Sesler her geçen saniye biraz daha artmasıyla hızla merdivenleri inmeye başlamıştım ama tek aşağıya inen ben değildim, Şehnaz hanım' da balkona çıkmış aşağıya bakıyordu
"Neler oluyor?" Yade odadan çıkmasıyla annesinin yanına balkona gitmiş aşağıya bakarken aşağıdan Ayşe hanım ve Berfin'de mutfaktan fırlayarak çıkmış avluda korkuyla kapıya bakıyordu,
Şehnaz hanım gelen sesle merdivene bakmasıyla beni görse de refleksle önüne dönerken hızla geri bakmış ve baştan aşağıya süzmüştü emindim ki ortam müsait olsaydı kesin laf söylerdi ama şimdi öyle bir ortam yoktu, Şehnaz hanım önüne dönmesiyle merdivenlere yönelmiş hızla aşağıya inerken Yade' de annesinin arkasından inmişti, ben ise sadece terastan inmiş balkondan aşağıya bakıyordum, dışarıdan gelen konuşma sesleri boğuklaşmasıyla yerini silah sesine bırakırken konağın kapısı büyük bir gürültüyle açılmış içeriye Mirşad ve adamları ellerindeki silahlarla girerlerken adamlardan bazıları kapı eşiğinde baygın yatıyorlardı, diğerleri ise yüzlerinden akan kana aldırış etmeden Mirşad'ın arkasından Kaner' in adamları da silahlarla konağa girmişler ve namluları birbirlerine doğrulmuşlardı!
Tek silahını kaldırmayan Mirşad olurken oda Şehnaz hanımın karşısın da durmuş öfkeyle bakıyordu
"Bu hadsizlik nedir?" Şehnaz hanım asla kendinden taviz vermezken karşısındakini ezebileceğini sansa da Mirşad dudağının kenarıyla gülmüş kısılan bakışlarıyla başını yan çevirip bakmıştı
"Sence?"
"Bura üzerine çöktüğün konağa bende Hülsenur' a benzemem!" Şehnaz hanım yine kendine yakışanı yapmış karşısındaki kişiyi yene bilmek, alt edebilmek için onun zayıf noktasından vurmuştu ama Mirşad o yarayı yıllar önce açılmamak, kanatmamak üzere kapatmıştı
"Ah Şehnaz hanım ah!, yıllar sizden çok şey almış ama huyunuz, suyunuzdan hiçbir şey değişmemiş" Mirşad verdiği derin nefesle konuşmasına devam ederken Şehnaz hanımın yanından geçmesiyle balkondan beni görmüş ve gülümseyerek durmuştu
"Vay gelin hanım!" Mirşad'ın cevabıyla merdivenlere yönelirken Mirşad' da yerinden hareketlenmiş avludaki sedire oturmuştu, avluya inmemle Mirşad'ın yanına gidip bakmıştım, Mirşad ise beni baştan aşağıya süzmüş ve tek kaşını kaldırarak başını yavaşça sallamıştı
"Vay vay vay, yalnız bu üstündeki fistanı giymek kolay ama taşımak zordur"
"Öyle' mi?"
"Öyle, edeceğin fedakarlıklar, vaz geçeceğin şeyler olmalı"
"Kes sesini Mirşad" Şehnaz hanım benim yerime cevap verirken Mirşad hiç oralı olmamış ve başını biraz daha dikleştirerek bakışlarını bir an bile Şehnaz hanımın üzerinden ayırmamıştı, Şehnaz hanım sözleriyle meydan okurken Mirşad' da duruşuyla meydan okuyordu
"Benim muhatabım siz değilsiniz Şehnaz hanım!" Mirşad yavaşça bakışlarını Şehnaz hanımın üzerinden ayırırken bana bakmış ve göz kırparak konuşmuştu
"Benim muhatabım Kaner, Mardin gelini!, ara kocanı gelsin" Mirşad'ın gözünü karartmış olmasının nedenini anlamamıştım ne olmuştu da kendini buraya çağıran adamın evini neden basardı ki
"Ne oldu da bu kadar gözünü kararttın?" Herkes sorduğum soruyla baka kalırken ben Mirşad'a bakmıştım, Mirşad dudağının kenarıyla gülümsemesiyle dudaklarını aşağıya doğru büzmüş ve memnuniyetle başını sallamıştı
"Güzel ve farklı soru!"
"Ne diyorsun gelin sen?" Şehnaz hanım sorusunu öfkeyle sormasıyla bana doğru bir adım atmış ve hızla kolumdan tutup çekmişti
"Şimdi' de bu adamla' mı iş birliği yapacaksın?"
"Sadece ne oldu dedim Şehnaz hanım" cümlemi söylememle kolumu hızla çeksem' de başarılı olamamıştım tam aksine Şehnaz hanım biraz daha kolumu sıkarak savurup bırakmıştı
"Senden de bu beklenir zaten"
"Öyle demeyin Şehnaz hanım gelininiz sizden daha açık görüşlü" Mirşad bakışlarını benden çekmesiyle Şehnaz hanıma kısılan bakışlarıyla bakmıştı
"Doğru buraya gelmemin" Mirşad cümlesini söylerken silahlı elini sallayarak adamları göstermiş ve tekrar Şehnaz hanıma bakarak konuşmuştu "Böyle gelmemin bir nedeni var!, ve o nedeni oğlunuz biliyor" Mirşad geri bana bakmasıyla silahlı eliyle beni göstererek devam etmişti "Hadi ara-!"
"Neredeydin sen?" Yadenin cümlesiyle Mirşad cümlesini yarıda kesmiş, buraya gelmesinin nedenini unutarak Yadeye bakıyordu ama bu bakış normal bakış değildi Şehnaz hanıma öfkeyle bakan gözler gitmiş yerini sıcacık ve gülümseyen gözler almıştı,
"Yoksa!" Dudaklarım dan kaçan cümleyle gözlerim kısılırken bakışlarım ikisi arasında mekik dokuyordu ama Mirşad'ın bakışlarındaki anlam karşılıksız kalırken Yade'nin bakışlarında sadece öfke vardı, Mirşad ayağa kalkmasıyla Yade'ye bir adım atarken Yade hızla annesinin yanından geçip Mirşad'ın karşısına gelip göğsünden vurarak ittirmişti,
"Birde utanmadan silahlarla gelmişsin evime!" Mirşad Yadeye hiç bir şey demezken sadece gözlerini kapatmış yüzünü acıyla kırıştırmasıyla elini yavaşça göğsüne götürmüştü, belliydi canı yanmıştı ama tek yanan can onun değildi sanırsam, Yade bakışlarındaki öfke yerini endişeye bırakırken zorda olsa yutkunarak Mirşad'ın yarasına bakmıştı ama kendinden de asla ödün vermezken yanına gitmemişti
Mirşad gözlerini aralamasıyla Yade'ye bakmıştı ama bakışlarında asla öfke yoktu hatta tam tersi Mirşad boğazını temizlemiş ve zorda olsa gülümseyerek tek kaşını kaldırmıştı
"Yoruyorsun beni halbuki daha yaralıyım" Mirşad Yade'ye cilve yapmasıyla arkasını dönüp hiç bir şey yokmuş gibi koltuğa geri oturmuştu
"Tedavi olsaydın!"
"Mirşad!" Kaner'in sesi duyulmasıyla herkes susmuş endişeyle kapıya bakarken kapı büyük bir gürültüyle açılmıştı, Kaner tam karşısında oturan Mirşad'a öldürecekmiş gibi bakmasıyla hızla yürürken öfkeyle konuşmuştu
"Ne yaptığını sanıyorsun lan sen?"
Mirşad oturduğu yerde ayak ayak üstüne atmış karşısında kendine öfkeyle gelen Kaner'e bakıyordu
"Benim eve gelmişsin Kaner ağa!"
Kaner cevap vermek yerine dişlerini sıkmış ve kaşlarını daha fazla çatarak başını biraz daha dikleştirirken Mirşad'ın yakasından tutup kaldırmıştı
"Şansını çok zorluyorsun Mirşad!" Kaner dişlerinin arasından konuşurken Mirşadında aşağı kalır yanı yoktu, başını hafif eğmesiyle gözünün ucuyla yakasındaki Kaner'in ellerine ardından Kaner'in gözlerine bakmıştı
"Sebebi ziyaret yapıyım dedim!"
"Silahlarla' mı?"
"Diyen kişiye bak hele sen değil misin konağımı basan Kaner ağa!" Mirşad en sonunda gözünü bu denli karartma nedenini söylerken Kaner Mirşad'ın yakasını hızla bırakmış ve geri çekilmişti
"Kardeşime bulaşmadan, onu üzmeden, ağlatmadan önceydi o Mirşad efendi!" Mirşad kısılan bakışlarıyla Kaner'e bakarken yüzünde yer edinen öfkeyle dişlerini deli gibi sıkmaya başlamıştı
"Senin aptallığın sonucu baş hekim bozuntusu kardeşimi tehdit etmeden önceydi bendeki sana olan saygı!"
"Bir daha asla izin vermeyeceğim"
"Neye izin vermeyeceksin lan neye?" Kaner cümlesine başlamasıyla elinin tersiyle Mirşad'ın göğsüne bir kaç kez vururken Mirşad geriye bir adım bile atmamıştı
"Yade'nin üzül-"
"Bana bak Mirşad, seni öldürürüm!" Kanerin sesi bir kez daha konakta yankılanmasıyla Mirşad'a hamle yaparken ortalık bir kez daha karışmaması için hızla Kaner'in önüne geçmiş ve göğsünden ittirerek durdurmuştum
"Ne yapıyorsun!" Kaner bana bakmasıyla hiç bir şey demezken Mirşad'a tekrar bakmıştı
"Birdaha Yadenin aleyhine hiç birşey olmayacak"
"Arkasını önünü düşünmeden hastaneden kaçan adam' mı söylüyor bunu?"
"Karını hastanede bir başına bırakıp giden Kaner ağa' mı soruyor?"
İkisi de geri adım atmazken kendilerinden asla taviz vermemişler ve birbirlerine meydan okumaktan geri durmuyorlardı,
"Ayrıyetten ben ve kaçmak öylemi?"
Mirşad iki elini yana açmış ve kaşlarını havalandırmasıyla konuşurken cümlelerini tek tek söylemiş ve Kaner'in omzunun üstünden Yadeye ardından tekrar Kaner'e bakmıştı
"Böyle düşünmenize üzüldüm?"
"Yoğum bakımda gözlerini açtığın gibi giden sen değil' misin? be adam"
Kaner Mirşad'a cevap vermeye yeltenmesiyle Yade araya girmiş kendi merak ettiği soruyu sorarken Yade Kaner'in arkasından endişeyle Mirşad'a bakıyordu
"Biraz zamansız oldu ama aslında taburcu olmuştum!" herkes Mirşad'ın cevabıyla şok olurken Yade hareketlenmiş ve Kaner'in yanından geçerek Mirşad'a bakmıştı
"Ne taburcusu Mirşad delirdin' mi sen"
"Baktım güvenmediğim doktorların elindeyim, ee istediğim doktora da tedavi olamıyorum bende kendimi taburcu ettim"
Mirşad'ın cümlesiyle gülümserken Yadeye gönlünü kaptıran Mirşad efendi en büyük engeli tam karşısında durmasına rağmen Mirşad dur durak bilmiyordu belki bunun farkında değildi yada farkındaydı ama kimseyi, hiç bir şeyi umursamazken Yadeye adım atmaktan' da geri durmuyordu
"Mardin'in en iyi doktorları vardı orada sen ne dediğinin farkında' mısın!"
"Ama benim istediğim yoktu yani vardı ama bakmıyordu"
"Yok o dediklerini işitmiyor" Kaner dişlerinin arasında söylediği cümleyle Mirşad'a hamle yapmasıyla bir kez daha kolundan tutup engellemiştim, Kaner kolundaki elime ardından gözlerime bakmasıyla nefesi yüzüme çarparken nefesini düzene sokmaya çalıştığı her halinden belliyken arada nefesi kesilip sonradan yüzüme tüm kuvvetiyle çarpıyordu!
Mirşad belindeki ikinci silahı çıkarıp Kaner'e biraz daha yaklaşmasıyla Kaner kolumdan tutup arkasına çekmiş ve elimi beline yaslayarak tutmaya devam etmişti!
Mirşad silahı Kaner'e uzatmasıyla Kaner'in kulağına bir şeyler fısıldayıp geri çekilmiş ve başıyla onay verip hiç bir şey yokmuş gibi Kaner' in yanından geçip gitmişti, Mirşad'ın arkasından adamları da konaktan çıkarken Kaner'in adamları da sırayla indirdikleri silahlarla konaktan çıkmış ve konağın kapısını kapatmışlardı
Kaner elindeki silahla avluda kalırken elimi bırakmış ve öfkeyle bağırmasıyla masaya tekme atıp devrilmesiyle Yade çığlık atarken istemsizce de olsa yerimden sıçramıştım Kaner hiç bir şeyi umursamadan merdivenleri çıkmaya başlamasıyla, Kaner'in arkasından bende merdivenleri çıkarken onun aksine ben merdivenleri koşarak çıksam da yetişememiştim, kaner çoktan odaya girmiş ve kapıyı çarparak kapatmıştı, merdivenleri çıkmamla odanın önüne gelmiş ve nabzımı biraz da olsa indire bilmek için soluklanmıştım, son nefesimi vermemle kapı kulpunu yavaşça indirmiş ve Kaner'in aksine kapıyı daha yavaş ve sakin bir şekilde kapatırken Kaner'e bakmıştım ama Kaner asla bana bakmazken odanın ortasında delirmiş gibi dolanıyordu,
Kapı'nın önünde durup biraz izlemiştim Kaner'i, ama karşımda sanki bambaşka biri duruyordu bana acımasızca davranan, yeri geldiğinde ailesini bile dinlemeyip esip gürleyen Kaner ve yine söz konusu ailesi olduğu zaman bam başka kişiliğe bürünen Kaner, bu iki kişi aynı kişi değildi, sanki aynı bedende iki farklı kişi vardı, her şeyi geç az önce beni tutup arkasına çekmesi aklımı karıştırmaya yetmişti, nasıl olurdu da bu adamla bana kötü davranan adam aynı kişi olabilirdi, verdiğim nefesle gözlerimi kapatmış, hafifçe başımı iki yana sallayarak aklımdaki düşünceleri savmıştım çünkü işin içinden çıkamazken boğuluyordum,
"Kaner!" Kaner'e seslensem de Kaner beni duymuyor aksine içindeki öfkeye her geçen saniye daha fazla teslim oluyordu, Kaner dişlerini sıkmasıyla yüzünü kırıştırırken daha fazla olduğum yerde duramamıştım, Kaner'in yanına gittiğimde Kaner arkasını dönmek için hamle yapmasıyla bana çarparak dururken ben duramamış ve çarpmanın etsiyle arkaya sendelerken Kaner belimden tutarak engellemişti düşmemi, Kaner'in yüzüme çarpan nefesiyle gözleri daha fazla kararırken başını hafif yan çevirip benden bir cevap bekliyordu, cevap vermeye yeltenmemle Kaner'in omzundan destek alıp doğrulmamla Kaner'de belimi bırakmış ve bir adım geri atmıştım, Kaner sadece gözlerime bakarken sonunda bende zifiri gözlere bakıp yutkunmuştum
"Iıı şey!"
"Ney?" Kaner kaşlarını havalandırmasıyla başını sallayarak cevap verirken sorgulayıcı bakışlarıyla baştan aşağıya ardından gözlerime bakmıştı
"Sana geldim!"
"Ne?"
Kanerle birlikte bende dediğime şaşırırken hızla susmuş kendime lanet okumuştum, ama ne dediğimi geri alabilir neden Kaner'in duymuş olmasını, cidden çok güzel batırmıştım her şeyi bir kere sana geldim demek ne demek ya! Sanki onu önemsiyor gibi!, gözlerimi kaçırmamla yüzümü kırıştırmam bir olmuştu ama Kaner'in çenemi tutan eliyle tüm dikkatim dağılırken Kaner yavaşça yüzümü kendine doğru çevirmiş kendisine bakmamı sağlamıştı
"Sana dedim"
"Duydum" fısıldayarak söylediğim cümleyle Kaner kaşlarını havalandırmış ve başını yavaşça aşağı yukarı sallamıştı
"Konuşurken' de gözlerime bak" Kaner sanki ondan çekiniyormuşum gibi konuşurken Kaner'le aramızdaki mesafeye gözümün ucuyla ardından tekrar Kaner'in gözlerine bakmıştım
"Bakıyorum zaten, senden çekindiğimi mi sanıyorsun!" yutkunarak konuşurken Kaner elini çekmiş ve bir adım uzaklaşırken başını eğerek tekrardan bakmıştı gözlerime
"Şimdi söyle bakalım benden ne isteyeceksin?" Kaner'in cümlesiyle hızla başımı kaldırıp "Ben sadece senin iyi olup olmadığına bakmak için geldim senden bir şey istemek için değil!" Refleksle söylediğim cümleyle Kaner tek kaşını kaldırmış bakarken kendimi bir kere daha tebrik etmiş daha fazla Kaner'in karşısında duramamış ve hızla odadan çıkmıştım, kapıyı arkamdan çarparak kapatmamla sırtımı kapıya yaslayıp durmuştum,
"Allah kahretsin!" elimi dudaklarıma götürüp belli belirsiz ağzımı kapatırken boş gözlerle etrafa bakıyordum "Ben ne dedim, Ne saçmaladım?" Yaslandığım kapı açılmasıyla hızla dönmüş ve bana bakan Kaner'e bakmıştım
"Ne yapıyorsun burada?"
"Neden bu kadar çok soru soruyorsun?"
"Nerden çıktı bu?"
"Hayatı boyunca soru sormayan sadece emreden biri olduğun için olabilir' mi?" Ciddi anlamda köşeye sıkışırken Kaner'de inadına sorular sorup duruyordu ve her bir sorusunda ben daha fazla saçmalıyordum, gerçekten ben neden Kaner'in peşine gitmiştimki?, neden onun yanlış anlamasına izin vermeyip onu düşüncesinden çevirmiştim' ki? Cevapsız sorular içinde kalırken vereceğim bir cevap yoktu, onu önemsiyormuydum, merak' mı ediyordum ASLA!, ama Kaner'in arkasından odaya çıkmıştım, belki de suçluluk psikolojisiydi, Mirşad benim yüzümden yaralanırken benim için hastaneden gitmiş ve ortalık karışmıştı, EVET kesinlikle bu yüzdendi, bir kere daha benim yüzümden ortalığın karışmaması için çıkmıştım, peki bunu Kaner'e söyleyecek miydim BİLMİYORUM, önceden hayatımda evet' in olduğu yerde Aslanın işi olmazken şimdi bu ikilemin içinde bilmiyorum' da vardı, en iyi cevap kararsız kalmaktan bir cevap vermekti ama onu bile veremiyordum, dilim görünmeyen bir iple başlanmıştı sanki ama bu ip beni başka iplere götürürdü!, geri dönüşü olmayan iplere!, yollara sürüklerdi!
"Yoksa Bana Mirşadımı savunacaksın" Kaner sorduğu soruyla kırılmış bir şekilde bakmasıyla dudakları aralanmıştı
"Onun için' mi geldin yanıma!" Her şey sarpa sararken Kaner her geçen saniye öfke doluyordu ve bu her halinden belli olurken gözleri her geçen saniye daha fazla kararıyordu, ben ise daha ne diyeceğimi bilmiyordum, ne cevabı verirsem yanmam yada daha az yanarım diye düşünürken karşımdaki kişileri yakıyordum, daha az önce Mirşad'ın bir şey yapacak düşüncesiyle kendini önüme, kendini vuran en önemlisi de hayatının sonuna kadar nefret edecek birisi için, benim için kendisini siper ederken şimdi karşımda hayal kırıklığına uğramışçasına duruyordu, belki de benden beklediği buydu ama başka bir şey ummak istemişti, bir kez de olsa başka bir şey olmasını, yanılmak istemişti, Kaner dişlerini sıkmasıyla tek bir söz etmezken yanımdan geçip gitmişti, ben ise sadece baka kalmıştım arkasından, Kaner merdivenleri inmesiyle konağın kapısı büyük bir gürültüyle açılıp kapanmıştı, ve bir kez daha her şey yerle bir olurken baş mimarisi bendim bu olayın, gözümden düşen bir damla yaşla birlikte kalbime' de kor ateş düşmüştü peki bu acı nedendi, neden kalbim yanıyordu, neden susmak bu kadar zoruma gitmişti, bunu istememiş miydim babamın katiline olan içimdeki bu his neyin nesiydi, anlamsız ve cevapsız sorularla merdivenleri inmiş Kaner'in arkasından konağın kapısını açmıştım kapıdaki adamlar bana bakmasıyla "Dolaşacağım biraz" demiştim, gerçi içimdeki sıkıntı geçer mi bilmiyorum ama tek çare kendimi dışarıya atmakta bulmuştum
"Olmaz gelin hanım"
"Bende bir insanım farkındasınız değil' mi?" adamlar birbirine ardından bana boş gözlerle bakmalarıyla az önce konuşan adam başını iki yana sallayarak cevap vermişti
"Ağam izin vermeden olmaz"
Korumanın sözünün hiç bir şey demeden içeriye girmiş arkamdan kapı büyük bir sesle kapanmıştı
KANER KAMİROĞULLARI
Elimi deli gibi direksiyona vurmamla bağırırken içimdeki öfke dur durak bilmiyordu, gerçi niçin öfkeleniyordum ki, ne bekliyordum, banasının katili bildiği adamımı savunacak yoksa benim karşımda olan kişilerimi?, tabi ki de cevap ben hariç herkes ti, elimi bir kez daha direksiyona vurmamla gaza yüklenirken ceketin iç cebinden telefonu alıp Yaver'in ismini bulurken aynadan son kez arkayı kontrol edip önümdeki aracı sollamamla zaman kaybetmeden aramıştım.
Telefon kısa bir çalışın ardından açılırken Yaver'in kısık sesi duyulmuştu
"Efendim!"
"Neredesin?"
"Evdeyim ne oldu?"
"Bir şeyin olduğu yok, her zamanki meyhaneye gelsene?"
"Meyhane ve bir şey yok öyle' mi?"
Yaver asla dediğime inanmazken aslında gerçekten bir şey yoktu çünkü her zaman hayatımda olan ve olacak şeyler vardı
"Tamam çıkıyorum" Yaver asla isteğimi ikiletmezken telefonu kapattığında bende kulağımdan çekip koltuğun üzerine fırlatıp atmıştım
-
Meyhaneye gelmemle içeriye girerken Yaver her zamanki masamıza oturmuş bardakları hazırlatmıştı, zaman kaybetmeden masaya geçmemle Yaver bardakları doldurmuştu
"Anlat bakalım!"
"Yoruldum!" Onca boş söze gerek yoktu ve her şeyi tek bir kelime açıklarken duracak bir liman yada zaman yoktu ve sanki hayatım kolaymış gibi birde İzem zorlaştırıyordu, çıkmaza sokuyordu kendini de beni de
"Biliyor musun ilk defa İzem beni dinledi!" Yaver cümlemi söylememle şaşırırken yüzüne yer edinen gülümsemeyle bardağı kafaya dikmiş ve tek yudumda içmişti
"Ne oldu da dinledi?"
"Kıyafete karşılık benden bir şey isteyecek" Yaver kahkaha atmasıyla arkasına yaslanırken önümdeki kadehi alıp bir yudumda içerken gülümseyerek tekrardan konuştum
"Ne yapalım olum İzem böyle biri benden ölümüne nefret ediyorken elinden gelen en ufak fırsatı elbette değerlendirecekti"
"Ee sen ne yapacaksın?"
"Tamam dedim"
"Tamam!" Yaver dediğimi doğrulatmak istercesine son cümlemi tekrarlamıştı
"Ya olmayacak bir şey isterse?"
"Ne isteyebilir oğlum, boşanma desen yapamaz, babasının cinayetini itiraf et dese olmayan bir şeyi nasıl itiraf edebilirim" aklıma gelen tüm ihtimalleri sayarken Yaver dudağının içini kemirerek beni dinliyordu
"Anca iki yabacı olmak isteyebilir, sonsuza kadar"
"Peki sen ne yapacaksın, öyle derse yani" Yaver'e sorgularcasına bakarken Yaver cümlesine daha fazla açıklık getirmişti
"Yani iki yabancı olalım derse!"
"Seve seve kabul edecem, zaten bunun için koşulsuz şartsız tamam dedim"
"Hmm!, öfkelenme nedenin İzem değil onu anladım, peki seni buraya getiren ne?"
Yaver asıl konuya gelmesiyle boğazıma oturan yumrukla kadehi doldurmuştum
"Mirşad efendi evi bastı"
"Hadi lan!" Yaver şok olmasıyla gözleri büyürken ben elimdeki şarap şişesini masaya sert bir şekilde koymuş tek kaşımı kaldırarak arkama yaslandım
"Sebebi ziyaret yapmak istemiş it, adamlarla, silahlarla!"
"Mirşad ve senin evi basmak!"
Hiç bir cevap vermeden sadece tek kaşımı kaldırarak başımı aşağı yukarı sallamıştım
"Derdi neymişte ekmek yediği kaba bugün tükürüyor Mirşad lavuğu!"
Yaver'in cümlesiyle kulaklarımda Mirşad'ın cümlesi çınlarken dişlerimi deli gibi sıkmıştım
"Sakın beni değer verdiğim kişilere karşı, onların yanında ezmeye, bir hiçmişim gibi göstermeye kalkma, sakın!, ben düşersem sizi de çekerim yanıma!"
Mirşad sözünü söylerken arkamda duran kız kardeşime bakarak söylemiş ve gözlerime bakmıştı, o an aklıma geldikçe delirirken içime sindiremiyordum
"Söylesene Kaner!"
"Beni sakın değer verdiğim insanın yanında küçük düşürme dedi!"
"Ne demek o?" Yaver bakışlarını kısarken çatılan kaşları biraz daha çatılmıştı
"Yade'ye bakarak dedi bunu!"
"Si..." Yaver'in ağzından kaçan küfürle arkasına yaslanırken dudakları aralanmıştı
"Yade ne alaka"
"Başlatma lan ne alakasından Yade'de gönlü var işte ve Yade'nin gözünden düşmek onu delirtiyor " ne kadar bağırma nedenim Yaver'in cümlesi olmazken ona patlamıştım, etraftaki tek tük kişiler bize bakarken onları umursamamış Yaver'e bakmıştım
"Ne ara gördü ne ara sevdi Yadeyi, daha geleli ne kadar oldu' da Yadeye aşık oldu"
"Başlatma lan aşkından, aşık falan olamaz hele benim kardeşime asla"
"Ne yapacaksın peki?"
"Yüksek lisans yapması için yurt dışına gönderecem, zaden önceden' de istiyordu!"
"Şimdiye kadar neler değişmedi Kaner, ya Yade'nin isteği de değiştiyse?, ya kalmak isterse?"
"Hiç bir şey değişmedi!" Masaya vurarak ve tek tek söylediğim cümleyle Yaver yaslandığı sandalyeden doğrulmuştu
"Değişmedi öyle' mi?, değişimin ta kendisi sensin Kaner, mesela!, eskisinden daha acımasız oldun, evlendin, ve en önemlisi Yade bir kere seni kaybetme korkusu yaşadı sence o kız gider mi?"
"Gidecek!" Cevabım yeteri kadar açıktı çünkü Yade'ye bir seçenek sunmayacaktım, seçme, tercih hakkı yoktu
"Kaner yapma!"
"Olmaz Yaver, Mirşad olmaz, onum hayatında karanlık birisi olmaz!"
"Sende karanlıksın bende, Fırat' da karanlık"
"İşte tamda bu yüzden olmaz bu günümüz yarınımız belli değilken kardeşime nasıl tamam derim, nasıl içinde olduğum bu hayata kardeşimi atabilirim!"
"Ben at demiyorum ama Yade' yede sor diyorum, senin için ne kadar kıymetli olduğunu biliyorum o yüzden diyorum ki Yadeyi karşına alma"
"Sonunda onun hayatını kurtarmak varsa gerekirse karşımada alırım, bak İzem'e oda karanlığı seçti, peki sonu ne oldu?" Sorduğum soruyla duraklarken bir cevap beklemiyordum aslında çünkü cevap belliydi
"Ben diyeyim sana sonu cehennem!, ben, İzem kara ben ak demiyorum, bende iyi değilim ama en çok yananda İzem!"
"İkinizde yanıyorsunuz!"
"İşte biz yanıyoruz!, bizim gibi olmaması, Yadenin de yanmaması için karşı çıkıyorum, Mirşad'ı sende tanıyorsun evimi basacak kadar gözü kararttıysa durmaz!"
"Birde ben konuşuyum"
"Konuşmaktan anlıyor' mu sanki, anlasa evi basmak yerine uzak durur"
"Ne yapacaksın peki, ne geçiyor aklından?"
"Bu gün Fırat geliyor, Fırat'a da her şeyi anlatıp Yade'yi gönderecem buradan!"
"Bilmiyorum ama umarım her şey umduğun gibi olur"
"Olacak, olmak zorunda!"
-
Yaver'le zamanın nasıl geçtiğini anlamazken ay çoktan Mardin'in üzerine hakimiyetini kurmuş ve herkesin evine gitme zamanı gelmişti, ben eve küsüm, düşmanım diye herkes değil ya, Yaver'i göndermemle bende araca atlayıp konağa gelmiş içeriye girmiştim, koca avluda tek başıma olurken gürültülerin koptuğu konak sessizliğe bürünmüştü
"Hey gidi koca, acımasız ve dilsiz konak!" kendi kendime söylenmemle merdivenleri çıkmış ve odaya gelmiştim, saat geç olduğu için kapıyı sessizce açmış içeriye girmiştim, oda' da zifiri karanlık hakim olurken ışığı açma konusunda kararsız kalsam da açmış ve tekli berjerde oturan İzemi görmemle şok olurken İzem ayağa kalkıp karşıma gelmişti
"Bir açıklama bekliyorum"
"Ne açıklaması?" İki elimi yana açarak verdiğim cevapla sorgularcasına İzem'e bakıyordum
"Aaa pardon senin tek derdin Mirşad'dı değil mi, neden evimi bastığını mı soracaksın yoksa ona ne yapımımı merak ediyorsun?" Her bir cümlemde sesim biraz daha gür çıkarken İzem sadece dinliyordu
"Merak etme öldürmedim onu!"
"Bu saate kadar neredeydin?" İzem'in sorusuyla afallarken tek bir cevap bile verememiştim, ve sadece susarken az önce deli gibi bağıran Kaner' den eser yoktu
"Kiminleydin!"
"Ne diyorsun İzem?"
"Diyorum ki!" İzem dişlerinin arasından söylediği cümleyle bana doğru bir adım daha atmıştı
"Kimin koynundaydın' da evin yolunu bulamadın!"
"Ne saçmalıyorsun sen?"
İzem alayla gülümseyerek bir adım geri gidip ellerini iki yana açarak
"Dediğim gayet açık geç saatlere kadar gelmemenin başka ne nedeni olacak"
Bir adım öne atarak İzem'e yaklaşmamla işaret parmağımla göstererek İzem'i uyardım
"Saçmalıyorsun şuan!"
"Aa öyle' mi pardon peki ağamız hangi işte çalıştı yada çalıştırıldın da anca gelebildin eve!"
"Kes artık, sen kim oluyorsun' da bana hesap soruyorsun!"
"Ben senin karınım Kaner, nikahlı karın, BEN İZEM KAMİROĞULLARI!"
İzem'in cümlesi daha doğrusu son kelamları kulağımda dönüp dururken tek bir kelime edememiştim
"Ben bu evde, bu odadayken sen başkalarının yanına, başkalarının odasına gidemezsin"
Anlamıyordum, anlayamıyordum, İzem'in sözleri neydi, niçindi bilmiyordum yeni bir plan mıydı yoksa gururuna yediremediği için miydi bu sözleri
"Bende bir kadınım ve senin yüzünden annenin iğrenç itamlarına maruz kalmayacağım"
"Kes artık dedim" İzem'in üzerine yürüyerek konuşurken İzem her yaklaşmamda geriye gidiyordu
"Kimsenin yanına gittiğim falan yok, ben evde karısı varken başkalarının koynuna gidecek bir adam değilim"
"Öylemi?, sen tamda öyle biri-" İzem eliyle göğsüme vurmasıyla kaçacak yeri kalmazken ayağı kaymış ve arkaya sendelemişti, refleksle İzem'in belinden tutsam da bende duramamış ve İzem'le birlikte arkaya düşmüştük, İzem'in sırtı yatağa temas etmesiyle elimi hızla yatağa dayamıştım, İzem'in bana vurmasından dolayı iş buralara gelirken gözleri büyümüş nefes alışı değişmişti ve göğsü hızla inip kalkıyordu
"Cümlenin devamını getir" dişlerimin arasında fısıldarken her bir nefesim İzem'in yüzüne çarpıyordu ve bunu kendisi istemişti azda olsa biraz daha yaklaşarak İzem'in gözlerinin içine bakarken İzem gözlerini gözlerimden çekmiş yüzüme ardından bakışları dudaklarıma kaymıştı, İzem'in göz bebeklerini her an takip ederken İzem titreyen bakışlarını hızla kaçırmasıyla hareketlenmişti
"Çekil üstümden!" İzem ne kadar başarılı olamasa' da beni ittirmeyi denemiş ve yenilgiyle elleri göğsümde kalmış bana bakıyordu
"Çekil" İzem son kez fısıldarken belindeki elimi çekmemle yataktan destek alıp kalkmıştım ayağa, İzem'de doğrulmasıyla hiç bir şey diyemezken yüzüme bile bakamamıştı!
Arkamı dönmemle dolaba yönelmiş eşofmanlarımı alıp banyoya gitmiştim, üstümü giymemle odadan çıkarken İzem yatağın yanına oturur bir şekilde bulmuştum ama İzem'i umursamazken yatağın diğer tarafına gidip pikeyi açıp yastığı koltuğa atmıştım
"O aklına sakın bir daha saçma sapan şeyler sokma hele ki bir daha bana sakın bu ithamı kullanma!"
İzem'in tek bir kelime etmesine müsaade etmezken yatmış ışığı kapatmıştım, ne yapardı ne ederdi umurumda değildi, ister yanımda ister yerde yatabilirdi beni alakadar etmezdi.
-
Sabahın ilk ışıkları odayı aydınlatmasıyla gözlerimi aralamış ve derin bir nefes almıştım, yine başlıyordum güne, olaylara durulmayan saatler beni bekliyordu, aldığım nefesi vermemle başımı çevirip bakmıştım ama yanım boştu ve İzem her zamanki gibi yine beni dinlememiş sözümü çiğneyip geçmişti, dirseklerimin üzerinde doğrulmamla yere bakmıştım ama yerde de olmazken çatılan kaslarımla etrafa bakınmamla gözüme ilişen karalıkla tekli berjere bakmıştım ve tabi ki de İzem koltukta uyumuştu, aklıma dünkü olaylar gelmesiyle üstümdeki pikeyi açmış oturur vaziyete geçmiştim, İzem'in her bir sözü, ithamı kulaklarıma yer edinmesiyle dirseklerimi dizlerime yaslayarak yüzümü ovuşturmuş derin bir nefes vermiştim, yataktan kalkmamla dolaptan siyah takımı alıp banyoya gidip giyindim.
Banyo kapısını hızla açıp odaya girmemle İzem koltukta hareketlenmiş gözlerini ovuşturmaya başlamıştı ve beni görmesiyle kendine çektiği dizlerini indirmiş bana bakıyordu
"Nereye?" İzem sorusunu sormasıyla üzerimde hissettiğim bir çift gözle başımı kaldırıp bakarken geri önüme dönmüş kol düğmemi takmaya başlamıştım, dünkü olanlardan sonra hiç bir şey olmamış gibi cevap vermemi bekleyemezdi sonuçta, gerçi İzem'den bahsediyordum o yüzden imkansız diye bir şey yoktu
"Kaner, bir şey sordum!"
"Sence!" İzem'i arkamda bırakarak kapıya yönelirken dediğine cevap vermemiş odadan çıkmıştım, çünkü hesap soracağım başka kişiler vardı, merdivenleri ikişerli çıkmamla annem gilin odasına gelmiş kapıyı alacaklı gibi çalmıştım ama kimseler açmazken onlara uykuyu haram edecektim!
"Anaaa!"
"Ana aç!" Bekleyerek söylediğim cümleyle durmadan vurmam eşlik ederken herkes korkuyla dışarıya çıkmışlar bana bakıyorlardı ben ise sadece kapıya deli gibi vuruyordum
"Kaner!" İzem'in sesi yankılanmasıyla birlikte en sonunda duvar olan kapı açılmıştı
"Ne var Kaner!" Babam öfkeyle konuşurken benim asıl muhatabım babamın tam arkasında bana bakan Şehnaz hanım'dı
"Ana!, ana!"
"Hayırdır sabah sabah dayandın kapıya!"
"Muhatabım sen değilsin!" Babamı geçerek odaya girmiş ve annemin karşısına geçmiştim
"Sen ne ithamında bulunduğunun farkında mısın?"
"Yine o yılan karın mı-"
"Ana!" İşaret parmağımı anamın gözleri önünde sallarken bir adım daha atıp yaklaşmıştım
"Sakın kendi sözlerin masummuş gibi konuşma, sakın!"
"Sanki haklı değilmişim gibi konuşuyorsun oğul!"
"Yeter!, neren haklı!"
"Karın kadın olsaydı sen evin yolunu unutmazdın!" Annemin sözleriyle şok olurken artık oda gerçekleri saklamıyordu ve herşeyi olduğu gibi söylüyordu belkide söyleyemediklerini'de şimdi söylüyordu
"Nasıl böyle bir şey dersin ana sende bir kadınsın oda bir kadın!"
"Oğlumu eve küstüren kişiye ben kadın demem!"
"Ben İzem den değil sizden dolayı gelmiyorum!" Madem annemgil suçsuz bir kızın günahına girmekten geri durmuyorlardı bende onların canını yakmaktan geri durmayacaktım
"Bu evi bana haram eden, zindan eden İzem değil sizsiniz!"
"Kaner!"
Annemin başka hiç bir şey demesine müsaade etmeden arkamı dönüp odadan çıkmıştım, herkes korkuyla bakarken İzem merakla bakıyordu, İzem'in yanında geçmemle İzem geri çekilmek zorumda kalırken kimseyi umursamadan merdivenlere yönelmiş ve hızla aşağıya inmiştim
"Kaner, oğlum!" Annem arkamda bağırmaya devam ederken konağın kapısını hızla açıp dışarıya çıkmıştım
"Kaner!" Kolumdan tutmasıyla sesin sahibine bakmamla İzem bana öfkeyle bakıyordu
"Ne yapıyorsun sen?" İzem sorduğu sorunun cevabını beklerken ben üstüne bakmış ve hızla elinden tutarak içeri konağa girmiştik, bu sefer herkes ikimize bakarlarken İzemi arkamda sürükleyerek ve herkesi arkamda bırakarak odaya çıkıp kapıyı hızla açarken İzem'in elinden içeriye çekip kapıyı hızla kapatmıştım
"Sen nasıl çıkarsın böyle?"
"Senin peşinden çıktığım için olabilir mi?"
"Git giyin" İzem bana çatılan kaşlarıyla bakarken konuşmaya yeltenmişti ama ondan önce davranarak bir adım atıp işaret parmağımı gözlerinin önünde sallayarak konuşmuştum
"Şimdi git ve sakın bir daha çıkma kimsenin karşısına bu kılık kıyafetle!"
"Sen cevap verseydin eğer adam gibi, peşinden çıkmazdım"
"Vermesem de çıkmayacaksın!"
"Ne var kıyafetimde?, nerem açıkta beğenmiyorsun!"
"Benim karın uygunsuz bir şekilde dışarıya çıkamaz!, benim karım kendisine başka bir göz değmesine müsaade edemez, etmez!"
"Farkındaysan bu senin, neresi uygunsuz, neresi açık!" İzem üstündeki benim eşofmanımı göstererek sitem ederken ben bir adım daha yaklaşmıştım
"Eşofman herkesin karşısına, adamlarımın karşısına çıkmak için uygun mu!"
İzem her bir cümlemde yüzünü kırıştırırken kaşlarını dürmüş bana yüz sallıyordu
"Bakmasınlar o zaman ağızlarını açarak!"
"Ne bakmaması lan, sen baktırmayacaksın ki o ağzı açıklarında bakma fırsatları olmasın!"
"Ben yanlış hiç bir şey yapmadım" izem'in bağırmasıyla yanda duran makyaj masasının üzerindekileri elimin tersiyle yere sermiş ve İzemi kendimle duvar arasında sıkıştırarak gözlerine bakmıştım
"Sakın beni adamlarımın sonu olmamı sağlama İzem, SAKIN!, sana yemin olsun, gözü yanlışlıkla bile değenlerin sonu olurum!"
İzem gözünden düşen yaşa engel olamazken ben burnumun seğirmesine engel olmamış ve oynattığım çenemle dolabı göstermiştim
"Git ve değiştir üstünü"
"Sen anca bundan anlarsın!" İzem titreyen sesiyle konuşurken buğulu gözlerle bakıyordu
"Anlamadın mı hala ben buyum İzem hanım, ister beğenirsin ister beğenmezsin zerre umurumda değil ama bana uyacaksın, uymak zorundasın!"
"Zorunda falan değilim ve uymayacağımda!"
"Daha dün ben senin karınım diye bağırıyordun ahkam kesiyordun, madem öylesin o zaman ona göre davran"
Sözlerimi bir bir söylerken bakışlarım İzem'in bağrına kaymasıyla geri gözlerine bakıp konuştum
"Bağrını'da kapat" İzem cümlemi söylememle dişlerini sıkmış ve gözünün ucuyla bağrına ardından bana bakmıştı, İzem ağlasa'da asla kendinden taviz vermiyordu ona yakın olmama, eli göğsüme değmesine aldırış etmeden gözlerimin içine bakarak fermuarı çekmişti
"Herkesi kendin gibimi düşündüğünden delirdin!"
"İzem!" İzem tek kaşını kaldırarak gözlerime baksa da göz bebekleri titriyordu ve sessizce göz yaşlarını tek tek akıtıyordu
"Hani sana düşünecem dedim ya?" İzem aslında soru sormazken benden bir tepki bekliyordu ama vereceğim bir tepki yoktu çünkü şu an isteyeceği şey beni alt etmek üzerine kurulan bir şeydi
"Şirkette bende çalışacağım"
"Ne?"
"Yani hakkım olanı ve bana ait olan şeyi istiyorum, özgürlüğümü!"
"Yani çalışınca özgür olabileceğini düşünüyorsun öylemi?"
"Düşünmüyorum, olacakları söylüyorum!"
"Asla!" Başımı yavaşça iki yana sallayarak konuşurken gözlerim asla İzem'in gözlerinden ayrılmamıştı
"Asla ama asla sana özgürlüğünü vermeyeceğim İzem, ister çalış, ister şirketin patronu ol, o yüzük parmağında, soyadın soyadımken asla özgür olamayacaksın!"
"Senden nefret ediyorum!"
FIRAT KAMİROĞULLARI
Uçağa binmemle sabahtan beri susmak bilmeyen telefon tekrar çalmıştı ve hızla ceketin iç cebinden çıkartmış arayan kişiye bakmamla İzmit teki sekreter Serpilay'ın ismini görmemle telefonu kapatmıştım çünkü benim şuan tek duymak isteyeceğim sevdiğim kadının sesinden başka bir ses değildi, telefonun kilidini açmamla İrem'i arasam da telefon uzun süre açılmamıştı
"Alo"
"Kirizanten"
"Efendim"
"Aşk olsun ya" İrem'in cevabıyla sesim durulurken İrem'in görmeyeceğini bildiğim halde bakışlarımı düşürmüş bulutlara bakıyordum
"Hiç bir açıklama yapmadan gittin Fırat" İrem sesini yükseltmesiyle tek gözümü kırıp yüzümü kırıştırmıştım çünkü siteminde sonuna kadar haklıydı
"Bir şey oldu diye aklım çıktı"
"Evet hemen gittim çünkü abim gönderdi!"
"Aramadın bile Fırat"
"Sana yemin ederim müsait olamadım sürekli yanımda birileri vardı"
"Bie dakika Fırat bir dakika' damı bir yere geçip arayamadın?"
"Tamam haklısın ama sende beni anla bazı olaylar oldu seni arayamadım, ama bunu telafi edeceğim"
"Etme Fırat!, eğer beni merakta bırakıp sonra hiç bir şey yokmuş gibi yapacaksan telefi falan etme!"
"Ben şuan uçaktayım, iki üç saate gelirim, gelince konuşalım bunları"
Cümlemi söylememle telefon yüzüme kapanırken kulağıma dolan sadece telefonun kapanma sesiydi
"Allah kahretsin!" Aslında öfke kendime olurken İrem sonuna kadar haklıydı, aniden İzmit'e gelmiş ve tek bir mantıklı açıklama sunmamıştım, ama nasıl kalbini kırdıysam düzeltmesini de biliyordum.
-
Uçaktan inmemle soluğu kuyumcuda bulmuş ve İrem' in gözleri gibi zarif bir hediye almış ve tekrar araca binmiştim, direksiyonu Mardin kalesine çevirmemle içimde oluşan korku her saniye büyürken bu duruma düşmemizin tek nedeni benim düşüncesizliğimdi, yol kenarında gördüğüm çiçekçiyle ani firen yapıp hızla araçtan inmemle bir birinden farklı çiçekler kendini göstermişti
"Kolay gelsin"
"Sağolasın ağam!"
"Bana güzel bir buket hazırlasana" göz kırpmamla verdiğim cevapla adam başıyla onay vermiş ve dükkanın en canlı, en renkli olan çiçeklerini almıştı, biliyorum İrem'i kırdığıma, onu düşürdüğüm telaşı affettirmezdi ama biraz' da olsa gönlünü alırdım
"Hazır ağam" adamın cevabıyla çiçeği alıp dükkandan çıkmış ve yola koyulmuştum, kaleye gelmemle ani firen yapıp durmuştum ama kimseler yoktu yan koltuktaki çiçeği alıp araçtan inmiş ve kalenin ucuna gidip beklemeye başlamıştım, elimde çiçek kalbimde korkuyla Mardin'e bakıyordum, üzmemem gereken insanı üzmüştüm yapmamam gereken bir hata yapmıştım ve bunun bedelini' de ödeyecektim, ödüyordum, verdiğim derin nefesle birlikte üzerime çöken gün batımıyla her yer sararmış ve sırayla yerini karanlığa bırakmaya başlayacaktı tıpkı içime doğan karanlık gibi, gözlerimi kapatmamla birlikte burnuma dolan kokuyla gözlerimi aralamış hızla arkamı dönüp bakmıştım, gelmişti, her şeye rağmen İrem gelmişti, yüzüme yer edinen şaşkınlıkla İrem'e doğru adım atmamla İrem göğsümden ittirmişti
"Sana gelme dedim"
"Bende sana aşığım dedim" İrem'in tersi olarak daha fazla yaklaşmış ve İrem'in kollarından tutup kendime çekmiştim, zor olmuştu zapt etmem ama olmuştu, ne kadar direnmeye çalışsa' da kollarımın arasına almış burnuma kokusu dolmuştu, İrem sırtıma vurmasıyla uzaklaşmaya çalışmıştı ama asla izin vermemiştim
"Seni seviyorum güzel kadın, sana aşığım!" İrem biraz daha durulmasıyla artık vurmazken yüzümü aşık olduğum saçlara gömmüş ve ipeksi saçları öperken İrem'in kokusunu içime çekmiştim
"Sana küsüm!" İrem' in cevabıyla yılımsarken uzaklaşmış hayran olduğum ve hayatımın sonuna kadar orada yaşamak istediğim yüze, gözlere baktım ama İrem yüzünü düşürmekte meşgul olduğu için çattığı kaşlarının altından gözlerime bakmaya başlamıştı
"Bu affettir' mi!" Hayatımda asla yapmayacağım şımarıklığı İrem'in yanında yaparken çiçeği kaldırmış gözümün ucuyla çiçeği gösterip İrem'e bakmıştım
"Onu senin kafanda parçalamak isterdim' de"
"De" İki kaşımı havalandırıp bakarken İrem çiçeklere bakmıştı
"Çiçeklere kıyamadım"
"Sadece onlara' mı"
"Ne yani birde beni merakta bırakan sana' mı kıyamayacağım" İrem'in cevabıyla dudaklarımı birbirine bastırıp başımı yavaşça aşağı yukarı sallamıştım
"Kıyarım ben canımı sıkarsan!"
"Mardin'in güneşi kadar asi, kızgın" cümlemi söylerken dudağımı yukarıya doğru büzüp başımı yavaşça iki yana sallamıştım "ama vazgeçilmezimsin"
İrem yüzüne yayılan gülümsemeyle gözleri parlarken bende gülümsemiş İrem'in ellerinden sıkıcana tutup kendime çekmiştim, İrem'de artık belime sarılmasıyla başımı rahatça İrem'in başına dayamıştım
"Sakın bir daha aynısını yapma"
"Asla!" Fısıldayarak söylediğim cümleyle İrem den ayrılırken bir kez daha konuştum
"Bırak seni habersiz bırakmayı içine en küçük endişe düşürmeyeceğim!"
"Sana güveniyorum" İrem'in elinden tutup her zamanki yerimize oturmuş Mardin'i seyretmeye başlamıştık, daha ne isteyebilirdim ki sevdiğim yanımda sevdiğim kadının parmağında bana ait olan yüzük var, İrem'in elini avuçlarımın arasına almamla omzundan tutup kendime çekip başını göğsüme yaslamasını sağlamıştım
"Şu Mardin sokaklarında el ele gezer' miyiz Fırat?" İrem'in sorusuyla başımı çekip İrem'e baksam da İrem bana bakmazken gözlerini Mardin den bir an bile ayırmamıştı
"O nasıl soru yıldız gözlüm?, tabi ki de gezeriz, gezeceğiz" son cümlemi vurgulamamla İrem hiç bir şey demezken sadece omzunu silkmişti
"Kaner abi bir plan yaptı ama!"
"Ama!" İrem omzumdan kalkıp bana bakarken hızla gözlerini kaçırmış yüzünü kırıştırmıştı
"Korkuyorum!" İrem'in çenesinden tutup kendime bakmamı sağlarken elimi çekmeden yüzünü tutmuştum
"Korkma!, abimden de şüphe etme!" Yavaşça söylediğim cümleyle İrem başını hızla iki yana sallamıştı
"Kaner abiden yana çekin gem, yada en ufak endişem yok, Kaner abi ne kadar kendi intikamını öne sürse de senin, benim onun gibi olmamızı istemediği için, bizim mutluluğumuz için bu yola çıktı, çıktık ama içimdeki korkuya' da engel olamıyorum"
"Belki yolumuz aydınlık, kolay bir yol değil ama varacağımız yer çiçek bahçesi"
"Öylemi diyorsun?" İrem sorgulayıcı bakışlarıyla bakarken dediğime inanmak istiyordu, gözü kapalı inanmak ve inandıracaktım sonu çok güzel olacaktı
"Abimin hayatı zor hayat, dikenli, yaralı bir yolu var ve bize düşende bu yolda aşkımızla birbirimize olan sevgi, sonsuz güvenimizle yürüyüp abime destek olacağız" İrem gülümsemesiyle başıyla onay verirken İrem'im omuzundan sarılırken göğsüme çekmiştim tekrardan, evet içinde olduğumuz hayat, bize biçilen kader zordu ama başarmaktan başka şansımızda yoktu abimlerin tarafında asla sular durulmazken bu hırçın dalgada dimdik durup savulmayacaktık ve biraz da olsa abime biz sedir olacak ve durulmasını, yıpranmasına engel olacaktık ama nasıl?, abim benim zarar görmemem yada daha az zarar görebilmem için sürekli uzaklaştırırken nasıl yardım edecektim bilmiyorum ama artık dönmüştüm Mardin'e, bizzat abim beni çağırırken artık taşlar yerinden oynamaya başlayacaktı, peki bu saatten sonra bırak bizi kendisinin zarar görmeyeceğini nasıl engelleyecek bilmiyordum, herkes can havliyle saldırmaya başlayacaklardı abim ise her kesi tek tek boğacaktı
"Bu arada!" İrem'in sesiyle içinde çıkamadığım düşüncelerden sıyrılıp İrem'e bakmıştım, İrem ise duruşunu bozmadan sadece başını çevirmiş bakıyordu, İrem'e hiç bir şey demeden tek gözümü kırpıp başımı yan çevirip bakmıştım
"Telefonda sen bana bir şey dedin" İrem dediğimi aklına getirmeye çalışırken erken davranan ben olmuştum
"Krizantem"
"Hah evet sana sinirimden soramadım ne demek o?" Mardin'e dönmemle derin bir nefes vermiştim
"Krizantem bir çiçek!" Cümlemi söylememle İrem'e bakmış tekrar konuşmaya başladım
"Sarı rengi masumiyeti, kırmızı rengi aşkı, beyaz'ı ise sadakati temsil eder, neşenin güzel ömrün habercisinin çiçeğidir yani" kollarımın arasındaki
Sevdiğimin gözlerinin içine bakarak konuştum tekrardan
"Senin gibi güzel, ama sana krizantem diye söylememin tek bir nedeni var, onlar ayrı ayrı bu özelliği barındırsa da sen hepsisin, bütün renkler ışıldayan gözlerin de, gülünce dünyamda güneş açan gülümseyen yüzünde var"
"Bir hikayesi var mı peki?"
"Var" başımı yavaşça sallamış ve fısıldayarak konuşmuştum
"Var ama kavuşamayanların hikayesi"
"Nasıl yani?" İrem başını göğsümden kaldırarak bana bakarken bende başımı eğmiş gözlerinin içine bakmıştım
"Kavuşamayacağını bildikleri halde ömürlerinin sonuna kadar birbirini seven ve birbirlerine ait olan sevdalıların hikayesiymiş"
"Ama ya bizde kavuşamazsak?" İrem'in gözleri dolarken yüzünü avucumun içine alıp başımı yavaşça iki yana sallamıştı
"Öyle bir şey olmayacak buna müsaade etmem, hem biz sıramızı savdık"
"O nasıl oluyor?" İrem sorgularcasına bana bakarken ben gözlerimi kısmış ve göz kırparak konuşmuştum
"Unuttun mu biz ayrıydık başta ama bak ne oldu?, yine kavuştuk, yani bu bizim için geçerli değil"
"Ya olursa?, ya yine kaderimize ayrılık düşerse?"
"Biz zoru başardık seninle, onca ayrılığın, araya giren zamanın üstesinden gelip yine birleştik" Sözümü yarıda kesip İzem'in yüzüklü elini tutmuş ve tekrar konuştum
"Bu parmağa yüzüğü taktım ya hiçbir zorluk, güç seni benden alamaz!"
"Haşir ağa yıllar önce olduğu gibi bu günde bize onay vermeyecek"
"Onun onayını almak için uğraşmayacağım"
"Bize huzur verir mi sanıyorsun Fırat?"
Bakışlarımı İrem'in gözlerinden çekmemle Mardin'e bakmıştım
"O zaman senide alır çeker gideriz buralardan!" İrem burukta olsa yılımsarken gözlerindeki korku ve endişeyi saklayamıyordu
"Düşünsene küçük bir ev ve bir bahçe, ne dersin?"
"Seninle hayatımın sonuna kadar orada kalabilirim" telefonun çalmasıyla büyülü an bozulurken İrem doğrularak omzumdan kalktığında, bende ceketin iç cebindeki telefonu alıp arayana bakmıştım, arayan abim olurken şaşırmıştım genelde aramazdı çünkü hele ki İremin yanında olacağımı bildiği an asla aramazdı, zaman kaybetmeden telefonu cevaplamış ve abimin tok sesi duyulmuştu
"Alo Fırat"
"Efendim abi?"
"Neredeysen acil eve gel konuşacaklarımız var"
"Tamam" abim başka hiçbir şey söylemeden telefonu kapatırken İrem bana merakla bakıyordu
"Ne oldu, ne diyor Kaner abi?"
"Bilmiyorum beni çağırıyor konuşacakları varmış"
"Tamam sen git"
"Seni eve bırakayım gideceğim merak etme" İrem bana sorgularcasına bakmasıyla tek kaşımı kaldırarak bakmıştım gözlerinin içine
"Seni burada bırakacak değilim İrem"
Ayağa kalkmamla İrem'in elinden tutup kaldırmış aracın kapısını açıp İrem'in binmesini beklemiştim, kendime kapı açtırdığım kişiyken şimdi kapı açan kişi olmuştum ama İrem'ime her şey fedaydı, kapıyı kapatmamla kendi tarafıma binmiş, aracı hızla çalıştırıp yola çıkmıştım.