İçeriğe geç

HÜKÜM

Bölüm 40 · 26 dk okuma

HÜKÜM

Bölüm 40

36. BÖLÜM

"Orda ne oldu ya!" Kaner'in bıkkın sesiyle dediği cümleye kahkaha atarken Kanerde belli etmesede gülmeye başlamış ardından kendini kasmayı bırakmasıyla kahkaha atmaya başlamıştı!

Kaner tamamen bu haliyle yabancı olurken başımı belli belirsiz iki yana sallamıştım, şimdiye kadar bir kez bile gülmeyen adamı şimdi kahkaha atarken görüyordum, belliydi unutmuştu gülmeyi ama şimdi yeniden öğreniyordu ve ben elimden geleni değil fazlasını yapacaktım!

Kaner'in gülmesiyle daha içten gülerken bakışlarımı tavana çevirmiş ve zorda olsa kendimi eyleyerek konuşmaya başladım

"Bilmiyorum ama galiba Fırat yardım etti!"

"Fırat'mı?" Kaner bana bakmasıyla bende başımı çevirip yanımda ama ters yatan Kaner'in gözlerine bakmıştım

"Yani yalanım ortaya çıkmadına ve sadece tek ağa sen olduna göre sanırsam Fırat kurtardı bu sefer!"

"Fırat bu kadar öfkeliyken neden yardım etsin'ki?"

"Çünkü sen onun ağabeyi'sin!"

"Ama babasını vuran kişinin'de kocası!"

Derin bir nefes vermemle bu sefer ciddi bir şekilde konuştum

"Kardeş bu Kaner, atsan atılmaz satsan satılmaz"

"Allahalla"

"Ama öyle"

"O benim canım atmamda, satmam'da!"

"Anladık kardeş sevgin arşlarda"

"Kıskanmayalım"

"Kıskanmıyorum, hatırlatırım benimde kardeşim var!"

Cümlemle Aytekin'in benim için gözünü kırpmadan Haşir ağa ve Kaner'in peşine düştüğü gelirken gözlerimin dolmasına engel olamamıştım ama şimdi canımdan bir parça olan kardeşime uzaktım aramiza şehirler hatta ülkeler vardı!

"Sonunda kazanmaya başladık öylemi?"

Kaner'in cümlesiyle düşüncelerden sıyrılırken dudaklarımdan tek bir kelime dökülmüştü

"Galiba!" Kaner'e bakarak söylediğim cümleyle Kaner bakışlarını tavana çevirip bakmış ve sessizce mırıldanmıştı "Galiba kazındım!" Kaner'i bu kadar yoran neydi bilmiyorum ama çok yorulmuştu

"Canımdan can aldın...!"

Hastane de Haşir ağaya söylediği sözleri bir kez daha kulaklarıma dolmasıyla yanımda yatan Kaner'e bakmıştım ama Kaner asla boş tavana bakmaktan vaz geçmezken kaybedisleri arasında boğuluyordu ve belliydi asla kaybetmeyen Kaner büyük kaybetmişti!

"Şimdi ister düğün yap ister cenaze töreni!"

Kaner göz ucuyla bana bakmasıyla ona baktığımı fark etmişti az önceki gülümsemesi yüzünde yok olurken

muhtemelen onunda aklına söylediği sözler gelmişti yada aklından hiçbir zaman çıkmayan sözleri desem daha doğru olurdu

"Bana yardım edebilmek için ne yalanlar söyledin be" Kaner tek kaşını kaldırıp indirmesiyle lafı değiştirirken Kaner'in egosuna yüzümü kırıştırarak gözlerimi kıstığımda devam ettim

"Hiç de bile kendim için yaptım"

"Nasıl oluyormuş o, baya baya benim için yaptın"

"Sen öyle san biraz ağa karısı olmak için yaptım bakalım Kaner'in karısı olmak birşey kazandırmadı biraz da ağa karısı olalım"

Kaner duyduklarıyla kaşlarını çatarken hızla doğrularak yatakda oturur hale geldiğinde başımda bana bakıyordu

"Ne demek o"

"Senin karınken malüm hep itilip kakıldım ama bundan sonra biraz zor!" Kaner dudaklarını büzmesiyle tek kaşını havalandırarak tekrardan konuştu

"Mesela?" Kaner göz kırparak sorduğu soru karşısında biraz düşünmüş gibk yapmış ardından cevaplamıştım

"Mesela herkese kök söktürecem!"

"Söktürecez!" Kaner sözümü değiştirmesiyle gülümserken bende gülümsemiştim, Kanerle başka bir şekilde yani lorman şartlarda tanışsaydık nasıl olurdu bilmiyorum ama şimdi çok güzel bir ikili olmuştuk!

Kaner istifini bozmadan ceketin iç cebinden telefonu çıkartmasıyla gözünün ucuyla bana bakmış ardından vakit kaybetmeden birilerini aramıştı

"Kurbanlar kesilsin, zılgıtlar çalsın, Erbaneler susmasın!" Kaner karşı tarafın bir şey demesine müsaade etmeden telefonu kapatırken bir cevap bekliyordum!

"Kök söktürecez diyen sen deĝilmiydin başlıyoruz işte!"

"Aslında herşeye yeni başlıyoruz değilmi?"

Kaner sadece başını aşağı yukarı sallarken gözlerimi kaçırmış yatağa bakmıştım

"Mardini anlatsana?" Kaner'e sorduğum soruyla bakarken Kaner kendini yatağa bırakmış ardından bende bırakmıştım kendimi!, belkide sırtlarımız ilk defa birlikte huzur içinde değiyordu yatağa, bundan önce her başımızı yastığa koymamız, her sırtımızın değişi ızdırap olurken bugün huzur veriyordu!

"Mardin huzur, yada mutluluğun uzak kaldığı bir şehir, bilmezsin sen ama şimdiye kadar bu topraklar kanla beslenmiştir, atalarımız iki toprak, bir kelam söz sahibi olabilmek için düşmüşler hep!, yani anlayacağın bir çok kişinin ellerinde kendi kanları var, yüreklerine açtıkları yara hep kendi canından parçaları!" Kaner boş tavanı izlerken gözünden bir damla yaş düşmüştü şakağına

"Senin ellerin temiz'mi" bugün bu durumda olmasak asla sormazdım Kaner'e ama bugün, bundan sonra farklıydı!

"Bilmiyorum ama benim gibi birinin elleri temiz olması imkansız!" Kaner her bir cümlesinde sesi sertleştirken yavaşça şakağındaki göz yaşını silmiştim, Kaner elimin tenine deĝmesiyle irkilirken elime ardından gözlerime bakmıştı ben ise asla gözlerinden gözlerimi çekmezken elimi tereddüt ederek çekerken göz yaşının değdiği elimi saklamıştım

KANER KAMİROGULLARI

İzem titreyen gözleriyle bakarken tüm dikkatim dağılmış allak bullak olmuştum resmen!

"Kaner!"

"Birşey deme!"

İzem' in birşey demesine müsaade etmeden susturmuştum çünkü daha ne diyeceğini bilemezken bu alabora olmuş halimle diyeceği bilinmezliği cevaplayamazdım, heleki eli tenime değmişken asla, en ufak yanlışım yıkıntılara, kaybedişlere sebep olurdu, heleki kazanmaya başladıktan sonra kaybedemezdim

"Yarın bizimkiler gelecek ve hayli zor bir gün olacak, yatalım!"

"Ne demek o?"

"Görürsün!" İzem için kendim için her zamanki gibi karanlığın içinde kaybolmayı seçmiş ve karanlığa sürükleniyordum, İzem hüzün çöken gözlerini gözlerimden çekmesiyle gözlerini kapatmış ve derin bir nefes almıştı

"Seninle biraz farklı kişiler olalım'mı?"

İzem'in sorusuyla kaşlarım çatılırken başımı çevirip bakmıştım İzem ise gözlerini aralamasıyla bana kendinden emin gözlerle bakıyordu

"Madem artık hiç birşey eskisi gibi olmayacak o zaman bizde bir günde olsa Kaner ve İzem olmayalım!"

"Ne yapacaz peki?"

"Sadece bana güven ve gel!" İzem ayağa kalkıp benim tarafıma gelmesiyle hızla elini uzatmış bana bakıyordu, cidden bu kız deliydi!, elimi uzatmamla İzem'in yumuşak tenine değmiş oturduğum yataktan kalkmıştım

"Ne yapıyoruz!" Sorgusuz sualsiz İzem'e uyarken İzem dudağının kenarıyla gülümsemiş avcunun açarak bana uzatmıştı

"Anahtar!"

"Ahh!" Verdiğim derin nefesle elimi cebime atmış anahtarı hızla İzem'in avucuna koymuştum, İzem elini sıkı sıkıya kapatmasıyla arkasını dönmüş beni peşinde sürükleyerek odadan çıkarken merdivenlere yönelmişti

"Nereye gidiyoruz İzem?"

"Susarmısın!"

Merdivenleri inmemizle avluyu'da geçmiş konaktan çıkmıştık

"Birşey'mi istiyorsunuz ağam!" Kapıdaki korumalar bize bakmasıyla önlerini iliklerken otoriteyi ele almış ve "Hayır!, aracı getirin" Demiştim, koruma afallamasıyla hızla uzaklaşırken yandan İzem'e bakmış ardından önüme dönmüştüm!

İki dakikanın sonunda araç gelmesiyle koruma araçtan inmiş kapıyı açık bırakarak çekilmişti kenara , İzem elimi bırakmasıyla şoför koltuğuna geçerken bende aracın önünden dolaşarak yan tarafa geçip kapatmıştım kapıyı

"Gidelim!"

"Emrin olur ağam!" İzem sesindeki alayla konuşurken omzumun üstünden bakmamla başımı yavaşça iki yana sallamıştım.

-

Bu saatte nereye gittiğimiz konusunda en ufak bir fikrim bile olmazken sadece İzem'e uymuş düşmüştüm peşine, nereye diyede sormamıştım çünkü biliyorumki cevabınızı alamayacaktım!

İzem ana yola sapmasıyla hızını artırmış yola devam ediyordu

"Nereden öğrendin?"

"Neyi?" İzem hiç duraksamadan sorduğu soruyla "Ahh!" Dudaklarından kaçan belli belirsiz sesle gözlerini kapatmış başını iki yana sallamıştı

"Ehliyet kursundan!" İzem neyi kast ettiğimi anlamasıyla cevabını verirken belli etmeyecek bir şekilde bakmıştım

"Babam sürekli iş seyahatinde daha doğrusu yeni ailesinden zaman kalmadıĝından öğreten olmadı" İzem bakmasıyla gözlerimiz buluşmuştu!

"Bencede en iyi başkası öğretmesi, sonuçta kızamıyorlar'da!" İzem sözlerini söylerken ne kadar alayla söylemeye çalışsa'da sesinin titremesine engel olamamıştı

"Hep derler baba yada abi sizin bilmediğini unutur, sizi'de kendileri gibi sanar diye!" İzem çaktırmadan elinin tersiyle göz yaşını silse'de benden kaçmamıştı

"Ben çalarak öğrendim!"

"Ne, hırsızmısın sen?" İzem bağırmasıyla aracı istop ettirirken hızla torpidoya tuutunarak durmuş İzeme bakmıştım İzem ise dehşete düşmüş gözlerle bakıyordu

"Delirdinmi sen?" İzeme öfkeyle bağırmamla tamamen yönümü çevirmiş bakıyordum

"Ben hırsızmıyım!'

"Çalarak dedin!'

"Babamdan kaçırarak yani!"

"Haa!"

"Ha ya!" İzem'in taklidini yaparak önüme dönerken İzem aracı çalıştırmış yola koyulmuştu

"Nebiliyim bir an çalarak deyince!"

"Çalardım ama babamdan, kaza yapmasam iyi yaparsam eğer!" Cümlenin devamını getirmezken gülmüş yan candan dışarı bakmıştım

"Yaparsan ne oluyordu?"

İzem asla soru sormaktan geri durmazken cevaplamıştım

"Bı ton dayak yerdim!"

"Şehnaz hanım durdurmazmıydı?" İzem'in yarasını biliyordum ama İzem benim yaramı bilmezken istemeden'de olsa tam kabuk tuttu dedim yaranın üzerinde tepiniyordu adeta

"Eve gelsem elbet engel olurdu ama Eve gelmeden yerdim dayağı!"

"Ama şimdi gülerek anlatıyorsun!"

"Bakma güldüğüme o zaman çok sinirlenir, ağlardım"

"Hadi canım sen ve ağlamak!" İzem bana yadırgarcasına bakarken tekrar konuşan taraf bendim

"Senin gözünde neyim bilmiyorum ama bende bir insanım!"

"İnsansın ona birşey demiyorum ama biraz!"

"Biraz ne?" Cümlenin devamını cidden merak ediyordum ama Mardin- Şanlıurfa yazan tabelayı görmemle İzem'e tekrar baktım

"Farkındamısın bilmiyorum ama Mardin'den çıkıyorsun!"

"Ahh!, biliyorum!" İzem camı açmasıyla içeriye temiz hava dolarken derin bir nefes almış ve buralı bile olmamıştı

Cidden dahada bir birşey sormayacak karışmayacaktım, ne yaparsa yapsın umurumda bile değildi arkama yaslanmamla gözlerimi kapatmış ve sessizliği dinlemeye başlamıştım çünkü bundan sonra sessizlik pek hayatımıza uğramayacaktı ve uğramadığı gibi'de gürültüler eksik olmayacaktı!

Telefonun çalmasıyla gözlerimi aralayıp ceketin iç cebinden alırken hızla cevaplamıştım

"Efendim!"

"Haraşilerde hareketlilik var ağam!"

Diyarbakıra gözcülük için gönderdiğim Ahmet'in cevabıyla şaşırırken aklıma birsürü ihtimaller hücum etmişti resmen

"Ne gibi?"

"Tam nedenini bilmiyorum ama herkes toplanıyor!, sanırsam-" Ahmet cümlesini yarıda keserken diyeceği kelamdan endişe duyuyordu

"Sanırsan ne?"

"Mardin'e geliyorlar!" Ahmet'i uyarmamla İzem bana bakarken telefonu kapatmış ve yolu izlemiştim, tam tahmin ettiğim olmuştu nasıl ben onları izliyorsam onlarda bizi izliyor ve hareketlililiği gördükleri an harekete geçmişlerdi!

"Ne oldu?"

"Bela geliyor!"

"İşte bu yüzden bugün yoldayız" İzem en ufak birşey'de bile kendine pay çıkarırken her zaman kaçacak bir yol buluyordu!

-

"Geldik" İzemin cümlesiyle araçtan inmiş ve etrafa bakınmıştım ama heryer alışveriş merkezi olurken neden geldiğimizi hala anlamamıştım

"Mardin'de alışveriş merkezi yokmuydu?" Sitemimle İzem aracın kapısını arkasından çarparak kapatırken bana doğru gelmişti

"Şu aracın kapısını yavaş kapat!"

İzem asla beni dinlemiyor hatta duymuyordu bile ve sadece yanimdan geçip giderken omzumun üstünden bakmıştım

"Puz pateni!" Tabelasını görmemle yönümü tamamen çevirmiş İzem'e bakmıştım İzem ise gülümseyerek tabelaya bakıyordu

"Ne yapacaz burda?"

"Ateşe verecez!"

"Ne?" Bağırmamla İzem kahkaha atarken 'Şaka şaka" kelimesi dudaklarından dökülmüştü

"Canimiyim ben be!"

"Pekte aydınlık değilsin!"

"Diyene bak Mardin ağası!" İzem son kelimelerine vurgu yaparken beni arkasında bırakarak ilerlemişti

"Hoşgeldin!" Erkek sesi duyulmasıyla İzem'in arkasından gidip bakmıştım bu saatte bizi karşılayan kimin olduğuna ama bu kişi Hakan'dan başka kimse olmazken Hakan beni görmesiyle yüzü düşmüştü gerçi duygularımız tek taraflı değildi!

"Sende hoşgeldin!" Hakan'ın cümlesine başımla onay verirken İzem'in yanında durmuş bekliyordu

"Bu gece burası sizin" Hakan'ın cümlesiyle şaşırırken Hakan cebinden çıkarttığı anahtarı İzem'e uzatmıştı

"Teşekkür ederim"

"Keyifli zaman geçirmenizi diliyorum" Hakan kimsenin tek kelime etmesine müsaade etmeden yanımızdan geçip gitmişti

"Kaç numara!"

İzem anahtarı cebine koymasıyla bana bakarken tekrar konuşmuştu

"O ayakkabılarla olmaz, bunu biliyorsun değil'mi?"

"Tabiki'de biliyorum!"

"O zaman numaranı söyle!"

"40!' İzem pistin arkasındaki masasına

"40!" İzem pistin arkasındaki masaya geçmiş söylenerek ayakkabılara bakıyordu!

"Buldum!" İzem eline iki çift ayakkabı almasıyla yanıma gelirken hızla sol elindekileri uzatmıştı

"Bunlar senin"

Ayakkabıları almamla İzem kenara geçmiş ve hızla ayağındaki spor ayakkabıları çıkarıp pist ayakkabılarını giymeye başlamıştı, İzem'in yanına oturmamla ayakkabıları çıkartmış diğerlerini giymeye başlamıştım, iyi hoş giymesine giyeyim'de nasıl yürüyecektim işte orası mechul'dü

"Hiç giydin'mi?" İzem bakışlarıyla ayakkabıları gösterirken alayla konuşmuştum

"Hmm Mardinde sürekli giyeriz!"

"Dalga geçme!"

"Sende mantıklı şeyler söyle o zaman"

İzeme sinirle söylediğim cümleyle gözlerimi kapamış derin bir nefes vermiştim aslında kızmamam lazımdı ama bende buydum işte, hayatında güzel şeyleri unutmuş tek düze yaşayan adamım!

"Ben sana yardım edecem!" İzem'in cümlesiyle başımı kaldırırken İzem yüzüne kondurduğu tebessümle elini uzatmış bekliyordu

"Bana güvenebilirsin!" Anlaşılan kaçarım yoktu, terettüt etsemde İzem'in elini tutmuş ve yavaşça ayağa kalkmıştım

"İstersen gidene kadar kenardan destek alabilirsin" madem İzeme uymuş buraya kadar gelmiştik şimdide ona uymaktan başka çarem yoktu, kenardan tutunarak ilerlerken İzem elimi sıkıcana tutuyordu, neden yapıyordu bunu nede yeni anılar inşa etmeye çalışıyordu blmiyorum belkide sürekli ölümün eşiğiden kurtardığım için "Hazırmısın?" İzem'in cümlesiyle aklımdaki sorular dağılmış ve İzeme bakmıştım, İzem başıyla onay vermesiyle gülümserken başına geldiğimiz buz pistine bakmıştım

"Dengeni sağla ve sadece süzül!"

İzem'in cümlesiyle ikimizde aynı anda adım atmıştık ve bu sefer İzem'in elini sıkı sıkıya tutan ben olurken diğer ayağımıda çekmiş ve yavaşça ilerlemeye başlamıştık, değişik bir duyguydu ama zordu

tıpkı benim başka bir insan olacağım gibi ama bir farkla paten öğrenilirdi lakin benim farklı bir kişi olmam bırak öğrenmeyi, ihtimali bile olamazdı, olmazdı!

Dengem dağılmasıyla İzem hızla önüme geçmiş ve iki kolumdan tutarak engellemişti düşmemi, tıpkı daha bugün hastanede haysiyetimi düşürmediği gibi şimdi'de beni düşürmemişti gerçi hastanedeki olayın yarısından fazlasını Fırat'a borçluydumya neyse!

"Vaz geçmek yok!"

"Tamam!"

İzem gözlerime bakmasıyla kendisini benden uzaklaştırarak tekrardan konuşmuştu "Bisiklet sürüyor gibi düşün!" İzem'in cümlesiyle omzumun üstünden bakmamla İzem bana bakarken sadece başımla onay verebilmiştim hem onay vermeyip ne yapacaktım bilmiyordumki pisiklet sürmeyi daha doğrusu hiç çocukluğum olmamıştıki öğreneyim, benim gülüp eğlenebileceğim bir geçmişim yoktu, şöyle bir geriye dönüp baksam acılar, dayaklar ölümler vardı hep, mutluluğun sonunda bile hep göz yaşları olurken ben çocuk olmamıştım her zaman güçlü, dimdik, ve sert bir ağa çocuğu olmuştum bana yakıştırdıkları kalıp buydu o yüzden o azda olsa mutluluklarım bir hiçten başka birşey değildi!

İzem elimi bırakmasıyla hafifte olsa biraz eğilmiş ve devam etmiştim gitmeye cidden İzem'in dediği gibide vardı hafifte olsa yüzüme çarpan rüzgar çok güzel hissetiriyor ve mutlu ediyordu sanki insanı birazda olsa bu dünyadan uzaklaştırıyordu

Ayağımın kaymasıyla düşerken İzem bağırarak hızla gelmişti yanıma, ona kızacağım için deli gibi korkan gözlerle bakarken ben gülerek yere yatmıştım, ne kadar düşmem canımı acıtsada iyi gelmiş ve ilk defa düşmenin kaybettirmediğini yeniden öğreniyordum!

"Özür dilerim!" İzem korkarak ve anlamayan gözlerle bana bakarken gülerek başımı iki yana sallamıştım

"Hayır hayır özür dileme!" Ne kadar gülmemi engelleyemesemde konuşmuştum İzem yanıma çökmesiyle gülümserken bakışlarımı tavana sabitlemiş ve yavaşta olsa gülmem yerini durgunluğa bırakmıştı

"Gidelim!"

"Neden?" İzem söylediğim cümleye ve ani ruh halime şaşırırken tekrardan konuştum

"Bugün için teşekkür ederim ama!"

"Aması ne?"

"Ben buraya ait değilim İzem, burası, bu hayat bana yabancı!"

"Ama!"

"Üzgünüm ben sandığın yada olması isteyeceğin bir adam değilim!"

İzem'e hiç birşey demeden yattığım yerden doğrulmuş ve hızla ayağa kalkıp uzaklaşmıştım

Bir Gaflet Bin Yenilgi!

İZEM KAMİROĞULLARI

Gözlerimi aralamamla sabahın ilk ışıkları odanın içine doğarken bilmediğim bir ses yankılanıyordu, yatağın diyer tarafına bakmamla Kaner olmazken hızla yataktan doğrulmuş odanın içinde göz gezdirmiştim ama yoktu!

Yataktan fırlayıp kalkmamla dolaba yönelirken Kaner'in çalışma masasının üstündeki kurdalesiyle birlikte duran kutuyu görmüş ve olduğum yerde kalmıştım, şimdi buda neyin nesiydi?, yavaş adımlarla kutuya doğru ilerlemiş etrafında bir not bulma umuduyla bakmıştım ama hiç birşey yoktu!, ilk başta tereddüt etsemde ardından vaz geçmiş ve zaman kaybetmeden kutuyu açmıştım sonuçta benim odamdaydı!

Kutuyu açmamla beni bir not karşılarken şaşırmıştım

"Biliyordum!, sormadan etmeden açacağını ama bu sefer bu kutu senin için yani ilk defa doğru birşey yaptın Mardin gelini!" Kaner'in mektubunu okumamla gülümserken kutuya bakmış ve yavaşça notu kenara koymuştum, kutudaki kıyafeti yavaşça çıkarmamla fistan dokülmüş ve tüm işlemeleriyle gözler önüne serilmişti

Fistan ...

Vakit kaybetmeden bonyoya girerek kapıyı arkamdan kitlerken üstümdeki eşorfmanı kollarımdan sıyırmamla çıkartırken yere atmış ve fistanı giymiştim, fistan üstüme tam olurken aynadan kendime bakakalmıştım, önceden gözümü bile kırpmadan kestiğim fistanı şimdi kendi rızamla giymiştim, arkamı dönmemle kapıya yönelmiş ve hızla çıkmak için kapı kulpunu tutmuştum ama aklıma gelen düşünceyle durmuştum!, bir zamanlar buradan çıkışım kendimi öldürmek olurken bugün Kaner'in hediyesiyle Kaner'in yanına gitmek için çıkacaktım!, zaman bize herşeyi öğretirken nasıl yaşayacağımızıda öğretiyordu evet canımız yanıyordu, umutsuzluğa kapılıp kaybediyorduk ama öğreniyorduk da, yolun sonunda yaralıda olsak, param parçada olsak ayakta kalabiliyorduk, bugün'de öyle olmuştu çok darbe almıştım ama ayaktaydım,

Banyodan çıkmamla makyaj masasının önüne gelmiş ve zaman kaybetmeden oturmuştum, gözümün önüne Cansunun beni düğün için hazırladığı gelirken far paletini almış koyu ve simli kahverengini seçmiştim, farı her gözüme sürdüğümde düğündeki Cansunun dokunaşları canlanıyordu ama bugün farklıydı!, o gün zorla hazırlanırken bugün kendi isteğimle Kaner'in yanına gitmek için hazırlanıyorum

Far ile işimi bitirmemle kırmızı ruju masadan aldığımda koyu olmayacak şekilde dudağıma sürmüştüm, bu halime yandan gülümserken başımı iki yana sallayarak dudağımı birbirine sürtmemle ruju dudağıma yedirirler elimle saçlarıma da şekil vermiştim masada işimin bitmesiyle ayağa kalktığımda oda da göz gezdirmemle tekrardan kutunun yanına gittiğimde kutunun içinde bir de altın kemer vardı yüzümdeki gülümseme büyürken kutudan altın kemeride almamla belime takmıştım ve işte şimdi hazırdım, yavaş adımlarla kapıya doğru gidip kapıyı aralamamla sesler daha fazla duyulmaya başlamıştı ama bu ses benim ilk Mardin'e geldiğim ses olurken hiçbir şey anlamıyor, neler olduğunu kestiremiyordum!

"Berfin!" Berfin elindeki kahvaltı tepsisiyle hızla bana bakmıştı

"Buyrun gelin hanım!"

"Kaner nerde?, gördün'mü?"

"Ee!"

Berfin bana daha doğrusu üstüme şaşırarak bakarken gözleri büyümüş ve konuşamamıştı

"Gördüm, terasta gelin hanım" Berfini başımla onaylamamla terasa yönelirken Berfin'de az önce çıktığı merdivenleri koşarak iniyordu!

"Bu kız cidden deli" kendi kendime söyleniyordum çünkü fistan giymem, onlara ayak uydurmam ayrı bir olay giymemem ise ayrı, hem bu kadar heyecanlanacak ne vardı ki?

Merdivenleri çıkmamla Kaner terasın ucunda arkası bana dönük bir şekilde duruyordu, elleri her zamanki gibi arkasında bağlı olurken herkese, herşeye Mardin Midyat'a karşı duruyordu, yavaş adımlarla ilerlerken tam arkasında durmuş Kaner'in baktığı uçsuz bucaksız topraklara bakmıştım!

"Günaydın!" Kaner arkasına bile bakmadan anlamıştı geldiğimi

"Nerden anladın ben olduğumu?"

"Merak etme kokun ve topuklu ayakkabının sesi kendini belli ediyor!"

Yüzüme yerleştirdiğim tebessümle gözümün ucuyla Kaner'e bakmıştım

"Tanıyorsun!

Kaner arkasını dönmesiyle bana bakarken bir adım daha atmış dengine gelmiştim

"İlk geldiğin günki gibi!" yavaşça başımla onay vermemle Kaner bir kez daha konuşmuştu

"Erbane sesi!, acıların ağıtların göğe yükseldiği veya mutlulukların birlik olması için çalar!"

"Bugün ne için çalıyor peki?" Kaner'in ölüm demesinden deli gibi korkarken hazır değildim bir kişinin göz göre göre ölüme gitmesini bilmeyi!

"Mutluluk, birlik için!"

"Peki o gün?" Kaner sorduğum soru karşısında sessiz kalırken asla cevabını alamayacağım bir soru sormuştum

"O gün!" Kaner cümlenin devamını getiremezken tereddütle bana bakmışı

"O gün ağıt, göz yaşı, bir can, intikam göğe yüklemişti!" Kaner her cümlesinde gözleri öfke dolarken önüne dönmüştü

"Elbet intikamlar alınacak ama bugün düğünümüz var!"

"Ne?"

"Merak etme bizim değil"

Kaner şaşırarak ve biraz da olsa bağırarak sorduğum soruya karşılık bana bakarken cümlesini yarıda kesmiş ve arkasındaki elini çekip göreceğim bir şekilde tutmuştu

"Hem biz zaten evliyiz öyle değilmi?"

"Kimin düğünü?"

"Helim ve Jiyan'nın!" Kaner ellerini tekrar arkasında birleştirmesiyle Mardin'e dönerken bende önüme dönmüştüm

"İlk önce anlı şanlı bir düğün yapacam, bir kız daha evinden gelinlik görünümlü kefeniyle çıkmasın diye!, bir genç kız'ın daha düğünün arkasında tabutu taşınmasın diye"

Kaner her cümlesinde biraz daha sesi titrerken elimi kaldırmamla tereddüte düşerken emin değildim yapmam yada yapmamam gerektiğinden! ama vaz geçmişte değildim, elimi yavasça indirmemle Kaner'in koluna dokunurken Kaner gözünün ucuyla elime ardından elimi takip ederek gözlerime bakmıştı

"Kızlarla bil hassa ben ilgilenecem merak etme sen!"

"Teşekkür ederim!" Kaner yüzüne kondurduğu tebessümle ilk defa teşekkür etmişti

"Çıkalım, seni biriyle tanıştıracam"

"Kiminle?" Kaner gitmek için hareketlenmesiyle sorumun üzerine dururken "Gidince görürsün" demiş ve bakışları üstüme takılmıştı

"Giymezsin sanıyordum!"

"Ağa karısı olmadan önceydi o!" Kaner'e göz kırparak söylediğim cümleyle Kaner gülmüş ve yanımdan geçip gitmişti

"Yakışmış!"

KANER KAMİROĞULLARI

İzem'in yüzüne söyleme cüret'i gösteremezken arkam dönük bir şekilde söylemiştim yakıştığını, belkide dediğim cümleye sinirlenmişti bilmiyorum ama bir an söyleyivermiştim, arkama bir an bile bakmadan merdivenlere ilerlerken yandan baktığımda İzem olduğu, bıraktığım yerde dururken afallamış bir şekilde boş gözlerle bakıyordu

"Salaksın Kaner salak!"

Elimi merdiven korkuluğun vurmamla hızlı inerken kendime lanet okuyordum

"Yakışmış'mış hiçte bile tam aksine üstüne yabancı olmuş!"

"Kaner"

"Fistan İzem' e göre değildi!"

"Kaner sana diyorum!" Kendi kendime doğru kelimeyi bulmaya uğraştığımdan bana seslenildiğini duymazken kolumdan tutan ele bakmıştım

"Kaner sana diyorum!" Annemin gözlerinde sadece şaşkın ifade varken benim gözlerimde duygu yoktu

"Iııı şey, duymadım"

"Ne bu ses, yine ne yapıyorsun?" Annem asla neyim olduğunu sormazken ilk sorduğu soru Mardin Midyat'ı ayaklandıran sesti!

"Babam gelmedi de seni mi gönderdi!"

"Saçmalamayı kes Kaner!"

"Madem bu kadar merak ediyorsun söyliyeyim Helim ve Jiyan'nın düğünü var"

"Baban bu haldeyken öyle'mi?"

"Ne var'mış halinde çıktı geldi işte!"

"Anlıyorum soğuksun ama yapma!"

"Anne!" Annemi ne kadar uyarıda bulunsam'da asla annem geri durmuyordu ve her defasında babamın önünde bir set'di!

"Belli yine o kız delirtti seni demi?"

"Hayır!"

Annemin son cümlesiyle sabır diye birşey kalmazken artık bağırmıştım.

"Onun bir şey yaptığı falan yok!"

"Sen ne kadar inkar etsende gözlerin herşeyi söylüyor"

"Kaner" annemin cümlesiyle İzem'in cümlesi duyulurken sesin geldiği yöne bakmıştım, İzem ise merdivenlerden anama ardından bana bakmıştı

"Çantamı alıp geliyorum!" İzem yukarda dediğim cümleye hitaben konuşurken sadece başımla onay vermiş ve bir an bile düşünmeden annemi arkamda bırakarak merdivenlerden inmiştim!

Merdivenleri inmemle avluya gelmiş ve hızla kapıya yönelmiştim

"Kapıyı aç!" Bağrışlarım konakta yankılanmasıyla kapı aralanırken hızla dışarıya çıkarak hazırlattığım araca binmemle İzem'i beklemeye başladım

"Gide biliriz!" Kapı açılma sesiyle birlikte İzem'in sesi duyulurken hızla araca binmiş yola koyulmuştuk!

"Nereye gidiyoruz?"

"Gidince görürsün!"

-

Frene basmamla İzem'in tüm dikkatini üstüme toplarken yavaşça sağa çekmiş durmuştum

"Geldik!"

"Neresi burası?" İzem sorduğu sorunun cevabını beklerken ona doğru eğilip torpiyoyu açmış ve takı kutusunu çıkarmıştım, İzem kutuyu görmesiyle afallaması bir olurken doğrulmuş ve araçtan inmiştim, arkamdan ikinci kapı sesi duyulmasıyla omzumun üstünden bakmıştım ve tamda olması gibi İzem bana doğru büyük bir öfkeyle geliyordu, yine sevdiğin kadın diye saçmalayacağından bir dakika bile beklememiş mekana giriş yapmıştım,

Biraz daha ilerlememle Fırat'ı görmemle Fırat'da beni görmüş ayağa kalkmıştı, daha doğrusu kalkmışlardı!

"Hoşgeldin abi"

"Hoşbuldum aslanım" Fırat'a başımla selam vermemle İzem yanımda yerini almış olanları anlamaya çalışıyordu!, daha doğrusu soracağı soruları ayarlıyordu!

"Tanıştırayım İrem" cümlemi yarıda kesip yanımda getirdiğim takı kutusunu göstermiş ve devam etmiştim

"Senin bulduğun kolyenin asıl sahibi"

"Ama!" İzem afallarken Fırat'la İrem birbirlerine ardından bana, elimdeki kutuya bakmışlardı

"Bu olanların tek sorumluları sizlersiniz!

Laflarımla bizimkileri iğnelerken Fırat'la İrem mahcupla bakıyorlardı ama yaptığım onlar için hiç birşeydi!

"Neler oluyor burada biri anlatabilir' mi?" İzem'e hak veriyordum şaşırmasında sonuna kadar haklı olurken illagalli işlerimiz kendi ayaklarımıza dolanıyordu

"Ben hiç bir şey anlamıyorum!"

"Ben anlatayım yenge" Fırat bana bırakmadan söze başlarken gözünün ucuyla bakmıştı gözlerime

"İrem benim çocukluk aşkım, daha sonra ayrıldık daha doğrusu babam ayırdı, ağabeyimde bizi yeniden bir araya getirdi!"

Fırat tereddütle konuşurken her cümlesini seçerek söylüyordu çünkü yanlış konuşmaktan korkuyordu!

"Sonra!" İzem bütün olanları açıklığıyla öğrenmek isterken her şeyi en ince ayrıntısına kadar soruyordu

"Tabi yıllar geçti, sevmek nedir unuttum, yanlışlar yaptım" Fırat tüm saf kalbiyle İrem'i severken bu sefer yüzündeki mahcubiyet onu kırdığındandı

"Hatamı telefi edebilmek içinde kolye almıştım ama unuttum vermeyi, araçta kaldı, bir şeyi düzeltmeye çalışırken her şeyi mahvettim!"

"Toplantı gününde' de o yüzden kurtardın beni değil' mi?"

"Hayır, babamın yanlışları olduğu kadar doğruları da vardı ama ağabeyimin yanlışı yok yenge!" Fırat dolan gözlerle bana bakmasıyla ona tebessümle bakıyordum hem nasıl küsüp darılabilirim ki o kanımdan olmasa' da kardeşim' di! dertlerden, zorluklardan çekip aldığım kardeşim!, o gün yardım etmeseydi bile kendimi vururdum ama yine de ona bir şey yapmazdım, yapamazdım!

"O yüzden yenge abimin yanında durmak zorundaydım, durmam lazımdı yoksa yüzüme tükürse haklıydı, şimdi bile ben bu eli tutabiliyorsam ağabeyim sayesinde!"

"O zaman Haşir ağa izin verdi artık"

"Hayır!" Artık konuşmaya ben müdahil olurken İzem sorgular bakışlarını bana çevirmişti

"Fırat ve İrem'den kimsenin haberi yok ve olmayacak!"

"Ama illa öğrenecekler!"

"Ama benim istediğim zaman benim istediğim şekilde!"

"Neden, niçin bekliyorsun Kaner?"

"Çok soru soruyorsun İzem!" İzem gözlerimin içine bakıyordu ama gözlerimde karanlıktan başka hiç birşey olmazken cevapsız kalıyordu soruları ve sadece kendisi'de saplanıyordu o karanlığa!

"Kolye gerçek sahibine ulaşsın demiştin'ya" cümlemle birlikte istifimi bozmadan İzem'in gözlerine bakarken kolyeyi Fırat'a uzatmıştım

"Artık sahibinde, olması gereken yerde!"

"Söylemeyeceksin değilmi?" İrem'in sesi duyulmasıyla İzem bakışlarını benden çekmiş İrem'e bakmıştı

"Bak İzem biliyorum herşey çok saçma ve karışık geliyor, biliyorum anlamak çok zor ama bizim buralarda sevgiye yer yok, varsada büyük bedeller karşılığında olur ve biz ödedik ödeyeceğimiz bedeli!"

"Ya izin vermezse?" İzem'in sesinde endişe hakim olurken İrem bir adım daha atmış İzem'in dengine gelmişti, İrem İzem'in omuzlarından tutup yüzüne kondurduğu tebessümle bakarken birkaç kere konuşmaya yeltenmişti ama her diyeceği söz boğazında düğüm olurken hiç birşey diyememişti!

"Başka bir yolu olmalı!"

"Her şeyi düşündük İzem ama yok!, ne bir yol nede en ufak bir ışık!"

"Ama-"

"Bak İzem!, hayat bize ne gösterir ne olur bilmiyorum ama ben başka kişiler tarafından biçilen hayata kader diyip oturamam!"

"Ya sizin hayatınıza mağal olursa görmüyormusun, görmüyormusunuz bana olanları, Haşir ağanın öldürmekten asla vaz geçmeyişini!" Aslında İzem sonuna kadar haklıydı dediklerinde ama elden ne gelirdiki?, hiçbir şey!

"O zaman ölüme birlikte gideriz, el ele" Fırat ikna etmeye çalışırken İrem'in elini tutmuş titreyen gözlerle bakıyordu

"Başkasıyla evlenmek yerine İrem'le ölürüm!"

İZEM KAMİROĞULLARI

Fırat İrem'i çok seviyordu ama bir o kadarda tehlikeli seviyordu ikiside olacakların farkında olurken gelecek felaketlere göz yumuyorlardı!

"Ama ya takıyı gördülerse o zaman ne olacak hem hiç olmadı Berfim söyler!"

Fırat cümlemle birlikte hareketlenmiş ve masadan aldığı kutuyla bize doğru gelip Kaner'e uzatmıştı, Kaner yadırgamazken hızla aldığı kuyu açmış ve içine bakmıştı

"Bu senin!" Kaner konuşmasıyla kutuyu bana çevirmişti

"Zümrüt yeşili urfa akıtma güle güle kullan"

"Ama!"

"Biliyorum aynısı değil -" Kaner'in cümlesini bitirmesini beklemeden konuşurken Kaner susmak zorunda kalmıştı

"Hayır, yanlış anlama ben aynısını istiyorum değil!, hatta istemiyorum!" Cümlemi param parça söyleyebilirken Kaner bana sorgularcasına bakıyordu

"Benim isteğim takı değil, ben sadece-!"

"İzem!" Kaner hızla konuşmasıyla beni sustururken Fırat ve İrem bana gülerek bakıyorlardı

"Sakin ol kimse sana istiyorsun demiyor, sadece Berfim söyler ederse yanlış olmuş değiştirdik diyecez çünkü kimse inanmaz benim o takıyı aldığıma!"

"Neden?"

"Ben ağayım unuttunmu!" Kaner'in cümlesiyle rahat bir nefes almıştım çünkü kimsenin gözünde paragöz olarak kalmak istemiyordum!

Kaner kolyeyi almasıyla kutuyu Fırat'a verirken arkamda yerini almış ve saçlarımı kenara çekmişti

Kaner biraz daha yaklaşmasıyla kokusu her geçen zaman daha yoğun geliyor ve nefesi saçlarıma karışıyordu, almayı unuttuğum nefes kendini hatırlatırken Kaner ellerini önümde birleştirmesiyle kolyeyi takmıştı

"Bunuda çözdüğümüze göre artık düğüne gidebiliriz!" Kaner omzuma topladığı saçlarımı geri serbest bırakmış ve yanıma gelmişti ben ise nefesimi düzene sokmaya çalışırken Kaner, Fırat ve İrem'e ardından omzunun üstünden bana bakıp başıyla onaylamıştı dediği cümleyi! Ama ben dudaklarımı belli olmayacak şekilde aralamış ve yavaşça nefes almıştım

"Ben ağabeyimle sonra gelecem!" İrem'in cümlesiyle herkesin bakışı İrem'e dönerken İrem yüzünde oluşan kırgınlıkla konuşmuştu, onun ne hissetiğini anlayamam ama böyle olmasını oda istemiyordu!

"Tamam" Kaner cümlesiyle beklemeden giderken İrem'e doğru gitmiştim

"Merak etme benden yana aklında bir soru işareti olmasın susarım!"

"Teşekkür ederim" İrem'e gülümsememle başımla onay verirken tekrardan konuşan ben olmuştum

"Görüşürüz"

"Görüşürüz!" İrem'i arkamda bırakarak bende Kaner'in arkasından çıkmıştım, Kaner istifini bozmadan aracın önünde oturmuş vaziyette beklerken yavaşça yanına gitmiştim

"Bir özür bekliyorum"

"Ne için?" Kaner gözlerini kısarak sorduğum soru karşısında sessizliğini korurken başımı iki yana sallayarak yanından geçmeye yeltenmiştim ama Kaner'in engellemesiyle bir adım atamazken omzumun üstünden bana bakan gözlere bakmıştım

"Onca iftira attın!"

"Ben mi?"

"Evet sen!" Kaner yalan yanlış sözlerini sanki doğruymuş gibi onaylarken üste çıkmaya çalışıyordu ama bütün uğraşı boşaydı

"Ben iftira atmadım sadece sen hiçbir şey söylemediğin ve sürekli gizli işlerinden dolayı yanlış anlaşıldın!"

"Öylemi?"

"Öyle!" Kaner şaşırarak sorduğu soru karşısında aynı hızda cevaplamış ve kolumu elleri arasından çekip araca binmiştim

Kaner öfkeyle bana bakarken ben aracın içinden ona bakıyordum beyfendi kendi hatasını bana yıkacak güya ama rüyasında bile anca görürdü, Kaner'de beni kendi yoluna getiremeyeceğini anlarken gözlerini aktararak araca gelirken hızla binmiş ve daha fazla zaman kaybetmeden yola çıkmıştık, ama bu daha başlangıçtı, Kaner çok burnunun dikine giderse çok karşı karşı gelecektik!

-

Her geçen saniye davul sesleri daha yakından yankılanırken yollarda çoluk çocuklar koşturuyor sevinçle giden insanlar vardı ama bir o kadarda sanki zorla giden insanlar vardı!

"Adları ne?"

"Helim ve Jiyan!" Kaner ikiletmeden sorduğum soruyu cevaplarken aklıma kazımıştım isimleri, ve işte gelmiştik Kaner gelişi güzel park etmiş ve araçtan inmemle herkesin dikkatleri üstümüze kaymıştı, hayranlık desem değildi çünkü herkesin gözlerinde endişe hakim olurken konuşmalar başlamıştı ama ne vardı da bu kadar herkes korku ve endişeyle bakıyorlardı!, eğer geçen gün olanlardan dolayı ise bu sadece Kaner ve Kamiroğulları ailesinin meselesiydi ama bugün sanki herkeste, herkesi ilgilendiren birşey vardı!

"Hoşgediniz ağam, hoşgelmişsin hanım ağam!" Başımla onay vermemle Kaner elini göğsünün üzerine koyarak "Eyvallah Cotkar" demiş etrafa ardından Cotkara bakmıştı

"Varmı bir eksiğiniz?"

"Yok ağam Allah razı olsun hem daha ne olacak herşeyi hallediniz saten"

"Senden'de!" Kaner sadece kendi işine geleni cevap verirken Cotkar eliyle yerimizi göstermişti

"Yeriniz hazır ağam" Kaner cotkar'ın gösterdiği yere geçerken bende arkasından takip etmiştim

"Gelin hanım!" Cotkarın seslenmesiyle durup bakarken Kanerde bana bakmıştı

"Sizin yeriniz bu tarafta hanım ağam!"

"Nasıl yani?"

"O tarafta erkekler var , bu taraf kadınların!" Kaner'e bakmamla Kaner başıyla onaylamış ve Cotkar beyin gösterdiği yöne gitmiştim ama bize ayrılan yer Kaner gilin tam karşısında olurken kadınların bazıları benk görmeleriyle ayağa kalkmışlardı

"Hoşgeldiniz hanım ağam" Kadın bana doğru gelmesiyle diyerleri'dr ayağa kalkarken kadınlar sırayla gelmiş selam vermişlerdi, şimdiye kadar, bu coğrafyada hiç sevenim yokken şimdi birsürü kişi vardı, heleki ağalarını vurduktan sonra herkes bana düşmanlardı ama bugün seviliyordum, galiba bunuda güler yüzlülüğüme borçluydum.

"Hoşgeldiniz hanım ağam!"

"Hoşgelmişsiniz" birsürü kişi selam verirken erkek tarafın dikkatini çekmemek mümkün değildi ve başta Kaner olmak üzere herkes bizim bu tarafa bakıyordu

"Sağolasınız, sizde hoşgeldiniz!" Başımla onay vermiş ve yerime otururken benimle birlikte herkes oturmuştu

Sazlar bir yandan davullar bir yandan çalarken sen şakrak gülen çocuklar etrafa neşe saçıyordu, kendimden sonra ilk defa Mardin düğününde bulunuyordum, örf ve adetlerini bilmediğim topraklarda hanım ağaydım!, ahh içimden çektiğim içle birlikte çaktırmadan erkek tarafına bakmıştım ama Kaner asla çekinmeden bizim buraya bakıyordu!

Alkış sesi...

Alkışların kopmasıyla bakışlarım kaymıştı, işte bu güzel günün asıl sahipleri gelmişlerdi, herkes alkış tutarken bende alkışlamaya başlamış ve istemsizce Kaner'e bakmıştım ama Kaner benden ayırmadığı gözleriyle gelin ve damat bile umrunda olmazken etrafa ardından tekrardan gözlerimi bulmuştu gözleri!, Kaner oturduğu yerden yavaşça kalkmasıyla bana doğru gelmiş ve elini uzatmıştı, herkes imrenerek bakarken sevinç sesleri yükselmeye başlamıştı, Kaner'in bu nazik davetini kesinlikle geri çevirmeyecektim hatta çeviremezdim, Kaner'in elini tutmamla oturduğum yerden kalkmış Kaner'in yanında yerimi almıştım, Kaner elimi bir an bile bırakmazken

Helim ve Jiyan'ın yanına gitmiştik, Kaner etrafa güç gösterisi sergilerken Jiyan hızla Kaner'in eline yeltenmiş ve öpüp başına koymuştu, aynısını Helimde bana yeltenirken hızla durdurmuştum

"Sakın!"

"Ama hanım ağam!" Helim yüzündeki mahçubiyetle bakarken başımı yavaşça yana çevirmiştim

"Helim ben senden üstün değilim!"

"Ağamın kadınısın!, hanım ağamız'sın nasıl üstün degilsiniz?"

Kadınısın nede büyük bir cümleydi ama bize yabancıydı, gözlerimin önüne gecelikle Kaner'in kolları arasında yattığım gelirkem nefesim kesilmişti ama şimdi sırası değildi

"Hayır!" Reflesle söylediğim cümleyle Kaner bana bakarken kesilen nefesimle Kaner'e bakıyordum

"Yani, ııı, hayırlı olsun"

"Sağolasın hanım ağam!" yine saçmalamıştım ama Jiyan birşey anlamazken cümleyi dağıtmıştı daha doğrusu beni kurtarmıştı

"Kaner!" Yaver koşarak gelirken hızla Kaner'in kulağına birşeyler demişti ama iyi haber olmadığı her halinden belliydi

"Tamam, karşıla geliyorum!"

"Neler oluyor?" Kimsenin duymayacağı şekilde Kaner'e eğilip kısık sesle soru sorsamda Kaner bana bakmasıyla hiç birşey demezken Jiyan'a dönmüştü

"Keyfinize bakın bugün sizin gününüz!

Kaner herkesi arkasında bırakarak Yaver'in az önce gittiği yöne doğru giderken bende arkalarından gitmiştim

"Neler oluyor Kaner?"

Kaner bana bakmasıyla olduğu yerde durmuştu

"Oo Kaner ağa!" Kaner kendisine seslenilmesiyle sesin geldiği diğer tarafa bakmasıyla bende bakmıştım ama karşımda birsürü bilmediğim eli silahlı adamlar vardı

"Dünya küçük hele Mardin Midyat daha küçük birde ortak yerlerimiz varsa karşılaşmamız kaçınılmaz"

"Evet dünya küçük ama sizde'de sabır yada sukunet diye birşey yok Haraşiler!"

Bunlarda kimdi ve neyden bahsediyorlardı hiç birşey anlamazken Kaner Haraşiler dediği kişiler ve benim aramda kalmıştı

"Bize verdiğin sözü tut!"

"Yazık beni tanıyamamışsınız, tanısaydınız eğer-"

"Merak etme Kaner ağa seni çok iyi tanıyorum, zaten burayada tanıdığım için geldim!" Adamın konuşmasıyla Kaner'in cümlesi kesilirken adam bir adım Kaner'e doğru gelmişti

"Sözün hazır olduğu için geldim, çünkü sen!" Adam bana bakmasıyla Kaner yavaşça omzunun üstünden bana bakmış ardından adama tekrardan dönmüştü

"Karınla birlik olup babanı indirdin, yani senin acıman yok, babana dahil!, o yüzden bu şerefsizi'de gözün kapalı vereceksin bana!"

Kaner Fırat'a başıyla işaret vermesiyle Fırat hareketlenmişti

"Söylesene Kaner ağa!"

"Seni bu kadar kızdıracak ne yaptılar?"

"Neden çok konuşanı sevmem bilirmisin?"

Adam tek gözünü kırparak "Niye?" Cevap verirken Kaner bir adım daha yaklaşmıştı

"Çok konuşan boş konuşur ama ben boş konuşmam!"

"Yürü lan yürü!" Fırat'ın bağrışı duyulmasıyla hızla etrafa bakmıştım ama Fırat elinde bir adamla gelirken hızla Kaner'e doğru iterek bırakmıştı

Adam savrulmasıyla Kaner tutarken sanki gözlerine öfke hücum etmişti, Kaner dişlerini deli gibi sıkarken adamın kulağına eğilerek birşey demişti ama kimse duymazken Kaner adamı kendinden uzaklaştırıp gözlerine son kez bakmıştı!

"Artık sen bir iç güveysisin, belkide sana kız muamelesi gösterirler!" Kaner sesindeki alayla konuşurken kendi elleriyle teslim etmişti adamı, Haraşiler yaka paça adamı araca bindirirlerken Kaner arkasını dönmüş bana doğru geliyordu

"Bir daha sizi Mardinde görmiyeyim Haraşiler!"

Kanerin son cümlesiyle adam gülerken oda aracına binmiş ayrılmışlardı

"Onlar kim, neden verdin adamı onlara, iç güveyside ne demek?" Peşi sıra sorularımı sorarken Kaner hiç birine cevap vermemiş ve hızla elimden tutmasıyla peşinden sürüklemeye başlamıştı

"Cevap verecekmisin Kaner?"

"Ne var?" Kaner kolumu savurup bırakmasıyla bağırırken öfkeyle bakıyordu

"Ne var İzem, ne?"

"O adam kim?, neden verdin?"

"O kardeşini para karşılığında yaşlı adamla evlendiren şerefsizin teki, anladın'mı?"

"Ama içerdeki düğün!" Kaner'in söylediği cümlelerle afallarken Kaner bir adım'da yaklaşmıştı

"Haraşilerle anlaşma yaptık!, ben onlara o şerefsizi verecektim onlarda kızdan uzak duracaklar!"

"Bulduğun çözümde bumu, şereflerini elinden almak!"

"Aynen öyle" Kaner dişlerinin arasında son cümlesini söylemiş ve çekip gitmişti ama kabahat bendeydi Kaner gibi bir adamdan düzgün cevap bekliyordum!, Kaner'in arkasından gitmemle düğüne tekrar dönmüş ve yerime oturmuştum, peki Kaner bunu nasıl millete duyuracaktı işte orası mechuldü ama illaki duyuracaktı!, Kaner oturduğu yerde herkese bakarken bende ona bakıyordum ne yapacaktı'da herkese kudretini, intikam almaya başladığını gösterecekti!

****************❤❤***************

SEVGİLİ OKURLARIM GECİKME İÇİN KUSURA BAKMAYIN LÜTFEN 😇😊

Yine güzel bir bölümün sonuna geldik canlar, Bölümü nasıl buldunuz merak ediyorum yorumlarda buluşalım.

İNSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_

TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06

TAKİP EDERSENİZ ÇOK SEVİNİRİM CANLARIM. (İnstagram da ve tiktok da güzel videolar var kaçırmayın derin😇🤗

SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN ⚘💚💙

NOT : Yorumlarınızı ve oylamalarınızı bekliyorum 😉😉

❤❤❤❤❤💘❤❤

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.