Tüm yol abimin cümlesi beynimin içimde dönüp dururken yol adeta ızdırap olmuştu heleki hiç bir şey bilmemek insanı delirtiyordu, ara yola sapmak için dikiz aynasından bakmamla arkamızda araca sinyal vererek yolumu değiştirsem de arkamızdaki araç da bizimle aynı yola sapmış arkamızdan ilerliyordu
"Kaner abi başka bir şey dedi mi?"
İrem'in sorusuyla bakışlarımı aynadan çekip İrem'e bakmış başımı iki yana sallamıştım
"Hayır!, demedi ama eminim yine ortalık karıştı!"
"İzem yenge yine Şehnaz anayı delirtmiştir"
İrem'in gözlerinin içine bakıp kalmamla İrem kaşlarını dürmüş bakıyordu"Yanlış bir şey mi dedim?, ben annene bir şey demek istemedim sadece -"
"Sen ne güzel ana dedin öyle" İrem durmadan kendini anlatmaya çalışırken cümlesini yarıda keserek asıl takılı kalmamım nedenini söylemiştim
"Fırat!" İrem mahcup bir ifadeyle ismimi zikrederken gülerek önüme dönmüştüm, "Kaner abi nasıl tanıştı İzem yengeyle?"
İrem'in sorusuyla şaşırırken gözümün ucuyla bana merakla bakan İrem' e bakıp geri yola dönmüştüm, İrem başını göğsümden ayırmadan bakışlarını bana dikmiş bakıyordu
"Yani Aliz yenge Kaner ağabeyin büyük aşkıydı, sonradan Kaner abinin birden evlendiğini duyduk"
İrem'in cümlesiyle boğazıma oturan yumrukla zorda olsa nefes almış ama veremezken yutkunmuştum
"Kolay olmadı belki de olmamalıydı!"
"Ne demek şimdi bu?"
"Şu demek İzemle abimin tanışması sadece bir felaket den başka bir şey değil"
"Fırat düzgünce anlatsana?" İrem belki de güzel bir aşk masalı beklediğinden merak ediyordu ama ortada öyle güzel bir hikaye yoktu
"İzem abimi vurdu!"
"Ne?" İrem şaşırmasıyla bağırırken çatılan kaşlarının altından endişe ve korkunun barındırdığı tabirsiz bir ifadeyle bakıyordu
"İzem'in babası ölmüş, yani öldürülmüş ve bu ölümün sebebini abimden biliyor, daha doğrusu katilini abimi biliyor" verdiğim derin bir nefesle son cümlemi söylemiştim"Oda intikam için işte!"
Cümlenin devamını getiremezken o gün, abimin kurşunu yediği an, yere yığılışı gözlerimin önüne gelirken dişlerimi deli gibi sıkıyordum
"Ben anlamadım!, kendini vuran kızla mı evlendi Kaner abi?" başımı sadece aşağı yukarı sallamış alt dudağımı dişlerimin arasında ezmiştim
"Peki Haşir ağa, Şehnaz hanım, sen nasıl kabullendin"
"Kabullenmedik hiç bir zamanda kabullenmeyeceğiz ama abim bir kere kararını verdi herkese inat dillere destan bir düğünle hem de"
İrem her bir cümlemde daha fazla şok olurken alayla gülmüş ve bir kere daha konuşmuştum"İşin gülüç kısmı ise abimin yaşaması için kanıda kendisi verdi"
"Peki şimdi nasıl?" İrem'in sorusunu anlamazken bakışlarım kısılmış başımı hafif yana çevirmiştim
"Kim?"
"İzem, yani eminim ona gül gibi davranılmıyor!"
"İşte orasını doğru söyledin ne anam, ne babam nede ağabeyim hiç biri güzel davranmıyor ama onun için endişelenme"
"Ne demek endişelenme Fırat ne olursa olsun oda babasını kaybeden bir kadın"
"Merak etme hepsinin hakkından bir başına geliyor yani anlayacağın bizimkiler fenaysa İzem beş kat fena!"
"Şuan saçmalıyorsun bence ve hiç kimse sizinkileri geçemez"
"Sen nasıl başa çıkacaksın peki?" İrem'e bakıp göz kırpmamla sorumu sorarken İrem düşüncelere dalmıştı, işte İrem, sevdiğim kadın buydu kendinden önce başkalarını düşünürdü
"Sana söylüyorum Mardin kızı!"
İrem afallamasıyla bana bakarken dudaklarını birbirine bastırmış bakışlarını kısmıştı"Bir kere ben başa çıkmak zorunda kalmayacağım"
"Niyeymiş o?, sen o eve gelin gelmeyecek misin?"
"Gelin geleceğim ama oraya değil!"
"Allahalla" hızımı düşürmemle İrem'e dönüp bakarken İrem yüzündeki alaylı tebessümle bakıyordu
"Çünkü o konaktan da bir damat çıkacak"Anlamayan ve boş gözlerle İrem'e bakarken neyi kastettiği konusunda en ufak fikrim bile yoktu"Kendi evimize gelin geleceğim!"
"Hmm güzel fikir!"
"Bence de!" İrem fısıldayarak konuşurken önüne dönmüştü"Sende daha fazla düşünme İzem'i sonuçta bir işe kalkışıyorsa bunun önünü arkasını düşünmeliydi değil mi?"
"Ya belki de gerçekse"
"Ne?" İrem'in bu cümlesini asla beklemezken gerçek olma ihtimali bile aklıma gelmemişti!"Tamam belki Kaner abi yapmadı ama ya adamlar Kaner abinin sözünden çıktılarsa!" İrem'in cümlesiyle şok olurken içime düşen kuşkuya da engel olamamıştım gerçekten böyle bir şeyin olma ihtimali var mıydı
"Hayır bu olamaz" sadece başımı iki yana sallayabilirken İrem'in gözleri bana yapma dercesine bakıyordu
"Ne kadar güveniyorsun Fırat adamlarınıza!" İrem'in sorusuna gönül rahatlığıyla cevap veremezken İrem bir kere daha konuşmuştu
"Ya ters giden bir şey olduysa"
"İşte o zaman abim öldürür onları"
"İşte tamda bu yüzden saklarlarsa saklarlar gerçekleri! çünkü onlarda biliyor başlarına geleceklerini"
İremin sözleri beynimde yankılanırken ister istemez gerçekler dudaklarımın arasından çıkmıştı"İzem bu kez gözünü kırpmadan öldürür abimi"
"İzem'i bilmem ama Kaner abiyi kimse tutamaz"
"Offf" boğazımdan kaçan iniltiye koca bir nefes vermemle bakışlarım dikiz aynasına çarpmış ve çatık olan kaşlarım daha fazla çatılmış bakışlarımdaki endişe yerini öfkeye bırakmıştı, arkamızdaki aracın dört farları da açık olurken asla hızlanıp yoluna devam etmiyor aynı hızla arkamızdan bizi takip ediyordu
"Bir sorun mu var Fırat?" İrem'in cevabıyla bakışlarımı hızla kaçırmış İreme bakmıştım
"Hayır!"
zorda olsa tebessüm ederek başımı iki yana sallamıştım çünkü bir şeylerin ters gittiğini asla İrem'e belli edemezdim zaten bir şeylerin ters gideceğinden korkuyor, endişe duyuyordu birde ben içine kuşku düşüremezdim, hele ki abimin teorisinden sonra asla yapamazdım bunu ona!, hızla vites artırıp şerit değiştirsem de arkadaki araç da hızını artırmıştı ama hala yan şeritten ilerlemeye devam ediyordu!
Bir müddet iki şerit arkalı önlü olacak şekilde yan yana gitsek de asla dengimize gelmesine izin veremezdim!, aracın camları karanlık olduğundan dolayı kimin olduğunu göremezken bakışlarımı hızla aynadan çekip aracın ışıklarını kapatarak arkamızdaki araca tekrardan baktım
"Neden kapattın ışıkları?" İrem korku dolu sesiyle konuşurken İrem'e hiç bir şey dememiş sadece kendi tarafımın yan aynasından aracı kontrol ediyordum
"Fırat korkuyorum!"
"Şşş bir şey yok ben varım yanında!" İrem'i ne kadar sakinleştirmeye çalışsam' da her şey boştu, ne İrem bana inanıyordu nede her şey yolunda gidiyordu!, elimi vitesten çekmemle radyoyu açarken yüzüme kondurduğum yalancı tebessümle İrem'e bakıp göz kırpmıştım
"Seç bakalım bir müzik!"
"Şaka yapıyorsun demi!" İrem kaşlarını havalandırarak söylediği cümleyle dudaklarımı aşağıya doğru büzerek başımı hafif yan çevirip bakmıştım
"Niye şaka yapıyım eminim güzel bir müzik seçeceksindir"
"Fırat!"
"İrem, hayatımın kadını bana güven" İrem daha fazla ısrar edemezken radyoyu değiştirmeye başlamıştı, sürekli değişen müziklerin kısa ve belli belirsiz sözleri eşlik ederken hızla ara yola sapmıştım aslında İrem yanımda olmasa olduğum yerde durur ve hiç düşünmeden araçtan inerdim ama bu gün öyle değildi, müzik sadece ses olurken belki de biraz da olsa dinlendiriyor yada sakinleştiriyordu bilmiyorum ama iyi gelmişti İreme de bana' da!
Son bir kez daha dikiz aynasından arkayı kontrol etmiş ve arkamız temiz olduğundan hızımı yavaşlatmış diğer aracın bizi geçmesini sağlamıştım ama geçmiyordu oda bizimle birlikte yavaşlarken tekrardan hızlanmıştım, İrem artık bir şeylerin ters gittiğinden emin olurken bakışları yol ve benim aramda gidip geliyordu, ne kadar bir şey olmadığını söylesem de vardı ve bariz bir şekilde belliydi!
Karşıdan gelen araç kendini belli etmesiyle iki aracın ortasında sıkışıp kalmıştım yanda bir cehennem varken karşıdan gelen bir başka cehennem vardı ve ben ikisinin ortasında sıkışıp kalmıştım, karşıdan gelen araç son hız kornaya basarken çekilen yada duran yoktu olmadığı gibi kimsede yavaşlamıyordu,
"Fırat!" aklıma gelen fikirle gaza basmış ve karşı aracın biraz daha yaklaşmasını beklemiştim"Fırat!" İrem kendini arkaya yaslayarak elini koluma koymasıyla durmamış gazdaki ayağımı çekmek yerine biraz daha yüklenmiştim çünkü başka çarem yoktu!
"Çarpacaksın!"
Araçla aramızdaki mesafe gittikçe azalmasıyla hızla direksiyonu çevirmiş ve ara yola sapmıştım, susmak bilmeyen korna sesi arkamızda kalırken aracın çarpma sesiyle dikiz aynasından arkaya baktığımda karşıdan gelen araç hızını alamamış duvara çarpmıştı, diğer araç ise bizi kaybetmişti, tuttuğum nefesi dışarıya vermemle gözlerimi kapatırken başımı direksiyona koymuş ve geri kaldırıp İrem'e bakmıştım ama duramazdım yanlışlıkla gaflete düşemezdim öyle bir şansım yoktu!
Son bir kez daha dikiz aynasından baksam da arkadan gelen kimse yoktu ama işimi' de şansa bırakamazdım tekrardan direksiyonu kırmamla topraklık alana sapmış aniden durmuştum, İrem durmanın etkisiyle öne doğru savrulmasıyla hızla kolumu uzatmamla torpidoya çarpmasını engellemiş ve farları kapatmıştım,
"İyi misin?" İrem sadece başını aşağı yukarı sallarken dikiz aynaya tekrar bakmıştım ve işte beklediğim olmuştu bizi takip eden araç' da bizimle birlikte aynı yola sapsa' da bizi fark etmemişti,
"Fırat kim bu!" İrem yutkunarak ve titreyen sesiyle konuşurken başımı yavaşça iki yana sallamış dişlerimin arasından konuşmuştum
"Kimin yada kimlerin olduğunu bilmiyorum ama bunun hesabını soracağım!" Cümlemi bitirmemle bakışlarımı İrem'den çekip önüme dönerken hızla aracı çalıştırmış vitesi geri atarak arka arka çıkmamla ani dönüş yaparak yönümü değiştirip gaza yüklenmiştim, şu an yaptığım ağrıma o kadar gidiyor ki içim içimi yiyordu sanki bir korkakmışım gibi kaçıyordum,
"Aa!" öfkeyle bağırarak elimi hızla direksiyona vurmuştum çünkü bu kaçmak bana yakışan değildi yakışan karşısına çıkıp yüzleşmekti ama yapamamıştım, İrem'in yanımda olması elimi kolumu bağlarken ben hiç bir şey yapamıyordum,
"Peşimizdeki kim?"
"Neler oluyor?"
İrem hiç durmadan peşi sıra sorularını yöneltirken bendede bu soruların cevabı yoktu
"Fırat!"
"Bilmiyorum İrem, bilmiyorum!" Son cümlemi istemsizce bağırarak söylerken İrem'e bakmıştım ama o bana bakmazken gözünden bir damla yaş düşmüştü
"Özür dilerim, İrem ben sana bağırmadım"İrem dudaklarını birbirine bastırmasıyla başını iki yana sallamış ve elini kalbinin üzerine koymuştu"Sana dedim içimde korku var diye!"
"Bende sana korkma dedim!" İrem buğulu gözlerin ardından bakarken direksiyondaki bir elimi çekmemle İrem'in ıslak yüzüne götürmüş benim kıyamadığım ama onun akıtmaktan çekinmediği göz yaşlarını silmiştim
"Yapma İrem"
"Sana bir şey olmasından korkuyorum Fırat!" İrem'in cümlesiyle aracın içine dolan ışıkla ikimizde aynı anda camdan dışarıya bakmıştık, işte şimdi her şey bitmişti, belki de İrem'in endişesi gerçekleşecekti belki de mutluluk bize uzaktı, İremle mutlu olduğumuz anlar, kavuşmamız her şey ama her şey gözümün önünde geçerken boğazıma bir yumruk gibi oturmuştu!,
Az önce bizi fark etmeyen araç şimdi tam karşımızdan bize doğru gelirken elimi yavaşça İrem'in yüzünden çekmiş ve dudaklarımdan kaçan küfre engel olamamıştım
"Siktir!"Uğradığım şoku üstümden atarak ani firene basmamla lastikler yanarken hızla durmuş ve karşımızdaki araçta durmuştu, işte şimdi olanlar olacaktı!, gözümün ucuyla İrem'e ardından tekrar araca bakarken İrem'de bana bakmıştı!
Aracın torpido gözünü açmamla silaha uzanmam bir olurken İrem çığlık atarak hızla kolumu tutmuştu
"Fırat hayır, Fırat!"
İrem'i dinlememiş ve silahın kabzasını kavramamla İrem'den uzaklaşırken "Fırat yalvarırım!" İrem beni durdurmaya çalışıyordu ama artık duracak değildim, karşı karşıya gelmemize rağmen bir korkak gibi arkama bakmadan kaçacak değildim, öleceksem ben, bir şey olacaksa yine bana olacaktı ama ne sevdiğim kadına nede şerefime laf ettirmezdim.
"Ben inince hemen direksiyona geç"
"Ne diyorsun sen?"
"Dediğimi yap ve sakın araçtan inme!"
"Fırat!"
İrem'e hiç bir şey demeden aracın kapısını açmış ve araçtan çıkmamla İrem'in eli boşa düşmüştü, artık olanlar olacaktı, kapıyı arkamdan kapatmamla İrem bana bakarken başımla geçmesini işaret etmiş ve silahın sürgüsünü çekmiştim, yavaş adımlarla ilerlememle araçtan hiç kimse inmemişti, bırak inmeyi en ufak bir hareketlilik bile yoktu, işte bunun cesareti de bu kadardı yanımda kadın olduğu için kalleşçe saldırır ama ben karşısına çıkınca korkak gibi araçtan inemiyordu!
"Kimsin?" Bağırarak söylediğim cümlenin cevabını alamazken silahı doğrultmuş yavaş adımlarla ilerliyor ve alayla gülmüştüm
"Yada kimin köpeğisin!"
Silahı hızla yukarıya kaldırıp ateşlememle ses yankılanırken araç çalışmış farlar yanmıştı, silahın kabzasından tutmamla pimi bir kez daha aşağıya doğru indirmiştim hedefimi tam şoförün olduğu cama doğrultmuştum
"Çıksana lan!" son kez bağırmamla araç üstüme doğru son sürat gelmeye başlamasıyla bir adım öne atmıştım!
"Şerefsiz!" art arda tetiğe basmamla bir adım bile geri atmazken cam delik deşik olmuş ama kırılmamıştı, gelen her kim ise hazırlıklı gelmişti, araç son sürat gelirken ne benim geri adım atmaya nede onu durmaya niyeti vardı ama kolumdan tutulup geri çekilmemle geri adım atmak zorunda kalırken araçta son sürat yanımdan geçip gitmişti
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?"
"Asıl sen ne yapıyorsun?" İçimdeki öfkeyle bağırırken İrem okkalı bir tokat indirmiş, başım yana düşmüştü
"Seni ölmekten kurtarıyorum aptal!" Kapattığım gözlerimi yavaşça aralamamla İrem'e dönüp bakmıştım
"Ama sen var yok şerefin değil mi yediremedin gururuna!"
"Ne yapsaydım kaçsamıydım bir kor-!
"Sen olmazsan ben ne yaparım bunu düşündün mü hiç!" İrem cümlemi kesmesiyle göğsüme vurarak ittirirken öfkeyle bağırarak ağlıyordu
"Ya bir şey olsaydı?!"
"Olsaydı olurdu hem ben sana git demedim' mi ne dedim araçtan in mi dedim?" İrem dişlerini sıkarken yüzünü kırıştırmış ve başını iki yana yavaşça sallamıştı
"Cevap?!" Bir cevap bekliyordum İrem den ama o bana cevap vermek yerine arkasını dönmüş gidiyordu
"İrem sana diyorum" İrem hiç bir cevap vermezken aracın şoför tarafına gidiyordu, ne yaptığına bir anlam veremezken İrem kapıyı açmış direksiyon başına geçmişti
"Ne yapıyorsun?" İrem aracı çalıştırmasıyla gaza basmış ve yanımdan geçip gitmişti
"İrem!" Aracın arkasından iki elimi yana açarak bağırmıştım ama İrem asla durmazken çekip gitmişti, ben ise burada elimde silahla bir başıma kalmıştım.
"Hey allahım!" Kendi kendime söylenmemle yaya bir şekilde yola devam etmekten başka çare yoktu!, Kale'nin yolları ıssız olurken sağ olsun sevdiğim kadın' da hiç düşünmeden tereddüt etmeden bırakıp gitmişti beni
"Mardin'in asi delisi" gülümseyerek söylediğim cümleyle silahı belime yerleştirmiş yürümeye devam etmiştim-Midyat çarşıya gelmemle her yerde insanlar olurken beni görenler selam veriyordu
"Hoş geldiniz Fırat bey"
"Hoş bulduk Celil!"
"Var mı bir isteğiniz beyim"
"Bir taksi çağır hele"
"Hayrola ağam bir şey mi oldu?" Celil'den taksi isteme nedenim telefonumun araçta kalmasıydı lakin sorusunu nasıl cevaplayacaktım işte orası meçhuldü
"Araç arızalandı" aklıma gelen ilk yalanı söylerken kendime, düştüğüm bu duruma deli gibi kızıyordum
"Bizim çocuklar hemen halletsin beyim"
"Yok yok ben hallettim almaya gelecekler"
"O zaman sizi ben götürüyüm Fırat beyim"
"Yav Celil bir taksi çağıracaksın" Celil mahcup bir şekilde başıyla onay vermiş ve hızla telefonuna davranarak biraz uzaklaşmıştı
"İrem, İrem!" diye kendi kendime söylenmemle "Bir şey' mi dediniz beyim!" Celil'in sözüyle başımda bana bakan Celile bakmamla dişlerimi sıkmış "Yok" diye gür bir şekilde bağırmıştım ama çıkışım yersizdi ve bunun sonuna kadar farkındaydım, gözlerimi kapatıp başımı yan çevirmemle hızla aralarken derin nefes vermiştim
"Bu arada taksiyi aradım beyim beş dakikaya gelir" Celil'e başımla onay verirken benim için getirilen çayı almıştım"Eyvallah"
"Afiyet olsun beyim"
asıl olay evde kopacaktı, söylesem abim küplere biner söylemesen nerede kaldığımı soracaktı hele ki arabasını kesinlikle soracaktı, cidden bana da İreme de tebrikler' di abimi küplere bindirmek için harika uğraşıyorduk, taksinin gelmesiyle elimdeki çay dan bir yudum alıp kalkmış ve elimle selam vererek taksiye binmiştim.
Konağa gelmemle taksiden inmiş ve beni gören korumalar konağın kapısını açarak önlerini iliklemişlerdi
"Hoş geldiniz beyim" başımla onay verip yanların geçip avluya girmemle avluda Berfin beni karşılamıştı
"Hoş gelmişsiniz beyim"
"Hoş bulduk' da senin ne işin var burada"
"Ağam sizi Şark odasında bekliyor onu haber vermek için bekliyordum beyim" başımı kaldırıp yukarıya bakmamla odanın ışıkları yanarken Berfin'e bakıp başımla onay vermiştim, Berfin arkasını dönüp gitmesiyle bende merdivenlere yönelmiş ecelime gidiyordum çünkü abim beni çiğ çiğ yiyecekti
Şark odasının eşiğine adım atmamla abim tam karşımda bir dizi kırık diğer dizi dik olacak şekilde otururken bir eli de dizinin üstünde beni bekliyordu
"Hayrola bir sorun mu var?"
"Hmm var mı?" Abim kaşlarını dürmesiyle yana attığı elini çekmiş sakalını sıvazlarken gözlerindeki öfke her geçen saniye daha fazla belli ediyordu kendini
"Var tabi Fırat, bir sorun var ki seni çağırıyorum ben!" Abim bağırmasıyla dik tuttuğu ayağının üzerinden hızla kalkarken tuttuğum nefesi vermiş, bir adım bile geri gitmemiştim
"Bir sorun var ki seni sevdiğin kadının yanından çağırıyorum değil mi?"
"Kusura bakma abi gelemedim?"
"Neden?" Abim benden bir neden isterken vereceğim bir cevap yoktu çünkü küçük bir çocuk gibi bugün olanları ona söyleyemezdim, şikayet edemezdim
"Tamam sen verme bir cevap!" Abim yüksek ve tok sesiyle konuşurken arkasını dönüp gitmiş ve yerine tekrardan oturmuştu
"Ben elbet öğrenirim!"
"Sen neden çağırdın beni?"
"Bilmem" abim arkasına yaslanmasıyla tek kaşını kaldırmış bakıyordu "Bilmem' mi?"
"Sen bana bir şey demesen ben neden sana diyeyim aslanım!"
"Abi!, sen önemli olmadığı sürece ortalığı ayağa kaldırmaz ve boş gürültü yapmazsın, o yüzden seni dinliyorum"
"Sende bir abin olarak ben çağırdığım zaman ikiletmez gelirdin!" abim gözlerimin içine bakmasıyla başını yana çevirerek son kez baktığında "Ne oldu" demişti işte tamda bundan korkuyordum bir terslik olduğunu anlamasından ama anlamıştı her şey için geç olurken derin bir nefes verip bakışlarımı abimden kaçırmıştım, boşuna buranın hakimiyetini yıllar önce babam ağabeyime vermemişti şu yaptığı onca hatanın içerisinde tek bir şeyi doğru biliyordu oda ağabeyimin bu koca Midyat'ın sorumluluğunu altından kalkabilecek olmasıydı bilakis de doğruydu ağabeyim Midyat'ın tüm düzeni adı gibi bilir bir aksaklık olduğu an anlardı onu
"Abi"
"Neyse ne!, Berfin!" Abim itirazımla birlikte kestirip atarken Berfin'e bağırmıştı
"Berfin!" Abim akşam akşam ortalığı inletirken Berfin zaman kaybetmeden Şark odasına gelmiş ağabeyimin emrini bekliyordu
"Buyur ağam!"
"Yadeyi' de çağır bekliyorum burada"
"Emrin olur ağam!"
Berfin hızla şark odasından çıkarken Abimle baş başa kalmıştık ama ikimizde tek bir kelam etmezken abim son derece bana öfkeliydi ama daha fazla ileriye gitmemiş ve üstelememişti ama asıl olayı öğrendiği zaman beni öldürecekti!
"Ağam" Hasan'ın sesiyle arkamı dönüp baktığımda abim istifini bile bozmamış bekliyordu
"İstedikleriniz hazır ağam!"
Hasan elindeki dosyayı göstermesiyle abimden gelmesi için müsaade beklerken abim başıyla onay vermiş ve hasan içeriye girmişti, elindeki dosyanın ne olduğuna bakmaya çalışsam da bir şey gözükmüyordu ama önemli bir şeydi belli ki yoksa bu saatte dosya peşinde koşmazlardı
"Hayrola abi?"
Hasan dosyayı vermesiyle çekilirken abim dosyaya bakmış ve memnuniyetle başını sallamıştı"Beni çağırmışsın abi!" Yade bana ve abime baktığın da başını iki yana sallayarak "Bir şey mi oldu" demişti Yade' nin meraklı sesi duyulmasıyla abim elindeki dosyadan başını kaldırmış direk elindeki dosyayı uzatmıştı
"Al kendin bak" Yade tereddütle bana baksa da benimde bir bilgim olmadığı gibi bende onun gibi merak içindeydim, Yade yavaş adımlarla ilerleyip abimin elindeki dosyayı almış bakarken kaşları çatılmış dudakları aralanmıştı
"Ne demek oluyor bu?"
"Ben söyleyeyim sana yarın gidiyorsun buradan!"
"Neler oluyor?" sorumun üzerine Yade dolan gözlerle bana bakmasıyla abim' den erken davranmış ve konuşmaya başlamıştı"Ben söyleyeyim abi, Kaner abim beni Mardin'den gönderiyor!"
"Ne?"
"Hani çok istiyordun yüksek lisans yapmayı, al sana fırsat sunuyorum!"
"Ben istemiyorum"
"Ne demek istemiyorsun?" abim öfkeyle bağırırken hızla oturduğu yerden kalmış Yade'nin karşısına geçmişti "Gideceksin, hem de yarın!"
"Ben çocuk değilim istediğin zaman gönderebileceğin"
"Ama sen benim kardeşimsin, canımsın, kanımsın!"
"O zaman vazgeç bu kararından" Yade ağlamasına rağmen konuşurken boğazına oturan yumrukla susmuş ve yutkunmuştu "Nerden çıktı bu karar?" abim bana bakıp sorumu tekrarlamıştı
"Acaba nereden?" Abim bakışlarını Yade ye çevirmesiyle sorusunu Yade ye sorarken Yade başını iki yana sallayarak bakıyordu "Bilmiyorum ama ben bir şey yapmadım"
"Mirşad efendi olabilir mi nedeni?"
"Mirşad dan bana ne ya?"
"Senin için bana ne olabilir ama onun için değil anlaşılan!"
"Onun yaptığının cezasını bana çektiremezsin!"
"İşte orada yanılıyorsun" Abim cümlesine başlamasıyla işaret parmağıyla Yade' nin gözünün önünde sallamıştı
"Ben onun cezasının sana kesmiyorum seni koruyorum"
"Bu mu korumak?, Mirşad'ı Mardin'e getirip beni göndererek mi koruyorsun?"
"Evet!" Abim karşısındaki kişinin Yade olduğunu unutarak yada umursamayarak bağırmasıyla Yade yüzünü kırıştırarak bakmıştı
"Tamamen saçmalıyorsun abi!, bu benim değil senin suçun!"
"Ne diyorsun sen Yade!"
"Fırat bırak ta söylesin içindekileri!" Abim ne kadar Yade' nin konuşmasına müsaade etse de duyacakları karşısında yıkılacaktı "Sen ağalardan intikam almak için getirdin Mirşad'ı, onu hayatımıza ben değil sen soktun, ama beni ailemden, kendinden kopararak cezayı bana kesiyorsun!"
"Ben sen zarar görme diye yapıyorum anlasana, Mirşad tehlikeli biri"
"Sen değil misin sanki?"
"Yade yeter!"
"Yetmez!" Daha fazla dayanamayarak Yadeye bağırsam da Yade de bana bağırmış içindeki yanan ateşe yenik düşmüştü, belki de geri dönüşü olmayan kelamlar edecek kapanmayacak yaralar açacaktı bilmiyorum ama tek bildiğim var Yade durmak bilmiyorken esip gürlüyordu!
"Sen, siz silahları ellerinde gezen değil misiniz?" Yada cümlesini söylemesiyle işin içine beni de katmış ikimizi hedef almışı
"Fırat abim adam bulmak, konuşturmak konusunda nam salmış biri zaten seni hiç söylemiyorum bile abi!, acımasız, gözü kara bir ağa!"
"Çok mu güzel bir hayat?, karşıdan eğlencelimi geliyor sana?"
"Eğlenceli öylemi?, bana mı soruyorsun bunu?, Az daha ölüyordun abi, ölüyordun ve ben seni bir kere kaybetme korkusu yaşadım bu saatten sonrada hiç bir yere gitmem!" Yade son cümlesini söylemesiyle alayla gülmüş elindeki dosyaya bakmıştı"Yüksek lisans öyle mi?" Yade dosyayı açmasıyla içinden kağıtları hızla gelişi güzel çıkartıyordu"Yüksek lisansın canı cehenneme!" Yade cümlesini söylerken elindeki kağıtları yırtmaya başlamıştı
"Kariyer öylemi?" Abim hiç bir şey diyemezken Yade yırttığı kağıtları ortalığa savurup atmıştı"Sen yoksan bunların bir anlamı yok abi!" Yade tek bir kelam daha etmezken arkasını dönüp giderken son kez eşikte durmuş bize dönmüştü
"Ben nöbete gidiyorum!" Demesiyle Yade çıkıp gitmişti "Aaa!" Şark odasında abimle bir başımıza kalırken abim Yade'nin gitmesiyle bağırıp yerdeki minderi tekmeleyip atmıştı,
"Abi!" abime biraz müsaade versem de abimin sakinleşeceği yoktu "Ne oldu da" Yade'nin yırtıp ortalığa attığı kağıtlara bakarak devam ettim "Böyle bir karar verdin"
"Mirşad Yade'ye -" abim cümlesinin devamını getiremezken boğazında oturan yumrukla nefessiz kalmış sadece yere bakabilmişti
"De hele abi Mirşad Yade'ye ne?"
"Sevdalanmış
"O çapsız neyine güveniyor da böyle bir şeyin olabileceğini düşünmüş?"
"Kim mi cidden bunu soruyor musun?" Abim kısılan bakışlarının arasından bakarken yüzünde alaylı bir tebessüm yerleştirmişti
"Kim dediğin adam benim desteğimle eline büyük bir güç geçen ve bunun sonuna kadar farkında olan biri!" İçinde durmayan öfkeyle derin nefes vermiş olabildiğince abime sakin soru sormuştum
"Ne yapacağız peki?, Yade hayatta yurt dışına gitmez"
"Biliyorum!" Abim bakışlarını asla yerden kaldırmazken en sonunda gözlerini kapatmış yüzünü kırıştırmıştı "Beklemekten başka çaremiz yok Bekleyeceğiz ve Mirşad'ı uzak tutacağız"
"Nasıl olacak o?" Sorumla birlikte abim yerdeki bakışlarını ayırıp bana bakmış ve yavaş adımlarla ilerlemişti "Abi değil misin yapacaksın bir şeyler"
"Dinlemeyecek!" Abim fısıldayarak söylediğim cümleyle işaret parmağıyla göğsüme bir kaç kez vururken bir kez daha dişlerinin arasından konuşmuştu "Dinleteceksin
"Mirşad'ı geberteceğim!"
"Kes Fırat!, hiç bir şey yapmayacaksın"
"Ne yani elimiz kolumuz bağlı oturalım mı?"
"Ne yapılacaksa ben yapacağım!"
"Neden sadece sen abi neden?"
"Burada ağa olarak ben varken sana ne iş düşüyor Fırat, ne zamandır beri ağa varken başkaları iş yapar, söz eder oldu?, ben öldüm mü de size iş düşüyor"
Abimin cümlesiyle hiç bir şey diyemezken susmuştum çünkü şimdi bir abi değil bir ağa olarak olaya karışmıştı ve ağa varsa bizim ne konuşmaya nede müdahale etme şansımız vardı, bizde de böyleydi sorunları ağalar çözer nizami düzende tutarlardı ama senin müdahalen demek ağaya saygısızlık onu yok saymak demekti!
Abim gitmeye yeltenmesiyle tam yanımda durmuş öfkeyle bana bakıyordu"Yarın sabah erken kalk gidecez"
"Nereye"
"Gidince görürsün" abim dişlerini sıkmasıyla yüzü gerilirken bakışlarıyla beni göstererek tekrardan konuşmuştu "Gelirsin değil mi?" Abim bugün çağırdığında gelmeyişimden dolayı serzenişte bulunurken asla fırsatını kaçırmıyor ve her defasında lafını esirgemiyordu
"Önemli bir şey olmasa gelirim!"
"Umarım!"
KANER KAMİROĞULLARI
Fırat'ı arkamda bırakarak şark odasından çıkmış merdivenlere yönelmiştim, merdivenleri yavaş adımlarla çıkmış ve odanın önüne gelmemle elimi kapı kulpuna atmış gözlerimi kapatarak beklemiştim çünkü birazda olsa kafayı dinlemem lazımdı, kulpu yavaşça indirmemle İzem'in teklifi kulaklarımda çınlamasıyla gözlerimi aralamış ve kapıyı açmaktan vaz geçerek durmuştum, şimdi İzem'i kaldıramazdım en azından bu gece, terasa yönelmemle bu sefer merdivenleri hızla çıkmıştım ama terasın ucunda olan kişiyi görmemle şaşırmış ve adımlarım yavaşlamıştı"Ben varım diye gitmedin değil mi?" İzem arkasına bakmadan sorusunu sorarken anlamıştı benim geldiğimi nasıl anladı bilmiyorum ama anlamıştı
"Nereden çıktı?"
"Kopan kıyametten" ellerimi pantolonun cebine sokmuş yavaş adımlarla İzem'e doğru gitmiştim"Kopan kıyamet öylemi?, peki senin ne işin var burada?"
"Nefes alıyorum" İzem arkasını dönmeden sorumu cevaplarken bende terasın ucuna gitmiş ve tam yanında durmuştum
"Burada, bu saatte?"
"Ne var saatinde yada yerinde evimdeyim işte" Bakışlarımı İzem'in üstünden çekip dışarıyı izlemeye başlamıştım
"Evimdeyim!"
İzem'in cümlesini tekrarlamamla başımı yavaşça aşağı yukarı sallamış memnuniyetle dudaklarım kıvrılmıştı
"Kabullenmişsin!" İzem bana bakmasıyla dudağının kenarıyla gülmüş geri önüne dönmüştü
"Duruma göre değişir"
"O ne demek?"
"Bence gayet iyi anladın!"
"Ne yaparsan yap, yeter ki dur!" İzem dudağının kenarıyla gülmüş ve tekrar konuşmuştu"O kıza haksızlık yapıyorsun?"
"Haksızlık öylemi?"
"Senin yada Fırat'ın nasıl sevmeye hakkı varsa onunda var"
"Yok!" İzem'in cümlesine karşılık bir an bile düşünmeden cevap vermiş ve öfkeyle İzem'e bakmıştım"Bak mesela benim yok ve olmadığı gibi Yade' nin de olmayacak!"
"Kendi yoluna gitseydin senin de olurdu" İzem yaşananları bilmediğinden benim mutlu olabileceğimi düşünüyordu ama yanılıyordu, bırak mutlu olabilmeyi bu duygu artık bana haramdı
"Ben kendi yolumda değilsem senin yüzünden!"
"Benim öylemi?" İzem sorusunu yönetmesiyle bana bakmış yüzüne buruk bir tebessüm oturmuştu "Benim yolumu' da izimi de yıkan sensin, ve sence benim yolum yokken senin olabilir mi?" İzem sözleriyle de, bakışlarıyla' da bana meydan okuyor ve asla gizlemekten de, yapacaklarımdan da çekinmiyordu, belki de doğruydu dediği eğer hayatı hiç alt üst olmasaydı bende kendi yolumda intikamlarımı alacaktım ama şimdi öyle olmamıştı daha alacak intikamlarım, ettiğim yeminler dururken ben sadece İzem'le uğraşıyordum
"O yolu kendi ellerinle yıktın!"
İzem derin bir nefes almasıyla hiç bir şey demeden önüne dönmüştü çünkü diyeceği hiç bir kelam yoktu ve bunu oda çok iyi biliyordu
"Bu işe sakın karışma İzem, bu benimle kardeşim aramda"
"Sen sadece bir bencilsin"
"Bencil öylemi?, ben sadece kardeşimi koruyorum"
"Kendi ellerinle kendi düğününe çağıran adamdan' mı?"
"Seni alakadar etmez, hem sen kimsin de alakadar edecek, söz söyleme cüretinde bulunuyorsun!"
İzem hiç bir şeyi saklamadan açıkça söylerken kelamlarının bir bedeli vardı ve bunu da göz yaşlarıyla ödüyordu, İzemin göz yaşı yanağından boynuna doğru kayıp giderken zorda olsa yutkunmuş ve titreyen dudaklarını aralayarak konuşmuştu
"Doğru ben kimim!"
Üzerimde bir çift göz hissetmemle dönüp bakmış ve İzem'in gözleriyle buluşmuştu gözlerim
"Düşündün mü?"
İşte beklediğim ve kaçtığım soru gelmişti, evet bir karar vermem gerekiyordu sonuçta bir anlaşma yapmış ve İzem'de buna koşulsuz şartsız kabul etmiş, uygulamıştı ve ne kadar kendisi bir hayale kapılsa da benden güzel bir karşılık isteyerek hakkını' da vermişti, İzem'e bakarak tek kaşımı kaldırmış ve ağzımın kenarıyla "Hayır" demiş önüme dönmüştüm
"Ah Kaner ağa bende zaten öyle tahmin etmiştim, sen kendi sözünde durmayan adamsın benimi dinleyeceksin sanki"
"İzem!" İzem'in cümlesiyle kolundan tutup duvarla kendi arama alırken üstüne eğilmemle İzem'de az da olsa geri gitmiş ve sırtı boşluğa düşmüşü
"Damarıma basma!"
"Yarın kıyafetlerimi getir hem de sabah!" İzem geri duymak bilmezken gözlerimin içine bakarak sözlerini söylemişti daha doğrusu bana bir ağaya emir vermişti
"İzem"
"Sana yemin olsun Kaner sadece senin eşofman üstünle çıkarım!"
"Ne?"
"Neden olmasın, sonuçta senin eşofmanın bana uzun oluyor ee bu devirde de zaten öyle giyinmek moda" İzem dudağının kenarındaki gülümsemeyle konuşurken hızla çenesini kavramış ve kendime doğru çekmiştim
"Seni gebertirim!" İzem'in yüzünü biraz daha sıkmamla yana savurup bırakmıştım, İzem beni delirtirken yavaş hareketleriyle bana bakmış ve tekrar konuşmuştu
"Tercih senin, ya benim kıyafetlerimi getirirsin yada!"
"Yadası ne lan?, yada ne?" Artık kendimi dizginleyemezken İzem'e bağırmıştım
"Ben sağ olduğum sürece bunu yapamazsın, ben Kaner ağa' nın karısı kendine baktırıyor dedirtmem!"
"Derlerse ne olur?"
"Allah şahidimdir bir an bile düşünmeden" cümlemi yarıda keserek belimdeki silahı çıkartıp bakmamla İzem' de benimle birlikte silaha bakmıştı
"Öldürürüm!" Son cümlemi İzem'in gözlerinin içine bakarak söylerken "Öldürmek öylemi?" İzem kesik kesik konuşmuş ve gözünden akan yaş burnunun kenarından akıp dudağına gitmişti
"Evet!, sen benim namusumsun, namus yoksa şeref, şan, haysiyet yoktur" bakışlarım İzem' in bakışları arasında gidip gelmesiyle biraz daha yaklaşarak devam edecekken İzem benden önce davranarak devam etmişti
"Ben senin hiç bir şeyin değilim Kaner ağa!" İzem'in cevabıyla başımı iki yana sallayarak onu umursamadan devam ettim
"Sen düşersen benim haysiyetim düşer ve buna asla izin vermeyeceğim bir kere sana karım, kadınım dedim bundan ötesi yok, başka seçenek hakkın yok!"
"Ben senin kadının falan değilim ve asla' da olmayacağım"
"Öyle' mi?, bunu sen istedin İzem!" Dişlerimin arasında söylediğim cümleyle doğrulurken İzem korkuyla bana bakıyordu, arkamı dönmemle İzemin bileğinden tutarak peşimde sürüklediğimde İzem ilk başta afallasa da hemen toparlanarak karşı koymaya başlamıştı
"Ne yapıyorsun" İzem bileğini elimden çekmeye çalışmasıyla daha sıkı tutuğumda İzem daha fazla ağlayarak devam etti "Bırak beni!, nereye götürüyorsun?" terasın merdivenlerini koşar adımda inmeye başlamamla İzem koluma vurmaktan vaz geçerek merdivenin korkuluğundan tutunarak inmeye çalışıyordu, bizim kata gelmemizle İzemi kolundan bir kere daha çekip öne doğru savurduğumda İzemin bakışları odayı bulmuştu "Ka- Kaner!" omzumun üzerinden İzeme baktığımda İzemin bakışları odanın kapısındaydı
Oda'nın kapısını hızla açarak İzemi içeriye doğru savurduğumda İzem odanın içerisine düşmüştü, içeriye girip kapıyı kapatacak gibi geri çekmemle arkasındaki anahtarı alırken İzem hızla düştüğü yerden kalkıp bana gelmeye yeltenmesiyle dışarı çıkarak kapıyı üzerinden kitlemiştim, İzem ona sahip olacağımı düşünmüştü ama düşündüğü şeyi asla yapmayacaktım çünkü ben onun düşündüğü karakterde değildim,
"Kaner!" İzem kapıya vurmasıyla "Kaner kapıyı aç!" diye bağırmıştı
"Kaner!, Kaner! kapıyı aç Kaner!" İzem' in gece gece kapıya vurmasıyla bağırmasını umursamadan merdivenlere geri yönelmiş ona ömrü hayatında unutamayacağı bir ders verecektim, merdivenleri ikişerli inmemle silahı belime koymuş ve ceketin iç cebinden telefonu çıkartarak hızla Yaver'i aramıştım
"Yaver yarın sabah güneş doğmadan Nevzat Özdemir hakkında topladığınız her şeyi istiyorum!"
"Tamam havalimanına geçerken şirkete bırakırım"
"Konağa!"
"Konak'mı?" Yaver cümlemle birlikte afallarken telefonu hızla kapatmıştım İşte her şey tepe taklak olacaktı!!!