklarının ağrıyacağına emindi ancak umursamadı. Buna değer diye düşündü.

Eleanor ve Beatrice, çocukluklarından beri ilk defa bu kadar ayrı kalıyorlardı. Birbirilerine yıllar gibi gelen ayrılığın ardından anlatacakları çok şey vardı. Önce Eleanor başladı, evliliğin ilk akşamı yalnız yattığından tutup yüzbaşı ile aralarındaki garip çekime kadar her şeyi anlatmıştı. Beatrice'in hakkında bilmediği hiçbir şey yoktu, bu yüzden ona bir şey anlatırken asla çekinmiyordu.

"Yani... O iş olmadı ha?"

Bea bıyık altından gülmemek için kendini zor tutuyordu. Dirseğiyle arkadaşını dürttü. Eleanor utanmıştı, onun da arkadaşından bir farkı yoktu.

"Hayır." dedi, yalnızca.

Başka biri aynı soruyu sorsa muhtemelen cevap bile veremezdi. Beatrice'nin yanındayken kendini kendi gibi hissediyordu. Hiçbir baskı ve roller olmadan... Rahattı.

"Doğruyu söyle, olmasını ister miydin?" Beatrice'in sorusu nefesini kesmişti. "Anlattığına göre yüzbaşı istiyor gibi. Senden ayrı yatması falan bahane bence. Hem ne derler bilirsin, erkekler numaracı yaratıklardır."

"Kim demiş bunu, ben bilmiyorum."

"Boş ver orasını. Sen istiyor musun, istemiyor musun onu söyle?"

Cevap vermeden önce bekledi. Beatrice'e hiçbir zaman yalan söylememişti, şimdi de aynısını yapacaktı. "Bilmiyorum." dedi, utana sıkıla. "Biz evliyiz değil mi? Böyle olması gerekiyor, karı kocalar bunu yapar. Ama bir yanım istemiyor, korkuyorum. Evlendiğim adamı tam anlamıyla tanımıyorum ve tanımadığım bir adamla birlikte olmak, ondan bir çocuk sahibi olmak istemiyorum. Ya onu sevmediğim için çocuğuma da aynı sevgiyi veremezsem?"

İki genç kız konuşa konuşa sahile kadar gelmişlerdi. Eleanor içinde tuttuklarını arkadaşına anlatınca biraz olsun rahatladığını hissetti. Bunlar onun gerçek düşünceleriydi.

"Neden böyle söylüyorsun? Sürekli yüzbaşıyı tanımadığını, sevmediğini söylüyorsun. Siz artık evlisiniz. Aynı evi paylaşıyorsunuz, aynı yatağı paylaşıyorsunuz. Birlikte bir ömrü paylaşacaksınız. Neden yüzbaşıyı tanımayı denemiyorsun?"

Beatrice söyleyene kadar bu duruma hiç bu yönden bakmamıştı. Biraz düşündü. Eğer yüzbaşıyı biraz olsun tanımaya karar verirse aralarında dönen tuhaf sessizliği tamamen ortadan kaldırabilirdi. Evet, bunu yapabilirdi.

"Sebastian ile aranızda olanlar çok eskide kaldı. Artık onu sevmediğini biliyorum. Belki de yüzbaşıya bir şans vermelisin. Onu sevmeyi denemelisin?"

Yüzbaşıyı sevmek mi? Onu tanımak bir yanaydı sevmeye çalışmak bir yana. Eleanor bunu asla yapmazdı. Yapamazdı.

"Bilmiyorum Bea. Artık bunu konuşmayalım. Düğüne çok az kaldı. Neler yapılacak ondan bahsedelim biraz. Düzeltmeleri için verdiğin annenin gelinliğini terziden aldın mı?"

"Eleanor, Beatrice?"

İkilinin sohbeti onları çağıran arkadaşları tarafından bölünmüştü. Kızlar, onlara kimin seslendiğine baktılar. Çoğu bekar olan bir grup genç kız sahilde piknik yapıyordu. Yanlarına vardıklarında boş olan minderlerin üzerine oturdular.

"Kızlar, ne yapıyorsunuz burada?" Beatrice sordu, meyve tabağına uzanıp kirazlardan birini Eleanor'a verdi, diğerine ağzına attı.

"Bu güzel günü değerlendirelim istedik. Her gün evde el işi yapmaktan çok sıkıldık, öyle değil mi?" Konuşan Charlotte'tı. Diğerleri de ona katıldı.

"Bu yıl sosyeteye tanıtılmadan önce bekarlığımızın tadını çıkaralım dedik."

Her yılın bahar mevsiminde genç kızlar evlenmek amacıyla, sosyeteye tanıtılırdı. Eskiden kralın annesi, kraliçe Megan kızların tanıtılmasıyla bizzat kendi ilgilenirdi. Ancak öldüğü için yerine kimin geleceği meçhuldü. Kralın bu tarz şeylerden hoşlanmadığı da aşikardı elbette. Eleanor'un ailesi bu yıl küçük kızları Eileen'i sosyete tanıtmayı çok istemişti. Ancak Eleanor'un nişanlılığı için çok para harcadıklarından, genç kızı ancak gelecek sene sosyeteye hazırlayacaklardı.

"Seni gördüğümüz iyi oldu, Eleanor. Evlilik hayatı nasıl gidiyor?"

İşte beklenen soru da gelmişti.

Eleanor, Charlotte'a baktı. Merakla ağzının içine bakan diğer kızlardan farklıydı. Charlotte her zaman farklı olmuştu. Çocukluklarından beri babasının varlıklı olmasından kaynaklanan havalı tarzı birçok kızın yanında durmasına ve birçoğunun da ondan nefret etmesine sebep olmuştu. Elenaor ve Beatrice, nefret edenlerden yanaydı.

"Güzel." dedi omuzlarını silkerek. Sahte bir gülümseme takındı yüzüne. "Hatta düşündüğümden daha iyi. Yüzbaşı harika bir adam, benimle çok güzel ilgileniyor."

Kızlar şaşırmıştı. Eleanor onları biraz daha şaşırtmak istedi. "Yorgun olduğum zamanlarda yemeğimi o yapıyor. Beni elleriyle besliyor."

"Kim düşünürdü, o soğuk, buz dağı kılıklı adamın içinden pofuduk bir ayı çıkacağını?"

"O soğuk değil!" diye savundu Eleanor, alınmış gibi yaparak oyununa devam etti. Kızlar kahkaha atmaya başlamışlardı. "Sadece insan sevmiyor. Elbette ben hariç."

"Daha evleneli bir hafta olmadı mı? Ne ara bu kadar ilerlediniz anlayamadım." Charlotte fitili ortaya bırakmıştı. Ateşi diğerlerinden geldi.

"Çoğumuz Teğmen Carter ile evlenip bir yuva kuracağını düşünürken sen bir ters köşeyle yüzbaşı ile evlendin. Adamın komutanıyla!"

"Gerçi, ben her zaman teğmenin çapkın olduğunu seziyordum. Doğru çıktı, bakın."

"Kendiniz söylüyorsunuz işte, teğmen sadakat nedir bilmeyen bir adamın tekiydi." Beatrice, arkadaşının elini tutup ona destek oldu. "Eleanor ondan kurtulduğu için çok şanslı. Yüzbaşı Stanford, El'e çok değer veriyor. Şu zamanda kim böyle bir kocayı bulmuş, söyleyin bana."

"Doğruyu söylüyorsun Beatrice." Dedi Ellen, daha sonra Eleanor'a baktı. "Aramızda en yeni evlenen sensin. Melissa'nın ağzının sıkı olduğunu iyi biliyorsun. Söyle hadi, dedikleri kadar var mı?"

"Ne var mı?"

"Hadi ama Eleanor? Yüzbaşıyı diyor. Dedikleri kadar var mı? Göründüğü kadar güçlü kuvvetli mi?" dedi bir başkası, bu sefer.

"Anlamıyorum."

"Aman canım, sen de. İlk gece seni çok zorladı mı onu soruyorum. İri adamlar hakkında ne derler bilirsin."

Eleanor'un yanakları utançtan kızarırken kızlar hep bir ağızdan sessizce aynı şeyi söyledi.

"İri adamın iri şeyi olur."

Bu sözü hiç bilmiyordu Eleanor. Hem nereden çıkmıştı ki bu konu şimdi? İri adamın iri şeyi... Aklına düşen anıları defetmeyi isterdi ama yapamadı. Küvette kucağına oturmuş onu yıkarken, ilk defa birlikte uyuyup uyandıkları sabah yüzbaşının sertliği hissetmişti. Utansa da kabul edebiliyordu, iriydi.

Fakat elbette bunu kimseye söyleyecek değildi. Özellikle de bu dedikoducu kızlara...

"Kızlar!" dedi, uyarıcı bir tonda. "Bakıyorum, görmeyeli iyice edepsiz olmuşsunuz."

"Ne var bunda canım? Hepimiz çocukların nasıl yapıldığını biliyoruz." Diğer kızlar Ellen'i onayladı. "Tamam, peki. En azından acıdı mı onu söyle?"

"Yüzbaşı Stanford fazla yüklenmemiştir umarım. Ne diyorum ben? Yüzbaşıdan bahsediyoruz. Tüm gücünü kullandığından eminim." Charlotte'un sözleriyle hepsi kahkahayı basmıştı.

Bugünlük eğlence buraya kadarmış diye düşündü, Eleanor.

İçinde güçlü bir öfke yayılmaya başlamıştı. Neydi buna sebep olan? Muhakkak yüzbaşı hakkında konuştuklarıydı. Öfkeliydi çünkü onun hakkında konuşmaya özellikle de en mahrem yeri hakkında konuşmaya cüret etmişlerdi. Eleanor dayanamayıp bir bahane uydurarak kızlarından yanından ayrıldı. Onunla beraber kalkan Beatrice'e veda ederek hızla evinin yolunu tuttu.

*

Declan, iki haftaya yakın şu kısacık zaman içerisinde karısına o kadar alışmıştı ki onun yoklunda kendine uğraş bulmakta zorlanmıştı. Sabah ona gelip dışarı çıkmak istediğini söylediğinde öyle masum bakıyordu ki gönlünü kırmaya cüret edemedi. Şimdi ise keşke kırsaydım diyordu, böylece yanında kalmış olurdu.

"Saçmalama Declan!" diye kızdı kendine.

Küvetten çıkıp kurulandı. Aşağıdan dış kapının kapanma sesini duyunca Eleanor'un geldiğini anladı. Gülümsedi. Gideli birkaç saat olmuştu ama onu özlemişti. Merdivenleri çıktığını ayak seslerinden duyuyordu. Hemen sonra kapıda belirdi. Başı yerde, kendi kendine mırıldanırken gittiği yere bakmıyordu bile. Declan'ın çıplak göğsüne çarpınca kendine gelmişti.

Çatılmış kaşlarıyla adamın çıplak göğsüne bakarken öyle sevimli görünüyordu ki Declan'ın tebessüm etmesine sebep oldu.

"Bu kadar iri olmak zorunda mıydın? Küçük ve cılız olsaydın keşke."

Ağzının içinde konuşmuştu ama yine de onu duymuştu.

"Ne?"

"Ne, ne?"

Anlamazlıktan geliyordu. Declan aralarındaki çok az mesafeyi de bir adımda kapattı. "Az önce ne söyledin sen öyle?"

"Hiçbir şey?"

"Eleanor?"

Söylemek istemiyor gibiydi ancak içinde de daha fazla tutamadı. "Sahildeki kızlar senin ne kadar iri olduğundan bahsettiler. Dediler ki..." Declan söylemesi için tek kaşını kaldırdı. "Dediler ki, iri adamın şeyi de iri olurmuş."

Ne?

Sahildeki kızlar benim aletim hakkında mı konuşuyor?

Declan'ın kafası karışmıştı. Eleanor bugün arkadaşı Beatrice ile yürüyüş yapacağını söyleyerek evden ayrılmıştı. Demek ki sahile kadar yürümüşlerdi. Onlara başka kızlar da katılmış olmalıydı ya da onlar diğerlerine katılmıştı ve bir şekilde bu alet konusu ortaya çıkmıştı.

Genç kızlar bir araya gelince böyle konular konuşuyorlardı demek.

Eleanor'un çatık kaşlarından, bu durumdan pek hoşlanmadığı anlaşılıyordu. Bir dakika! Eleanor, Declan'ı mı kıskanıyordu?

Declan kızın yüzüne baktı bir kez daha.

Kesinlikle kıskanıyordu!

Eğer kıskanmasaydı, bu kadar sinirli gözükmezdi değil mi? Sonuçta Declan onun kocasıydı, onu kıskanabilirdi. Evet, evet. Kesin kıskanmıştı. Şu an onun önünde olmasaydı sesli bir kahkaha patlatabilirdi.

Toparladı kendini. Eleanor'un önünde kendini siki inmeyen bir ergen gibi göstermeye gerek yoktu.

"Aletim o kadınları ilgilendirmez."

"Aynen öyle!"

"Aletim yalnızca karımı ilgilendirir."

"Ne?"

Eleanor sonunda başını kaldırıp ona bakabilmişti. Ela gözlerini kocaman açmış, utançtan yanakları kızarmıştı. Böyle olunca ona olan sevgisi daha çok kabarıyor, müptelası olduğu dudaklara uzanmamak için kendini zor tutuyordu.

Kız ondan uzaklaşmaya çalışmadan önce elini kızın beline atarak sırtını göğsüne yasladı. Leylak kokusu burnuna dolunca sesli bir iç çekti. Aklı almıyordu, bu koku olmadan bunca yıl nasıl yaşamıştı?

Hiçbir şey yapmadan kollarını kızın karnına sarılıyken, baştan çıkarıcı o kokuyu içine çekmeye başladı.

Kızın karnına sardığı parmakları usul usul tenini okşarken diğer eli karnından boynuna doğru bir yol izlemeye başladı. Parmakları saniyelik olarak göğsüne temas ettiğinde Eleanor'un dudaklarından dökülen inleme ile kulaklarına bayram ettirmişti.

Ufak bir duraksamanın ardından parmakları saçlarına uzandı ve onları nazikçe sırtından aşağı sarkıttı. Artık bembeyaz boynu açıktaydı. "Bu sefer benden kolay kurtulamayacaksın." Kızın boynunu acıtmayacak şekilde sıktığında Eleanor bir kez daha inlemişti. Declan uzandı ve gülümsemesini kızın boynuna bastırdı.

Cennet.

Düşünebildiği tek şey dudaklarını cennete değdirdiğiydi.

Tenlerinin birleştiği o noktada güneş ve ay bir araya gelmiş gibiydi. Yüreğinin kafesi açılmış ve binlerce kuş kanat çırparak özgürlüğe kavuşmuş gibi.

Eleanor elini ateşe tutmuş gibi hızla çekilmişti. Başını kaldırıp ona bakamıyordu bile. "Ben- Benim uykum var. Küvetteki suyu sen boşaltır mısın?"

"Bu saatte ne uykusu bu böyle?"

Eleanor yatağa girerek sırtını ona dönmüş ve battaniyeyi boynuna kadar çekmişti. "Yorgunum." demişti, kısık çıkan sesiyle de.

Üzerine gitmek istemedi Declan. Birbirlerine alışmaları için zaman gerekliydi. Ve Declan ona bu zamanı vermeye hazırdı. Hissedebiliyordu. Eleanor da ona alışıyordu. Yavaş yavaş, diye düşündü. Yavaş yavaş...

*

Onları tatlı uykularından uyandıran kaba bir sesti. Asker olduğu için savaş günlerinden kalma alışkanlığı nedeniyle ilk Declan kalkmıştı yataktan. Başını çevirip yanında uyuyan kıza baktı. Gözlerini kırpıştırarak uyanmaya çalışıyordu. Bir ses daha duyuldu dışarıdan.

Yumruklarını sıktı Declan.

Eleanor da hepten uyanmıştı. Dirseklerinden destek alarak başını kaldırdı.

"Kim bu?"

"Burada kal."

Declan yataktan kalktığı gibi üzerine bir şeyler giyinip yatak odasından çıktı. Dışarıdan sesler gelmeye devam ediyordu. Öfkeden gözü dönmeye başlamıştı. Dış kapıdan çıktıktan sonra onunla karşılaştı. Karısının eski nişanlısıyla!

Üstü başı dağınık, ayakta bile duramıyordu. Elindeki içki şişesi olmasa öteden bile anlaşılırdı sarhoş olduğu. İçip içip onların başına bela olmaya karar vermişti anlaşılan.

"Ne istiyorsun gece gece? Canına mı susadın?"

"Sevdiğim kadını istiyorum!" Declan'ın tepesi attı. "Eleanor nerede? Onu göreceğim!"

Adamın yakasına yapıştı. "Karımın adını o soysuz ağzına alayım deme!" Ona bir yumruk atacağı sırada koluna sarılan incecik parmaklar onu durdurmuştu. Eleanor onu durdurmuştu!

"Lütfen ona zarar verme."

Kalbinin kırılma sesini duydu. Binlerce parçalara ayrılmış kalbi artık tuzla buz olmuştu.

Omuzunun üzerinden ona baktı. Onu gerçekten koruyor muydu? Declan onun kocasıydı, yine de onu aldatan eski nişanlısını mı koruyordu?

Hala onu seviyor.

"İçeri geç!"

Sesinin bu kadar korkutucu çıkacağını kendisi de bilmiyordu. Kızın gözlerindeki korkuyu gördükten sonra eve girmesini izledi. Kapının ardından kapanma sesini duyduğunda tekrardan elleri arasında duran adam baktı.

"Ne tür bir onursuz adam aldattığı kadının evine gitmeye cüret eder? Onunla konuşmayı bırak, yüzüne bakmaya bile cesareti nereden alır?"

Teğmenin gözleri yarı kapalıydı ama onu duyduğundan emindi. Elindeki şişeyi çekip bir kayaya fırlatarak parçalanmasına neden oldu. "Bu mu senin cesaretinin kaynağı? Bir şişe içki mi?"

"Sadece onu görmek istiyorum." Baygın gözleri gaz lambasının aydınlattığı odanın penceresine kayınca, Declan onu silkerek kendisine bakmasını sağladı. "Onu çok seviyorum."

"Eleanor benim kadınım. Benim karım!" diyerek sesini yükseltti. "Eğer seni şuracıkta öldürmüyorsam bil ki evde bırakıp geldiğin hamile kadın yüzündendir. Ne onu ne de karnında ki çocuğu hak etmiyorsun sen! Beş para etmez adamın tekisin. Eğer birazcık gururun kaldıysa karının yanından ayrılma ve ayağımın altında dolaşma. Yoksa seni gördüğüm yerde gebertirim."

Declan yakasından tuttuğu adamı sertçe itti ve yere düşmesine sebep oldu. İşaret parmağını ona doğrulttu.

"Seni daha önce uyarmıştım. Bu son uyarım. Seni bir daha ne evimin ne de karımın etrafında görmeyeceğim, anladın mı beni? Aksi takdirde tanrı şahidim olsun, cesedini tanınmayacak halde bulurlar."

Declan öfkeliydi, kızgındı. Teğmen Carter'ı çok uzun zamandır tanırdı. Omuz omuza savaştığı askerlerinden biriydi. Aynı zamanda da sevdiği kadının, karısının eski nişanlısıydı. Onları başından beri bir duvar gibi ayıran gerçek buydu. İkisi de aynı kadını seviyordu.

Yüzünde tiksintiyle ona baktı. Yerden kalkmaya bile hali yoktu. Teğmen Carter nihayet yerden kalkıp son kez eve baktıktan sonra arkasını dönüp karanlıkta kaybolmuştu. Declan hala öfkeliydi. Neyse ki bu olaya şahit olacak hiçbir komşusu yoktu. Bir de onların ağızlarına laf olmak istemiyordu.

Arkasını dönüp eve girmeden önce sakinleşmeye çalıştı. Eleanor ile yüzleşmeden önce öfkesini kontrol altına almasına ihtiyacı vardı.

Derin derin nefesler aldı.

Canı yanıyordu.

Eleanor kalbini istese, çıkarıp verirken bile bu kadar acıtacağını sanmazdı.

Bölüm Sonu!

Bir sonraki bölümde yüzleşme var! Kavgalarımız olduğu yerden devam ediyor...

Beni bilen bilir kaos olmadan yapamam. Bu bölüme de ekleyeyim dedim ssdudyfgyugd

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.