"Bir neden arama!" Kaner tok sesiyle konuşurken bakışlarını benden ayırmış pansumana geri dönmüştü
"Benden nefret ettiğin halde bana iyi davranıyorsun!"
Kaner cevap vermezken gözünün ucuyla bana ardından gözlerini aktararak elime geri bakmıştı, belkide cevap vermemesinin nedeni haklı olmamdı o bile bilmezken niye yaptığını bana iyi davranmaktan'da geri durmuyordu, Kaner pamuğu son kez elime sürmesiyle kenara koymuş bacağından sargıyı alıp elimi sarmaya başlamıştı, Kaner her hareketini özenle ve dikkatle yaparken az önce deli gibi yanan canım şimdi yanmıyordu!
"Yarın Mardin'e dönüyoruz!" Kaner sargı bezine bant yapıştırmasıya soruma cevap vermek yerine kendi cümlesini söylemiş ve bana bakmıştı
"Halletmem gereken işler var!" Sadece başımla onay verirken Kaner kucağındakileri toplayıp poşete koymuş ardından arka koltuğa atmıştı
"Peki bugün ne yapacağız?"
"Benim evde kalırız" Kaner cümlesiyle aracı çalıştırırken şaşırmamla kaşlarım havalanmış Kaner'e bakıyordum, Kaner'in burada bir hayatının olması daha doğrusu evi olması beni şaşırtmıştı çünkü sadece otelini biliyordum önceden ortakken'de İzmite'e gelip gittiğini duymuştum ama gerçekler başka olurken Kaner'in yeni hayatıyla tekrardan tanışacaktım gerçi şaşırmamam lazım çünkü o gün otelde birşey bulamamam çok saçmaydı!, başımı yavaşça Kaner'e belli etmiyerek sallarken camdan dışarıya bakmıştım
"Bu sefer dinleme cihazı koymassın değilmi?" Ve tabikide Kanerden beklediğim laf gelmişti sinirden gülmeme engel olamazken gözümün ucuyla Kaner'e bakmıştım
"Koymam merak etme!"
"Sevinirim!" Kaner aracı sürmeye devam ederken bana ardından yola bakarken gözünün ucuyla'da radyoya bakmış ve açmak için uzanmıştı, Kaner radyoyu açmasıyla
Tabib sen elleme benim yaramı
Beni bu dertlere salanı getir..
Sözleri duyulurken Kaner hızla değiştirmiş kürtçe bir müzik açmıştı, kulağıma belli belirsiz Kaner'in sesine çamsıttığım hastane odasındaki türkü gelirken Kaner'e bakmıştım ama Kaner buralı bile olmazken kürtçe müziğe eşlik ediyordu
Çavreşamin were bamin
Ez bêhalim tu sebebamin
Çavreşamin were bamin
Ez bêhalim tu sebebamin
Yüzüme vuran ışıktan dolayı gözlerim kırılırken Kaner banamısın demiyordu, Sanki az önce hiç birşey olmamış gibi, sanki Kaner hiç kavga etmemiş gibi şimdi tüm iştahla ve yanık sesiyle türküye eşlik ediyor belli belirsiz sallanıyordu, türküyü söylerken bile ciddiyeti asla elden bırakmıyordu ve kesinlikle ciddiyetin, kuralcılığın üstünde hakimiyet kuran kişiydi, türküyü söylerken bile son derece kendinden emin ve sert tavırları vardı.
Kim derdiki bir gün düşman bildiğin sana ilk el uzatan kişi olacak diye
Yüzüme yayılan gülümsemeyle dudaklarımdan kaçan kahkaha'ya engel olamamıştım, Kaner bana delirmişim gözüyle bakarken burnumun kemerini sıkarak başımı eğmiş kendi kendime oflamıştım
"Off"
"Ne oldu?"
"Sinirlerim bozuldu" Kaner'e bakarak söylediğim cümleyle Kaner'de gülmüş yola ardından tekrar bana bakmıştı
"Açmısın?"
Kaner'in cümlesiyle yüzümdeki gülümseme silinirken yüzümü kırıştırarak başımı iki yana sallamıştım, aslında açmıyım bilmiyorum ama yediğim kazık öyle bir miğdeme oturmuşduki açlık aklıma gelecek son şeydi
"Sen!" Yüzüme vuran ışıkla gözlerim kamaşırken Kaner'e dönüp bakmıştım
"Ben açım" Kaner bakışlarını yoldan ayırmadan söylediği cümleyle hızını arttırmış dikiz aynasından arkayı kolaçan etmesiyle makas atarak ilerliyordu
-
"Geldik" Kaner'in cümlesiyle etrafa bakmış mütevazi evi görmememle şaşırmıştım çünkü Mardin ağası Kaner ağa bu evi tercih edeceğini asla düşünmezdim, heleki konağından sonra asla!, Kaner araçtan inmesiyle bende arkasından inmiş kapıyı kapatmıştım eve giriş yolu yeşilliklerle bezenirken Kaner anahtarı cebinden çıkartmış benden erken davranarak önüme geçip kapıya gitmişti, Kaner'in peşinden gitmemle bir yandan'da etrafta birilerini arıyordum ama kimseler olmazken bırak çalışanı tek bir koruma bile yoktu ki babasıyla bile savaş içinde olan bir ağa korumasız gezmezdi gezmemeliydi ama Kaner öyle biri olmayı her defasında reddediyordu!
Kaner evin kapısını açmasıyla içerinin sadeliği ve spor tarzı göz önüne serilirken Kaner ayakkabılarını çıkartıp içeriye girmişti, Kaner'in her bir hareketini şaşkın bakışlarla tek tek izliyordum çünkü Mardin'deki Kanerle burdaki Kaner'in alakası yoktu
"Gelmeyi düşünmüyorsun herhalde?" Kaner'in cümlesiyle kendime gelmiş ve ayakkabılarımı çıkartıp içeriye girmiştim
"İstersen eğer terlikler dolapta" Kaner dolabı işaret etmesiyle refleksle dolaba ardından Kaner'e bakmıştım
"Ben yemek yapacağım"
"Çalışan yokmu?" Kısa bir süre sorum cevapsız kalırken Kaner'in bağrış sesi gelmişti
"Burayı kimse bilmez o yüzden kimsede çalışmaz"
Kaner'in az önce gittiği yöne yavaş adımlarla giderken koridorda duran çerçevelere bakmıştım, resimlerde Fırat ve Yeliz'den başka kimse olmazken birde küçüklük bir fotoğraf vardı, resimde küçük çocukla sarılan bir kadın vardı ama kadın Şehnaz hanıma benzemezken çocuk Kaner'e benziyordu, resme biraz daha eğilip bakmamla resim hızla kapanmasıyla masaya çaptığından dolayı çıkan ses koridorda yankılanmıştı
"Hiiii!" Korkuyla dudaklarımdan kaçan belli belirsiz sesle resimin üzerinde duran ele ardından elin sahibi'ne bakmıştım, Kaner öfkeyle bakarken dişlerini sıkmış yüzü gerilmişti ben ise korku ve endişeyle bakıyordum
"Açmısın?"
Kaner'in cümlesiyle şok olurken kaşlarım çatılmış zorda olsa yutkunmuştum ama Kaner benden bir cevap beklerken yüzümü kırıştırarak başımı iki yana sallamamla Kaner gözünün ucuyla elinin altındaki resme ardından gözlerime bakarak konuşmuştu
"Ben açım ama"
"Iıı bi- bir şeyler hazırlayayayım o zaman"
"Olur!" Kaner gözlerini kısarak konuşurken benim gitmemi beklediği her halinden belliydi, neden bu kadar bakmamı istememişti anlamamıştım ama daha fazla uzatmadan Kaner'in yanından geçip mutfağa gitmiş zaman kaybetmeden dolabı açmıştım, dolapta hiçbir şey olmazken belliydi fazla kullanılan bir ev olmadığı
"Makarna yermisin!" Başımı dolaptan kaldırmamla Kaner'i görmem bir olurken istemeden'de olsa korkmuştum ama Kaner'e asla belli etmezken Kaner elini dolaba koymuş gözlerinı kısarak "Fark etmez" demişti, Kaner sakin ses tonuyla konuşurken ben yerinden çıkmak için deli gibi atan kalbime engel olamıyordum,
"Seni yemem merak etme!" Kaner dudağının kenarıyla alayla konuşurken yüzümü kırıştırarak mennuniyetsizcene bakmıştım, ve tabikide Kaner anlamış lafını sokmaktan'da geri durmamıştı, belki Kaner neşeli biriydi ama yaşam tarzı onu katı, acımasız biri yaparken eylenceyi kendine haram bilmişti, daha fazla oyalanmadan Kaner'i arkamda bırakarak arkamdaki dolaba ilerlemiş ve tek tek kapakları açmaya başlamıştım ama makarna hiç bir yerde olmazken "Burda" Kaner'in tok sesi duyulmuştu arkama bakmamla Kaner makarna kutusunu tezgahta sürükleyerek açığa çıkarmış bana bakmıştı
"Hm tamam" Kaner'e elimi uzatmamla elim havada kalırken Kaner tek kaşını kaldırarak bakıyordu
"Sadece yerini gösteririm gerisi sende"
Elimi indirmemle Kanerin yanına gitmiş gözlerine bakmıştım
"Ama sen yiyeceksin değil'mi?"
"Evet" Kaner çattığı kaşlarıyla bana bakarken nereye geleceğimi merak ediyordu
"O zaman yardım et"
Kaner dudağının kenarıyla cıklarken tekrardan konuşmuştu
"Sen benim karımsın, kadınım'sın sen varken ben mutfağa girmem!" Kaner'in cümlesiyle tek kelime edemezken aynı Ayşe hanım gibi konuşmuştu gerçi Ayşe hanım'ın cümleleri Kaner'in cümlesiydi!
"Hem ben sana silah aldırıyormuyum eline'de ben yemek alacam" Kaner sert ve tok sesine rağmen mutfak dolabına yaslanmasıyla ellerini göğsünün üzerinde bağdaş yapmış duruyordu
"İstersen sende almayabilirisin?"
"Sen içinde olduğun hayatı unuttun galiba?" Kaner cümlesini söylemesiyle başını hafif yana eğmiş gözlerime bakıyordu ama birşey demiyecektim, çünkü denilecek hiçbir şey kalmamıştı silahların ve törenin hakim olduğu hayatta kan ve ölümden başka birşey olmazdı olamazdı, arkamı dönmemle buz dolabını tekrar açmış kıymayı alıp çözülmesi için suyun altına koymuştum, makarna içinde ocağa su koymamla dönüp Kaner'e bakmıştım ama Kaner istifini bile bozmazken tek tek hareketlerime bakıyordu
"Güvenmiyorsun değilmi?" Kaner neyi kast ettiğimi gayet iyi bilirken tek bir kelime dahil etmemiş sadece gözlerime bakıyordu ama onun karanlık gözleri susarken konuşuyordu, yüzüme oturan buruk tebessümle önüme dönerken tekrardan konuşmuştum
"Haklısın ben olsam bende güvenmem sonuçta yaşanan onca sey var değilmi?" Kanerden bir cevap gelmezken derin bir nefes vermiş arkamı dönüp bakmıştım ama Kaner az önce yaslandığı yerde yoktu, anlamıyorum bu adam ışınlanmayı buldu da benim'mi haberim yok!
-
Kıymalı makarnayı tabağa koymamla salona gitmiştim, Kaner koltukta otururken gözlerini kapatmış arkasına yaslanmıştı, oda yorulmuştu belki beden olarak değil ama zihin olarak çökmüştü!
"Yemek hazır" Kaner sesimi duymasıyla gözlerini aralarken yaslandığı koltuktan doğrulmuş orta sehbayı çekmişti
"Sağ olasın"
"Afiyet olsun" Kaner çatala uzanmasıyla telefonu çalarken oflayarak ceketinden telefonu çıkartıp cevaplamıştı
"Alo!"
"Ne diyorsun oğlum!" Kaner her geçen saniye sesi biraz daha öfkeli çıkarken hızla oturduğu yerden kalkmış karşı tarafı dinliyordu
"Jiyan'ı durdur Mizgin ne olursa olsun durdur!"
Kaner son sözünü söylemesiyle telefonu kapatmıştı
"Neler oluyor Kaner?"
"Jiyan Helim'i kaçırmaya gitmiş!, ikisini'de buldukları yerde öldürürler"
"Ne yapacaksın?"
"Mardine dönüyoruz!" Kaner cümlesiyle hızla yanımdan geçip giderken bende arkasından çıkmış yola koyulmuştuk!.
-
JİYAN'DAN
Durmayacaktım!, sonucu ne olursa olsun o kızı bunlara yem etmiyecektim, aracı son sürat Helim'in yaşadığı konağa çevirmiştim, belki kan dökülecekti belkide Helim'i kurtaramadan ölecektim ama en azından onu o halde, başkasının karısı olarak görmiyecektim çünkü ben Kaner ağam gibi güçlü biri değildim bununla başa çıkamazdım, duyulan korna sesiyle dikiz aynasından arkayı kontrol etmemle Mizgin'in aracını görmüştüm, oda endişeliydi kardeşini kaybetmekten deli gibi korkuyordu, bizim de kaderimiz buydu, ya sevmiyecek yada sevip ölecektik, ama ben bize biçilen kader'e razı olmayacaktım, Mizgin'in beni geçmemesi için gaza biraz daha yüklensemde Mizgin'in vazgeçme gibi bir niyeti yoktu ama Mizgin'i o cehenneme sokamazdım benimle birlikte onuda vurur, öldürürlerdi.
Camı açıp elimle dur işareti yaparken bende hızımı yavaşlatmış aynadan kontrol ediyordum, Mizgin'de benimle eş zamanlı aracını sağa çekmesiyle dururken hızla araçtan inmiş Mizgin'e doğru hamle yapmıştım
"Neden geldin Mizgin?" Daha Mizgin'in araçtan inmesine müsaade etmeden bağırırken Mizgin araçtan inmesiyle kapıyı çaparak kapatmasıyla karşıma dikilmiş gözlerimin içine bakıyordu
"Seni durdurmak için"
"Sakın!" İşaret parmağımı Mizgin'in gözleri önünde sallayarak konuşurken başımı hafif yana çevirmiştim
"Sakın olaki ne öyle birşey yap nede yelten!"
"Ben nasıl seni ölüme göndereyim ağabey?"
"Göndereceksin ve peşimden' de gelmeyeceksin!"
"Gelecem, gerekirse seninle ölüme gelecem, gerekirse o mezara birlikte gireceğiz!" Mizgin bağırarak söylediği cümle karşısında şok olurken beni dinlemiyordu ve asla da dinleyecek gibi değildi
"O kızı ben sevdim o yüzden bedeli de ben ödeyecem sen değil!"
"Yeter artık, senin derdin bize acını yaşatmak ağabey!"
"İsteyecekler lan kızı, bugün isteyecekler!, parmağına başkasının yüzüğünü takacaklar!"
"Kaçırarak olacak iş değil abi, gideriz isteriz!
Mizgin sanki hiç yapmadığımız şeyi söylerken beni bu yalana inandırmaya çalışıyordu ama o hikaye bitmiş, yerini yalanlar almıştı ve yalanlara inanacak kişi değildim artık!, Mizgin'e tek bir kelime etmezken arkamı dönüp geri araca gitmiştim
"Ağabey!" Mizgin'in bağrışı yankılanmasıyla kolumdan tutmuş araca binmemi engellemişti
"Olmaz ağabey!" Mizgin kolumdan hızla çekmesiyle araçtan uzaklaştırırken kendisi aracın önüne geçmişti
"Göz göre göre senin ölmene izin vermem!, babama anamdan sonra senin acını yaşatmam ağabey!"
"Sevdiğimi başkasına verecekler bende oturacam öylemi?"
"Ne edeceksin başka ağabey?"
"Çekil önümden Mizgin!"
"Asla!" Mizgin dişlerini sıkmasıyla başını dikleştirerek beline doğru hamle yapmasıyla belinden silah çıkartarak bana doğrultmuştu
"Bana bunu yaptırma abi, senin kanını akıtan kişi olmayım!" Mizgin cümlelerini söylerken gözünden akan yaşa engel olamamıştı
"Vuracak mısın?" Kaşlarımı çatarak sorduğum cümle karşısında bir cevap bekliyordum ama verecek bir cevabı var mıydı onu da bilmiyordum
"Yapma!" Mizgin'in nefesi düzensizleşirken bakışlarında öfke belirmişti, Mizgin'e doğru yavaş adımlarla ilerlerken Mizgin bir adım geri atmış yerini sabitlemişti ben ise durmak bilmezken namlunun ucunu tutmuş kalbime dayamıştım
"Durma vur zaten Helin evlenirse ben ölmüşüm demek"
"Kaner ağa öldümüde sen öleceksin?"
Mizgin beni durdurmak için Kaner Ağa'yı öne sürmüştü ama ben Kaner ağa değildim!
"Ağam güçlüdür ama ben değilim Mizgin, ben o değilim"
"Sende dayanırsın ağabey!"
"Çekil önümden!" Mizgin'i geçmek için hamle yapsamda Mizgin çekilmek yerine silah'ın horozunu indirmişti
"Abi!" Mizgin yüzünü kırıştırarak son kez yalvarırcasına konuşurken ona acımamıştım, elimin tersiyle Mizgin'e tokat atmamla Mizgin'in başı yana düşmüş şakağından akan kanı görmemle içim sızlarken geri adım atmamış yanından geçip aracın kapısını açmıştım!
"Özür dilerim!" Mizgin'in sözü duyulmasıyla ensemde sızı hisetmem bir olurken gözüm kararmış ve son gördüğüm açtığım aracın kapısı'nın kapanışıydı!
KANER KAMİROĞULLARI
Ani firenle konağın önünde durmamla korumalar tedirgin olurken İzem bana korkuyla bakıyordu
"Sen içeri gir ben gidiyorum"
"Tamam!" İzem beni ikiletmezken başıyla onay vermiş ve hızla araçtan inmişti
"Abi!" İzem aracın kapısını kapatmasıyla Fırat konaktan çıkmış araca gelmişti
"Bende geliyorum" Fırat kabul etmemi bile beklemeden İzem'in az önce kapattığı kapıyı açıp hızla araca binerken camdan İzem'e bakıyordum İzem ise içeriye girmesiyle gaza yüklenmiş yola koyulmuştum
"Mizgin Jiyan'ı bulmuş!" İşte bu çok güzel haberdi çünkü Jiyan aklına koyduğunu yapsaydı bırak bir yol bulmayı, onları kavuşturmayı Jiyan'ı ölümden bile kurtaramazdım
"Nerdeler?"
"Konum attı" yönümü Fırat'ın açtığı konuma çevirmiş ve gaza biraz daha yüklenmiştim.
-
İşte gelmiştik, Mizgin'in attığı konum bizi bir depoya getirirken aracı gelişi güzel park etmiş ve hızla araçtan inmiş kapıyı çarparak kapatmıştım, Fırat'da benimle birlikte inmesiyle yanıma gelmiş ve zaman kaybetmeden içeriye girmiştik, depoya girmemizle sandalyede bağlı ve hareketsiz yatan Jiyan, başında elinde silah ve yüzü kan içinde kalan Mizgin'i görmemle olduğum yerde kalmış Fırat'a bakmıştım, Fırat ise şaşkın gözlerle karşısındaki manzaraya bakıyordu.
Zorda olsa kendime gelirken Mizgin'e doğru hamle yapmıştım
"Ne oldu?" Mizgin korku dolu gözlerle bana bakarken elinde ki silaha ardından bana bakmıştı
"Durduramadım, gidiyordu, ölüme gidiyordu!"
"Sen ne yaptın?" Aklıma gelen ihtimali düşünmek bile istemiyordum, bırak söylemeyi duyacam diye kalbim deli gibi atarken boğazım yırtılırcasına yutkunmuş bir cevap bekliyordum
"Bayılttım!" Mizgin'in cümlesiyle derin bir nefes verirken Mizgin'in başından tutmuş kendime doğru çekmiştim
"Sen doğru olanı yaptın" başımı hafif yan yatırıp kaşına bakmamla Mizgin anlamış bakışlarını kaçırmıştı
"He...!" Jiyan'ın belli belirsiz sayıklaması duyulurken Jiyan'a bakmıştım ve tabikide birbirlerine girmişlerdi tıpkı aylar önce benimle Fırat'ın girdiği gibi ama ben kendi savaşımı kaybederken Jiyan kaybetmiyecekti
"Helim!" Jiyan başını yavaşta olsa kaldırırken beni görmesiyle şok olmuş bakışlarını Mizgin'e çevirmişti, gözlerime değen şaşkın bakışlar yerini öfkeye bırakırken Mizgin'in önüne geçip bakışları kendi üstüme çekmiş ve Fırat'a bakarak ellerini çözmesi için başımla işaret etmiştim, Fırat emrimi ikiletmezken hızla Jiyan'ın dengine eğilmiş ipleri çözmeye başlamıştı.
Jiyan ipler gevşemesiyle hareketlenmiş iplerden kurtulmuştu
"Nasıl yaparsın bunu Mizgin?" Jiyan beni geçip kardeşine hesap sorabileceğini sansada öyle olmamıştı, Jiyan'ı göğsünden vurup ittirmemle olduğu yerde kalırken sözleri ise sadece cümlede kalmıştı
"Asıl sen ne yaptığını sanıyorsun Jiyan!"
"Ağam" Jiyan sıktığı dişleri arasından konuşurken başını hafif yan çevirip gözlerime bakıyordu
"Helim'i bugün sözleyecekler zengin bir şerefsizle"
"Sende kaçırmaktamı buldun yolu?"
"Ne yapayım ağam siz söyleyin, kaç kere kapılarına gittik vermediler, bırak vermeyi o günden sonra yüzünü zor görür oldum!"
"Sen öldüğün zaman ne olacak lan o zaman, aileni, o kızı hiç mi düşünmedin?"
"Eğer hiç birşey yapmasam ben zaten ölecem ağam!" Jiyan'ın gözünden bir damla yaş akmasıyla öfkeyle Mizgin'e bakmıştı
"Ama bu şerefsiz izin vermedi, müsade-" Jiyan'ın cümlesini tamamlamasına müsaade bile etmeden elimin tersiyle tokat atmamla Jiyan aldığı darbeyle geriye sendellemiş başı yana düşmüştü
"Seni kurtardı lan o, bir it gibi kapılarında ölmeni engelledi!" Jiyan başını kaldırıp bana bakmasıyla dudağından akan kanla birlikte gözü seğirmişti
"Ama beni öldürdü!" Jiyan'ın cümlesiyle elimin tersiyle tekrardan tokat atmış ve bu sefer Jiyan yere düşmüştü
"Sakın!" İşaret parmağımı Jiyan'ın gözleri önünde sallayarak dengine eğilmiş gözlerinin içine bakmıştım
"Sakın olaki gardaşını kendine düşman belleme Jiyan!"
"Ağ-"
"Kes!, sana yemin olsun Jiyan öyle birşey duyar, görürsem seni düğün günü vurur o kızıda Mizgin'le evlendiririm!" Jiyan dediğim cümleyle şok olurken sadece yutkunmuş ve susmuştu çünkü yapardım, töre der kural der yapardım!
Jiyan başını eğmesiyle tekrardan konuşmuştu
"O zaman kurtarmasın!, kurtarmayın beni ağam!" Jiyan düştüğü yerden toparlanırken bende ayağa kalkmış ne yapacağını izliyordum ama dediklerimiz Jiyan'ın bir kulağından girip diyerinden çıkıyordu, gençliktir kanı deli akar ama bu cahilliğin sonu ölümdür, biz büyükleri ise yol göstermek düşerdi, atalarımız derler hep bir nusubet bin nasihat'dan iyidir ama bu nusubetin geri dönüşü yoktur!
Jiyan bizi arkasında bırakmasıyla kapıya doğru giderken başımı yavaşça iki yana sallamış belimdeki silahı çıkarmıştım, mermiyi namluya sürmemle hiç düşünmeden ateşlemiştim, Depoda silah sesi yankılanmasıyla Jiyan'ın acı çığlığı duyulmuştu, üzgündüm ama bunu yapmak zorundaydım, ağa'dan önce bir abi olarak onu durdurmam gerekiyordu!
"Abi!" Mizgin Jiyan'a koşmasıyla Fırat'da bana bakmıştı, belkide konuşmadan hesap soruyordu ama nedenide sonucuda apacıktı, Fırat'da zaman kaybetmeden Jiyan'a koşarken ben yavaş adımlarla gitmiş yerde kıvranan Jiyan'a bakmıştım!
"Ağam yardım edin!" Mizgin'in sesi boş depoda yankılanırken Jiyan sesini çıkartmamak için kendini deli gibi sıkıyordu, Silahı belime yerleştirmemle kemerimi çözüp yerinden çıkartmıştım, ne kadar onu vursam'da o benim gardaşımdı ve onun iyiliği için elimden geleni yapmaktan asla geri durmayacaktım, yere eğilip Jiyan'ın kanlı bacağına bakmamla kemerle sıkmış daha fazla kan kaybetmesini engellemişim
"Biz senin düşmanların değiliz Jiyan!, bu yara ve acıyla ölebiliyorsan öl, ha yok bu yeterli değil diyorsan da üzgünüm! ben bu hayattayken yaşayabileceğin en büyük acı da budur"
İZEM KAMİROĞULLARI
Kapının açılmasıyla oturduğum koltuktan kalkmamla içeriye Şehnaz hanım ve Ayşe hanım girmişti
"Ne oldu Şehnaz hanım?"
"İlla birşeyin olmasımı lazım gelin!"
Şehnaz hanım sözleriyle yüzündeki mimik asla uyuşmazken benimle dalga geçiyordu resmen
"Kocan nerde?"
"Bilmiyorum" derin bir nefes alıp Şehnaz hanıma cevap verirken Şehnaz hanım kaşlarını çatarak bana bakıyordu, tabikide ona sölemiyecektim Kaner'in nereye gittiğini
"Balayından apar topar geliyorsunuz ve kocan içeriye bile girmeden kapıdan dönüyor öyle'mi?"
"Ne ima ediyorsunuz Şehnaz hanım"
"Artık gitmek için neyi bekliyorsun gelin?" Şehnaz hanımı anlamazken Ayşe hanım başını eğmiş elindekileri yatağa koyup odadan çıkmıştı
"Kocana kadın olamadıysan çek git diyorum!" Şehnaz hanım son cümlesiyle arkasına bile bakmadan odadan çıkmış kapıyı çarparak çıkmıştı, işittiğim cümleyi birazda olsa sindirebilirken omzumun üstünden Ayşe hanım'ın koyduğuna bakmıştım!
Bebek eşyalarını görmemle bu sefer arkamı dönüp bakmış ve yavaş adımlarla ilerlemiştim, Şehnaz hanım'ın dediği gayet açık olurken eşyaların yanına ilişmiştim, sanki kıyafetler incinecekmiş gibi dokunmaya kıyamazken tıklatılan kapıyla elimi çekmiş kapıya bakmıştım
"Gel" cümlemle birlikte kapı yavaşça açılmış içeriye berfin girmişti
"Gelin hanım, şöför verdi Kaner ağamın'mış!" Berfin elindeki kırmızı kadife dokulu kutuyu uzatmasıyla alırken kutuya bakmıştım ama neyin nesi olduğunu anlamazken kapanan kapı sesiyle kıyafetlerin yanına oturmuş kutuyu açmıştım, gördüğümle boğazıma oturan yumruk bir olurken kulağıma dolan Şehnaz hanım'ın sesleri eksik olmuyordu
"Evine gelmeyen bir erkek mutluluğu dışarıda arar!"
Cidden doğrumuydu bu?, neden doğru olmasınki?, cevap bulamadığım sorular arasında kalırken gördüğüm şey gerçekleri göz önüne seriyordu!, telefonun çalmasıyla bakışlarımı kutudan çekmiş yatağın üzerindeki telefona kayarken zaman kaybetmeden cevaplamıştım
"Efendim"
"Bizim çocuklar bir kaç kayde değer birşey bulmuşlar!......." Hakan bir şeyler söylerken ben sadece kucağımdaki takıya bakıyordum, daha doğrusu Kaner'in sevdiği kadına aldığı hediyeye!"
"Hakan Kaner'in peşini bırak"
"Ne?, ne diyorsun sen İzem?"
"Duydun işte, bütün adamları geri çek araştırma, birşey öğrenme istemiyorum!"
"İzem saçmalama bu denli önemli şeyi nasıl bırakırsın sen?"
"Bitti Hakan!" Hakan'ın hiçbir şey demesine müsaade etmeden telefonu kulağımdan çekip kapatmıştım, çünkü artık Kaner'i özgür bırakacaktım!
KANER KAMİROĞULLARI
Kapıdaki korumalar konağın kapısı sonuna kadar açarken hızla içeriye girmiş "Anaa!" Avluyu inletmemle annem korkuyla mutfaktan çıkmış bana bakıyordu
"Hayırdır oğul!"
"Babam nerede?"
"Salonda" annem konuşurken başıyla yukarıyı göstermiş tekrardan gözlerime bakmıştı
"Bu ateşin sebebi ne Kaner?" Tek bir cevap dahil vermeden annemi arkamda bırakarak merdivenlere yönelmiş basamakları ikişerli çıkmıştım.
"Baba!" Salona girmemle tam karşımda oturan Haşir ağaya bakmıştım, Haşir ağa ise üstümdeki kan'ı görmesiyle hızla ayağa kalkmış gözlerime bakmıştı
"Helim'i istemeye gideceğiz"
"Hangi Helim"
"Jiyan'a kızını vermeyip zengin aileye veren ite gidecez!" Babam kelamlarımla gözleri öfke bürürken burnundan soluyordu
"Şimdi anladın'mı?"
"Başkasına ait olan kıza gitmek münasip olmaz"
"Öylemi?" Tek kaşımı kaldırarak babamın sözünü onaylarken tekrardan konuşmuştum
"O zaman onlar gelmeyecek, Helim Jiyan'a ait, başkasına değil!" Sözlerimi iyice beynine kazıması ve bir daha unutmaması için tek tek ve yavaş bir şekilde söylemiştim
"Hiç bir yere gitmiyoruz Kaner ağa!"
"İşte tamda bu yüzden geliyorsun!" İşaret parmağımı babamın gözleri önünde sallarken bir adım yaklaşmıştım
"Ben ağayım ve gidecez dediysem gidecez, gelecen dediysem geleceksin!"
"Senin karşında daha dünkü bebe yok Kaner"
"Dünkü çocuk olmana gerek yok, yüz yıllık atam ol yine bir hükmün yoktur çünkü töre, adalet benim!"
Arkamı dönüp hızla salondan çıkmış kendi odama gitmiştim, kapıyı açmamla İzem camın kenarında yaslanmış dışarıyı izliyordu, onuda bu zor zamanında yalnız bırakmış yanında olamıyordum ama akacak kan felakete yol açmaması için şimdi gitmek zorundaydım, kapıyı kapatmamla İzem bana bakmış ve beni görmesiyle hızla oturduğu yerden kalkmış bana doğru gelmişti
"Ne yaptın?" İzem kan çanağına dönen gözleriyle gözlerime bakarken yaptığımı sorsa'da sorusu dilde kalmıştı çünkü ne kadar sorsada aklı başka yerdeydi!
"Hallettim!" Cümlemi başımla onay verip desteklerken İzem üstüme ardından şaşkın bakışlarla gözlerime bakmıştı
"İstemeye gidecez sende hazırlan"
"Bu üzerinin hali ne?"
"Boşver"
"Kaner!"
"İzem!, kıyafetlerimi hazırla"
İzem başıyla onay vermesiyle beni arkasında bırakmış dolaptan yeni kıyafet alıp yanıma gelmişti, hiç birşey demeden kıyafetleri alıp banyoya geçmiştim
-
Banyodan çıkmamla bomboş odayla karşılaşmayı beklemesemde İzem yoktu, gömleğin yakalarını son kez düzelterek kapıya ilerlemiş odadan çıkmıştım
"İzem!"
"Ağam!" Merdivenlerden çıkan Berfin'e bakmamla Berfin bakışlarını kaçırmış yere bakmıştı
"İstediğiniz çiçek ve çikolata geldi" Berfine başımla onay vermemle Berfin gitmek için yeltensede durdurmuştum
"İzem nerede?"
"Bilmiyorum ağam" Berfin yüzüne kondurduğu mahçup ifadeyle beklerken bu sefer gitmesi için işaret etmiştim
"Birşey'de bilin be!"
"Sende geleceksin öyle'mi?"
Kendi kendime söylenerek merdivenlere yönelmemle annemin sesi duyulmasıyla adımlarımı hızlandırmış aşağıya inmiştim,
"Sen kimsin'ki gelin, Kaner'in yanına geleceksin?" Annemin sesinin geldiği yöne gitmemle mutfakta İzemle annem baş başa konuşuyorlardı
"Kaner'in olmadığı karısı olarakmı geleceksin?" Annem hiç acımadan konuşurken İzem tek bir kelime dahil etmiyor sadece susuyordu, annemin sırtı kapıya dönük olduğundan beni görmezken İzem'le bakışlarımız kesişmişti, başımı hafif yan çevirip beklerken İzem anneme tekrardan bakmış ve susmaya devam etmişti
"Seni gören kim ne der biliyor musun?" Annem sorularını peşi sıra sıralarken yavaş adımlarla içeriye girmiştim
"Anne!" Annem sesimi duymasıyla hızla bana bakarken gözümün ucuyla İzem'e bakmıştım
"Neler oluyor?"
"Birşey yok oğlum" her zamanki gibi tabikide annem saklamayı seçerken İzemde susmuş itiraz etmemişti
"Gelin hanım gelmiyecekmiş"
"Neden?" Annemin cümlesiyle kaşlarımı çatarak İzem'e bakmıştım ama İzem itiraz etmek yerine başıyla onay vermiş gözlerime bakmıştı
"Biraz rahatsızım dinlensem iyi olur"
İzem annemin sözlerine ayak uydurmayı seçmiş benimle gelmeyi reddetmişti ama itiraz etmiyecektim onun için zor bir gün olurken birde ben üstelemeyecektim, başımla onay vermemle arkamı dönüp mutfaktan çıkmıştım
"Ahmet!" Bağırmamla ses avluda yankılanırken hızla konağın kapısı açılmış içeriye Ahmet girmişti
"Emret ağam!" Ahmet ceketin önünü iliklemesiyle ellerini birbirine bağlamış tam karşımda duruyordu
"Araçları hazırlayın çıkıyoruz"
"Emrin olur ağam!"
"Şunları'da al!" Ahmet'e başımla masanın üzerindekileri işaret etmemle Ahmet koşar adımla gidmiş Çiçek ve çikolatayı alarak konaktan çıkmıştı
"Ana!" Omzumun üstünden anneme bakmamla kapıda bana bakan İzem'i görsemde birşey dememiştim çünkü o seçimini yapmış bende ikinci kez sorup üstelemezdim heleki cevabını bildiğim soruları asla sormazdım
"Haydin" önüme dönmemle Fırat'da hazırlanmış inmişti, Fırat'a sorgularcasına bakmamla Fırat neyi kast ettiğimi gayet iyi anlamış ve başını hafif eğerek "Herşey hazır" demişti, konağın kapısı bir kez daha açılmasıyla Yaver gelirken oda takım elbisesini çekmiş jilet gibi olmuştu
"Kıskanmayın ağam!" Yaver her zamanki gibi boş boğazlık yapmaktan geri durmazken derin bir iç çekmiştim
"Nerde Yaver?"
"Araçta!" Damat beyimizde geldiğine göre her şey tamamdı, dudağımın kenarına yerleşen tebessümle ceketin iç cebinden telefonu çıkartıp Cotkar'ı aramıştım, Cotkar'ın olanlardan haberi yoktu eğer olsaydı zaten bana gerek kalmadan kendi oğlunu engellerdi, telefon bir kaç çalışta açılırken Cotkar'ın meraklı sesi duyulmuştu
"Hayrola ağam!"
"Cotkar hazırlan seni almaya geliyorum"
Cotlar'ın birşey demesine müsaade etmeden telefonu kapatmış Fırat'a bakmıştım
"Ortalık karışacak"
"Karışacağı kadar karıştı zaten!" Fırat cümlesini ne kadar sessiz söylese'de babamın geldiğini görmemle yüksek sesle konuşmuş ilk önce Yaver'e ardından Merdivenlerden inen Haşir ağa'ya bakmıştım, Fırat bakışlarını bir an bile ayırmazken Yaver yavaşça gözlerini kısmış bana ardından Fırat'a bakmıştı
"Senin derdin ortalığı karıştırmak, sevenleri kavuşturmak falan değil!" Babam her zamanki gibi itat edemezken yine iğneleyici ama yarısı gerçek olan sözlerini söylemişti, ama benden bir cevap alamazken gülerek arkamı dönmüş konaktan çıkmıştım.
Araca binmemle dikiz aynasından konağa bakmıştım ve herkes arkamdan çıkarlarken tek tek araçlara binmişlerdi, aracı çalıştırmamla yola çıkmış gidiyorduk, şu koca konaktan kız istemeye gitmek hayalimizdi ama yaşayamamıştık buna izin vermemişlerdi, şimdi ise başkaları mutlu olması için çıkmıştım konaktan!
Ceketin iç cebinden telefonu çıkartıp arkada kendi aracıyla gelen Fırat'ı aramıştım
"Alo Fırat"
"Efendim abi"
"Siz Botan ağa'nın konağına geçin ben Cotkar'ı alıp gelecem"
"Seni bekleyelim'mi"
"Size yetişirim"
"Tamam abi" telefonu kapatmamla gaza yüklenmiş şerit değiştirmiştim.
-
Cotkar evin önünde volta atmasıyla aracımı görmüş hızla karşı gelirken aracı sağa çekip araçtan inmemle Cotkar elime yeltenmişti
"Şş ne yapıyorsun Cotkar!" Cotkar yüzüne kondurduğu mahcup ifadeyle gözlerime bakmıştı
"Cotkarr, Cotkar!" Cotkar sitemimi anlamasıyla gözlerindeki merak yerini endişeye bırakmış birşey dememi bekliyordu!
"Geç hele" aracı göstermemle kendi kapımı açmış binmiştim, Cotkar ise bir an bile tereddüt etmeden araca binmişti
"Senin oğlan gözü karartmış" cümlemi söylememle aracı çalıştırıp yola çıktım
"Ne demek istiyorsun ağam"
"Helimi kaçırmaya gitmiş"
"Ne?"
"Merak etme engel olduk ama zor oldu"
"Size ayıbı oldumu ağam"
"Ben sen değilim ağam!, sen dayanırsın ama ben dayanamam!"
Jiyan'ın sözleri kulağımda yankılanmasıyla başımı yavaşça iki yana sallamış Cotkar'a bakmıştım
"Gençlere arka çıkmak düşer bizede, bir ağa herşeyden öncede bir abi olarak"
"O nasıl olacak ağam bugün kızın sözü var"
Başımı yavaşça aşağı yukarı sallayarak yola bakarken tek kaşımı kaldırarak Cotkar'a dönmüştüm
"O söz bugün Helim ve Jiyan arasında olacak"
"Ne dersin sen Kaner ağa!, öyle şey olurmu, hem biz kimiz ki Botan ağa'nın kararını bozacak, gelen ailenin karşısında duracak!"
"Ben kimim Cotkar?"
Cotkar yutkunarak susarken gaza biraz daha yüklenmiştim
"Ben istiyecem ve vermeyecekler öylemi?, hele vermesinler bakalım o zaman taş üstünde taş baş üstünda baş kalıyormu?"
"Ağam, bizim deli oğlan seviyor diye başına dert açma!"
"Çok bekledim Cotkar, intikamım için çok bekledim, ama artık beklemiycem, Jiyan ve Helim'in düğünü!, herşeyin başlangıcı olacak, ilk önce Mardin'de anlı şanlı düğün yapılacak, Helim baba ocağından telli duvağıyla, gelinliğiyle çıkacak amma velakin ondan sonra konaklarda tek tek cenazeler çıkacak!" Son cümlemi söylememle yüzümde beliren tebessümle Cotkara bakmış tekrardan konuşmaya başladım
"Mardin'den ilk önce mutluluk sesleri yankılanırken daha sonra ağıtlar yankılanacak, kimse bilmeden son kez düğünde oynayacak, gülecekler akacak kanların, ağıtların gülüşleri kopacak, kötü günlerin son güzel günü yaşanacak!"
Cotkar tek kelime dahil edemezken direksiyonu deli gibi sıkıyordum, gaza biraz daha yüklenmemle bizimkilerin aracını görmüş başımla işaret etmiştim
"Bak Cotkar oğluna acımayan Haşir ağa bile geliyor istemeye!"
"Ya oğlunun acı çekmesine acımayan kişi saha sonrada acımazsa!
Cotkar yine bilmece gibi lafları dolandırsada ne dediğini anlamıştım ama diyecek bir sözüm yoktu çünkü bekliyordum bir gün babam bana kendi elleriyle sıkacaktı!
Boğazıma oturan yumrukla konvoyun önüne geçmemle hızlanmış ve daha fazla zaman kaybetmeden Botan ağa'nın konağına gitmiştik!
Araçtan inmemle Mizgin Fıratın aracından inmesiyle Jiyan'ın inmesine yardım etmişti
"Bırak bırak iner o!" İmalı sözlerim karşısında Mizgin geri çekilmek zorunda kalırken Jiyan sendelleyerek paşa paşa inmiş bakışlarını benden kaçırmıştı, aracın arka koltuğunu açıp Ahmet'in koyduğu çicek ce çikolatayı almış Jiyan'a uzatmıştım
"Hadi bakalım damat geç öne!" Jiyan başıyla onay verirken elimden'de çiçek ve çikolatayı almış sendelleyerek gidiyordu, umarım bu çektiği acı onun akıllanmasına neden olurdu, gerçi bir tanede Cotkar'a sıkmak gerekirdiya belki oda anlardı bana gelmesi gerektiğini, kapıdaki korumalar Jiyan'ı görmesiyle kapıya gerilirlerken arkasında beni görmeleriyle de şaşırmışlar geri çekilmek zorunda kalmışlardı, ne yapacaksın demir demiri emir emiri keserdi!, zile basmamızla kapı aralanmış ve sevinç içinde kapıyı açan Botan ağa bizi görmesiyle yüzü düşmüştü, Botan şaşkın ve öfkeyle bakarken bizi beklemediği her halinden belliydi, heleki Jiyan'ı elinde çiçek ve çikolatayla görmesiyle kıpkırmızı kesilmişti
"Ne arıyorsun lan sen burada?"
"Nasıl ne arıyor Botan ağa!"
Jiyan'ın üstündeki öfkeli bakışları bir kez daha üstüme çekmemle gülümseyerek bakıyordum
"Helim kızımızın sözü var bu gece"
"Kaner ağa ne demek oluyor bunlar"
"Söz diyorum" Botan ağa bizi içeriye davet edeceği olmadığı için ben kendim içeriye girerken Botan ağa bir adım geri atmak zorunda kalmıştı..
"Jiyan oğlumuz ve Helim kızımızın en mutlu gününde bizede misafirlik etmek düşer"
"Helim'in başkasıyla sözü vardır bu gece bilmezmisin?"
"İşte onlar gelmeyecek!"
*
"Helim'i bugün sözleyecekler zengin bir şerefsizle"
Depodan çıkarken Jiyan'ın sözleri bir an bile kulağımdan gitmezken telefonu çıkartıp Yaver'i aramıştım
"Efendim?"
"Yaver bir araştır bakalım Botan ağanın kızı kiminle nişanlanıyor?"
"İki dakika bekle söyleyeyim sana!"
"Bekliyorum" Yaver beni sessize almasıyla sessizlik oluşurken araca binmiş yola koyulmuştum
"Buldum, Diyarbakırlı Haraşir aşiret'inden Bervan ağa'nın oğlu Ömerle ağam"
"Telefondan bir görüşme ayarla tanışalım Ömer efendiyle!"
"Tamamdır"
Telefonu kulağımdan çekmemle mesaj gelmiş ve zaman kaybetmeden numarayı çevirmiştim
"Alo!"
"Selamün aleyküm Ömer Haraşir"
"Ve aleyküm selam'da kimsin tanıyamadım"
"Kamiroğulları aşiret'in ağası Kaner Kamiroğulları!"
"Hayrola Kaner ağa nerden tanırda ararsın?"
"Bugün sözün varmış lakin kızın babası Helim'i bizim oğlanla sevdalı olduğu halde size gelin demiş!"
"Ne dersin sen?"
"Derimki Helimle Jiyan sevdalılar, aralarında söz vardır lakin babası size söz vermiş amma velakin kız bizim namusumuzdur!"
"Büyüklük etmişsin beni aramışsın Kaner ağa lakin o adamı bana getireceksin!"
*
Boş bakan gözlerle birlikte Botan ağa tek kelam edemezken koridardan geçerek salona geçmiştim, Helim koridorda bizi görmesiyle yüzündeki gülümsemeyi saklayamamış ve mutfağa koşarak kaçmıştı, işte bu gülümseme, mutluluk herşeye değerdi, belki bende Aliz'e gelebilseydim oda böyle davranacak yanıma çıkamayacaktı ama görememiştim onun bu hareketlerini, onu mutfakta gizlenmek zorunda bırakanlardan tek tek hesap soracaktım tıpkı Botan ağa'dan başladığım gibi tek tek sıra onlara da gelecekti!, salona geçmemizle bizi Botan ağa'nın büyük kardeşi Celil ve küçük kardeşi Salim karşılarlarken Celil oturduğu yerden hızla kalkmış bana bakıyorlardı
"Selamün aleyküm!"
"Ne işin var!"
"Allahın selamını almayacak kadar acizmisin Salim!"
"Selamın aleyküm Kaner ağa"
Celil elini göğsüne koymasıyla selamımı alırken babam'da salondan içeri girmiş selam vermişti
"Aleyküm selam"
"Bak ağabeyinden öğren Salim!" Salim bana karşı gelmeyi seçerken Celil karşı gelmemiş yanımda olmuştu ama Celil akıllı adam'dı kardeşi gibi cahilce hareket etmezdi ama unuttuğu birşey vardı ben onun oyununa gelecek salak bir adam değildim!, salondaki yer minderin başına geçmiş tek ayağımın üzerine oturmuş diğer dizimi kırarak kolumu yaslamıştım,
"Sizde buyurun!" Elimi iki yana açarak herkese oturmalarını göstermemle ilk başta babam ardından anam yerini alırken Cotkar'da diyer yanıma oturmuştu, Jiyan tereddüt etse'de çiçek ve çikolatayı Botan ağa'nın hanımına vermiş babasının yanına otururken yüzü acı içinde kalmıştı, aslında iyi bir dayağı'da hak etmişti'ya neyse yatsın kalksın sözün bugün olduğuna dua etsin, Fırat'da her ihtimale karşı Mizgin ve Jiyan'ın yanına otururken Botan ağa'da başa geçmiş gözlerimin içine bakıyordu
"Lafı uzatmayı sevmem ben Botan ağa, Jiyan ve Helim birbirini sevmiş bi-"
"Ne ara kızlara soru sordukda bugün soracaz!" Botan ağa sözümü kesmesiyle cümlem yarıda kalırken birşey dememiş sabır çekerek susmuştum
"Bugün soracaz!"
"Sen kızmı oldunda kızları önemser oldun!"
"Botan ağa!" Hızla oturduğum yerden kalkmış Botan ağa'nın yakasına yapışmamla oturduğu yerden ayağa kaldırmıştm
"Seni gebertirim Botan söz demem, mutluluk demem senin leşini sererim" herkes bizi ayırmak için ayaklanırlarken kimse Botan ağa'yı elimden alamazlardı
"Sen kimisinde böyle konuşabiliyorsun lan?"
"Kaner!"
"Kaner ağa!" Babam dahil herkes Botan ağa'yı elimden alabilmek için uğraşırken benim öyle bir niyetim asla yoktu ama madem o benim keyfimi kaçırıyordu bende ondan geri kalmayacaktım
"Sen bir saat sonrasını düşündün'mü Botan ağa?" Botan ağa imalı cümlemle gözlerini hafif kısmış cümlemin devamını bekliyordu ama
söyleyeceğim sözden sonra kimsenin morali kalmayacağından Botan ağa'nın yapıştığım yakasını biraz daha kendime çekmiş kulağına fısıldamıştım, çünkü gençlerin bu mutlu gününü heleki kendi ellerimle inşa ettiğim kavuşmayı bozamazdım
"Seni bekliyorlar" Botan ağa bana merakla bakmasıyla tok sesiyle "Kim?" Demişti
"Senin dünürler!" Botan ağa gözlerindeki merak yerini endişeye bırakırken salak sanmıştı ki sadece Kaner ağa der kurtulurum ama öyle birşey yoktu ve olmayacaktı'da, Botan ağayı kendimden uzaklaştırmamla yakasını bırakmıştım sanki birşey olmamış gibi gülerek kalktığım mindere geri oturmamla ayakta bekleyen Botan ağaya bakarak devam ettim
"Lafın kısası Botan ağa Allahın emri peygamberin kavliyle kızınız Helim'i oğlumuz Jiyan'a istiyoruz!"
Botan ağa korkudan başka birşey diyemezken sadece yutkunmuştu
"Cevabın nedir Botan!"
"Hayırlı olsun o zaman Kaner ağa" işte bu kadardı sanki ondan zor birşey istiyorduk, bizim olanı bize vermesi bu kadar basitti ama o bunu tercih etmezken zor yolu seçmişti ama yine kazanan bendim
"O zaman kahvelerimizi içelim ne demişler bir kahvenin 40 yıl hatrı vardır, gençlerimiz içinde 40 yıl ve daha fazlası birlikte geçirecek ömürleri olsun"
Herkes tedirgin bir şekilde tekrardan yerine otururken kahvelerimiz gelmişti, Helim babasına eli titreyerek uzatırken normal zamanda Botan ağa tepsiyi alaşağa ederdi ama bu sefer öyle birşey olmamış paşa paşa kahvesini almıştı.
-
"Bana müsaade" herkese dönmemle bana bakarlarken müsaade istemiştim ama müsaade isteyişim istirata çekilmek için değildi asıl sebebi güzel gelinimizin babasını ölüme götürmemdi ama Helim bunun farkında bile değilken elinde sevdiğinin söz yüzüğü, yüzünde mutluluk tebessümleri vardı
"Aslında Kaner ağa -"
"Sende geliyorsun benimle" Botan ağa cümlesi yarıda kesilirken korkudan titreyen gözlerine bakmıştım
"Ağam-" işte tamda istediğim buydu, onca bekleyişlerimin arkasında gelen zaferin mutluluğu tüm bedenimi ele geçiriyordu, dakka bir gol bir ilk ağa yalvarıyordu bana ama bu son değildi, tüm Mardin Midyat ayaklarıma kapanacaktı, diğer aşiret liderleri ve üyeleri dahası kendi aşiretimden olan kansız köpeklerde ayaklarıma kapanacaklar arasındaydı!
"Siz oturun akrabalığımızı güçlendirin, benim Botan'la görüşeceklerim var!"
Kimsenin tek bir kelime etmesine müsaade vermeden bizimkileri arkamda bırakarak salondan çıkmış avluya yönelmiştim, Botan ağa peşimden kuzu kuzu gelirken zaman kaybetmeden korumaları geçmiş araca binmiştim, aracın kapısını kapatmamla çalıştırmış ve yola çıkmıştım, dikiz aynasından arkayı kontrol etmemle Botan ağa dörtlüleri yakmış geliyordu gerçi gelmemek gibi bir seçenek hakkıda yoktuya!
-
Buluşma yerine gelmemle aracı gelişi güzel park etmiş ve hızla araçtan inmiştim, Haraşiler çoktan gelmiş bizi bekliyorlardı, beklediğimden de fazla olurlarken bu Botan ağa için hiç iyi değildi, ee kolay değil sonuçta oynanan bir şeref vardı ortada tabikide bunun bedeli şerefleri kadar ağır olmalıydı, aracın kaputuna yaslanmamla Haraşiler'in ağası ve oğlu bir kaç adamlarıyla bana doğru gelirlerken Botan ağa'da gelmiş aracını park ediyordu
"Kaner ağa!" Bervan Haraşir adımı zikretmesiyle göz kırparak başımı yavasça iki yana sallamış cümlesinin devamını bekliyordum
"Demek bu kadar korkusuzsun ha, bize Botan'ı tek başına getirecek kadar"
"Bervan ben kimseden korkmam'ki senden hiç korkmam!"
Cümlemi söylememle Botan yanıma gelmişti ama Bervan'ın oğlu Ömer'in gazabından kaçamamıştı
"Lan şerefsiz" Ömer Haraşir Botan ağa'nın yakasına yapışmasıyla kendine doğru çekmiş ve hızla araca yapıştırmıştı
"Sen kim oluyorsunda bizim şerefimizle, benimle oyun oynuyorsun lan!"
"Benim suçum değil hepsi Kaner ağa'nın suçu!, size sözümü tutacaktım ama Kaner engel oldu!"
Botan can korkusuyla herşeyi bir çırpıda söylerken Bervan ve oğlu Ömer Haraşir bana bakmışlardı
"Bize ait olan kızı size yamamaya çalıştıysa bu beni alakadar etmez!"
Ömer Haraşir sözümün üzerine belindeki silaha yeltenmesiyle silahı çekmiş mermiyi namluya sürmüştü
"Lan sen nasıl şerefsiz bir adamsın?"
"Dur!, yapma konuşalım!"
Namlu Botan ağa'nın alnına yerleşmesiyle Botan ağa yalvarmaya başlamıştı, içime birazda olsa huzur yer edinirken başımı gök yüzüne çevirmiş derin nefes almıştım
"Kes lan sesini"
"Ne isterseniz yapacam!"
"Ne istiyecez lan senden şerefsiz, kansız köpek!"
"Ömer, dur!" Bervan ağa'nın ikazıyla başımı eğmemle Botan ağa'nın yakasına yapışan Ömer'e bakmıştım ama babasının ikazıyla durmak zorunda kalırken silahı indirmiş bağırarak uzaklaşmıştı Botan ağa'dan
"Aaaa!"
"Yardım et Kaner ağa, bizim ettiğimizi sen etme!" Botan ağa aciz bir sesle konuşurken gözlerimin içine bakmıştı
"Ettim bile Botan ağa beni karşınıza almayacaktınız!" Cümlemi söylememle dudağımın kenarında beliren tebessümle yılımsamıştım
"Bu işin peşini bırakmazlar Kaner!"
"Beni, bizi alakadar eden birşey değil Botan ağa, senle onlar arasında, kız bizim kızımız, bizim gelinimiz ama onların şerefine karşılık ne yaparsın bilmem istersen kendini ver!" Son cümlemle Botan ağa kıpkırmızı çıkarken aklıma gelen fikirle oturduğum yerden hareketlenmiştim
"Ben ne yapacağını sana söyliyeyim!"
Botan ağa bir çıkış yolu buldum sanarken can kulağıyla beni dinlemeye başlamıştı ama bu diyeceğim bırak çıkış yolu sonu olacaktı asla çıkamayacağı bir bataklıktı!
"Ömer Haraşir şerefinizi nasıl kurtaracağınızı buldum!"
"Kandan başka ne temizleyecek Kaner ağa"
"Evlilik!" Herkes cümlemle birlikte şok olurlarken her iki tarafın'da tek tek gözlerinin içine bakmıştım ama en çok'da Botan ağa'nın!
"Duydunuz, Botan'da damat, sizde'de gelin var"
"Ne dersin Kaner ağa sen? Hem şerefimizle oynayacaklar, Diyarbakır'a rezil olacam birde Kızmı verecem öylemi?"
"Sana kız mı ver dedim Bervan Haraşir"
"Daha açık konuş Kaner ağa?"
"Eğer damadı iç güveysi alırsanız işte bu rezillik sizin şanınızı yükseltir!"
"Ne dersin Kaner?"
"Dediğim gayet açık ve net Botan ağa sen rezilliğin bedelini başka rezillikle anca kapatırsın!"
İZEM KAMİROĞULLARI
Dışarının karanlığı odayı aydınlatırken koca konak sessizliğe teslim olmuştu, normalde bu gün iyiki doğdun seslerin yükselmesi gerekirken şimdi tek bir çıt bile yoktu, doğum günüm ilk defa kutlanmazken tek iyi dilekte bulunan bile kimse yoktu hatta olmayı bırak babamla bağımı kopardığım gün bugün'dü limansız, kimsesiz kaldığım gün! bir zamanlar etrafımda onca kişinin olduğu zamandı ama dediğim gibi bir zamanlar!
Odanın siyah perdelerini çekmemle oda zifiri karanlık olurken mutfaktan aldığım mumu yakmış duvarın kenarına sinerek oturmuştum, odayı aydınlatan sadece mum ışığı olurken ne kadar bakılırsa bakmıştım uzun uzadıya, nerde ben yanlış yapmıştım aileme güvenerek'mi? yoksa ailem için hayatımı karartarak'mı? nerde?, ne zaman? Hata yapmıştım bilmiyorum belkide en kötüsü buydu bilinmemezlik içinde sıkışıp kalmıştım, mum her yanışında eriyip giderken yere damlıyordu, ama Kaner'i daha fazla kendimle birlikte yakmayacak ve onu özgür bırakacaktım, oturduğum yerden kalkmamla Kaner'in çalışma masasından kağıt kalem alırken sandalyeyi çekip oturmuştum
İZEM
Başlık olarak sadece ismimi yazmıştım çünkü neye ait olduğumu bilmiyordum, Özdemir desem değil Kamiroğulları desem hiç değildim! ben sadece İzem'dim!
"Evet kabul ediyorum herşeyin sebebi bendim yaptıklarımın, yaşadıklarımın!, girdiğim bu cehennemi ben seçtim ne kadar seni sorumlu tutsamda ben yaptım herşeyi, yaşadığım bu yalnızlığı ben inşa ettim ve kendi ellerimle kurduğum bu hayatın altında kaldım, ama senide benimle birlikte bu hayatta boğamam Kaner, buna hakkım yok tıpkı güzel bir hayat yaşamaya, senin iyiliğine hakkım olmadığı gibi bunada yoktu!
İşte gidiyorum senin hayatından merak etme, endişelenme benim için gerçi etmessin ama olsun ben yine söyleyeyim" gözümden akan yaşa yüzümde oluşan acı tebessüm eşlik etmişti, etrafa bakan boş gözlerimi pencereye ardından benim gibi yanan muma çevirmiş bakmıştım!!!
"Biliyorum baban beni yaşatmaz ve peşime düşecek ama sen düşme olurmu beni kurtarmak için çünkü sende kurtul benden tıpkı babam benden nasıl kurtulduysa sende kurtul olurmu, beni kötü bir rüya gibi hatırla uyandın ve bitti!, duvarın kenarında erimiş mumu görürsün yüz yüze söyleme cesareti bulamam sana ama şimdi söyleyeyim çünkü arkamdan bilinmemezlik bırakmak istemiyorum ilk defa sorunsuzcana gidebileyim hayatından!, bugün benim doğum günümdü ve ilk defa kutlanmadı bekledim amaçsızca yaktım mumu ama üflemek gelmedi içimden oda en son eridi ve yok oldu tıpkı benim hayatım gibi!"
"Yoluna bak çünkü ben öyle yapacağım kaça bildiğim kadar kaçacak ondan sonra-" Cümlenin devamını getiremezken susmuştum ve kalemin ucunu yavaşça kağıttan kaldırmış yerine göz yaşımı akıtmıştım nasıl getirebilirimki?, ölmek istiyordum deli gibi ama yapamazdım arkamda annemi benim acımla nasıl bırakabilirim, başımı yavaşça eğmiş kağıdı mürekkeple tekrardan buluşturmuştum
"Herşey için teşekkür ederim beni gerçeklerle yüzleştirdiğin için, teşekkür ederim beni battığım yalan çukurundan çıkardığın için, beni kurtarmak için hayatından vaz geçtiğin için sana binlerce kez teşekkür ederim, şimdi zaman ödeşme zamanı Kaner, bilmiyorum hatırlarmısın seninle şu kapıda karşılaştığımız gün benim asıl kabusum başlarken evlendiğimiz gün ise o kabusa hapsoldum demiştin
şimdi ise benimle evlenirken girdiğin bu kabustan seni uyandırma zamanı!
.
.
.
Son noktayla birlikte kalemi elimden bırakmış ve kağıdı yavaşça almıştım çünkü artık hikayenin sonuydu!
Ben kurtulmak için ne kadar çabalasam'da o kadar batmıştım bataklığa, şimdiden duyabiliyordum çekilen silah sürgülerini dillerde olan "Bulun ve getirin!" Sözlerini duyabiliyordum, peki acıyı hissedebiliyormuydum?, başımı yavaşça iki yana sallayarak gözlerimi kapattım, dudaklarımın arasından kaçan nefesle gözlerimi aralamış kağıdı takı kutunun üstüne koymuştum! Bitmişti herşey!, benim için yolun sonu olurken Kaner için yolun başıydı kimilerin sonu kimilerin başlangıcı!
Ayağa kalkmamla sandalye arkaya düşmüş ve odada yankılanmıştı birileri duyar korkusu olmadan yavaşça yürümüştüm odanın ortasında ve kapının yanında hazır olan çantamı alıp odadan çıkmıştım, geldiğimde de hiç bir şeyim yoktu şimdi giderken'de bir şeyim yoktu ve olmayacaktı, odaya son kez omzumun üstünden bakmamla son kez göz gezdirmiş ve yavaşça kapıyı çekip kapatırken önüme dönmüştüm, her zaman öfkeyle adımladığım balkonu bu sefer yavaşça adımlıyordum, her zaman itilip kakıldığım merdivenleri bu sefer sakince iniyordum, Her zaman düşmemek için tutunduğum merdiven korkuluklarını bu sefer yavaşça elimi sürterek iniyordum, Kaner'in peşinde sürüklendiğim avluyu bu sefer yavaş adımlarla adımlıyordum, her defasında üstüme kapanan konağın kapısını bu sefer kendi ellerimle aralamıştım, işte özgürlük önümdeydi yaşadığım zindan hayatı ise arkamda herşeyi bırakıp gidiyordum, yaşanan onca acıyı, dökülen göz yaşlarını arkamda bırakarak gidiyordum, eşiği adımlamamla gözlerimi kapatmış ve derin bir nefes almıştım
"Herşey yeniden başlıyor!"
Dudaklarımdan çıkan cümleyle gözlerimi aralamıştım, Mardin'in taş duvarları nasıl gelişime şahitlik etdilerse artık gidişimede şahitlik ediyorlardı, edeceklerdi!, birine yakalanma korkum olmazken kapıdaki korumalar sessiz kalmıştı gidişime, onlar bile anlamıştı buraya ait olmadığımı sürekli etrafa zararım dokunduğunu!
KANER KAMİROĞULLARI
"Bizim şanısımız ne olacak Kaner ağa?"
"Valla artık kendi aranızda olan birşey!" Ellerimi iki yana açarak söylediğim cümleyle arkamı dönmüş aracıma gitmiştim, ben üstüme düşen vazifeyi yerine getirmiş ortalığı karıştırmıştım gerisi onların elindeydi! herkesi arkamda bırakarak araca binmiş gaza yüklenmiştim en azından bugün rahat bir uyku uyuyabilecektim!
-
Konağa gelmemle anahtarı aracın üstünde bırakarak araçtan inmiştim
"Anahtar üstünde!" Koruma başıyla onay vermesiyle konağa girmiştim, işte huzur işte sessizlikti, onca zamandan sonra ilk defa konakta huzur vardı, merdivenlere yönelmemle konağın kapı'sı bir kez daha açılırken kimin geldiğine bakmak için arkamı dönüp bakmıştım ve işte sevgili ailemde gelmişti
"Memnun musun istediğin oldu?"
Babam asla yenilgiyi kabul edemezken ona cevap verip istediğini ona vermeyecektim, hiçbir şey demeden merdivenleri çıkıp odaya girmiştim, odada İzem olmazken banyoya doğru gitmiş kapıyı bir kaç kere tıklatmıştım, ses gelmezken tereddütle kapıyı açmıştım ama İzem banyoda da olmazken omzumun üstünden odaya bakmış ve masadaki kutuya ardından üstündeki kağıda ilişmişti bakışlarım, kapıyı açık bırakarak yavaş adımlarla masaya doğru ilerlemiş ve Kaner ismim yazılı kağıdı almıştım, ardından kutuyu açıp bakmamla pırlantalı kolyeyi görmüştüm ama anlam veremiyordum buda nerden çıkmıştı!
Zaman kaybetmeden mektubu açmıştım
"Evet kabul ediyorum herşeyin sebebi bendim yaptıklarımın, yaşadıklarımın!, girdiğim bu cehennemi ben seçtim ne kadar seni sorumlu tutsamda ben yaptım herşeyi, yaşadığım bu yalnızlığı ben inşa ettim ve kendi ellerimle kurduğum bu hayatın altında kaldım!"
.
.
.
"Sevdiğin kıza aldığın kolye burada ve bu kolyeyi al onun yanına git emaneti asıl sahibine ver, bu kolye onun boynunda eli senin elindeyse anlam kazanır, şimdi ayağa kalk ve babana gerçekleri söyle oda gerekeni yapsın!"
İzem'in son sözleriyle birlikte dışardan bağrış sesleri koparken istemsizce bakışlarım mektuptan kapıya kaymıştı
"Sakın!" Dudaklarımdan kaçan belli belirsiz cümlelerle elimde tutuğum mektupla birlikte odadan fırlayarak çıkmıştım dışarıya
"Çabuk arabaları hazırlayın!"
"Neler oluyor?" Babamın arkasına konakta sesim yankılanırken hızla herkes bana bakmışlardı
"Neler olacak sen dışardayken karın kaçmış!" İşte şimdi herşey bitmişti, babamgil İzem'in gittiğini öğrenirlerken tamda yazdığı gibi peşine düşmüşlerdi, merdivenleri hızla inerken elimdeki mektubu ceketin iç cebine koymamla avluya inmiş ve babamın yanındaki koruma bana dönmüştü
"Ağam gelin hanım yanınıza gelecek sandık ama sizinle ve ailenizle birlikte gelmeyince kaçtığını anladık!"
Korumanın cümlesiyle hızla elimin tersiyle vurmamla koruma geriye sendellerken başı yana düşmüştü
"Senin ağan benmiyim Haşir ağa'mı lan?"
Koruma doğrulup tekrardan karşıma gelirken bu sefer diyerine geçmiş aynı şekilde onada yumruk atmıştım koruma aldığı darbeyle yere yıkılırken bir kez daha bağırmıştım
"Siz kimi tanıyorsunuz lan?"
"Ağam çocuklar hazır!" Ben önümdeki korumalara laf söylerken babamın adamları boş durmazlarken ben olduğum yerde sayıyordum, babam ise gözlerimin içine bakarak konuşmuştu
"Kaybediyorsun!"
"Ama sende kazanamayacaksın!"
Haşir ağa yüzüne yerleştirdiği tebessümle belindeki silahı çıkartmış sürgüyü çekmişti
"Çoktan kazandım bile, o kız öldüğü zaman her şey daha güzel olacak!" Babam cümlesini söylemesiyle konaktan çıkarken annem avluda zafer kazanmışcasına gerilerek otururken bende konaktan çıkmıştım
"Hazırlanın çabuk gidiyoruz!"
Kapıdaki korumalar hızla koşarlarken Yaver'e telefon etmiştim
"Alo!"
"Yaver çabuk İzemi bulmamız lazım!"
"Neler oluyor Kaner?"
"İzem evden kaçmış tüm aşiret peşine düştü!"
"Tamam" evden kaçtığını ne kadar kısık söylenirse o kadar söylemiştim çünkü kaçtığı kesinleşirse bu işin dönüşü yoktu, tüm aşiret kana susamış gibi heryerde İzem'i ararlarken onlardan önce benim bulmam lazımdı ama nasıl?
Aracımla birlikte diğer araçlarda gelirken hızla binmemle diyerleri'de benimle birlikte araçlara binmişlerdi aklıma gelecek, gelen her yolu denemem lazımdı!
İlk bizim konaklara yakın otellerden başlayacaktım, ne demişler uzak bildiğin aslında sana en yakın olandır!, telefonun çalmasıyla hızımı bir an bile yavaşlatmazken koltuğun üstündeki telefonu alıp zaman kaybetmeden cevaplamıştım
"Efendim?"
"Buldum Kaner!" Duyduğum cümleyle ani firenle dururken hızla telefona, ardından arayan kişiye bakmış ama arayan babam olurken nefes almayı unutmuştum
"Ne saçmalıyorsun sen?"!
"Merak etme elbette alacaksın karını, ama ölüsünü alacaksın!"
Babam cümlesini söylemesiyle telefonu kapatırken deli gibi sıktığım direksiyonu bırakmamla elimi vurnaya başlamıştım
"Aaaa allah kahretsin!" Nefes nefese kalırken burnumdan soluyarak aramalardan Mirşad'ın ismini bulmamla zaman kaybetmeden aramıştım
"Alo Mirşad İzem'i bana çabuk bulun çabuk!"
İZEM KAMİROĞULLARI
Çantamı koltuğun üzerine koymamla çantamdan telefonu çıkartıp kapatmış kendimi yatağın üzerine atmıştım, huzurmu bulmam lazımdı yoksa rahat rahat yatmamam'mı lazımdı?, artık ne hissetmem gerektiğini bile bilmezken gözlerimi kapatmış derin bir nefes almıştım!
Sessizlik ne demekti huzurmu?, yoksa çıkmaz sokağın kaçamak kapısı'mı?, sessizliği dinleme zamanımız olduğu için zevinmelimiydik yoksa ağlamamızmı lazımdı sessizlik yoldaşımız oldu diye!
Yada benim sessizliğim ölümün sessizliğimiydi?
Oda'nın kapısı çalmasıyla tüm huzurum kaçarken gitmesi için açmamıştım gözlerimi
"Tık, tık, tık!" Kapı sürekli ama sürekli çalmakta ısrar ederken sanki alacaklıymış gibi şiddeti artıyordu, gözlerimi aralamamla bomboş duvarla karşılaşırken yataktan kalkmış kapıya doğru ilerlemiştim ama sanki ayaklarım gitmek istemezken ben zorla sürüklüyordum!
Elimi kapı kulpuna koymamla soğukluğu tüm vücudumü ürperti sararken sanki kanım donmuştu, ama durmamıştım kapı kulpunu yavaşça indirmiştim!
****************❤❤***************
Yine güzel bir bölümün sonuna geldik canlar, bölümler daha sık gelmeye başlayacak artık. 😉😉
Bölümü nasıl buldunuz merak ediyorum yorumlarda buluşalım.
İNSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_
TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06
TAKİP EDERSENİZ ÇOK SEVİNİRİM CANLARIM. (İnstagram da ve tiktok da güzel videolar var kaçırmayın derin😇🤗
SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN 💞❤♥😇
NOT : Yorumlarınızı ve oylamalarınızı bekliyorum 😉😉
❤❤❤❤❤💘❤❤