İki farklı dünya!, biri kelebeklerin uçuştuğu bir dünya diğeri cehennem ateşinin yandığı yer!, peki bu iki dünya bir arada yaşanabilirmi?, kelebekler ateşte kanat çırpabilirmiydi?, yada ateş uçmayı öğrenebilirmiydi?!
MİRŞAD ZİNDAR
Yade'nin gözleri Kaner'den dolayı kırmızı ve bulanık olurken Kaner'in sözleri beynimin içinde cirit atıyordu resmen!
"Karanlık bir kişiye kim bakar değil mi?"
....
"O yüzden uzak dur!"
Gerçekten haklımıydı amansız ve boş bir sevdanın içinde'mi çırpınıyordum yada bu gözler derdime derman'mı olurdu!
Verdiğim nefesle arkamı dönüp bir kaç adım gitmiştim ama daha ilerisi yoktu
"İyimisin?" Duyduğum sesle omzumun üstünden bakmamla bakmak için an kolladığım gözler şimdi gözlerimdeydi!
Arkamda bağladığım ellerimin çözülmesiyle yavaşça Yade'ye doğru dönmüş başımla onay vermiştim
"Ya sen?"
Yade bakışlarını çekmesiyle Mardin'e bakmış ve omzunu silkmişti
"Galiba değilim!" Yade son cümlesiyle bana bakarken gözünden bir damla yaş düşmüştü
"Abim delirdi!"
"Peki omu ispiyonladı bizi?"
Yade başını eğmesiyle gözlerini kapatırken eliylede yüzünü silmişti
"Abim beni suçluyor!"
Duyduklarımla şok olurken Yadeye doğru bir adım atmış elimi omzuna koymak için yeltenirken hızla durmuştum ya ters bir bir karşılık verirse o zaman ne yapacaktım buna asla göz önüne alamazdım, hızla elimi indirmemle konuşmuştum
"Asla!" Yade cümlemle bana bakarken başımı yavaşça iki yana sallamıştım
"Sen yapmazsın böyle birşey!"
"Nerden biliyorsun tanımıyorsun bile beni, ben sadece sana bakmayan doktorum!" Yade kaşlarını havalandırarak bana dediği cümleyi doğrulatmam için bakıyordu
"Sen öyle san"
"Ne demek istiyorsun?" az önce yaş akıtan gözler bu sefer kısılırken hıçkırıkların koptuğu boğazı bu sefer yutkunmuştu
"Şuki - "
(Telefon çalmas sesi)
Telefonun çalmasıyla cümlem yarım kalırken dudaklarımı birbirine bastırmış "Kusura bakma" demiştim, Yade her hareketimi incelerken ceketin kenarıdan tutup telefonu iç cebinden almıştım, ekrana bakmamla numara olurken kim olduğunu anlamıştım
"Bunu cevaplamam lazım!" Yade'yi arkamda bırakmamla telefonu açmış kulağıma götüşmüştüm
"Umarım bozduğun anı kurtaracak birşey için aradın!" Cümlemi tane tane söylerken yavaş adımlarla balkonun ucuna doğru gitmiştim
"Cahid'i bulduk Mirşad bey!"
"Hmm nerdeymiş bizim kaçak"
Cümlemi söylememle aşşağıdaki avluda hareretli bir şekilde telefon ile konuşan Fırat'a baktığımda belliki konuştuğu her kimse hiç hayrı alamet birşey demiyordu!
"Kendini vurmuş!"
"O nasıl oluyor?"
"Yanındaki adamın bir an boşluğundan yararlanıp silahını almış!, sıkmış kendine!"
"Ölmüşmü?"
"Hastaneye götürmüşler, ama pek umut yok!, doktorlar bir kaç gün demiş!"
"Ahhhh!" Verdiğim nefesle başımı dikleştirirken bu sefer gözlerimi kısan ben olmuştum
"Bir it gibi fırsat kollar oldu öylemi?"
Karşı taraftan ses gelmezken alayla gülümsemiştim
"Bu Haraşiler kendi şereflerini kurtarmak için biz öldürdük derler, gözün kulağın üstlerinde olsun!"
"Emrin olur Mirşad bey!"
"Bana haber etmeyide unutma!"
Telefonu kapatmamla ellerimi balkonun korkuluğuna koymuş Mardin'e bakmıştım !
"Kan kusacaksın!, daha fazla can almak istemiyeceksin ama geleninde çok olacak be Mardin!"
Arkamda ayak seslerin gelmesiyle bakmazken anlamıştım Fırat olduğunu, Fırat birşey demezken sessizce yanıma gelmiş safımda saf almıştı!
"Noldu?"
"Haber var!" Fırat'ın nefes alışı duyulmasıyla başımı eğip omzumun üstünden bakmıştım
"Kıymış canına!" Fırat cümlemle bana bakarken sessizliğini koruyordu aslında kendisi sussada bakışları konuşuyordu!
"Ölmemiş ama?"
"Ölecek!" Fırat tüm öfkesiyle konuşurken bakışlarını benden çekmişti
"Şimdi ölmediyse bile nikah masasında ölecek!"
"Neden?, sonuçta Kaner'in istediği oldu şeferleri, itibarları yerle bir oldu!"
"Abimin istediği şan, şeref değil, tek istediği kan!" önüme dönmemle Fırat tekrardan konuşmuştu
"Abim aptal değil, her şeyi planlıyor!'
Fırat cümlesini yarıda kesmesiyle başını yavaşça iki yana sallamıştı
"Ya düşmanlığı bitirip aile olmayı seçerlerse?, bir yuva kurarlarsa kendilerine?, işte o zaman Kaner biter!, şimdi yapmassa o zaman'da gidip kafasına sıkmaya yüzü bile olmaz!"
"Si..." belli belirsiz dudaklarımdan kaçan küfürle etrafa bakınmıştım.
Böyle bir dünya, böyle bir düzen olmaz olsun!, resmen iki ucuda uçurumdu ya kendini mahvederek atlıyacaktın yada başkalarını mahvederek!, Ama bu hikayede mutluluk yoktu! ve olmadığı gibide bu cehennem bitmiyecekti!
"Mardin acımasız Mirşad, töreleri, kuralları can yakar, heleki ona karşıysan ayrı bi olay canından can alır ama yine durmaz!" Fırat bana bakmasıyla susmak zorunda kalırken burukta olsa gülümsemişti
"Kısacası gözünün yaşına bakmaz!, kim olursan ol yaşlısı genci, kızı erkeği, çocuğu bebeği, hepsine ayrı planları var bu coğrafyanın!"
"Peki sen sana çizilen kadere razımısın?"
Fırat sorumun karşısında susarken gözlerini kapatıp yüzünü kırıştırmış yumruk yaptığı elini vurmasıyla arkasını dönüp gitmişti!
Ben Fırat'ın yerine cevabı vereyim asla boyun eğmiyecekti!, çünkü bir insan bir kere aşık olur, bir kere sever sayar, çok aşık oldum sanılır ama sadece sanılır çünkü aşık olunmaz!, sadece alışkanlık olur, belkide karşı taraf sussun diye birşeyler yapılır ama asla içten gelerek yapılmaz ama sevdinmi bırak küsmeyi o kırılmasın diye herşey yapılır! Ve aslada unutulmaz!, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin ne kadar kişiyle tanışırsan tanış herzaman onun yeri ayrıdır!
KANER KAMİROĞULLARI
"Emanetime sahip çık!!"
İzem'in cümlesi kulaklarımda yankılanmasıyla gözlerimi aralarken İzemde bana bakmıştı, ne yapacağımı ne diyeceğimi bilemiyordum daha doğrusu bilemezken değil bildiklerimi unuturken elimdeki boşanma evraklarını sıkıcana tutmuş ve sadece kendimi geri çekmiştim!
İzem birşey demem için gözlerime bakıyordu ama ben sessiz kalmayı tercih etmiştim!
Bir kaç adım geri gitmiş ve hızla arkamı dönüp odadan çıkmıştım, kapının kapanışı yüreğimdeki boşluğun kapısını açmıştı ve ben sürüklenerek düşmüştüm o boşluğa!
Etrafta boş gezinen gözlerimle zorda olsa yutkunmuş ve hızla merdivenlere yönelmiştim
"Oğlum!"
Annemin seslenmesiyle bakışlarımı kaldırıp az ilerde duran aileme bakarken kimseyi umursamdan merdivenleri inmiş ve kimseye birşey demeden kapıya yönelmiştim, attığım birkaç adımda kapıyı açmamla korumalar bana bakarlarken az önce indiğimiz araca hızla gitmiş ve terkar binmiştim.
Nereye gidecektim ne yapacaktım bilmiyordum ama uzaklaşmam gerektiğini çok iyi biliyordum!, elimdeki dosyaya bakmamla yana fırlatıp atarken hızla aracı çalıştırmış yola çıkmıştım
"Neden?" dudalarımdan tek bir kelime dökülürken gözlerimin önünden İzem'in hareketi gitmek bilmiyordu
"Neden?, neden?, neden?" aynı cümleyi peş peşe söylemiştim ama hiçbir cevap alamazken cevapsız sorularla biirlikte elimi peşi sıra direksiyona vurarak bağırmıştım
"Neden yaptın?" Haykırışlarım cevapsız kalırken direksiyonu kaleye doğru çevirmiş ve gaza yüklenmiştim, normalde de uzunmuydu bu yol bilmiyorum ama bugün sanki gideceğim yer uzaklaşıyordu benden, ve her çırpınışım boşaydı, resmen dalgalı denizde kürek çekiyordum!, kurtulmak yerine daha fazla dalgalar'da kaybolup, boğuluyordum!, tüm çırpınışlarım beni daha fazla uçurumun kenarına sürüklüyordu!
Kaleye gelmemle ani fren yapıp durmuş ve kendimi zorda olsa dışarıya atmıştım!, aracın kapısı açık kalırken rüzgar hatta yavaş yavaş düşen yağmur damlacıkları yüzüme çarpıyordu, içimde kopan fırtınaya engel olamazken aracın kaportasına yaslanmış ve başımı gök yüzüne çevirip gözlerimi kapatmış beni bir başıma bırakan nefesi almak için dudaklarımı aralamıştım, cidden her şey zor olmak zorundamıydı!
"Rahatladın mı?"
Sesin gelmesiyle gözlerimi aralayıp sesin sahibine bakmamla Mirşad'da kendi aracın önünde durmuş bana bakarken bakışlarımı tekrar gök yüzüne çevirmiştim
"Anlaşılan büyük bir girdabın içine düşmüşsün!"
"Sadece sus!" Başımı eğmeden Mirşad'a bakarken "Olurmu?" Demiştim
"Ben susmasına susarım ama kafanın içindekiler susarmı?"
"Onlarda susacak!"
"Umarım!"
Mirşad iç çekmesiyle yanıma otururken başka şeyler düşünmeye çalışıyordum ama asla başarılı olamazken sadece bomboş gözlerle Mardin'e bakmak geliyordu elimden, her yağmur damlası tenime çarparken gözlerimin önüne İzem'in yağmur altında babasına hayrışı ve onu yağmurdan kurtardığım an geliyordu o günde ıslanmıştım hemde sırılsıklam ama asla bu kadar karma karışık değildim!
Ne hissettiğim yada hedeflerim belliydi ama şimdi hislerim ve düşüncelerim beni terk ederken mantıklı düşünemiyordum, Mardin sokaklarında ambulanslar, cenaze araçları gidip gelirken ben buradan sadece seyrediyordum halbuki şuan toprağa girecek kişiler düğüne saldıranlar olmalıyken burada durmuş boşluğa düşmemi izliyordum
"Off" başımı arkaya atmamla gözlerimi kapatırken sessizliğe teslim olmak istemiştim
"Belkide artık seninde sevme zamanın geldi?" Mirşad'ın sorusuyla gözlerimi aralarken yağmurun bana doğru gelişini izlemiştim!
"Bir masumun günahına, sevdiğimi toprağa verdikten sonramı?"
"Evet çünkü sen ölmedin, yaşıyorsun! o yüzden seveceksin!"
"Kim demiş ölmedim diye?"
"Ölmüş olsaydın İzem için darma duman olamazdın değilmi?"
"İzem ölüyü diriltmeye çalışıyor sadece!"
"O zaman diril!"
"Yapamam" başımı iki yana sallayarak konuşmak için yeltenmemle konuşamazken dişlerimi sıkarak susmuştum!
"Sevmek seninde hakkın!"
"Aliz benim için kendine kıydıktan sonra benim böyle bir hakkım yok Mirşad!"
"Aliz o adamla olmamak için kıydı!"
"Ben engel olamadığım için!" Cümlemi bastıra bastıra söylerken Mirşad'ın eksik cümlesini tamamlamıştım çünkü bunun sorumlusu bendim!
"Sen sadece kalbindeki acıyı dindirebilmek için cezayı kendine kesiyorsun!"
"İster ceza de ister ödenecek bedel ne dersen de ama bunun sorumlusu-"
"Kes artık Kaner!" Mirşad bağırmasıyla sözümü keserken önüme geçip yüzüme bakmıştı
"Kes!"
Ne kadar içimde Mirşad'ın yakasına yapışmak istesemde yapmamıştım, sadece başımı çevirip etrafta boş bakarken Mirşad tekrar konuşmaya başlamıştı
"Seni evde bekleyen bir karın var!, ne kadar dik başlıda olsa senin için endişeleniyor Kaner bunu görmüyormusun?"
"Bende ondan korkuyorumya!"
Mirşad'a sorduğu sorunun cevabını söylediğim halde gözlerimde bir cevap arıyordu ama benden başka bir cevap çıkmazken Mirşad yanıma geçmiş aracın kaportasına yaslanmıştı, yağmur damlaları her yere düşüşünde bir bir kaybolurken tekrardan konuşmuştum
"Endişelenmesin, nefret etsin benden nasıl başta düşmandık şimdi ve bundan sonrada öyle kalmak istiyorum"
"Sadece sen öyle kalkmak iseyeceksin diye öyle olmayacak Kaner!"
"Neden?"
"Çünkü İzem sana sevdalı!"
"Asla!" Beklemeden, düşünmeden inkar etmiştim çünkü olamazdı, olmamamlıydı, ben artık o defteri açılmamak üzere kapatmıştım
"Sen ne kadar inkar edersen et Kaner ağa ama o kız sana yavaş yavaş sevdalanıyor!"
Cidden Mirşad'ın dediği gibimiydi, Hayır!, Hayır olamazdı bu!, hem ben ona umut vermemiştimki beni sevsin?
"Ben ne yapmış olabilirimde İzem beni sevmiş olabilir?" Mirşad'a bakmadan sorduğum soruyla etraf sessizleşirken dişlerimi sıkarak lanet okumuştum kendime!
"Bir insanın aşık olması için birşeyinmi olması lazım Kaner?" Mirşad'ın sorusuyla afallarken omzumun üstünden Mirşad'a bakmıştım
"Evet, yoksa neden olsunki?"
Mirşad bana bakmazken gözünü kerpmeden, özellikle bir yere bakıyormuş gibi tek bir noktaya bakıyordu!
"Sen neden sevdin Alizi?, bir neden varmıydı?" Mirşad her dakika, her saniye duygularımın kırılması için sözlerini esirgemezken Mardin'e bakmıştım!
Başımı iki yana sallamamla "Onun kalbini, merhametini, sevgisini sevdim" demem ile Mirşad derin bir nefes vermişti
"Eee o zaman
"Ama İzem öyle değildi ona hiçbir umut vermedim tam aksine sevgi yerine birbirimize kin besliyorduk!"
"Belkide kin bildiğin en başından beri sevgidir"
"Saçmalama!" gülmeme engel olamazken kahkahayla karışık tek bir cümle dökülmüştü dudaklarımdan!
"Öfke ve kin asla sevdaya, aşk'a dönüşmez!"
Mirşad'ın cümlesi komikti hatta hayatımda en duyguğum gülüç bir durumdu ve ben tam ortasındaydım, aniden gülümsemem yüzümden silinmesiyle Mirşad'a bakmış konuşmak için dudaklarımı aralamıştım ama hiç birşey çıkmazken dudağımı dişlerimin arasına alıp ezmiştim!, canım yanıyordu ama kalbimin yankısına ulaşamıyordu bile!
"Ben sevgi nedir, aşk nedir bilmiyorum Mirşad, baksana Alizi bile doğru düzgün sevemedim, kollayamadım İzem'i nasıl sevip koruyum!"
"Sen çok güzel sevdin lakin İzin vermediler"
"Sanada İzin verilmese bırakırmıydın?" Mirşad'a bu soruyu sormuştum çünkü biliyordum onun gönlünde de kardeşimin olduğunu!
"Bırakmam!"
"Ya bırakmak zorunda kalırsan?"
"Kalmam!" Mirşad bildiğimi anladımı bilmiyorum ama her cümlesini gözümün içine bakarak söylüyordu, dudağımı yukarı büzmemle başımı aşağı yukarı sallamıştım
"O kadar büyük konuşma!"
Mirşad arkasına bakmasıyla bir kaç saniye dururken hızla önününe dönmüş ve oturduğu yerden doğrularak ayağa kalkmıştı!
"Ben kendimi düşünürüm sen kendini ve İzem'i düşün!" Mirşad önümden geçmesiyle giderken arkasından izlemiştim ama Mirşad aracın ön kapısını açmasıyla eğilirken önüme dönmüştüm!, Mirşad'ın ayak sesleri yaklaşmasıyla gözümün ucundan baksamda Mirşad sadece elindeki dosyaya bakıyordu
"İmzalamamış" bakışlarım dosyaya çevrilmesiyle İzem'in sıcak dudaklarını dudaklarımda hissetmem bir olmuştu!
"Ve sende!" Mirşad sürekli konuşurken zorda olsa yutkunmuştum, baştan ayağa vucudumu ateş basarken sanki birileri beni boğuyordu, Mirşad'a bakarak zorda olsa yüzüme yerleşen buruk tebessümle bakarken Mirşad boşanma evraklarını uzatmıştı
"Yırtma vaktin geldi!"
"Senin başka işin gücün yokmu?"
Mirşad ağzının kenarıyla cıkklarken kağıtları uzatmıştı
"Bir nevi borçlarımı ödüyorum say!" Mirşad ne kadar kendi menfaati için yaptını söylesede bana borcu felan yoktu!, dosyalara son bir kez bakmamla elime alırken yavaş hareketlerle kağıtları yan çevirmiş ve yırtmıştım!
Belkide en doğrusu buydu yada hayatımın en büyük hatasını yapıyordum bilmiyorum ama kalbimden geçen ve mantıklı olan buydu, yırttığım kağıtları üst üste koymamla bir kez daha yırtmış ve elimi aralamıştım, rüzgar parçalanan kağıtları etrafa savururken bana sadece savrulmalarını izlemek kalmıştı.
Eğer hata yaptıysamda bunun hesabını Mirşada sorardım nasıl olsa!,
"Senin başka işin yokmu?"
"Var ama öncelik sırasında değil!"
"Allahalla öncelik neymiş?" belkide bunu sorma hakkım yoktu ama sormuştum gerçi çokta takılmamak lazımdı sonuçta Mirşad isterse söylerdi!
"Seni götürmek!"
"Kim demiş gideceğimi?"
"İstediğin zaman gidersin Kaner ağa!" Mirşad omuzlarını havalandrmasıyla dudağını aşağı doğru bükerek cevap verirken çalan telefonla birlikte sıkıntıyla nefes vermiş cebinden çıkarttığı telefona bakmadan cevaplamıştı
"Konuş!" Mirşad'ın cümlesiyle etraf sessizleşirken Mirşad duyduklarından gayet memnundu
"Tamam kendi payınızı alın!" Mirşad telefonu kulağından çekmesiyle gözümü kırpıp başımı yana çavirmiştim
"Benimkiler canavar gibiler maşşallah!"
"Yanlış şeyler yapmıyorsun demi lan?"
"Aşk olsun, ben ve yanlış?" Mirşad yüzündeki gülümsemeyle konuşurken bakışları ve yüz mimikleriyle kendini göstermişti
"Aşk maşk olmasın, bak hele, sen bu aralar çok aşk sevgi diyorsun haberin olsun!"
"Olsun be Kaner ağam!"
"Allahalla" gülmeyle karışık konuşurken Mirşad'ın yağ yakma mesaisi başlamıştı
"Valla şuan o kadar mutluyumki sen bile bozamazsın bu anı!"
"Bilirimde ellemiyim"
"Lütfettin reis!" burnumun kenarı seğirmesiyle Mirşad kahkaha atarken abim saydığım kişiye atıfta bulunmuştu
"Senin reis ne yapıyor!" Demesiyle bakışlarımı Mirşad' dan çektiğinde Mardine bakarak konuşmuştum
"Selamı var demeyi çok isterim ama yok!"
"Eeee beni sever, selam sevilmeyene ama sevme ihtimali var olana söylenir"
"Şuan sadece saçmalıyorsun!"
"Sen öyle san bak gelince nasıl olacak!"
Mirşad'ın gülerek konuşmasına gözlerimi aktarmıştım çünkü bu salakta biliyorduki Abdullah abi geldiği gibi Mirşad'a çökecekti
"Gidelim'mi artık" Mirşad'a bakmadan başımla onay vermemle oturduğum yerden doğrulmuş araca doğru gitmiştim, Mirşad'da benimle birlikte şoför koltuğuna geçerken araca binmiştim.
Artık yağmur dışarda kalırken birazda olsa serinliği, kokusu gelsin diye camı açmıştım, eminimki İzem şuan odanın tüm camlarını kapatmış oturuyordu, ne garip hayat değilmi? yağmur bir insanın kaçış nedeni olurken bir diğerinin sığınağıydı!
İZEM KAMİROĞULLARI
Dışarıda deli gibi yağmur yağarken benim elimden gelen sadece camın önüne sinmiş bir şekilde oturmaktı, korkuyordum dışarı çıkmaktan yağmurun bana sunacağı kokudan deli gibi korkuyordum birde üstüne üstelik Kaner'de hiçbirşey demeden odadan çıkıp gitmişti, dışarıda ne halde nasıl bilmiyordum belkide hayatımda hiçbir zaman bu kadar korkmamıştım belkide korkumun nedeni Kaner'in ne yapacağını bilemiyor olmamdı!, onca karmaşanın içinde Kaner'i düşünmek çok zordu!
Elimden de hiçbir şey gelmezken gözlerimi kapatıp kendime çektiğim dizlerime başımı yaslamıştım, gözümün önüne Kaner'in boşanma evraklarını uzatışı gelirken boğazıma oturan yumruk kalbimi sıkıştırıyordu!
Gerçekten benden boşanacakmıydı?, heleki onca olan şeylerden sonra bana güvenmemişti ve adım kadar biliyordumki aslada güvenmeyecekti
Gözlerimi aralamamla oturduğum yerden doğrulmuştum
Kaner beni ne kadar tanıyamasa da ben Kaner'in bu kararından asla vaz geçmeyeceğini bilene kadar tanımıştım ve onun istediği olacaktı madem benden kurtulmak istiyordu o zaman kurtulacaktı ama ondan önce Kaner'i bulmam lazımdı yoksa bu havada hastalanıp bir yere yığılıp kalacaktı!, ayağa kalkmamla dolaptan kabanı alıp giyerken kapıya doğru gitmiş ve hızla aralamıştım kapıyı, yağmur hiç acımadan yağarken burnuma dolan kokuyla göğsüm sıkışmıştı
Gözlerim istemsizce dolarken bir zamanlar sığındığım yağmur bugün kaçtığım yağmurdu ve bunun tek sorumlusu babamdı!, inandığım herşeyi elimden almıştı!
Gözümden akan yaş dudaklarıma doğru kayarken dışarıya çıkmıştım, bu sefer yağmurun hedefi ben olurken bir an bile durmadan merdivenleri inmiştim çünkü biliyordumki durursam vaz geçerdim!, merdivenleri inmemle avluya inmiş ve kapıyı açmıştım, korumalar hızla bana bakmalarıyla yanlarından geçip gitmiştim
"Gelin hanım nereye?" Koruma'nın seslenmesiyle olduğum yerde dururken önüme düşen ıslak saçlarımı iterek kısılan gözlerle bakmışıtm
"Sizin yapmadığınızı yapmaya!"
Korumalar birbirine bakmalarıyla
"Aracı hazırlayın!" demiştim, korumalardan biri vakit kaybetmedem giderken birazda olsa ıslanmamak için kapının altında durmuştum
"Gelin hanım nereye gidecekseniz biz bırakalım sizi!"
"Kendim giderim!" Korumayla nasıl gidebilirimki daha neler?, Kaner'in hangi tavrıyla karşılaşacağımı bile bilmiyordum!, hem ne diyecektim kusura bakma seni öptüm niye delirdin'mi diyecektim ne diyecektim?,
"Off" dudaklarımın arasından bıkkın bir nefes çıkarken kabanıma sardığım ellerimi çözerek yağmurdan dolayı önüme düşen saçlarımı çektiğimde artık kafayı yemek üzereydim!
Aklıma gelen fikirle vakit kaybetmeden telefona davranmamla Fırat'ı aradım, telefon bir kaç kez çalmasıyla açılırken Fırat'ın sesi duyulmuştu
"Efendim yenge?"
"Alo Fırat Kaner yanında'mı?"
Bir kaç saniye ses gelmeyişinin ardından Fıratın endişeli sesi dolmuştu kulaklarıma
"Hayır!, senin yanında değilmi?"
"Bir öfkeyle çıktı gitti!" Elimle saçlarımı karıştırsamda içimdeki korku dinmiyordu!
"Peki nereye gitmiş olabilir?"
"Sen nerdesinki yenge?"
Fırat'ın sorusuyla araç gelirken "Şimdi konaktan çıkıyorum" demiştim, koruma aracı getirmesiyle inerken vakit kaybetmeden araca binmiş ve yola çıkmıştım
"Nereye gitmiş olabilir Fırat!"
"Yenge sen bekle ben bakıyım!"
"Söylemeyeceksen kapatıyorum!"
"Off!"
"Kapatıyorum!"
"Meyhaneye yada Yaver'in yanına gitmiştir" Fırat oflayarak zorda olsa ağzının kenarıyla bir şeyler derken telefonu kapatmış ve biraz daha gaza yüklenmiştim!
Yaver'in evinin adresini bir kere Kaner söylediği için yarım yamalak'da olsa biliyordum!
-
Araçtan inmemle Yaver'in kapısına deli gibi vurmaya başlamıştım ama sanki kapı duvar olurken ne bir açan vardı nede bir ses!, biraz daha vurmamla zile basarken en sonunda içeriden sen gelmişti
"Yıktın yıktın!" Yaver bağırarak kapıyı açmasıyla benimle karşılaşmayı beklemediği her halinden belli olurken arkadan eşi endişeyle bakıyordu!
"İzem!"
"Kaner içerdemi?"
"Hayır!" Yaver belli belirsiz başını sallamasıyla konuşurken bir kere daha lanet etmiştim
"Sizinle değilmiydi?"
"Olsa neden geliyim buraya!"
Yaver'e sitemle konuşurken sesimi birazda olsa yükseltmiştim!
"Çekti gitti, ayrıca sizin nasıl haberiniz yokya, Fırat abisinden bir haber, sen arkadaşından!"
"Birincisi içeri gel ıslanma, ikincisi sen ne zannediyorsun Kaner her hareketini bildirir felan'mı?"
"Kaner yaralı bildirmesede en azından bir sorun!"
"Yine ne yaptında gitti!" Yaver'in sorusuyla afallarken hiçbir şey diyememiştim
"Sen soruyorsunya asıl ben soruyorum sana ne yapıtında kaçtı senden yaralı halde ve bu havada çekip gitti!" Bu sefer öfkeli Yaver olurken acımadan gerçekleri yüzüme çarpıyordu!, aslında doğru söylüyordu bütün herşeyin sorumlusu ben olurken başkalarını suçluyordum ve oda yetmezmiş gibi hesap soruyordum!
Arkamı dönmemle Kaner karşımda dururken bırak ona doğru gitmeyi bir adım dahil atamamıştım
"Ne işin var burada?"
Kaner hesapmı soruyordu yoksa merakmı etmişti anlamazken hiç birşey dememiştim daha doğrusu birşey diyememiştim
"Neden buradasın?" Kaner ikinci kez sorusunu yenilerken bakışlarımı yerden kaldırmıştım çünkü yanlış yapan ben değildim aslında kimse yanlış yapmamıştı!
"Seni merak ettim!"
"Neden?" Kaner her dakika saçma sapan soru sorarken benden bir cevap bekliyordu ama zaten istediği sorunun cevabını veriyordum ona!
Kaner birazda olsa başını gök yüzüne kaldırmasıyla yağmuru izlemiş ardından tekrardan bakmıştı!
Herkesin sorgulayıcı bakışlarının altında sadece Kaner'in gözleri gözlerimde olurken Kaner'e doğru bir kaç adım atmış ve hiç birşey demeden yanından geçmiştim, Kaner kolumdan tutmasıyla durdururken bir keez daha zifiri gözlerde kaybolmuştum
"Cevap"
"Korktum!, sana birşey olacak diye korktum!" Omzumun üstünde Kaner'e bakarak konuşurken Kaner boğazına oturan yumrukla susmuştu!
"Yağmurda dışarı çıkacak kadarmı?"
Kaner can alıcı soruyu sorarken ne düşünmüştüde sormuştu anlamamıştım ama belliydi hala istediği cevabı alamamıştı!
"Bu havada bırak dışarı çıkmayı İzmit mezarlığında olsan oraya bile gelirdim!"
Son cümlemle birlikte Kaner'in gözleri küçülürken kolumu çekmiş ve
yanından geçip gitmiştim, bahçe kapısından çıkmamla aracıma binerken vakit kaybetmeden aracı çalıştırıp gaza basmıştım, ama Kaner aracın önüne geçene kadardı!, ani fren yapmamla öne doğru savrulurken içimdeki korkuyla elimi yana açarak "Ne yapıyorsun?"
diye bağırsamda Kaner doğrulmuş ve aracın önünden geçerek yanıma gelmiş kapıyı açarak araca binmişti!
Cidden anlamıyordum hem hesap soruyordu hemde benimle
geliyordu!, önüme dönmemle gözlerimi kapatmış ve derin bir nefes vermiştim, gözlerimi aralamamla tekrardan vitesi çekmiş ve yola çıkmıştım, araçta sadece cama değen yağmur damlalarının sesi olurken Kaner aracın camını açmış başını dışarı çevirmişti!
Dışardan yağmur kokusu gelmesiyle babamın mezarında ıslandığım ve Kaner'in bana karşı ceketini siper edişi gelirken o günkü koku dolmuştu burnuma, ama bu koku genzimi yakmasına neden olurken kendi tarafımdan Kaner'in camını kapatmıştım, yaptığım hareketle Kaner afallayarak bana bakarken ben
bakışlarımı yoldan ayırmamıştım, adım kadar emindimki benden birşey bekliyordu ama vermeyecektim çünkü istediği şey bende yoktu ne soru nede cevap!
"Buna bile tahammül edemiyorsun!"
Kaner asla vaz geçmezken her defasında daha ileriye gidiyordu!, bakışlarım yoldan bir an bile ayrılmazken Kaner bana doğru dönmüş bakışları üzerimde geziniyordu!
"Ne istiyorsun?" Kaner'in sorusuyla aniden frene basmıştım, yol yağmurlu olduğundan araç kayarken direksiyonu hızla sağa kırmış ve zorda olsa durmuştum!
İçimdeki korkuyla zorda olsa yutkunmuştum "Asıl senin derdin ne?" bağırmamla Kaner'e doğru dönerken Kaner bir elini kaportaya
dayamış önüne bakıyordu, çünkü oda bunu beklemiyordu ama delirtmişti beni ve en sonunda istediğine ulaşmıştı!
"Derdin ne senin Kaner?"
"Benim derdim sensin?"
"Benmiyim?" kendimi göstermemle kaşlarımı havalandırmış saçma sapan cümlesini doğrulamak için başımı sallamıştım!
"Asıl sorun sensin öptüm diye çocuk gibi kaçtın gittin!" Bu sefer acımayan bendim ve Kaner'e karşı içimde olan herşeyi kusmuştum!
"Sen daha ne hissetiğinin bile farkında değilsin?, nefretmi kusuyorsun?, iyimisin?, kimsin sen?" Kaner'e konuşma fırsatı vermeden sorumalarımı peşi sıra sıralarken Kaner kısılan gözlerle bakıyordu gözlerime!
"Daha düne kadar beni öldürmek için an kollayan sen değilmişsin gibi konuşuyormusun?"
"Dün dünde kaldı, ona kalırsa sende dün katildin!, babamın!" son cümlemin üstüne bastırak söylerken Kaner sadece susmuştu çünkü geçmişin üzerine ikizmizde sünger çekmiştik ama Kaner her işine gelmeyişinde o süngeri kaldırıp atıyordu!
"Sana öp dedimmi, yada sana yakın'mı davrandım ben?"
Kaner acımasız sorularını çekinmeden sorarken ağzım açık dinliyordum ama evet hakılıydı?, bana ne yakın davranmış nede bir umut vermişti ama ben aşık olmuştum!
"Evet aptallık bende!"
Cümlemi kesmemle gözümden bir damla yaş akarken zorda olsa
yutkunmuş ve dudağımı dişlerimin arasında ezerek yüzüme yerleşen buruk tebessümle gülmüştüm!
"Bana iyi davranmayan, koruyup kollamayan bir adama aşık olduğum için aptalın biriyim!"
Kaner'in dudakları aralanmasıyla gülmüştüm evet doğru gülümsememiştim gülmüştüm çünkü
içimdeki acı o kadar büyüktüki ağlamak yada bağırıp çağırmak dindirmezdi daha doğrusu yetmezdi acıma, ama ben gülmüştüm çünkü elimden başka birşey gelmiyordu!
"Şimdi oldumu babamdan koparan, babamdan nefret etmeme sebep olan bir adama, acımasız Mardin ağasına aşığım!"
Kaner sadece beni dinlerken gözümden akan yaşı takip etmiş ve bakışları yüzümde gezinmişti, ama lanet olsunki onca lafıma karşılık tek bir kelime dahil etmezken sadece susmuştu!
Kaner tekrardan gözlerime bakmasıyla başını çevirip aracın kapısını açarken bir an bile düşünmeden inmişti!, cidden ne yapıyordu bu adam amacı beni delirtmekse çok uğraşmasına gerek yoktu çünkü çoktan delirmiştim!, Kaner aracın önünden dolaşmasıyla benim tarafıma doğru gelirken sadece izlemiştim, Kaner kapımı açmasıyla bana bakmazken dudaklarından sadece tek bir kelime dökülmüştü!
"Çık!"
"Ne?"
Kaner gözünü aktarmasıyla bana bakarken hızla eğilmiş ve kolumdan tutarak dışarıya çıkartmıştı
"Ne yapıyorsun Kaner!"
"Yana geç!"
"Saçmalıyorsun?"
"Sana geç dedim!" Kaner dişlerinin arasında bağırmasıyla yanımdan geçerken araca binmişti, yok cidden ben bu adamı anlamıyordum ne olmuştuda bu kadar dağıtmıştı kendini!, ne düşünüyor nede birşeyi kontrol altında tutmaya çalışıyordu, mükemmeliyetçi ve kontrolcu olan Kaner herşeyi boşverirken sadece savruluyordu!
Aracın diğer tarafına geçmemle binerken Kaner'de aracı çalıştırmış yola çıkmıştı!
Kaner'e söylediklerim aklıma geldikçe deliriyor ve kendimi öldürmek istiyordum cidden sadece rezil olduğumla kalmıştım, ama koskoca Kaner ağa beni, dediklerimi yok sayarken boş bakışlarla yola bakıyordu!
"Boşanmak istiyorsan boşanalım!"
Ne kadar istemesemde söylemiştim, çünkü bunu yapmam lazımdı, benim için değil ama Kaner için en doğrusu buydu!, kaner'den ses seda çıkmazken omzumun üstünden Kaner'e bakmıştım
"Duymuyornusun?, sana diyorum?"
"Duyuyorum sağır değilim!" Kaner'in cevabıyla kalbime çöken ağırlık nefes almamı engellerken dudağımın içini kemirerek tekrardan konuşmuştum
"Evraklar nerde?" Sesimin titremesine engel olmazken korkarak Kaner'e bakarken aklım, beynim allak bullak olmuştu!
"Yok!"
Kaner'in cümlesiyle gözlerim kısılırken Kaner bir kez daha konuşmuştu
"Attım tamammı?" Anlamıyordum daha bugün bağırıp çağıran beni hainlikle suçlayan Kaner simdi be olmuştu da vaz geçmişti
"Çok meraklıysan git Mardin kalesinin eteklerinde topla!"
"Sen benimle dalgamı geçiyorsun Kaner!, evrakları getiren, beni hainlikle suçlayan sen değilmişsin gibi konuşma!"
Kaner bir kaçkere konuşmak için yeltensede konuşmadan susmuş yola devam etmişti!
-
Konağa gelmemizle karşı yoldan'da bir araç gelirken konağın önünde durmuştu, bizde yaklaşmamızla Fırat araçtan inerken Kaner'le birlikte inmemle Fırat meraklı gözlerle bize bakıyordu!
"Nerden?"
"İrem'e gittim!" Kaner düğünün faillerini bulamadığı için herşeyden, herkesten şüphelenirken Fırat ikiletmeden söylemişti.
"Nasıl peki?"
"İyi!, daha doğrusu nasıl olabilirse öyle!"
Fırat'ın cevabıyla Kaner sadece başını sallarken Fırat'ın bakışları bana kaymıştı oda merak ediyordu neyin ne olduğunu yada ne yaptığımızı ama ben bile bilmezken sanırsam çözmüştük sorunu!, bence benim Kanerle sorunum tam olarak buydu!, konuşamamak!
Fırat'a göz kıpmamla Kaner'e bakarken başıyla içeriyi işaret etmiş Kaner'in geçmesini beklemişti, Kaner her şeyi ve beni boşvermesiyle giderken korumalar çoktan kapıyı açmış bekliyorlardı!
Konağa girmemizle Haşir ağa avluda karşılarken herkesin bakışları şaşkınlıkla bakıyordu, Haşir ağanın arkasında ev ahali beklerken hızla ilerde bekleyen Berfin'e bakmıştım ama Berfin korku içinde annesiyle beklerlerken başlarını yerden bile kaldıramıyorlardı!
Ev ahalinin tavrından Haşir ağa bizi sevdiğinden beklemediği her halinden belli olurken belliki düğünde olan saldırının hesabını soracaktı!
Kaner ilk önce hafif yere ardından yavaşça omzunun üstünden Fırat'a bakmıştı, Fırat ise sadece babasına bakarken yavaşça yutkunmuştu!
"Sen git Fırat!"
Fırat Kaner'in cümlesiyle bakmış ve tek kelime etmeden başıyla onaylamıştı, Fırat gitmesiyle Haşir ağa hızla önüne geçerken durdurmuştu oğlunu, Haşir ağanın amacı neydi?, ne yapmaya çalışıyordu anlamıyordum,
Haşir ağa herşeyin sorumlusu Kaner'i görmesi ne kadar acımasızlık olsada Kaner de bunu yalanlamayıp tam tersi bu yükü kabul ediyordu, Haşir ağanın Kanere karşı hamlesini beklerken, Haşir ağa Kaner'i değil Fıratın yolunu kesmişti!
Haşir ağa Fırat'a tokat atmasıyla dudaklarımdan kaçan çığlıkla Fırat'ın başı yana düşmüştü!
"Baba!"
"Sen kes sesini Kaner senle birazdan hesaplaşacaz!" Haşir ağa Kaneri durdurmasıyla Fırat'a tekrar bakmıştı
"Sen hala o kızlamı görüşüyorsun!"
Fırat tek kelime edemezken korkuyla Kaner'e bakmıştım Kaner ise şok olmuşcasına bakıyordu babasına
"Cevap ver!" Nasıl olurda Haşir ağa öğrenmişti!, yada!, aklıma gelen düşünce kanımı dondurmaya yeterken gerçekleşmesi dehşet vericiydi!, ama asla Haşir ağa bile bu kadar cani olamazdı!
"Görüşüyorum varmı ötesi!"
"Sana demedimmi lan görüşmeyeceksin diye!"
Haşir ağa bir kez daha vurmak için yeltenirken Fırat hızla babasının elini tutmuş engellemişti tokatı!, iftira attığım gün babasının yanında duran Fırat canından çok sevdiği kardeşini karşına almıştı düşünmeden, gözünü kırpmadan!, şimdi ise sevdiği için babasıyla karşı karşıya gelmişlerdi!
"Dedin!, sen hep birşeyler diyorsun ama bizim için değil!"
Haşir ağa elini çekmesiyle bir kez daha bağırmıştı
"Ne demek lan o!?"
"Sen hiç bizi sevdinmi ya ha!, sevdinmi?"
"Dur ben söyliyeyim asla!" Fırat Haşir ağa'nın birşey demesine müsaade etmeden kendi sorusunun cevabını kendi vermişti
"Saldırı oldu, kim öldü kim kaldı demiyorsun, oğullarını sormuyorsun ve tek birşey soruyorsun öylemi?"
"Fırat kes!"
"Kesmiycem artık kesmiycem senin karşında sus pus olan, el pençe duran oğlun yok artık!"
"Oğlum!" Fıratın birbirinden ağır cümleleri karşısında Şehnaz hanım oğluna yeltenirken Fırat'ın bakışları babasından ayrılmamıştı!
"Senin oğlun vuruldu ya hiçmi canın yanmadı, meraktamı etmedin?" Fırat karşısında kişnin babası olduğunu unuturken gözünden bir damla yaş düşmüştü, belliydi hemde her halinden babasının bu olduğunu kabullenmek istemiyordu ama artık anlıyordu ve asla da değişmeyeceğini öğrenmişti!
"Sen ne gözümün yaşına, ne hissedeceğimi, ne halde olacağımı düşünmeden İremle Arjen'i Mardin den gönderdin!"
"Ben senin için gönderdim o kız -"
"İrem!" Fırat babasının cümlesini kesmesiyle İrem'in ismini haykırırken bir adım atarak babasına biraz daha yaklaşmıştı!
"Onun adı İrem!, sakın irem'e o diyerek ötekeleştirmeye çalışma!"
"Kendine gel Fırat!"
"Sen söylesene ya neyden korkuyorsun?"
Fırat her geçen saniye, her sözlerinde babasının üzerine oynamak ve gitmekten asla vaz geçmezken Haşir ağa sadece bekliyordu birşey demesini, eminim beklemese bile birşey diyemezdi çünkü Haşir ağa'nın o kadar çevirdiği gizli dolap vardıki oğlunun hangisini öğrendiğini bile bilmiyordu!
"Bir oğlunu daha senden uzaklaşmasından'mı korkuyorsun?, tabi en güvendiğin, ağalık verecek kadar gözünü karatttığın oğlun şimdi sana karşı ve ona karşı barikatını kaybetmekten'mi korkuyorsun ha!" Fırat son cümlesiyle bağrırıken işaret parmağıyla'da babasını göstermişti
"Sen acımasız'sın belkide ağabeyimin kaybetme nedenide bu!" Fırat omzunun üstünden Kaner'e bakıp babasına yaklaşırken dişlerinin arasından fısıldamıştı!
"O senin kadar acımasız değil!" Haşir ağa Fırat'a bakmazken Fırat'ın omzunun üstünden Kaner'e bakıyordu!"
Belkide oğluna kin besliyordu, belkide içinde olduğu duruma lanet ediyordu bilmiyorum ama sadece uzun uzadıya Kaner'e bakıyordu!
"Sen ne kadar uzaklaştırmaya çalışırsan çalış ben İremi seviyorum oda beni seviyor!, sizin ne istediğiniz, senin bitmek bilmeyen kuralların umrumda bile değil ben bir kere onu kaybetme korkusu yaşadım bir kez daha asla!"
"Merak etme alışırsın!" Haşir ağa'nın dudaklarından tek bir kelime dökülürken Kaner'in gözlerine sabitlediği bakışlarını yavaşça çekmiş Fırat'a bakmıştı!
"Sende alışır ve bir yuva kurarsın!"
"Ahahah!" Fırat babasının cümlesiyle kahkaha atarken her halinden belliydi sinirden güldüğü!
"Ne diyorsun sen baba!?" Fırat kendini zorda olsa eylerken sonunda konuşmuştu
"Şakamı bu?, yemin ederim bak ben gülmüyorum!" Fırat'ın sesi titrerken boğazına oturan yumruk nefessiz kalmasını sağlarken tüm kalbini yakıyordu!
"Yemin ederim buram açıyor baba!" Fırat gözünden akan yaşla kalbine vururken babasına bağırmıyordu çünkü artık yalvarıyordu!
"Yapma Allah için yapma biraz şuranda evlatların olsun!" Az önce Fırat kendine acımadan vururken babasının kalbine yavaşça dokunmuştu!
"Ben gereken neyse onu yaptım, Kaner içinde senin içinde!"
"Kandırma baba kendini!, bizim için iyiliğimiz için hiç birşey yapmadın sen!" Haşir ağa hiç birşey demezken Fırat derin bir nefes vermiş ve başını hafif yana yatırmıştı
"Hadi abim anamın oğlu değil ama babası sensin baba!'
"Ne?" Belli belirsiz dudaklarımdan kaçan cümleyle Kaner'e bakarken Kaner başını eğmiş yere bakıyordu
"Anladım ağabeyim vaz geçtiğin, unuttuğun kadının oğlu ama ya ben?"
İnanamıyordum bu duyduklarım tüm benliğimi alt üst ederken Fırat'ın dedikleri gerçekmiydi?, Kanerle Fırat öz kardeş olmazken Kaner Haşir ağa'nın ilk karısının oğlumuydu?
"Senin, Şehnaz anamın oğlu Fırat Kamiroğulları ben!"
Fırat'ın onca dediklerine rağmen Haşir ağa'nın bakışları bir an bile değişmezken hala eski soğuk bakışları vardı!, Fırat susmasıyla biraz beklemiş ve ardından derin bir nefes vermiş ve tek kelime etmeden geri dönüp bana bakmasıyla ağabeyine bakarken başını yavaşça eğmişti!, Fırat arkasında kalan ailesini umursamadan hızla bize daha doğrusu kapıya doğru yürürken bakışları yerlerde geziniyordu!
"Fırat!" Fırat babasının bağırmasına aldırış etmezken Kaner'in önünde durmuştu
"Özür dilerim!" Fırat yerden kaldıramadığı başını zorda olsa kaldırıp abisinin gözlerine bakmasıyla gözünden bir damla yaş akarken bana bakmıştı!, iki kardeşide yıkmışlardı ve işte istedikleri yavaş yavaş oluyordu, iki kardeşide insanlıktan yavaş yavaş çıkartıyorlar ve herkes el birliğiyle Kamiroğullarını yerle bir ediyorlardı!
Fırat yanımızdan geçmesiyle arkasına bile bakmadan çekip giderken arkada koca bir enkaz bırakmıştı!
Kaner'e bakmamla Kaner babasına bakarken yüzünde hiçbir ifade yoktu, ne bir kin nede bir öfke!
"Beğendin'mi yaptığını?"
Kaner hareketlenmesiyle giderken Haşir ağanın sorusuyla durmuştu olduğu yerde, ne demekti şimdi bu oğlunu çevirdiği enkazdan Kaneri'mi sorumlu tutuyordu?
Kaner cevapsız kalırken yanında duran babasına bile bakmamıştı!
"İstediğin yavaş yavaş oluyormu bali?"
"İstediğim değil senin istediğin yavaş yavaş oluyor!" Kaner babasına bakmadan konuşurken sesindeki tiksinti ve nefreti asla saklamıyordu!
Kaner bir kez daha gitmeye hamle yapmasıyla Haşir ağa sadece susarken Kaner berbat bir şekilde merdivenleri çıkmaya başlamıştı!, yanına gitmem'mi lazım mı yoksa durmam mı lazımdı bilmiyordum ama Kaner hiç sağlıklı durmazken yalpalıyordu, Kaner bir adım daha atmasıyla merdivenlerin korkuluğuna abanması bir olurken hızla arkasından merdivenleri koşarak çıkmış kolundan tutmuştum Kaner bana bakmasıyla gözünden bir damla yaş düşerken dudağı titremişti, Kaneri böyle görmeye asla alışık değildim heleki tükenmişlik Kaner'lik birşey deyildi!
"Gel!" Kaner'in daha fazla incinmemesi için kısık konuşurken başımlada onay vermiştim, Kaner bana uyarken bir nebzede ağırlığını bana vererek yavaş adımlarla adımlamıştı basamakları, tuttuğum el sop soğuk olurken Kaner'in elini biraz daha sıkı tutmuştum belkide ısıtmak içindi, belkide kayıp ellerimden gitmemesi içindi nedenini bende bilmiyordum ama sıkıcana kavramıştım!
Basamakları çıkmamızla odanın önüne gelmiş ve kapıyı açmıştım, Kaner beni geçerek odaya girerken bende arkasından girmiş kapıyı kapatmıştım, olduğum yerde durup Kaner'i izlerken Kaner bedenini benden ayırmasıyla odanın ortasına doğru sadece bir kaç adım atmış hızla yere, dizlerinin üzerine çökmüştü
"Kaner!" Kaner'e koşmamla yanına çökerken Kaner hıçkırarak ağlıyordu
"Ne oldu, iyi misin!" Sesimdeki korkuyla konuşsamda Kaner ağlamaktan başka ne bir cevap vermişti nede birşey söylemişti
"Birşey söyle?, İyimisin!"
"İşte ben buyum!, annesinin bile sevmeyen, terk edilen çocuğum!, adamım!, ağayım!"
Kaner'in sözleri boğazımda düğüm olurken, her cümlesini bağırarak elini yere acımadan vururken benim canım acımıştı, hızla Kaner'in kolunu tutmamla daha fazla canının yanması önlerken Kaner'in kolunu bırakmadan dizlerimin üstünde doğrulduğumda Kaner'in önüne geçmiştim
"Yalvarırım yapma, canın acıyacak"
"Bırak!"
Kaner öfkeyle bağırarak elini çekmeye çalışırken Kaner'in gücüne dayanacak gücüm yoktu!, gözlerimden akan yaşa engel olamazken başımı yana çevirdiğimde devam ettim
"Canın yanacak"
"Umurumdamı lan, lanet canım umurumdamı benim!"
Kaner'in cümlesiyle dudaklarımdan hıçkırık kaymasıyla Kaner kolunu ellerimin arasından kurtarmasıyla yere vuracakken hızla boynuna atılmam ile sımsıkı sarılmıştım!
İşte bu yaptığımı biliyordum canını acıtmasın diye sarılmıştım, yalnızlığını gidermek için sarılmıştım, acısını alabilmek ortak olup acısını bir nebzede hafifletmek için Kaner'e sımsıkı sarılmıştım!
*************** 🕊🕊 ***************
Yine güzel bir bölümün sonuna geldik
Bölümü nasıl buldunuz merak ediyorum yorumlarda buluşalım.
İNSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_
TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06
TAKİP EDERSENİZ ÇOK SEVİNİRİM CANLARIM. (İnstagram da ve tiktok da güzel videolar var kaçırmayın derim.
SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN 😍🤭
NOT : Yorumlarınızı ve oylamalarınızı bekliyorum🥀🥀