"Artık o girdapta yalnız değilim!" Kaner sözlerini söylerken az önce benden kaçırdığı gözlerini gözlerime sabitlemişti
"Artık gizlimiz saklımız yok İzem!, ben sana sen bana her zaman hangi koşulda olursak olalım güvenecez ve girdiğimiz bu girdapta boğulan sadece biz olmıycaz!"
"Cidden bana dürüst olacakmısın?" Kanere bu soruyu sormuştum çünkü Kaner karanlık kutuydu ve banada bu kutuda bir yer verecekmiydi merak ediyordum!
"Gerektiği kadar evet!"
Kaner'in cümlesi üzerine başımı yavaşça sallayarak konuşmuştum
"Hiç bir zaman bana tam anlamıyla gerçekçi olmayacaksın Kaner!, ödettiğin bedelerinin nedenini bana asla söylemeyeceksin!"
Kaner onca sözüme asla birşey demezken gözleri gözlerimde gezinmişti, işte tamda bahsettiğim buydu bana asla gerçekçi olmayacaktı ve şimdi gözlerinde barındırdığı karanlıkta tek başına olacaktı
"Karanlığıma aydınlık olabilecekmisin İzem!" Şimdi susma vakti bana geçerken ölüm sessizliği sarmıştı salonu çünkü bu sorunun cevabını bilmiyordum gerçekten olabilecekmiydim yoksa o karanlığa benzeyip bendemi karanlık olacaktım yoksa o karanlığı aydınlığamı çevirecektim!
Kaner gözlerini gözlerimden çekmesiyle önüne dönmüş ateşe bakmış ardından ayağa kalkmıştı
"Dinlen yarın yorucu bir gün olacak bizim için!"
Kaner başka tek kelam etmezken arkasına bakmadan salondan çıkıp gitmişti, bir kaç dakikanın sonunda dış kapının kapanma sesi gelirken sıkıntılı bir şekilde nefes vermiş ve saçlarımı karıştırmıştım, aslında tahmin ettiğim bir cevap vermişti, belki bana güvenecekti sırtını koşulsuz şartsız yaslayacaktı ama bana asla herşeyi tüm berraklılığla anlatmayacaktı!
Oturduğum yerden kalkmamla masadaki tabakları toplamış mutfağa götürmüştüm, açım demişti ama elini bile sürmemişti, meleminin ağzını kapatmış ve salona geçerek kendimi koltuğun üzerine atmıştım
"Ahh!" Dudaklarımın arasından kaçan belirsiz bir sesle gözlerimi tavana dikmiş boş boş izlemeye başlamıştım!
*
Vücuduma değen yağmur damlalari artık değmezken şaşırarak bakışlarımı yerden çekmiş babamın mezarına bakmıştım aslında yağmur yağıyordu ama bana gelmiyordu!
Başımı kaldırmamla Kaner ceketini tuttuğunu görmüştüm, yağmurdan dolayı saçları bozulmuş yağmur damlaları sert çehretsin akıp gidiyordu!
*
Gözlerimi kerpememle hızla başımı kaldırmış oturduğum yerden doğrulmuştum
"Saçmalama İzem!" Yutkunmamla etrafa boş gözlerle baksamda kendime kızgınlığım geçmiyordu ne alakaydı şimdi Kaner'in aklıma gelişi!
Hem neden düşünecektimki onu?, bir kere ben düşünsem bile Kaner onu düşündüğümü öğrendiği an Haşir ağa'ya bırakmadan beni kendi elleriyle öldürürdü!, ne demişti
"Olma ihtimalini bile kendi ellerimle öldürürüm!"
Hala cümlesi dün gibi aklımdayken şimdi onu düşünemezdim, gözlerimin önüne bana yaptığı iyilik gelemezdi, gelmemeliydi!
"Offf!" Verdiğim sıkıntılı nefesle oturduğum yerden kalkıp salonun ortasında dolanmaya başlamış yavaşşca cama doğru gitmiştim, camdan Kaner'e bakmamla kapı önünde oturan Kaner'i görmüştüm, Kaner dizlerine yasladığı elleriyle hafif öne eğilirken bakışlarını gök yüzüne çevirmiş bakıyordu, bakışlarım Kaner'in yolunda ilerlerken bende gök yüzüne, eşsiz ve sayısız yıldızlara bakmıştım!
Yıldızlar tüm cüretkarlılığıyla parlarken sanki hepsi birbirleriyle yarış içindeydi en güzel, en çok ben parlayacağım diye ama parçalanmadan bir arada durmayıda başarıyorlardı, çünkü onlarda biliyordu eğer ayrılırlarsa yok olmaya mahkümlardı ve onlarda sımsıkı birbirlerine tutunuyor birlik oluyorlardı!, Yıldızlar kaybolduğumuz gecelerde bize yol gösteren olurken bugün sanki sırrımızı saklayan yoldaşımızlardı, bizimle birikte bu gecede kendilerine yeni bir yol yeni bir hedef çizmişlerdi!
Bakışlarımı gök yüzünden çekmemle pencere kenarına oturmuş başımı cama yaslamıştım, Kaner camın diğer tarafında benden kaçmış ben bu tarafta kendimden, düşüncelerimden kaçmış bir şekilde oturuyordum ama çaresizlik aynıydı imzayı attığımız gün bir yemin etmiştim mutsuzluğumuza karanlık şahitlik etsin diye ve şimdide karanlık bizi sarıp sarmalıyordu acılarımızı, kanayan yaralarımızı saklıyordu herkesten, her şeyden bazen bizden bile saklıyordu hayatımıza devam edebilmemiz için!
*
Şehnaz hanım elindeki kırmızı kiyafeti vermesiyle giymiş karşılarına çıkmıştım
"Üstündeki kırmızı kaftan akıttığın kanı simgelerken-" Şehmaz hanım cümlesini yarıda kesmesiyle elimdeki başlığı almış başıma takıp yüzümü kapatmıştı
"Buda bundan sonra görmiyeceğin gün yüzünün nişanesidir!"
*
Bakışlarımı kaçırmamla dizlerimi sarmalamış başımı eğmemle saçlarım dizlerime dokülmüştü, aklımdaki düşünceler bir an bile susmazken gözlerimi sıkı sıkıya kapatmıştım!
-
Normal bir günde zaman ne kadarda çabuk geçiyordu adeta birbirleriyle yarış halinde olan dakikalar bugün yarışı bırakmışlardı sanki, saniyeler dakika dakikalar saat olmuştu!, neden mutlu olduğumuzda zaman hızla akıp gidiyordu'da mutsuz olduğumuz zaman sanki hayatımızdan koca bir zaman gidiyordu?, yada neden hayatımızda mutsuzluğun yeri çoktu, neden sorunlarımızın hayatımızdan çalmasını izin veriyoruz?, bilmiyordum bilemiyordum onca soru cevapsız kalırken bırak bir çıkış yolu bulmayı kaçış yolu bile bulamıyordum, geceyi aydınlatan şimşekler olurken çok güzel bir koku yayılmıştı açık olan pencereden ama ben kapatmıştım pencereyi çünkü birazdan yağmur başlayacak ve onun kokusunu getirecekti bana!, oturduğum pencere kenarından kalkıp yavaşça yere oturmuş camı arkama almıştım, bu hayat gerçekten hep yaralı insanlarlamı doluydu?, hayatı boyunca mutlu olan insan yok muydu?, herkes bir sınava'mı tabiydi?
Ama benim sınavım çok büyüktü hakkıylada verebilecekmiydim emin değildim!
Odanın içi şimşeklerle aydınlanmasıyla sonunda o korktuğum ses duyulurken deli gibi yağmur yağmaya başlamış ve evin kapısı açılmıştı, kapının açılmasıyla kapanması bir olurken Kaner'in silüeti kapı önünde belirmiş bana bakıyordu, birşey dememi mi bekliyordu bilmiyorum ama sadece susmuştum!
Kaner tek kelime etmezken yavaş adımlarla salonu adımlamış yanıma gelmişti, sessizliğin yabancısı olan Kaner tek kelime dahil etmezken yavaşça yanıma çöküp oturmuştu
"Doğum günün kutlu olsun!"
Kaner'in cümlesiyle gözümden bir damla yaş akarken gülümsememe engel olamamıştım,
"Teşekkür ederim!" Kaner'in gözlerinin içine bakarak söylediğim cümleyle Kaner iki elini yana açmış "Pasta yok ama !" Demişti, kahkaha atmama engel olamazken gözümden akan yaş bu sefer gülmekten akmıştı, cidden inanamıyordum Kaner'e nasıl oluyordu da bu haldeyken güldürmeyi başarmıştı!
"Olsun sonra alırız olmaz mı?"
Kaner önüne dönmesiyle başını yavaşça sallamış bana bakmıştı
"Olur!" Sanki Kaner açık ve kanayan yaralarımı kapatıyordu!
"Senin ki ne zaman?"
"Ben sevmem kutlamayı!"
Kaner gözlerine oturan acıyla konuşurken sanki az önceki duyguları solup gitmiş bir şekilde sop soğuk gözlerle bakıyordu
"Neden?"
"İşte!" Normalde Kaner'in kızması gerekirken bu sefer sakincene konuşmuştu!, başımı yavaşça sallamamla elimin tersiyle göz yaşlarımı silmiştim Kaner'i bu konu için zorlamayıp doğum günü hakkında tek kelime etmemiştim, salonda sessizlik hakim olurken gök gürültüsü tüm sessizliği bozuyordu Kaner ise sadece salonun içine ışığı yansıyan şimşeklere bakıyordu!
Başımı duvara yaslayarak hafif dönüp Kaner'e bakmamla Kaner'de bana bakarken gözlerini kısarak konuşmaya başlamıştı
"Seninle bir barış anlaşması imzaladık ama birbirimize karşılığında birşey vermedik!" Kaner'in cümlesiyle istemsizce kaşlarım çatılmıştı
"Nasıl yani?"
"Yani bizde adettir, bir barış olacağı zaman birbirimize karşılıklı barış nişanesi veririz, veririzki barışımız gibi emanetlerimizede gözümüz gibi bakalım, koruyup kolayalım"
"Ama benim vereceğim birşeyim yokki!" Omzumu kendime çekmemle Kaner'e sorgularcasına bakıyordum
"Ama benim var!, yani benden yana gelecek bir zarar yok sana!"
"Nerden bilecez!"
"Çünkü emanetim olacak sende, göz ağrım var, benden yana bir zarar gelirse emanetim zarar görür!"
"Benden yana gelirsede benim emanetim zarar görecek!"
"Aynen öyle o yüzden birbirimize sırtımızı sonsuza kadar dayayabiliriz, birbirimizi koruyup kolluyacaz!"
"Sen bana hiç bir zaman güvenemiyeceksin' ki!"
Kaner cevabımla yönünü tamamen bana çevirmiş bakıyordu
"Çünkü benim kendime ait olan hiç birşeyim yok!"
"Olduğu zaman verirsin!"
"Olurmu öyle?"
"Olana kadar güvenmem o zaman!" Kaner'in cümlesiyle gülerken Kaner'de gülmesede yılımsamıştı, Kaner'i ilk defa böyle görüyordum!, gülen, eylenceli ve ... belkide mutlu, kaner'in ilk defa zifiri gözlerinde karanlık değil de aydınlık vardı!
"İlk defa görüyorum!"
"Neyi?"
"Güldüğünü!" Kaner gözlerini kaçırmasıyla yere bakarken ben afallamış yüzüne bakıyordum!,
"Uyusana artık!" Kaner çareyi kaçmakta bulurken gözlerime bakmadan soğuk sesiyle konuşmuştu, ama benim uyuma gibi bir niyetim hatta uykum bile yoktu
"Peki!.. şu ipini çektim dediğin adam Şerwan! yaptığını inkar etmiyecekmi?" Kaner söylediğim cümleyle kaşlarını çatarken hızla dönmüş gözlerini gözlerimde ardından yüzümde gezdirmişti
Kaner üstündeki sersemliği atamazken başını olumlu anlamda sallamıştı
"Edecek ama inkarı boşa, elimizde kanıt var!"
"O zaman vereceksin!"
"Neyi?"
Kaner sorusunu sormasıyla göz kırpıp başını hafif yan çevirirken bende başımı yan çevirmiş Kaner'e bakıyordum
"Polise!"
"Saçmalama İzem!" Kaner başını yavaşça iki yana sallarken Sakın dermişcesine bakıyordu!
"Ne saçmalama Kaner ne yapacaksın ya ödürecekmisin adamı!"
"Aynen öyle!" Kaner dişlerini sıkarak cümlesini söylemesiyle burnunun kenarında ki seğirme kendini belli etmişti, Kaner önüne dönmesiyle başını duvara yaslamış ve dimdik karşıya bakıyordu
"Bizde önce töre konuşur ardından adalet!" Kaner cümlesini tüm soğuk kanlılığıyla söylerken yandan bana bakıyordu
"Benim peşimde oldukları gibi'mi?, önce töre yani ölüm konuşacak sonra adalet! , belki yapan cezasını çeker öylemi?"
"İnsiyatif bana değil Diyarbakır halkına kalmış birşey!" Kaner benden çektiği bakışlarını şömineye çevirmişti, Kaner benim dediklerime cevap vermezken hatta duymazken ödeteceği bedelin kendine ait olmadığını söylüyordu ama öyle değildi ve bundan adım kadar'da emindim çünkü Kaner başkasının yapacağı bir şeyden övünmezdi, sadece Kaner elini kirletmeyecekti!
"Sen sadece elini kirletmeyeceksin!"
Kaner bakışlarında yer edinen ateşle birlikte gözlerime bakmış sop soğuk bir sesle konuşmuştu
"Ben daha büyüğüne oynuyorum!"
Buda ne demekti?, daha büyüğü'de kimdi?
"Ne demek daha büyüğüne!"
"Zamanı gelince görürsün!" Kaner aramızdaki sır perdesini asla kaldırmazken aklımdaki soruyu sormuştum
"Düşmanlığının sebebi ne Kaner?"
Az önce bütün sorulara cevap veren gitmiş yerine lal olan Kaner gelmişti sanki!, Kaner gözlerini gözlerime bile değdirmezken bakışlarını tek bir yere sabitlemiş duruyordu, Kaner'in bu haline korkmamak elde olmazken tereddüt'de etsem yavaşça Kaner'e dokunmuştum
"Kaner!" Kaner adını duymasıyla bana bakarken gözlerine çöken buğuyla tek bir göz bile kırpmıyordu
"1. Kural soru sormak, sorgulamak yok!"
Şimdi anlamıştım Kaner'in başta koyduğu kural bununla alakalıydı, sebebi yada sebeplerini öğrenmemi istemezken alacağı intikamların altında yatan gerçek her ne ise öğrenmemi istemiyordu!, ama bu intikamlar herkese sadece ölüm getirecekti!
"Ne zaman başlayacaksın?"
"Düğünden sonra!" Başımla onay vermemle önüme dönmüş sessizliğe bürünmüştüm.
Gözlerimin kapanmasına engel olamazken uykumu ayacak hiç birşey yoktu ve ben çok yorulmuştum, kendiliğinden kapanan gözlerimle birlikte düşen başımla sürekli sıçrarken gözlerim yanıyordu ama artık direnmeyecektim uykuya, başımı duvara sabitleyerek gözlerimi kapamış va yavaşça uykuya teslim olmuştum.
KANER KAMİROGULLARI
Geçmeyen saate birde sessizik eşlik ederken tamamen durmuştu zaman, sadece arada içeriyi aydınlatan şimşek olurken başka hiçbir şey yoktu, hafif yan dönüp gözümün ucuyla İzem'e bakmamla uyuyan İzemle karşılaşmıştım,
İster istemez biraz daha dönüp İzem'in yüzünü baktığımda, korkusuzdu, deliydi ama kaybedeceği çok şeyi vardı ve İzem bunları unutarak hareket ediyordu, bir anlaşma yapmıştık ama korktuğum bu yolda İzemin vereceği kayıplardı, onun kapanmayacak yaralar almasıydı o yüzden ne kadar uzak tutabilirsem o kadar tutacaktım bu meselelerden, bana sürekli nedenini soruyordu ama onun için en iyisi öğrenmemek bilmemekti çünkü ne kadar az bilgi o kadar az yara!
İzem ne kadar başını tutmaya çalışsa'da yavaş yavaş başı yana kayıyordu, ve böyle giderse düşecekti!, başını tutmak için hamle yapmamla elimi hızla geri çektiğimde bakışlarımı da çekmiştim, bananeydiki izem'in başını tutarak, düşmesini engelleyecektim!, önüme dönmemle oturduğum yerde belli belirsiz hareketlenmiş sırtımı duvara yaslamıştım!
İstemsizce İzem'e gözümün ucuyla bakmamla İzem tamamen kayarken gözlerimi kapatarak İzem'e yanaşmamla İzem'in başı omuzuma düşmüştü!, aldığım nefesi veremezken şaşkınlıkla omzumda uyuyan İzem'e bakıyordum, ama İzem hanım yerinde gayet rahattı, başımı hafif eğip İzem'in saçlarının düştüğü yüzüne bakmıştım, İzem saçından dolayı rahatsız olurken başını yenileyip uyumaya devam etmişti,
Bu hareketine yandan gülümseyerek uyanacak korkusuyla yavaşça işaret parmağımla saçlarını çekmiş kulağının arkasına çekmiştim, İzem'in saçları yumuşak olurken zambak kokusu yayılmıştı etrafa, düşünmeden edemiyordum ikimizinde normal bir hayatı olsaydı nasıl karşılaşırdık yada nasıl bir hayatımız olurdu belkide hiç karşılaşmaz iki yabancı insan olurduk ama şimdi! KARI, KOCA'ydık!, birbirimizi yakmamak için aynı ateş çemberin içine girmiş birbirimize yaslamıştık sırtımızı, ya bu cehennemde birlikte yanacak yada birlikte çıkacaktık!!!
İzem'in pürüzsüz yüzü gözler önüne serilirken bakışlarım çakıla kalmıştı sanki!, ne çeke biliyordum nede başka bir şey, yüzünün her detayı asiliğini gözler önüne bir kez daha sererken sanki İzem baş kaldıran kişi olarak gelmişti dünyaya, eminim çocukluğu da asidir, ama yakışmıştı buraya, Mardin'e gelin, benimde karım olmak yakışmıştı!
Son cümlem kulaklarımda yankılanırken hızla önüme dönmüş şaşırarak bakıyordum etrafa ben neler diyordum böyle, dilimden aklımdan neler geçiyordu?, hayır bana bunlar yasaktı bırak yaşamayı düşünmek bile yasaktı yapamazdım, ben olmazdı yeniden birine!, Hayır!, Hayır!, asla!, nefesim daralmaya başlamasıyla dudaklarım aralanırken gözümün ucuyla İzeme'e bakmıştım ama bu sefer korkarak bakmıştım!
Dışarda sevdiğim kadın kara toprağın altında, soğukta yatarken ben burada İzemle yapamazdım olmazdı, aşık olamazdım, sevemezdim ne bunu Aliz'e nede İzem'e yapamazdım, hani derlerya imkansız aşk diye tamda öyleydi işte Alizi kara toprağın altına ellerimle koymuşken bu ellerle İzem'in elini tutamazdım, İzem'in saçları omzuma bir bir düşerken sevdası kalbime düşemezdi!, başımı arkaya yaslamamla gözlerimi kapamış birazda olsa uzaklaşmak, kaçmak istemiştim!
Sessizliği çalan telefon bozarken hızla yerdeki telefonu alıp cevaplamıştım, hızlı olmamın tek sebebi ise İzem' in uyanmaması içindi!
"Alo!" Fırat'ın sesi kulağıma dolmasıyla cevap vermeden yavaşça İzem' e bakmıştım, İzem ufak kıpırdanma harici uyanmazken derin bir nefes vermiştim
"Ne var?"
"Ne var mı?"
"Fırat!"
"Ben seni varmı bir eksik ne var ne yok diye arıyorum sen ne var diyorsun abi!" Fırat ikazımı anlamazken daha doğrusu anlamak istemezken sabır çekiyordum
"Sağol Fırat!"
"Sen niye kısık konuşuyorsun?"
"İzem uyuyor!"
"Nerde?"
"O- sanane oğlum!" Az daha Fıratın saçma salak sorusuna yanıt verecekken hızla farkına varmamla susmuş ve yüksek çıkan sesimi hızla alçatmıştım
"Tamam tamam birşey sormadım!"
"İyi edersin!" Fırat'ın birşey demesine müsaade etmeden telefonu kapatmış telefonu yana koymuş İzem'e bakmıştım!
İZEM KAMİROĞULLARI
Yavaşça gözlerimi aralamamla güneş tüm salonu aydınlatmıştı, gözlerimi bir kez daha kerpmemle burnuma dolan koku kendini belli ederken kaşlarım çatılmıştı, yavaşça bakışlarımı çevirmemle Kaner'in omzuna rastlamam bir olurken gözlerimi sıkı sıkıya kapatmıştım
"Sakın!" Gözlerimi aralamamla kendi kendime söylenirken bir kez daha bakmıştım ama sonuç asla değişmezken korktuğum başıma gelmişti, Kaner'in omzunda uyuya kalmıştım ama Kaner nasıl buna müsaade etmişti!, başımı kaldırmazken Kaner'in nefes alış verişi az da olsa kalp atışı duyuluyordu, biraz daha olduğum gibi kalmış saçlarıma karışan nefesini hissetmiştim, kalbim sıkışırken yaptığımın yanlış olduğunu bir kez daha anlamıştım, Kaner uyanıp bu rezilliği görmemesi için hızla başımı kaldırmamla Kaner'de uyanırken oda endişeyle bana bakmıştı!
"Allah kahretsin!" Tabikide bu lanetimi kendi içimde ederken elimi yüzüme bulaştırmıştım gerçi başka ne yapabilirdimki ben uyanmasam Kaner uyanıp sert konuşacak canımı yakacaktı!,
"Iııı şey!" Bir bahane bulmaya çalışıyordum ama hiçbir bahane olmazken sıkışıp kalmıştım
"Kahvaltı hazırlıyım ben" ayağa kalkmamla konuşmam bir olurken Kaner'de oturduğu yerden bana bakıyordu, öfkelimiydi, şaşkınmıydı anlamazken Kaner ellerini koyacak yer bulamamış ve hızla ayağa kalkmıştı
"Bende ekmek alıyım!"
"Ta-tamam!" Aptal gibi kekelerken Kaner hızla salondan çıkmış ve çok geçmeden dış kapının sesi duyulmuştu, neden ben kalakalmıştım sonuçta insanlık haliydi uyuyakalmışım, uyuyakalmışız!, ama sanki aşkımı itiraf etmişim gibi elim ayağıma dolaşmıştı
"Ne?" Dudaklarımdan kaçan kelimeyle kendime şaşırırken ne aşkından bahsediyordum ben yoktu böyle birşey ve olmayacaktıda sözü bile bize o kadar yabancıydı ki gerçek olma ihtimali bile yoktu!
Hızla mutfağa gitmiş kalakalmıştım ortada ben ne yapacaktım?, neden gelmiştim?
"Off" bütün beynim durmuştu resmen, saçlarımı geriye atmamla tezgahtaki üstü kapalı Melemeni görmemle gözlerimi kapatmış ve başımı iki yana sallayarak aralamıştım
"İzem, İzem!" Kendi kendime söylenmemle melemeni alıp ocağa koymuştum, aslında asıl kendime kızdığım uyuyakalmam değildi asıl sebebi saçma sapan davranmamdı!, belkide nefesini dinlemek için oyalanmasaydım yakalanmayacaktım, melemen'in fokurdamasıyla aklımdaki düşüncelerden sıyrılmış hızla ocağın altını kapatmıştım
"Allah kahretsin!, melemen kaynadı resmen!" Cekmeceden bulduğum bez parçasıyla hızla ocaktan alıp tezgaha bıraktığımda bir kaç tanede salatalık doğramıştım
"İşte şimdi tamam!" Hazırladıklarımı
alıp salona geçmiş elimdekileri masaya koyup içerden surahi ve bardağıda alıp geri gelmiştim, şimdi tek eksik Kaner'di oda gelmesiyle herşey tamamdı!
Kapının çalmasıyla tereddüt içinde kapıya bakarken kalbim ağzımda atmaya başlamıştı çünkü Kaner'in erken gelmesi mümkün değildi!, bakışlarımı çevirdiğimde televizyon ünitesinin üzerinde Kaner'in cüzdanını görmemle derin bir nefes vermiştim çünkü belli ki Kaner efendi farkına varmıştı unuttuğu cüzdanın!, ayağa kalkmamla ünitenin üzerindeki cüzdanı almış ve hızla kapıya ilerlemiştim, bir an bile düşünmeden kapıyı açmamla gülümseyerek konuşmaya başladı
"Sanırsam bunun için geldin!"
Kapı arkasında beklediğim yüzle karşılaşmazken öfkeyle bakan bir kaç çift gözlerle karşılaşmıştım, hızla geriye adım atmamla elimdeki cüzdan düşerken adamlarda içeriye girmişlerdi
"Buraya kadar!" adamın söylediği cümleyle gözümden bir damla yaş akarken hızla salona doğru koşmuştum
"Nereye kaçabileceğini sanıyorsun sen?"
Adam salonun ortasında kolumdan tutmasıyla konuşurken kendine doğru çevirmiş ve tokat atmıştı aldığım darbeyle yere kapaklanırken yüzümde oluşan sızıyla gözlerimi sıkı sıkıya kapatmış ve yüzümü tutmuştum
"Senin gibi kaltaklar ölmeyi hak ediyorsunuz!" Adam acımadan iğrenç ithamlarını söylerken saçlarımdan tutup kendisine bakmamı sağlamıştı
"Ne istiyorsunuz benden?"
"Hahahah!" Adamın hahkahası salonda yankılanmasıyla diğer adama bakmıştı
"Duyuyor musun Kadri ne diyor?"
Adam alayla konuşmasıyla bana bakmış ve saçlarımı birkez daha eline dolayarak çekmişti, saç diplerim acımasıyla gözlerimi sıkı sıkıya kapatmış yüzümü kırıştırmıştım
"Daha ne yapacaksın lan!" Adam son cümlesini söylemesiyle saçımı hızla bırakıp tokat atmıştı, ağzıma kan yayılmasıyla istemsizce elimi dudağıma götürüp sildiğimde elime bakmıştım ama doğruydu elimin üstü kan olurken adam hızla kolumdan tutup kaldırmaya çalışıyordu
"Bırak beni!"
"Kes sesini!" Çırpınışlarım her defasında boşa düşerken istemeden'de olsa ayağa kalkmıştım, son bir defa kolumu çekmiş ve adamın kasığına dizimle vurmamla adam acıyla beni bırakırken hızla yanından kaçmaya yeltensemde diğeri saçlarımdan yakalamasıyla engellemişti
"Ahh!" Acıyla dudaklarımdan belli belirsiz ses çıkarken
"Nereye gideceğini sanıyorsun?" Diğer adam tüm öfkesiyle konuşurken arkadaşı acıdan yere çökmüştü
"Bırak beni!"
"Bırakayım öylemi?" Adam çenemden kavramasıyla kendisine bakmamı sağlamıştı
"Ağama sürdüğün kara leke ne olacak lan!"
"Ben birşey yapmadım!"
"Sen ayıpların en büyüğünü yaptın daha ne yapacaksın!" Adam son sözlerini bağırarak söylerken beni hızla iterek bırakmasıyla kahvaltı için hazırladığım sofraya çarparak yere düşmüştüm, benimle birlikte sofradaki her şey dökülürken kırılan cam parçaları elime batmıştı, elimden akan kan yerdeki halıya buluşurken sızısı her geçen saniye daha fazlalaşıyordu!
"Gebertecem lan seni!" Kasığına vurduğum adam öfkeyle bağırırken diz çöktüğü yerden hızla kalkıp bana doğru gelmişti, olduğum yerden ne kadar kaçılabilirse o kadar kaçarken adam hızla boğazıma yapışmış yere yatırmıştı
"Geber lan!"
"Nabıyorsun oğlum!"
Diğer adam boğazıma yapışan adamı tutup çekmeye çalışsa' da başarılı olamıyordu
"Bı- bırak!" Kesik kesik söylediğim cümleyle adamı itmeye çalışırken elimin kanı adamın iki yakasınada bulaşmıştı, ama adamın gözünü sadece kan bürürken kimseyi dinlemiyordu!
Nefes alma umuduyla dudaklarım aralansada adam buna asla izin vermiyordu!
"Ölecek!"
"Gebersin!"
"Bırak dedim!"
Dayanma gücüm yavaş yavaş kalmazken adam en sonunda tutup çekmişti arkadaşını, deli gibi öksürmeye başlamamla zar zor yerden doğrulmuş boğazımı tutmuştum
"Senin hesabını Haşir ağa kesecek!"
Adam bir kez daha bana hamle yapmasıyla hızla kolumdan tutmuş ayağa kaldırmıştı
"Yürü!" Adam kolumdan çekiştirmesiyle ne kadar dirensemde fayda etmezken son umut salon kapısının pervazına tutunmuştum, ama diğer arkadaşı elimi çekmesiyle tüm direnmem kırılmıştı
"Bırak!" Bir kez daha hamle yapmamla ensemde bir sızı hissetmiş ve tüm dünyam kararmıştı!
-
KANER KAMİROĞULLARI
"Varmı bir haber?"
"Olmaz olurmu?, Diyarbakır kaynıyor !"
"Kaynasın bakalım, acılarını yaşasınlar!"
"Ben sana diyeyim çok beklemezler bunlar Şerwan'ın peşine düşerler"
"Düşsünler bakalım Şerwan'ı onlara kendi ellerimle vereceğim!"
"Ya istediğin gibi olmazsa?, ya bir çıkış yolu bulursa Şerwan!"
"Olmıyacak, bir yol bulamıyacak!, olduda buldu ben girecem devreye!"
"Çok tehlikeli sularda yüzüyorsun Kaner!"
"Hayır, Hayır, Sakın!" Açık olan evin kapısını görmemle hızla kendi kendime konuşmuştum
"Ne oldu Kaner!" Endişeyle Heja'nın sesi kulaklarımda yankılanırken hiç bir cevap vermeden telefonu indirmiş adımlarımı hızlandırmıştım!
"İzem!" Ekmek elimden düşmesiyle koşmaya başlamış ve hızla eve girmiştim!
Kıynaş olan kapıyı hızla itmemle kapı arkaya çarpmıştı, adım atmamla ayağıma çarpan birşey olurken hızla başımı eğip bakmıştım ama yerdeki sadece benim cüzdanım olurken bakışlarımı salona çevirmiş hızla adımlamıştım koridoru, göreceğim manzardam korkarken yinede gitmiş salona bakmıştım, daha dün gece İzem'in yaptığı melemen ve etrafa saçılan yiyecekler vardı yer'deki kırık cam parçalarının üzerindeki kanlar'da olayın başka boyutuydu
"Allah kahretsin!" Bir an bile arkama bakmadan evden koşarak çıkmış ve hızla araca binmiştim, aracı çalıştırmamla ani bir şekilde u çekerek yola koyulmuştum
"Aaa!, Allah kahretsin!" Elimi direksiyona deli gibi vurarak bağırmış öfkemi kusmaya yer aramıştım
"Allah belamı versin, Allah belamı versin!" Öfkem sadece kendime olurken İzemi koruyamamıştım, telefondan hızla Yaveri aramış ve çok geçmeden açmıştı
"Yaver hemen güvenlik kamerasında bakın Mezarlığın arkasinda ki eve kim gelmiş!"
"Yoksa!"
"Bulmuşlar Yaver!, bulmuşlar!"
"Si..." Yaver kısık'da olsa küfür ederken elimi direksiyona vurmuş yüzümü kırıştırmıştım
"Nerdesin be İzem!"
"Bana beş dakika ver!"
Yaver'in cümlesiyle telefonu kapatıp yana atarken bilmeden gidiyordum yolda belkide yanından geçtiğim araçların birindeydi ama hangisinde?, nerde?, gelişi güzel yanından geçtiğim araçlara baksamda hiç birinde aksi bir durum yoktu!
Telefon ikinci kez çalmasıyla açarken aracı hızla durdurarak tüm dikkat gelecek cevabı beklemiştim
"Nerde Yaver, İzem nerde?"
"Hiçbir görüntü yok sanki toz bulutu ne bir iz nede başka bir şey!"
"Ona bir şey olmadan bulmam lazım!"
"Nerde olduğu değil ama bir şey öğrendim Kaner!" Yaver sıkıntılı bir şekilde konuşurken bir el boğazıma yapışmıştı sanki bir el boğuyordu beni!
"Ağalar toplanıyor!" İşte korktuğum cümle gelmişti!
"Bu akşam saat 6'da İzem'i de oraya getirecekler büyük ihtimalle, ve..."
"Devam" sesim çıkmazken Yaver'in susmasıyla sessizce konuşmuştum, duyduğundan bile emin değildim ama bir cevap bekliyordum!
"Karar ne ise orada uygulanacak!" hiçbir şey demeden telefonu kapatırken bomboş gözlerle bakıyordum etrafa, kaybetmiştim! kaybetmiştik!
Aracın kapısını açıp inmemle kapıyı çarparak kapatmış aracın önüne doğru yürümüştüm, cebimden İzem'in yazdığı veda mektubunu çıkartmamla bir kez daha yazdığı yazılara bakmış ve yavaşça diğer cebimden çakmağı çıkartmıştım!
"İşte başardın İzem Özdemir!" Çakmağı ateşlememle mektubun ucundan tutuşturmuş yanan kağıt parçasına, İzem'in vedasına bakmıştım, yazılar bir bir yok olurken kağıdı bırakmış yerle buluşmasına izin vermiştim, ateş böyle bir şeydi içine aldığını yok etmeden sönmezdi, bu hayatta ya su olmayı bilecek kendini yakmayacaktın yada ateşe teslim olup yok olacaktın, ama ben izin vermeyecektim İzem su olmayı bilemediyse ben su olup onu kendisini yakmasına müsaade etmeyecektim, yaslandığım araçtan doğrulmamla hızla araca binmiş ve toplantının yapılacağı konağa gitmiştim
O konakta bir kızın daha ölüm kararı çıkmayacaktı!, buna ne olursa olsun müsaade etmeyecektim.
-
Konağın önüne gelmemle hızla araçtan inmiş konağa doğru ilerliyordum, ama bütün kapılar kapalıyken kapının önünde tek bir kişi bile yoktu.
"Açın lan!" Öfkeyle bağırarak kapıya ilerlememle kapıya deli gibi vursam da ne açan nede görünen biri vardı, kapıya bir kere omuz atmamla kapı şangırdarken açılmıyordu, sanki yüzyıllık kapı bu gün bana duvar olmuştu!, kapıdan ayrılıp camlara doğru ilerlediğimde pencereler kapalı zifiri karanlık vardı! ne bir geçit, ne bir göreceğim yer hiçbiri olmazken elimi yumruk yaparak cama peşi sıra hızla vurmuştum ama ne kırılıyor nede çatlıyordu, hiçbir şey olmazken elimden akan kanlarla geriye bir adım atmıştım!
"Ahhhh!" öfkeyle bağırmamla başımı eğmem bir olurken yanda duran demir levyeyi görmüştüm, hızla bakışlarım levyeyle cam arasında gidip gelirken bir an bile düşünmeden elime almış ve cama indirmiştim, cam tuzla buz olurken levyeyi bir kez daha indirmiş birazda olsa kalan cam parçalarını indirmiştim aşağıya, demir levyeyi geriye doğru savurup atmamla hızla camdan içeriye girmiş "İzem!" diye bağırmıştım ama hiç bir yerde bir ses gelmezken tüm odaları, salonu lavaboyu bile aramıştım ama her yer bom boş olurken hızla kolumdaki saate bakmıştım saat 5:30 olurken kimsenin olmaması normal değildi!
"İzem!"
"Allah kahretsin!" peşi sıra bağırmamla yandaki sehpayı tekmeleyip devirmiştim, masa gürültüyle düşerken üstündekilerde param parça olmuşlardı!
"...."
Dışardan gelen araç sesleriyle tüm dikkatimi dışarıya vermemle kapıya doğru yürümüş ve bana duvar olan koca kapıyı aralamıştım, kapının gıcırtı sesleri tüm konağı doldururken yavaşça aralamış ve tam karşımda dudağından ve kaşından akan kanlarla birlikte İzemle karşılaşmıştım!
"İzem!" Dudaklarımdan İzem'in ismi dökülürken İzem'in'de dudaklarında "Kaner!" diye ismim dökülmüştü, belli ki biliyorlardı benim gelip İzem i bu cehennem girdabından çıkartacağımı ve bilerek İzem i' de kendileriyle birlikte getirmişlerdi konağa!, herkes bana bakarlarken bakışları sırayla elime ardından yere dökülen kanlara gitmişti, İzem ise korkuyla bakıyordu gözlerime, yavaşça konaktan çıkmamla İzem ve onu tutan adamlara doğru ilerlerken herkes lal olmuş susuyorlardı çünkü ilk hamleyi benim yapmamı bekliyorlardı!
Ama yapacaktım madem istedikleri buydu seve seve istediklerini onlara verecektim İzem'in yanına gitmemle yandaki adama yumruk atmış adam geriye sendelemişti İzem boşa çıkmasıyla diğer adamın kolundan çıkıp geriye bir adım atarken diğer adam bana hamle yapmasıyla onu da karşılamış hamlesini boşa düşürmüştüm ama böğrüme aldığım darbeyle nefesim kesilirken geri adım atmıştım
"Kaner!" İzem bana doğru hamle yapmasıyla tutulurken İzem'in gözlerine bakarak sessizce konuşmuştum
"Seni bırakmıyacağım!" Söylediğim cümleyle doğrulmuş ve onu tutan adamlara bir kez daha hamle yapmamla Mirşad gilin aracı konağın önüne giriş yapmışlardı ama onları bekleyecek değildim yada onlarsız bir şey yapamayacak adam'da değildim!
İzemin yanında duran adam bir adım bana doğru atmasıyla adamın yakasından tutmamla kendime doğru çekmiş kafa atmıştım, adam aldığı darbeyle yere yıkılırken bu sefer babamın arkasındaki adamlar devreye girmişlerdi, işte burada da babam kendini belli ederken İzem endişeyle bakıyordu
"Kaner dur!"
Durmayacaktım, İzem ne kadar durmamı söylese de durmayacak daha ileriye gidecektim, adamlar aynı anda hamle yapmasıyla Fırat, Yaver ve Mirşad önüme geçmiş bir kaç kişiyi onlar karşılamıştı, bütün ağalar yerlerinden bile kımıldamazlarken herkes endişe ve merak!, hayır merak değildi, çünkü benim burda kazanmam demek herkesin leşlerinin yere serilmesi demekti o yüzden gözlerinde' ki korkuyla bize bakıyorlardı, konağın önü adeta ringe dönerken herkes darbe alıp darbe indiriyordu ama kimse geri adım atma taraftarı olmazken silah sesiyle durmuş sesin geldiği tarafa bakmıştık!
Haşir ağa elindeki silahı havaya doğrultmuş bir şekilde yüzündeki kinle bize bakarken ellerimin arasında kan içinde kalan adamı hızla itekleyerek babama dönmüştüm!
"Karımın bir suçu yok Haşir ağa!" Herkes söylediğim daha doğrusu babama olan hitabımdan dolayı şaşırırlarken bakışları ikimizin arasında mekik dokuyorlardı
"O zaman neden endişe duyarsın Kaner ağa bırak aşiret meclisi karar versin!"
"Olmayan birşey için ne kararı çıkacak'da toplanılsın!"
"Endişe mi duyarsın Kaner yoksa!" Abdulkadir amcam babamın hizasına gelmesiyle benden bir cevap bekliyordu
"Duyarım tabi" amcam gülerek Haşir ağaya ardından bana bakmasıyla devam etti
"O zaman babanın söyledikleri doğru evlat" olduğum yerden bir adım öne atıp amcamın gözlerinin içine bakarak devam ettim
"Yok, o aşiret meclisi bana gelince pek doğru karar vermezde ondandır endişem amca!"
"Kaner!" Babam daha fazla ileriye gitmemem için beni uyarsada gerçekler bunlardı!
İZEM KAMİROĞULLARI
Kaner elinden ve kaşından akan kana aldırış etmeden babası ve amcasına daha doğrusu tüm ağalara kafa tutuyordu benim için, Kaner tereddüt bile etmeden herkesi karşısına alırken ben burda Kaner'in safında değilde karşısında yer alanların kolları arasında duruyordum!, kolumu bir kez daha çekmemle adamlar daha sıkı tutmuş bana bakıyorlardı
"O aşiret meclisi bana gelince pek doğru karar vermezde ondandır endişem amca!"
Ne demekti şimdi bu, Kanerin neyden bahsettiğinden en ufak bir fikrim bile olmazken benden başka herkes biliyordu çünkü yüz ifadelerinden herşey anlaşılırken sadece söze dökmüyorlardı!
"Sen bu toprakların ağasısın Kaner sende töreye sırt çevirirsen -!" Kaner Abdulkadir amcasının sözünün bitmesine müsaade etmeden belindeki silahı çıkarmış mermiyi namluya sürmüştü
"Töre gerekeni yapmassa ben yaparım!" Kaner son kez bana bakmasıyla herkesi arkasında bırakarak konağa doğru gitmişti!
"Yürü!" Adamlar beni çekiştirmesiyle konağa giderken ağalar 'da içeriye girmişlerdi!, bu konağa hatta ölüm eşiğine ilk gelişim olmazken kurtarıcım hep aynıydı Kaner'di, salona girmemizle adamlar beni hızla bırakmış yere diz üstü çökmüştüm, buraya diz çöküşüm ilk olmazken daha dün gibi aklımda olan İzmitten kaçırılıp Mardine geldiğim ve karar için yere firlatılışım olurken Kanerle göz göze gelmemizdi!, Kaner beni görünce nede çok şaşırmıştı ama bugün şaşırmazken gözlerime kaçamak bir şekilde bakıyordu, utanıyormuydu benden, yoksa mahçupmuydu?, bilmiyordum Kaner'in hiç birşeyini bilmezken duyguları yabancıydı!
Sadece Kaner içeriye girmesiyle dışarda çıkarttığı silahı toplantıda önüne koymuş verilecek kararı bekliyordu!
"Sözün kısası bu kız kaçmış bize leke sürmüştür!" Haşir ağa sözlerini esirgemeden konuşurken Kaner babasına değilde düşmanına bakarcasına bakıyordu!
"Haşir ağa sözlerini bilerek konuş, kaçmış dediğin gelinin, Kaner'in, oğlunun karısı!"
Mirşad dişlerinin arasında konuşurken Kaner sadece önüne bakıyordu!
"O daha kötüya oğlumun namusunu beş para etti bu kadın!" Haşir ağa işaret parmağıyla beni gösterirken son cümlesinde bağırmış bana tiksinerek bakıyordu!, her yaptığım, haret her davranışım koca bir sorun olurken bırak Kamiroğulları konağını, Mardin'de, İzmit'te dahası bu dünyada yerim yoktu ve olmayacaktı!,
Gitmemin tek sebebi, Şehnaz hanım'ın ithamları dahası Kaner'in bir aile kurabilmesi olurken suçlusu bendim, kaçmam Kaner'in namusunu kirletiyor durmam şanını, haysiyetini ama her ikiside bana açtığı yarayı kimse bilmiyordu, bilmek istemiyordu!
Tüm ağalar salonda verilecek hükmü beklerken kimseden tek bir ses çıkmıyordu ama Haşir ağa ölmem için elinden geleni ardına koymazken karşımda gülerek bakıyordu
"Cevap versene, kimse yokken konaktan kaçmadın mı?"
Derin bir nefes vermemle gözlerimi kapattığımda kulaklarımda Kanerin bu sabah söylediği sözler yankılanmıştı
"Sen düşersen ben düşerim İzem!"
Salonda bekleyen tüm ağalara bakmamla bakışlarım sadece tek bir yerde kalmış ve başımı aşşağı yukarı sallamıştım
"Senin üzerinden beni vuracaklar kadınım olarak ne olursa olsun sakın beni yıkmalarına izin verme!"
Kaner gözlerindeki belirsizlikle başını hafif yan çevirerek bana bakıyordu
"Evet evden gittim!" demem ile Kaner gözlerini kapatarak başını eğmişti
"İşte ağalar duydunuz" Haşir ağa ellerini iki yana açarak etrafa baktığında içten gülerek devam etti
"Karar bellidir!" Haşir ağa belkide hayatında olmadığı kadar mutluydu, bir insanın ölümü bu kadar mutlu edemezdi, etmemeliydi!
"Kaçmanın bedeli ölüm!"
Az önce salonda suspus olan ağalar şimdi Haşir ağayı desteklemesiyle Kaner yenilgiyi kabul ederek birşey demezken Yaver ve Fırata baktığımda Kanerden bir hamle bekleselerde Kaner karşı çıkmak yerine susmuş kabul etmişti yenilgiyi
"Ne diyorsun lan sen!" Mirşad'ın sesini duymamla Kaner'in diğer yanına baktığımda Mirşad ayağa kalkacakken Kaner'in durdurmasıyla yerine oturmuştu
"Ne duyduysan o Mirşad gelin hanım söyledi söyleyeceğini bizede hükmü uygulamak düşer!" Mirşad kendini durduran ele ardından Kaner'in amcasına bakarken Kaner sadece yerdeki siaha bakıyordu
"Lan birşey yapsana-" Mirşad bu kez Kanere bakmasıyla birşey yapmasını beklerken bu sefer Haşir ağa devreye girmişti
"Abdulkadir doğru der!" Haşir ağa ayağa kalkmasıyla beline davranırken Kaner'de yerdeki silahı alıp ayağa kalmıştı
"Sakın baba!" Kaner dişlerinin arasında konuşurken omzunun üstünden yerde diz çöken bana bakmıştı
"Size bir kere dedim!"
"Biz değil Kaner son sözü karın!, kaçan karın söyedi!"
"Lakin devamını dinlemediniz!"
Cümlemle Kaner geri bana bakarken herkes birbirine bakmaya başlamış diyeceğim cümleyi bekliyorardı! oturduğum yerden ayağa kalkarak Haşir ağanın karşısına dikildiğimde Kaner tereddüt ederek silahı indirmişti
"Öyle istediğinizi duyup gerisini dinlememezlik olmaz Haşir ağa!"
Son kelimemle salonda uğultu başlamasıyla daha yüksek konuştum
Herkes diyeceğim daha doğrusu ölmeden son cümlemi beklerken, Kaner ufak da olsa elindeki silahla birlikte bir umutla bakıyordu!
"Evet o evden kaçtım, hatta tek bir eşya dahil almadan!, arkama bile bakmadan çıktım, gittim!"
"Ne diyor bu?"
"Bu kızın amacı ne?" etrafta bir bir sesler yükselirken ben bir kez daha konuşmuştum
"Ama sizin yüzünüzden Haşir ağa!"
"Ne saçmalıyorsun sen?"
"Kaner evde yokken beni öldürtmek istediniz sırf Kaner size baş kaldırıyor lafımı çiğniyor diye onu benden vurmak istediniz!" Kaner anlamsız gözlerle bana bakarken herkesin bakışları Kaner' ,e dönmüştü
"Siz beni ortadan kaldırmak isterken adamlarınız ise namusuma göz dikti!"
"Ne diyorsun sen?" Kaner hızla bana dönerken Haşir ağa yerinde hareketenmesiyle bana bakıyordu ama bir farkla az önce gözlerinde olan mutluluk, şimdi yerini korkuya bırakmıştı, az önce ölüm kararı çıkacak diye parıldayan gözler şimdi karanlığa hapsolmuştu!
"Yalan!" Bu sefer inkar eden Haşir ağa olurken başımı yavaşça iki yana sallamıştım
"Adamınla konuştuğunu duydum, insan içine cıkacak yüzü olmasın diyen sen değil misin Haşir ağa!"
"Ne diyor baba!" Üzgündüm böyle bir iftira attığıma ama bana başka seçenek bırakmazlarken Kaneri bir kez daha herkesin içinde yüz üstü bırakamazdım, yapamazdım bunu ona!, ya buradan alnımızın akıyla çıkacak yada burda yerle bir olacaktık!
"Sizin adamınız sizin emrinizle bana saldırdı!"
"Varmı bir kanıtın?" Abdulkadir bey üstüme yürümesiyle Mirşad ortaya atılmış ve hızla göğsünden vurarark ittirmişti
"Uzak dur!"
"Sanamı soracam lan!" Abdulkadir ve Mirşad birbirlerine meydan okurlarken Fırat Mirşad'ı ayırmış kenara çekmişti
"Mirşad!"
"Baba İzem ne diyor?" Ortalık tamamen karışırken adeta heryer yangın yeriydi!
"Bunamı inanıyorsun sen Kaner?"
"Bu dediğin benim karım!"
"Ama kaçan!"
"Kaçmadım, ben namusumu korudum!"
"Yalancı!" Haşir ağa Kaner'i geçmesiyle tokat atmaya yeltenirken Kaner'in engellemesiyle eli havada kalmıştı
"Sakın!"
Kaner dişlerinin arasından konuşmasıyla gözlerini asla babasının gözlerinden ayırmazken yavaşça tuttuğu ele bakmıştı
"Sakın karıma bir daha el kaldırma!" Kaner cümlesiyle birlikte babasının elini indirmiş ve savurup bırakmıştı!
"Sen intikam, kan yüzünden evlendiğin kadının sözüne mi güvenir oldun ha!"
Herkes Kaner'in diyeceği Hayır cümlesini beklerken Kaner susuyordu herkes aslı bilirken Kaner dile dökmüyordu
"Aşık mı oldun yoksa!" Haşir ağa her defasında daha fazla ileriye giderken etrafta uğultu sesleri yükselmişti, Kaner tereddütle bakışlarını babasından ayırırken omzunun üstünden bana bakmıştı!
"Sen aşık olmuşsun!" Haşir ağa titreyen ama öfkeli ses tonuyla konuşurken Kaner başını çevirmiş babasına bakmıştı
"Yok öyle bir şey!"
"Seni öldürmeye kalkışan birinden bahsediyoruz am sen ona laf söylemek yerine!, babanın yanında durmak yerine onun arkasında duruyorsun, hem söylesene Ondan sonra nasıl sevdin de-"
"Yeter!" Kaner tüm öfkesiyle bağırırken gözlerindeki öfke herkesi yakar cinstendi, adeta burnundan solurken işaret parmağını babasının gözleri önünde sallayarak başını hafif yan çevirip bakmıştı
"Sakın sınırı aşma Haşir ağa!"
"Senin sınırın ölen kişiyse benimde şerefim Kaner!"
Haşir ağa'da ne diyordu böyle ne ölen kişisi? ne sevdiği? Anlamıyordum!, Haşir ağa her şeyi ortaya dökme taraftarı olurken Kaner üstünü kapatıyordu bilinmesin, konuşulmasın istiyordu!, diğer ağalara bakmamla herkes Kanerle Haşir ağaya bakarken onlarda biliyorlardı neyin ne olduğunu!, ama ben hariç, demekki Kaner'in uğraşı bendim ama yeniliyordu, babasına karşı gücü, sözü yetmiyordu belkide Kaner'in yolundan ilk onu çekmem lazımdı! Ama nasıl?
"Beni senden vurmalarına izin verme!, sen vezir olmayı seçersen ben şah olurum!, ama piyon olmayı seçersen KAYBEDERİM!"
Kaner'in cümlesi kulağımda yankılanmasıyla aklıma bir fikir gelmişti ama bulduğum yol son derece tehlikeli olurken başka seçeneğimde yoktu bunu Kaner için yapmam lazımdı yoksa!, sonrası yoktu ya var olacak yada yok olup gidecektik.
Son kez yutkunmamla Kanere doğru bir adım atıp konuşmaya başladım
"Ben ağa karısıyım!, sizin ağanızın kadınıyım!, ama her şeyden önce bir kadınım, benim namusum, şerefim sizin dillerinize düşmeye layık değil, düşürmem! İzin vermem buna!, bana göz dikeceksiniz başaramayınca da iftira atacaksınız öyle'mi?"
Herkesin gözüne tek tek bakarken bütün ağalar gözlerini kaçırmışlardı benden!
"Madem kaçmanın bedeli var bu sizin kirli oyununuzun'da bir bedeli olmalı!" Kaner dediğim cümleyle omzunun üstünden bana bakmış ve silahı yavaşça indirmişti, Kaner bana yer açmasıyla kenara çekilirken elindeki silahı bu kez ben almıştım
"Eğer ben gitmiş olsaydım cezamı Kaner, kocam! Yada kayınpederim kesecekti öylemi!, o zaman iftiraya uğrayan bensem cezayıda ben kesecem!"
Silahın namlusunu çekmemle Haşir ağa'nın gözlerine bakmıştım!
"Dediklerimin yalan olduğunu ispat edebilirmisin Haşir ağa!" Haşir ağa'dan ses seda çıkmazken silahı yavaşça doğrultmuştum
"O zaman sen seç!, ölüm' mü ağalık' mı?"
Herkes dediğim cümleye şok olurken Kaner bana anlamsız gözlere, Mirşad ise gururla bakıyordu!
Haşir ağa bir seçenek yapamazken ne canından nede ağalıktan vaz geçebiliyordu ama zaten ağa Kaner değilmiydi?, evet öyleydi ama Haşir ağa'da isminin sonundaki sıfattan yararlandığı için ilk önce canan sonra can diyordu ama ondan o cananı alacaktım!
"Hadisene Haşir ağa!, benim ölmem için en çok sen uğraşıyordun, herkesi ikna etmeye çalışıyordun, şimdide seçeneğini söylesene!"
"İzem indir silahı!" Fırat babasını kurtarmak için beni vaz geçirmeye çalışırken Kaner sus pus olmuştu belkide ölmesini istiyordu belkide böyle olmalıydı belkide toprak yerini hazıramıştı!
Silahın horozunu aylar sonra bir kez daha çekmemle Kaner'i vurduğum gün gelmişti aklıma, kulaklarıma bir kez daha silahın patlama sesi duyulmuştu, aslında ne kadar acıydı bir kişinin ölümü!, arkasında bıraktığı koca bir yıkıntı oluyordu ama Mardin öyle değildi sanki düzen ölmek, öldürmek üzere kurulmuştu yada Esaret!, birilerin verdiği HÜKÜM, dudaklarından çıkan iki kelam bir hayatı alıp götürüyordu sonrası nemi Ağıt, Yakarış, Acı, Kayboluş ne dersen de yeri dolmayan ve asla dolmayacak Yara, Boşluk!
****************❤❤***************
Yine güzel bir bölümün sonuna geldik canlar, bölümler daha sık gelmeye başlayacak artık. 😉😉
Bölümü nasıl buldunuz merak ediyorum yorumlarda buluşalım.
İNSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_
TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06
TAKİP EDERSENİZ ÇOK SEVİNİRİM CANLARIM. (İnstagram da ve tiktok da güzel videolar var kaçırmayın derin😇🤗
SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN 💞❤♥😇
NOT : Yorumlarınızı ve oylamalarınızı bekliyorum 😉😉
❤❤❤❤❤💘❤❤

