İçeriğe geç

HÜKÜM

Bölüm 29 · 35 dk okuma

HÜKÜM

Bölüm 29

25. BÖLÜM

YADE KAMİROĞULLARI

"Doktor bey yoğum bakımdaki hasta fenalaştı" Doktor bey masasından fırlamasıyla yanıma gelirken beni beklemeden odadan çıkmış arkasından ben çıkmıştım, Mirşad sırf İzem'i kurtarmak için kendini bir an bile düşünmezken İzem Mirşad'ın yaptığını karşılıksız bırakmamış ve kendini feda etmişti, girdiğimiz bu çıkmazda kaybolurken sürekli silahlar patlıyor, kan akıyordu, artık ölüm bile normalleşirken hayatımızda sürekli sevdiklerimizi kaybediyorduk, kimileri ölerek kimiler hainlikle hayatımızda koca bir yara bırakarak gidiyorlardı ve en kötüsüde buna alışmamızdı, ve sanki yavaş yavaş normaleşiyordu, kaybolduğumuz bu hayatta her çırpınışımız biraz daha batışımız oluyordu ve bu batışa birde Mirşad dahil olurken bu hikayede ona asla bir şey olmamalıydı eğer olursa ne abim nede şimdiye kadar az da olsa tanıdığım İzem dururdu!, İzem aslında sessiz ve acılı bir kadın dı ama sessiz olduğu kadarda acımasızdı, öfkelendiği zaman gözü hiç bir şey görmüyordü, hayat ona acımasız davranıyordu ama oda karşısındaki kişlere hatta kendisine bile acımıyordu ve her bir hareketi bir öncekinden daha büyük olurken abimin derdine dert yüküne yük ekliyordu, belki bende babamı kaybetsem İzem gibi davranırdım ama benden almaya çalıştığı abimdi ve belkide bu yüzden İzem'e karşı hep mesafeli olacaktım!

Az önce koşarak çıktığım acilden bu sefer profesörle koşarak giriyordum çünkü ameliyat sonrası oluşan komplikasyonlar bir çok hastanın hayatına mağal olurken bu kapı önünde bir çok aile param parça olmuş ve bir çok göz yaşı akmıştı, yoğum bakım kapı'sının önünde umutla bekleyen aileler büyük bir hüsranla, yıkıntıyla ayrılıyorlardı bazıları, bu gün'ü diyerlerinden ayıran ise burada, bu kapının önünde Mirşad'ı bekleyen bir aile yoktu, belki kimse olmadığı gibi yaşamasını isteyen kimsede yoktu, doktor bey bana bakmasıyla gözleriyle konuşmamı söylerken zaman kaybetmeden konuya girmiştim

"İlk başta gayet güzel konuşuyordu benimle ama sonradan nefes alamamaya başladı!"

"Tamam!" Doktor bey cümlesini söylemesiyle kapı' nın açılması için düğmeye vurmamla kapı hızla açılmıştı, ama bir sürprizle doktorla beni karşılayan sadece boş bir yatak olurken EKG cihazı ötüyordu, bakışlarım yataktaki boş serum ucuna kaysa da daha sonra yatağın üzerinde azda olsa bulaşan kana bakmış ve içimde tuttuğum nefesimi sıkıntılı bir şekilde dışarıya vermiştim

"Doktor hanım bu ne demek oluyor?" Doktor beyin sorusuyla başımı hafifçe iki yana sallamıştım

"Bilmiyorum!"

"Ne demek bilmiyorum!" Doktor beye bir cevap veremezken devam etmesiyle başımı yere eğmiştim

"Siz gözetiminizin altındaki hastaya böylemi bakıyorsunuz!"

"Allah seni kahretsin Mirşad" doktor beyin duymayacağı bir şekilde konuşurken tekrardan doktora bakmıştım

"Ben bulacağım hastayı merak etmeyin"

"Tabiki de bulacaksın!, sorumsuzluğun neye mağal olduğuna bir bak"

Dolan gözlerim beni zor durumda bırakırken benim bile zor duyacağım ses tonuyla konuşmuştum

"Özür dilerim!" Cümlemi soylememle doktor bey elini kaldırarak susturmuş ve bir adım yaklaşmıştı

"Bir özründe herşeyi unutacağımımı sanıyorsun, bir hastaya göz kulak olamayacaksaksan ne diye giydin o önlüğü" doktor beyin son cümlesiyle alt dudağımı dişleyerek kendimi sakinleştirmek istesemde olmuyordu, her yeni sözü bir öncekinden daha ağır olurken bir kez daha konuşmuştum.

"Bulacağım"

"İyi edersin yoksa bu hasta son hastan olur" doktor bey arkasını dönüp gitmesiyle burnumun kemerini sıkarken başımı yavaşça iki yana sallamamla sabahtan beri tuttuğum göz yaşım akmıştı, ama ağlamayacaktım başkası için kendimi üzmeyecektim elimle göz yaşımı silip gözlerimi tavana dikmiş ve kendimi sakinleştirmiştim

"Madem öyle!" Başımı doğrultarak cümlemi yarıda keserken yatağa ardından boş boş öten EKG cihazına bakıp kendimden emin bir şekilde konuşmama devam ettim "Madem sen benden kaçtın bende belanın daha büyüğünü üstüne salarım" önlüğümün cebinden çıkartıp telefonun kilidini açmış ve rehbere girmiştim, kişilerde en üst sırada yer alan abimin numarasını çevirmiştim

"Alo!" Kulağıma kısık bir şekilde abimin sesi dolarken telefonu kulağımdan çekip ekrana bakmıştım çünkü abim asla sessiz ve sakin konuşan biri olmadığından onun öfkeli sesine alışmıştım artık

"Abi!"

"Söyle güzelim ne oldu?" Abim direk sonuç odaklı konuşurken araya güzelim kelimesi ekleyerek kendi katılığını bana karşı yumuşatmaya çalışırken kısık bir şekilde konuşsa' da tok sesi buna müsaade etmiyordu, bu yüzden' de abime daha fazla işkence çektirmeyecektim

"Mirşad hastaneden kaçmış!"

"Ne!" İşte abimin gerçek ses tonu kulağıma dolarken zorla sıkışmış nezaket ortadan kalkarken her zaman öfkeli ve ortalığı yakan Kaner ağa gelmişti.

"Ne demek kaçtı Yade hastanede onca adam var, başında sen varsın!"

"Konuşuyorduk birden nefes alamadı" bir iki dakika abimden ses gelmezken büyük ihtimalle Mirşad'ın nereye gidebileceğini düşünüyordu

"Konuşuyordunuz!" Abim onca sözümün içinde sadece konuşmamıza takılırken abimin bu tavrına aldırmadan ben konuşmaya devam etmiştim

"Daha sonra doktoru çağırmaya gittim geldiğimde yoktu"

"Ne konuşuyordunuz?"

"Abi konumuz şu an bu değil, hastaneden atılmamam için benim yani bizim Mirşad'ı bulmamız lazım!"

"Ne demek atılmamam için?" Abim Mirşad'ı bulmaktan ziyade her şeye takılırken arkadan kapı çarpma sesi gelmesiyle "Hatice hanım İzem'e bir bakın" diye sesi gelmişti abim yine benimle ilgilenmezken hiç bir şey demeden telefonu kapatmıştım, abimi yavaş yavaş tanımakta zorluk çekerken abim kendi düzeninde bizi unutuyordu, susmak bilmeyen EKG cihazını kapatıp odadan çıkmamla koşarak gelen adamlar önümde sıra olurlarken ellerini önlerinde birleştirip benden bir emir almak için bekliyorlardı ama verecek ne bir emir nede diyecek bir söz vardı onların görevi bu kapı önünden ayrılmamak olurken onlar bunu yapmamıştı, karşımda el pençe duran adamların arasından geçip giderken ilk işim koşarak doktor odasına gitmek olmuştu, koridorları koşarak giderken bazı insanlar merakla bakıyordu belki' de durumu kötüleşen hasta için koşuyorum sanıyorlardı ama bilmiyorlardı ki kaçan hastanın peşinde olduğumu, doktor odasına gelmemle kapıyı hızla açıp içeriye girmiştim, meslektaşlarım bana korku ve endişeyle bakarken ben soluk soluğa kalmış bir şekilde sırtımı kapı pervazına yaslayıp zorda olsa konuştum

"Arkadaşlar yoğum bakımdaki hastayı gördünüz' mü?"

Meslektaşım Arda şaşkınlığını gizleyemezken gözlerini kısarak yüksek bir sesle konuşmuştu

"Nasıl yani?" Arda'ya ardından odadaki doktorlara bakıp dudağımın kenarı kıvrılmasıyla derin bir nefes vermiştim

"Hasta yok!"

"Yoğun bakımdaki adam nerde olur Yade!"

"Ne biliyim Arda yok işte demek' ki yoğum bakımlık biri değil!"

"Güvenliğe gideceğim" az önce kapattığım kapıyı açarak cümlemi söylememle Arda elindeki çayı bırakıp ayağa kalkmıştı

"Tamam bende yukarı kata bakayım"

Arda'yı arkamda bırakarak odadan çıkmış hızla çıkışa doğru koşar adımla yürümüştüm

"Ah Mirşad verecek bir cevabın yoktu' da kaçtın demi?" Kendi kendime söylenirken arkamda bıraktığım odaları tek tek açıp baksam' da yoktu, benim anlamadığım onca adamın içinde o halde nasıl kaçtığıydı, güvenlik kendisine doğru koştuğumu görmesiyle bana doğru gelirken tereddüt içinde bakıyordu

"Doktor hanım bir sorun' mu var?"

"Var" soluk soluğa kalsam' da dinlenmeden zorla konuşmuştum

"Silahla yaralanan Mirşad Kamiroğulları yoğum bakımdan kaçmış, çıkışları acilen kapatın"

"Doktor hanım" güvenlik görevlisi bana çekingen bir şekilde bakarken gözlerini kaçırmıştı benden

"Evet" güvenlik görevlisinin yüzüne boş gözlerle bakarken diyeceği cümleden korkuyordum

"Mirşad bey üç dört adamla çıktılar" Güvenlik görevlisinin dediği cümleyle dudaklarım aralanırken kaşlarım hızla havalanmıştı, olayları idrak etmede zorluk çekerken dudaklarımdan "Mirşad bey" kelimesi çıkmıştı cidden başımda olan beladan tek takıldığım nokta bu olamazdı ama buna takılmıştım Mirşad ne ara bey olmuştu?, daha babası ve diğer ağalar Mirşad'ı kabullenmezken Mirşad kendini diğer insanlara kabullendirmişti ve kaleyi içten fethediyordu çünkü ilk önce insanları kendini kabul ettirirse ki ettirmişti bu sayede Mirşad için ağaları indirmek kolay olacaktı, gözlerimi sıkı sıkıya kapatarak yüzümü kırıştırmamla ellerimle yüzümü kapatmıştım

"Ahhh bu olamaz!" boğazımdan kaçan cümleler eşliğinde ellerimi yavaşça saçlarıma doğru sürüklemiştim, güvenlik görevlisi bana bakamazken arkamı dönmüş hastaneye girmiştim dışardan ani firen sesi gelmesiyle etrafa baksamda hiçbir hemşire veya doktor yoktu acil hasta gelmiş olamazdı büyük ihtimalle hasta yakını gelmişti gerçi hasta gelmiş olsada bu saatten sonra benim yapabileceğim birşey yoktu çünkü hesap vereceğim bir baş hekimi vardı, onca sıkıntıyla kazandığım doktorlukta yapabileceğim en büyük hatayı yapmış ve çok sevdiğim mesleğimden atılmama ramak kalmıştı, az önce koşar adımla yürüdüğüm koridoru bu sefer ayağımı sürüyerek yürüyordum, adam akıllı beni dinleyen ve kendi sorunlarında kaybolmayan bir abim olsaydı belki' de son saatlerim olmayacaktı bu hastanede, Arda koridordan bir umutla koşarak gelmesiyle karşımda durmuş benden olumlu bir cevap bekliyordu ama yoktu, başımı yavaşça iki yana sallamamla derin bir nefes verirken Arda küfür savurmuş bir elini beline diğerini alnına koyarak arkasını dönmüştü

"Kızım bunu vuran adamlar almış olmasın?" Arda sorusuyla birlikte bana dönerken içimdeki kırıklık yerini korkuya bırakırken hızla cebimdeki telefonu çıkartıp babamı aradım, Arda bana sorgularcasına bakarken ben alt dudağımı dişleyerek babamın telefonu açmasını bekliyordum ama sonuç koca bir hüsran olurken telefon yüzüme kapanmıştı, cidden bu işin arkasında da babam mı vardı?

İçimde oluşan koca boşluk ve cevabını bilemediğim soruyla Arda'yı arkamda bırakarak gitmiştim

"Yade!" İsmim hastane koridorunda yankılanmasıyla hızla arkamı dönüp bakmıştım, gördüğüm manzara karşısında şok olurken az önce telefonda beni dinlemiyor sandığım abim tüm kudretiyle karşımda duruyordu

"Nerede lan o" abim öfkeyle içeriye doğru yürürken arkasındada Yaver abi vardı ve abimi durdurması gereken yerde tam aksine oda öfkeli bir şekilde resepsiyon kısmına gitmişti, ne konuştuğu duyulmazken elini masaya vurarak bir şeyler anlatırken resepsiyondaki kız korkuyla dinleyip cevap veriyordu ve en sonunda Yaver abi istediği cevabı almasıyla Kaner abimin yanına gitmiş hızla asansörlere doğru yürüyorlardı

"Abi!" Koşarak abimin yanına gidip tutsamda duracak gibi değildi, herşeyi, herkesi yakacak cinsten olan öfkesinin karşısında hiç bir şey duramazken karşısına ben geçmiştim

"Abi nereye?"

"O şerefsiz nerede?" Abimin sorusuyla ona dediğim cümle aklıma gelirken başımı iki yana sallayarak "Gitmiş" demiştim çünkü deli gibi aradığı Mirşad çoktan hastaneden bir kaç kişiyle çıkmışlardı

"Niye yalan söylüyorsun Yade odasındaymış" Yaver abinin cümlesiyle kaşlarım çatılırken dediğine anlam verememiştim, ben boş gözlerle abime bakarken bana sorgularcasına bakan iki çift zifiri karanlık göz vardı karşımda.

"Ben senin ağladığını anlamadım mı sanıyorsun Yade!" Abim bana yaklaşarak dişlerinin arasından dökülen cümlelerini gerilen yüz hatları desteklerken abimin bu haline şok olmuşçasına bakıyordum

"Şimdi çekil önümden!" Abim beni kenara çekmesiyle yanımdan geçip gitmesiyle hastanede olan adamları da abimi takip ederken, ben hiç bir şey yapamayarak sadece arkasından bakabilmiştim, daha dün ayrı annelerin çocuklarıyız diye etrafa öfke kusan kişi şimdi benim ağladığım için hastaneyimi basmıştı, aslında içten içe mutlu olurken yüzümde beliren tebessüme engel olamamıştım, abim önden Yaver abim ise arkasından merdivenlere yönelirken hızla arkalarından onları takip etsemde asla hızlarına yetişemiyordum, resmen onların yürümeleri benim koşmam demekti, abimler merdivenleri ikişerli ikişerli çıkıp koridoru dönmeleriyle gözden kaybetsemde bende koşarak çıkmış ve yine yakalamıştım bizimkileri, etraftaki meraklı bakışlar abimin üzerinden bir an bile ayrılmazken abim kapıyı bile çalmadan baş hekimin odasına girmişti, dudaklarım dan kaçan çığlıkla koşarak oda'nın önüne gelmemle abim baş hekimin yakasından yapışmış duvara yaslamıştı

"Abi dur!"

"Yade!" Yaver abi'nin ikazıyla bir adım geri atmak zorunda kalırken abim baş hekimi kendine doğru çekmiş ardından tekrar duvara yaslamıştı

"Sen kimi ağlattığını sanıyorsun lan?"

Baş hekim abimi engellemezken sadece susup dinlemişti, gerçi ne yapabilirdiki karşı koymak sadece abimi daha fazla öfkelendirirdi ve bunuda çok iyi bildiğinden hiç bir itirazda bulunmuyor her bir sözü kabulleniyordu çünkü bırak abime karşı koymayı onunla zıt düşmeyi bile istemiyordu

"Sana Mirşad'a göz kulak ol dedim, sen gittin benim kardeşimi ağlattın benim kardeşime tehtitler savurdun!" Abim her sözü büyük bir öfkeyle konuşurken baş hekimi yakalarından tutarak sırtını duvara vururken sonunda baş hekim konuşma cürreti göstermişti

"Kaner ağa!"

"Kimsiniz lan siz?" Abim kendinden başka kimseyi dinlemezken bir kez daha bağırmış ve yakasına yapıştığı baş hekime öldürecekmiş gibi bakıyordu, sesler dışarıya kadar ulaşırken hiç biri yardıma gelmiyordu belki' de gelemiyorlardı, dışarıda bekleyen abimin adamları kimselere geçit vermezken abim son bir kez daha yaklaşmış ve herkesin duyacağı ses tonuyla fısıldamıştı

"Şimdi bu kızdan özür dileyeceksin"

"Bakın Kaner bey bir yanlış anlaşılma olmuş!"

"Ne yanlışı ne anlaması lan!, kendi beceriksizliğinizi bu kıza ödet sonra yanlış anlaşılma de!"

"Kardeşiniz olduğunu bilmiyordum!"

"Bilsen ne olacak lan özür dile!"

"Özür dilerim!" Baş hekim abimin zoruyla özür dilerken sadece gözünün ucuyla bana bakarak ağzının kenarıyla konuşmuştu

"Doğru düzgün et lan!"

"Yade-!"

"Unvanıyla!" Abim emeğimin karşılığını ayaklar altına aldırmazken baş hekimin yakasından tutmuş önüme getirmişti

"Doktor Yade hanım!" baş hekim özür dilemeyi kendine yediremezken zorla yutkunmuş ve kaçamak bakışlarla yüzüme bakmıştı

"Özür dilerim!"

"Onca yıl uğraştı lan bu kız, gecesini gündüzüne kattı, niye? iki üç soysuz, kendini bilmeyen kişiler haysiyetini, gururunu, unvanını ayaklar altına alsın diyemi uğraştı?"

Abim baş hekimin yüzüne bir kez daha tiksinmiş gibi bakmasıyla yakasını bırakmış ve bir adım daha atarak yaklaşmıştı

"Bana bak lan bu kızdan en ufak bir şey duyayım, yada hareketlerinden bir şey hissedeyim seni yakarım!, Anladın mı?" Abim son sözünü söylemesiyle elinin tersini baş hekimin göğsüne vurmasıyla son bir kez bakmış ve odadan çıkmıştı, Yaver abinin işaretiyle bende çıkarken abim az önce öfkeyle geçtiği koridorları bu sefer sakin geçerken arkasından koşar adımla gitmiştim

"Abi bekle!" Abimin hızında hiç bir değişme olmazken bir kez daha seslenmiş ve koşmuştum

"Abi!" Abim beni duysada asla durmazken merdivenleri hızlı bir şekilde teker teker inmiş hastaneden çıkmıştı, son bir hamleyle tekrar koşarken pes etmeden arkasından geldiğimi bilen abim bu sefer adımlarını yavaşlatmış omzunun üstünden hafif bana bakarken yanına gidip kolundan hızla tutup çekmiştim

"Abi dinlesene?"

"Ne var Yade?"

"Mirşad yok!" Abimle aynı anda konuşurken abim dediğim cümle karşısında şok olurken kaşlarını çatarak bana bakıyordu

"Babam bir şey yapmış olmasın!"

"Sanane Yade!" Bu sefer abimin cevabına ben şok olurken büyüyen gözlerle bakmıştım ama bana öfkeyle bakam gözler karşısında uzun süre dayanamazken gözlerimi kaçırmıştım,

"Korkuyorum!" Söylediğim cümleyle hızla abimin gözlerine bakmıştım

"Babam'ın birşey yapmasından korkuyorum"

"Sen ne ara tanıdın Mirşadı da babamın ona bir şey yapmasından korkar oldun?"

"Tanımadım da, tanımıyorum da abi"

"Tanımayacaksın!"

başımı iki yana sallayarak konuşurken abim hızla sözümü kesmiş ve tüm öfkesiyle bağırmıştı, biliyorum beni korumak istiyordu ama onun tahmin ettiği gibi bir durum yoktu ve bunu abim göz önüne dahil almazken sadece öfke kusuyordu

"Neden bu kadar öfkelisin?"

Abim sorumu yanıtsız bırakırken arkasını dönmüş aracına binerken Yaver abide arkasına bakmış adamlarına işaret vermesiyle oda araca binmişti kimse bir açıklama yapmazken Arda'nın soktuğu kuruntuyla bir başıma kalmıştım!

KANER KAMİROĞULLARI

"Mirşad'ı ara!" İçimdeki öfke asla dinmezken ayağımı gazdan çekmeden Yaver'e bakmış ve ne yapması gerektiğini söylemiştim, Yaver beni ikiletmezken cebindeki telefonu çıkartmasıyla önüme dönerken gaza biraz daha yüklenmiştim

"Açmıyor abi!"

"Si...."

"Abi Yade'nin dediği olmasın!"

Dudaklarımdan kaçan küfürle Yaver'e hızla bakarken elimi direksiyona vurduğum da hızla şerit değiştirmiştim, Yaver nereye gittiğimi anladığından tek bir kelime dahil etmezken önümdeki araçları bir bir sollamış hayatımı hiçe sayarak makas atarak ilerliyordum, kulaklarımda Yade'nın sözleri varken gözlerimin önüne Mirşad için korkan gözleri geliyordu

"Ne ara Mirşad'ı merak eder oldu bu kız!"

"Ne alakası var abi Yade'nin tek endişesi var oda babası!"

"Başlattırma lan babasından" Yaver'e bakarak söylediğim cümleyle tekrar yola baktığımda önümdeki araca korna çalmamla elimi camdan çıkartıp işaret etmiş ve "Yürüsene!" diye bağırmıştım

"Mirşad' ı nerede gördü, nereden tanıdı' ki onun için endişelensin Kaner"

"Bilmiyorum ama Mirşad efendi verecek cevabı!"

Son bir kez daha gaza yüklenmemle Mirşad'ın şimdilik kaldığı Mardin konağına gitmiştim, aracı kapı önüne gelişi güzel park edip araçtan inerken arkamdan Yaver'de inmiş kapıyı sert bir şekilde kapatmıştı, bizimle birlikte arkadan gelen adamlarda hızla inerlerken konağın etrafında yerlerini aldıklarında, alacaklıymış gibi kapıya vurmamla bir iki saniye sonra kapı açılmış ve bir hizmetli bana korkuyla bakıyordu

"Mirşad!"

"Durun ne arıyorsunuz" sorulan soruyu es geçerek elimle konağın kapısına vurup kapının açılmasını sağlarken hızla avluya girmiş etrafa göz atmıştım, avluda bizden başka kimse olmazken balkona, pencerelere bakmıştım ama kimseler olmazken bir pencere bile açık değildi, arkamdaki adamlara başımla içeriyi işaret etmemle adamlar bir saniye bile beklemeden etrafa dağılmıştı

"Çık lan dışarıya!" Adamları aramaları için göndermiş olsam da benden önce kendisinin çıkmasını istiyordum çünkü kendi isteğiyle olduğu zaman sağ kalma gibi bir şansı vardı

"Mirşad!" Bir kez daha bağırmamla genç kadının yanına orta yaşlarda başka bir kadın koşarak gelirken hızla kızı geriye çekmiş içeriye gitmesi için işaret etmişti, kız kadının dediğini ikiletmeden gitmek için yeltenmesiyle "Dur!" Diye bağırmıştım, kız korkuyla olduğu yerde dururken gözünün ucuyla kadına bakmıştı, orta yaşlardaki kadın hafif arkasına doğru bakmış ardından tekrar önüne dönerken bana bakmıştı

"Hoş gelmişsiniz ağam!" Orta yaşlardaki kadın beni tanıdığından el pençe olurken diğer kızda hızla bakışlarını yere indirmişti

"Affet ağam daha yeni Mardin'e geldi kimseyi tanımaz!" Yaşlı kadın genç kız için af dilerken genç kıza doğru yavaş adımlarla yaklaşmıştım

"Tanıyacak!"

Genç kız yutkunurken bir adım geriye gitmişti ama bu onu kurtaramazdı, biraz daha kızın üzerine yürüyerek dişlerimin arasından konuştum

"Tanımıyorsa işi yok burada"

"Affedin ağam!"

"Madem affetmemi istiyorsun o zaman söyle bakalım Mirşad nerede?"

Genç kız bana bakmazken ben sorduğum soruyla bir adım daha yaklaşmış zayıf tarafına oynuyordum, çünkü diğer kadın işi bilendi ve ağzı sıkıydı ama bu kız hem yeni hem de korkaktı ve bu dünya özellikle benim dünyamda korkaklara yer yoktu,

"Cevap ver!"

"Yok ağam!" hizmetçi kız hiç bir şey diyemeyerek geriye doğru giderken korku ve titreyen bir sesle konuşmuştu ama onun gerçeği söylediğinden nerden emin olabilirdim ki

"Nerde o!"

"Kaner ağa yoklar deriz ne için inanmazsınız adamlarınız her yeri ararlar zaten" Cümlemi söylememle konuşma cüreti gösteren orta yaşlarda' ki kadına doğru hızla dönüp öfkeyle bakarken konağın çalışanı bana titreyen gözlerle bakıyordu

"Bana bak!" İşaret parmağımı kadının gözleri önünde sallayıp bir adım daha atmıştım

"Eğer burada olduğunu duyuyayım, yada görüyüm ilk önce hesabı sana keserim!" Kadın başıyla onay verdiğinde daha fazla zaman kaybetmeden hızla konak dan çıkarken adamlarımda arkamdan çıkmışlardı

"Neredesin Mirşad!" İçime sığmayan öfkeyle elim bom boş kalırken hızla aracın kaputuna iki elimle vurmuştum

"Nerde!"

"Haşir ağa aldırmış olmasın" başımı hafif kaldırıp gözümün ucuyla Yaver'e bakıp tekrar önüme dönerken başımı iki yana sallamıştım

"Olmaz"

"Nerden eminsin Kaner?"

"Çünkü tanıyorum Haşir Ağa'yı!"

bağırarak doğrulurken bu sefer Yaver'in gözlerinin içine baktım

"Acımasızlığını biliyorum, beni nerde, ne yok edecek bir şey varsa yapar ve çekinmeden söyler!" Yaver söylediğim cümleler karşısında hiç bir şey demezken bana hak vermişti çünkü oda babamı çok iyi tanıyordu

"Adamlara söyle bir an bile ayrılmasınlar kapı önünden"

"Sen hiç merak etme konağın dört bir yanındalar" Yaver'e onay vermemle yanından ayrılarak araca binmiştim, aracı çalıştırıp hızla uzaklaşırken çalan telefon sessizliği bozmuştu, cebimden çıkarttığım telefona bakmamla arayan kişi'nin Yade olduğunu görmüştüm, gözlerimi kapatıp başımı hafif yan çevirerek sakinleşmek için derin bir nefes vermemle gözlerimi aralamıştım, ben ne kadar sakin olmak istesemde nafileydi çünki içine eddiğim telefon ısrarla çalmaya devam ederken nasıl bu mümkün olabilirdiki sonunda telefonu açarak öfkeyle soludum

"Efendim?"

"Abi ne yaptın?, buldun' mu? Mirşad'ı" Yade durmadan sorularını peşi sıra sıralarken sesindeki endişe yerini korumaya devam ediyordu

"En son ne konuşuyordunuz?"

"Abi konumuz bu değil"

"Tamda bu Yade kendisi mi gitti götürüldümü anlamam lazım" Yade verdiğim cevapla tek bir kelime dahi etmezken sadece nefes alış verişi geliyordu

"Ona mermilerin cebinde ne işi olduğunu sordum"

"Aferin sana Yade aferin!"

Yade'nin cevabıyla yeniden sinirlenirken elimi direksiyona vurmuş aracı sağa çekip durmuştum çünkü amcam Abdulkadir beyin evine gitmeme gerek kalmamıştı, Mirşad bildiğimiz cevabı vermemek için giderken İzem'i korumayı seçmişti,

"Kimseye bir şey demeyeceksin Yade!"

"Abi neler oluyor?"

"Bir şeyin olduğu yok!, Mirşad iyi merak etme" Yade'nin bir şey demesine müsaade etmeden telefonu kapatırken hızla yönümü bizim konağa çevirmiş ve biraz daha gaza yüklenmiştim!

-

Konağa gelmemle hızla araçtan inip kapıyı dahil kapatmadan konağa girmiştim

"Oğlum hoş geldin" Annem avluda beni karşılarken hızla oturduğu yerden kalkmış avlunun ortasına gelmişti ama ben bakmadan merdivenlere yönelmiş hızla basamakları çıkıp odanın kapısını açmamla yatan İzemle karşılaşmıştım, içimdeki ateş beni yakarken hiç bir şey yapmadan sakincene gidip ateşine bakmak için alnına elimi korken İzem gözlerini aralamış bana bakmıştı, bakışlarımı İzem'in gözlerinden ayırmazken elimi alnından yavaşça çekip arkamı dönmüş ve tekli berjer'e yavaşça ilerlerken üstümdeki ceketi çıkartıp berjer'in kenarına atmış ve oturmuştum

"Dışardan' mı geliyorsun?"

"Evet senin başını bekleyecek değilim ya!"

İzem sessizce içten yılımsarken yüzüne buruk bir tebessüm oturmuş başını aşağı yukarı sallamıştı

"Doğru niye bekliyesin' ki!" İzem dolan gözlerine zorda olsa söz geçirirken bana bakamıyordu bile bir elimi koltuğun kenarına dayarken diğer elimi bacağımın üzerine koymuş arkama yaslanmıştım

"Söyle bakalım orda, hastane odasında neler oldu?" sorumun üzerine İzem bana bakarken gözleri biraz daha kısılmıştı

"Mirşad'ın cebinden çıkan mermiler, babamların kendine siper ettiği kapı ve duvara isabet eden mermilerin sayısı neden, yada nasıl bu kadar uyumlular?"

"Bilmem, mermilerle iç içe yaşayan sensin, sen cevap ver"

"Sende bu hayata uzak değilsin İzem, hem söylesene sende bitmek bilmeyen bu öfken ne olacak?, ne zaman bitecek"

"Bendeki değil babandaki bu öfke ne zaman bitecek Kaner ağa!" İşte İzem'in bu sorusu cevapsız kalırken bir cevap yoktu aslında varken yoktu cevap, çünkü sorunun cevabı benim ölmem demekti ben öldüğüm zaman babamlara karşı kalkan bir baş olmayacaktı onların arasından bir kılıç kadar keskin sözler, kararlar çıkmayacağı zaman amansız savaşlar, kavgalar bitecekti, sadece kendi savaşlarında kendileri kıral olurken herkes karşılarında piyon olup gerektiği zaman ayak altından çekileceklerdi

"Hayatı silah olan biri cevap versin bence bu soruya!" Oturduğum yerden kalkıp dolaba doğru giderken hızla kapağı açmış İzem'i arkamda bırakmıştım

"Yatacam ben" dolaptan aldığım eşorfman takımını alıp banyoya gidmiş kapıyı çarparak kapatmıştım!, aynadan gördüğüm kişi sadece acımasız bir Kaner'di, ben bile bu raddeye nasıl geldiğimi anlayamazken yaşadıklarım yavaş yavaş acımasız yapmıştı beni, üstümü değiştirmemle banyodan çıkarken yatakta oturarak bekleyen İzem'e bakmıştım, İzem bir an bile gözlerini kaçırmazken ben kaçırmış ve yatağın diğer ucuna gidip oturmuştum, omzumun üstünden bakarken İzem'de yan dönmüş bir şekilde bakıyordu!

İZEM KAMİROĞULLARI

Kaner gergin yüz hatlarıyla yatağın diğer ucunda otururken ölüm saçan gözleriyle bana bakıyordu

"Bu odaya kanepe girmeyecek İzem!" Kaner söylediği cümleyle şaşırsam' da bir şey dememiş sessizce dinlemiştim

"Zaten yeteri kadar dillere düştük bu kadar rezillik yeter, herkes kendi tarafında yatacak" onca olan olaydan sonra hala Kanerin derdi dillere düşmemek olurken sevmediği hatta ölümüne nefret ettiğ kızla aynı yatağa' mı girecekti, Kaner'in yaptıklarına anlam veremiyordum artık vücuduma yayılan ağrıyla yüzümü kırıştırırken Kaner pikeyi açıp yatmış ve üstünü yalandan kapatmıştı, Kaner bir elini başının altına koyarken diğer elini karnının üzerine koymuştu

"Işığı kapat ve ister çık ister dur umurumda değilsin!" Kaner'in her sözü bir öncekinden daha ağır olurken durdurmakta zorlandığım göz yaşlarım artık beni dinlemez olmuştu, sessizce akan göz yaşlarım yanağımdan çeneme doğru akarken gözüm yanda duran su kovasına takılmıştı, görüş açım bulanıklaşırken Kaner'e ardından tekrar kenarda duran ıslak beze bakmıştım

"Ateşim' mi vardı?" titreyen sesime ne kadar engel olabildiysem o kadar olmuştum ama pekte başarılı olamazken Kaner gözünün ucuyla bakmıştı sadece

"Evet" Kaner cevap vermesiyle tekrar önüne dönerken gözlerini kapatmıştı

"Sen! mi!"

"Ne münasebet, sen kimsin' de ben sana bakacağım" korkarak söylediğim cümle karşısında Kaner'in öfkesiyle karşılaşmamla içim rahatlarken boğazımdan kaçan hıçkırığa engel olamamıştım, bu halde olmamızın nedeni olan kişi, benim intihar etme sebebim Kaner iken bana acımasına, dokunmasına ne izin nede müsaade verirdim, Kaner kolumdan tutup kendine çekmiş ve gözlerime öldürecekmiş gibi bakıyordu

"Senin sesini bile duymak istemiyorum İzem, sus!"

"Neden Kaner!, zor olan hayatımı neden zorlaştırıyorsun?"

"Senin mi zor hayatın?" Kaner dudağının kenarıyla gülerken aniden ciddileşmesiyle burnunun kenarı seğirmişti

"Her şeyi, herkesin hayatını alt üst etmek zor oluyordur tabi doğru diyorsun ama senin beş para etmez hayatın bazı kişilerde geri dönüşü olmayan yollar açıyor"

"Ben bir şey yapmadım ki!"

"Keşke kimse seni tanımasaydı İzem!, sana evlenelim dediğim gün yerle bir olaydı da sana yardım eli uzatmayaydım!, keşke o zaman ölseydin!" Kaner içindeki öfkesiyle kalbinden geçenleri bir bir dile dökerken bir saniye bile durmamıştı

"Neden kurtardın o zaman?" akan göz yaşlarım artık beni dinlemez olurken Kaner' in gözlerindeki öfke her defasında daha da büyüyordu, ne kadar karşısında bir cevap beklesem de Kaner soruma bir cevap vermeyerek sadece susmuştu

"Cevap versene!, neden kurtardın!"

"İnsan olduğum için hani sen diyordun ya ben cani değilim diye bende cani değilim!"

"Öylemi?" Kaner' in verdiği cevaba yalandan yılımsayarak yutkunmuş, gözlerimi kısarak tekrar konuşmuştum

"Sen benim hayatımı alt üst ettin!" Kaner söylediğim cümleyle gözlerini kısıp kaşlarını çatmasıyla bu sefer şaşıran Kaner olurken acımayan bendim çünkü sadece onun hayatı mahvolmamıştı

"Ben senin hayatını kurtardım lan hayatını!, seni kurtarırken kendimi bir dakika bile düşünmeden yaptım!, ben sana yardım eli uzatmaktan başka hiçbir bok yapmadım!"

"Bir cehennemden kurtardın diğer cehenneme attın sen beni!" son kelimemle elimle Kaner' i gösterirken Kaner' in konuşmasına müsaade vermeden devam ettim

"Her gün kim silah çekecek kim vuracak yada vurulacak diye bekliyorum, kimin için canımdan vaz geçeceğim diye bekliyorum ben!"

"İyi bekle çünkü silahı senin ateşlediğini öğrendikleri hatta anladıkları an direk o namlu senin alnına dayanacak!" Kaner' in gerçekleri öğrenmesine şaşırsam da belli etmemiştim çünkü asıl o zaman kaybederdim

"Eğer o lanet olasaca telefonu cevaplasaydın ben elimi dahil sürmeyecektim silaha"

"Yani bunun tek sorumlusu benim öylemi!"

"Evet!" Kaner' e karşılık bağırarak cevap verirken Kaner yüzünü kırıştırmış ve hızla kolumu bırakırken geri yatmıştı çünkü Kaner de biliyordu gerçekleri, ona ihtiyacımız olduğu zaman ortada yoktu ve bende tek yapılması gerekeni yapmıştım, elimin tersiyle göz yaşımı silerken boğazımdan kopan hıçkırıklar beni güçsüzleştiriyordu, üstümdeki pikeyi kenara çekmemle yataktan kalkmış ve hızla kapıya gidip kapıyı açmamla Kaner' in tiz sesi odaya yankılanmıştı

"Sakın!" Ama onu dinlemeyecektim, kapıyı açmamla elimden kayıp giden kapı kulpuyla kapının büyük bir gürültüyle kapanması bir olurken refleksle gözlerimi kapatmıştım!

"Sana sakın dedim!" Kaner' in sesi kulağıma dolmasıyla nefesi saçlarıma karışmıştı

"Çıkacam"

"Çık çıkabiliyorsan!"

Kaner' in cümlesiyle kapıyı bir kez daha açmaya niyetlenmiştim, ama bırak açmayı Kaner'in kuvvetiyle kıynaşlayamıyordum bile, Kaner kapıya uyguladığı baskıyla birlikte diğer eliyle de kapıya vurmasıyla biraz daha yaklaşmıştım

"Şansını zorlama İzem!" Kaner her bir cümlesinde kulağıma doğru yaklaşırken

kendime alan oluşturabilmek için biraz daha kapıya yaklaşsam da bendede yer bitmişti, başımı hafif yan çevirip gözümün ucuyla arkama bakmamla Kanere karşı çaresiz kalkmamın vermiş olduğu mutlulukla Kaner dudağının kenarı kıvrılırken aniden ciddileşmişti

"İster ayakta dur" Kaner' in nefesi daha fazla tenime çarparken yüzünü daha net görebilmem için arkamdan yüzünü yüzüme yaslamasıyla başımı hafif yan çevirmiş ve gözlerimi sıkı sıkıya kapatarak yutkunmuştum ama Kaner durmazken biraz daha kulağıma yaklaşmıştı

"İster yanımda yat!, umurumda değil!, ama ne sen dışarda yatacaksın nede bu odaya kanepe girecek!" Kaner geri çekilmesiyle gözlerimi aralarken Kaner de bana bakmıştı, aramızdaki mesafe gereğinden azken bu durum Kaner' in umurunda bile değildi ve sadece tek umurunda olan şey başkalarının diline düşmemekti, Kaner gözlerini gözlerimden asla ayırmazken benden yavaşça uzaklaşmıştı, Kaner arkasını dönmesiyle yaslandığım kapıya sürterek yere çöküp oturmuş ve akmak için an kollayan göz yaşlarıma daha fazla engel olmamıştım!, bir cehennemden diğer cehenneme sürüklenirken benimle birlikte başkalarını' da sürüklüyordum, bu hikayede en çok ben yanarken diğerlerine sadece zararım dokunuyordu, hem etrafımdaki kişileri yakıyordum hem' de kül oluyordum

"Ha bu arada!" Kaner yatağa tekrar gitmesiyle bana bakmadan konuşmuştu

"Sen' mi baktın bana demiştin ya?" Kaner sorusunu sormasıyla bana bakarken ben diyeceği cümleyi korkuyla beklemiştim

"Evin çalışanı baktı sana, gerçi ona bile değmezsin' de!" dişlerimi deli gibi birbirine bastırsam' da dudaklarımdan kaçan hıçkırıklara engel olamazken iki elimle ağzımı sıkı sıkıya kapatmış dirseklerimi bacaklarıma gömmüştüm, belki' de ilk defa bu kadar çaresiz, yalnız kalmıştım ve el uzatan kimse olmazken battığım bu çukurda boğuluyordum, ağzımı ne kadar sıkı sıkıya kapatsam' da hıçkırıklarım her bir öncekinden daha fazla çıkmıştı, Hayat aslında kazanma yarışıdır bazıları kazanırken bazıları kaybeder bazıları ise eşit bitirir yaşamı, hem kaybeder hem kazanır ama ben kaybediyordum, ilk önce babamı daha sonra hayatımı, sahip olduğum her şeyi kaybetmiştim, kaybediyordum!

Kaner tüm acımasızlığıyla, kudretiyle hayatıma hükmederken ben istemeden' de olsa teslim olmuştum çünkü dayanacak ne gücüm nede takatim vardı!

-

Kapı'nın tıklatılmasıyla gözlerimi aralarken yaslanarak uyuya kaldığım dizimden başımı kaldırmıştım, boynumun ve sırtımın ağrısı yavaş bir şekilde doğrulmama neden olurken çalınan kapının şiddeti artmasıyla hızla yatağa baksam' da yatak bomboştu, korkuyla oturduğum yerden kalkarken banyodan su sesi gelmesiyle biraz da olsa rahatlamıştım,

"Keşke ölseydin" Kaner' in dünkü sözleri aklıma gelmesiyle camdan dışarıya baktığımda güneş tüm kudretiyle her yeri aydınlatıyordu ama bizim oda hariç güneş her yer de varlığını hissettirse de bizim odaya küsmüştü bizim oda güneşin tam karşısında olmasına rağmen sop soğuktu tıpkı düğün günü söylediğim gibi

"Dolunay şahidimiz olsun onunla birlikte her gün battığımıza, ama asla güneşin doğuşu ne sana nede bana şahitlik edemesin, etmesin ikimizde bu girdiğimiz girdapta gün yüzü görmeyelim"

Dediğim gibi aynı şey de olmuştu güneş bize küsmüş yerini aya bırakmadan bize arkasını dönerek karanlığına soğukluğuna hapsetmekti bizi.

"Ona bile değmezsin"

Dünkü Kaner' in sözleri kulağımda yankılanmasına vurulan kapı sesi eşlik ederken kendime gelip en sonunda kapıyı açmış ve gelene bakmıştım, Haşir ağa tüm öfkesiyle bana bakarken banyo kapısı aralanmış ve ikimizin bakışları da banyoya kaymıştı, Kaner altında siyah kumaş pantolonu varken üstüne bir şey giymeden çıkmıştı banyodan, Kaner kapıdaki babasını görmesiyle şaşırırken gözleri kısılmış ve başını hafif yan çevirmişti, Kaner' e daha fazla bakamazken hızla önüme dönmüş yere ardından benden nefret eden Haşir ağa ya bakmıştım, Haşir ağa nın gözlerindeki şaşkınlık yerini öfkeye bırakırken Kaner yavaş adımlarla hareket etmişti, ne yaptığına anlamak için gözümün ucuyla bakmamla Kaner yatağın üzerindeki beyaz gömleği alıp giymişti ama düğmelerini iliklemezken yanıma gelmiş ve vücudunun yarısı arkamda kalacak şekilde durmuştu

"Hayırdır baba sabah sabah" Kaner ne kadar sakin konuşsa da sesindeki öfke her haliyle kendini belli ediyordu

"Hastane tadilata girmiş"

"Hmm öylemi?" Kaner' in cevabıyla omzumun üstünden Kaner' e bakmıştım ama Kaner bana bakmazken bir an bile bakışlarını babasının gözünden ayırmamıştı

"Bu işte bir alakan var mı?" Haşir ağa öfkesinden duramazken Kaner bir o kadar rahat davranıyordu

"Benim niye bir alakam olsun Haşir ağa, hastane ortasında silah sıkan sissiniz!" Kaner sissiniz derken bakışlarıyla babasını göstermesiyle Haşir ağa bana bakmıştı

"Sadece biz ve Mirşad olur umarım"

"İmalarını kendine sakla olur mu?"

Kaner her şeyi bilirken herkesten saklıyordu gerçekleri ve bütün yükü tek başına omuzlarken etrafındaki herkesi o yükün altında bırakıyordu kendi de o yükün altında kalmak kaydeğiyle

"Şimdilik saklıyorum ama gerçekler ortaya çıktığı an bunun bedeli ağır olur Kaner ağa" Haşir ağa ağa kelimesini bastırarak söylese de Kaner' in pek umurunda olmamıştı

"Öylemi istersen birde ben hesap sormaya kalkayım" Kaner beni geri çekmesiyle babasıyla arasında hiç bir engel kalmazken başını hafif yan çevirip bakmıştı

"Benim , gözüm kapalı güvendiğim adamımı vuruyorsun dahası karıma el uzatıyorsunuz!, bu işten kim zararlı çıkar Haşir ağa!" Kaner durarak konuşurken her bir cümlesinde biraz daha sesini toklaştırarak meydan okuyordu,

"Sen söyle kadınına el uzatan kişiye sen neler yaparsın, susar oturur musun yoksa cevabını misliyle verir misin?"

Haşir ağa dan asla ses seda çıkmazken Kaner babasından bir an bile ayırmadığı gözlerini çekmiş gömleğinin düğmelerini kapatmak için başını eğmişti

"Bu ilk ikazım ikincisinde başka konuşurum" Kaner son cümlesinde babasına bakmıştı

"Seni bilmem ama umarım ben ikinci kez konuşmam Kaner, yoksa benim yerime töre konuşur!" Haşir ağa cümlesini söylemesiyle arkasını dönüp giderken Kanerle tekrar yalnız kalmıştım, Kaner Haşir ağa' nın arkasından kapıyı çarparak kapatmasıyla istemsizce yüzümü kırıştırmıştım

"Dua ette saklanılan gerçekler bir sır olmaya devam etsin!" Kaner arkasını dönüp bana bakmadan yatağa doğru giderken tehtitvari bir şekilde konuşmuş ve yataktaki ceketini almasıyla bana bakmıştı

"İşte o zaman düşün olacakları İzem Kamiroğulları" Kaner adımın arkasına cehennemin adını eklerken ceketini giymiş ve öfkeyle yanımdan geçip odadan çıkmıştı, biraz da olsa bir başıma kalmıştım, vücuduma yayılan acıyla gözlerimi kapatıp yüzümü kırıştırırken yatağın kenarına çöküp oturmuş başımı yatağa yaslamıştım, sessizliği çalan telefonum bossa da biran önce kapanma umuduyla istifimi bozmadan durup beklemiştim, ama telefon ısrarla çalmaya devam ederken sakincene durmak mümkün değildi, gözlerimi aralamamla tavana ardından başımı kaldırıp tam karşımda duran telefona bakmıştım, derin bir iç çekerek oturduğum yerden kalkmış telefonu almaya gitmiştim, arayan kişinin Cansu'nun olduğunu görmemle içime oturan buruklukla cevaplamıştım telefonu

"Alo İzem!" Cansu'nun sesindeki endişe fark edilemeyecek cinsten olmazken yavaşça pencerenin önüne gidip oturmuştum

"Efendim!"

"İzem benim duyduklarım doğrumu?"

Cansu'nun sesindeki endişe ağıda dönerken benimde gözlerim dolmasıyla görüş açım bulanıklaşmıştı

"İzem hayır desene!"

"Doğru!" Cansu nun sorusuna başımı iki yana sallayarak cevaplarken akan göz yaşlarıma engel olamamıştım

"Ne demek doğru, İzem ne demek!"

Cansu bir kez daha bağırmasıyla alt dudağımı dişlerimle ezerken ilk önce tavana ardından yatağa bakmıştım

"İntihar ne demek İzem, sen kafayı' mı sıyırdın?"

"Evet sıyırdım anlıyor' musun?, delirttiler beni!"

"İzem saçmalama istersen?" Cansu korkarak konuşurken ben kendimden sonuna kadar emin konuşuyordum çünkü ben böyle davranan kişi değildim, artık kendimi bile tanıyamazken yabancı biri olmuştum

"Annene, kardeşine nasıl yapabilirsin İzem!, babandan sonra sen aynı kaderi nasıl yaşatabilirsin"

"Benim düşünmediğimi' mi sanıyorsun Cansu!"

"Neden peki, neden yaptın kendine bunu!"

"Korktum, bana dokunmasından tiksindim, babamın katili olan birinin kollarında yattım!"

ayağa kalkarak bağırırken odanın ortasına doğru yürümüş ardından camdan dışarıya bakmıştım

"Ama bak başarılı olamadım, yine Kaner' in odasındayım ve hala onun karısıyım!"

"Sen aileni korumak için evlendin, şimdi ise onları parçalamak için kendinden vaz geçiyorsun, saçmalama İzem, senin vaz geçme gibi bir şansın yok, hala anlamadın' mı?"

"Kaner' in her sözü, her hareketi, bir öncekinden daha büyük daha katlanılmaz oluyor!"

"Sen evlenmeden de Kaner böyleydi, sonradan değişmedi ki!" Aslında Cansu haklıydı bana yardım eli uzattığı günün ertesi gün bile öfke kusmuştu, daha imzaları atacağımız gün bile birbirimize olan nefretimizi dile getirmiş mutsuzluğumuzun üzerine İmzalar atmıştık, avluda Şehnaz hanım belirmesiyle gözlerim tek bir noktada kalmış ve hiç bir söz etmemiştim!

"Bana bak İzem, sen Hakanı, Uğuru, anneni, Aytekin' i kurtarmak için bir yola girdin ve bir savaş başlattın, şimdi ise savaşmadan vaz geçemezsin, yapamazsın bunu!"

"Yoruldum!" Boğazımdan kaçan hıçkırıklara engel olamazken dudaklarımdan sadece tek bir cümle çıkmıştı

"Biliyorum ama şimdi yorulamazsın, hem hadi sen pes ettin onlar edecek mi İzem!"

Cansu'nun görmeyeceğini bildiğim halde başımı iki yana sallayarak gözlerimi kapatmıştım

"Şunu sakın unutma İzem, sen bir karar aldın ve bu yola kendi ayaklarınla girdin şimdi sakın onların kazanmalarına izin verme sakın!"

Cansu'nun sözleri kulağımda yankılanmasıyla aşağıdan Şehnaz hanım bizim pencereye bakmış ve biraz da olsa gülümseyen yüzü düşmüştü

"Doğru diyorsun bir karar aldım ve arkasında duracağım!" Şehnaz hanım ağa ya bakarak söylediğim cümle karşısında eğdiğim başımı kaldırmış kendimden emin bir şekilde bakıyordum

"İzem!" Az önce sinirli Cansu'dan eser kalmazken sorgularcasına konuşmaya başlamıştı ama ben konuşmadan Cansu az önce yarım bıraktığı cümlesine tekrardan başlamıştı

"Akın seni soruyor"

"Ne?"

"Hiç sorma, adamın içine mi doğdu anlamadım günde on kere bir insan sorulur mu ya?"

"Sakın Cansu sakın bir şey kaçırma ağzından!"

"Şeytan diyor söyle!" Cansu' nun keyiflenerek söylediği cümle aslında felaketin habercisiydi, Akın her şeyi öğrendiği anda burayı cehenneme çevirirken Kaner de asla durmaz ve misliyle karşılığını verirdi

"Cansu!"

"Ne"

"Sakın, duydun mu beni sakın böyle bir saçmalık yapayım deme"

"Nedenmiş?, sen nasıl vaz geçtin kendinden!"

"Onla bu aynı şey değil Cansu, sen cehennemi alevlendirmek istiyorsun ben ise kaçmak!"

"Ama zarar gören sensin!"

"Cansu Akın'ın hiç bir şeyden haberi olmayacak!"

"Tamam, ama bir daha sana bir şey olsun yeminle ben giderim Akın'a!"

"Olmayacak!" Cansu' yu ikna edebilmek için elimden geleni yapmıştım ve şimdilik ikna edebilmiştim ama en ufak bir şeyde dediğini yapardı ve öğrendiği anda Allah ın hiç bir kulu Akın'ı tutamazdı, AKIN BAŞARAN karanlık biriydi, sırf bu karanlığa girmek için ailesini, bizleri silmiş ve kendine bir düzen kurarak bu karanlık dünyada var olmuştu, şimdi bile kendi istemediği zaman kimse ulaşamazdı ona, sadece ismiyle var olurken hayalet gibi her yerdeydi ve sadece kendi ulaşabilirdi, gerekirse adamları gerekirse namı her yere herkese ulaşıyordu ve Kanerle karşı karşıya geldikleri anda hiç düşünmeden birbirlerini harcayacaklardı ve her zaman olduğu gibi bununda sorumlusu ben olacaktım

"Ben kapatıyorum!"

"Tamam, dikkat et!"

"Tamam bay bay" Cansu' nun durarak söylediği cümlelere karşılık olarak bende duraklayarak konuşmuş ve telefonu kulağımdan çekerek kapatmıştım, kapanan telefona ardından camdan dışarıya konağın taş duvarlarına bakmış iç çekmiştim, bileklerim ince ince sızlarken başımın ağrısı' da gün yüzüne çıkmıştı, duvarda takılı kalan bakışlarımı kaçırmamla odaya, yatağa bakmış elimdeki telefonu masanın üzerine atmamla berjer' e kendimi' de atmıştım.

Cidden yorulmuştum içine girdiğim bu hayat, gecesi sabahından, sabahı gecesinden beter olurken kimse dur durak bilmiyordu, derin bir nefes vermemle yatağı toplamak için gitmiş ve Kaner'in kıyafetin askılarını almamla kapı tekrardan çalmıştı

"Gel" Elimde askılıklarla kapıya bakarken kapı yavaşça açılmıştı eminim' ki evin çalışanlarıydı çünkü kimse buraya böyle davranarak girmezdi, Haşir ağa Kaner' in yatma ihtimaline karşı tıklatmıştı ama kimse aynı şeyi Kaner yokken yapmazdı, içeriye çalışan genç kız girmesiyle bana ardından yatağa bakarken gözlerini kaçırmıştı

"Şehnaz hanım ağa sizi çağırıyor gelin hanım"

"Adın ne senin?" genç kız sorduğum soruya şaşırırken başını kaldırıp bana bakmış ve yutkunarak "Berfin gelin hanım" demişti, Berfin'in utangaç tavırlarından dolayı bana bakamazken ben ona yüzüme kondurduğum tebessümle bakmıştım

"Bana İzem diyebilirsin!"

"Olur mu öyle şey gelin hanım"

"Neden olmasın Berfin, ikimizde aynı yaşıtız?" Şaşırarak sorduğum soruyla Berfin dudaklarını birbirine bastırarak bana bakıyordu

"Doğru olmaz, hem duyanlar ne der?"

Berfin korkuyla başını iki yana sallarken yutkunmuş ve gözlerini bir an bile yerden ayırmamıştı

"Berfin bana bak" Berfin'in yanına gidip başını kaldırmış ve bana bakmasını sağlamıştım

"Senden üstünmüşüm gibi davranma!

"Siz ağamızım eşisiniz, tabi ki üstünsünüz!"

Konuşmaya yeltenmemle Berfin gözlerime bakmış ve benden erken davranarak konuşmaya başlamıştı

"Daha faza hanım ağayı bekletmeyin, hem birazdan gelirler" bu sefer şaşıran ben olurken başımı hafif yan çevirerek bakmıştım

"Kim gelecek?"

"Hayırlı olsuna misafirler gelecek, onları siz karşılayacaksınız gelin hanım!"

Berfin'in cümlesiyle gözlerim kısılırken sorgularcasına bakıyordum

"Buraların adetidir, düğün sonrası gelin karşılar, hizmet eder" başımı aşağı yukarı sallamamla Berfin tekrardan yatağa bakmıştı

"Siz hazırlanın odayı ben toplarım"

"Sen' mi yatın burada 'da sen toplayacaksın Berfin!" Hızla söylediğim cümle karşısında Berfin bana şaşırarak ve büyüyen gözlerle bakarken tek elimle omzuna dokunmuştum

"Bak Berfin ben eli arkasına varmayan, yaptığı şeyleri başkasına toplatan yada emir veren biri değilim" Berfin bana tereddüt içinde bakarken ben ona gülümseyerek bakıyordum

"O yüzden bu odayı toplamak için uğraşma" Odayı dememle odaya bakıp tekrardan Berfin'e dönüp baksam' da Berfin sadece bana bakıyordu

"Olsun!, siz toplasanız' da ben yine geleceğim bir isteğiniz olmasa' da belki yardıma ihtiyacınız olur" Berfin durarak ve düşünerek konuşurken omzunu silkmiş dudaklarını birbirine bastırmıştı

"Hem siz burada yenisiniz buralar ağır gelir size, ayak uydurmak zordur yardım ederim" Berfin'in düşüncesiyle yüzümde beliren tebessüme engel olamamıştım

"Teşekkür ederim!, sen git istersen şimdi senden çıkarmasın sinirini"

"Demeyin öyle gelin hanım" Berfin'in gözleri büyümesiyle konuşurken hızla arkasına bakmış ve kimsenin olmadığını görmesiyle derin bir nefes almıştı

"Korkma!" Berfin kaşlarını kaldırarak

"Kıyafetlerinizi dolaba yerleştirdim, çabuk gelin"

Berfin arkasını dönmesiyle tekrardan bana bakmıştı

"Bu arada beyaz kıyafetiniz dolapta!"

"Beyaz mı? Nasıl yani?" şaşırarak sorduğum soruyla Berfin yılımsayark konuşmuştu

"Siz ağamızın karısısınız, ve bizim' de gelin hanımımızsınız o yüzden evliliğinizin ilk günleri beyaz fistan giymeniz lazım, mutluluğunuz, ağzınızın tadı, kalbinizdeki ve evliliğinizdeki saflık bozulmaması, her zaman ilk günkü erdemlik kalsın diye!"

"Ne mutluluk ama!"

"Öyle demeyin gelin hanım hayatın ne getireceğini bile bilir misiniz?"

Berfin cümlesini söylemesiyle hızla odadan çıkmış ve kapıyı arkasından kapatmıştı, başımı yavaşça iki yana sallayarak derin bir nefes vermiştim

"Kan, acı ve ağıt' dan başka hiçbir şey getirmez bize!" kendi kendime konuşurken elimdeki askıları berjerin üzerine koyup yatağı düzelmeye başlamıştım, yatağı olabildiğince yavaş 'da yapsam en sonunda bitmiş ve yastıkları düzgün olacak şekilde yatak başlığına dayamıştım, koltuğun üzerindeki askıları almamla dolaba gitmiş ve dolabı açmıştım, Kanerin eşyaları bir kenarda benim eşyalarım diğer kenara sıralanmıştı, ama bir farkla bu dolapta olan benim kıyafetlerim değildi, kıyafetlere tek tek baksam' da bunların hepsi buranın giydiği fistanlar olurken benim kendime ait hiç bir kıyafetim yoktu, "Hayır, hayır" kıyafetlere bakarken dudaklarımdan çıkan cümlelere engel olamazken gözlerimin dolmasıyla bütün kıyafetleri dolaptan çıkartıp yere atmışım

"Allah kahretsin!" Dolapta kalan kıyafetleri' de çıkartıp odanın ortasına savurup atmıştım

"Kahretsin!" Dolapta bana ait hiç bir kıyafet kalmazken hepsi odanın ortasında yerlerdeydi, dizlerimin bağı çözülmesiyle dizlerim yere çökerken ellerimle yeri dövercesine vurmuş ve bağırmıştım

"Aaaaaaa!" içimdeki öfke durmak bilmezken başımı kaldırıp nefesimi düzene sokmaya çalışmıştım ama asla mümkün olmazken gözlerimi kapatıp yutkunmuştum, gözlerimi aralamamla karşımda duran siyah fistanı görmüştüm, ama bende ne yapacağımı biliyordum madem beni ezecekler, yok sayacaklardı bende onları ezecektim, elimin tersiyle yüzümü ardından çenemi sıvazlayıp ayağa kalkarken yerdeki fistanı alıp banyoya gitmiştim, üstümdeki kıyafeti çıkartıp siyah fistanı giymiş aynadan kendime bakmıştım, son bir kez saçlarımı düzeltip şalı takmamla şalın bir ucunu önüme alıp tel tokayı takmış şalı saçlarıma sabitlemiştim, düğün günü daha dün gibi gözlerimin önünde canlanırken bana giydirdiği kırmızı elbise akıttığım kan ve içine girdiğim cehennemin nişanesi oldurmuştu ve bu günde giydiğim siyah fistanın onlara çökeceği karanlık günlerin nişanesi olacaktı, madem beni aşağıya çağırıyordu davetine icabet edecektim, banyodan çıkmamla dağıttığım odayla karşılaşmıştım, az önce özenle topladığım odayı hiç düşünmeden dağıtmıştım, zaten hayatta böyle değil' mi?, ince ince işlediğimiz hayatımızı yeri gelir kendi ellerimizle darmadağın etmez' miyiz?, sonuçlar ne kadar canımızı yaksa' da herkes bir yerde hayatını altını üstüne getirmiştir, bende bugün öyle yapacaktım, hayatımı bir kez daha altını üstüne getirecektim madem ben zarar görüyordum diğerleri' de görecekti, yere attığım kıyafetlerin bir bir üstüne basarak geçerken odadan çıkmış balkondan aşağıya bakmıştım, Şehnaz hanım ağa yüzündeki tebessümle gelen misafirleri avluda karşılarken herkes sırayla selam ve saygı göstererek içeriye giriyorlardı, biraz durup onları izlesem' de artık sahne benimdi, nasıl benim canım kor gibi yanıyorsa onlarında yanacaktı, balkondan ayrılıp merdivenlere yönelmiş ve merdivenleri yavaşça inmiştim, topuklu ayakkabıların çıkardığı sesle herkesin dikkatlerini üstüme çekmiştim tebrik için gelen misafirler beni siyahlar içinde görmeleriyle şaşırsalar da umurumda dahi değillerdi şuan tek odak noktam Şehnaz hanımın tavrıydı, Şehnaz hanım ağa ise beni görmesiyle dudakları aralanmış ve gözlerine inanamamıştı, Merdivenleri inip yanlarına gitmemle Şehnaz hanım burnundan soluyordu!

"Bu üstündeki nedir gelin!" Şehnaz hanımın çıkışmasıyla herkes ilk önce Şehnaz hanım' a ardından bana bakarken ben Şehnaz hanıma dönmüştüm

"Neden bu kapıdan ilk gireceğim günde siz bana kırmızı kaftan giydirmiştiniz unuttunuz' mu!"

Şehnaz hanım dişlerini deli gibi sıkarken misafirler tereddüt içinde birbirlerine bakıyorlardı

"O gün nasıl kırmızı kaftan benim cehennemin nişanesi ise bu günde bu siyah fistan sizin karanlık günlerinizin nişanesi!" Şehnaz hanım öfkeyle bana vurmak için elini kaldırsa' da misafirlerden dolayı yapmamış ve işaret parmağını gözümün önünde sallayarak konuşmuştu

"Senin hakkından anca Kaner gelir!" Şehnaz hanım oğlunun nasıl biri olduğunu, bana nasıl davrandığını bildiği için hiç çekinmeden Kaner' i öne sürmüş ve benim cezamı Kaner' e bırakmıştı, Şehnaz hanım misafirleri içeriye davet etmesiyle herkes yanımdan giderken dolan gözlerimin akmaması için gök yüzüne çevirmiştim bakışlarımı

"Hayır!, ağlamıyacam!" dişlerimi sıkarken kendi kendime konuşmuş ve göz yaşlarımı durdurmuştum, gözlerime söz geçirmenin mutluluğuyla gözlerimi kapatarak derin bir nefes verdim

"Gelin hanım!" Berfin'in sesiyle gözlerimi aralamış ve sesin geldiği yöne bakmamla Berfin elinde şerbetlerle bana bakıyordu

"İçecekleri getirdim" Berfin yüzüne kondurduğu tebessümle bana bakarken elindeki tepsiyi bana doğru uzatmıştı, başımı aşağı yukarı hafif sallamamla "Tamam" demiş ve elindeki tepsiyi alarak merdivenlere yöneldiğimde konağın kapısı hızla açılmış ve içeriye Kaner girmişti, Kaner beni görmesiyle şaşırırken baştan aşağıya süzmüş ve gözleri kısılmıştı, Kaner' i arkamda bırakarak önüme dönmüş merdivenleri çıkmıştım

"İzem!" ama iki merdiven çıkmaya kalmadan Kaner' in seslenişiyle durmuş arkamı dönüp bakmıştım, Kaner üstündeki şaşkınlığı atmasıyla harekete geçerken merdivenleri hızla çıkarak yanıma gelmişti

"Bu halin ne?"

"Beğendin' mi?"

"Sana bu halin ne dedim!" Kaner dişlerinin arasından konuşurken bana doğru yaklaşmış gözlerime öfkeyle bakıyordu

"Annen çok sevdiği misafirleri karşıladı, beni' de istemiş, bende kırmadım onlara sürpriz yaptım!" söylediğim cümle karşısında Kaner şok olurken hızla elimdeki tepsiye vurmasıyla tepsi elimden kayıp giderken omuzlarımı yukarı çekmiş ve refleksle gözlerimi kapatmıştım, almayı unuttuğum nefesle dudaklarım aralanırken hızla gözlerimi aralamıştım, tepsi ve içecekler aşağıya büyük bir gürültüyle düşerken bardaklar kırılmasıyla cam parçaları her yere dağılırken koca avlu batmıştı, çıkan sesle birlikte çalışanlar hızla dışarıya çıkmış korkuyla ilk önce yere ardından bize baktıklarında konağın kapısı hızla açılmış kapıdaki adamlar koşarak girmişlerdi içeriye, ama kimse Kaner'in umurunda olmazken Kaner koluma yapışmasıyla beni kendine çekerken burnundan soluyordu

"Sen ne yapıyorsun İzem!" Kaner dişlerinin arasından konuşurken az önce söz geçirdiğim ama şuan beni dinlemeden dolan gözlerim beni onun karşısında küçük düşürüyordu, Kaner' in koluma uyguladığı baskı her cümlesinde artarken kendimde bulduğum en küçük cesaretle hızla kolumu çekmiş ve gözlerine bakmıştım

"Her istediğinde itip kakabileceğin beni hor göreceğin, aşağılayacağın birisi değilim ben!"

"Sende rahat dur!, demedi' mi Berfin sana bizim adetimizi, töremizi, kurallarımızı!" Daha bu sabah başka bir rezillik, başka bir olay istemeyen Kaner ağa şimdi herkesin içinde bana bağırıp hor görüyordu, demek' ki rezilliğe, ayıba sadece karşısındaki kişi yaptığı zaman bakıyorlardı kendi yaptıkları kimsenin gözüne batmazken benim yaptıklarım batıyordu, Kaner işaret parmağıyla Berfin'i gösterirken Berfin korkuyla eğmişti başını

"Anlattı, hem de tek tek ama ben dinlemedim!" cümlemi yarıda kesmiş yüzüme kondurduğum acı tebessümle gülümserken gözlerimi kısarak tekrardan Kaner' e bakmıştım

"Hem adetiniz bize göre değil, biz mutlu muyuz, birbirimize saygımız varmı da sonsuza kadar devam edecek, törenizin hangi biri bize uyuyor' da ben uyacağım Kaner ağa!" Bu kez ağa kelimesine ben vurgu yapmamla Kaner' i göğsünden ittirdim

"Senin gibi biri oldukça törenin sadece acısı bize uyar, sadece acısı var olur hayatımızda!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.