İçeriğe geç

HÜKÜM

Bölüm 49 · 22 dk okuma

HÜKÜM

Bölüm 49

BÖLÜM 43

BÖLÜM MÜZÎĞİ

TOYGAR IŞIKLI : ANLATAMAM

TOYGAR IŞIKLI : İNTİKAM YEMİNİ

"Sana diyorum sevmiyor musun bu müziği!"

"Bana aynı cümleyi kurdurtma!"

"Aa buldum!" Cümlemi yarıda kesmemle susarken Kaner'in hareketlerini izliyordum, nasıl delirdiğini yada nelerin yapacağını merak ediyordum

"Sen benim yanımda dinlemeyi sevmiyorsun!" Ayağa kalkmamla İşaret parmağımla Kaner'i gösterirken Kaner gözlerime öfkeyle bakıyordu

"Sen arabama mı bindin!"

"Hahah!" Kaner'in cümlesiyle kahkaha atmama engel olamazken kendimi zor sakinleştirmiştim

"Sence sorun bu mu?" Gülümsemem yüzümden silinmesiyle Kıyafetlerin üzerinden geçerek Kaner'in karşısına geçmiştim

"Sence sorun bu mu?, arabana binmem mi?"

Üstünden geçtiğim kıyafetler Kaner'in aldıkları olurken kendi elleriyle inşa ettiği değerleri yıkıyordu!

"O zaman sana yardımcı oluyum evet bindim!, ama neden biliyor musun?"

Sorumla birlikte bir adım daha yaklaşmış gözlerine bakmıştım

"Seni merak ettiğim için, canından korktuğum için geldim peşinden!"

Kaner cümlemle gözlerindeki öfke yerini korkuya bırakmıştı, ne var bilmiyorum ama sakladığı şeyi öğrenmem delirtiyordu, bırak öğrenmeyi ihtimali bile çıldırtıyordu onu!

"Ne gördün?" Kaner buz kesen sesiyle konuşurken yüzünde hiçbir ifade yoktu

"Ne gördüm!" Gözlerim kısılmasıyla Kaner cümlesini tekrarlarken Kaner dişlerini deli gibi sıkıyordu

"Sana soruyorum!" Kaner kolumdan tutmasıyla hızla kendisiyle birlikte iteklerken sırtım duvara çarpmasıyla acı tüm hücrelerime yayılırken yüzümü karıştırmama engel olamamıştım

"Ne dememi istiyorsun söylesene?"

"Benimle laf ebeliği yapma İzem!, sakın!"

"Deliriyorsun değilmi senin sır gibi sakladığın her ne ise öğrenmemden korkuyorsun!, ama merak etme hiçbirşey öğrenemedim çünkü aptal gibi diyer aracı takip ettim!"

Kaneri göğsünden ittirmemle Kaner geriye sendelllerken bir kez daha konuşan ben olmuştum

"Aptal gibi seni diğer araçta sandım ve takip ettim ama ne oldu biliyormusun karşıma çıkan sen değildin!"

Kaner hiçbirşey demeden arkasını dönüp uzaklaşırken bir kez daha beni bir başıma bırakmış defolup gitmişti!

"Korkaksın!" Kaner'in arkasından bağırsamda bir an bile bakmadan odadan çıkmış kapıyı çarparak kapatmıştı

"Allah kahretsin!" İçimdeki öfkeyle duyması için bağırsamda Kaner herzamanki gibi bencilliĝiyle var olurken sadece kendisini düşünmüş ve beni yok saymıştı!, masadaki çerçeveyi almamla kapıya fırlatmış ve paramparça olmasını izlemiştim

Çerçeve yere düşmesiyle dizlerimin üzerine çökerken gözlerimi kapatmıştım, artık bitme'nin doruklarındaydım, bırak Kanere yetmeyi kendime bile yetemiyordum, bırak yetmeyi kendimi bile kaldıramıyordum artık!

Ama yenilmeyecektim!, güçsüz olsamda kalkanımı indirip beni yok etmesini müsaade etmeyecektim, ayağa kalkmamla kapıya yönelmiş ve hızla açmıştım, kapı açılmasıyla kırılan cam parçaları sürterek uzaklaşırken odadan çıkmış avluya bakmıştım ama Kaner avluda olmazken hızla terasa çıkmıştım, biliyordum orada olduğunu çünkü şu kısa zamanda anlamıştım, Kaner'in bu konakta tek ait olduğu yer kuşların yanıydı!

Merdivenleri çıkmamla Kaner en uç köşede Mardin'e bakarken hızla gitmiştim, bu gidişim konuşmak yada ona derdimi anlatmak değildi çünkü yüzsüz yada kendine saygısı olmayan biri değildim!

Güvercinlerin yanına gitmemle bir an bile düşünmeden kafesi açmıştım, kafesin içerisindeki güvercinler ışığı görmeleriyle başta yuvalarına kaçışsalar da hızla kafesin içerisine elimi uzatıp kuşları dışarıya doğru itekleyerek çıkartıp uçurmuştum, Kaner güvercinlerin sesini duymasıyla bana bakarken gördükleriyle kalakalmıştı tıpkı odada arkasında kaldığım gibi şimdi o kalmıştı

"Nabıyorsun?"

"Çık hadi!" Bir kez daha güvercinlerden birini tutmuş dışarıya çıkıp özgür bırakmıştım

"Gidin!"

"İzem!" Kaner koşar adımla gelmesiyle kolumdan tutup kendine çekmesiyle güvercinlerden uzaklaşırken Kaner'e yaklaşmıştım

"Ne yaptığını sanıyorsun?"

"Değer verdiğin ne varsa elinden alıyorum!"

"Kes!"

"Asıl sen kes Kaner!, neden yapıyorsun ya neden?, neden bana bir hiçmişim gibi hissetmeme müsaade ediyorsun?"

Kaner beni savurup bırakmasıyla etrafta duran kuşlara giderken kuşlar bir bir özgürlüğe uçuyordu, Kaner her tutamadığı ve her ondan kaçan güvercin Kaner'in yıkılmasına neden oluyordu!

"İzem!" Kaner bana bağırmasıyla geriye bir adım atarken kaybedişini izliyordum

"Sana dedim beni aptal yerine koyma diye, beni sevip sevmemen umrumda bile deyil lakin"

"Lakin ne?" Kaner yüzüme doğru bağırmasıyla omuzlarımı kendime doğru çekmiş gözlerimi kapatmıştım

"Lakin ne?, cümlemi kaldı ha!"

"Bunu sen istedin!, beni paramparça edip defolan sensin, eğer bir bedel ödeteceksen sende ödemeyi göze alacaksın Kaner!"

"Bedel öylemi ben ne olacam?, ne olacam ben?" Kaner eliyle göğsüne peş peşe vurmasıyla bağırmasına devam etmişti

"Paramparça oldum lan?, daha neyin bedelini ödiyecem?"

"Madem öyle neden bana'da yaşatıyorsun Kaner bunları?"

"Sana dur dedim İzem sana dur dedim!" Kaner arkasını dönmesiyle dolan gözleriyle uçup giden güvercinlere bakarken akan gözyaşlarıma engel olamamıştım, böyle olmamalıydık, her geçen günümüz bir öncekinden daha kötü ve geri dönüşü olmayan çıkmazlara giriyorduk!

"Bunu sana çok ağır ödetecem!" yüzüme yerleşen acı tebessümle az önce kaçtığım kocama bir adım atarak yaklaşmıştım

"Sen zaten bana hep bir bedel ödetiyorsun Kaner, o yüzden alışığım"

Kaner kahkaha atmasıyla etrafa ardından gök yüzüne bakmıştı, karşımdaki Kaner eski Kaner deyildi tamam acımasızdı ama gözü dönmemişti hiçbir zaman!

"Alışıksın öylemi?" Kaner gözlerime bakmasıyla dişlerinin arasından fısıldarken rüzgar adeta yüzümü yalıyordu!

"Sen daha hiçbirşey görmedin, neden biliyormusun?" Kaner sorusuyla benden bir cevap bekliyordu ama dediği sadece bir yalandı! Çünkü ben hayatımda görmediğim acıları, hor görmeleri burada görmüştüm

"Çünkü hep sana destek çıktım ben, anladım seni!, ama sen anlamadın beni" Kaner beni anladığını söylemesiyle işaret parmağıyla kendini göstermesiyle benim anlamadığımı söylerken aynı hızla şakağıma bir kaç kez dokunmasıyla bağırmıştı

"Asla beni düşünmedin!"

"Anlamayan benmiyim, ben sadece hep yenildim!" kendimi geri çekmemle Kaner'in eli boşa düşerken gözyaşlarım beni dinlemiyordu

"Ben seni hep anlamaya çalıştım Kaner!"

Kaner'ın dudağının kenarı kıvrılmasıyla gözünden bir damla yaş düşerken cümleme devam etmiştim

"Bana olan acımasızlığını, eziyetini anlamaya çalıştım, zorla yatağına aldığın gün için bile sana hak vermeye çalıştım ben!"

Boğazımdan kaçmak üzere olan hıçkırığı englleyebilmek için susarken zorda olsa yutkundum!

"Ama olmadı bana olan kinin her geçen gün katlandı!" Kaner konuşmaya yetlenmesiyle susarken hiç birşey demeden bir kez daha arkasını dönüp çekip gitmişti!

Bağırasım vardı, isyan edip her şeyi yıkmak, yakmak geliyordu içimden ama hiçbir şey yanan ateşi söndürmezken kalbimdeki boşluğu doldurmuyordu!, dolduramıyordum!

Başımı kaldırıp gökyüzüne bakmış ve derin bir nefes almıştım, biraz da olsa kendimi sakinleştirmem lazımdı yoksa ben ben olmaktan çıkacaktım!, kulağıma dolan kanat çırpış sesleri dolarken gözlerimi yavaşça aralamış ve gök yüzünde özgürce uçan güvercinlere bakmıştım, hepsi o kadar güzellerdiki bir o tarafa bir bu tarafa uçuşuyorlardı!, onların bir suçu yoktu sırf Kaner'in canını yakmak için bu masumları kullanmıştım ama Kaner yüzünden evsiz barksız kalmayı hak etmiyorlardı!, boğazımdan kaçan hıçkırığa engel olamazken başımı eğmiş göz yaşlarımı silmiştim

"Elbet hesabını soracam sana Kaner!" Dişlerimin arasından konuşmamla göz yaşlarımı silmiş az önce kaçmaları için açtığım kafese doğru gitmiş ve kapıyı bir kez daha aralamıştım, Kaner'in bedelini bu güvercinler ödememeliydi!

Yanda duran yem kutusunu alıp kafesin ağzından içeriye doğru dökerken yemlerin başınada su koymuştum, testiye suyla birlikte göz yaşlarımda düşerken dudaklarımı birbirine bastırmış ve başımı hafif yan çevirip yüzümü omzuma silmekten başka hiçbirşey yapmazken Kaner'in sözleri kulağımda çınlayıp duruyordu!

Neyi yanlış yapıyordum bilmiyorum yada sadece yanlış olan benmiydim onuda bilmiyorum!

Suyu koymamla güvercinler yavaş yavaş yanaşırken elimden sadece kafesin yanına oturmak gelmişti!

KANER KAMİROĞULLARI

Frene basmamla hızımı azaltırken cebimdeki telefonu çıkartıp Abdullah'ı aradım ama telefon cevaplanmazken kapanmıştı, telefonu kulağımdan çekmemle tekrardan aramıştım, peşi sıra telefon çalarken en sonunda açılmıştı

"Bu kadar erken beklemiyordum!"

"Aramamın sebebi sen deyilsin!"

"Neymiş peki?"

"Sana soracağım soru!"

"Değişmemişsin Kaner!, herzaman kendin için arıyorsun"

"Sus ve dinle!" Abdullah Bin Zaid cümlemin üzerine başka bir kelam etmezken konuşmama devam ettim

"Mezarlığa giderken peşimizde gelen adamlar nerede Abdullah ağa!"

"Birincisi Kaner nerede oldukları seni hiç alakadar etmez ikincisi neden soruyorsun?"

Abdullah Bin Zaid gaylesiz bir şekilde sorusunu sorarken dişlerimi sıkarak dinlemiştim sadece

"İzem peşimizden gelmiş!"

"Geldiyse ne olmuş?"

"Alizi bilmiyor Abdullah ağa ve bilmeyecekte!"

..

Karşı taraftan bir ses dahi duyulmazken araçtan inip şirkete girmiştim

"Hoşgeldiniz Kaner bey!"

"Hoşgeldiniz!" Selamlamaların hepsini boşvererek çalışma odasına doğru yeltenmemle Abdullah'ın sesi duyulmuştu

"Olduda öğrendi ne olacak?"

"Onca sorumun arasında sorduğun bumu cidden!" Bağırmamla odanın kapısını açıp içeriye girmiş ve kapıyı arkamdan hızla iteklemiştim, sandalyeyi çekip oturmamla sekreter kendine çarpmak üzere olan kapıyı hızla tutmuş ve içeriye girmişti

"Çık dışarı!" Abdullah'a olan öfkemden dolayı Derya'ya bağırmamla Deyra korkarken içeriye attığı adımla dışarı çıkmış kapıyı kapatmıştı

"Korkuyormusun yoksa?"

"Bu sadece beni ilgilendirir anladın mı!"

"Anlamadım!" Abdullah bin zaid verdiği derin nefesle susarken bakışlarım masaya kaymıştı

"Sana olan ilgisinin yok olmasından korkuyorsun değilmi, olurda giderse diye!"

"Olurda gitmesse diye korkuyorum!" Gözlerimi kapatmamla oturduğum sandalyede cama doğru dönmüş arkama sinmiştim

"Söyle o zaman, hayatımda biri var de, yapabilirmisin bunu!"

"Yapamam!"

"Neden!"

"Çünkü!" Gözlerimi aralamamla cümlemi yarıda kesmiştim çünkü bunun daha ötesi yoktu, olamazdı, olmamalıydı!

"Adamlarına söyle Abdullah bin Zaid!"

"Kaç bakalım, ama gerçekler peşini bırakmaz Kaner ağa!"

"Gerçekler sadece beni ilgilendirir!"

"Bekle bir kaç dakika!"

-

Telefon sessize alınmasıyla kulağımdan çekmiş ve hoporleri açıp masaya koydum, İzem görmediğini söylemişti ama ona inanamıyordum yada inanmayı beceremiyordum! Bilmiyorum ama öğrenmemeliydi, aslında ilk başta olurda işime çomak sokarsa diyeydi ama şimdi olay, neden başkaydı!

"Kaner!" Abdullah Bin Zaid'in cümlesiyle bakışlarım telefona kayarken gelecek cevabı korkuyla bekliyordum

"Bizim adamlar İzem'i görmüşler!"

Cümlenin devamında İzem'in haklı çıkmasını ve pişman olmamı o kadar çok istiyorumki anlatamam bir kerede yanlış düşündüm diyebileyim!

"Saten onu gördükten sonra bizden ayrılmışlar, İzem bir müddet beklemiş ama!"

"Evet!"

"Diğer tarafa giden adamları takip etmiş!"

"Eminmisin!"

"Sence?, beni kendinle karıştırma ben yalan söylemem"

"Ohhh!" Verdiğim derin nefesle birlikte boğazımdan kaçan sese engel olamamıştım, ve işte ilk defa İzem'in günahını alırken hayatımda hiç olmadığım kadar mutlu olmuştum

"Tehlikeli sulardasın Kaner ağa dikkat et!"

Abdullah son cümlesiyle telefonu kapatırken yüzümde silinmeyen gülümsemeyle telefona bakmış ardından telefonu ters çevirip geri koymuştum yerine, Abdullah Bin Zaid her cümlesinde beni iğnelemesi'de gözümden kaçmazken başımı arkaya yaslamamla gökyüzüne baktım, gözüme ilişen uçan güvercinler olurken İzem'in güvercinlerimin kafesini açıp hepsini kaçırdığı gözümünün önünden gitmezken kapının tıklatılmasıyla dönmeden gelecek kişiyi bekledim

"Müsaitmisin?"

"Noldu?"

Artık sonuç odaklı olurken üstümden gitmeyen ağırlıkla gözlerimi kapatıp sessizliği dinledim

"İnşaata yatırım yapmak isteyen adam bugün gelmek istiyor Kaner!"

"Gelsin!" Dönmemle karşımda duran Yaver'e bakarken Yaver başını yere eğmiş diyeceği kelimeyi düşünüyordu

"Eve!"

"Efendim?" Aslında cümleyi anlamıştım ama ne cüretle evime gelmek istiyordu onu anlamamıştım, eğilmemle ellerimi masaya koymuş ve tek kaşımı kaldırarak bakıyordum

"Bu akşam evde bir yemek istiyor!"

"Anlamadım?"

"Nihat bey aile evinde bir yemek istiyor!"

"Allahalla!" Yaver'in cümlesiyle oturduğum sandalyeden kalkmamla masanın etrafından dolaşıp Yaver'in karşına geçmiştim

"Benimde canım onu öldürmek istiyor nabacaz!"

"Kaner!" Yaver uyarıcı ses tonuyla karşımda bana bakarken gözleri kırılmıştı

"İlk tanışacağım adamı evime sokacam öylemi?"

"Abartma Kaner iş yapacağın adam o"

"Benim ne zaman tanımadığım insanı evime aldığımı gördünde bu adamı alacam!"

"Tanımadığın deyil Kaner bunu sende biliyorsun adamla zaten görüşüyoruz!"

"Sadece görüşüyoruz!" Cümleme vurgu yapmamla Yaver gözlerini aktarırken başını yere eğmişti

"Sen onu bunu boşverde asıl neden evde İzem var desene!" Yaver konuşmasıyla başını kaldırıp gözlerime bakmıştı

"Mesele İzem deyil mesele adamı tanımamam!, hem iş ortaklığı işte olur değil"

"İmzalar atıldında ne yapacan peki?"

"Bak işte o zaman olur!"

"Yapma Allah aşkına Kaner, İzem o konakta olduğu müddetçe her kim olursa olsun sen eve almayacaksın ikimizde hirbirimizi kandırmayalım"

Yaver arkasını dönmesiyle giderken kendi kendine konuşuyordu

"Duyabiliyorum seni!" Sesimi yükseltmemle Yaver'e karşılık vermiş ve elimle kulağımı göstermiştim, Yaver bana bakmasıyla derin bir nefes vermiş aklındaki cümleyi düşünüyordu

"Kabullensen iyi olur!"

"Kes sesini!"

Yaver gülmesiyle arkasını dönüp odadan çıkarken bir başıma kalmıştım, az önce kalktığım koltuğa tekrardan gidip oturmamla bana uğramayan huzura birazda olsa ulaşabilmek için gözlerimi kapattım!

MİRŞAD ZİNDAR

"Tık tık" kapının çalınmasıyla hiç bir şey demezken kapı aralanmış ve içeriye ilk bizim adamlar daha sonra diğerleri girmişti

"Hoş geldiniz!"

"Hoşbulmadık Mirşad Zindar!"

"Üzülürüm bak!" Karşımda bana öfkeyle bakan Ersan olurken ben oturduğum yerde mutlulukla bakıyordum

"Sen kim oluyorsunda böyle birşeye kalkışabiliyorsun!" Ersan işaret parmağını tehditvari sallamasıyla ayağa hızla kalkıp karşısına geçtim

"Asıl sen kim oluyorsunda karşımda böyle konuşabiliyorsun"

"Mirşad sakın kendini birşey sanma!"

"Ahaha!" Ersan'ın cümlesiyle kahkaha atarken adamlarım iki kenarda bekliyorlardı

"Yapma Ersan!" Kahkahamı durdurmamla yüzümdeki gülümseme silinmişti

"Ben kendimi birşey sanmıyorum çünkü bu benim ama sen Ersan?" Cümlemle susarken başımı hafif yan yatırıp bir cevap beklemiştim ama olmayan bir cevaba saatlerce ne diyecek diye bekleyemezdim!

"Dur ben söyliyeyim bir korkak gibi bekliyorsun heleki Sadri ağadan sonra tutuştun!"

"Ben tutuşmam Mirşad!" Ersan omzumdan ittirmesiyle geriye doğru bir adımı bırak sendellemezken bir adım öne atarak yaklaştım

"Peki neden buradasın Ersan?, Kaner'e gidecek yüzün yok, çünkü ilk sen bıçakladın sırtından!, o yüzden benim ayaklarıma kapanmaya geldin!"

"Bana bak lan!"

"Sinirlenmene gerek yok Ersan bence anlaşabiliriz!"

"Ben seninle hiç bir şey anlaşmam!" Ersan kendince bana kafa tutarken ayaklarına gelen teklifi geri tepmişti, kesinlikle pişman olacaktı ama ona verdiğim hak sondu!

"Kaybettin!"

Kapı açılmasıyla cümlem yarım kalırken bakışlarım Ersan'dan ayrılmasıyla kapıya bakmıştım ve tabiki tek bakan ben olmazken Ersanda benimle birlikte kapıya bakmıştı

"Bırak beni!" Yade bağırarak kapıdaki korumayı geçmesiyle içeriye girmişti ama sadece kapı eşiğinden geçe bilirken bana ulaşamamıştı

"Çıkın dışarı!" Adam Yadeyi tutmasıyla Yade olduğu yerde dururken yüzü acı dolmuştu

"Lan!" Korumanın bağırmasıyla bende bağırarak Ersan'ın karşısından çekilmemle adama doğru hamle yapmış ve hızla kolundan tutarak iteklemiştim

"Mirşad bey!"

"Ne yapıyorsun lan sen?" elimle işaret etmemle adam bana tereddütle bakıyordu ama bu gözlerindeki tereddüt korkuya dönüşmesi gerekiyordu çünkü Yadeye dokunanı yanımda barındırmazdım!

"Çek elini!" adamın elini tutmamla iteklerken Yadenin kolunu bırakmak zorunda kalmıştı

Yade kızaran gözlerle gözlerime bakarken bağırmasıyla bana doğru hamle yapmıştı, geri adım atmazken Yadeyle yüzleşmeyi seçmiştim, çünkü üstü başı toz toprak olurken bu halde bana gelmesinin nedenini özellikle öfkesinin kaynağını merak ediyordum!

"Hepsi senin yüzünden!"

Yade beni ittirmesiyle geriye bir adım atarken Ersan anlamayan gözlere bakıyordu

"Herkes dışarı çıksın!" Gözlerimi bir an bile Ersan'dan ayırmadan bağırırken odada yankılanan Yade'nin sesi ağmaktan çıkmıyordu

"Çık!"

"Hepsi senin yüzünden oldu!" Yade bir kez daha ittirmesiyle ellerinden tutup kendime çektim, Yadenin vücudu bana çarpmasıyla odanın kapısı'da kapanırken artık yalnızdık

"Sen kendi ölüm fermanını imzaladığının farkındamısın!"

"Bırak!" Yade yüzüne çarpan nefesimle yüzünü karıştırarak kendini kurtarmaya çalışsa'da sadece boş çabadan ibaretti hamleleri

"Cesursun, ama aynı zamanda da aptal!" Yadeye biraz daha yaklaşırken sesim olabildiğince kısık çıkmıştı

"En azından senin gibi aşağılık deyilim!" Yade asla damarıma basmaktan geri durmazken gözerimi aktarmış aynı zamanda başımı hafif yan çevirdim

"Evet!, olmayabilirsin ama ne önemi var?" Sorumla birlikte Yadenin gözlerinde dururken Yade kaşlarını çatmış anlamaya çalışıyordu

"Ben söyliyim sana!"

Cümlemin devamını getirmezken yüzüme dahası içime yayılan öfkeyle dişlerimi sıkmıştım

"Hiç bir şey!"

"Ne saçmalıyorsun sen?"

"Anlamıyorsun deyilmi?" Soruya karşılık soru sorarken ikimizde kendimize ait cevabı bekliyorduk

"Az önce burada olan kimdi biliyormusun?"

Eminim bilmiyordu çünkü görmemişti, bana olan öfkesi öyle bir gözünü karartmıştıki hayatını alt üst etmeye ramak kalmıştı

"Ersan!" Cümlemle Yade'nin gözleri büyürken kalp atışları hızlanmıştı, nerden biliyorum deyilmi? Sonuçta elim kalbinin üzerinde değildi ama biliyordum çünkü nefesi öyle sık yüzüme çarpıyorduki benden kalbini esirgeyen kız nefesini ciğerlerime dolduruyordu!

"Allah belanı versin!" Yade dişlerinin arasında söylediği cümleyle kolunu çekmesiyle elimden kurtarmış ve geriye bir adım giderek yüzüme tiksintiyle bakıyordu, bu duyguya, bakışlara alışıktım ama hoşlandığım kızın bakması kalbimi acıtmaya yetmişti!

Ne kadar bir şey demek için yeltensemde boğazımdan tek bir kelime dahi dökülmezken susmuş ve Yadenin yanından geçip gittim, tabiki soracaktım buraya bu halde gelmesinin nedenini ama ilk önce Ersan'ı bulmam lazımdı yoksa sonu hiç iyi olmayacaktı Yade ve benim için!

"Ersan nerde?" Koridorda bağırmamla sekreter kız hızla yanıma gelirken adamlarım bir bir koridorda yerlerini almış etrafa bakıyorlardı

"İıı Mirşad bey, Ersan beyler!"

"Sadede gel!"

"Çıktılar!" Birkez saha bağırmamla sekreter korkarken ağzındaki baklayı sonuda söylemişti

"Araçlara!" Sekreteri arkamda bırakmamla kapıya yönelmiş dişlerimin arsından fısıldamıştım

Adamlarım beni geçmeleriyle koşarak kapıdan çıkarlarken diğerleri dışarda araçları getirmiş ve ani fren yaparak durmuşlardı

Yade deli dolu birisiydi, aslında yadırgamıyordum çünkü o bir Kamiroğullarıydı!, ne kadar Kanerle aynı kana sahip olmasalarda yaşadıkları, nefes aldıkları aynı havaydı, önünü arkasını düşünmeden sadece hesap soranlardan ama buda onlara bir bedel sunuyordu!

Kapıdan çıkmamla aracın kapısı açılmış ve hızla binmiştim, şoför ve diğer yanına binen adamda yerini almasıyla kapılar kapanırken ceketin içindeki telefonu alıp yola çıktık

"Mirşad bey direk şirketine geçelim'mi!"

Şoför sorduğu soruyla dikiz aynasından bana bakarken yanındaki adam omzunun üstünden bakıyordu

"Bir arayalım bakalım!" Cümlemle ararken telefonu kulağıma götürmüş bekliyordum ama her beklemem dakikalarımı benden alırken telefonu kulağımdan çekmiştim

"Adamları ikiye bölün!, siz benimle Ersan'nın konağına diğerleri de şirkete geçsinler!"

Şoför başıyla onaylamasıyla önüne dönerken yandaki korumada telefonuna davranmıştı, bir kez daha arama yapmamla bu kez sekreteri aradım

"Buyrun Mirşad bey!"

"Rabiya, Yadeyi eve bıraktır!"

"Tamam Mirşad bey!" Telefonu kapatmamla bizim çocuklar gaza yüklenmişti!

-

Araç durmasıyla kapının açılmasını benlemeden araçtan inmiş ve belimdeki silahı çıkartıp sürgüyü çektim, sürgü sesi duyulmasıyla birlikte diğer silahların seside duyulurken konağa doğru ilerlemiş kapıya tekme atmamla kapı kırılmıştı daha doğrusu önümdeki engel açılmıştı!

"Dağılın ve her yeri arayın!" Adamlar tek kelime dahi etmeden etrafa dağılırlarken konakta kimseler yoktu, önceden Ersan'nın sırtı yere gelmezdi Kaner vardı arkasında ama şimdi öyle değildi!

Sırtını yasladığı dağ şimdi ona karşı duruyordu, Kaner'in kudretiyle önceden güneş gibi tüm imkanlar yüzüne gülerken şimdi önündeki dağ engelliyordu!

"Mirşad bey" Yanıma koşarak gelen adama bakmamla adam başını iki yana sallayarak konuşmuştu!

"Kimse yok!"

"Temiz!" Diğer bir ses yankılanmasıyla sesin geldiği yöne bakmıştım, adamlardan biri balkondan bize bakarken arkasındaki diğer adamlar kapıları bir bir kapatıyordu!

Demek birazda olsa hala akıllıydı!, sonuçta konağa gelmek aptallıktı!

Silahın şarjörünü çıkarmamla bir mermiyi avucuma itekleyip çıkarmıştım, tek başına bile hiç masum olmazken silahtayken tam bir katildi

Kurşunu işaret parmağım ve baş parmağımın arasına almış gözümün önüne doğru kaldırıp bakmıştım! hemde uzun uzadıya çünkü eğer Ersan bu uyarıma aldırış etmezse bir daha ki sefere kurşun elimde olmayacaktı

"Ersan şirketteymiş Mirşad bey!" Korumanın cümlesiyle kurşunu gözlerimin önünden çekerken avludaki masaya yavaşça ilerledim.

Kimselerin olmadığı konakta adım sesleri yükselirken elimdeki kurşunu masaya dik duracak şekilde koymuştum ve artık avluda yankılanan tek ses bizler olmazken konakta yanlız değildi çünkü tam ortasına, kucağına bir ateş bırakmıştım!

-

Araçtan inmemle bu sefer elimde silah olurken hızla şirkete girmiştik, etraftaki insanların gözlerinde korku olurken benim gözlerimde öfke vardı!

Peki bu savaşta kim galip gelirdi?, tabiki her zaman öfke, kin, güç ve savaş kazanırdı çünkü bunlar var olurken güçsüzler hiç bir zaman kazanamazdı!

"Ersan!" Bağırmamla bir kaç saniye içinde karşımdaki kapı aralanırken tam beklediğim kişi çıkmıştı karşıma!, Ersan bana ve etrafa bakmasıyla elimdeki silahın sürgüsünü çekmiş adımlarımı seyretmiştim, zaten Ersan karşımdaydı ve kaçacak bir yeri yoktu!

Ersan'ın yanına gelmemle yakasından tutup hızla içeriye sokmuş ve elimdeki silahı olması gereken yere!, Ersan'ın şakağına doğrultmuştum

"Ersannn!" Dişlerimin arasından fısıldayarak konuşurken içimdeki öfke dizginlenmek istemiyordu tam aksine taşmak istiyordu!

"Ɓu halde buraya gelecek kadar nolmuş olabilir?" Ersan konuşmasıyla elimdeki silahı gösterirken anlamamış ayağına yatıyordu sonuçta aptalın biri yada çocuk deyildi, tam bir kurnazdı!

Dişlerimin arasından cıklamamla tek gözümü kırarken Ersan gözünün ucuyla silaha bakmıştı

"Sakın beni aptal yerine koyma!"

"Ahh Mirşa!" Ersan ağzının kenarıyla konuşurken alayla gülüyordu!

"Keseceksin sesini Ersan!" Cümlemle silahın horozunu indirip bir adım daha yaklaştım

"Sen susacaksın karşılığında'da yaşayacaksın!"

"Ben zaten yaşıyorum!" Ersan gülerek konuşurken kendimi zor tutuyordum ağzının ortasına yumruk indirmemek için ama yapmayacaktım çünkü mesele ne benim meselemdi nede Kaner'in!

"Ayrıca Yade'nin ne işi vardı orada?, o halde?"

"Ne ima ediyorsun lan sen?" Ersan'ı ittirmemle Ersan geriye sendellerken koltuğa çarpmıştı

"Gayet açık deyilmi?, pekte uygunsuzdu üstü!"

"Lan it soyu!" Ersana attığım adımla silahın dipçiğiyle suratına vurmamla Ersan aldığı darbeyle az önce çarptığı koltuğa bu sefer tepe taklak düşerken bir kez daha yakasından tutup kendime doğru kaldırmıştım

"Düzgün konuş!" Ersan'a bir kez daha vurmamla kaşından akan kan çenesine doğru süzülmüştü!

"Düzgün konuşacaksın onun hakkında!"

"Vay hemen haklarınıda mı koruyorsun?" Ersan gözlerimdeki öfkeyi ciddiye almazken yüzündeki alaylı ifade miğdemi bulandırıyordu

"Ben sadece senin gibi şerefsiz insanın diline düşmemesi için savunuyorum!"

"Düşerse düşsün seni ne ilgiendirir, hem fenamı eğleniriz!"

"Ulan!" Bağırmamla Ersan'a bir kez daha vurduğumda bu sefer Ersan koltuğa düşmezken yere düşmüştü

"Seni liğme liğme eder arkadaşların önüne atarım Ersan!" Ersan yerden doğrulmasıyla bana bakmış işaret parmağımı gözleri önünde tahdit vari sallayarak konuştum

"Bir kızın hakkında doğru konuşacaksın!"

"Konuşmassam ne olur?" Yere eğilmemle Ersan'ın yakasından tutup kendime çekmiştim

"Sana ne oldu Ersan?" Sorum aslında bir soru olmazken Ersan'ın yüzü gerilmişti

"Yediniz içtiniz ayrı gitmezken, Kaner'in eli her daim üstündeyken ne oldu dz0la bu hale geldin?, bu kadar iğrenç biri oldun!"

"Kaner o gün aracımı taratmadan önceydi, onun gözü kandan başka birşey görmeden önceydi insanlığım!"

"Yazıklar olsun sana!" Ersan'ı bırakmamla ayağa kalkarak bakışlarımı Ersan' dan çekmezken, işte insanoğlu bu kadar nankördü!, hiç kimse ben ne yaptımda böyle oldu demezken o ne yaptı derler!

- O yaptı bozulduk

- O dedi ayrıldık

- O dedi kanlı bıçaklı olduk

- O, O, O, Sen, Sen, sen!!!!

Ama hiçbir zaman ben kelimesi çıkmaz dudaklardan, hiçbir zaman beyin düşünmez kendi yaptığını çünkü karşı tarafı suçlamak her zaman kolay!"

Silahı belime yerleştirmemle ceketimi düzelterek bir kaz daha konuştum

"Yalan yanlış birine birşey anlat yine gelirim!"

Ersan elinin üstüyle dudağını silerken arkama bile bakmadan odadan çıktım, çünkü konuşulacak konu bitmişti artık, ya Ersan susacaktı yada onun yerine silahlar konuşacaktı!

KANER KAMİROĞULLARI

"Ağam!" Konağa girmemle mutfaktan Berfim bağırırken koşarak yanıma gelmişti

"Noldu?"

"Kaner ağam Haşir bey sizi salon da bekliyor"

"Ne için?"

Berfim sorumla başını eğerken hiç bir şey diyememişti, gerçi bende ne zannediyordum ki babamın her hangi birine hesap vermesini falan mı

Berfim'i arkamda bırakmamla merdivenleri çıkarak salona geçtim

Salonun eşiğine gelmemle babam tam karşımda otururken annem yanında tereddütle bekliyordu

"Beni görmek istemişsin!" Cümlemle annem bana bakarken babam bakmıyordu

"Görmek istemedim çağırdım!"

"Vayy!" Babamın cümlesiyle kaşlarım havalanırken yüzüme yerleştirdiğim gülümsemeyle gözlerine baktım

"Çağırdın!"

Babamın cümlesinin üzerine vurgu yapmamla tekrarlarken derin bir nefes vermiş arkamı dönüp çıkmaya yeltenmiştim

"Oğlum!" Annemin cümlesiyle olduğum yerde dururken omzumun üstünden arkama baktım

Bilmiyorum ama galiba bu zalim hayatta, içinde olduğum acımasız dünyadan çok şey bekliyordum baksana annemin tek bir kelimesine dahi dinlemeden gidemiyordum!, artık babamın, ailemin kazığını yemek istemiyordum ama hiç bir şey umduğun gibi olmuyordu, sürekli işittiğim sıcak kelimelerin her zaman soğuk gerçekliğiyle yüzleşmiştim ve de yüzleşmeye devam edecektim, çünkü bir insan asla ama asla değişmezdi ve gözümü kapatıp yaslanacağım bir ailem olmayacaktı, olamayacaktı, yaslandığı zaman benim düştüğüm, yok olduğum zamandı!

"Hala oğlunuzmuyum cidden!" Sorumla birlikte bir kez daha arkama dönüp bakmıştım

"Merak ediyorumda neden hep karşımdasınız?"

"Neyden bahsediyorsun oğlum!" Annemin sıcak elleri buz gibi ellerime değmesiyle bakışları elime kaymıştı

"En azından bir gece rahat uyuyabilmek için çabalıyorum size, sana rağmen -" cümlemi yarıda kesmemle bakışlarımla babamı göstermemle devam ettim

"Ben uğraşıyorum ki elimizdeki kan temizlensin, orda yatan sevdiğimde rahat etsin!" Son cümlelerimi sessizce söylerken babam'ın boğazına oturan yumrukla zor yutkunmuştu ama durmayacaktım acınan değil acıyan olacaktım ve artık acımayacaktımda!

"Ama sen baba?" Başımı iki yana sallamamla yutkunurken yüzümde acı tebessüm belirmişti

"Sen ise daha dibe batmamız için uğraşıyorsun, benim kan kusturduğum adamlara sen şerbet içiriyorsun!"

"Ya ne yapayım Kaner?"

"Birşey yapmanı istemiyorum senden, sadece karşımda durma yeter!"

Babama karşı gitmemle bağırırken annem elleriyle ağzını kapatarak dinliyordu

"Hemen yetiştirdi demi o kız!" Babam İzem'in ismini dahi ağzına almazken kendini bu olaydan soyutlamaya çalışıyordu

"Korumalar söyledi!" Babamın değişen yüz ifadesiyle birlikte gülerken babam gözlerimde bir gerçek arıyordu

"Ama imkansız değilmi?" Sorumla birlikte başımı hafif yan yatırmış bir cevap bekliyordum, ama ne cevap verecekti çok merak ediyordum!

"Çünkü konakta tek bir kişiyi bile bırakmadınız!, adamların hepsini o şerefsiz Sadri ağa'ya gitmek için topladınız, benim gebertmek istediğim adama kalkan olsun diye götürdünüz adamlarımı!" Her bir cümlem bir öncekinden daha gür çıkarken işaret parmağımla babamın göğsüne vurarak bağırmıştım ama babam bırak pişman olmayı anlamıyordu bile

"Suçu sakın İzem'e bulup cezalandırmaya kalkışmayın!"

Annemim göz yaşları bir an bile dinmezken bunun sorumlusu ben değildim

"Çünkü suç onda değil!, sizde, sende, suç senin kalbinde!, sen buraya evladını almadın, beni sevip sayacaĝın yerde hep başkalarını saydın!"

"Biz değil sen bize karşısın Kaner!, sen hep kalbine öfke ve kan'ı aldın!"

"Hata bende öylemi?, ama şunu unutmayın ben durmayacam ve her zaman daha ileriye gidecem, karşıma sen çıktığın ana kadar!"

Başımı sallamamla geriye bir adım atmıştım atmasına ama bakışlarımı bir an bile babamın gözlerinden ayırmazken babam bir sonraki hamlemi anlamaya çalıyordu, işte biz buyduk birbirimize karşı kozlarını saklayan iki düşman!

Salondan çıkmamla odaya yöneldim

"Sen bu müziği sevmiyormusun?"

İzem'in cümlesi kulaklarımda yankılanmasıyla olduğum yerde durmuş ve başımı kaldırmıştım tam karşımda odanın kapısı olurken girmeme ramak kalmıştı ama giremezdim, İzemle yüzleşme cesaretim olmazken güvercinleri kaçırdığı aklıma geldikçe deliriyordum, geriye bir adın atmamla terasa yönelirken merdivenleri tek tek ve olabildiğince yavaş çıktım çünkü artık beni bekleyen bir güvercin yoktu!

Merdivenlerin sonuna gelmemle ortalıkta yada uçan hiçbir güvercin olmazken kapısı kapalıydı!, gözlerimi kapatıp geri araladığımda ilerlemiştim, göreceğim manzarayı bile bile gittim, güvercinlerin sesi duyulmasıyla adımlarım istemsizce hızlanırken içimdeki burukluk gitmiş yerine mutluluk gelmişti, gerçekten olabilirmiydi bu?

Kafese bakmamla bütün güvercinler içeride olurken bakışlarım yana kaymıştı, yerde kuş yemleri olurken kafesin hemen yanında su kovası ve içindede yemler vardı, belliydi kafese konulmak için bunlar kullanılmıştı ama kim yapmıştı?

İzem desem öfkeden gözü dönerken acımadan çıkartan, kaçıran oydu sırf benim canımı yakmak için! Değer verdiğim güvercinleri uçurmuşken geri toplamazdı, bana bu iyiliği yapmazdı

Annemgil desem onlarla zaten bıçak kemiğe dayanmış bir şekildeydik o zaman kimdi? Bana bu iyiliği yapan kimdi?

Cebimden çıkarttığım telefondan Fırat'ı aramamla telefon ilk çalışta açılmıştı

"Efendim abi?"

"Güvercinleri geri getiren sen misin?"

"Neyden bahsediyorsun abi?"

"Soru sormadan cevap ver Fırat!"

Birkaç dakika sessliğin arkasından Fırat'ın sesi duyuldu

"Ne oldu bilmiyorum ama ben değilim!" Tek kelime dahi etmeden telefonu kulağımdan çekerken hızla merdivenlere yönelmiştim, az önce yavaşça çıktığım merdivenleri bu sefer koşarak iniyordum!

Merdivenleri inmemle odaya yönelmiş kapıyı bir dakika bile düşünmeden açtım, İzem elindeki kağıt ve makasla birlikte bana korkuyla bakarken ben elindekilerle ne yaptığını anlamaya çalışıyordum

"Ne oldu?" İzem soğuk ses tonuyla konuşurken elindeki makası masaya bırakmış ayağa kalkmıştı

"Neden geldin?"

"Burası benim evim ya!"

İzem dudaklarını birbirine bastırmasıyla bir adım atarak İzem'e yaklaştım

"Sana birşey soracam!"

"Sen genelde hep soruyorsun zaten!"

İzem'in dudağının kenarı kıvrılmasıyla boğazından bir fısıltı kaçmıştı!

"Dinliyorum!"

"Güvercinleri senmi-?"

"Evet!" İzem cümlemin devamını getirmeme müsaade etmezken başımı aşağı yukarı sallamıştım

"Teşekkür ederim!" Yutkunarak zar zor konuşurken belkide benim için en zor konuşmaydı!, şimdiye kadar kimseye teşekkür etmezken bu kez karşımda canımı yakan insan olmasına rağmen teşekkür etmiştim çünkü sanırsam bunu İzem'e borçluyum!

"Onlara bir bedel ödetemezdim!, sonuçta canımı yakan onlar değil sensin?"

"Benide can evimden vuran sensin!" İzem yüzündeki acı tebessümle gözlerime bakarken bir adım daha yaklaştım

"Sana bir şey göstermek istiyorum!"

"Göster!"

"Sabah ezanında terasa gel olur mu?"

İzem başını çevirmesiyle omzunun üstünden masaya bakarken bende bakmıştım, birşeyler yapıyordu ama ne yaptığı hakkında en ufak bir fikrim dahi olmazken İzem bana bakmıştı

"Olur!"

"Tamam!" İzemi arkamda bırakarak odadan çıkmamla kapıyı arkamdan kapatarak sırtımı kapıya yaslamıştım!

-

"Alahü Ekber, Allahü Ekber" Ezan okunmasıyla gözlerimi aralamış ve omzumun üstünden arkama, odanın kapısına bakmıştım, dün geceden beri bir adım dahi ileri gidemezken kalmıştım yaralandığım yerde!

Oturduğun yerden doğrulmamla terasa tekrardan çıkarken sabahın rüzgarı tüm iliklerime işliyordu!

"Evet geldim!" İzem'in sesi yankılanmasıyla derin bir nefes alırken dün geceden getirttidiğim yer minderlerine oturdum!

"Gel, otur!" Elimle yanımı işaret etmemle İzem'in ayak sesleri git gide yaklaşırken başımı kaldırıp gökyüzüne baktım, az sonra güneş doğmak üzere olurken beklediğim an gelmişti!

İzem oturmasıyla gök yüzüne bakarken birşey dememi bekliyordu!, ama konuşmayacaktım ne ben nede İzem konuşmayacaktık!

"Benimle ne konuşacaksın?"

"Sus ve sadece izle!" İzem bakışlarını üzerimden çekmesiyle gökyüzüne bakarken ay kendini esirgemiyordu bizden ama güneş yavaşça doğmasıyla ayın üzerine çökerken ay hakimiyetini kaybediyordu!

Omzumun üzerinden İzem'e bakmamla İzem hayretler içinde kanlı ayı izliyordu!

"Güzel değilmi?" Bakışlarım gökyüzüne kaymasıyla İzem'in bakışlarını hissetsemde bu sefer bakmamıştım

"Güzel, çok güzel!"

"Benimle ilgili yeni birşey gösteremem ama sana verebileceğim sadece bu var!" İzem ayı izlemeyi bırakmasıyla bana bakarken bende bakmıştım, oda anlamıştı neyi kast ettiğimi, İzem bana Mardin dışında bir huzuru verirken ben bu tutsak yerde esareti veriyordum ona!

"Biliyorum öfkelenmemem gerekiyordu ama bu konakta sadece ait olduğum yer onların yanı!"

İzem sözümün üzerine birşey demezken asıl aklını bulandıran başka birşey vardı ama İzem susmayı tercih ediyordu

"Tek birşey soracam sana!"

"Sor!"

"Annenin adı ne Kaner!"

*****🕊🕊******

KURŞUNLU ZİNCİR ADLI 2. KİTABIMIZA'DA ŞANS VERİRSENİZ ÇOK MUTLU OLURUM.🤍🪻

Yine güzel bir bölümün sonuna geldik

Bölümü nasıl buldunuz merak ediyorum yorumlarda buluşalım.

İNSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_

TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06

SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN 😍🤭

NOT : Yorumlarınızı ve oylamalarınızı bekliyorum🥀🥀

İYİ GECELERR🩶🤍🖤

HAYIRLI SAHURLARRRR🥰🥰

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

50. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

1 yorum

  • İzem öğrensin artık Alizi Kanseri gerçeklerini neyi neden yaptığını öğrensin ona Göre hareket etsin aptal yerine koydular iyice ayağa kalksın güçlü kök sokturen bı izem gorelim fazla yalnız kaldı

    2Yanıt