İçeriğe geç

HÜKÜM

Bölüm 35 · 24 dk okuma

HÜKÜM

Bölüm 35

31.B�L�M

Bu sefer İzem'e destek olmayı seçmiş ve isteğini koşulsuz şartsız kabul etmiştim çünkü ona bunu borçluydum, var olduğu sandığı ailesinin yerle bir oluşunu kabullenmek kolay değildi onun için!, son kez yutkunmuş kendimi hafif geri çekmemle boynuma dolanan İzem'in kolları gevşemiş geri çekmişti kendini!, niye bu kadar dağılmıştım anlamıyorum belki de İzem'in bu denli yıkılmasını beklemiyordum, belki' de ona acımıştım bilmiyorum ama kendimden deli gibi nefret ediyordum madem ağayım diye geziniyorum susmam lazımdı değil mi?, tıpkı başka bir şeylere sustuğum gibi buna da susmam lazımdı ama yapmamıştım can yakmayı seçmiş ama susmamıştım belki de İzem bu kadar üstüme gelmeseydi yine susardım ama yapmamıştı, İzem afallayan gözlerle gözlerime bakmış konuşmak için dudaklarını aralamıştı ama tek bir kelime edemezken gözünden akan yaşla geri yutkunmuştu, ayağa kalkmamla "Hazırlan!" Demiş İzem' in yanından ayrılmıştım, odayı bir kaç adımla adımlamış ve hızla kapıyı açarak çıkmıştım, kimsenim kapı önünde olmaması ve sözümü dinlemiş olmaları güzeldi, merdivenlere yönelmemle elimi korkuluğa koyarak hızlı adımlarla merdivenleri inmiş avluya gelmiştim

"Kaner!" arkama bile bakmadan kapıya yönelmemle ismimin zikredilmesi bir olmuş ve olduğum yerde durmuştum hafifte olsa arkamı dönmüş omzumun üstünden bakmıştım ama tek şaşıran ben olurken Haşir ağa tam arkamda durmuş bana bakıyordu

"Neler oluyor Kaner?"

"Bir şeyin olduğu yok"

"O yüzden' mi karın elinde ilaçlarla -""

"Yeter!" Babamın cümlesini kesmemle bağırmış ve babama doğru dönmüştüm

"Karımın yaptıkları sadece beni ilgilendirir sizi değil"

"Öyle' mi bence sen karını akıl hastanesine yatır" babam cümlesini söylemesiyle gülerken hızlı adımlarla babama doğru gidip tam karşısında durmamla işaret parmağımı babamın gözleri önünde sallayarak konuşmaya başlamıştım

"Doğru konuş"

"Ne o yalan' mı?"

"Yalan!" Babam ne kadar yüzünde yer edinen miğde bulandırıcı gülümsemeyi silmese' de bir adım daha yaklaşmış gözlerinin içine bakmıştım

"Sadece zor zaman geçiriyor ama sen merak etme ben düzeltirim moralini sonuçta kocasıyım!" Haşir ağanın yüzündeki gülümseme git gide silinirken bu sefer gülen bendim

"Gönlünü nasıl hoş tutacağımı iyi biliyorum ve hatta biliyor musun şuan nereye gidiyoruz?" Haşir ağa çatılan kaşların altında öfkeyle bakarken ben gülen gözlerle bakıyordum

"Karımla yapamadığımız balayına!" Cümlemi söylememle arkamı dönmüş kapıya ilerlemiştim babam arkamda kalırken bir an bile bakmamıştım, İzem'i bu hale getiren benken ona laf ettiremezdim hele ki Haşir ağa' ya asla!, konağın kapısını açmamla kapıdaki adamlar afallamış hızlı bana bakarlarken kapıyı arkamdan çarpıp çıkmıştım

"Aracımı hazırlayın"

"Ağam aracınız yok" kapıdaki adamın cümlesiyle şaşırmıştım

"Ne demek yok"

"En son Fırat bey almıştı aracınızı" korumanın dediği cümleyle sadece başımı aşağı yukarı sallamış önüme dönmüştüm çünkü şimdi bu durumda araç derdine düşecek değildim

"Sen git İzem'in alacağı varsa yardım et" koruma hiç bir şey demeden az önce benim kapattığım kapıyı açmasıyla tekrardan konuşmuştum

"Biri bir şey derse bir açıklama yapmayın" koruma cümlemi duymasıyla olduğu yerde durmasıyla başıyla onay verip içeriye girmişti, sıkı sıkıya tembih etmemin sebebi İzem'in daha fazla benim yüzümden zarar görmemesi içindi!

Beş dakikanın sonunda konağın kapısı tekrardan aralanırken İzem ardından koruma gelmişti ama ellerinde hiçbir şey olmazken İzem biraz da olsa gözlerindeki kızarıklığı saklamıştı ama yüzüme dahil bakmazken yanımdan geçip korumaların getirdiği araca gitmişti, İzem'in arkasından gitmemle ondan erken davranmış ve kapısını açmıştım, İzem'in kızaran gözleri gözlerime değmesiyle gözlerini kaçırmış araca binmişti kapısını kapatmamla aracın önünden dolaşıp araca binmiştim, işte gidiyorduk cehennemin tam kucağına neden gitmek istediğini anlamamıştım ama kabul etmiştim çünkü ona borçluydum, kontağı çevirmemle emniyet kemerimi takmış ve İzem'e bakmıştım ama o gözlerini kapatmış bir şekilde dururken gözünden bir damla yaş akmıştı!

İZEM KAMİROĞULLARI

Belki de en zor yolculuğumdu bu yolculuk, içimde acı ve öfke olurken dilimde ve kalbimde inkar vardı belki de öyle umduğum içindi, yerine oturan taşlar canımı yakıyordu en kötüsü' de babam için yaptığım onca şeyden sonra yüz üstü kalmanın acısıydı bu, ne kadar yalan desem de doğruluğundan emindim çünkü Kaner yalan konuşacak biri değildi şu kısa zamanda tanıdığım adam bunu yapmazdı, susardı, öfke kusardı yada yıkıp geçerdi her şeyi, herkesi ama asla yalan konuşmazdı bugünde öyle yapmıştı susmamıştı ama yalanda konuşmamıştı, şimdi ise kandırıldığım şehre hesap sormak için gidiyordum ama kimden?, neyden hesap soracaktım?, yanan gözlerim kalbimin acısını bastırmaya yetmezken akan göz yaşlarımda içimde yanan ateşi söndürmeye yetmiyordu, babamın intikamı için hayatı zindan etmeye çalıştığım adam beni gerçeklerle yüzleştirmiş ve elimden tutmuştu, minnet mi etmem gerekiyor yoksa lanet mi etmem gerekiyor bilmiyordum aklım allak bullak olurken içimde Kaner'e karşı beslediğim bir duygu yoktu olmadığı gibide var olan nefretimde gitmişti gerçi niçin, kim için besleyecektim artık değil' mi?, Kaner yol boyunca tek bir kelime dahil etmezken araçta sessizlik hakimiyetini kurmuştu!

-

Uçak alçalmaya başlamasıyla bulutlar bizden uzaklaşmış ve içime dolan korku fazlalaşmıştı!

Uçaktan inmemizle Kaner'in bizim için ayarladığı araca gitmiş ve Kaner kapımı açmasıyla araca binmiştim, Kaner kapımı kapatıp aracın önünden dolaşarak şoför koltuğuna geçmesiyle kendi emniyet kemerini takarken sorgulayıcı bakışlarıyla bana bakmıştı belki de benden bir cevap bekliyordu ama verebileceğim hiç bir şey yoktu anneme gideceğim desem gidemezdim, hem ne diyecektim ki sevdiğin adam başkasına mı gitti diyecektim ne diyecektim? Annem asla bunu kaldıramazdı ve hayatımızda yeri olmayan biri için annemi üzemezdim ona bu haksızlığı yapamazdım!

"Nereye gideceğiz?" Kaner'in sorusuyla alt dudağımı dişlerimin arasında ezmiş ve gözlerimi pistten çekerek zifiri gözlere bakmıştım

"Şirkete!" Kaner cümlemle şaşırırken tereddüt e düşmüştü ama önüne dönmesiyle aracı çalıştırmış yola koyulmuştu, gerçekten Kaner hep böyle biriydi de ben mi görmemiştim yoksa bana acıdığından, her şeyin sorumlusu kendisini tuttuğundan' mı bu kadar iyi davranıyordu emin olamıyordum, gerçi iyi olmasa kendisini vuran kızı' da sırf kurtarmak için kendine eş yapmazdı herhalde değil mi?, yada öyle bir ihtimal olduğundan mı kurtarmıştı "Offf" dudaklarımdan kaçan oflamayla yan camdan dışarıyı izlemeye bakmıştım, gerçi artık hiç bir şey umurumda değildi, babam beni öyle bir duruma getirmişti ki artık onun kanını güdecek değildim, bu genişlik bende yoktu belki' de sevgili ikinci ailesi yüzünden!, cümlenin devamını getiremezken boğazımda koca bir yumruk olarak oturmuş ne nefes alabilmiş nede verebilmiştim!

"Yadigar Hayatım nasılsın?"

"İkinci bir ailesi var!"

"İzem'im, bir tanecik kızım"

"Seni önemsemiyor!"

"İyi ki siz siniz benim ailem!"

"Çoktan gitmiş ve kendine yeni bir hayat kurmuştu kendine!"

Babamın ve Kaner'in sözleri karma karışık bir şekilde kulaklarımda yankılanmasıyla görüntüler gözümün önünde gidip gelirken Kaner'in gösterdiği resimler, babamın gülüşleri her şey ama her şey tek tek gözümün önünde geçiyordu

"Dur, dur!" kısık sesimle konuşmaya çalışsam' da Kaner beni asla duymuyor ve aracı sürmeye devam ediyordu ama nefes alamıyordum elimi yavaşça boynuma götürmemle diğer elimi belli belirsiz Kaner'e uzatmış ve en sonunda bağırmıştım

"Durdur arabayı!" Kaner uğradığı şokla ani firenle dururken ben hızla aracın kapısını açmış ve aşağıya inmiştim ama bir adım bile atamadan yere düşmüştüm

"Allah'ım!" titreyen sesime rağmen bağırmıştım ama beynimin içinde dönen seslere engel olamıyordum, Kaner koşarak yanıma gelmesiyle sadece bakarken bu sefer konuşan ben olmuştum

"Neden Kaner neden?, ben babam için onca şeyi yaparken babam neden bunu yaptı bana, bize!" sözlerimi söylerken elimi deli gibi yere vurmuştum

"İhanetin bir nedeni olmaz!" Kaner dengime çökmesiyle bana bakarken zorda olsa gözlerine bakmıştım

"Gidecek kişi gider, ihanet edecek kişi' de er yada geç eder!, o yüzden şimdi kalk!" Kaner cümlelerinde tek bir acıma olmazken bütün soğuk kanlılığıyla konuşuyordu ama bende o soğuk kanlılık yoktu, kendimde ne yeniden ayağa kalkacak güç bulabiliyordum nede cesaret

"Sana kalk dedim!" Kaner bu sefer otoriterliğini beni ayağa kaldırmak için kullanırken onu dinlemiyordum ama Kaner omuzlarımdan tutmuş ayağa kaldırmıştı ama araca binmemiştik Kaner'le birlikte aracın önüne gitmiş ve kaputuna yaslanarak oturmuş sadece susmuştuk!

KANER KAMİROĞULLARI

Sessizliği çalan telefonun sesi bozmasıyla İzem gözünün ucuyla bana ardından önüne bakmıştı ben ise istifimi bozmadan ceketin iç cebinden telefonu çıkartıp arayana bakmıştım ama arayan bizim aşiretten Celal olurken oturduğum kaputtan doğrulup ileriye giderek İzem'den uzaklaşmış ve zaman kaybetmeden cevaplamıştım

"Ne oldu?"

"Ağam çarşı' da seni soruşturanlar varmış!" Celal' ın cümlesiyle omzumun üstünden İzem'e bakmamla tekrar konuşmaya başlamıştım

"Kimlerdenmiş?"

"Yabancılardan ağam, sizin ne işlerle uğraştığınızı, nasıl biri olduğunuzu sorarlarmış!" duyduklarım tepemin tasını artmasına neden olurken önüme dönmüştüm

"Bana bak Celal sen elini hızlı tutuyorsun ve bütün herkesi tembihliyorsun eğer olurda biri Aliz' den bahseden olursa Allah şahidim yaşatmam!"

"Emrin olur ağam!"

"Eğer olurda biri konuşursa ilk önce hesap sormaya senden başlarım!, saten en fazla iki güne geldikleri yere giderler"

"Merak etmeyin ağam herkese haber uçururum şimdi!"

"Beni soruşturanlara bir şey yapmayacaksınız!" telefonu kapatmamla İzem'e tekrardan bakmış ve yavaş adımlarla İzem'e doğru giderken İzem bana bakmıştı ama tek bir şey dememiş yanına oturmuştum çünkü adım kadar emindim İzem'in adamıydı onlar İzem ise onları kendisi çekecekti, İzem sessizce akan göz yaşlarını ne kadar belli etmemeye çalışsa' da olmuyordu gerçi sevdiği, sevildiği ailesinin yok oluşunu nasıl metanetle karşılayabilir ki?

"Gidelim' mi!" İzem gök yüzüne ardından bana bakmış ve başını yavaşça aşağı yukarı sallamıştı, başımla onay vermiş oturduğum yerden kalkıp kendi tarafıma geçmiştim, İzem'de arkamdan kalkmasıyla araca binerek kendi yerine oturmuş ve tekrardan yol çıkmıştık

Şirkete gelmemizle hızla durmuştum ama İzem beni beklemezken araçtan inmiş ilerlemeye başlamıştı bende arkasından inmemle İzem'i takip ederken herkesin şaşkın bakışları arasında ilerliyorduk ama İzem kimseyi umursamazken bazıları kendi aralarında konuşuyor bazıları korkuyla hiç bir şey yokmuş gibi davranmaya çalışıyordu

İZEM KAMİROĞULLARI

Merdivenleri hızlı adımlarla çıkmış ve en sonunda Emre'nin odasına gelmiştim

"İzem hanım hoş geldiniz!" Sekreter'i dinelemeyerek yanından geçmiş ve hızla kapıyı açmıştım, içerde misafirler olsa da kimse umurumda değildi

"Neler oluyor?"

"Çıkın dışarı!"

"Ne yapıyorsun İzem!" Kimse beni dinlemezken Emre öfkeyle bakıyordu gözlerime

"Çıkın dedim!" son bağrışımla herkes odadan çıkarken Emre'ye doğru ilerlemiştim

"Biliyordun değil mi?" Emre sorumla şaşırırken ayağa kalkarak bendeki bakışlarını çekmiş arkamda duran Kaner'e bakmıştı

"Sana bir soru sordum!, biliyordun değil mi?"

"Neyi?" Emre bana bakmasıyla konuşurken içimdeki öfke dinmiyordu

"Sende babamın yaptıklarını biliyordun!, babamın nasıl bizi kandırdığını, nasıl kendine yeni bir aile kurduğunu sende biliyordun" Emre cümleme şaşırmazken boğazıma koca bir yumruk oturmuştu, işte deli gibi korktuğum olmuştu her şeyi Emre'de bilirken oda beni kandırmıştı

"Aşağılık" Emre'yi göğsünde ittirmemle bağırırken Emre bir adım geriye sendelemesiyle sandalyeye çarparken durmuştu

"İşte o kadar aptalım ben!, gerçekleri görmediğim gibi senide göremedim, görmedim!"

"İzem beni dinle"

"Ne dinleyeceğim, neyini dinleyeceğim senin!, beni nasıl kandırdığını mı anlatacaksın!"

"Ben seni kandırmadım!"

"Kes sesini!" Cümlemi söylememle Emre'ye tokadı basmıştım, Emre tokadın etkisiyle başı yana düşerken dişlerini deli gibi sıkmaya başlamıştı çünkü biliyordum bu yaptığım onu öfkelendirmişti!

"Sen babamın parası için yanımdaydın ama baktın gördün babamın açığını biliyorsun para deli gibi var işte o zaman bana ihtiyacın kalmadı değil' mi?"

Emre ye bir adım daha atıp yaklaşmış ve beni onca zaman kandıran gözlerine bakmıştım

"Babam gitti parası da gitti, ama sen babası yoksa salak kızı var dedin ve o kaybettiğin parayı bende bulma umuduyla düğüne kadar geldin!"

"Ne?" Arkamda Kaner' in sesi duyulmasıyla bir adım atıp yanıma gelmiş bana bakıyordu ama şimdi buna takılacak yada konunun değişmesine müsaade etmeyecektim gerçi değişemezdi çünkü Emre söylediklerimi inkar edemezken gözümden akan yaşla alt dudağımı dişlerimin arasında ezmiştim

"Allah belanı versin, senin Allah belanı versin!" Bağırarak konuşurken Emre'nin göğsüne vurarak ittiriyordum

"Ama hata bende seni severek sana aptal gibi güvenerek hata ettim!, o gün geldiğinde bile acaba mı dedim ama hata bende çünkü tamda senin düşündüğün gibi aptalım!" Bağırmamla masaya yeltenmiş ve üstünde ne var ne yok elimin tersiyle yere sermiştim, masadaki bilgisayar ve kalemler yerle buluşmasıyla odada yankılanmış ve Emre bir adım geriye gitmişti ama geriye giden sadece Emre olurken Kaner Emre'ye doğru ilerlemiş ve yakasından tutmasıyla kendine doğru çekmişti

"Sen kim oluyorsun' da düğünüme, evleneceğim kadına geliyorsun!"

Kaner' in bağrışları odada yankılanmasıyla gözüm kararırken dünyam dönmüş yer ayaklarımın altından çekiliyordu

"Şerefsiz" sıkı sıkıya kapattığım gözlerimi Kaner'in bir kez daha bağırmasıyla aralarken başımı kaldırmış zorda olsa bakmıştım ama Kaner'in tüm odak noktası Emre olurken yumruk atmış ve Emre yere düşmüştü, Kaner asla durmak bilmezken tekrar dan Emre'nin yakasına yapışmış ve ayağa kaldırmıştı ama benim daha fazla dayanacak takatim yoktu herkesi, her şeyi arkamda bırakarak çıkmıştım odadan, bir kaç adım atsam da arkadan Kaner'in bağrış sesleri kesilmezken herkes korkuyla bakıyordu bize, gözlerimi son bir kez daha sıkı sıkıya kapatıp yutkunmamla gözlerimi aralamış duvardan destek alarak ilerliyordum, merak ve korku dolu gözler eşliğinde uğruna kan akan şirketi terk ediyordum belliydi burası uğursuzluk getiriyordu en azından benim için öyleydi çünkü bana bir şey getirmez tam tersi benden her şeyi götürmüştü, şu hayatta sevdiğim iki insanı' da benden almıştı!, merdivenleri zorda olsa inmiş ve şirketin avlusuna gelmiştim, onca zaman sonra beni gördükleri için şaşırırken bazıları anlamıştı bir şeylerin ters gittiğini ve bana ardından geldiğim yöne bakıyorlardı, akan göz yaşlarıma engel olamazken omzumun üstünde arkama bakmıştım ama kimseler yokken arkamda' da bana bakanlar vardı, elimin tersiyle göz yaşlarımı silip önüme dönmüş ve hızla kapıya yönelmiştim, güvenlik görevlisi beni görmesiyle "İzem hanım!" adımı zikrederken hızla yanıma gelmişti

"İyi' misiniz?"

"Ta- taksi"

"Hemen efendim" ne kadar sesiz söylesem de beni anlamış ve hızla telefonuna sarılmıştı.

İki üç dakikaya taksi gelmiş ve zaman kaybetmeden araca binmiştim

"Nereye efendim?" şoförün sesiyle dikiz aynasına bakmış ve taksiciyle göz göze gelmiştim

"Siz iyi misiniz?" taksici sorgulayıcı bakışlarıyla bakarken başımı yavaşça aşağı yuları sallamış ve yutkunmuştum

"Mezarlığa!" şoför tek bir kelime dahil etmeden önüne dönerken aracı çalıştırmış ve yola çıkmıştık, gerçi ne diyebilir ki mezarlık sözcüğünden sonra, bir insan neden gider ki mezarlığa sevdiği orada olmadığı sürece, ailesinden, canından bir parça olmadığı sürece neden gidilir ki hatta bırak gitmeyi cümlesi bile gelmezdi insanın aklına ama bu sefer öyle değildi, sevdiğim değil de nefret ettiğim kişi oradaydı, toprağıyla hasret gidermek için değil de toprağıyla isyanımı, nefretimi dile getirmek için gidiyordum, nefesimin daralmasıyla pencereyi açmıştım ama burnuma dolan toprak kokusu canımı yakmıştı önceden derdim bize sevdiklerimizi hatırlatmak için, sevdiklerimizi bizden aldığı için böyle güzel kokar diye ama şimdi neyi hatırlatacaktı ki babamın nasıl bize ihanet ettiğini mi?, nasıl bizim ailemiz olmadığını mı hatırlatacaktı?, gözlerimi kapatmamla dişlerimi deli gibi sıkmış duruyordum, cevap bulamadığım sorular içinde boğuluyordum aslında hep Kaner'e kızıyordum çünkü başkasını suçlamak en kolayıydı ama gerçekler öyle değildi Kaner hiç bir şey yapmazken ben kendi kendimi boğuyordum, kulağıma dolan yağmur sesiyle zorda olsa tuttuğum göz yaşlarıma daha fazla engel olamazken sessizce ne ağlıyordum, önceden bu koku, bu ses dayanağım olurdu ama şimdi öyle değil bırak dayanağım olmayı yıkıntım olmuştu artık, beni altında bırakan koca bir yıkıntı!

"Hanım efendi geldik!" içinde kaybolmak istediğim karanlığıma yere çarpan yağmur sesleri eşlik ederken şoförün acı cümlesi kulaklarımda yankılanmasıyla gözlerimi yavaşça aralamış ilk önce dışarıya ardından şoföre bakmıştım, ama vereceğim hiç bir para olmazken yanımda sadece boynumda babamın hediyesi olan kolye vardı gerçi artık taşımaya da gerek yoktu ya bunu, ellerim zorda olsa boynumdaki kolyeye gitmişti kolyenin kancasını açamazken göz yaşlarım beni dinlemiyordu ama en sonunda kancayı açmış ve kolyeyi çıkartmıştım, belki de bundan başlamam lazımdı onca yalandan kurtulmak için, avucumdaki kolyeye son kez bakmamla adama uzatmıştım, şoför yaptığıma şaşırsa da tereddüt ederek almış ve bana sorgularcasına bakmıştı

"Altın"

"Neden veriyorsun abla bunu"

"Artık gerek yok!" sözler boğazıma düğüm olurken arkama bile bakmadan araçtan inmiş kapıyı arkamdan kapatmıştım, taksinin gitmesiyle işte şimdi tek başıma kalmıştım burada, her yağmur damlası kalbimde, yüreğimde koca bir yara açarken, yavaş adımlarla ayaklarımı sürümeye başlamış ve mezarlığa doğru gidiyordum, definden sonra ilk defa geliyordum mezara çünkü sırf babamın kanı yerde kalmaması için hayatımı karatmıştım ama nerede olduğunu aklıma kazımıştım çünkü biliyordum adım kadar Kaner'in beni asla getirmeyeceğini o yüzden ezberlemiştim ama bu saatten sonra gerek yoktu! çünkü bir daha buraya asla gelmeyecektim ve o gün nasıl aklıma kazıdıysam aynı şekilde' de silecektim!, babamın mezarını görmemle olduğum yerde durmuş boğazıma koca bir yumruk oturmuştu göz yaşlarım yağmur damarlarına eşlik ederken yanağımdan akıp boynuma doğru gitmişti, ıslanmıştım hatta sırılsıklam olmuştum ama kalbimdeki öfkeyi dindirmeye, yanan yüreğimi söndürmeye yetmiyordu, zorda olsa bir kaç adım daha atmamla bacaklarım artık beni taşımaz olmuştu, yere dizlerimin üzerine düşmemle babamın mezarının önünde diz çökmüştüm

"Neden?" Sorumun cevapsız kalacağını bilsem de sormuştum hiç bir zaman cevabını alamayacağım asla bilemeyeceğim soruyu sormuştum ama bana verilen sadece koca bir boşluktan oluşan sessizlikti!

"Neden dedim sana neden?" Toprağa deli gibi vururken bağırmıştım biraz da olsa içimi ferahlatmak için!

"Bizden daha mı çok sevdin onları?"

Yağmur yağdığından dolayı mezarlık çamur olurken benim de elim, üstüm başım çamur olmuştu, ben bu bataklığı hak etmezken babam için aynısını söyleyemeyecektim o tamda hak ettiği yerdeydi bataklıkta çamur içinde olmayı hak etmişti!

"Annemin hastalığını bilmene rağmen nasıl yüz üstü bırakırsın bizi?, nasıl?"

Cevaplanmayacak onca soru varken elimde olan tek bir gerçek vardı oda babamın bizi sevmemesiydi, zaten sevgi olmadığı zaman ister insan ölüm döşeğinde olsun ister ayakta olsun yine terk edilirdi hani derler ya gidene mi zor kalana mı kesinlikle cevap kalanaydı çünkü giden zaten yerini hazırlamıştır yoksa neden yuvasını bıraksın' ki?, neden ailesini dağıtsın ki?, kendine yeni bir aile kurmadığı sürece!, babamın toprağını dövmekten ellerim kan içinde kalırken en sonunda pes etmiş ve durmuştum çünkü artık yağmurdan da topraktan da nefret ediyordum ama kala kalmıştım ikisi içinde, iki çıkmaz yol, iki girdap ve tek bir boğulan!

"Nefret ediyorum senden baba, nefret ediyorum!, senden de sen bildiğim topraktan da, kokun bildiğim rüzgardan ve onları bana getiren yağmurdan' da nefret ediyorum!" Son cümlelerimi, isyanımı dile getirmemle başımı eğmiş teslim olmuştum artık kaderime!

Islak olan saçlarımdan sular akarken kucağıma, bana değen yağmur kesilmişti, gözlerimi aralamamla başımı hafif kaldırmıştım ama yağmur yağıyordu sadece bana değmezken başımı kaldırıp omzumun üstünden arkama bakmıştım, gördüğüm manzarayla şok olurken sadece kaşlarım çatılmış dudaklarım aralanmıştı ama tek bir kelime edemezken bana bakan bir çift zifiri gözlere bakıyordum!

Kaner ıslanmasına aldanmazken ceketin ucundan tutmuş bana siper etmişti ve tek bir yağmurun damlamasına müsaade etmiyordu başımı hafif yan çevirip bakarken bu sefer susan bendim ve tek bir kelime dahil edemezken Kaner'in saçından akan yaşlar yüzünde iz bırakarak gidiyordu bazıları ise sert çehresine değmeden yerle buluşuyordu!

"Ne işin var burada!" Şaşırarak söylediğim cümleyle birlikte Kaner başını dikleştirmiş mezarlığa ardından bana tekrar bakmıştı

"Seni almaya geldim!" Kaner cümlesini söylemesiyle gözlerini gözlerimden bir an bile ayırmadan ceketini çıkarıp üstüme sarmalamış ve omuzlarımdan tutarak kaldırmıştı, şaşkın gözlerle Kaner'in omuzlarımdaki eline bakmıştım

"Üstün belli oluyor" Kaner'in cümlesiyle Kaner'e tekrardan bakmıştım, Kaner bendeki bakışlarını çekmesiyle omuzlarımdaki elini biraz daha sıkarak yönümü çevirmiş ve bir adım gitmek için adım atmıştı ama ben atmazken son kez omzumun üstünden mezarlığa bakmıştım

"Artık senin İzem diye bir kızın yok benimde senin gibi bir babam yok!"

Cümlemi söylememle önüme dönmüş ve bir adım atıp Kaner'in dengine gelmiştim, Kaner hareketlenmesiyle Kaner'e karşı çıkmamış tam tersi hareketlerine ayak uydurmuştum , mezarlığı arkamızda bırakarak gitmiş ve mezarlıktan çıkmıştık, aracın yanına gelmemizle Kaner kapımı açarken araca binmiş kapımı kapatıp aracın önünden dolaşarak şoför koltuğuna geçmişti, Kaner emniyet kemerini takarken belki de benden bir cevap bekliyordu ama verebileceğim hiç bir şey yoktu anneme gideceğim desem gidemezdim, annem benim halimden anlardı anlatsam ise

Annem asla bunu kaldıramazdı ve hayatımızda yeri olmayan biri için annemi üzemezdim ona bu haksızlığı yapamazdım!

Kaner hiç bir şey demeden aracı çalıştırmış yola çıkmıştık ama nereye bilmiyordum hiç bir şey demeden sadece yolu izlerken Kaner sokaklarda boş boş dolaşıyordu belli ki Kaner'de bilmiyordu ama gidiyorduk!, sessizliği Kaner'in telefon sesi bozarken hızla telefona bakmış ve gaza yüklenmişti ama bu sefer diğerinden farklı olurken nereye gideceğini biliyordu, sahil kenarından ilerlememizle aracın camını açmış derin bir nefes almıştım, deniz kokusu buram buram gelirken dalgalar birbirleriyle tam bir uyum içinde hareket ediyorlar birlikte çarpıyorlardı kıyıya, Kaner ara yola sapmasıyla eşsiz manzara yok olurken çok iyi bildiğim sokaklara sapmıştı ama bunu yapmazdı, bu kadar bana iyi davranmazdı o yüzden kendimi kandırmayacaktım gözlerimi kapatmamla başımı arkaya yaslamış ve sessizliği dinlemiştim, Kaner'le evlendiğimizden beri onca şey oldu ama hiç biri bu kadar acı olmamıştı her şey şu iki günde bitmişti ve hiç olmadığım kadar yıpranmıştım, zihin olarak, duygusal olarak çökmüştüm çenem titremesiyle göz yaşlarıma bir kez daha engel olamamıştım

"Geldik"

Kaner'in cümlesiyle gözlerimi aralamış etrafa bakınmıştım ama burası!, Etrafa biraz daha bakınsam da Kaner'e dönüp bakmıştım ama Kaner direksiyonu sıkarken önüne bakıyordu belli ki kendine yedirememişti bu yaptığını ama yapmıştı sırf toplana bilmem için beni Hakan'ın evine getirmişti

"Neden yaptın bunu?" Kaner bana bakmazken önündeki yola ardından başını eğerek direksiyona bakmıştı

"Kaner sana diyorum!" Kaner en sonunda bana bakarken gözünün ucuyla' da arkamdaki eve bakmıştı

"Seni bekliyor!" Kaner'in baktığı yöne bakmamla Hakan evin önünde endişeyle araca bakıyordu, inmem mi doğru olurdu yoksa inmemem mi bilemezken aracın kapısını açmış tereddüt etsem de inmiştim

"İzem!" Hakan koşarak yanıma gelmiş ve hızla sarılmıştı üstümün çamur içinde olduğunu umursamamıştı bile

"Ne oldu sana?" Hakan omuzlarımdan tutup beni kendinden uzaklaştırmasıyla gözlerime bakmıştı

"Yoksa Kaner' mi bir şey yaptı?" Hakan'ın cümlesiyle gözlerimden yaş akarken Hakan öfkeyle araca hamle yapmasıyla kolundan tutup yavaşça başımı iki yana sallamıştım

"Sadece uyumak istiyorum!"

"Tamam gel" Hakan kolumdan tutmasıyla omuzumdaki ceket düşerken hızla tutmuş ve sıkı sıkıya sarılmıştım çünkü bu ceket sığınağım olurken tek saklanabildiğim yerdi!, Hakan beni kendine çekmesiyle kendisine yaslamış yavaş adımlarla eve doğru yürüyordu

"Merak etme sıcacık bir kahve yaparım sonra da yatarsın!"

"Güzelce ne uyuyacaksın daha sonra bana her şeyi anlatacaksın, en baştan tamam mı?"

Hakan sürekli bir şeyler söylerken benden bir cevap bekliyordu ama bırak cevabı en ufak bir tepki bile vermemiştim, Hakan açık olan kapıyı eliyle biraz daha iterken sonuna kadar kapı açılmış ve arka duvara çarpmasıyla durmuştu içeriye adım atmamla Hakan'a dönüp "Kaneri de çağır" demiştim, Hakan cümleme şaşırmasıyla kaşlarını çatmış bana ardından araçta duran Kaner'e bakmıştı

"Üstün ıslak hastalanırsın gidelim!"

Hakan beni geçiştirmeye çalışırken içeriye girmeye yeltenmişti ama girmemiştim, bu sefer Kaner'i yok sayamazdım benim için yaptıklarından sonra ona en azından bu kadarını borçluydum

"Hakan!"

"Of tamam" Hakan istemeye istemeye beni bırakıp araca doğru gitmiş ve camdan içeriye bakarak konuşuyordu, ne konuştukları duyulmazken en sonunda Kaner araçtan inmiş bana bakmıştı, yüzündeki ifadeyi anlamamıştım öfkelimi değil mi bilmiyorum ama benden gözlerini ayırmazken Hakan'ın arkasından geliyordu Hakan ise öfke doluydu

Hakan başıyla içeriye göstermesiyle onay vermiş ve içeriye girmemle salona yönelmiştim Hakan ise odasına gitmişti

"Beni neden çağırdın?" Kaner Hakan'ın olmayışını fırsat bilirken hemen sorusunu sormuş çatılan kaşları altından gözlerime bakarken bir cevap bekliyordu benden

"Hasta olacaksın?"

"Ben hasta olmam İzem seni bana acı diye getirmedim buraya -"

"Biliyorum bana acıdığından getirdin!"

Kaner'in sözünü kesmemle yüzüme yerleşen acı tebessümle cevaplamıştım, Tabi ki de her şey değişecek değildi ve değişmemişti de sadece var olan hayatımın yalan dan ibaret olduğunu öğrenmiştim, yıkılan dünyam hariç hiç bir şey değişmemişti ve değişmeyecekti de!, Kaner'i arkamda bırakarak kapıya giderken çıkmadan durmuş son kez bakmıştım arkama

"Sana acımamıştım!" Biraz da olsa Kaner'in aklındaki düşünceyi yok etmek için çıkmadan gerçekleri söylemek istemiştim ama inanması artık ona kalmıştı, salondan çıkmamla elinde kendi kıyafetleriyle sorgularcasına bakan Hakan'la karşılaşmıştım,

"Bir şey mi oldu?"

"Hayır!" Başımı yavaşça iki yana sallamamla sessizce ne konuşmuştum

"Tamam kıyafetler yatağın üstünde, üstünü değiştir salona gel ellerine pansuman yapalım"

"Ha-"

"Sakın!" Hakan'a itiraz bile edemezken başımla onay vermiş ve yanımdan geçip odaya gitmiştim, kapıyı açmamla yatağın üzerinde kıyafetler vardı ve zaman kaybetmeden banyodan üstümü değiştirerek odadan çıkmıştım çıkmasına ama bu eşofman takımıyla nasıl Hakan'ın karşısına çıkacaktım, çünkü en son Kaner sırf bu konu yüzünden delirmişti, elimin acısı her saniye kendini hatırlatırken tereddüt etsem de odadan çıkmıştım.

Salona girmemle Hakan koltukta tek başına oturmuş önündeki ilk yardım çantasıyla bekliyordu

"Kaner nerde?" Hakan cümlemi duymasıyla eğdiği başını kaldırmış bana bakmıştı

"Benim kıyafetlerden verdim üstünü değiştiriyor" sadece başımı aşağı yukarı sallamış arkamı dönüp salondan çıkmaya yeltenmiştim

"İzem!" Hakan'ın cümlesi salonda yankılanmasıyla kolumdan tutmuş beni durdurmuştu, anlamayan gözlerle baksam da Hakan bendeki bakışlarını çekmiş ellerime bakmıştı

"Gel pansuman yapalım" Hakan hiç bir şey dememe bile müsaade etmeden elimden tutup beni koltuğa götürmüş oturtturmuştu, Hakan hiç bir şey demeden masadaki ilk yardım çantasını alıp açmış içinden pamuk çıkarmıştı

"Gerek yok Hakan"

"Nasıl yok, İzem şu ellerinin haline bak" Hakan'ın cümlesiyle ellerime bakmıştım evet ellerim yara içindeydi ama kalbimdeki yara daha büyüktü gözümden akan yaşa engel olamazken dudağımın içini kemirmeye başlamış çenemin titremesini biraz da olsa engellemeye çalışmıştım

"İzem!" Kaner'in sesi duyulmasıyla ellerimi hızla Hakan'ın elinden çekip sesin geldiği yöne bakmıştım, Kaner ise beni baştan aşağıya süzmüş öfkeyle bakıyordu

"Ne oluyor burada?"

"Bir şeyin olduğu yok sadece eline pansuman yapıyordum"

"Yapma!" Kaner sıktığı dişlerinin arasından konuşurken yanıma gelmiş ve beni kenara çekmişti

"Benim karıma dokunmayacaksın"

"Ne diyorsun lan sen?" Hakan öfkeyle ayağa kalkmasıyla Kaner'in tam karşısına geçmişti

"Ne anladıysan o!"

"İkinizde durur musunuz" ikisi' de asla beni dinlemezken bağrış sesleri beynime işliyordu resmen

"Kız ne halde görmüyor musun sen?"

Hakan sorusunu sorarken Kaner tek bir cevap bile vermemiş dişlerini sıkarak dinliyordu

"Sen bu kıza ne yaptığını söylesene ya?"

Şaşkınlıkla Hakan'a bakmamla Hakan bana ardından Kaner'e bakmıştı

"Elleri yara içinde, ağlamaktan konuşamıyor!"

"Açık konuş ne demek istiyorsun?"

"Olur konuşayım" Hakan burnunun kenarı seğirmesiyle başını olumlu anlamda sallamış ve bir adım daha yaklaşmıştı Kaner'e

"Rızası olmadan dokundun mu yoksa!" Hakan'ın cümlesiyle Kaner in yumruk atması bir olurken Hakan bir adım geriye sendelemiş ve koltuğa düşmüştü

"Ne diyorsun lan sen?" Hakan Kaner'e karşılık vermek için öfkeyle ayağa kalkmasıyla hızla aralarına girmiştim

"Yeter!, durun artık!" Hakan beni geçmezken olduğu yerde durmuştu ama Kaner için aynı şeyi söyleyemeyecektim, Kaner bana doğru gelirken hızla kolumdan tutup kenara çekmiş ve işaret parmağıyla tehditkâr bir şekilde sallayarak konuşmuştu

"Haddini bil, gebertirim seni"

"Senden mi öğreneceğim lan" Kaner Hakana bir kez daha hamle yapmasıyla Kaner'in kolundan tutarak uzaklaştırdığımda bana bakmadan devam etmişti

"Adam olsaydınız eğer bu kızı yalan içinde bırakmazdınız lan"

"Ne diyorsun lan sen?"

"Kaner dur!" titreyen sesimle ne kadar Kaner'i durdurmaya çalışsam' da hepsi boşaydı, kavgayı artık bünyem kaldıramazken başımın dönmesiyle yavaşça masaya tutunarak yere çökmüş gözlerimi sıkıca kapatıp ardından aralamıştım

"Sizin sevgili Nevzat amcanız kendine yeni bir aile kurduğunu biliyor muydunuz?"

Kaner gerçekleri söylemesiyle Hakan olduğu yerde şok içinde kalırken bana inkar etmem için yalvaran gözlerle bakıyordu ama bu sefer inkar yoktu sadece acı gerçekler vardı!

"İzem neler oluyor?" Hakan Kaner'i geçmesiyle bana gelirken dengime, yere eğilerek dizlerinin üzerine çökerek oturmuştu

"İzem yalan olduğunu söyle" Hakan bana sürekli sorular sorsa da göz yaşlarım her şeyi anlatıyordu aslında ama Hakan kabullenmek istemezken kaçacak bir yol arıyordu

"Sana zindan hayatı yaşatan birinin sözlerine inanmıyorsun değil mi İzem?"

Hakan'ın her bağrışında ağlamam daha fazla şiddetlenmesiyle tek bir kelime dahi edemezken sadece başımı iki yana sallayabiliyordum

"Bu kadar mı değiştin sen!, bu adamın tek bir sözüyle ailene ihanet edecek kadar mı değiştin İzem, bu kadar mı gözün döndü!

"Hayır!" titreyen sesimle zorda olsa Hakan'ın gözlerine bakarak inkar ederken iki omzumdan tutup sarsmaya başlamıştı

"Söylesene sen aşık mı oldun bu adama da ihanet ediyorsun ailene"

"Hayır!" boğazımdan kopan hıçkırıklara engel olamazken Hakan nefretle bana bakıyordu

"Yazıklar olsun sana!"

"Hakan!"

Bu sefer Kaner Hakan'ın omzundan tutup geri çekerken öfkeyle bağırmıştı, Hakan ise kendini toplayamazken dizlerinin üzerinden arkaya düşmesiyle gözlerinden bir damla yaş akmış ve dolan gözleriyle bakıyordu yüzüme

"Yapmaz İzem Nevzat amca sizi bu kadar severken ailesine ihanet etmez, ben bile bu kadar inanıyorken sen nasıl inanmazsın"

"Yapmış Hakan yapmış, kendine yeni bir aile kurmuş, sevgilisi, çocukları var!"

Ağlayarak boğazıma oturan koca bir yumruğa rağmen konuşmuştum ama Hakan başını yavaşça iki yana sallayarak kabullenmek istemiyordu dediklerimi

"İki tane küçük çocukları var" Elimin tersiyle burnumu ve göz yaşlarımı silmiş ve yavaşça elimi çekerken tekrardan konuşmuştum

"Görmen lazım çocukların biri esmer biri sarışın!, nasıl mutlular resimde" ellerimle başımın iki yanını tutmuş ve parmaklarıma dolanan saçlarıma aldırış etmeden sıkıca geriye çekmiştim

"Bizde öyle mutlu değildi!"

Öfkeyle ayağa kalkmış ve kanepenin üzerinde duran telefonu hızla alıp galeriyi açmıştım, Hakan'a babamla ilgili resimlerimi açmamla gözüne sokarcasına göstermiştim

"Bak hangisinde mutlu? bak!" bütün resimlerde babam sert dururken hep derdim yapısı bu diye ama değilmiş, meğersem mutsuzluğun sebebi bizmişiz yoksa gayet gülebiliyormuş ama sadece bize gülmezken diğer ailesine mutluluğunu yansıtıyormuş, telefonu duvara fırlatmamla salonda sesi yankılanmış ve telefon iki parça olurken yerle buluşmuştu

"Ama aptal olan benmişim, ben!" son cümlelerimi söylememle elimi bağrıma vurarak kendimi göstermiştim

"Bir aptal gibi görememişim babamın bize olan sevgisizliğini!, Emre'nin nasıl beni kullandığını görememişim, sadece bir aptal gibi kendime yalanlara inandırmış, kendime yalandan' da olsa sevgi aramışım!, bu ellerimi soruyorsun öylemi?" Hakan'a ellerimi gösterirken tekrardan boğazımdan kaçan hıçkırığa rağmen konuşmuştum

"Ben sana söyleyeyim, çünkü babamın toprağından hesap sordum, sordum cevap versin diye defalarca vurdum toprağa, biraz da olsa yüreğimin acısını dindirmek için defalarca vurdum, babamın bize olan ihanetinin acısını hissetmemek için ama olmadı ne yüreğim soğudu nede bir cevap alabildim!"

Hakan bir şey demek için dudakları aralansa da hiç bir şey diyememiş susmuştu çünkü denilecek her şeyi zaten ben demiştim ne başka bir söze gerek vardı nede başka bir şeye!

"Nevzat amca bunu size yapmaz İzem!" Hakan'ın cümlesiyle geriye sendelememle koltuğa çarparken hızla oturmuştum, Hakan ne kadar kabullenmese' de inkar etse' de babam bunu bize yapmıştı, Kaner başını yavaşça iki yana sallamasıyla yerini sağlamlaştırarak durmuştu

"Beni araştıracağınıza Nevzat'ı araştırın" Kaner'in cümlesiyle başımı kaldırıp bakmıştım çünkü anlamıştım neyden bahsettiğini!, başımı eğmemle Kaner Hakan'ı arkasında bırakmış bana doğru gelirken hızla elimden tutup ayağa kaldırmış ve evden çıkmıştık ama Kaner'in öfkesi asla dinmiyordu, aracın yanına gelmemizle Kaner elimi bırakmış ve kendi tarafına gidip kapısını hızla açmıştı, bende kendi kapımı açıp araca binmiş ve kapıyı kapatmıştım ama Kaner benim tam tersimdi kapıyı çarparak kapatırken hızla aracı çalıştırmış ve yola çıkmıştık, bu olanlarda benim yüzümdendi tıpkı diğerlerinin olduğu gibi, sesimin çıkmaması için kendimi sıksam da başarılı olamıyordum dudaklarımdan ve boğazımdan kaçan hıçkırıklar kendini belli ederken Kaner hızla aracı durdurmuştu gözlerimi korkuyla sıkı sıkıya kapatmamla Kaner'in aracın kapısını çarpma sesi yankılanmasıyla omuzlarıı hızla kendime doğru çekmiş ve zorda olsa yutkunmuştum, akan göz yaşlarım elimdeki yaralara her değdikçe canım yanarken dişlerimi deli gibi sıkıyordum ama bu acıyı çoktan hak etmiştim ben sadece şimdi acısını çekiyordum!

Bir kaç dakikanın sonunda Kaner tekrardan gelmiş ve araca binmişti, gözümün ucuyla bakmamla Kaner elindeki eczane poşetini kucağına dökmüş ve tentürdiyot' u almıştı, anlam veremiyordum neden yapıyordu bunları bana?, neden beni düşünüyordu, Kaner hafif yan dönmesiyle uzanıp elimi tutmuş ve biraz da olsa kendine doğru çekmişti, Kaner pamuğa tentürdiyot' u dökmesiyle elimi sıkıca tutarken bana ardından tekrardan elime bakmıştı ve tereddüt etse' de yavaş hareketlerle değmişti, canımın yanmasıyla dudaklarımdan kaçan iniltiyle gözlerimi kapatmam bir olurken elimi refleksle çekmiştim ama Kaner buna müsaade etmezken yavaşça elime üflemişti,

Kaner'in nefesi tenime değmesiyle gözlerimi aralamış ve yüzüne bakmıştım.

"Neden yapıyorsun bunu?"

Bölüm sonu

3 yorum

  • Hüzünlü bir bölümdü gerçekler bazen çok can yakar ama hayatta yolumuzu bulmak için bazen acıya katlanmak gerek. Tekrar aynı hataları yapmamak için eline emeğine sağlık hayırlı günler