İçeriğe geç

HÜKÜM

Bölüm 30 · 37 dk okuma

HÜKÜM

Bölüm 30

26. BÖLÜM

Son cümlemle Kaner kolumdan tutup kendine doğru çekmesiyle olduğum merdivenden bir basamak düşerken Kaner' e çarparak durmuş zifiri gözlere bakmıştım ama Kaner beni tutmasıyla yüz hatları gerilirken bir an bile ayırmadığı gözlerini ayırıp balkona bakmıştı bakmasına ama öfkesine öfke eklenirken yüz hatları belirginleşmiş, kaşları daha fazla çatılmıştı, Kaner gözlerini balkondan ayırmamış ve kolumdaki elini çekmeden aşağıya doğru kaydırıp elimi tutmuştu, Kaner' in bu hareketiyle şaşırsam' da ters bir hamle yapmamış sadece durmuştum çünkü amacını anlamam lazımdı!, ne düşündüğünü ne planladığını bilmem lazımdı!, Kaner gözlerini balkondan ayırmasıyla benim olduğum basamağa adım atmış ve bana bakmadan merdivenleri çıkmaya başlamıştı, bana sadece Kaner' e ayak uydurmak kalırken bende arkasından merdivenleri hızla çıkmıştım, Şehnaz hanım ağa ve misafirlerin gözleri önünde el ele geçmemiz herkesi anlamsız düşüncelere sokarken bakışlarındaki sorular cevapsız kalmıştı, az önce birbirine giren, birbirinden ölümüne nefret eden bizler değilmiş gibi şimdi el eleydik, Kaner sergilediği gövde gösterisiyle misafirlerin yanlarından geçip hızla odaya gelirken Kaner kapıyı açmış hızla içeriye girmesiyle beni' de çekerken öfkesi benliğini ele geçirmemesi için verdiği savaşı kaybetmişti ve beni odanın ortasına savurmasıyla kapıyı kapatırken düşmemek için komodine tutunmamla Kaner kapıyı çarparak kapatmış duruyordu!

"Ne yapmaya çalışıyorsun sen?" Kaner daha fazla sessiz kalmazken sonunda tüm öfkesini bana yöneltmiş, hesap soruyordu

"Asıl sen ne yapıyorsun, sergilediğin gösteri de neyin nesiydi?" Kaner' e sorduğum soru karşısında başımı hafif yan çevirip bakarken bir cevap bekliyordum, Kaner kapıdaki elini çekmiş hızla bana doğru gelmesiyle istemeden olsa' da bir iki adım geriye atmış ve yatağa çarparak durmuştum, ayak bileğimin arkasını yatağın kenarına çarpmamla verdiği acı tüm hücrelerime dağılırken şuan onu önemseyecek halde değildim ve başımı belli belirsiz yan çevirip gözümün ucuyla yatağa baksam' da Kaner' in temasıyla tekrardan zifiri gözlere bakmıştım

"Rezilliği örtmek için yaptım ama seni geçmek ne mümkün!"

"Elimdeki tepsiye atmadan önce düşünecektin rezil olmamayı Kaner ağa!"

"Kes artık!"

"Aa unuttum siz veya" dememle işaret parmağımla göğsüne vurarak içimdeki öfkeyle devam ettim "Sen yapınca rezillik değil ama ben yapınca rezillik oluyordu değil mi?"

"Zorlama şansını İzem!" Kaner son sözünü söylemesiyle kolumu tutarken hızla kolumu çekip Kaner' in elinden kurtulmuştum

"Çek o kanlı ellerini üstümden!"

"Diyene bak, sen o kana bulanmış kişisin!"

"Ben o bataklığa battıysam senin acımasızlığın, caniliğin yüzünden battım!"

Kaner hiç acımadan gerçekleri yüzüme çarparken asıl gerçeği unutuyordu, ama nasıl bana unutturmuyorsa yaşananları bende ona unutturmayacaktım, nasıl her defasında beni suçluyorsa bende onu suçlayacaktım görmek istemediği, adet, töre, kural diyerek arkasına saklandığı tüm aptallıkları tüm gerçeklikleriyle bir bir gösterecektim ve sadece ben ödemeyecektim yaşananların bedelini!

"Ve sen sadece beni suçlayamazsın, ilk önce kendine bak' ki sonra bana hesap sorabil!"

Cümlemi bitirmemle Kaner vurmak için elini kaldırmasıyla durması bir olurken yüzü gerilmiş ve bir an bile gözlerini gözlerimden ayırmamıştı, Kaner kalkan elini yumruk yaparak hafif indirip işaret parmağıyla beni göstermesiyle dişlerinin arasından konuşurken ben sadece kalkan eline bakıyordum

"Sen canına' mı susuyorsun İzem!"

"Sen vuracak mıydın?" Kaner' in onca ettiği söz bu kadar canımı yakmazken bu kalkan el başkaydı, çocukluğumda bile bana el kaldırmayan babam varken şimdi kocam bana el kaldırıyordu, gerçi şaşırmamak lazımdı sözleriyle canımı yakmak isteyen, beni soktuğu bu girdapta boğmak isteyen adam şimdi el kaldırmışta ne olmuştu, zaten bana o tokat' ı her gün sözleriyle, davranışlarıyla atıyordu!, titreyen sesime yenik düşerken bir kez daha sesimi yükselterek konuşmuştum

"Durma!, vur hadi!" Kaner' in gözleri içindeki öfkeyi anlatırken benimde dolan gözlerim güçsüzlüğümü, çaresizliğimi göstermişti ama ona karşı yenilmeyecek ve kazanmasına asla izin vermeyecektim

"Vursana!" Son bir kez bağırmamla Kaner çileden çıkmış ve aramızdaki mesafeyi bir adımda kapatarak yanımdaki komodine vurmuştu, refleksle gözlerimi kapatmamla boğazıma oturan yumruk zor yutkunmama neden olurken yüzüme Kaner' in her defasında daha güçlü çarpan nefesiyle gözlerimi aralamış Kaner' e bakmıştım

"Beni getirdiğim şu duruma bak!"

Kaner geri adım atmadan doğrulurken bir adım öne atmış ve beni kendiyle yatak arasına sıkıştırmıştı

"Beni istemediğim adam olmak zorunda bırakma İzem, yemin olsun gözümü bile kırpmam!"

"Zaten sen o adamsın!" Yüreğim deli gibi atarken yanan ve dolan gözlerimle Kaner' in gözlerine bakmıştım

"Eğer ben o adam olsaydım şuan karşımda böyle konuşamazdın!, ha bu arada inan ne giydiğin umurumda bile değil ama bu gün adetlerimiz neyse ona göre davranacaksın!"

Kaner' in derdi hala örf adet olurken yanağıma düşen bir damla yaşla gülümsemiştim

"Bende onu yapıyorum ya annen gurur duyabilir misafirlerine karşı, hem bu gün evliliğimizin ilk günü değil, o yüzden bir adette kalmıyor ortada!,"

"Beni delirtme İzem!" Kaner bağırarak kolumu tutup kıyafet dolabının önüne çekiştirerek fırlamasıyla dolaba çarparak yere düşmüştüm, elimin acısıyla gözlerimden yaşlar akarken kendime zaman tanıyıp göz yaşlarımı durdurmaya çalıştığımda önüme düşen saçlarımı kenara çekmek bahanesiyle Kaner' in görmesine müsaade vermeden göz yaşlarımı da silerek alayla Kaner' e baktığımda devam ettim "Ayrıca unuttun herhalde evliliğimizin ilk gününü hastanede geçirmiştik hatırlatırım!"

"Senin aptallığının sonucunda oradaydık hatırlatırım!" Kaner' in cümlesiyle o gün aklıma gelirken gözlerimin önüme geceliği verdiği an ve yatakta sarıldığı gelmişti, bugün bile o günkü gibi Kaner' in nefesini boynumda hissederken refleksle yüzümü kırıştırmış başımı yan çevirip camdan dışarıya ardından tekrar Kaner' e bakmıştım

"O yola sen ittin beni Kaner, sen mecbur bıraktın!, o yüzden biz mutlu yada birbirini seven insan değiliz!, sadece sen benden ben senden ölümüne nefret eden iki insanız"

"Öylemi hatırlattığın iyi oldu!" Kaner alayla konuşurken aniden ciddileşmişti

"Bırak sevmeyi şu odada seninle durmaktan o kadar nefret ediyorum ki sana anlatamam, sakın umurumda olduğunu falan da sanma benim umurumda olan sadece iki şey var birincisi şerefim ikincisi de töre o yüzden ne olması gerekirse o olacak, onu yapacaksın!"

"Benimde umurumda olan tek bir şey var oda benim gururum, kendimi sana ezdirmem Kaner ağa, emin ol sen ve törende benim umurumda bile değil, o yüzden sakın ola ki benim üstümde egemenliğini kurmaya çalışma"

Kaner ayakta bana yukarıdan işaret parmağını sallayarak öfkeyle konuşurken çekinmeden Kaner' e karşılık versem de Kaner den tek farkım yerde oturarak aşağıdan yukarıya bakıyordum

"Sen tercih hakkını kaybedeli çok oldu İzem!, bu saatten sonra, sadece senin yapacağın tek bir şey var oda buranın kurallarına uymak!"

"Ben o beyazı giyeli çok oldu Kaner, senin yüzüğünü parmağıma taktığım gün ben o beyazı giydim, ama kefen olarak şimdi ise mutluluk diye bir yalan için giymem çünkü bizim hayatımızda mutluluk diye bir şey olmayacak!"

"O günde dediğim gibi ihtimalini bile öldürürüm!" Kaner' in cümlesiyle kefenim evime geldiği gün gözümün önüne gelirken Kaner' in bana yaklaşmasıyla tek dizinin üzerine çökerek aramızdaki mesafeyi kapatmıştı

"Bir kere töreyi çiğnedim ve senin üç kuruşluk canını bağışladım ikincisi olmaz, hele ki senin çiğnemene asla müsaade etmem!"

"Sadece sana müsaade var demi, çünkü sen ağa' sın, bir dediğin ikiletilmez değil mi?" Kaner' e yönelttiğim sorunun cevabını alamayacağımı bilsem de beklemiştim ama öfkeyle bakan gözlerden başka bir şey bulamazken yüzüme kondurduğum buruk tebessümle bakmış ve ayağa kalkarak Kaner' i arkamda bırakarak dolaba gitmiştim, daha sabah dağıttığım ve Berfin'in toplamış olduğu dolabın kapaklarını açmış ve içindeki kıyafetleri çıkartarak Kaner' in göreceği bir şekilde fırlatarak ortalığa atmıştım

"Ben ne bu kıyafetleri giyerim, nede sizin törenize uyarım Kaner ağa!, hele ki senin emirlerine asla uymam" Kaner öfkeyle bana bakarken ondan korkup geri adım atacak değildim ve Kaner' de şu kısa zamanda birazda olsa beni tanıdıysa ona boyun eğmeyeceğimi anlamıştır, elimdeki son fistanı da Kaner' in önüne atarken Kaner' in gözleri içine bakarak yaklaşmıştım

"İstediğimi yapar, istediğimi giyerim, sen bana karışamazsın"

"Sana bir tercih hakkı sunduğumu hatırlamıyorum!" Kaner az önceki sinirin hakimiyetiyle çenesini sıkarak dişleri arasında konuşurken Kaner' in kulağına yaklaşarak kısık sesle devam ettim

"Ben kendi tercihimi de, kendi yolumu' da belirledim, ha o yolda sizim lehinize bir şey yok ama seçtiğim yolda size ait çok güzel planlarım var!" Her bir cümlem' de Kaner biraz daha öfkelenirken ben işaret parmağımla göğsüne vurarak konuşmuştum, yarası tamamen iyileşti' mi bilmiyorum ama yüzünde tek bir acı yoktu ve olmadığı gibi dimdik karşımda duruyordu!,

Cümlemi bitirmemle Kaner' in yanından geçip gitmek için yeltenmemle kolumdan tutmuş ve beni durdurmuştu, omzumun üstünden arkama bakmamla Kaner' de omzunun üstünden bana bakmıştı

"Eyvallah ama şunu o aklına sok ki bu yaşadıkların yaşayacaklarının yanında hiç bir şey, bu konak bu saatten sonra nasıl sana cehenneme çeviriyorum işte o zaman göreceksin sen asıl yüzümü!"

"Sadece bana değil sana da bu konak cehennem olur Kaner ağa!" Kolumu Kaner' in elinden çekmemle kendimi kurtarırken hızla yanından geçerek odadan çıkmıştım, çok değil daha on dakika önce burada Kanerle bana merak ve zevkle bakan insanlar varken şimdi kimseler yoktu, herkes elini ayağını çekerken avlu sessizliğe teslim olmuştu ve bu konakta en huzurlusu buydu, normalde en ufak bir ses sana eşlik etmesi paha biçilemez bir şey olurken bu konakta bunlar geçerli değildi, gerçi her ev kendi hayatına yaşam verirdi, bazıları kendi elleriyle güzelleştirirken, bazıları kendi elleriyle mahvediyorlardı dünyasını, ortada koşturan abim ve benim çocukluk halimizle gülme seslerimiz kulağıma gelmesiyle, anne ve babamızın çocuklarına olan sitemi kulaklarımda çınlarken gözümün önünde çocukların koştuğu ardınsan mutfaktan çıkan annemin "çocuklar durun, sofra hazırlanıyor bir şey olacak şimdi" sözleri duyulmuştu, bu manzaraya gülümsemek elde değilken her şey bir anda gitmiş ve gerçekler gün yüzüne çıkmışı, mutluluk bilmeyen konağın sarı taş duvarlarıyla baş başa kalırken merdivenlerin sonunda yerde olan tepsiye ardından paramparça olan bardaklara bakmıştım, verdiğim derin nefesle merdivene yönelmemle elimi korkuluğa koyarak inmiştim merdivenleri!

Her zamanki gibi Kaner' in umursamadan alt üst ettiği hayatımı toplamaya çalıştığım gibi bu seferde alt üst ettiği tepsiyi toplayacaktım, ve her basamakta boğazımdan kopan hıçkırıklara göz yaşlarım eşlik ederken dik durmaya çalışıyordum ama lanet olsun onu bile beceremiyordum, aldığım her bir darbe bir öncekinden daha güçlü olurken her defasında daha fazla sarsılıyordum.

Merdivenleri inmemle bacaklarım beni yarı yolda bırakmadan en sonunda korkuluğa tutunarak son basamağa çöküp oturmuştum, akan göz yaşlarıma biraz da olsa söz geçirebilmek için nefesimi tutmuş başımı masmavi gök yüzüne çevirmiştim ama başarılı olamamıştım!

"Allah'ım sen yardım et bana"

artık dayanma gücüm kalmazken burnuma dolan toprak kokusuyla gözlerimi kapatmış ve rüzgarı dinlemiştim, göz yaşlarım yanağımdan boynuma yol çizerken genzime dolan toprak kokusu bana amacımı, burada neden olduğumu hatırlatıyordu, gözlerimi aralamamla son bir kez daha gök yüzüne bakmıştım

"Yenilmek yok İzem sen kaybedersen, ailen kaybeder bir kez düşersen seni kaldıran olmaz üstüne basa basa ezerler!"

"Gelin hanım!" Bana seslenen tok ses konakta yankılanmasıyla bakışlarımı gök yüzünden ayırıp yana bakmamla Berfin'in annesi mutfağın önünde bana bana bakıyordu

"Mutfağa gelin" Berfin'in annesi cümlesini söylemesiyle mutfağa giderken bende arkasından yerdeki şerbetliği almamla kalkmadan adım atıp kırılan bardakları da toplarken tepe taklak olan tepsiyi çevirip elimdekileri koymuştum, bunları toplamıştım ama içecekler için yapabileceğim bir şey yoktu hepsi dökülmüş ve etraf batmış bir şekilde duruyordu, tıpkı hayatım gibi onlarda yok olmuşlardı, ve elimden gelen bir şey yoktu, bir zamanlar ilmek ilmek işlediğim hayatımı şimdi darmadağın etmiş çıkışı olmayan bir yola sokmuştum kendimi, Kaner' e sana cehenneme çevireceğim hayatı demiştim ama ilk önce o cehennemde yanacak bendim, ilk önce kendim yanacaktım' ki Kaner' ide yakabileyim, peki bu acıya dayanabilecek miydim bilmiyorum yada baş edebilecek miyim onu' da bilmiyordum, elimdekilerle birlikte ayağa kalkıp az önce orta yaşlardaki kadının arkasından gitmiştim, mutfağa gitmemle etrafa ardından masada oturan Berfin'e bakmıştım, Berfin ise hızla oturduğu yerden kalkmış elimdeki tepsiye uzanırken hızla durdurmuştum

"Ne yapıyorsun Berfin"

"Tepsiyi alacaktım"

"Sebep"

"Olur' mu gelin hanım sizin taşımanız, alayım ben"

"Berfin!" Berfin son cümlemle dururken ben elimdeki tepsiyi tezgaha koymuş masada oturan az önceki kadına bakmıştım!

"Gelin oturun" Kadın'ın cümlesiyle kaşlarım çatılırken yere ardından bana bakan kadına bakmıştım

"Sizinle konuşacaklarım var, buyurun oturun"

Berfin'in annesi son kez beni çağırmasıyla yaslandığım tezgahtan doğrularak masaya gidip oturmuştum

"Sizi dinliyorum"

"Bakın gelin hanım sizi anlıyorum acınız var, lakin yüz yıllardır gelen töreyi değiştiremezsiniz!"

"Nerden çıktı bu?"

"Bu üstünüzdeki fistan, söylemleriniz, her şeyi anlatıyor,"

"O zaman durmayacağımı da anlatıyordur"

"Şüphesiz!" Kadın kaşlarını kaldırarak verdiği cevapla yüzünü kırıştırırken tüm odak noktası bendim

"Başkaldırmanız sadece size zarar verir gelin hanım"

"Neden?, zaten her şeyi kaybettim neden ben zarar görüyorum, yetmedi' mi yaşadıklarım?, kaybettiklerim yetmedi' mi?"

"Yeter, lakin karşısında durmaya çalıştığınızda töre!"

"Töre öyle' mi?, töre ne demek siz söyleyin?, mutluluk mu?, öyleyse ben mutlu muyum?, Kaner mutlu' mu?" Sorduğum soruyla başımı iki yana sallamış Berfin'e ardında da annesine bakmıştım

"Koca bir hayır! hem siz söyleyin töre size mutluluk verdimi hiç?, yada herhangi birine ne zaman mutluluk verdide şimdi ben uyarsam bize mutluluk verecek?"

Berfin yüzünün düşmesiyle başını eğerken annesinin gözleri dolmuş ve yavaşça başını iki yana sallamıştı

"Vermedi, lakin daha fazla yara almanı engeller!"

"Daha fazlası benim ölmem demek, gerçi onu da Kaner yapacak yakında!" Sesime çöken hüzünle sesim çatallarken yutkunmuş ve sessizce izlemiştim karşımdaki kadının davranışlarını ama o bile bir şey diyemezken sadece gözlerime bakabilmişti

"Töre kişiye, aileye müsamaha göstermez gelin hanım hele ki hiç değişmez, eğer değişseydi onca acı yaşanmadan ağam değiştirirdi!"

"Ağanız zaten törenin kendisi olmuş, zaten kendisi acımasız!, kim neyi değiştiriyor?"

"Hayatında acı olan birisi ne zaman başkalarının yarasını sarmış gelin hanım!"

"Sarmasına gerek yok, sadece yeni bir yara açmasın yeter!"

"Ben üzerime düşeni yaptım gelin hanım, seni uyardım amma elimden' de başka bir şey gelmez!"

"Bakın benden büyüksünüz evet ne kadar inkar etseniz de her şeyi çok iyi biliyorsunuz o yüzdende Ayşe abla!, yapma!"

"Gelin hanım!" Berfin'in annesi bu sefer tedirgin sesiyle konuşurken ona bakmıştım ama karşımdaki kadın bana bakamazken sürekli gözlerini kaçırıyordu

"Biz bu konağın çalışanlarıyız siz ise ağamızın karısı!" Berfin'in annesi söylediği cümleyle az önce kaçırdığı gözlerini gözlerime sabitlerken bu sefer verilecek hiç bir kaçamak cevap yoktu

"Benim adım Ayşe, adımla hitap edin ve bir daha asla abla demeyin!" Ayşe ablanın dediğine derin bir nefes versem de bir umut bir şeyleri değiştirmek için devam ettim

"Ben sizden üsttün değilim hele ki bu konaktakiler gibi emreden hiç değilim!"

"Adı!" Ayşe abla kelimesinin üzerine bastırarak cümlemi kesmesiyle susmak zorunda kaldığımda Ayşe abla kesin ve itiraz istemeyen sesiyle konuşmasına devam etti "Üstüne siz bizim gelin hanımımızsınız, o yüzden nasıl gerekiyorsa öyle hitap edin!" Ayşe abla hala düşüncesinde ısrar ederken istemesem' de başımı belli belirsiz aşağı yukarı sallamış ve susmuştum, çünkü ne diyeceğimi bilemezken Ayşe ablanın sözleri kulaklarımda tekrar edip duruyordu, belki' de bu kadar dokunmasının nedeni yalnız kalmamdı, ilk önce benden koparılan babam sonra ailem bunlar yetmezmiş gibide şimdi yabancı olduğum topraklarda bir başımaydım, biraz da olsa yalnız, yabancı kalmamak için kendime bir sığınak arasam' da olmamıştı, bana nerde durmam gerektiğimi, nasıl davranmam gerektiğimi gözüme soka soka ve hiç acımadan gösterilmişti!, koca mutfakta tek bir çıt sesi çıkmazken Ayşe abla durgun ve biraz da olsa üzgün yüz ifadesiyle kızına bakarken ben tuttuğum nefesi vermemle önüme dönmüş üstümdeki fistanın kollarındaki boncuklarla uğraşmaya başlamıştım, çünkü tek kaçamağım buydu!

-

"Anne akşam yemeği için hazırlıklara başlayayım' mı?"

Berfin annesine yönelttiği soruyla sessizliği bozarken hızla ayaklanmış annesine bakıyordu, Ayşe abla ise bir iki dakika düşünmüş ve aklına gelen fikirle kaşlarını havalandırıp bana ardından kızına bakmıştı

"Bugün Kaner ağa evdedir kızım" Ayşe abla göz ucuyla bana bakarak "Malum evliliğin ilk günü" demesiyle Berfin' e bakarak devam etti "Kaner ağanın sevdiği yemekleri yapalım!" Ayşe abla da kızı Berfin'in arkasından ayağa kalkarken ben oturduğum yerde bir başıma kalmıştım, tıpkı bu konakta, bu şehirde kaldığım gibi!

"Gelin hanım sizde gelin" Ayşe abla tok sesiyle beni çağırırken şaşkın ve tereddütle onlara bakmıştım

"Burası artık sizin' de eviniz, yuvanız, geleceğiniz" Ayşe ablanın cümleleri bir bir tokat gibi yüzüme çarparken susmuş ve sessizce dinlemiştim

"Burası benim yuvam, geleceğim değil, benim geçmişimde geleceğimde kendi evim!"

"Buralarda boşanmak yoktur gelin hanım!, o yüzden buradaki hayatınız ömür boyu!" Ayşe ablanın cümleleriyle neye uğradığımı şaşırırken o dediklerini de, diyeceklerini de çok iyi biliyordu

"Hem bakın ne güzel diyorsunuz geçmişim, geldiğiniz hayat geçmişte kalan bir şey!"

"Kalmadı!, kalmayacak!, orası benim çocukluğum, hayatım!"

"Kızların evlendikten sonraki yeri kocasının yanıdır, onun yamacıdır, hayatın artık onun hayatıyla var olup yol çizecek, mutluluğun kocanın mutluluğuyla yeşerirken onunla birlikte solacak!"

Belliydi Ayşe abla buranın kurallarıyla büyümüş yetişmişti ve yetiştirmeye devam ediyordu, ama yanlış kişiye öğüt verirken yanlış kişiyi yetiştirmeye bir düzene, yola sokmaya çalışıyordu, Ayşe abla yeterince bana göz dağı verirken Berfin sadece dinliyordu, çünkü oda annesin kuralları içerisinde büyümüş ve annesinin sınırlarını çok iyi biliyordu, ama bu dedikleri bana, bize zıttı çünkü Kaner' de bende birbirimizin mutsuzluğuyla mutlu oluyorduk, birbirimizin canı yanması için çabalarken artık hayattaki tek gailemiz birbirimizi cehennem ateşinde yakmak olmuştu!

"Hele ki bir ağa karısı iseniz ona göre davranın, kocana yakışır bir eş ol, kadını ol!"

"Ayşe hanım sizce tek sorun burada benim uygunsuz davranmam yada uygun bir eş olmam' mı?" Ayşe abla sorumun üzerine güler güzle yaklaşarak devam etti

"Gelin hanım buraların yabancısı olduğunuz ve yalnız kalmamanız için size yoldaşlık ederiz amma velakin bizler örf ve adetimize bağlı kişileriz, aynısını sizden' de bekleriz!" dedikten sonra tezgaha ardından da bana bakarak devam etti

"O yüzden gelin hanım, yemeklerde olsun misafir ağırlamada olsun kendinize imrendirecek ve kimseye laf vermeyeceksiniz, üstünüzde siyah fistanı giyme cesareti gösterdiyseniz yanmayı göze alacaksınız!"

"Ben her şeyi göze aldım Ayşe hanım merak etmeyin!"

"Sevinirim!" Ayşe hanım önüne dönmesiyle bende ayağa kalkmış tezgaha doğru yürümüştüm, çünkü bir kez daha kendime laf ettirmeyecektim, dediğim gibi bir kez yanmayı göze almıştım ve bu yolda kaçak dövüşmeyecektim

"Ana, ortaya Haşu, Ağama' da İncasiye yapalım, ne dersin?"

Ayşe abla başını sallamasıyla onay verirken Berfin akşam yemeği için hazırlıklara başlamıştı ama neden ayrı ayrı yemek yaptıklarımı anlamamıştım

"Neden Kaner ağaya başka yapıyorsunuz?"

"Kocana' mı?" Ayşe abla dediğime öfkelenmesiyle bana bakarken ben tek kaşımı kaldırarak "Ağanıza" demiştim, Ayşe ablanın davranışlarını kestiremiyordum sanki az önce bana nasihat' da bulunan o değildi!, Ayşe abla önüne dönmesiyle Berfin elindeki bademleri tezgaha koymuş bana bakmıştı

"Ağamın Badem'e alerjisi var gelin hanım" Berfin'in dediğiyle kaşlarım çatılırken başımı belli belirsiz yan çevirmiştim

"Nasıl yani?"

"Yani bademli şeyleri yiyemez, rahatsızlanır!"

"Öyle' mi?" öğrendiğim bilgiyle belli belirsiz çıkan sesimle birlikte gülümsememe engel olamazken dişlerimi sıkarak başımı sallamış Berfin'in elindeki bademlere bakmıştım, açık ara burada öğrendiğim en güzel haber bu olabilirdi, dağ gibi Kaner ağamızın bir zayıf noktası vardı ve en son öğrenmesi isteyeceği kişi öğrenmişti, eminim benim öğrendiğimi anladığı an onun en zor zamanı olacaktı!

"Bende yardım edeyim size!" Ayşe abla ve Berfin onlara sunduğum teklifle bana ardından birbirlerine bakarlarken ben gülümseyerek bakıyordum

"Ne oldu"

"Bir şey olmadı gelin hanım sadece bir an deyince şaşırdım kusurumu maruz görün" Ayşe hanımın ondan üstünmüşüm gibi benden özür dilemesine gözlerimi devirsem de oralı olmayacaktım "Ayşe hanım az önce uyum sağla diyen siz değil' misiniz?, sağlayacağım işte siz tarif edin ben yapıyım"

"Öyle olsun!" Ayşe abla onay vermesine vermişti ama aklına takılan bir şeyler vardı, ve tereddüt içinde beni izliyordu

"İsterseniz bademleri ıslatın gelin hanım" Berfin' e başımla onay verirken bulduğum hangi bir bakır leğen' i ardından badem kavanozunu almış ve leğene bademleri dökmüştüm, ardından çaydanlıktan aldığım sıcak suyu leğene dökmemle bademler yüzeye çıkmıştı, bademlere ardından Kaner' in yemeğini yapan Ayşe ablaya bakmıştım, Ayşe abla ise tamamen kendi işine dalmış kuzu etini kuş başı olacak şekilde doğruyordu, Berfin ise Haşu için eti doğrarken ben sadece bademlerin başında Kaner' in yemeğine bakıyordum

"Herkesin bir zayıf noktası varmış demek' ki Kaner ağa!"

"Bir şey' mi dediniz gelin hanım" Berfin hızla bana dönmesiyle soru sorarken itiraz edememiştim,

"Ah evet, ıııı pirinçleri bulamadım' da" Berfin bir şey demeden arkasını dönüp karşı dolaba doğru gitmiş dolaptan pirinç kavanozu' nu getirmişti

"Buyurun gelin hanım"

"Teşekkür ederim" Berfin önüne dönmesiyle Ayşe ablanın sorgulayıcı bakışlarıyla karşılaşmıştım, ama geri adım atmayacaktım, ben nasıl bedel ödüyorsam Kaner' de ödeyecekti!, az önce tamamen boşattığım çaydanlığa çeşmeden tekrar su doldurup ocağa koymuştum, ocağın altını yakmak için aldığım çakmakla ocağı yakmış geri çekilmiştim

"Ayşe sultan!" konakta Ayşe ablanın ismi yankılanmasıyla kaşlarım çatılırken mutfak kapısından gelene bakmıştım, gelen Kaner' in kardeşi Yade olurken yüzünde gülümseme vardı ama mutfağa adım atmasıyla yanda beni görmüş ve yüzü belli belirsiz düşmüştü, Yade yüzüne oturan şaşkınlıkla beni süzerken Ayşe abla elinde suyla Yade' nin yanına gitmiş ve omzuna dokunarak kolunu sıvazlamıştı

"Al bir su iç" Yade Ayşe ablaya bakmasıyla yüzünde solan gülümseme tekrar canlanmış ve hiç ikiletmeden elindeki suyu alıp içmişti

"Yarasın benim güzel Yade me"

"Ayşe sultan yoksa yine okuyup üfledin' mi?"

"Her zaman sana nazar değmesine izin verir' miyim, ayağına taş değmesine izin verir' miyim ben!" Ayşe abla az önce bana nerede duracağımı bildiren kadın değilmiş gibi Yade' ye sımsıcak kendi kızı gibi davranırken bana sop soğuktu ve bir buzdan farkı yoktu, boğazıma oturan yumrukla gözlerim yanarken ben sadece onlara imrenerek bakıyordum, çok fazla bir şey istememiştim aslında sadece bir sığınak, bir çift sıcak konuşma ama bana bunları çok görürlerken benim payıma düşen uzak bir mesafeyle ömrü boyunca çekeceğim acıyı refah görmüşlerdi

"Yemekte ne var sultanım!"

"En sevdiklerinden" gözümün pınarında akmayı bekleyen göz yaşı en sonunda akarken gözümü kırpma den bakıyordum, kalbim, beynim her şey ama her şey buz keserken iliklerime kadar üşümüştüm, ne bir öfke ne bir kin hiç biri şimdi hissettiklerimin yerini dolduramazken içimde koca bir boşluk vardı, demek' ki sadece mesafe banaydı, duracağı yeri sadece ben bilmem gerekirken herkes benden çok uzaktaydı sadece ben yakın hissediyordun kendime ama şimdi anlamıştım, yaptığım yemekler bile başkalarının sevdiği, sığınmaya çalıştığım kişiler başkalarının limanıydı ve bana orada yer yoktu, olmadığı gibi hiç bir zamanda olmayacaktı, gelinsin diyorlar, ağamın karısısın diyorlar ama boşaydı sadece sözden ibaretti her şey, sadece acıları çekecek kişiydim ben ve konumum herkesi gözünde aynıydı, Şehnaz hanımdan tut, Kaner' e kadar, Kaner' den tut evin çalışanlarına kadar herkesin gözünde, kalbinde sevilmeyecek, uzak durulacak kişiydim, asla kimseyi küçük düşürdüğüm yada kimseyi hor gördüğümden değil sadece onlara bir zararım dokunmadığından beni kabul ederler sanıyordum ama onlar bile etmemişlerdi

"Ağabeyim nerede Ayşe sultan"

"Yukarıda, salondadır, hayrola?" Yade başını iki yana sallamasıyla bana baktığımda ben hızla başımı yan çevirip önümdeki işe dönerken fark ettirmeden göz yaşlarımı elimin tersiyle silmiştim

"Sorma, sabah abim hastaneyi bastı"

"Ne?"

Yade' nin cevabıyla bende şaşırırken Ayşe abla küçük bir çığlık atmıştı asla arkama bakmazken elimi yavaşça indirip tezgaha tutunurken gözümün ucuyla yandan bakmıştım ama hiç bir şey görünmezken sadece Yade' nin sıkıntılı nefesi duyulmuştu

"Sorma Mirşad hastaneden kaçtı, baş hekimde bunu duydu tabi delirdi ve bu olanlardan beni sorumlu tuttuğu için de tehdit etti!" Yeliz alayla gülümsemiş ve tekrardan konuşmuştu "Abimde olanları duydu"

"Delirmiştir"

"Hem de ne!, ortalığı yıktı sultanım" Yade her Ayşe ablaya samimi bir şekilde hitap etmesi canımı her defasında yakmaya yetiyordu

"Sen ağabeyinin yanına çık kızım!" Ayşe ablanın son cümlesinde takılı kalırken Ayşe ablanın

"Siz bizim gelin hanımımızsınız, o yüzden nasıl gerekiyorsa öyle hitap edin! ve gereksiz samimiyete girmeyin!"

sözleri kulaklarımda çınlamasıyla elimi kulağıma götürdüğümde dengemin dağılması bir olurken çok geçmeden omuzumda bir el hissetmemle elin sahibine baktım

"İyi misiniz gelin hanım" Ayşe hanımın cümlesiyle bir adım geriye gidip elini boşa düşürmemle elimi kaldırarak

"Dokunmayın Ayşe hanım" dememle Ayşe hanım bir şey demeden kendi işine baktığında bende işimin başına dönecekken Berfin' in endişeli sesiyle duraksadım "Hanımım oturup dinleneydin maazallah düşüp bayılırsın yoksa" demesiyle Berfin'e bakıp yılımsayarak "İyiyim ben" dememle işimin başına döndüğümde başka kimseden ses çıkmamıştı.

Arkamda gelen ayak sesleriyle Yade' nin gittiğini anlamamla dışarıdan Kaner' in sesi gelmesiyle ne kadar bakmak istemesem de omzumun üzerinden arkama bakacağım sırada Berfin'in önünde duran bademlere gözüm takılı kalmıştı ailesiz, bir başıma kalmamın ve burada bu halde düşmemim tek nedeni Kaner olurken o ailesinin yanındaydı, son kez elimin tersiyle benden bağımsız akan göz yaşımı silerken yutkunmuş ve yemeğin başına geçmiştim, benimle birlikte herkes işinin başına dönmüşlerdi

"Berfin kuru üzümleri çıkart kızım"

"Burada kalmamış ana kilerlikden alıp geleyim" Ayşe ablanın onay vermesiyle Berfin mutfaktan çıkarken kaynayan çaydanlığı ocaktan alıp pirinçleri ıslatmıştım

"Ayşe!" Şehnaz hanım Ayşe ablayı çağırmasıyla Ayşe abla yemeğin altını kısmış ve hızla çıkıp gitmişti, mutfakta bir başıma kalırken Kaner' in yemeğine bakmıştım!

KANER KAMİROĞULLARI

Giydiğim şalvar ve gömlekle banyodan çıkarken gömleğin uçlarını içime sokmuş ve üzerimi son bir kez daha düzeltmiştim, yatağın üzerindeki puşi'yi alarak boynuma sarmamla odadan çıkmıştım!

"Hasan!" Balkondan Hasan'a bağırmamla Yade mutfak dan çıkarken yukarıya bakmış ve hızla merdivenlere yönelirken bakışlarım daima Yade' nin üzerindeydi, konağın kapısı aralanmasıyla dikkatim kapıya kayarken içeriye Hasan girmiş yukarıya bakarak ellerini önünde birleştirmişti

"Emredin ağam!"

"Atımı hazırlayın"

"Abi!"

"Emredersiniz ağam" diyerek Hasan başıyla onay vermesiyle konaktan çıkarken Yade hızla merdivenleri çıkmaya başlamıştı, ama onu dinlemeyecektim , Yade'nin aksine merdivenleri hızla inerken orta yerde karşılaşmamızla, Yade geçmemem için beni kolumdan tutmuş baştan aşağıya bana bakarken ben ise sadece gözlerine bakmıştım, merak ediyordum kardeşimin bana ne diyeceğini kendini nasıl savunacağını, yada bana ne gibi kendini haklı çıkaracağını merak ediyordum ama duyacağım cümlelerden de bir o kadar endişe duyuyordum.

"Ne var Yade!"

"Iıı şey, nasılsın?" Yade cümleyi ağzının içinde kıvırırken ben gözlerimi kısmış başımı hafif yan çevirmiştim

"Bana karşı sakın yalan söyleme, yada sakın lafı kıvırma Yade!"

"Abi!" ikazım üzerine Yade'nin eli ayağı dolaşırken ne soracağını az çok tahmin ediyordum ama onun söylemesini beklerken içimde sığmak bilmeyen öfke vardı, bu öfkenin tek sebebi Mirşad'ın buraya gelmesine vesile olan babam ve diğerleri olurken onlar rahatlardı ama şimdilik, tek tek sırayla canlarını yakacak çok güzel bir planlarım vardı her biri için ama sadece sırasını bekliyordum!, belki de onlar olmasaydı Mirşad' ı hiç getirmeyecek ve şimdiye kadar abiden ziyade babalık yaptığım gözümün nuru kardeşim Yade Mirşad iti yüzünden sıkıntıya girmeyecek en önemlisi de onu merak etmeyecekti, Yade uyarımın üzerine bir şey diyemezken bu kadar beklediğim yeterdi, inmeye yeltenmemle Yade bir kez daha tutmak için hamle yapsa da kolumu hızla çekip yanından geçip giderken bian bile arkama bakmadan merdivenleri inmiştim

"Konuşmamız lazım abi!" Yade hala konuşmaktan vaz geçmezken arkamdan bir umut seslense de Yade yi umursamadan bir kaç adımda avluyu yürümüş konağın kapısını açıp konaktan çıkmıştım, kapıya çıkmamla Hasan atım Yanık'ın dizginlerini tutarak gelirken kapıyı bile kapatmamıştım, sonunda atım yanıma gelmesiyle Yanık'ın yanağına elleyerek severken hafif bir şekilde alnına vurmuş ve boynuna doğru elimle sıvazlamıştım yüzünü, Yanık'a biraz daha yaklaşmamla Yanık ilk önce benim tarafa dönerken ne yapacağımı anlamış gibi önüne dönmüş ve bana konuşmam için fırsat tanımıştı

"Seninle biraz gezelim olurmu Yanık!"

Başımı Yanık'ın alnına dayamamla gözlerinin içine bakmıştım "Eski günlerdeki gibi" Yanık kişneyerek geri adım atmak istese de bu hareketine engel olmuştum çünkü oda biliyordu hiçbir şey eskisi gibi değildi en değerlimizi kaybettiğimizi oda biliyordu, hissediyordu hayvan aklıyla bile buna itiraz ederken insan müsveddeleri kabul ediyordu "Şşş sakin ol" bir taraftan Yanık'ın boynunu severken bir taraftan da acı bir şekilde gülümseyerek gözlerimi kapattım

"Biliyorum yanımızda sevdiğimiz kadın olmasa da kalbi var yanımızda, bizi izliyor, hiç yalnız bırakır mı" dediğimde Yanık beni anlıyormuş gibi sakinleşirken uysallaşmış ve oda benim gibi gözlerini kapatmıştı

"Hadi oğlum gösterelim kendimizi Alizime"

Kulağına fısıldadığım cümleyle yavaşça uzaklaşırken gözlerinin içine bakmıştım, uzun bir aradan sonra kırlarda koşma vaktiydi, oda heyecanlıydı, belki birazda pas tuttuğu için endişeliydi ama benim aslanıma hiç bir şey olmazdı, biraz ısındıktan sonra kim tutardı bizi tıpkı aylar önce olduğu gibi yine rüzgarla yarışırdık, Hasan'dan aldığım dizginlerle ayağımı demire atmış ve hızla binmiştim, Yanık ilk başta bir iki adım geri atsa da öne doğru eğilerek boynuna hafifçe bir kaç kere vurmuştum

"Şşşş, sakin! Oğlum" Doğrulmamla ayaklarımı Yanık'ın iki yanına yavaşça vurmuş ve tok bir şekilde bağırmıştım

"Deh!"

Yanık hızlanmaya başlamasıyla Mardin sokaklarından uzun bir aradan sonra tekrardan Yanığın nal sesleri yankılanmaya başlamıştı, taşlara değen nallar kendini cesurca duyururken Yanık' da o kadar cesurca sergiliyordu kendini, etraftaki kişiler nal seslerini duymasıyla tereddütle ata ardından bana bakıyorlardı, çünkü günler, aylar olmuştu at üzerinde gezmeyeli, atın dizginlerini elime dolayarak biraz daha hızlanmamla yolda olan kişilerde bir bir geri çekilirlerken boynumdaki puşiyi burnuma çekmiş ayaklarımla ata vurarak "Deh" diye bağırmamla at koşmaya başlamıştı, artık rüzgarla yarışır hale gelirken yönümü tarlaya çevirmiştim Yanık' ın her bir ayak darbesinde toz duman şaha kalkmıştı, tozu yardığımız yetmezmiş gibi dizgini tek elime toplamış diğer elimi yana açarak Rüzgar'a dokunuyordum, aklımda bitmek bilemeyen düşünceler, kalbimde dinmek bilmeyen ateşle dizginleri bırakırken hızımı bir an bile kesmemiş koşmaya devam etmiştim, yüzümdeki puşi tozu yutmamı engellerken hiç bir şey gözlerime kaçan tozu engellemiyordu, ama bunu bile özlemiştim, kısılan gözlerimle ufuklara bakarken Yanık' ın saçları rüzgarda süzülüyordu, güneş ise bize eşsiz manzara sunmaya devam ediyordu Mardin'in en güzel yanı da buydu yerle gök birdi ve en korktuğum da buydu eşsiz manzara sunarken sevdiklerini de çabuk alıyordu, güneş tüm kızgınlığıyla yakarken biz tam tersi Yanıkla birlikte rüzgarı arkamıza alarak üstüne doğru koşuyorduk çünkü burası Mardin'di Mardin yakar biz üstüne koşarız ama asla kaçmazdık, onunla birlikte yanardık, bazen de sitem ederdik hatta illallah bile ederdik ama onsuzda yapamazdık, işte vaz geçilmez demek tamda buydu belki de sevgisinden çok zararı dokunmuştu herkese ama biri bile bu toprakları terk etmemişti, bilmiyorum gidecek yer olmadığı için mi giden olmadı yoksa gidemediler mi bilmiyorum ama buradaydık, coğrafya kaderimizi yazar biz yaşardık ne kadar acıda barındırsa kimsenin gıkı çıkmazdı, ne kadar kaderimizden kaçmaya çalışsak da olmamıştı ve artık kaçmamayı öğrenmiştik, kafamıza vura vura öğretmişlerdi bunu, ya savaşacaktık yada kaybetmeye razı olacaktık ve sessizce bize biçtikleri hayatı yaşayacaktık, bir kez daha hızımı artırmamla ortalığı tozu dumana katarken gözlerimi tamamen kapatmış ve kendimi rüzgara teslim etmiştim, yerden kalkan kumlar bir bir arkamızda kalırken elime değen rüzgar ve toprağın hissiyatı eşsizdi

"Ahhh!" Boğazımdan kaçan iniltiyle gözlerimi aralarken güneşin ışıkları bir kez daha gözlerimi kamaştırmasıyla meydan okurcasına başımı gök yüzüne çevirmiş güneşe bakmıştım, uzun bir aradan ve bitmek bilmeyen olaylardan sonra ruhum, bedenim dinlenmiş ve beni unutan huzura kavuşmuştum, ama bu huzur bile uzun sürmezken arkadan gelen araç sesiyle dikkatim dağılmış ve omzumun üstünden arkama bakmıştım, arkadan gelen araç son sürat bana doğru gelirken gelenin kim olduğunu bilmiyordum ama sadece tek bildiğim vardı oda bana geldiğiydi çünkü belliydi bana yetişmek için gaza yüklendiği nerede olsa fark edilirdi, araç uzakta olduğu için kim olduğu fark edilemezken ben önüme dönmüş ve bir kez daha hızımı artırmıştım

"Deh!" Bağırarak söylediğim cümleyle hızıma hız eklenirken arkama bir kez daha bakmıştım bakmasına ama araç arkada kaldığından neredeyse tamamen görünmez olmuştu, önüme dönmemle tarladan çıkıp yeşillik alana girdiğimde burnuma dolan temiz hava ve yeşilliğin kokusuyla biraz daha ilerlerken Yanığın dizginlerini bu kez geri çekmiştim

"Hoopp!"

Yanık dizginlerin çekilmesiyle durmaya çalışırken hızla şaha kalkarak kişnerken tek elimle tuttuğum dizginle mutluluğuma engel olamazken yüzümdeki puşiyi indirmiş hafif öne eğilerek Yanık' ın boynunu sevip devam ettim

"Aferin oğlum benim, aferin"

Yanık şahtan inerken doğrulmadan bu kez Yanık ' ın kulağına yaklaşmamla devam ettim "Sevdiğim kadın" söylediğim cümleyle Yanık' ın boynunu daha içten severken avucumda hafif sıkarak devam ettim "Bu yer yüzünde tek dayanağımız, sevdiğimiz kadın Aliz seninle gurur duyuyor oğlum" yüzümde yerini alan buruk tebessümle doğrulurken Yanık bir kez daha geriye gitse de en sonunda durmuştu, zaman kaybetmeden ayağımı diğer tarafa atmamla at dan inerken dizgininden tutarak boynunu sevmeye başlamıştım, gelen kişiden asla kaçacak değildim durmamamın tek nedeni bana ulaşacağı süre ve cesaretini görmek olurken kim olduğunu da merak ediyordum, aracı ilk defa görmüşüm belki kuyruğuna bastığım ağalardan biri yada canını yaktığım kişi yada kişilerdi bu konuda en ufak bir fikrim olmazken peşime takılma gibi bir cesareti gösterdiyse benim kim olduğumu gayet iyi biliyordu, madem benimle bir derdi vardı hesaplaşacaktım, İstifimi bile bozmadan Yanığın alnını severken tekrardan araç sesi duyulmuştu ve çok zaman geçmeden' de firen sesi duyulurken başımı hafif yan çevirip omzumun üstünden bakarken araçtan biri inmiş ve tereddüt etmeden bana doğru yürüyordu, son kez Yanığın alnını sıvazladığımda arkamı dönerken gelen kişiyi görmemle kaşlarım çatılırken başımı hafif yan çevirip bakmıştım!

"Yaver!"

"Şükür!" Yaver iki elini yana açarak sitemli sözlerini bağırarak söylerken Yanığın dizginlerini bırakarak Yaver'e doğru yürümüştüm, Yanık ise dizginlerinin bırakılmasıyla özgürce kendi başına dolanıyordu

"Hayırdır ne işin var burada!"

"Yanıkla çıktığını söylediler" Yaver arkama bakmasıyla omzumun üstünden bende bakmış ve geri Yaver'e dönmüştüm, ama bu sefer arkaya bakan ben olurken Yaver arkasına bakma gereği duymamıştı çünkü oda biliyordu soracağım soruyu

"Yeni"

"Nerden çıktı?" gözlerimi kısarak sorduğum soruyla Yaver gözlerini gözlerime sabitleyerek dudağını aşağıya doğru büzmüştü

"Bir neden yok" Yaver'e doğru yavaşça yürürken omzundan tutmuş ve her saniye daha fazla sıkarak "İşkillendiriyorsun, haberin yok" demiştim, çünkü Yaver'de çok iyi biliyordu ki gözlerimin içine bakarak konuşması sadece bir örtbas dı ama bunu yiyecek değildim çünkü kardeşim dediğim adamı kendisinden çok en iyi ben tanırdım ama bunun farkında değildi yada farkındaydı ve yapacak bir şeyi yoktu, her iki neden de ihtimal dahilinde olurken kokusu yakında çıkardı, elimi çekmemle Yaver yerinde hareketlenmiş ve bir adım öne gelmişti

"Mirşad dan hala bir haber yok!"

"Boş ver"

"Ne!" arkamı dönmemle söylediğim cümleye karşılık Yaver'den sitemli bir şekilde cevap gelmişti

"Kaner sen ne dediğinin farkında mısın?"

"Farkındayım"

"Adamın evini bastın, bulmak için delirdin hatta!, ama şimdi boş ver' mi diyorsun?"

"Sen diyorsun evini bastım, o Mirşad efendi illa duyacak ve ateşle üstüme gelecek, kendisi!" Son cümleyi kaşlarımı kaldırarak ve üstüne vurgu yaparak söylerken son derece kendimden ve sözlerimden emindim, sert gelecek ama gelecekti, asla Mirşad altta kalmazdı, hele ki elindeki güçle asla, gerçi güç olmasa bile deli cesareti yeterdi karşıma çıkmaya, küçükken bile az durdurmamıştım onu Mardin giriş kapılarında belki de haberim olmadan kaç kere girdi çıktı onu bile bilmiyorum, sadece tek bildiğim kendisi gelecekti bana ve bende onu o zamana kadar bekleyecektim

"Sen onun evde olmadığını biliyordun" Yaver dengime gelmesiyle gözlerimin içine bakarak konuşurken taşları yerine oturtmaya çalışıyordu

"Mirşad salak biri değil Yaver, küçük yaşta nasıl hayatta kaldıysa aklı sayesinde kaldı, güç sayesinde değil" Yaverden bakışlarımı ayırıp yavaş adımlarla ilerlerken aldığım derin nefesle tekrar konuşmuştum "Ve bu günde aklını kullanıyor gücünü değil!"

"O zaman evdekiler haber uçurduğunda gelecek, öylemi?"

Yaver'e bakmadan dudağımın kenarıyla cıklarken hafif bir şekilde yana dönüp bakmıştım

"Kılıfı hazır olduğu zaman gelecek"

Son cümlemle birlikte Yaver arkamda kalırken ben Yanığın yanına gitmiş ve dizginlerini tutmamla ayağımı üzengi demirine koyup hızla binmiştim, Yanık ilk başta geriye gitse de dizginlerini çekmiş ve Yaver'e bakmıştım

"Akşam yemeğine gel!"

"Olur" Yaver davetimi kabul etmesiyle önüme dönmüş ve ağzımın içinden bir kaç kez cıklarken Yanığın yönünü dön dermiştim, güneş arkamızda kalmasıyla çektiğim dizginleri bu sefer salmış ve iki ayağımı Yanığa hafif bir şekilde vurmuştum, ilk başta yavaş bir şekilde koşsak da Yanık benden hiç bir komut almadan git gide hızlanıyordu, konuşmadan anlıyordu artık benim dilimi, ben bir şey demeden yapıyor hissettiklerimi hissediyordu, acıyı da mutluğu da paylaşıyorduk hele ki o kara günden sonra asla gitmemiştim yanına, cesaret edememiştim, konağa bile zor gelmişken nasıl at çiftliğine gidebilirdim hele ki orada...!

Gözlerimi hızla kapatıp açmamla derin bir nefes vermiş kaybolduğum ve boğulduğum düşüncelerden kaçmıştım!, Yanığın yönünü konağa çevirmemle dört nala koşarken gözlerimin buğulanmasına engel olamazken sadece Yanığa güvenerek gidiyordum, bir zamanlar asla yıkılmazdım, ne olursa olsun geri dönüşü olmayan kararların altından bir şekilde kalkmış çıkmaz yol dediğim zaman bir yol bulmuştum ama bugün onlardan biri değildi kaybeden ben olurken çıkmaz bir yola girmiştim ve yolumda o kadar engel vardı ki hiç bir şey kolay olmayacaktı, bana yaşatılan bu acı kararın verildiği güne kadar sayısız kişiler hakkında sayısız kararlar vermiştim, kimileri mutlu olurken kimileri ah etmişti arkamdan, belki de edilen beddualar tutmuştu bilmiyorum ama kimsenin canına bir şey olmasına müsaade etmezken onlar benim canımı söküp almışlardı ama ahdım olsun yer gök şahidim olsun ki nasıl benden şoke söke aldılarsa sevdiğimi bende onların canını alacaktım ve ilk satranç oyunun düşen kalesi Sadri ağaydı, nasıl o gün ona kanlı gömlek gittiyse kan kusmak ne demekti gösterecektim ona ve artık beklediği yeterdi, ona kurduğum ve düşmekte asla tereddüt etmeyeceği bir oyun tertip etmiştim ve bu oyunun sonunda kazanan ben olacaktım, tarladan çıkmamla Mardin sokaklarına girmemle Yanık'ın dizginlerini çekmiştim Yanık aldığı komutla Mardin sokaklarında yavaşlamasıyla yürümeye başlamıştı, sarı taş duvarlarında bir kez daha nal sesleri yükselirken çarşıda bulunan gencinden tut yanlışına herkes selam verirken toplu olarak başımla selam vermiş ve yanlarından geçip gitmiştim, konağın sokağına girmemle Hasan hızla yanıma koşmuş ve dizgininden tutmuştu, ayağımı çekmemle Yanık dan inerken konağın kapısı açılmıştı, Hasan'ın yanından geçip Yanığın alnına dokunmamla yaklaşmış ve kısık bir şekilde "Teşekkür ederim" demiştim, Yanık dan uzaklaşmamla Hasan'a bakıp onay vermemle uzaklaşırken konağın kapısı açılmıştı, Yanık tüm yiğitliğiyle giderken biraz da olsa arkasından bakmış ardından konağa girmiştim, avluda sofra hazırlıkları devam ederken İzem elinde yemekle avluya çıkmasıyla beni görmüş ve olduğu yerde durmuştu, sanki daha dün ateşlenen kendisi değilmiş gibi bu gün iş mi yapıyordu, cidden bu kızı anlamak mümkün değildi, yavaş adımlarla İzem'e doğru yürürken İzem elindeki tabağa bakmasıyla bende aynı yere, tabağa bakmıştım ama İzem'in neden dalgın bir şekilde baktığını anlamasam da durgun bir şekilde tekrar gözlerime bakmış ve yanımdan geçip gitmişti

"Neden ayaktasın sen?" Arkama bakmadan sorduğum soruyla omzumun üstünden bakarken İzem elindeki İncasiyeyi masaya koymuş ve bana bakmıştı

"Neden soruyorsun?" İzem'in sorusuyla bu sefer arkamı dönüp baktığımda İzem benim oturacağım sandalyenin yanında duruyordu

"Seni merak ettiğim için değil merak etme" küçümseyerek söylediğim cümleyle İzem' in dudağının kenarındaki gülümseme yüzüne yayılırken bu tavrına anlam verememiştim, normalde dediğime bozulması gerekiyordu yada misliyle karşılık vermeliydi ama o hiçbir şey demeden gülümsüyordu, İzem tek kaşını kaldırmasıyla başını iki yana sallayarak devam etmişti

"Merak etmiyorum zaten"

"Sorumun cevabı bu değil"

"Oğul hoş geldin" anamın sesi avluda yankılanmasıyla İzem yavaşça yukarıya ardından bana bakmış ve tek kelime dahil etmeden yanımdan geçip giderken hızla kolundan tutup durdurmuştum ama asla İzem benim tarafıma bile bakmazken ben omuzumun üstünden bakmıştım

"Bir soru sordum sana!"

"Duydum ama cevap verme gereği duymadım" demesiyle tek kaşını kaldırarak alayla yandan bana baktığında "Kaner ağa!" Babamın sesi avluda yankılanmıştı İzem'in kolunu sıkarak bıraktığımda sesin geldiği yöne, merdivenlere bakmıştım

"Neler oluyor yine?"

"Bir şey yok!" Babama verdiğim cevap asla onu tatmin etmezken İzem'e bakıp başımla gitmesini işaret etmiştim, hayret İzem ilk defa dediğimi ikiletmezken hiç bir şey demeden mutfağa gitmiş bende babama bakmıştım

"Sana mı yoksa gördüklerime mi inanayım oğul"

Babam iğneleyici sözlerini söylemekten asla geri durmazken göz aktarmamla hızla kaşlarımı kaldırıp indirmiş ve babama doğru ilerlerken "Karımla benim aramda" demiştim, namı değer Haşir ağa her zamanki gibi delirirken yanından geçip merdivenleri çıkmaya başlamıştım, işte bayılıyordum bizimkilerin bu haline her onlara karşı gelmemde içlerinde sinirden volkan kaynarken bir şey yapamıyorlardı bırak yapmayı tek bir söz bile diyemiyorlardı, balkonda bekleyen annemi görmemle annem bir adım bana doğru gelmişti

"Üstünü değiştirene kadar sofra hazırlanır" belli belirsiz başımla verdiğim onayla hızla odaya girerken kemerime koyduğum telefonumu almamla Yaver'i aramıştım, Bir kaç saniye çalan telefon sonunda açılmasıyla ilk konuşan ben olmuştum

"Yaver Sadri ağa' da ilk veziri oynat!"

"Artık başlıyoruz ha!"

"Geç bile kaldık"

Yaver telefonu kapatmasıyla telefonu yatağın üzerine atmış üstümdeki gömleği düğmelerini açmaya başlamıştım, benim işim babamlar gibi piyonlarda değildi ben oynarsam direk Şah'a oynardım belki şimdi Şah' a ellemesem de Veziri oynayarak içlerine korku salıp o korkuda cebelleştirecek Şah' ı oynadığımda da herkesi boğacaktım, kendi ayaklarıyla gelip ayaklarıma kapanacaklardı ama ahdım olsun bir an bile acırsam namerdim, eğer olurda öyle bir acizlik gösterirsem tüm Midyat gelsin yüzüme tükürsünler gıkım çıkmayacaktı, aklımda bitmeyen düşüncelerle üstümdeki gömleği çıkarıp yatağa atmış ve dolaptan yeni gömlek alırken askılığı dolaba geri asmamla gömleği üstüme geçirmem bir olurken dolaptan da siyah takımı alarak banyoya gidip hazırlanmıştım, banyodan çıkmamla odanın kapısı çalarken gömleğin son düğmesini de iliklemiş kapıya bakmıştım

"Gel!" Kapıda beliren Berfin çekingen bakışlarıyla bana bakarken konuşması için başımla işaret etmiştim

"Ağam sofra hazır!"

"Tamam" Berfin odadan çıkmasıyla yatağın üzerindeki telefonu alıp ceketin iç cebine koymuş ve Berfin'in arkasından odadan çıkmış ve aşağıya inmiştim, herkes sofra etrafında toplanmıştı toplanmasına ama İzem yoktu

"İzem nerde?"

"Odamı bizimle yiyecek"

"Evet" konuşmaya yeltenmemle İzem'in cümlesi duyulurken herkes şaşırarak bakmışlardı ama İzem için aynısını söyleyemeyecektim

"Sonuçta oğlunuzun karısıyım değil mi?"

"Canın karşılığında evet!"

"Misafirleriniz geldiği zaman ne hikmetse böyle demiyordunuz ama!"

İzem anneme verdiği cevapla tam karşımdaki boş sandalyeye otururken bende kendi yerime oturmuş İzem'e baksam da Ayşe hanım servisi yapmaya başlamıştı.

Akşam yemeği sessiz sedasız ilerlese de bu sessizliğin bozulacağından adım kadar emindim ki sadece bekliyordum çünkü bizim eve sessizlik, huzur haramdı, avluda sadece kaşık sesleri yükselirken çorbamı bitirmiş ve Ayşe hanım tabağıma incasiye koyuyordu, başımla onay vermemle önüme dönerken İzem'in bakışlarıyla karşılaşmışım, İzem çorbasına bile dokunmazken arkasına yaslanmış bana bakıyordu, istemsizde olsa kaşlarım çatılırken alt çenemi oynatarak gözlerimi gözlerinden bir an bile ayırmamıştım, başımı hafif şekilde yana çevirip bakarken İzem gözlerini kısmış bir şekilde yüzünde beliren gülümsemeyle başını iki yana sallamıştı, belli vardı bir şeyler ama neydi anlamamıştım, önümdeki icasiyeyi kaşıklamamla ağzıma alırken İzem'in yüzündeki gülümseme daha fazla yayılmıştı

"Yemeklere gelin hanım yardım etti"

Herkesin şaşkın bakışları İzem'e dönerken ben ağzımdaki lokmayla kalmış ve lokmayı yavaşça çiğneyerek sofranın başından beri asla gözlerini üzerimden ayırmayan İzem'in gözlerine bakmıştım

"Afiyet olsun!" İzem'in sözleri kulağımda yankılanmasıyla öksürük tutarken gözlerimi kapatmış ve yüzümü kırıştırarak yutmuştum lokmayı, cidden yapmış mıydı bunu, alerjim olduğunu bildiği halde bademi katmış mıydı yemeğime, sofradaki herkes bana bakarken yavaşça oturduğum yerden kalkmış ve kimseye bir şey demeden merdivenlere yönelmiştim, işin içinde İzem varken yapmaz diyemiyordum hele ki sabah olanlardan sonra asla, merdivenleri yavaşça çıkmış odaya gitmiştim, şu an hissettiğim bir şey yoktu ama adım kadar emindim ki İzem caniliğini burada da konuşturmuştu, masanın üzerindeki sürahiden su doldurup içerken kalbim deli gibi inkar ederken aklım, beynim kabul ediyordu İzem'in yaptığını, bardağı masaya koymamla İzem den sakladığım alerji ilacını almak için dolaba gitmiş ve kıyafetlerin arasına sakladığım yere bakmıştım ama ilaçlar yerinde yoktu, benliğimi ele geçiren öfkeyle kıyafetleri yere fırlatıp atarken odanın kapısı açılmıştı ama kimin geldiği umurumda bile olmazken son kalan kıyafetleri de fırlatıp atmıştım

"Bunumu arıyorsun" sesin sahibi İzem olurken yavaşça arkama dönüp bakarken İzem elinde' ki ilaç kutusuyla bana bakıyordu, yavaş adımlarla İzem'in yanına giderken öfkeyle bağırmıştım

"Sen nasıl insansın İzem, gözü dönmüş kendinden başka kimseyi düşünmeyen birisi nasıl oldun!" Cümlemi söylememle İzem'in çenesinden yapışıp kapıyla kendi arama almıştım

"Söylesene Kaner ne olacak şimdi" İzem olduğu konumu unutarak saçma sapan konuşurken kaşlarımı çatarak gözlerimi kısıp çenesini daha sıkı kavrayarak arkasındaki kapıya daha fazla bastırdım

"Yavaş yavaş vücudun mu şişecek" İzem aklına gelenle kahkaha atarak devam etti "Yoksa kaşınmaya mı başlayacaksın küçük çocuklar gibi" İzem son cümlesini sarf etmesiyle beraber başını da iki yana oynatarak bana baktığında "İzem!" diye bağırarak çenesindeki elimi boynuna götürerek boynunu sıktım. İzem korkması gerekirken dişinin arasında cıklarken devam etti

"Öylede acı çekmezsin ama" İzem' in her kelimesinde boynunu daha fazla sıkarken yüzü gittikçe kızarmaya başlamasıyla burnunun kenarı seğirmeye başlamıştı

"En iyisi yavaş yavaş nefes alamama" İzem yüzünü buruşturarak kendine zaman vermeye çalışsa da buna ne izin nede müsaade vermiştim "Sonra ise tüm vücudun parçalara ayrılıyormuş gibi acı içinde geber" demesiyle İzem' in boynunu hızla bırakıp elimin tersiyle tokat atmamla İzem yere düşmüştü, işaret parmağımla İzem' i göstererek

"Sen sadece bir canisin!" demem ile İzem duruşunu bozmadan bana baktığında dudağının kenarı kanamış gözleri ise dolmuştu

"Kendinden başkasını düşünmeyen bir cani, gerçekten söylesene sen cidden seviyor musun babanı?" Dişlerimin arasından fısıldadığım cümleyle İzem'e yaklaşırken İzem'in gözünden bir damla yaş akmıştı ama artık bu timsah göz yaşına bile inanmıyordum. İzem birden gülmeye başlamasıyla şaşırırken artık akıl sır erdiremiyordum "Cani" dedikten sonra İzem yere dayadığı elini kaldırıp kendini gösterirken kahkaha atmaya başlamıştı "Ben caniyim öylemi!" İzem son kelimesiyle bağırırken aynı ses tonuyla devam etti "Bunu babasına kan kusturmaya yemin eden ağa bozuntusu mu diyor" demesiyle içimdeki öfkeye engel olamayarak yere eğilip İzem'in çenesinden bir kez daha tuttum "Kes! eğer burada" demem ile diğer elimi yeri göstererek devam ettim "Canını vermek istemiyorsan sesini kes!" İzeme yaklaşıp gözlerinin içine bakarak devam ettim "Evet cani sensin" demem ile İzem tek kaşını kaldırarak çenesindeki elime rağmen gülmüştü

"Cani olsaydım yemeğine çoktan katmıştım o bademleri ve emin ol ruhun bile duymazdı" İzem'in sözleriyle çenesindeki elim gevşerken yüzündeki gülümsemeye tezat dolan gözlerine bakmıştım

"Katmayı istedim hem de çok ama sen abisin!" İzem'in cümlesiyle kaşlarım çatılırken bir adım geri giderken boğazıma oturan yumrukla zorda olsa yutkunmuştum. İzem birden ciddileşerek devam etmesiyle sözlerinden ziyade gözlerinde de ateş saçıyordu.

"Sen beni ailemden, kardeşimden kopardın ama ben sen değilim, ben aynı caniliği yapmam, Yade nin sana ihtiyacı varken onu kanatsız, sığınacağı limansız bırakmam, senden ölümüne nefret de etsem yapmam!"

"Sana inanmıyorum İzem!"

"İster inan ister inanma ama ben yapmam"

"Bunu beni vuran birisi diyor öylemi?"

"Sen de haklısın sonuçta ailemi parçalayan birisi bu duyguları bilmez doğru diyorsun, sadece sen parçalar, sen dağıtırsın"

"Kes sesini"

"Söylesene sen niye delirdin buna bu kadar"

"Ne demek niye delirdin, alkış mı tutmamı bekliyorsun"

Cümlemi bitirmemle yerdeki alerji ilacını alarak yerden kalkıp arkamı dönüp yürümeye başlamıştım, aslında İzem değinmemesi gereken yere değinse de daha olayların farkında değildi, özellikle İzem'den saklamamın nedeni annemden kalan tek şeydi bu alerji, ve İzem fark ettiği anda anlardı annemin başka biri olduğunu.

Ne kadar kabullenmek istemesem de anlamıştım alerjim olduğunu bildiği halde yemeğime bademi katmadığını, elimdeki cam şişede duran hapa bakmamla duvara fırlatarak kırmam bir olurken içindeki ilaçlar odanın her tarafına dağılmıştı cam kırıklarının etrafa dağılmasıyla gözümün önüne İzem' e tokat atmamla yere düşmesi gelirken dudaklarımın arasında anlaşılmayacak bir küfür savurduğumda oda da İzem' in sesi duyulmuştu

"Ben sen değilim Kaner!, kaybetmek ne demek bilirim, sen bana öğrettin!" İzem tüm öfkesiyle bağırırken ben arkamın dönük olmasının rahatlığıyla gözümden bir damla yaş akmış ve koca bir yumrukla boğazım yırtılırcasına yutkunmuştum, belki de İzem'i en iyi ben anlardım ilk önce annem daha sonra sevdiğim kadın iki acı tek bedene sığmaya çalışıyordu, iki canımın parçası iki ayrı çizilen yol ama tek ortak noktaları ikisini de kara toprak almıştı onları benden, başımı dikleştirmemle İzem'e dönerken İzem gözlerindeki öfkeyle bana bakıyordu

"Güya sen masum ben suçluyum değil mi Kaner!"

"Evet tam olarak da bu, sen sadece bir canisini!"

"Madem öyle neden İzim vermedin ölmeme, söylesene?, neden beni bırakmadın?, neden bütün her yerdeki kesici aletleri topladın neden?" İzem delirmişçesine bağırırken bana hesap soruyordu, ama hesap sorma hakkını çoktan kaybetmişti tıpkı hak ettiği iyilikler gibi, İzem'e bir adımla yaklaşırken hızla kolundan tutmuş ve banyoya doğru sürüklemiştim!

"Bırak Kaner!"

"Kes sesini!" Banyonun ışığını açmamla kapıyı açıp hızla bırakmış ve kapı arkaya çarparak durmuştu, İzem'i içeriye sokmamla ayna' nın önüne fırlatıp atmıştım, İzem düşmemek için lavaboya tutunurken bir kez daha kolundan tutmuş ve yüzünü aynaya çevirmiştim, İzem korku ve nefretle aynaya bakarken İzem'in arkasından yaklaşmıştım, göğsüm İzem'in sırtına değerken kulağına doğru eğilip fısıldamıştım

"Sadece sana bu aynayı bıraktım gerçek yüzünü, yavaş yavaş çöküşünü görmen için İzem Kamiroğulları" soy ismini bastırarak söylememle İzem güzünü buruşturarak bakmasıyla bu kez daha keyifle ben güldüm "Acı çekerek ölmek isteyeceksin ama" başımı yavaşça iki yana sallayarak devam ettim

"Nafile acı içinde yaşayacaksın"

********************************************************

♥ KEYİFLİ OKUMALAR DİLERİM SEVGİLİ OKUYUCULARIM SİZİ ÇOK SEVİYORUM.

♥ KİTAP İLE İLGİLİ VİDEOLARA ULAŞMAK İÇİN İNSTEGRAM ADRESİME MUTLAKA BAKMANIZI ÖNERİYORUM.

♥ İNSTEGRAM ADRESİ : teynimg_yazar_

♥ BEĞENİLERİNİZİ VE YORUMLARINIZI DÖRT GÖZLE VE SEVGİYLE BEKLİYORUM BİR DAHAKİ BÖLÜME KADAR SİZİ KOCAMAN ÖPÜYORUM.. :))))))) ♥♥♥♥♥♥♥♥

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.