İzem'in gözünden düşen bir damla yaşla gözleri titrerken ona acımıyordum bile zira acırsam acınacak hale düşerdim!
"Yediğin yemeğin içinde badem olduğunu anlamayacak kadar salaksın" İzem'in cevabıyla çenesinden kavramış ve biraz daha sıkmıştım
"Kes o sesini"
"Yalan mı Kaner ağa badem' in tadını anlayamadın sonra gelip burada ahkam kesiyorsun" sıktığım çenesini İzem' in konuşmasına engel olmazken İzem gülerek devam etti "Ahh çok yazık birde sen koskoca bir aşiret yönetiyorsun değil mi" Çenesini daha fazla sıkmamla İzem gözlerini kapatmasıyla yüzünü buruşturarak geri bana baktığında "Akılları varsa sana baş kaldırırlar" İzem' e yaklaşmamla aramızdaki mesafe yok denecek kadar aza düşerken fısıldadım
"İzem sus dediğimde sus yoksa sana yemin olsun ki elimde kalacaksın" İzem bir şeyin farkına varmış gibi kaşlarını çatarak bana baktığında devam etti "Yalnızzz" İzem yüzümü inceleyerek sonunda ağzının içindeki baklavayı söylemişti
"Senin korkun niye ya sen onu söylesene?" İzem olduğu konuma rağmen yüzüne yerleştirdiği alaylı tebessümle bakarken dişlerinin arasında konuşmuş ve dolan gözlerine rağmen kendini sıkıp bir damla yaş akıtmamıştı gözünden
"Olduğun konumu sakın unutma!"
"Ben unutmam ama sende şunu unutma Kaner ağa sen insan değilsin, sadece bir canisin!"
İzem'in son cümlesiyle hızla kavradığım çenesini bırakıp arkamı dönüp banyodan çıkmıştım ne halde olduğu umurumda bile olmazken şu an tek umurumda olanlar aşağıdaki hesaplaşacağım kişilerdi, odanın kapısını açmamla çarparak kapatmam bir olurken hızla merdivenlere yönelmiştim, aşağıya bakmamla Ayşe hanım, Berfin, Fırat kısacası babam hariç herkes bana bakarken bir tek babam ve annem bakmıyordu gerçi alışmışlardı sürekli bir olayın olmasına, sessiz bir günün geçmemesine ama babam farklıydı bakmamasının tek nedeni benim yaşadığım mutsuzluktan dolayı duyduğu mutluluk' tu çünkü kapıyı kapatışımdan anlamıştı İzem'le tartıştığımızı daha doğrusu birbirimize girdiğimizi!
"Ayşe hanım!"
Ayşe hanımın ismini zikretmemle babamda şaşırarak arkasını dönerken Ayşe hanım endişeyle yanında duran kızı Berfin'e bakmış ardından bana dönmüştü
"Ben kimim Ayşe hanım!"
"Af buyur ağam!" Merdivenleri inip Ayşe hanıma doğru yürümemle Ayşe hanım bir adım geriye giderken af dilemişti ama o affı dilememek için hata yapmayacaktı
"Benim sözlerim neden dinlenmiyor?, neden benim hayır dediğime siz evet diyorsunuz?" Ayşe hanım başını eğip konuşmuştu
"Estağfurullah ağam ne haddimize!"
"O zaman İzem neden mutfaktaydı bu gün?"
Ayşe hanım sorumun karşısında tek bir kelime edemezken yüzüne oturan mahcup ifadeyle yere bakıyordu
"İzem neden mutfağa girdi!"
Kızmamın asıl nedeniz İzem'in neden mutfakta olduğu değildi asıl kızma nedenim çalışanların beni dinlememiş olmalarıydı hadi babamı anlamıştım artık birbirimize saygı duymayı kesmiştik ama çalışanlarım bile benden farklı hareket eder olmuşlardı
"Ağam yardım edeyim deyince bir şey diyemedik"
"Diyeceksin!" elimi masaya vurmamla devam ettim "Müsaade etmeyeceksin" Bir kez daha bağırmamla bir adım öne atmıştım ama bu sefer Ayşe hanım geriye gitmezken avluda çıt yoktu ta ki babamın sesi duyulana kadar
"Destur Kaner!" Babam önüme geçmesiyle olduğum yerde dururken başımı hafif yan çevirip gözlerimi kısarak bakmıştım
"Çekil önümden!"
"Ne o karın delirtti hırsını bu kadından' mı çıkartacaksın?"
"Çekil önümden baba!"
"Senin asıl delirme sebebin seni ezip geçmeleri değil!" herkes babamın cümlesiyle bana bakarlarken tüm dikkatleri babamın vereceği cevaptaydı
"Senin asıl nedenin karın olacak o kadının sesin alerjin olduğunu öğrenmesi!"
"Alakası yok"
"Kaner yapma!, yemekte o kadının sana nasıl nefretle baktığını gördüm, bilerek o lokmayı almanı bekledi" tek kaşımı kaldırarak alayla gülümseyerek babama baktığımda asıl gerçeği söylemekten de geri durmamıştım
"Onunla birlikte sende beklemişsin baba!, yani neymiş tek düşmanım o değilmiş"
Babam bir adım bana yaklaşmasıyla başını iki yana sallayarak yüzündeki tebessüm git gide daha fazla yayılmış bana bakıyordu
"O senin düşmanın Kaner ve sen kararın verildiği ilk gün karşı çıkmayıp öldürseydin onu" babam elindeki bastonu yere vurarak devam etmesiyle boynumu kütlettim
"Şimdi ayağına dolanmayacaktı"
Madem babam kendi safı dışındaki gerçekleri konuşmaya başlamıştı bende onun gerçeklerini saklamayacaktım, babam Ayşe hanıma duvar olmuştu ama ona kim duvar olacaktı?, ben diyeyim hiç kimse, hele ki ailem asla, tartışmamız Ayşe hanım' dan çıkarken her zamanki olduğu gibi babamla benim arama dönmüştü, babamın gözlerine bakmamla ikimizin günahı olan kaşındaki morluk kendini saklamazken babam kendisinin utancını taşıyordu, kendisinin demiştim çünkü kendi öz evladını ölen anasından vurmak sadece ona yakışırdı
"Bir kere saygısızlığına bir şey demedim ama bir daha olmaz Kener haddini bil!"
"Sen o günün hesabını benden önce kendine sor!" Babam konuşmaya yeltenmesiyle işaret parmağımla babamın arkasındaki Ayşe ablayı göstererek konuşmuştum
"Sakin bir daha benim dediğimin tersini yapmayın, sakın!"
Dişlerimin arasından söylediğim cümleyle içimdeki öfke sel olup taşarken daha fazla konuşmamıştım çünkü daha fazlası onlar için iyi olmayacaktı!
İZEM KAMİROĞULLARI
Aynadan baktığım kişi sadece yorgun bir kızdı, Kaner ne kadar acımasız olduğumu söylese de değildim, Kaner'in bildiği, sandığı kişi değildim ama olmuştum onun sayesinde asla olmam dediğim kişi olmuştum, elim istemsizce boğazımdaki kızarıklığa giderken yüzümden düşen bir damla göz yaşı boğazıma doğru kaymış ve kızarıklığın üzerinden iz bırakarak kayıp giderken dudağımdan akan kanda hayatın acımasızlığını gösteriyordu, hayatım boyunca bu anı, dudağımdan akan kanı unutmayacaktım, hele ki Kaner' e asla unutturmayacaktım.
"Sana yemin olsun bunun hesabını soracağım!" Kendi kendime konuşmamla lavabonun yanında duran makyaj temizleme bezinden bir tane alıp aynaya bakarak dudağımı sildiğimde, canımın yansımasıyla kaşlarım çatılırken bezi bir kez daha bastırmış azda olsa silmiştim, elimdeki bezi lavabonun üstüne atmamla aynadan son kez kendime bakıp göz yaşlarımı silmiş ve derin nefes vererek odaya girmiştim, başımın ağrısı her geçen saniye artarken gözlerimi kapatıp yüzümü kırıştırmıştım, belki beden olarak değil ama ruhen yorulmuştum, hatta çökmüştüm, gözlerimi aralamamla odaya bakmış ve kapıya yönelmiştim, odadan çıkıp dışardakilerin yüzünü görecek değildim bu konakta mümkün olmasa da sadece biraz huzur bulabilmek için ışıkları kapatmış tekli koltuğa yönelmiştim, odanın içine sızan dışarının ışıkları azda olsa içeriyi aydınlatmaya yeterken kendimi tekli koltuğa atmış ve dizlerimi kendime çekmemle biraz kendimi kaydırarak başımı yaslamıştım, Kaner'in sözleri bir bir kulaklarımda yankılanmasıyla boğazımdan kaçan hıçkırığa engel olamamıştım, hayatım boyunca kimseye ezilmemek için okumuş çalışmıştım ama bütün emeklerim babamın ölümüyle birlikte yerle bir olurken şimdiye kadar ne yaptıysam hiçbir anlamı kalmamıştı en önemlisi de hayatım boyunca ilk defa tokat yemiştim, ama bu tokadın hesabını soracaktım ona ve onu bin pişman edecektim bana attığı tokadın hesabını verecekti, başıma kaldırmamla yanda duran telefonu almış rehberden Hakan'ın ismini bulup zaman kaybetmeden aramıştım, Hakan'ı bu işe bulaştırmakta doğrumu yapıyorum bilmiyorum ama başka seçeneğimin de olmadığını biliyordum, bir kaç çalmada açılırken telefon Hakan'ın nefes alışı ardından sesi duyulmuştu
"İzem!" Hakan sadece ismimi söylerken aslında çok şey sormuştu ama dile dökmezken benim konuşmamı bekliyordu
"Nasılsın?"
"Beni geç, asıl sen nasılsın?"
"İyiyim!" Aslında iyi değildim, olanları saklamak için belli etmemek için canlı tutmaya uğraştığım sesim ve yüzüme yer edinen acı tebessümle yalandan iyiyim demiştim, zaten hep böyle olmuyor mu?, iyi olmadığımız halde dışarıya karşı hep mutlu, hep güler yüzlüydük ama asıl içimizde kopan kıyametleri sadece biz görüyor herkesten saklı yaşıyorduk bugünde öyle olmuştu dışarıya karşı iyiydim ama patlayan volkanların içinde elim kolum bağlı bir şekilde kalmış yanıyordum!
"Senden bir şey isteyebilir miyim!"
"İsteme!, söyle!"
"Kaner'i araştırmanı istiyorum!" Söylediğim cümleden sonra Hakan'dan ses seda gelmezken sadece beklemiştim, reddedebilirdi asla ona darılmam yada gücenmezdim ama cevapsız kalması garibime gitmişti
"İstemiyorsan sana darılmam biliyorsun değilmi"
"Saçmalama İzem!, nerden çıktı istemediğim!"
"Sen cevap vermeyince" söylemekte kararsızda kalsam aklımdaki düşünceyi sonunda söylediğimde Hakan dediğime alayla gülüp cevaplamaktan da geri durmamıştı
"Saçmalamışsın, sadece şaşırdım!" Hakan bir kaç saniye durup verdiği derin nefesle tekrar konuşmuştu
"Sende biliyorsun ki en başından beri zaten araştırıyoruz! ama hiç bir şey yok sadece Mardinli iş adamı" Hakan sözlerini sitemle söylemişti çünkü oda bu davayı kapatmak için elinden geleni yapıyordu ama her çabada elinin boşa çıkması onu yenilgiye uğratıyordu
"Evet biliyorum, ama bu sefer öyle değil, burada, yerinde sormanızı istiyorum"
"İzem orası Mardin Midyat, Kaner'in memleketi, hüküm sürdüğü, söz sahibi olduğu topraklar oralar' da kimse konuşmaz!"
"Biliyorum ama illaki birisine zararı dokunmuştur!"
"İstediği kadar dokunsun İzem, gerekirse canlarına mağal olsun asla konuşmazlar, ama adamlarımı göndereceğim merak etme!" Hakan ne kadar bir şey bulamayacağından emin olsa' da ben düşüncemde kararlıydım illaki birisi konuşacaktı, kimse kendisine yaşatılan acıya susmazdı, elbet birileri intikam almak isterdi
"Teşekkür ederim" Telefonu kapatmamla bom boş bir şekilde yere ardından başımı hafif yan çevirip pencereden dışarıya bakmıştım, yine gün bitmiş, ay kendini göstermişti, yıldızlar ise ayın ışıltısına eşlik ederken bazıları aydan rol çalarken bazıları ise ayın ışıltısından kaybolmuş ve karanlığa hap solmuştu, tıpkı benimde karanlıkta kaybolduğum gibi, başıma koltuğa geri koymamla dizlerimi tekrardan kendime çekmiş ve gözlerimi kapatmıştım, yarın yine sabah olurken benim cehennemim tekrardan başlayacaktı!
-
Yüzüme düşen ışıkla gözlerimi yavaşça aralarken gördüğüm silüet ile hızla gözlerimi kapatıp açmıştım ama gördüğüm rüya falan değildi, tepemde bana bakan bir adet Şehnaz hanım varken arkasında' da Ayşe hanım bakıyordu, uğradığım şaşkınlıkla büktüğüm dizlerimi indirmiş bir cevap bekliyordum ama cevap vermek yerine sadece susmuşlar sorgularcasına bakıyorlardı
"Kocan nerede?" Şehnaz hanımın iğneleyici sorusuyla yatağa bakmamla yatakta tek bir bozulma yokken ortalık Kaner'in dağıttığı gibi duruyordu, bakışlarım tekrar Şehnaz hanımı bulmasıyla bir kaç saniye bakmış ardından konuşmuştum
"Bilmiyorum ve emin olun bilmekte istemiyorum" söylediğim cümleyle arkama yaslanırken yukarıdan bana bakan Şehnaz hanıma bakmıştım
"Bir kadın olarak erkeğin eve gelmiyor ve sen rahatsın öylemi?"
"1.si Kanerin nerde olduğu yada ne halde olduğu umurumda değil.
2.si ise bir anne olarak oğlunun eve gelmesini öğretemediyseniz bu sizin suçunuz benim değil"
Şehnaz hanım duyduğu sözlerle öfkeyle bir adım atmasıyla aklına gelenle duraksayarak gülmeye başlamıştı
"Yazık senin gibi ucuz kadınlar ancak bunu yapabilir zaten" Kaşlarım çatılarak Şehnaz hanım' ın dediği kelimeyle yaslandığım yerden doğrularak baktığında Şehnaz hanım devam etti
"Artık utandığın hangi ayıbın varsa ortaya çıkmaması için suçu oğluma atarak kurtulmaya çalışıyorsun belli ki!"
"Sakın!" Oturduğum yerden kalkmamla bağırmam bir olurken Şehnaz hanımın karşına geçip gözlerinin içine bakmıştım
"Sözlerinize dikkat edin Şehnaz hanım!" İşaret parmağımla Şehnaz hanımı gösterirken bir adım öne atmış ve yalan, kin bürünen gözlerinin içine bakmıştım
"Yalan' mı seninle evlenmeden önce her gün eve gelen oğlan şimdi adım atmaz oldu konağa" Şehnaz hanım iki elini yana açarak sarf ettiği sözleri karşısında dilim tutulurken beynim uyuşmuştu adeta, her şeyden önce bir kadın bir kadının namusuna ne kadar kolay dil uzatabilirdi, bu yükün nasıl ağır olduğunu ilk önce o bilmeliydi ama Şehnaz hanım yaptığı marifetmiş gibi yüzünde beliren tebessümle gözlerimin içine bakıyordu
"Belki de oğlunuz çokta sandınız gibi dürüst biri değildir"
"Ne diyorsun sen?" Titreyen sesimle zorda olsa dişlerimi sıkarak söylediğim cümleyle Şehnaz hanım kaşlarını çatmış bana bakarken ben bir adım daha atarak yaklaşmıştım kendisine, bana gelince çekinmeden laf söyleyen Şehnaz hanım söz konusu oğlu olunca aslan kesilmişti
"Bir erkek eve gelmiyorsa başka evi olduğu içindir Şehnaz hanım"
Söylediğim cümleyle bu sefer rol değiştiren biz olurken Şehnaz hanım cevap verememiş ve içindeki öfke gözle görülür bir şekilde yüzüne yansıyordu ama bunu kendisi istemişti beni namusumdan vuramazdı ve oğlunun suçunu bana yıkamazdı, Kaner'e karşı yeniliyorum diye beni güçsüz yada sessiz biri sandıysa hayatının yanlışını yapardı, çünkü öyle biri değildim belki Kaner'e karşı gücüm yetmiyordu ama diğerlerine' de kendimi ezdirecek değildim ve bu sefer acımayan susmayan taraf bendim
"Sakın beni oğlunuzun düşüp kalktığı kızlarla karıştırmayın!, belki oğlunuz onlarla aynı kefede olabilir, ama ben" yarıda kestiğim cümlemle başımı iki yana yavaşça sallamış ve tekrar konuşmuştum
"Değilim!"
"Senin ne haddine' de böyle konuşuyorsun!"
Şehnaz hanım tokat atmak için elini kaldırmasıyla tokat atmaya yeltenirken hızla elini tutmamla Şehnaz hanım uğradığı şaşkınlıkla bakarken arkada duran Ayşe hanım korkuyla bakıyordu ben ise ilk önce Şehnaz hanımın eline ardından gözlerine bakmıştım
"Sakın!" Başımı hafif yan çevirip dişlerimin arasından konuşurken Kanerin tokat attığı gözümün önüne gelmişti, ona engel olamamıştım ama ikinci bir Tokat'a da asla müsaade etmezdim, etmeyecektim, zorda olsa yutkunmuş ve Şehnaz hanıma yaklaşıp bir kez daha konuşmuştum
"Sakın bunu bir daha denemeye kalkmayın" Şehnaz hanıma biraz daha yaklaşmamla devam ettim
"Oğlunuzun ayıbını da bana sormayın yüreğiniz var ise gidin kendisine sorun" son cümlemi söylememle Şehnaz hanımın elini savurup atmış ve işaret parmağımla kapıyı göstererek başımı biraz daha dikleştirmiştim
"Şimdi çıkın odamdan" Şehnaz hanım bir iki dakika bana baksa da gözleri dudağımın kenarındaki yaraya ardından boynuma kaymış çatılan alnı düzleşirken yüzündeki ifade yerini yılımsamaya bırakmıştı
"Sen zaten belanı bulmuşsun!" Şehnaz hanımın sözleri canımı yakmayı başaramamıştı çünkü namusuma laf uzatan kadından ne beklenebilirdi ki?, Şehnaz hanım yine kendine yakışanı yapmıştı,
Şehnaz hanım başka bir şey demezken arkasını dönüp gitmesiyle Ayşe hanım sorgulayıcı bakışlarıyla bakmış ardından Şehnaz hanımın arkasından oda çıkmıştı, gözlerimi kapatıp verdiğim derin nefesle tekrardan aralarken gözlerimi tavana dikmiş bakıyordum, bu kadar erken beklemesem de sabahın köründe başlamıştı çilem ve bundan sonrada hep aynısı olacaktı, bakışlarımı tavandan dikip yavaşça ortalığa bakmıştım, ama ben ne yapacağımı biliyordum, Şehnaz hanımı bir kez daha yenmek paha biçilemez bir duyguydu hele ki bu günkü sözlerinden sonra onun düşen yüzünü görmeye sabırsızlanıyordum ama ilk önceki Kaner ağanın dağıttığı odayı toplayacak ve biraz da olsa dinlenecektim, çünkü beden olarak da ruh olarak da cidden çökmüştüm, boynumda oluşan sızıyla birlikte gözlerimi kapatıp yavaşta olsa boynuma dokunurken yüzümdeki acı tebessüme engel olamamış gözlerimi aralamıştım, işte cehennemde tam olarak buydu belki gözle görünmüyordu yandığım ama yanıyordum, her gün yine ve yeniden yanıyordum, yatağın ayak ucundaki ilaç gözüme ilişmesiyle bir kez daha ortalığa bakmış ve zaman kaybetmeden iki elimle topladığım saçlarımı masadan aldığım kalemle tutturmuştum, yere eğilmemle Kaner'in kıyafetlerini almış gelişi güzel tekli koltuğun üzerine koymuştum, bir kez daha yere eğilmemle yerdeki yatak pikesini alıp katlamış ve yastıkları da alıp dolaba kaldırmıştım, koltuğa attığım Kaner'in kıyafetlerini' de tek tek katlamış üst üste koymuş ve yatak ucundaki ilaç kutusunu' da alıp kıyafetlerin üstüne koymamla kıyafetleri dolaba kaldırmıştım, Kaner'in kıyafetlerini dolaba kaldırmamla kendi kıyafetlerime bakmıştım ve giyeceğim bana ait hiç bir kıyafetim olmadığı gibi eşofman olarak' da gecelikler vardı dolabımda, gerçi Şehnaz hanım' dan da ne bekliyordum' ki bugün namusuma laf eden kadın nefret ettiğim ve babamın katili olan adamın koynuna girmemi' de beklerdi, az önce kapattığım Kaner'in dolabını tekrar açmış ve eşofmanlarına bakmıştım madem bana doğru düzgün kıyafet veren yoksa bende kendi imkanlarımla bulurdum, dolapta katlı duran siyah eşofman takımını alıp açmış büyüklüğüne bakmıştım, Namı değer Kaner ağamızın cüssesi yapılı olduğundan bana göre büyüktü ama yapacak bir şey yoktu!.
Daha fazla düşünmeden eşofmanı alarak banyoya gittim hem ne düşünecektim ki sanki başka şansım vardı da ben mi yapmıyordum, üstümdekileri çıkarıp Kaner' in eşofmanını giymemle banyo aynasından kendime baktığımda adeta eşofman içinde kayboluyordum, kapşon'un kollarını sıvamamla biraz da olsa hallolmuştu aslında, ne kadar bana doğru düzgün kıyafet vermeseler de kendi imkanlarımla bir şeyler bulmuştum, banyodan çıkmamla çarpmam bir olurken burnuma dolan koku üstümdeki kapşona sinen kokunun aynısıydı ama bir farkla koku daha yoğun gelirken anlamıştım kim olduğunu ve tabi ki her şeyin asıl sahibi gelmişti, başımı kaldırmamla bana bakan bir çift zifiri göze bakarken Kaner refleks ile tuttuğu kolumu biraz daha kavramasıyla kenara çekerken bakışlarım istemsizce ellerine kaymış ardından karanlık gözlerine bakmıştım ama Kaner asla gözlerini gözlerimden ayırmazken yüzündeki sert ifade gitmiş başka bir ifade gelmişti, Kaner'in kolumdaki eline düşen saçlarım gelmesiyle yavaşça saçlarıma bakarken gözleri boğazımdaki izlere takılı kalmıştı, kendi ayıbıyla yüzleşmesi belki de zordu ama yaparken bir an bile gözlerini kırpmamıştı, evet onun düşmanıydım ama bir kadındım, onun eşiydim ama Kaner bunları elinin tersiyle itmiş ve beni dövmüştü, belki de gece boyunca eve gelmemesinin nedeni buydu ama yine laf yiyen ben olurken yine itilip kakılan bendim, kendimi geri çekmemle Kaner gözlerime bakmış ve sıktığı kollarımı yavaşça bırakmıştı
"Kendi ayıbınla karşılaşmak nasıl bir şey?" Her şeye rağmen ilk konuşan ben olsam da merak ettiğim soruyu sormuştum aslında, Kaner benden kaçırdığı gözlerini yere sabitlerken aklında bir şeyler geçiyordu ama anlamıyordum, Kaner'i sadece nefretinden başka hiç bir şekilde görmediğimden şimdiki duygusunu, yada ne düşündüğünü anlayamıyordum ve karşımdaki adam tanıdığım acımasız ve nefretle var olan adam değildi sanki, Kaner'in yüzüne biraz daha bakmamla en sonunda anlamıştım bir şey demeyeceğini daha fazla burada zaman kaybetmeye de gerek yoktu hiç bir şey demeden yanından geçmemle ilk önce Kaner'in verdiği derin nefes ardından sesi duyulmuştu
"Özür dilerim!" Kaner'in cümlesiyle olduğum yerde durmuş ve elimdeki kalem yere düşmüştü, çıkan ses odada yankılanmasıyla bakışlarım kaleme kayarken yavaşça arkamı dönüp Kaner'e bakmamla Kaner omzunun üstünden kaleme bakmıştı
"Ne dedin sen?" Yavaşça adımladığım adımla Kaner'in yanına gidip yüzüne bakmıştım ama Kaner'de tek bir mimik olmazken yüzü sopsoğuk ve ifadesizdi, Kaner'in kolunu tutmamla çekerken Kaner bana doğru dönüp bakmış ve soğuk bakışları gözlerimde eğlenmişti
"Duydun işte!" Kaner asla kendinde taviz vermezken boynuma çevirdiği gözlerini yavaşça kaldırırken yüzümdeki belli belirsiz kızarıklığa ardından dudağımdaki yaraya bakmasıyla dudakları aralanırken "Senin yüzünden, senin susmayışın yüzünden oldu bunu biliyorsun değil mi ve senin hatanın bedelini yine ben ödedim!" Kaner pişmanlığının verdiği öfkeyle konuşurken gözleri her geçen saniye daha fazla kararsa' da öfkesi kendineydi ve bunu dibine kadar yaşıyordu, şimdiye kadar Kaner'i yaptığı bir şeyden pişman olduğunu görmemiştim ama bana attığı tokat onu yerle bir etmişti, nedenini bilmiyordum belki de yıllar önce annesinin dayak yediğini görmüş kendisinin de olmak istemediği adama dönüşmüş olmasıydı bu öfkesinin nedeni, bu kaybediş, bilmiyordum ama tek bildiğim bir şey vardı oda Kaner kendi savaşını kaybetmiş gibi duruyordu karşımda, belki de kaybetmişti gerçekten
"Sana dedim olmak istemediğim adam dönüştürme diye" Kaner gözlerini yerden kaldırmasıyla gözlerime bakarken dişlerini sıktığı için yüzü gerilmiş burnu seğirmişti
"O tokadı atan sensin" Kaner'e biraz daha yaklaşarak söylediğim cümleyle biraz durmuş ardından başımı iki yana sallayarak devam ettim
"Ve bu izlerin sebebi de" Kaner'in yanından geçmemle Kaner kolumdan tutmuş gitmemi engellemişti, Kaner kolumu çekmesiyle önüme geçerken duvarla kendisi arasına almış gözlerime bakıyordu, ne yaptığını asla anlayamazken Kaner' in birden fazla yüzü vardı ve ne zaman hangi yüzünü kullandığını anlayamıyordum.
"Çekil önümden" kolumdaki Kaner'in eline aldanmadan Kaner'i göğsünden itmemle bir adım geriye giderken yanından geçip gitmiştim, yatakta kendi tarafıma gitmemle üstteki yastığı alıp yan tarafa koymuş ve tüm gece bozulmayan pikeyi açıp yatmıştım, Kaner' den hiç bir ses seda gelmezken ne yaptığını bilmiyordum, gerçi bilmek dahil istemiyordum!
KANER KAMİROĞULLARI
İzem'in boynundaki ve dudağının kenarındaki yara gözümün önüne Aliz'in dövülmüş halinin gelmesine sebep olurken beynimden vurulmuşa dönmüştüm, birisinin intikamı için yanıp tutuşurken diğer bir kızı o hala getiriyordum, İzemle düşmandım ama bunu yapmamam lazımdı ne olursa olsun o bir kızdı ve benim dayağımı hak etmiyordu tıpkı Aliz'in hak etmediği gibi oda etmiyordu, ama olmuştu alerjimin olduğunu annemin başka bir kadın olduğunu öğrenecek diye aklım çıkıyordu çünkü biliyordum ki İzem acımayacaktı hele ki bu olanlardan sonra asla, pişmanlığım la deli gibi bastırdığım öfkem artık durmaz olurken içimdeki öfkeyle elimi duvara vurmuştum, İzem yattığı yerde sıçramasıyla omuzlarını kendine çekmiş yatıyordu ama asla arkasını dönmemişti belki koktuğu için belki de yüzümü görmek istemediğinden!
Kapıya doğru attığım bir kaç adım sonunda kapıyı açıp odadan çıkmış terasa yönelmiştim
"Sonunda bulmuşsun evin yolunu!" Annemin sesiyle olduğum yerde kalırken omuzumun üstünden arkama bakmamla merdivenlerden çıkan annemi görmemle başımı hafif yan çevirip bakmıştım
"Evliliğinizin ilk günlerinde eve gelmemekte ne demek Kaner ağa!"
"Ne demek istiyorsun ana açık konuş hele?"
"Gayet açık değil mi ne dediğim?"
"Seninle uğraşmıyacam!" Daha fazla annemin saçmalıklarını dinleyecek değildim, son sözümü söylememle arkamı dönüp merdiveni adımlamıştım
"Karında ne bulamadın da başka kadınlarda arıyorsun!"
"Ne dediğinin farkında mısın?" Bağırarak söylediğim cümleyle çıktığım bir kaç merdiveni inip annemin karşısına geçmiştim
"Gayet farkındayım oğul"
"Konuyu nereye getirmeye çalıştığını biliyorum ana yapma" anam bana yaklaşıp tek kaşını kaldırarak
"Öylemi" demesiyle başımla onayladığımda Annem ağzının kenarıyla söylediği cümleyle birlikte alayla tebessüm ederken sadece mutlu olan oydu
"Yada karının kusur-" annem beni dinlemeden bildiğini okumuştu
"Haddini bil anne!" İşaret parmağımla annemi göstermemle dişlerimin arasından konuşmuştum ama annemin kulakları dediklerini işitmiyordu
"Karım hakkında doğru konuş yoksa!"
"Yoksa ne?" İşte şimdi annemin' de keyfi kaçarken ikimizde eşittik
"O'nun namusu benim namusum ona uzatılan dil bana uzatılmış sayarım!" Annemin üzerine yavaşça yürümemle annem asla geri adım atmamış ve tam tersi başını biraz daha dikleştirmişti
"Namusuma laf edene acımam"
"O sadece seni vuran ve ölmeni isteyen biri"
"O benim karım!"
"Neler oluyor, sesiniz ta dışarıya kadar duyuluyor" Babamın sesi yankılanmasıyla asla bakışlarım annemden ayrılmazken konağın kapısını büyük bir gürültüyle kapatmıştı, babamın hızla ve bastonunu vurarak çıktığı merdivenlerin sonunda yanımıza gelmesiyle annem bakışlarını benden ayırmış babama bakmıştı
"Oğlun geceleri eve gelmez oldu bey!"
"Ne demek bu?"
"Oğlun açıklasın"
"Şehnaz ne diyor Kaner!"
"Ne dediği, yada ne düşündüğü umurumda değil ama şunu o kafanıza iyi sokun karımın namusuna laf ettiğiniz an beni karşınızda bulursunuz ve yemin olsun acımam!"
"Şimdide karının ayıplarını mı örter oldun Kaner!"
"Hem öyle olsa bile onun ayıbı benim ayıbımdır!" Annemin cümlesine aynı hızda verdiğim karşılıkla annem tek bir cevap veremez olmuştu
"Eğer olurda o aklınızdakini yapmaya çalışırsanız sadece İzem'in değil hepimizin namusu kirlenir haberiniz olsun!"
Anneme ardından babamın gözlerine bakarak söylediğim cümleyle her ikisine bakarken babam öfkeye dönmüştü ama umurunda bile değildi kimin ne düşündüğü, her ikisini arkamda bırakarak merdivenleri çıkmıştım, İzem'in olayı bitmeden bu olay patlak vurmuştu, annemi kendinden çok ben tanıyordum ama o bunu unutuyordu, sırf İzem'i zor duruma düşürmek onu alt etmek için vurmaması gereken yerden vuruyordu, konuyu namusa getirip elimi kolumu bağlayıp keyiflerince at koşturacaklardı ama ben buna müsaade etmeyecektim!
Önümdeki masayı tekmelememle az ileride duran kuş yuvasına çarparak durmasıyla kuşlar bir anda uçmuş ve tüm yemler ortaya saçılmıştı
"Allah kahretsin!" Öfkeyle bağırırken başımı gök yüzüne çevirip bakmıştım ama ne mavi gök nede her hangi bir şey öfkemi dindirmeye yetiyordu, önüme dönmemle terası dört dönmeye başlamıştım
"Daha hastanede kendin dedin cehennemimin başladığı gün diye şimdi nasıl başka bir kıza aynısını yaşatmayı düşünürsün!" diye bağırmamla koca Mardin de sesim yankılanmıştı
"Nasıl!" bir kez daha bağırmamla arkamdan ayak sesleri duyulmuştu ama arkamı bile dönmezken Mardin'e bakmaya devam etmiştim
"Ağam hanım ağa gönderdi" Berfin'in sözleriyle kaşlarım çatılırken yavaşça arkamı dönüp Berfin'e ardından elindekine bakmıştım
"Bu ne?"
"Şerbet ağa-!" Berfin'in cümlesini tamamlamasını müsaade etmeden elindeki tepsiye vurmamla tepsi alaşağı olurken Berfin'in çığlıkları eşlik etmişti tepsinin düşmesine
"Şimdi git o Şehnaz hanımına içmeyecekmiş, ağam hepsini devirdi de!" Berfin korkuyla başını aşağı yukarı sallamış yerdekileri toplamaya eğilmesiyle bir kez daha bağırmıştım
"Berfin!" Berfin ikinci ikazımla hızla doğrulup arkasını dönüp koşar adımla giderken yerdeki tepsiyi tekme atmamla tepsi sürterek bir tarafa kırılan bardaklar bir tarafa gitmişti, ama içimdeki öfke bir an bile durmaz, dinmezdi!
"Ağam!"
"Ne var?" bağırarak arkamı dönmemle Berfin'in arkasında' ki Yaver'i görmüştüm, Yaver ise bana ardından dağılan etrafa bakıyordu, Berfin hiç bir şey diyemezken ben ikinci kez konuşmuştum ama bu sefer diğerinden farklı olarak sakin konuşmuştum
"Tamam sen git"
"Hayırdır bu hal ne böyle?"
"Sen niye geldin?" Yaver'e arkamı dönmemle sorusunu cevapsız bırakmış kendi sorumu yöneltmiştim
"Sadri ağa için geldim" Yaver yanıma gelmesiyle elindeki zarfı bana uzatmış oda ayaklarımıza serilen Mardin'e bakmaya başlamıştı
"Zor oldu ama oldu, oğlu' nu öyle bir yakaladık ki inanamazsın" Yaver'in cevabıyla elimdeki zarfı açmış içindeki gizli çekilen resimleri çıkartıp bakmıştım, resimlerde Sadri'nin oğlu Rewşad'ın bir genci dövdüğü ve gözünü kırpmadan öldürdüğü resimleri vardı işte buydu balık sonunda oltama takılmıştı, sıra büyük balıktaydı!
"Sıra sende Kaner ağa, göster kudretini, al intikamını" Yaver'in cümlesiyle resimleri tekrar zarfa koymuş ve Yaver'in omzuna dokunmuştum
"Sen merak etme, bir kalp nasıl kor gibi yanar göstereceğim onlara, kaçacak delik arayacaklar ama bulamayacaklar, yanmaktan başka çareleri olmayacak ve kendi rezilliklerinde boğulacaklar"
"Sen bu intikamı hak ettin Kaner, onlar sana nasıl acımadılarsa ve senin canını nasıl söküp aldılarsa o gün sende intikamını alacaksın"
"Sen hiç merak etme, adamlar Rewşad'ın peşinde olsunlar yine!"
Önüme dönmemle az da olsa kısık sesle konuşmuştum "Bakalım Sadri ağa oğlunu kaybettiğinde ne yapacaksın" ben nasıl kalbimi, yüreğimi, aşkımı kaybettim onlarda evlatlarını, canlarını kaybedeceklerdi ve adaletin kestiği parmak acımazdı cana can, kısasa kısas dı ve en kısa zamanda sağlayacaktım adaleti!
İZEM KAMİROĞULLARI
Gözlerimi aralamamla dudağımın sızısı kendini hızla belli etse de aklıma Kanerin sözü gelmişti,sanki iki insan aynı kişi değildi!, burnuma dolan Kaner'in kokusuyla istemsizce başımı hafif eğip üstümdeki kapşon' u koklamıştım, koku genzime dolmasıyla hızla başımı kaldırmamla pikeyi açıp yataktan kalkmıştım, daha fazla Kaner'in kıyafetiyle durmayacaktım hızla gittiğim dolapta kapakları açıp bakmıştım ama dolapta sadece buranın kıyafetleri vardı, rastgele dolaptan aldığım mavi boydan nakışlı fistanı alıp yatağın üzerine atmamla Kaner'in çekmecesindeki makası almak için çekmeceyi açmıştım ama makas falan yoktu,
"Sana neden sadece aynayı bıraktım biliyor musun?" Kaner'in sözü kulaklarımda yankılanmasıyla çekmeceyi elimin tersiyle kapatmış dişlerimi sıkmıştım, aradığım hiçbir şeyi bulamazken bakışlarım bileğimdeki sargıya kaymıştı, nedeni aslında gözümün önündeyken başka bir neden arıyordum ama bunun sorumlusu ben değilken cezasını çeken bendim, daha fazla oyalanmadan kapıya gitmiş ve kapıyı hızla açarak odadan çıkmıştım, merdiven korkuluğunu tutarak hızla aşağıya inmiş ve direk mutfağa gitmiştim, Ayşe hanım yoktu ama Berfin mutfaktaydı, eşiği adımlamamla Berfin bana bakmış ve hızla karşı gelmişti
"Gelin hanım, neden geldiniz?"
"Gelemem' mi?" Berfin'in sorduğu soruyla şaşırırken gelme nedenimi bile söyleme fırsatı olmamıştı
"Iıııı şey'" Berfin cümleyi ağzının içinde çevirip dururken bakışlarını gözlerimden kaçırmış yere daha doğrusu benden hariç her yere bakıyordu
"Söylesene Berfin"
Gelin hanım!"
"Şehnaz hanım' mı bir şey dedi?" Berfin bir kez daha cevap vermezken arkamı dönüp mutfaktan çıkmaya yeltenmemle Berfin bağırmıştı
"Şehnaz hanım değil!" Berfin'in dediği cümleyle olduğum yerde kalırken yavaşça arkamı dönüp Berfin'e bakmıştım
"Sizin girmenizi ağam yasakladı"
"Ne?" Berfin'in dediğine şaşırmıştım aslında ama dün olanlar aklıma gelmesiyle şaşkınlığım giderken içimde oluşan sevinci gizleyemezken yüzüme yayılan tebessüme engel olmamıştım, beyefendi dünden sonra delirmişti tabi, ama yapacak bir şey yoktu daha çok delirtecektim onu!
"Siz ne istemiştiniz gelin hanım?"
"Makas isteyecektim" Berfin'in büyüyen gözlerine sessizliği eşlik ederken vermek istemediği her halinden belliydi
"Gelin hanım!"
"Berfin!"
"Özür dilerim ama veremem" Berfin mahcup yüz ifadesiyle gözlerini benden kaçırırken gözlerimi aktararak nefes vermiştim
"Ara ağanı!" Cümlemi söylememle Berfin şok içinde bana bakarken ben dediğimde son derece ciddiydim
"Ara hadi!" Berfin bana tereddüt içinde baksa da daha fazla karşı koyamazken yere ardından bana bakmıştı
"Ağam terasta Yaver beyle" Berfin'e başımla onay vermemle hızla merdivenlere yönelerek hızlı hızlı merdivenleri çıktığımda terasın sonunda Yaver ve Kaner yan yana durmuş dışarıyı seyrediyorlardı
"Kaner!" Kaner beni duymasıyla omzunun üstünden bakmasıyla bana doğru dönerken Yaverde dönmüş bana bakıyordu, Kaner bana dönmesiyle elindeki zarfı ceketin iç cebine koymuş bana doğru bir kaç adım atmıştı
"Ne var?" Kaner sorusunu sormasıyla gözlerini kısarak baştan aşağıya bakmıştı
"Makas lazım"
"O benim' mi?" Kaner kaşlarını çatmasıyla işaret parmağıyla beni göstererek konuşurken Yaver'de bana bakmıştı, ne Kaner benim soruma bir cevap veriyordu nede ben veriyordum belli' ki odada fark etmemişti gerçi nasıl etsin o zaman gözü boğazımdaki izi ve dudağımdaki yaradan başka bir şeyi görmüyordu
"Git al bana niye soruyorsun?"
"Berfin vermiyor talimatın varmış" Kaner tek kaşını kaldırarak başını sallamıştı,
"O aptallığı bir kez yaptım" Kaner'e biraz daha yaklaşsam' da hala aramızda mesafe varken Kaner istifini bile bozmadan iki elini cebine sokmuş bana bakıyordu
"Ve emin ol buna değmezsin sen!" Artık yenilmeyecektim Kaner'e karşı, özür diledi diye ona karşı duvarlarımı indirecek değildim, dudağımın kenarındaki yara onun eseriydi belki bir kaç güne gidecekti ama kalbimde bıraktığı yara asla geçmeyecek asla iyileşmeyecekti, daha fazla Kaner'e nefes tüketmeyecektim bir kere isteğimi söylemiştim gerçekleştirmesi ona kalmıştı artık, Kaner'i arkamda bırakarak merdivenleri inmiş ve odama girmiştim, odada fistanla bir başıma ve üstümde Kaner'in kıyafetleriyle kalakalmıştım, peki şimdi ne olacaktı bir kere laf etmiştim giymem diye şimdide lafımı yutup giyecek değildim, odanın ortasında ne kadar dolansam da sıkılmıştım, her burnuma dolan Kaner'in kokusuyla sinirlerim biraz daha artarken en son üstümdeki kapşonu çıkartıp yatağın üzerine atmamla odanın kapısı tıklatılmış ve hızla açılmıştı, uğradığım şaşkınlıkla hiç bir şey yapamazken içeriye giren Berfin beni atletle görmesiyle kalakalmıştı kapı önünde
"Ne oldu?"
"Makası getirdim gelin hanım!"
"Bırakabilirsin!" Şaşkınlığımı gizleyemezken iki kaşımı kaldırarak dudaklarımı büzmüş başımı olumlu anlamda sallamıştım, Berfin hiç bir şey demeden yatağın yanındaki komedine makası bırakmış odadan çıkmıştı, Kaner beni şaşırtmaya devam ederken ondan bu hamleyi beklemiyordum yukarıda sergilediği davranışı başkayken şimdi yaptığı başkaydı, çünkü onunda kendi planları vardı ve bir sonraki hamlemi merakla beklediğine emindim ama çok bekletmeyecektim onu!
Komedinin üstündeki makası almamla fistanın yanına gitmiş ve zaman kaybetmeden işe koyulmuştum, ilk başta fistanın yaka kısmını v olacak şekilde kesecektim, fistanı yere sermemle içimde saklayamadığım sevinçle dizlerimin üzerine çöküp oturmuştum, ama bir eksik vardı oturduğum yerden kalkıp Kaner'in masasından herhangi bir kalem almış ve tekrar yere oturup yaka kısmını nasıl keseceğimi kalemle çizmiştim ee bu eserde kocamın da bir katkısı olsun değil mi, fistanın yakasını gerdirmemle yerdeki makası almış ve işleme koyulmuştum, çizdiğim çizgiden asla aşmazken en sonunda iğne iplikle yakayı içeriye katlayıp dikmiştim, biraz v derin olmuştu ama olsun Kaner'i ne kadar delirtirse o kadar benim işime yarardı, yakayı yapmamla yerden fistanı kaldırarak baktığımda dudaklarım memnuniyetle bükülürken "Gayet güzel" dememe engel olamamıştım sıra ise fistanın etek kısmındaydı fistanı tekrar yere sermemle fistanın kaftan kısmına geçmiştim, fistanın kaftanı boydan boya nakışlı olduğu için ona ellememiştim ama fistanın satenini diz üstü olacak şekilde acımadan kesmiştim, Fistanın omuzlarından tutup kaldırmamla tam istediğim gibi olmuştu bakalım sevgili kocam ve ailesi' de kıyafetimi beğenecek miydi!
Banyoya gidip üstümü giyindikten sonra banyodan çıkmamla yatağın üzerindeki fistanın desenlerin devamı olan kuşağı alıp takmıştım, fistanın kolları salınırken yanda ayağımdaki spor ayakkabıları çıkararak saçımı son kez düzeltmiş ve dolabın altında duran beyaz renkli stiletto topuklu ayakkabıyı giyerek odadan çıkmıştım ortalıkta kimseler yokken ilk önce kıyafetimi kocama gösterecektim, eğer gitmediyse en son terasta olduğundan dolayı terasa yönelmiş merdivenleri çıkmıştım, terasa çıkmamla Kaner ve Yaver sedire oturmuş konuşurken bulmuştum ama biraz sohbeti bozmaktan zarar gelmezdi!
Merdivenin son basamağını çıkmamla bir kaç adım daha atmış ve topuklu ayakkabımın takırtıları duyulmasıyla Kaner omzunun üstünden bana bakmıştı, Kaner ve gördüğü manzara sonucu hızla ayağa kalkıp tamamen dönerken Yaver'de yavaşça ayağa kalkmış hayretle bana bakıyordu
"Nasıl?" iki kolumu yana açarak Kaner'e bakarken yavaşça etrafımda dönmüş Kaner'e tekrar bakmıştım, arkada Yaver'de şok içinde bakarken Kaner'e tereddütle bakıyordu
"Ne yaptın sen?" Kaner kaşlarını çatmasıyla dişlerinin arasından konuşurken bana doğru gelmiş ve tam karşımda durmuştu
"Kestim!"
"İzem!" Kaner hızla yanıma gelerek kolumu tutmasıyla kendine çekerken aramızdaki mesafe azda olsa kapanmış öfkeden kararan gözlere biraz daha yakından bakmıştım
"Onu gördüm" Kaner'in cevabıyla tek kaşımı kaldırıp dudağımı büzerken başımı sallamıştım
"Öylemi?"
"Delirtme beni İzem çıkart üstündekini" Kaner cümlesini söylemesiyle başını eğip üstüme bakarken bir şey demek için dudaklarını aralamış ama üstünden atamadığı şokla hiç bir şey demeden dişlerini sıkarak susmuştu
"Size kaç defa ben buranın kıyafetini giymem diye ama siz beni dinlemediniz!"
"Manyak mısın sen İzem, sende gittin kestin öylemi?"
"Sen beni dinlemeyince bende başka yol buldum"
"Ne yani böyle yapınca buranın kıyafetini giymiyor oluyorsun öylemi?" Kaner böyle konuşarak beni yolumdan döndürmeye çalışıyordu ama asla öyle bir şey olmayacaktı, aklıma gelen fikirle gülümsememe engel olamazken Kaner'e biraz daha yaklaşmış "Ne yapsaydım çıplak mı gezeydim" demiştim, Kaner' in göz bebeklerinin büyümesiyle burnunun kenarı seğirmiş ve şakağındaki damar belirmişti
"Git çabuk değiştir üstünü, adam akıllı bir kıyafet giy" Kaner kolumu savurmasıyla öfkeyle konuşurken dengemi kaybederek yana sendellesem de toparlanarak Kaner' in karşısına geri gelip dimdik durduğumda başımı yavaşça iki yana sallamıştım
"Bak buda kıyafet, senin aldığın fistanlarda kıyafet Kaner ağa, ne farkı var"
"Lan neresi kıyafet bunun?!" Kaner bağırmasıyla üstümdeki kıyafeti eliyle göstermiş delirmişçesine bakıyordu
"Her yerin açık lan!"
"Yok artık Ka-"
"Bana bak İzem ister kaba de, ister görgüsüz de umurumda değil ama ben El alem' e karımın vücudunu gösterecek adam değilim" Kaner'in dediği cümleye bozulsam' mı düşsem' mi bilemezken yılım sayarak bakıyordum, sahiplenmesi güzeldi ama düşman bellediği kızı sahiplenmesi başkaydı
"Bak!" Kaner işaret parmağıyla beni gösterdiğinde gözlerim boğazına kaymıştı Kaner' in boğazındaki damarlar kabarmış yüzü sinirden kasılarak burnu seğirmeye başlamıştı Kaner başını yana eğerek zorla ve konuşmasına devam etmişti
"Seninle bir anlaşma yapacağız" Kaner' den beklenmedik bir hareket daha gelirken gözlerimi kısmış ona bakıyordum
"Nasıl yani?"
"Sen benden bir şey isteyeceksin bende koşulsuz şartsız yapacağım ama!" Kaner konuşmaya başlamasıyla eliyle ilk önce beni ardından kendini gösterirken duraksamış ve kaşlarını havalandırarak ve cümlesine vurgu yaparak konuşmuştu
"Sende fistanları koşulsuz şartsız, kesmeden giyeceksin, asla açık giymeyeceksin İzem"
"Neden bunu yapıyorsun?" Kaner' e bu soruyu sormamın asıl sebebi bana açık bir çek sunmasıydı, ondan bam başka şeyler isteyebilirdim ama o bunu göz ardı ederken koşulsuz kabullenmişti, Kaner gözlerini kısarak bana bakarken ben tekrar konuşmuştum
"Senden ne isteyeceğimi bilmiyorsun ama her şeye rağmen bu teklifi sunuyorsun öyle' mi?" Kaner' den bir cevap bekliyordum aslında bir itiraz, geri adım atmasını bekliyordum ama Kaner son derece dediğinden emin ve sözünün arkasında duruyordu
"Neden bunu göze alıyorsun?"
"Sen sadece isteyeceğin şeyi düşün İzem ve gerisine karışma!" Ne kadar beni dövmesinin intikamını ve sözümü çiğnememek için kıyafeti kessem de bu sefer öyle yapmayacaktım, Kaner' in dediğini yapacak ve bir isteğimin karşılığında o kıyafetleri giyecektim
"Peki özgürlüğümü istesem!"
"Sen zaten benim yanımda özgürsün, benim uzağımda ise ölü!" Kaner'in cümlesiyle kalbime oturan sızıyla zorla gülümsemiştim
"Peki özgürsem neden acı çekiyorum?"
"Kendi hatalarından dolayı acı çekiyorsun ve çektiğin acıyı dindirmek de senin ellerinde"
"Özgür olmak için yanmak lazım diyorsun yani?" Kaner tek kaşını kaldırmasıyla beni işaret ederken bir adım daha yaklaşmıştı
"Kolay hayat yok İzem, sen ise kendi elinle bu hayatı seçtin, yanmakta yanmamakta senin elinde"
Kaner son cümlesini söylemesiyle arkamı dönüp hiç bir şey demeden gitmiştim, düşünecektim ne isteyeceğimi ve hızlı davranıp Kaner'in bana sunduğu fırsatı boşa harcamayacaktım, inmek için yeltenmemle merdivenlerin sonunda duran Şehnaz hanım öfkeyle bana bakıyordu, gözlerimi devirerek Şehnaz hanıma baktığımda bu karşılaşmadan kaçacak değildim yada çekinecekte değildi aslında ben bir şey yapmadan görmesi hoşuma gitmedi de değildi kader bile bunların rahat etmesini istemiyordu bana gerek kalmadan belalarının üzerine koşarak geliyorlardı
"Bu halin ne senin?"
Şehnaz hanımı umursamadan merdivenleri inmiş ve yanından geçip gitmeye yeltenmemle hızla kolumdan tutmuş gitmemi engellemişti
"Sana dedim!"
"Sizinle konuşacak bir şeyim yok!"
"Sen kimsin de benimle konuşacak bir şeyin yok!" Şehnaz hanım her sözünde sesini biraz daha yükseltirken kolumu çekmiş ama başarılı olamamıştım
"Ana!" Başımı sesin geldiği yöne çevirmemle Kaner merdivenlerin başında bize bakıyordu
"Neler oluyor?" Kaner ikinci sorusuyla merdivenleri inerken Şehnaz hanım bana ardından oğluna bakmıştı
"Ne olduğu açık değil mi oğul!" Şehnaz hanım cümlesini söylemesiyle baştan aşağıya beni süzmüş ardından tekrar konuşmuştu
"Karın hiç giyinmeseymiş, zahmet olmuş!" Şehnaz hanım cümlesinin ortasında bana bakmasıyla dudağımın kenarıyla gülümsemiş ve Şehnaz hanıma bir adım atarak kulağına eğilmiştim
"Belki oğlun böyle seviyordur, baştan çıkıyordur belki!" Kısılan gözlerimle Şehnaz hanımdan uzaklaşıp yüzüne bakmıştım
"Terbiyesiz!" Şehnaz hanım bağırarak söylediği cümleyle tokat atmaya yeltenmesi bir olurken Kaner hızla önüme geçerek annesinin elini tutmuş ve yavaşça indirmişti
"Sakın!"
"Sen ilk önce onu hadsiz karına söyle" Kaner omzunun üzerinden bana bakmasıyla hiç bir şey demeden arkamı dönüp odama girmiştim, biliyordum az sonra peşimden gelecek bana ne dediğimi soracaktı ama vereceğim bir cevap yoktu ona karşı çünkü!
"İzem!" Kaner'in bağrışı duyulmasıyla kapı hızla açılmış ve çarparak kapanırken Kaner'e bakmıştım
"Ne dedin sen?"
"Söylemedi' mi Şehnaz hanım?"
"Söylese sana sorar mıyım İzem!" Kaner öfkeden delirirken gözlerimi kaçırarak Kaner' den hariç her yere bakmıştım, nasıl diyebilirdim ki "Oğlun baştan çıkıyordur belki!" dedim diye, Kaner öğrendiği an beni çiğ çiğ yerdi yemin ederim Kaner' e fark ettirmeden yutkunmamla
"İzem!" Kaner iki kolumdan tutup kendine çekmesiyle zorda olsa gözlerine bakmıştım
"Ne dedin?"
"Bıraksana!"
"Cevabını vermediğin sürece hiç bir yere bırakmıyorum seni?" Kaner dişlerinin arasından söylediği cümleyle biraz daha yaklaşmış nefesi yüzüme çarpıyordu
"Iıı şey!" Aklıma hiç bir bahane gelmezken Kaner başını sallamış bir cevap bekliyordu, boğazımı temizleyerek o an aklıma gelen ilk yalanı söylemekten başka çarem yoktu
"Iıı, sizin sözünüzü dinlemeyeceğimi söyledim" Kaner iki kaşını kaldırmasıyla dudaklarını aralarken bir kez daha konuşmuştum
"Yani onu dinlemeyeceğimi söyledim"
"Ama beni dinleyeceksin!" Kaner' e sadece başımla onay verirken Kaner' de onay vermiş ve beni bırakmıştı, bence dediğime inanmıştı çünkü şu kısa zamanda tanıdığım Kaner asla geri adım atmazdı, deli gibi atan kalbime engel olamazken tuttuğum nefesi zorda vermiş rahat nefes almıştım, Kaner bakışlarını asla üstümden ayırmazken daha fazla oyalanmadan ve Kaner' in dikkatini daha çok çekmemek için dolaba gidip kıyafetlere bakmıştım, omuzumun üstünden arkama baksam da Kaner çalışma masasına dayanmış bir şekilde bana bakıyordu hızla önüme dönmemle dolaptan rasgele kırmızı, boydan boya sarı işlemeleri olan fistan' ı çıkarmış ve banyoya gitmiştim, zaman kaybetmeden üstümdeki fistanı çıkarmış yerine uzun ve şık bir fistan giymiştim, aynadan kendime bakmış ve sırtta olan fermuarı da zar zor kapatmamla üstüne de kaftanı giymiştim, fistanın önünde iki parmak kalınlığında olan işlemeye kaftanın her iki yanında olan ve kalın işlemeleri gelmesiyle tamamlamıştı aslında, en son olarak beline de aynı işlemede olan kuşağı takmamla işte hazırdım, saçlarımı' da özgür bırakırken banyodan çıkmış ve beni bekleyen Kaner' le karşılaşmıştım, Kaner' i görmemle olduğum yerde kalırken Kaner yavaşça ayağa kalkmış bana doğru gelirken ellerini cebine sokmuş başını dikleştirerek bakmıştı
"Şimdi söyle bakalım ne istiyorsun?" Kaner' in boyu benden uzun olduğu için biraz da olsa başımı kaldırmış ve bakışlarım bir an bile Kaner' in gözlerinden ayrılmazken "Düşüneceğim!" demiştim çünkü hızlı cevap verip salaklık yapmayacaktım ve bu şansımı son derece iyi kullanacaktım, Kaner yerinde hareketlenmesiyle aklıma gelen düşünceyle tekrardan konuşmuştum
"Özgürlüğümü dersem ne yapacaksın?" Kaner dudaklarını büzmesiyle başını sallamış ve derin bir nefes vermişti
"Hemen yarın boşanırız" Kaner' in cevabıyla kalbimde uçuşan kelebeklere engel olamazken Kaner başını eğmiş ve bana bakmıştı
"Ama sakın şunu unutma!, boşandığımız an silahtan çıkacak mermilere ve ailenin kapısında bekleyen kişilere engel olmam!" gözlerimin dolmasıyla deli gibi gözlerim yanarken tüm kelebekler ölmüş ve bir bir yere çakılmışlardı, işte benim mutluğumun süreside bu kadardı sadece varsayımlar üzerindeydi ama gerçekler can acıtıcıydı, dişlerimi deli gibi sıkarken boğazıma oturan yumruğu zorda olsa yutkunmuştum, ona karşı ezilmeyecek ve dimdik duracaktım karşısında, Kaner tek kaşını kaldırmasıyla "Anladın mı?" demiş ve arkasını dönüp odadan çıkmıştı, Kaner' in arkasında bir başıma odanın ortasında kalırken gözümden düşen yaşa engel olamamıştım daha fazla, elimin tersiyle göz yaşımı silmiş ve cama dönüp dışarıya bakmıştım
"Bu cehennem asla bitmeyecek!"
Kalbimde asla dinmeyecek acıyla Kaner' in arkasından odadan çıkmış ve merdivenlere yönelmemle Kaner Yaverle birlikte konaktan çıkmışlardı, yapacak hiç bir şeyim olmadığından dolayı terasa çıkmak için merdivenleri yönelmiş ve basamakları bir bir çıkmıştım, her bir basamakta konağın duvarları kalkarken manzara kendini göstermeye başlamıştı, manzara bile bir bedel karşılığında gösterirken kendini hayat'da öyleydi, güzel günler için çabalarsan kazanırsın ama sana biçilen hayat'a boyun eğersen her zaman ezilir ve aydınlık günler göremezdin, son adımımı atmamla terasa çıkmış ve koca Mardin ayaklarımın altına serilmişti
Terasın en uc kısmına gelmemle rüzgar saçlarımı geri savurmaya başlamasıyla dudaklarım memnuniyetle kıvrılmış gülümserken iki elimi yana açmış rüzgara teslim olmuştum, fistan'ın uzun kolları ise rüzgarla birlikte oda geriye savrulmuştu, hem kim karşı koyabilirdi'ki bu narin esintiye, kim teslim olmak istemezdi'ki kadife dokulu rüzgara, her gelişinde insana eşsiz güzellikler, hisler sunan rüzgarı kim istemezdiki, gözlerimi kapatıp rüzgarı hissetmeye başladığımda içime dolan huzura engel olamamıştım, halbuki bu konakda huzur imkansızdı heleki banim hissetmem daha imkansızdı şuan bile içimdeki huzuru fark etseler onu benden koparıp alabilmek için ellerinden geleni ardlarına koymaz koparırlardı benden ama rüzgar öyle değildi herkese kendi güzelliğini verirken huzuru, mutluluğu, özgürlüğü veriyordu, gözlerimi aralamamla kollarımı indirmiş yavaş yavaş karanlığa teslim olan Mardin'e bakmıştım!
Mardin'in manzarası eşsizdi cidden sokaklarda yanan ışıklar gün batımına eşlik ederken Mardin sokakları al beniliğini koruyor ve eşsiz bir görsel sunuyordu insana, başımı çevirmemle kuş yuvasının yanındaki masayla birlikte bakışlarım yerdeki kuş yemlerine takılımıştı, yavaş adımlarla kuş yuvasının yanına gidip bakmıştım, masa kuş yuvasına çarptığı için içerde sadece tek tük kuş vardı bazıları ise yeni geliyorlardı yuvalarına, daha fazla zaman kaybetmeden yere diz çökerek masayı kaldırmış kafesin kapanan kapısını biraz daha açmıştım çünkü gelen güvercinler sanmasınlar onlara sırt çevrildiğini aksine her zaman evlerinin kapıları açık olduğunu bilsinler ve bir an bile tereddüt etmesinler gelmek için, içerde olan bir kaç güvercin dışarıya çıkmasıyla iki, üç tane daha güvercin gelmiş hemen etraftaki yemleri yemeye başlamışlardı, emindim' ki bu yemleri yesinler diye atılmamıştı, yine Kaner ağamızın hey heyleri tepesindeyken dökülmüşlerdi etrafa ama beyefendimiz toplama emrini bile vermekten aciz olduğundan ortalığı olduğu gibi bırakmıştı, Kaner cidden bir şeyi sevebilirmi, yada değer verdiği bir şey varmıydı bilmiyorum gerçi olduğunu sanmıyorum çünkü beslediği masum güvercinlerin yuvalarına bile zarar vermekten çekinmeyen Kaner ağa'dan bahsediyordum!, inanmak zor, güç hadda inkansızdı!
Güvencinler asla benden kaçmamışlardı aksine daha çok etrafımda dolanmaya başlamışlardı bence sevmişlerdi beni, önümden geçen sarı ve ak karşımı olan paçalıyı almamla güvercin kendini rahat bırakarak kafasını eğmiş ve sevmeme izin vermişti, işte hayvan deyip geçmeyeceksin mazlumu, suçsuzu anlıyorlardı ve adamına göre muamele ediyorlardı ama hayret nasıl Kaner'in güvercinleri olmuşlardı anlamamıştım, kucağımdaki güvercinle ayağa kalkıp az önce Kaner'in oturduğu sedire oturmuştum, önümde Mardin manzarası kucağımda eşsiz güzellik vardı ve havada mükemmeliyetini esirgemiyordu,
"Senin adın sarışın güzeli olsun' mu?dudağımın kenarına yer edinen acı tebessümle konuştum
"Bizimde kaderimiz bu sarışın güzeli!"
boğazıma oturan yumrukla susmak zorunda kalırken avuçlarımın arasındaki masuma ardından bizi içine hapseden Mardin'e bakmıştım
"Kaner'in, Mardin'in esiri olmak!"
Başımı kızılla bezenen gök yüzüne çevirmemle gözlerim dolarken dudaklarımı aralamış ve içimde tuttuğum nefesi dışarıye vermiştim
"Sen bilir misin yer ve gök yüzün hikayesini?"
Cevap gelmeyeceğini bildiğim halde biraz durmuş ve tekrar konuşmuştum
"Yer ve gökyüzü aralarındaki mesafeden dolayı birbirlerine iki yabancı kişilermiş ve bu yüzden herkes kendi hamurunda yoğrulur herkes kendi yoluna bakarmış ama asla da birbirlerine olan saygınlıklarını bırakmazlarmış sonuçta yüz yüze bakıyorlar, gel zaman git zaman bunlar birbirine aşık olmuş artık yer yüzü gökyüzü 'süz gökyüzü de yer yüzü 'süz yapamazken aya küs olmuşlar bizi ayırıyor birbirimizi göremiyoruz diye!"
Cümlemi yarıda kesmemle derin bir nefes almış ve kucağımdaki güvercinin başını okşamıştım
"Kader'in onlara ne biçtiğini bilmeden yine her zamanki gibi güneş doğmuş yer ve gökyüzü birbirine kavuşmuş gülümseyerek güne başlamışlardı ama bilmiyorlardı ki güneşli günün ardından fırtınanın kopacağını belki bilseler baştan alırlardı önlemlerini, gökyüzü maviliğini esirgemezken yer yüzü de yeşilliğini, bereketini esirgemiyordu, zaman ilerledikçe hava kendini bozmaya başlamış ilk önce yer yüzü düşünmüş ben bir şey' mi yaptım diye ama yapmamıştı tam tersi diğer günlerden farklı olarak çiçek açmış sırf beni daha çok beğensin diye ama nafile!, tüm çabası boşaydı, gökyüzü daha da kararmaya başlamış en sonunda fırtına çıkmıştı, fırtına yer yüzüne zarar verirken yer yüzünün umutlarla açtığı çiçekleri bir bir koparıp atmış, herkesi kıskandıracak nehirler, göller sel olup taşırırken topraklarda derin ve kalıcı izler bırakmıştı, gök yüzü Yer yüzüne asla acımıyor ve geri dönüşü olmayan yaralar açıp birbirlerini çıkışı olmayan yollara sokuyordu, ve yer yüzü de anlamış artık gök yüzü tanıdığı gök yüzü değil onu darmadağın etmek için uğraşan biriymiş sadece, yer yüzü ne kadar direnmeye, zarar görmemeye çalışsa da her defasında daha fazla yıpranıyor ve her geçen saniye biraz daha yok oluyordu ve en sonunda oda direnmeyi bırakmıştı gittiği yere kadardı artık, ne hayatta kalmak için savaşacaktı nede yok olmak için ayak uyduracaktı, aldığı yaralarla yaşamaya çalışacak ve yoluna bakacaktı, bir müddet sonra fırtına durmuş güneş tekrar açmasıyla gerçekler gün yüzüne çıkmaya başlamıştı, acılar, yıkımlar, her şey ama her şey gün yüzüne çıkmıştı, yer yüzü verdiği kayıplarla yasa bürünmüş gök yüzü ise yaptıklarına inanamamıştı, o günden sonra gök yüzü her gün yere kendinden bir parça göndermiş özür dilemişti ama bir kere kapanmayacak yaralar açmış kayıplar verdirmişti, Gök yüzü o karanlık günden sonra her gün yaptıklarının pişmanlığı olarak kendinden ödün vermiş göz yaşı akıtmıştı, yer yüzü ise verdiği kayıpları telafi etmek için daha fazla uğraşmış lakin başarılı olamamıştı, ne kayıpları geri getire bilmiş nede açılan yaraları kapatabilmişti, gökyüzü kendisini affetmesi için günlerce kendini karanlığa hapsederek cezalandırsa da yer yüzü bir kere güvendiğinin bedelini canıyla, sevdikleriyle ödemiş ve bir daha asla güvenmemişti, artık hiç bir şey eskisi gibi olmamıştı, o gün ne olduğunu, ne yaşandığını ne bilen biri var nede fırtınanın çıkma nedenini bilen vardı ama her ikisinin de bildiği tek bir gerçek var oda yer yüzü acı içinde kıvranırken gök yüzü esmiş gürlemişti ve felaketin yaşandığı günden sonra kendilerini ayırdığını düşünen aya dost olmuş gök yüzünü daha fazla görmemek için gecelerin uzamasını istemiş ve ay'da bu isteği geri çevirmemişti"
"Ve uzun gecelerin sırrıda buradan geliyor!" Verdiğim derin nefesle bakışlarımı kısmış Mardin'e bakmıştım
"İşte hayat böyle Sarışın güzeli kimileri can çekişir kimileri can acıtır" aklıma gelen düşünceyle Sarışın güzel'e bakmış tekrar konuşmuştum
"Aslında siz daha iyi bilirsiniz gök yüzüne uçan, haber götürüp getiren sizlersiniz!"
Sarışın güzeli cevabı biliyormuş ama susmak zorundaymış gibi hızla hareketlenmiş ve ellerimi gevşetmemle uçarken arkadaşlarının yanına gidip yemini yemeye başlamıştı, bakışlarımı tekrar Mardin'e çevirmemle kafamın içindeki sesleri, kalbimdeki sesleri, yaraları herşeyi ama herşeyi susturmuş sadece sessizliği dinlemeye başladım, yüzüme dokunan rüzgar o kadar güzeldiki hayatımın sonuna kadar burada kalabilir ve asla şikayetçi olmazdım, hem nasıl olabilirimki yalnız ve mutlu kaldığım tek yerdi, buraya ihanet etmem demek mutsuzluğun içine kendimi hapsetmem demekti.
"Durun giremessiniz!" Bağırış sesleri yükselmesiyle gözlerimi aralamış etrafa bakarken sesler çoğalarak gelmeye devam ediyordu
"Kapatın kapıları!"
********************************************************
♥ KEYİFLİ OKUMALAR DİLERİM SEVGİLİ OKUYUCULARIM SİZİ ÇOK SEVİYORUM.
♥ KİTAP İLE İLGİLİ VİDEOLARA ULAŞMAK İÇİN İNSTEGRAM ADRESİME MUTLAKA BAKMANIZI ÖNERİYORUM.
♥ İNSTEGRAM ADRESİ : teynimg_yazar_
♥ BEĞENİLERİNİZİ VE YORUMLARINIZI DÖRT GÖZLE VE SEVGİYLE BEKLİYORUM BİR DAHAKİ BÖLÜME KADAR SİZİ KOCAMAN ÖPÜYORUM.. :))))))) ♥♥♥♥♥♥♥♥