"Kaner!"
Üç, dört el silah sesi gelmesiyle dışarıdan bir kez daha Kaner'in adı duyulmuştu
"Dağılın etrafa!" Sesler bir öncekinden daha gür duyulurken olduğum yerde durmuş korkuyla kapıya bakmıştım!, ama ne olduğu yada kimlerin geldiği hakkında en ufak fikrim dahi olmazken gelen her kim ise Kaner'in evinin önünde sıkmaya ve evi abluka altına almaya cesarat edebiliyordu!, merdivenleri koşarak çıkmamla hızla odaya girmiş yatağa yönelmiştim, Şehnaz hanım ve Haşir ağa yüzünden evde tek başıma kalırken bu olanlar onların suçuydu!, evi ve beni korunaksız bırakmışlardı!
Yatağın üzerindeki telefonu almamla Kaner'i ararken camdan'da dışarıyı kolaçan ederken lanet telefon açılmıyordu!
"Hadisene!, aç"
"Açtım söyle!"
"Konağa gelenler var Kaner!"
"Bunun için'mi aradın İzem ağırlayın o zaman!"
"Saçmalama Kaner!" Kaner'in saçma sapan cümlesine sakin kalamazken bağırmıştım
"Düzgün anlat sende!"
"Gelen adamlar silahlılar, konağın etrafını sarıyorlar!"
"Ne demek silahlılar?"
"Sen duymuyormusun beni yoksa anlamakmı istemiyorsun?"
"Adamlar nerde?"
"Yoklar!"
"Ne demek yoklar?" Kaner sürekli ama sürekli soru sorarken çıldırmak üzereydim ama anlamadığım leb demeden leblebiyi anlayan Kaner ağa bugün hiçbirşey anlamak istemiyordu sanki!
"Annengil korumaları alarak Sadri ağaya yardıma gittiler, konakta sadece ben varım!"
"Kahretsin!" Kaner dişlerinin arasından fısıldayarak konuşsa'da ne dediği gayet açık duyulmuştu
(Silah sesi!) Bir el daha silah sıkılmasıyla Kaner bağırırken kornaya deli gibi basıyordu
"İzem kendini koru!"
"İçeri girmek üzereler Kaner!"
"Geliyorum!, ben gelene kadar ne olursa olsun koru kendini!"
"Çabuk gel!"
"Beni dinle İzem!"
"Tamam"
"Dolapta yorganların altında silah var onu al!"
"Nee?"
"İkinci silahım evde onu kullan!" Kaner'e birşey demeden telefonu kapatmamla hızla dolaba gitmiş ve dolabın kapaklarını açmamla bırakırken yorganı kaldırmıştım ama burada olmazken bir yorgan daha kaldırmıştım ve işte Kaner'in ikinci silahı burada olurken vakit kaybetmeden almış şarjörü çıkarttıp bakmıştım, silah dolu olurken hızla geri takmış ve kapıya yöneldim!
Odadan çıkmamla konağın kapısı kırılmasıyla içeriye takım elbiseli ve eli silahlı adamlar girerken elimdeki silahın sürgüsünü çekmiş merdivenlere yönelmiştim!
Az önce koşarak çıktığım merdivenleri şimdi yavaşça inerken tanımadığım adamlar avluya girmişler etrafa dağılmışlardı ama kimse evlere girmezlerken arkalarından giren adamla herkes önlerini bağlamış tetikte bekliyorardı, avluya inmemle sonradan gelen adama silahı doğrultmamla birlikte diyer adamlarda silahlarını doğrulturken namlunun ucundaki adam silaha ardından gözlerime bakmıştı
"Kimsiniz?" Cümlemle birlikte adam dudağının kenarıyla gülümserken gözlerindeki ifade nefretti!, ne kadar beni gafil avlamaya çalışsa da düşecek enayi değildim!
Adam orta yaşlarda olurken beyaz saç ve sakalıyla kendine has tarzı vardı!,
"Size sordum!" Sorumla birlikte bir adım öne doğru giderken namluyu adamın alnına dayanmıştım, ama adam bana mısın demezken elini kaldırmasıyla diğer adamlar silahları indirmişlerdi
"Kaner nerede?"
"Kimsin?"
"Kaner nerde?" Adam cümlelerini yavaşça söylemesiyle ne o bana nede ben ona cevap verirken silahın horozunu indirmiştim ama asla geri atma gibi bir düşünce dahi olmazken dişlerimi sıkmış bir cevap bekliyordum
"Çıkın evden!"
"Ne o?, Kaner seni' mi tuttu yoksa?"
"Ne saçmalıyorsun?" Sorumla birlikte başımı hafif yan çevirirken adam etrafa bakınıyordu
"Kaner evinde koruma bırakmayacak kadar aptal deyil!, yoksa evin koruması sen misin?"
Adam cümlelerini yavaşça ve düşünerek söylerken derin bir nefes vermiş başını gök yüzüne çevirmişti
"Demek bu kadar güveniyor sana!"
Adam cümlesini söylemesiyle hızla bana bakarken elimdeki silaha hamle yapmasıyla geri çekilmiştim, adamın hamlesi boşa düşmesiyle adam bir kez daha adım atmasıyla silahın üstünden tutarken tekme atmaya yeltenmemle yediğim tokatla yere savrulmuştum!
"Bana karşı duramazsın?"
"Defol evimden!"
"Ah sizler ne kadarda her şeyi benimsiyorsunuz?" Karşımdaki adam yüzündeki tiksintiyle konuşurken başını yavaşça sallamış ve devam etmişti
"Hani kimsin diye soruyordun ya söyleyeyim ben Abdullah bin zaid!"
"Her ne haltsan beni alakadar etmez anladın mı?"
Abdullah denen adam cümlemle öfkelenirken hızla yanıma gelip hizama çözmüş saçlarımı tutmuştu
"Bırak!" Ne kadar canımın yandığını belli etmemeye çalışsam da sesime yansımasına engel olamamıştım!
"Canın mı yandı?" Adamın cümlesiyle dirseğimle karın boşluğuna vurmamla Abdullah saçlarımı bırakırken geri sendelemişti!
"Ne o canın mı yandı?" Abdullah denen adamın cümlesini kullanarak ona karşı alayla söylerken adeta karşımda deliriyordu!
"Şerefsiz!" Abdullah Bin Zaid ayağa kalkmasıyla belindeki silahı çıkartıp bana doğrultmuştu!
"Kaner seni yaşatır mı sanıyorsun?"
"Vayy Kaner ha!"
"Sakın!" Kaner'in sesi duyulmasıyla Abdullah denen adamın bakışlarımı boşluğa düşmüş sanki gelecek cümleyi bekliyordu
"İndir o silahı!" Diğer adamların hedefi bu sefer Kaner olurken Abdullah Bin Zaid silahı indirmeden arkasına dönüp bakmıştı!
Abdullah'ın hedefi ben Kaner'in hedefi Abddullah Bin Zaid'di ama Kaner Abdullahın yüzünü görmesiyle olduğu yerde şaşkınlıkla bakarken Abdullah kinle bakıyordu
"Kaner ağa!" Abdullah Kanerin ismini adeta fısıldayarak söylerken Kaner doğrulttuğu silahı yavaşça indirmişti
"Hoş geldin!" Abdullah sanki nasıl davranacağını arıyormuşcasına her bir sözünü tartarak söylerken gözlerini bir an bile ayırmamıştı Kaner'in gözlerinden
"Bırak silahı!" Kaner bana bakarak söylediği cümleyle Abdullah bin zaid omzunun üzerinden bana bakmıştı
"Hayatı çok mu önemli?"
"Bırak onu!" Kaner silahı bir kez daha kaldırmasıyla dişleri arasından fisıldarken Abdullah Bin Zaid alayla gülmüştü
"Ahaha!" Abdullah bin zaid ciddileşmesiyle yüzündeki tebessüm kaybolmuştu
"Ben seni böyle bilmezdim Kaner!"
Kaner'in gözleri kısılmasıyla başını yan çevirirken adeta gözleriyle soruyordu sorusunu!
"Konağın çalışanıyla kırıştıracak bir adam olduğunu"
"Haddini aşma Abdullah ağa!" Kaner dişlerini sıkarak sarf ettiği cümleyle Abdullah alayla gülümsemişti
"Kırıştırdığın kadına bu kadar değer verirsen o ölür!" Abdullah cümlesini söylemesiyle baş parmağıyla silahın horozunu indirmişti
"Sakın!" Kaner'de konuşmasıyla silahın horozunu indirirken boğazına oturan yumrukla adem elması kaymıştı
"O benim karım" Kaner bir kaç dakika durup zorlanarak söylediği cümleyle gözlerim dolmuştu, cidden beni bu kadar'mı istemiyordu, söylemek bu kadar mı zordu?
"Ne?"
"Karıma kaldırdığın silahı indir!" Kaner cümlesiyle silahı hafif çevirirken Abdullah'ın gözlerine bakıyordu
"Evlendiğini bilmiyordum Kaner ağa!"
"Şimdi öğrendin!" Abdullah bin zaid bana bakmasıyla başını eğerken silahı indirmişti indirmesine ama bakışları elimde takılı kalmıştı
"Yüzük olmayınca!"
Kaner silahı indirmesiyle bakışları elime kayarken öfke saçan gözleri gözlerimi yakmaya başlamıştı!
"Tek mesele yüzükmü?" Öfkeyle bağırmamla ayağa kalkmış Abdullah denen adama bir adım atmıştım
"Sen konağı bastın!"
"Biz varken sana ne hacet konuşmak gelin hanım!" Abddullah bin zaid bağırmasıyla susmak zorunda kalırken
destek çıkması için Kaner'e bakmıştım ama o bana yardım etmesi, destek olması gerektiği yerde elini kaldırmış susmamı istemişti!
"İzem yukarı çık!"
"Neden?"
"Yukarı çık dedim!" Kaner'in bağrışıyla dişlerimi deli gibi sıkarken arkama bakmadan avludan gitmiş ve merdivenleri çıkmaya başlamıştım!
"Hadsiz!" Kendi kendime fısıldayarak konuşurken son basamağı da çıkmış odaya gelmiştim, kapıyı açmamla arkamdan çarpıp kapatırken geri açılması bir olmuştu
"Yüzüğün nerede?" Kaner kapıyı kapatmasıyla bana hesap sorarken istemsizce gözlerim kısılmıştı
"Sen mi soruyorsun bunu?"
"Soruyorum tabi, kocanım senin!"
"Sen kocam olduğu için değil Abdullah denen adam laf ettiği için delirdin!" Kaner işaret parmağını gözlerimin önünde sallarken bana doğru bir adım atmıştı
"Bana bak İzem beni delirtme o yüzük parmağından çıkmayacak!"
"Sende bana bak Kaner, bana başkasının ağzıyla bağırma!" Cümlemle birlikte Kaner'e bir adım atarken aynı ses tonuyla cevap vermiştim
"Sen git ilk önce evine silahlarla giren adama hesap sor!"
"Öylemi?"
"Öyle!" Bağırmamla Kaner kolumu tutmuş kendine çekmişti
"Şuan akıl verecek en son kişi sensin!"
"Neden buradasın o zaman"
"Çünkü senle uğraşmam gerekiyor, eğer sen rahat dursan ona hesap soracam!" Kaner her cümlesinde biraz daha yaklaşırken benimle birlikte yürüyordu ve her adımda geriye doğru giderken bacaklarım yatağa çarpmıştı
"Ama ben seninle uğraşıyorum" Kaner kaçacak yerimim olmadığını gayet iyi bilirken bu fırsatı kaçırmıyordu!
"Uğraşma!" Cümlemle birlikte nefesim Kaner'in yüzüne çarparken yutkunmasıyla gözlerini kapamış ve hızla aralamıştı, Kaner gözlerini gözlerimde gezdirmesiyle tek bir kelime dahi etmeden arkasını dönüp giderken kapıyı sinirle açıp odadan çıkmıştı
"Manyak ruhlu!" Cümlemle geriye bir adım daha atmaya yeltenmem dengemin alt üst olmasına yeterken hızla yatağa düşmüştüm
Yatağa oturmamla ellerimi iki yana koyduğumda avucumun arasına değen soğuklukla irkilirken hızla elimi kaldırıp avucuma değene bakmıştım ama yanımdaki Kaner'in delirme sebebi olurken kendisi öfkeyle çıkıp gitmişti!
Düştüğüm yerden kalkmazken yataktaki yüzüğü almış bakıyordum, anlamıyordum neden benim değerim bu kadardı?, Kaner beni görmezken onun için sadece fazlalıktım hele ki ona karşı olan hislerimi dile getirdikten sonra hiç bir şey değişmemişti dahası her şey sarpa sarmıştı
"Off!" Verdiğim derin nefesle birlikte oturduğum yerden başımı yan çevirip camdan dışarıya bakmıştım, dışardan odaya ışık süzülürken sanki ben karanlıkta kalmıştım, sanki koca bir çukura düşmüş ve orada çırpınıyordum
"Dolunay şahidimiz olsun onunla birlikte her gün battığımıza, ama asla güneşin doğuşu ne sana nede bana şahitlik edemesin, etmesin!"
Kulaklarımda yankılanan sözümle birlikte başımı aşağı yukarı sallamıştım, gerçektende öyleydi güneş doğmuyordu ve sürekli karanlıkta kalıyordum, kalmayada devam edecektim, boğazıma oturan yumrukla oturduğum yerden kalkmış cama doğru gitmiştim, Kaner Abdullah denen adamla birlikte hararetli bir şekilde konuşurken Abdullah başıyla işaret etmesiyle adamların bir kaçı avludan çıkmışlardı, belliydi kudretli adamdı ve Kaner'inde saydığı biriydi ama kimdi yada ne için gelmişti bilmiyordum.
"Nasıl evime gelirsin Abdullah ağa!"
Kanerin bağırdığından dolayı cümlesi duyulurken biraz daha cama yaklaşmıştım ama karşısındakinin ne dediği duyulmuyordu!.
"....Sen istedin!" Abdullahın belli belirsiz cümlesi duyulurken Kaner üstüne doğru yürümüş ve işaret parmağını tehdit vari sallamıştı, pencereden ayrılmamla kapıya yönelirken Kanerin sözü aklımdan çıkmak bilmiyordu ama o dedi diyede durmayacaktım!
Kapıdan çıkmamla Kaner ve Abdullah konaktan çıkarlarken arkalarındanda adamlar çıkmıştı, nereye gidiyorlardı şimdi bunlar?, konağın kapısı kapanmasıyla merdivenleri hızla insem de içimdeki korku kendini belli ediyordu, kimseler olmazken Kaner onlarla birlikte yalnızdı, kapıyı açmamla etrafta tek bir koruma dahi olmazken bomboş sokak da sadece uzaklaşan araçların sesi vardı!
Başımı çevirmemle kapı önünde çalışır vaziyette duran Kaner'in aracı olurken konağın kapısını arkamdan kapatmamla araca gitmiş ve hızla binmiştim, belliydi Kaner adamları görmesiyle her şeyi bırakarak içeri girmişti ama anlamadığım birşey vardı neden onların aracıyla gitmişti!
Gaza basmamla yola çıkarken beni fark etmemeleri için arama mesafe koymuştum!
"Nereye gidiyorsunuz?" Direksiyonu biraz daha sıkmamla gaza yüklenirken adamlar her defasında arayı daha fazla açıyorlardı!
"Hadi ama!"
"Bir hayat yeter bize!"
Radyoda kısık seste çalan müzik kulağıma gelmesiyle bakışlarım radyoya kaymıştı,
"Çok bile ikimize!"
istemsizce elim radyoya giderken sesi biraz saha açmıştım
"Bir hayat yeter bize
Durmadan arar insanoğlu
Bulamaz, mutsuzdur çoğu!"
Kaner'in bir kere benim yanımda dinlediği ve eşlik ettiği kürtçe bir şarkı aklıma hücum ederken bugün teyipte çalan müzik öncekinde farklıydı!, hem Kaner bu tarzı sevmezken teyipte çalan aşk müziği kaşlarımın çatılmasına sebep olurken öndeki araca bakmıştım, araçlar ikiye ayrılırken ben hangisini takip edecektim, Kaner hangi araçta onu bile bilmezken onlar farketmişmiydi beni?, hangisini düşünmem gerekiyor onu bile bilmezken yol ayrımında kalmıştım!
KANER KAMİROĞULLARI
"Sağdan!" Şoför tarif ettiğim yönden giderken Abdullah bin zaid bırak birşey demeyi bakışlarını bile değdirmiyordu gözlerime
Şoför sağa dönmesiyle Abdullah ağa dudaklarını aralamış derin bir nefes vermişti, işte böyle!, ne kadar uzakta olursan ol hayat yine kaçtığın yere getiriyordu!
"İlerde dur!" Dudaklarımdan çıkan soğuk cümlelerle bakışlarımı bir an bile Abdullah Bin Zaid'in üzerinden çekmemiştim ama Abdullah Bin Zaid'in bakışları hep dışarıdaydı!, belkide benim dışarıya bakmama nedenim buraları ezberlediğim içindi ama Abdullahın bakma sebebi bilmediğinden değildi asıl sebebi korkuğuna gitmesiydi ve sadece kendini hazırlıyordu!
Şoför durmasıyla Abdullah bana bakarken bu sefer ben bakmamış dışarı bakmıştım, kapı aralanmasıyla soğuk rüzgar içeriye dolarken araçtan inmiş ve ellerimi pantolonun cebine sokmamla başımı gök yüzüne çevirmiştim, burası bir başkaydı kokusu, havası kısacası herşeyi!
Mesela her zaman soğuktur burası yazın bile sıcak olduğunu görmemişimdir!, yanımda karaltı hissetmemle başımı eğerken Abdullah yanımda yerini almış bakıyordu etrafa
"Değişmiş' mi?"
Koskoca Şırnak aşiretin ağası tek bir kelime dahi edemezken sadece susuyordu, hem de az önce bana kükreyen, meydan okuyan Abdullah Ağa'nın eseri bile yoktu!
Bakışlarım etrafa kaymasıyla her yere, her zerresine bakmış ve başımı iki yana sallayarak kendi cevabımı kendim vermiştim!
"Ben her yıl, her gün geliyorum ama değişen hiçbir şey yok!"
"Evlenmişsin ama?" Sanki İzem' i gösterircesine başıyla işaret ederken gözleri benden bir cevap bekliyordu ama cümlesi bir soru olmazken başımı yavaşça aşağı yukarı sallamıştım
"Gelmişsin!"
"Geldim, her şeye rağmen geldim Kaner ağa!" Abdullah bin zaid yüzündeki acıyla konuşurken içindeki öfke durmak bilmiyordu, onu en iyi ben anlardım çünkü aynı şeyi yaşamıştık ben kendi töremizin yüzünden, Abdullah Bin zaid benim yüzümden kaybetmişti!
"Eyvallah!"
"Yoo!" Abdullah bin zaid cümlesini adeta fısıldayarak söylerken elindeki sigarayı yakmış ve ciğerlerindeki dumanı dışarıya vermişti!
"Sadece eyvallah değil Kaner ağa ben bedel ödedim, hem de en ağrından, senin elinden!"
"Bende ödedim, ödemediğimi' mi sanıyorsun!"
"Hangimizinki daha acı Kaner!" Abdullah sadece ismimi söylerken gözlerimdeki buğu kendini belli etmişti
"Herkesin acısı kendine, benimki bana büyük seninki sana!"
"Doğru dersin ben karımı toprağa koydum' da geldim, sen ise toprakta kalmışsın!"
"Kaldım!, hem' de öyle bir kaldım' ki saplandım adeta!, üç canımın canı burada"
"Onlar deyil!" Abdullahın cümlesiyle mezarlıktaki bakışlarım Abdullaha kayarken susmuştum sadece!
"Senin olman lazımdı!"
"Ahh!" Gözlerimi kapatmamla boğazımdan kaçan iniltiye engel olmamıştım
"Doğru, onların olması gereken yerde ben, benim olduğum yerde onlar olmalıydı!"
"Ama olmadı Kaner ağa!" Başımı kaldırmamla mezarlığa bakarken gözümden bir damla yaş düşmüştü
"Sen ölmedin ama!"
"Yaşamak ölmedi demekmi Abdullah!"
"Sakın!' Abdullah sigarayı iki parmağı arasında sıkıştırdığı eliyle işaret ederken kendisi bir adım bana yaklaşmıştı
"Seninle asla eskisi gibi olmayacaz Kaner!, o yüzden sakın konuşurken sadece ismimi kullanma!"
"Buraya kolaymı geliyorum sanıyorsun ha!, hergün ayaklarım sürünerek geliyor, anam burada olduğu yetmezmiş gibi ablam'ı, Alizimi koydum!"
"Sakın karımın adını alma ağzına!" Abdullah bin zaid sigarayı atmasıyla yakama yapışırken bakışlarımla Abdullahı işaret ederek tekrardan konuştum
"Neden girmiyoruz biliyormusun?, neden burada durduk?"
"Zorlama!"
"Çünkü biliyorum buraya girip ablamın karşısına benimle çıkmazsın!"
"Bunu anladığın iyi olmuş!"
Adullahın cümlesiyle yakamdaki ellerini tutup hızla çekerken savurarak bırakmıştım!
"Sen kolay sanıyorsun ama değil!, şu hayatta bir tek ben kaldım enişte!, sevdiğim herkesi aldı bura!" İşaret parmağımla mezarlığı gösterirken "Aliz'de burada, hemde nerde biliyor musun?" Bağırmamla Abdullah ağa'yı göğsünden vurarak iteklemiştim
"Annem ve Dilda'nın tam ortasında!"
"Dilda burada ise senin yüzünden!"
"Ben sadece o kurtulsun istedim!"
Aslında ikimizde haklıydık ama bunu kimse kabul etmezken suçluyu arıyorduk!
"O kurtulsun diye benimle evlendirdin, Mardin'den ayırdın Şırnağa gönderdin ama kader, senin felaketin bırakmadı onun yakasını!"
*
"Kaner geliyorlar!"
"Gelsinler bakalım!" Yaver'in cümlesiyle elimdeki mermileri şarjöre takarken avucumun içinde takılmayı bekleyen mermiler birbirine çarpıyorlardı!, Yaver telefonu cebine koyarken bir an bile üstümden ayırmadığı bakışlarıyla her hareketimi izliyordu
"Bu arada Haşir beyler güvenli eve geçtiler meydan senin artık!"
"Geriye kazanmak kaldı o zaman!"
"Haşir ağa önünden çekildi, kazanırsan kazan dedi ama diyer ağalar ve aşiret'den bazıları bu kadar kolay kabulleneceklerini sanmıyorum Kaner!"
"Babam müsade etti onlara ne hacet! elbet kabullenecekler!" Cümlemle birlikte başımı kaldırıp Yaver'e bakarken Yaver yüzünü buruşturarak başını iki yana sallamıştı
"Ezman!" Yaver Ezam'ın ismini zikretmesiyle devamını getirmezken gözlerini kaçırarak derin bir nefes vermişti
"Ezman saten sana kinli buna müsaade etmez Kaner!"
"Müsaade isteyenmi var?" Cevabımla bu sefer başımı sallayan ben olurken dudağımın kenarıyla cıklamıştım
"Kendisi yurt dışında onunla bununla gezerken anca Kamiroğulları aşiretin parasını yemeyi bilir o!"
"Ama ağalık başka Kaner!, paradan önce şan şöhret getirir adama!"
"O ilk önce Mardin'in yolunu bulsun daha sonra şan şöhreti elde eder!"
"Sen bilirsin ama Ezman'ı sen gönderdin buradan hatırlatırım! ve para yemesinin nedeni buraya gelmemesi için!
"İstersen neden gönderdiğimi bir kere daha açıklamayayım!, ayrıca hak benim, Ezman'ın değil!"
Cümlemi söylememle şarjörü yerine takmış ve avuç içimle hızla vurarak kapatmıştım
"Zor olacak ama evelallah halledecez!"
Yaver bana bakmak yerine belindeki silahı çıkartmış mermiyi namluya sürmüştü
"Halledecez!" Cümlemin üzerine vurgu yapmamla bende silahın sürgüsünü çekerken odada sürgü sesleri yankılanmıştı!
"Tık, tık!" Kapı tıklatılmasıyla açılması bir olurken adamlardan biri girmişti içeriye
"Ağam geldiler!" Başımla onay vermemle Yaver'e bakmış ve ayağa kalkmamla kapıya ilerlerken Yaverde arkamdan geliyordu, koruma kenara çekilmesiyle odadan çıkarken avluda bizi bekleyen adamlar olurlarken merdivenleri inmeye başlamıştım
"Bu arada Şırnak aşiretin ağası Abdullah Bin Zaid sana desteğini bildirdi belki bir kurtarıcın olur!" Yaver sıkıntılı bir şekilde iyi bir haber verirken ne kadar Yaver'in terside olsa bu haber daha çok mutlu olmamı sağlamıştı!
"İyi ya kimse duramaz önümüzde!, Ezman bile!" Avluya inmemle konağın kapısı sonuna kadar açılırken kapı önünde gördüklerimle olduğum yerde kalmıştım, ne kadar herşeye kendimi hazırlamış olsamda buna değildi!, ben diyer ağaları beklerken karşımda Ezman vardı!
"Süpriz!" Ezman ve diğerleri konağımın önünde ellerinde silahlarla beklerken önlerinde diz çöktürdükleri Fırat ve arkadaşı vardı!
"Bensiz ağa olacaksın ha Kaner!"
"Ne yapıyorsun Ezman!"
Bağırmamla silahı doğrulturken namlunun ucunda olan kendi kardeşimdi!
"Ezman bırak!"
Ezman ağzının içinden ses çıkartıken yerde diz çöken Fırat'a bakmıştı
"Ne oldu kardeşine birşey olmasından'mı korkuyorsun?"
"Onun bir şeyden haberi yok!"
"Buna ben karar veririm!" Ezman'ın gözü dönerken silahın horozunu indirmişti
"Bırak Ezman!"
"Madem ağalıktan çekilen ben oluyorum o zaman karşılığında ne vereceksin?"
"Ezman-"
Ezman elini kaldırmasıyla tek kaşını havalandırarak içinden ikinci kez alayla cıklamıştı
"Bencede sen ol hem Mardin'in acımasızlığı sana daha çok yakışır ama bir şartla!, eğer namusumuzu temizlersen olursun ağa! seve seve çekilirim!"
Ezman'ın neyi kast ettiği anlamıştım ve buna asla müsaade etmeyecektim
"Düzgün konuş o bizim kara lekemiz deyil, o senin kız kardeşin!"
"Ahh!" Ezman derin bir nefes vermesiyle cümlesine devam etmişti!
"Bize kız kardeş yakışmaz!"
"Saçmalıyorsun ve bu sen deyilsin, o senin bacın, canın, gözün, kalbin ona birşey yapamassın!"
"Sakın vaz geçirmeye çalışarak nefesini tüketme!, o kız ölecek ve bu Mardin'de iki erkek kardeş hüküm sürebiliriz, bizim karşımızda kimse duramaz!"
"Delirmişsin sen?"
"Aaa yanlış söyledim iki mezar olacak!" Kaşlarım çatılmasıyla başımı hafif yana çevirmiştim
"Buda!" Ezman silahın ucuyla Fırat'ı gösterirken Fırat'a bakmamla Fırat kanlar içinde bana bakarken bakışlarım boşluğa düşmüştü!, benim yüzümden Fırat burada olurken kendimden nefret ediyordum!, ama ona bir şey olmamalıydı olamazdı
"Sen beni değil kardeş olarak bu üveyi seçtin!"
"Düzgün konuş Ezman!" Ezman'ın cümlesine hitaben bağırırken Ezman Fırat'ın üstündeki bakışlarını bana çevirmişti
"Üvey kelimesini duymaya bile tahammül edemiyorsun! anladık kardeşin!, peki ben kimim?"
"Hiçbirşeyim!"
Ezman'ın yüzündeki alaylı ifade silinirken yüzüne çöken hüzünle birlikte gözlerindeki duygu acıydı!
"Hiçbirşeyim öyle?"
"Öyle çünkü beni, aileni silen ilk sensin Ezman!"
"Siz sildiniz beni!"
Başımı iki yana sallamamla gözlerimin buğulanmasına engel olamamıştım
"Biz silmedik, silmemiz için sen aileni öldürdün!"
Ezman'a bir adım atmamla Ezman'ın gözlerinde öfkeden başka birşey yoktu, anlamıştım ne olursa olsun Ezman'ın öfkesini geçemeyecektim ve oda bitirmeyecekti, peki bana kalan neydi?
AİLEMİ KURTARMAKTI!
Silahı yana kaydırmamla kanımdan olan Ezman'ın gözlerine son bir kez bakmış ve silahı ateşlemiştim, Ezman acı içinde kıvranmasıyla hızla eğilirken diyer silahlar patlamıştı!
"Gel!" Fırat'ın ve arkadaşının elinden tutmamla ayağa kalkmış ve hızla içeriye girerken Fırat'ın arkadaşı düşmüştü!
"Ali!" Fırat bağırmasıyla geri gitmeye yeltenirken zorda olsa kolundan tutmuştum, Fırat'ın bakışları bana kaymasıyla birkez daha arkasına bakmaya yeltenirken durdurmuş ve bana bakmasını sağlamıştım, Ezman yerde olurken diğer adamlar araçlarına siper olmuş bizimkiler nefes aldırmıyorlardı!
"Hayır, gel!"
"Abi Ali!"
"Sen gir ben alacam!"
"Yaver!" cümlemle Yaver Fırat'ı alıp içeriye girerken ben geri dönmüş Alini'nin iki yakasından tutup çevirmiştim ama Ali kanlar içinde olurken boğazından sızan kanlar durmak bilmiyordu!
Aliyi bırakmamla son bir kez daha sıkarken içeriye girmiştim, adamlar benimle birlikte geri çekilirken kapıyı hızla kapatmış sürgüyü çekmiştim
"Kaner iyimisin?" Yaver koluma bakmasıyla benimde bakışlarım kayarken kolumdan akan kanlar kendini belli etmişti
"Ali!" Fırat ayağa kalkmasıyla kapıya yeltenirken hızla kapının önüne geçmiştim!
"Hayır asla!"
"Ali dışarda kaldı!"
Fırat delirmiş gibi bağırırken beni dinlemiyordu!
"Olmaz Fırat!"
"Bırak beni!" Fırat'a engel olamazken Fırat yumruk atmış ve geriye savrulmuştum, ama o durmuyordu!, Fırat kapı sürgüsünü açmasıyla "ÖLMÜŞ!" Diye bağırmamla bir adım dahi atamazken Yaver sürgüyü geri takmıştı
Fırat bana doğru dönmesiyle sessizce ağlarken dışarda sesler yavaş yavaş susuyordu!
"Kaner ağam çekiliyorlar!"
"İki mezar olacak!" Ezman'ın cümlesi kulaklarımda yankılanmasıyla Fırat yakama yapışırken bağırıyordu!
"Ne demek öldü abi, ne diyorsun?" Fırat bana hesap soraraken benim aklım onda deyildi, cümleleri bir kulağımdan girerken diyer kulağımdan çıkıyordu!
"Senin yüzünden öldü!"
"Dilda!" Kız kardeşimin adını söylememle elimdeki silah kaymış yere düşmüştü, avluda silah sesi yankılanmasıyla hızla kapıya giderken bu sefer sürgüyü açan ben olmuştum!
"Kaner!" Yaver bağırmasıyla dışarıya çıkarken Ezman ve peşindeki köpekler geldikleri gibi gidiyorlardı!, onların aksine yukarıya doğru koşmuş ve cebimdeki anahtarı almamla aracı açmıştım!
Ezman'dan önce Dilda'ya benim ulaşmam lazımdı yoksa Ezman bugünün hırsı ve bana olan öfkesiyle öldürürdü!
"Kaner nereye?" Araca binmemle uzaklaşırken şuan tek odak noktam Dilda'nın gittiği güvenli evdi, babamla Dildayı ayırmıştım çünkü en mantıklısı bu gelmişti o zaman,çünkü eğer beni vaz geçirmek isteyen babama gideceğini biliyordum ama şimdi öyle deyildi, babam güvende olurken Dilda tehlikedeydi!, çünkü Ezman babama gitmezdi ve eğer ben onları ayırmasaydım babam Dilda'ya birşey olmasına asla izin vermezdi!
Gaza biraz daha yüklenmemle ezberlediğim yolda gidiyordum, belkide en büyü hatamdı ama kendi hatamı kabullenip oturamazdım, oturmayacaktım, küçük bir çocuğun sebebi olurken kız kardeşimi kendi ellerimle öldüremezdim!, yapamazdım bunu!
Eve gelmemle frene basmıştım, sanki toprak lastiklerin altından kayarken zarına zor durmuş ve hızla araçtan indim.
"Dilda!"
Hayatım boyunca hiç bu kadar koşmamıştım, belkide korkum olmadığı içindi, yada canımın bir kıymeti olmadığı için ama şimdi farklıydı!, deli gibi korkarken nefes nefese kalmama rağmen koşuyordum!
"Ahhhh!" Bağırmam hatamı bir çözüm olurmuydu bilmiyorum ama yüzüme değen rüzgar kendimden tiksinmeme neden oluyordu!
Karşıma çıkan evle birlikte adımların yavaşlarken camlar paramparçaydı!
"H- hayır, hayır, Dilda!" Kendi kendime söylenirken Hayır!, söylenmiyordum yalvarıyordum, Dildaya birşey olmaması için yalvarıyordum!
"Allahım Hayır!" Duran ayaklarım tekrar hızlanmasıyla koşarken hızla kapıya gitmiştin
"Dilda aç!" Kurşunla delik deşik olan kapıya deli gibi vururken açan kimse yoktu!, kapıdan ayrılmamla diğer taraflara gitmiş ve bir giriş yolu arıyordum ama her yer cam kırığı olurken hiçbir yer açık deyildi, camları demirletmemin nedeni olurda biri girerse diyeydi ama kurtarmak için gireceğim aklımın ucundan bile geçmezdi!
Bir kez daha kapıya gitmemle bu sefer geri gitmiş kırmaya çalışıyordum, her vuruşlarımda kapı biraz daha yerinden oynuyordu,
Bir kez daha!
Bir kez daha!
Her darbemde kapı açılmazken vaz geçmiyordum ve her darbe bir öncekinden daha güçlü oluyordu!
"Hadi!, açıl!" Son bir kez daha geri çekilmemle yan dönmüş ve koşarak omuz vurmuştum ve işte olmuştu, İçeriye girmemle salona doğru koşmuş ve kapıyı hızla açmıştım ama salon bomboş olurken hızla odaya gitmiştim, kapı açık olurken koridora süzülen kan'ı görmemle boğazıma oturan yumruk göğsüme bir bıçak gibi saplanmıştı!
"Ha- hayır!" Dudaklarımdan kaçan belli belirsiz sözle bakış açım buğulanmış ve yüzümde hissettiğim soğuklukla daha güçsüzleşiyordum!, ayaklarım sürünürken kalbim durmuştu adeta, göreceğim manzara aklıma bile gelmesi tüm hücrelerimin uyuşmasına neden olurken zorda olsa gitmiştim, kapı eşiğini dönmemle yerde yatan Dilda olurken hızla başına koşmuş dizlerim yerle buluşmuştu
"Dildaa!"
*
"O gün Kaner sen bir isyan başlattın ve bu isyanın sonucunda ablana sebep oldun!"
Abdullah Bin Zaid'in cümlesiyle kendime gelirken beni unutan nefesim yeniden gelmiş ve gözlerimi kırpmamla bir damla yaş düşmüştü yüzüme
"Sen hiç ağaçtan düşen yaprağın yeniden ağaca tutunduğunu gördün' mü?, dahası yaşadığını gördün' mü?"
Soruya verecek bir cevap olmazken boğazıma oturan yumrukla başımı çevirmiştim
"Bende görmedim çünkü genelde sonları aynı olur, kaybolup yok olur!" Abdullah Bin Zaid'in son cümlesiyle hızla bakarken o bana bakmıyordu
"Dilda'da bir yaprak gibiydi, ağaçtan düştü ve yok oldu, tutamadım ama tutacağım başka yaprağım var Kaner!"
Abdullah bakışlarını bir an bile mezarlıktan ayırmazken cümlelerini zar zor söylüyordu!
"Onuda toprağın benden almasına izin veremem!"
"Özür dilerim, hiç gelmemem lazımdı!"
Abdullah'ın birşey demesine müsaade etmeden arkamı dönüp ilerlemiştim, çünkü haklıydı onca yaşananlardan sonra intikama gel ortak ol diyemezdim ona bir el uzatamazdım, buna hakkım yoktu!
"Ve sen yine bana geldin Kaner ağa!"
Abdullah Bin Zaid bir kez daha arkamdan konuşmasıyla olduğum yerde durmuş ve beklemiştim
"Geldin ve yine her şey tepe taklak oldu ama sana yardım edeceğim için deyil, başka bir sebepten Şırnak ayağa kalktı ve ben nasıl sana yardım edip hayatım karardıysa sende bana yardım edeceksin!"
Yavasça arkama dönmemle Abdullahın öfke saçan gözlerime bakmış ve tek bir cümle dahi söylemezken sadece başımı aşağı yukarı sallamıştım
"Ne zaman!" Kendimi toplamamla sorumu sorarken ne olduğunu sormamıştım çünkü umurumda bile değildi ne olduğu!
"İki gün sonra Şırnak merkezde bir toplantı olacak ve oraya geleceksin Kaner!"
Arkanı dönmemle giderken araç kapıların kapanma sesi duyulmuştu ve işte gidiyorlardı ama kapattığım bütün geçmişi daha doğrusu kapattım sandığım geçmişi açmış bir şekilde gidiyorlardı!
Araçlar yanımdan bir bir geçerken ceketin iç cebinden telefonu çıkartmış ve Fırat'ı aramıştım, telefon bir kaç kez çalsada en sonunda açıldı!
"Efendim?"
"Mezarlığa doğru gel beni al!"
"Ne?" Fırat'ın sorusuna cevap vermezken telefonu kapatmıştım
Yeminle şu hayattan kurtulmak istiyorum artık, şeytan diyor belindeki silahla sık kurtul!
Ama şimdi sırası olmazken bununda sırası gelecekti!
Havayı biraz daha içime çekmemle kenara geçmiş taşa oturmuştum!, başımı geriye atmamla bakışlarım gök yüzünde geziniyordu ama ne fayda sanki karanlıkta kalmıştım, gök yüzü benden maviliğini esirgerken karanlık kucak açıyordu, gözlerimi kapatmamla karanlığa teslim olurken etrafin sessizliği boğmaya yetiyordu!
-
Araç sesi duyulmasıyla gözlerimi aralarken gelen araca el kaldırmıştım ama Fırat son hız gelmiş ve beni geçmişti
"Ya Havle!" Sıkıntıyla nefes verirken Fırat fren yapmış ve geri geri geliyordu, sanki başka dertlerim yokmuş gibi saçma sapan şeyler oluyordu!
Fırat yanıma gelmesiyle dururken vakit kaybetmeden kapıyı açmamla başarılı olamazken elimle cama vurmuştum, Fırat aracın kilidini açmasıyla binmiştim
"Manyakmısın oğlum?"
"Tamam sakin!"
"Ne kitliyorsun kapıları!"
"Yanlışlıkla dokunmuşum!"
"Başlarım senin yanlışına Fırat!"
"Tamam!" Fırat elini kaldırmasıyla beni onaylarken önüme dönmüş kapıyı çarparak kapatmıştım
"Nereye bastın gidiyorsun ayrıca!"
"Nebiliyim mezarlıkta sandım seni"
"Dedimya oğlum mezarlığa doğru diye"
Her cümlemde sesim biraz daha gür çıkarken Fırat geriye dönmüş yola çıkmıştı
"Sen niye bu kadar öfkelisin?"
"Sanane?" Fırat'a bakmadan konuşurken Fırat kaçamak bakışlarla bakıyordu
"Ben soruyormuyum sana yüzün neden beş karış diye?"
"İremle tartıştım!" Fırat hiç duraksamadan sıkıntısını söylerkerden gözümün ucuyla bakmıştım
"Neden?"
"Offf!" Fırat içinde tuttuğu sıkıntıyı sanki atabilecekmiş gibi oflarken hafif han dönüp bakmıştım
"Bir sorunmu var?"
"Yok!, yani var!"
"Düzgün anlat!" Fırat'a uyarıcı ses tonuyla konuşurken Fırat başını sallayarak devam etmişti konuşmasına
"Neymiş ben ona birşey anlatmıyorum!"
"Anlat sende!"
"Neyi anlatayım abi?"
"Nebiliyim oğlum ben?"
"Geldiğimi gittiğimi söylememi istiyor!"
"Seni seviyor Fırat, senin için endişe ediyor!"
"Ne biliyim abi şimdiye kadar benim için endişe edenmi oldu'da bu duyguyu bilecem!"
"Öğreneceksin o zaman!, o kızıda kırma, söyleyebileceğini söyle gerisini geç!"
"Öğrenirim!" Fırat gözünün ucuyla bana bakmasıyla yüzüne yerleştirdiği gülümsemeyle önüne dönmüştü
"Öyle yapacam!" Fırat kendi kendine söylenirken önüme dönmemle başımı arkaya yaslamıştım ama Abdullah Bin Zaid'in sözleri beynimin içinde tekrar ederken camı açmış biraz'da olsa nefes almamı saĝlamıştım!
"Üç gün sonra!"
"Yoplantı Şırnak merkezde!"
"Felaketin Dilda'nın peşini bırakmadı!"
"Dilda bir yapraktı düştü ve yok oldu!"
Cümleler beni boyarken gözlerimi kapatmış karanlığa teslim olmuştun!
"Ahh!" Boğazımdan kaçan iniltiyle derin bir nefes alırken şehrin kalabalık sesinde kayboluyordum!
Neden bu kadar zordu hayatım?, neden?, ne adam gibi sevebilir nede adam gibi sevdiğim dediğim kadını koruyabilmiştim, gerçi daha kız kardeşini koruyamayan sonradan sevdini nasıl korusun deyilmi?
-
Aracın durmasıyla gözlerimi aralarken sarı taş duvarlara ardından konağa bakmıştım, işte ait olduğum yere gelmiştim!
"Sen busun işte Kaner ağa!" Gerçekleri kendime hatırlatırcasına cümlemin üzerine vurgu yaparken araçtan inmiş yürümeye başlamıştım, konağın kapısından girmek üzere olan İzem'i görmemle olduğun yerde dururken İzem beni görmesiyle konağın eşiğinde durmuş bana bakıyordu!
"Hayrola?" Söyledim cümleyle İzem başını yana çevirirken sessizce diyeceği cümleyi düşünüyordu
"Yinemi kaçıyorsun yoksa?"
"Yenge!"
Fırat seslenmesiyle İzem bakışlarını benden kaçırırken Fırat'a bakmıştı, İzem elini uzatmasıyla avucunda anahtar olurken kısık ve karmaşa dolu sesiyle konuşmuştu
"Araba açıkmış'da onu kapattım!"
"Sen iyimisin?"
İzem gülümsemesiyle başını olumlu anlamda sallarken içeriye girmişti
"Abi noldu?"
Fırat İzem'in arkasından sadece bakarken bana ne olduğunu sormuştu ama nasıl anlatacaktım?, daha ben yüzleştiğim gerçekleri sindiremezken Fırat nasıl sindirecekti?
"Biraz tartıştık o kadar!" Fırat'ın yanından geçmemle konağa girmiş ve merdivenleri çıkarak odaya gitmiştim, kapıyı açmamla İzem dolabın önünde bana bakarken silahı yerine koymuştu!
"Küsmüyüz!"
İzem bana bakmadan dolabın diyer kapağını açmış ve kıyafetleri çıkartıp yere atmıştı, ne yapıyor anlamıyordum ama İzemde kıyafetlerin başına otururken bana bakmıştı
"Niye küs olalım?"
"Nebiliyim!" İkimizde ne için olduğunu biliyorduk ama ne İzem nede ben tek bir açık vermezken kendini ateşe atan ilk kişiyi bekliyorduk!
"Yataktaki telefonumu verirmisin, müzik açacam!"
"Vay müziksiz iş yapamam diyorsun öyle!"
"Öyle!" İzem az öncekinin aksine gülerek cevap verirken telefonu alıp yanına gitmiştim, İzem elini uzatmasıyla yüzüğü gözükürken telefonu vermiş işaret parmağımla yüzüğü göstererek konuşan ben olmuştum
"Takmışsın!"
"Taktım!" İzem bana bakmadan konuşurken telefonla uğraşıyordu!
"Bir hayat yeter bize
Çok bile ikimize
Bir hayat yeter bize
Durmadan arar insanoğlu
Bulamaz, mutsuzdur çoğu
Bulmuşuz birbirimizi, ne güzel
Dünü hiç dert etmeden
Yarını düşünmeden
Yaşayalım bu günü, ne güzel
Bir hayat yeter bize
Çok bile ikimize
Bir hayat yeter bize"
Müziği duymamla olduğum yerde çakıla kalmıştım, tüm hücrelerim sanki çalışmayı unuturken konuşmayı, nefes almayı hatta duygularımı kaybetmiştim!
"Kapat Müziği!" İzem sadece gözlerime bakarken bu sefer telefonu göstererek konuştum
"Kapat şunu!"
"Niye? güzel deyilmi, sen seviyordun bunu?
*****🕊🕊*******
KURŞUNLU ZİNCİR ADLI 2. KİTABIMIZA'DA ŞANS VERİRSENİZ ÇOK MUTLU OLURUM.🤍🪻
Yine güzel bir bölümün sonuna geldik
Bölümü nasıl buldunuz merak ediyorum yorumlarda buluşalım.
İNSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_
TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06
SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN 😍🤭
NOT : Yorumlarınızı ve oylamalarınızı bekliyorum🥀🥀
İYİ GECELERR🩶🤍🖤

