İçeriğe geç

HÜKÜM

Bölüm 28 · 28 dk okuma

HÜKÜM

Bölüm 28

24. BÖLÜM

"Beş para etmez birisi için canını' mı koyuyorsun ortaya?"

"Bana aile olan birisinin ailesi için evet, ölmem gerekirse ölürüm, öldürmem gerekirse gözümü kırpmadan öldürürüm!"

Mirşad benim için kendini hiçe sayarken asla karşıdaki kişiler geri adım atacak gibi değillerdi, ve onlarda adım atmadığı gibi Mirşad'da asla geri adım atmıyordu, anlam veremediğim bir şekilde ortalıkta Haşir ağa yokken diğerleri benim ölmem için amansız bir mücadeleye girmişlerdi

"Kızı ver çekil kenara Mirşad"

"Al alabiliyorsan!" Mirşad cümlesini söylemesiyle önüme geçerken silahın sürgüsünü herkesin gözü önünde çekmişti

"Mirşad sonradan geldiğin topraklarda kanın akmasın?" Ahmet ağa Mirşad'ın kararlılığından emin olsa da hala Mirşad'ı vaz geçirmeye ve beni teslim etmesi için uğraşıyordu

"İstersen akıtabilirsin Ahmet ağa!" Mirşad iki elini yana açıp gülerek devam etti "Müsaade senin!"

Mirşad son derece kendinden emin konuşurken başını dikleştirerek karşısındaki onca ağaya meydan okuyordu

"Ama şunu sakın unutmayın!, eğer şuan beni ezip geçerseniz şimdiye kadar Kanerin yaptığı her şey, yapacaklarının yanında hiç bir şey kalır!"

"Bu topraklarda sırf töre için kaç aile parçalandı, Kaner bunların yanında hiç bir şey, gözümüzü kırpamadan gereğini yaparız"

Mirşad duyduğu ses karşısında yüzüne alaylı bir tebessüm kondururken başını hafif yan çevirmiş ve çenesini kütletirken Abdulkadir bey karşımıza daha doğrusu oğlunun karşısına çıkmıştı, Mirşad başını hafif sağa yatırarak bakmasıyla babası ona küçümseyerek bakıyordu

"Gereğini yaparsınız öylemi?" Mirşad tek gözünü kırarak konuşurken dudaklarını büzmüş ve yüzünü kırıştırmıştı

"Gerçi yadırgamamak lazım sırf bu kurallar için tek varisin olan oğlundan vaz geçen adamsın sen, ağana' da ihanet edersin sonuçta kan aynı, şerefsizlik aynı!" Mirşad'ın cümlesiyle herkes gerilirken arkada bekleyen adamlar ellerini bellerindeki silaha atmışlardı, yarısı silahlarını çıkartırken yarısı hazırda beklemeyi tercih etmişlerdi, Mirşad herkese tek tek bakarken kimlerin ne yaptığını bir bir yazmıştı aklına

"Düzgün konuş!"

"Neden?, karşımda babam mı varda düzgün konuşayım" Mirşad her bir sözünde Abdulkadir beyi yaptığı hatayla vururken Abdulkadir beyde en ufak pişmanlık dahil yoktu

"Küçükken de saygısızdın"

"Ama şerefliydim!"

"Büyüğünü vuran kişi!, şerefli!, öylemi?"

Abdulkadir bey durarak konuşmasına karşılık Mirşad ağzının kenarıyla cıklayarak konuşmuştu

"Büyük güçlü diye bakmayıp hak eden kişiye hak ettiği gibi cezasını verdiğim için şerefliyim" Abdulkadir bey koca bir kahkaha atmasıyla tavana bakarken Mirşad' da arkasındaki ağalara bakmıştı

"Ah ahh, oğlum!" Mirşad babasının cümlesiyle afallarken Abdulkadir beyin yüzüne acı bir tebessüm çökmüştü, iki taraf içinde bu cümleyi duymayalı ve söylenmeyeli uzun zaman olurken şimdi içlerinde koca bir yara olarak kalmıştı ve ikisi de o yarayı deşmekten geri durmazken kendilerini düşünmeden karşısındaki kişiyi yaralamaya çalışıyorlardı

"Oğlum demen için babalık yapman lazım değil mi? Abdülkadir ağa!" Mirşad Abdülkadir ağaya tezat ismiyle hitap ederken ağa kelimesine fazlasıyla baskı yapmıştı

"Seni sürgüne göndererek babalık yaptım ben, ama sen kabullenmiyorsun, hatanın bedelini bana yıkıyorsun"

"Lan ağa bozuntusu kızına saldırdı!, sen ise beni sürgün ettin bunun neresini anlayayım!"

Belki de Abdulkadir' le Mirşad ilk defa birbirlerine konuşma hakkı tanıyorlardı belki ilk defa birbirlerinin yüzüne karşı sitem ediyorlardı ama her ikisi de mesafeli ve duvarlılardı, Mirşad kendisini sildikleri için, babası da yıllardır kalıplaşmış kurallardan kopamadığı için, başka düzeni kabullenmiyordu, gerçi Kaner' de bunlardan farksız değildi, yıllardır kalbine, ruhuna ilmek ilmek kazınan sözler, kurallar dan başka bir dünya bilmiyordu, gerçi bildiği dünyada da sürekli sınanıyordu, benden önce kazanamadığı savaş var mı bilmiyorum ama ailesiyle girdiği bu savaşta kaybedecekti çünkü bir evlat nasıl ailesini mağlup edebilirdi ki, onlara ateş püskürsek de bizim ailemizdi, belki de evlatların sorunu da buydu, her zaman ailesinin yuvarladığı çığın altında kalır ama onlara bir şey olmasına da razı gelmezdi, bunun en büyük örneği de şüphesiz ki bendim babama ne kadar kızgın ve kırgın olsam da o gittiği zaman koca bir en kaza dönüşmüştüm ve her bir çırpınmamda daha fazla dibe çekilirken enkazda kalmıştım ta ki hayatım alt üst olana kadar durmamıştım

"Sırf sen hayatta kal diye!" sıkışıp kaldığım düşüncelerden Abdulkadir beyin sesiyle ayrılırken Mirşad Abdulkadir beyin sözünü kesmiş ve silahı babasına doğrulturken bellerden çıkmayan silahlarda çıkmıştı

"En küçük bir şey olduğu zaman nasıl töre namusumuzu temizlememiz için var diyorsanız, bırak edepsizlik yapmayı kaçmak bile olsa ikisini de bulduğunuz yerde namus diyerek öldürüyorsanız eğer sende o gün töre diyecek ve kızının namusu için ölecek yada öldürecektin!" Mirşad herkesten daha keskin ve net konuşurken arkasına sığındıkları töre'nin aslında işlerine gelmedikleri zaman nasıl ezip geçtiklerini gösteriyordu

"Ama sen onları korudun yaptıkları rezillere çanak tuttun!"

Mirşad gerçekleri bir bir söyleyerek karşısındaki kişilere asla acımazken Abdulkadir beyde sadece oğluna küçümseyerek bakıyordu

"Şimdi rezilliğinize bir rezillik eklemeden ayak altından defolun!"

"Asıl söz hakkı olmayan sen çekileceksin ayak altından Mirşad!"

Haşir ağanın tok sesi duyulmasıyla ortaya çıkarken silahı ateşlemişti, hastanede çığlıklar yankılanmasıyla Mirşad karşılık vermekten asla geri durmazken hızla kendini geriye atarak peş peşe karşılık verirken hızla beni tutup yere çekmiş ve hastane odasının duvarını ikimize siper etmişti, hastane kokusunu ilk defa bir şey bastırırken odayı barut kokusu sarmıştı ama bu koku sadece ölümüm kokusu olurken hastane yaşatma yeriydi, kurtulmak için bir umut etrafa baktığımda Mirşad'ın dudaklarında inilti kopmasıyla hızla Mirşad'a bakarken Mirşad sıkı sıkıya gözlerini kapatmıştı

"Ne oldu?, iyi misin?"

Mirşad sorularımın karşısında gözlerini aralarken elini geri çekip kanlı eline bakmıştı, bakışlarım Mirşadla birlikte eline kayarken kanlı eli tüm gerçekliğiyle kendini gösteriyordu

"Yaralanmışsın!"

"Önemli değil"

"Ne demek önemli değil" bu kez Mirşad'ın yarasının kaynağını bulmak için göz gezdirdiğimde oluk oluk akan kanın kaynağını bulmam uzun sürmemişti "Göğsünden vurulmuşsun!"

"Bir şey yok abartm-"

Mirşad yüzünü kırıştırmasıyla cümlesini yarıda keserken kaydığı yerden doğrularak sırtını duvara bir kez daha yaslamasıyla belinden ikinci silahı çıkartmış bacağının üzerine koymuştu, Mirşad'ın bakışları silahtayken duvara isabet eden mermiler duvarın sıvasını parçalayıp yere dökülmesini sağlarken duvardan çıkan toz etrafa dağılıyordu, Mirşad bu durumu olduğundan fazla soğuk karşılarken artık ona yabancı gelmiyordu bu ortamlar Mirşad gözünün ucuyla toz dumanın kalktığı yere bakıp tekrardan silaha bakarken hiç düşünmeden bana uzatmıştı, bana gelen silaha sadece bakarken Mirşad kanlı eliyle elimi tutmuş avucuma silahı koymuştu, silahın ağırlığı kalbime otururken "Ne yapacağım bunu?" Refleksle sorduğum cümle karşısında elimdeki silaha bakmıştım, silahı ilk defa elime almazken bu nefsim dışında olan bir şeydi ve silah şimdiye kadar bir şey getirmezken bana, benden hayatımı almıştı, Mirşad sorumun üzerine omzunun üstünden bana ardından ikimizi' de gözünü kırpmadan öldürmek için sıkılan kurşunlara bakmıştı

"Kaner'i nasıl vurmak için kullandıysan bu seferde kendini korumak için kullanacaksın!"

"Ne saçmalama Mirşad, zaten onu bile beceremedim!" İçinde olduğumuz bu durumda bile Kaner'e olan öfkemi kusmaktan geri durmamıştım

"Bunlarla arandaki farkta tam olarak bu!" Mirşad'ın cümlesi her şeyi açıkça gösterirken boğazıma oturan düğümle kalakalmıştım

"Belki de aramda bir fark yoktur!"

Mirşad hızla bana bakmasıyla dudakları aralanırken kaşları çatılmıştı

"Ne demek bu?"

Mirşad'ın sorusunu cevapsız bırakırken silahın sürgüsünü çekmiştim, Mirşad her hareketime baksa da en sonunda cebinden çıkarttığı telefonunu bana uzatmıştı

"Kaner'i ara çabuk!" Mirşad. Telaşla konuşurken bende o telaş yoktu ama elindeki telefonu hızla alıp Kaner'i aramıştım

"Aradığınız kişiye şuan ulaşılamıyor" duyduğum sesle göz devirmeme engel olamayarak Mirşad'a geri baktım

"Kapalı"

"Allah kahretsin!" Mirşad kapıyı kontrol edip bir yandan laflanırken duvara bir mermi daha isabet etmesiyle Mirşad hızla geri çekilmişti

"Si...." Mirşad küfür savurmasıyla duvarın kenarından karşılık verip geri çekilmesiyle susmak bilmeyen silah sesleri bir bir patlarken hastane cehenneme dönmüştü

"Vazgeç Mirşad zaten yaralısın, geri çekil" Haşir ağanın keyifli sesi gelmesiyle Mirşad dudağının kenarıyla gülmesiyle alay ederek karşılık vermişti

"Daha ölmedim Haşir ağa"

"İlla ölmen mi gerek Mirşad, ailen, seni bekleyen kız kardeşin var!"

Mirşad yüzüne kondurduğu alaylı tebessümle oturduğu yerden camdan dışarıya ardından bana bakmıştı

"Kardeşimin emanetini koruyorum zaten bende"

"Sana yumruk atarken öyle demiyordu ama!"

Haşir ağanın hakkında konuştuğu oğlu olsa da asla acımıyordu ve tek derdi oğlunu yalnızlaştırmak olurken Kaner' in etrafındaki herkesi silmeye çalışıyordu

"Ben siz değilim Haşir ağa, düşmanımda olsa düştüğü zaman vurmam, halbuki karşımdaki kardeşimse asla!" Mirşad cümlesini söylerken hızla elimdeki telefonu almış kanlı ellerine rağmen Kaner'i aramıştı ama yine hat boşa düşmesiyle Mirşad telefonu yere fırlatıp atmıştı

"Ne yapacağız?"

"Bunlar seni almaya niyetli kendini koruyacaksın ve ölmeyeceksin"

"Ölmeyeceğiz!" Mirşad'a karşılık söylediğim cümleyle Mirşad'ın gözleri kısılmıştı, hızla Mirşad'ı kenara çekmemle elime aldığım silahı ateşlemiştim

"Ne yapıyorsun İzem!"

"Sence?"

Ameliyattan yeni çıkmış ve kendimi deli gibi yorgun hissetsem de bana durma yada dinlenme fırsatı vermemişlerdi, belli ki Kaner gelmeyecekti ve beni koruyan adamı da ölüme teslim edemezdim, kendi başımın çaresine her zaman ki gibi kendim bakacak olsam da silahı ateşleyen ben olduğumu öğrendikleri anda bırak Kaner'i feriştahı gelse kurtaramazdı beni!

"Seni gördükleri anda kendin kendi kafana sık!"

Mirşad'ın sözüyle kahkaha atarken Mirşad' da dudağının kenarıyla gülmüştü

"Manyak mısın kızım sen, ölmeyi bayılmak sanıyorsun sen herhalde?"

Mirşad cümlesini söylerken bir el daha karşılık verip duvarı kendime siper ederken Mirşad'a sorgularcasına bakmıştım

"Sence ölmekten korkuyor muyum ben?"

"Seni bekleyen bir annen bir kardeşin var ama"

Mirşad'ın beyaz gömleği kırmızıya bürünürken yerdeki silahı tekrardan almış bacağının üzerine koymuştu

"Ölmek istiyorum demedim, korkmuyorum dedim sadece"

"Çünkü daha alacağımız intikamlar var!"

Mirşad cümlesini bitirmesiyle kapıdakilerin hepsi aynı anda silahlarını ateşlemeye başlamışlardı, bırak karşılık vermeyi başımızı bile kaldıramaz olurken her dakika bir adım daha yaklaşıyorlardı, Mirşad beni diğer tarafa çekmesiyle ateş eden kendi gibi göstermek için benim tarafa geçmişti, silah sesleri bir öncekinden daha yakın geliyorken Mirşad silahın şarjörünü çıkartıp mermilerini saymasıyla birkaç mermiyi de çıkartıp iç cebine koymuş ve şarjörü hızla geri takmıştı

"Bana bak bir delilik yapmayacaksın!"

Mirşad dediğim cümleyi gayet iyi anlasa da anlamamazlık dan gelmiş ve kaşlarını çatarak boş gözlerle bana bakıyordu

"Zaten yaralısın ve ölmeyeceksin!"

"Onlar beni değil seni öldürmek istiyorlar" Mirşad kanlı eliyle silahı daha iyi kavrarken bakışlarıyla beni göstererek cümlesini desteklemişti, Mirşad öksürmesiyle ağzından kan gelirken hızla kolumu tutmuştu

"Yaşamamı isteyen kimse yok zaten Mirşad bırak ölürken kimse zarar görmesin!"

"Kes sesini!" Mirşad arkasını dönmesiyle silah doğrultan Haşir ağayla karşılaşmış ve hiç bir şey yapamamıştı

"O silahı bırak!"

Mirşad beni ve Haşir ağanın sözünü hiçe sayarken silahı doğrultmaya yeltenmişti ve Mirşadın hareketiyle onca adam tek bir adama silah doğrulturken hızla Mirşadın silahını tutmuştum

"Sakın!" Hafifçe yana çevirdiğim başımı iki yana sallarken yüzüme buruk bir tebessüm kondurmuştum

"Nasıl aileme zarar gelmesin diye evlendiysem şimdide aynısı olacak!, sana zarar gelmemesi için ben gideceğim"

"İzem hayır"

"Doktorun gelmesine izin verin!"

Mirşad'ın cevabını karşılıksız bırakırken ben Haşir ağaya dönmüş ondan iyilik istiyordum

"Öyle bir şey olmayacak!" Mirşad oturduğu yerden doğrulmaya çalışmasıyla bir kere daha ağzından kan gelmesiyle başarılı olamamış ve kalkmaya yeltenmesiyle tekrar kaymıştı, Mirşad asla pes etmezken bir kez daha yeltenmişti ama bu sefer Abdulkadir bey oğlunun yaralı göğsüne namluyu dayayarak baskı uygulamıştı, Mirşad'ın vücudu acı içinde kalmasıyla dudaklarından asla bir inilti çıkmazken sadece burnunun kenarı seğirmişti, Mirşad göğsüne dayalı olan namluyu kavramasıyla "Öldür lan!" Diye bağırmıştı, sanki az önce oğlum diyen Abdulkadir bey değilmiş gibi şimdi yüzünde oğlunu mağlup ettiği için mutluluk vardı hem' de oğlu bu haldeyken!,

"Ne yapıyorsun sen Abdulkadir bey?"

Abdulkadir beyin tek odak noktası oğlu olurken bu sefer yavaşça ayağa kalkan bendim, Mirşad hareketlenmemle bana bakarken hızla bileğimi tutmuştu

"Sakın İzem!"

Bir elimde Mirşad'ın verdiği silah diğer elimde Mirşad'ın kanı varken Mirşad beni durdurmak için uğraşıyordu ama her şeye artık geç kalınırken bu saatten sonra yapılası gereken tek bir şey vardı!

"Doktor karşılığında ben!"

Haşir ağa çatılan kaşlarıyla ilk önce Mirşad'a ardından bana baksa da yüzüne yayılan memnuniyetle tekrardan bana bakmıştı

"Sırf ölümden kaçmak için Kanerle evlenen kişi sendin peki şimdi Mirşad için neden kendini feda ediyorsun?"

"Beni kardeşi bilen Mirşad için yapıyorum!"

Haşir ağa dediğim cümleyle yüzünü kırıştırırken başıyla adamlarına işaret etmişti, odada süren sessizliği hızla gelen ayak sesleri bozarken odaya doktor gelmişti, doktor Mirşadı görmesiyle hamle yaparken Haşir ağa doktorun Mirşada gelmesini engellemiş ve kolundan tutup yanında durdurmuştu

"Sözünde dur Haşir ağa"

"Pazarlık yapacak vaziyette değilsin!"

"Öylemi!" son cümlemle silahı Haşir ağaya doğrulturken bu sefer silahların hedefi ben olmuştum

"İzem hayır, İzem!"

"Bırak doktor işini yapsın?"

"Sana nasıl güveneyim onu de hele bana?" Haşir ağanın cümlesiyle Mirşad' a son bir kez bakıp gülümsememle "İyi ol!" demiş önüme dönmüştüm, artık üstüme düşen vazifeyi gerçekleştirme zamanıydı, elimde tuttuğum silahı yere atmamla odada büyük bir yankı oluşurken Haşir ağada doktorun kolunu bırakmıştı, derin bir nefes alıp attığım adım karşısında Haşir ağa doktoru bırakırken doktor tereddüt içinde ilk önce Haşir ağaya ardından Mirşad'a bakmıştı, doktor adımlarını hızlandırmasıyla Mirşad'a koşarken ben Haşir ağaya gidiyordum Mirşadın yaşaması için benim ölmem gerekiyorsa bu olacaktı, benim için kendini feda eden birisi benim bencilliğimle ölemezdi, son bir kez arkama dönmemle Mirşad'a bakarken Mirşad'ın gözleri kaymaya başlamıştı, bilmiyorum beni görüyor mu ama ona karşı son bir kez daha gülümserken Haşir ağa hızla kolumdan tutup çekmesiyle acı bedenimi sararken gözlerimi sıkı sıkıya kapatıp yutkunmuştum ama Haşir ağa her hareketinde daha fazla hor davranırken asla acımıyordu, bileğimdeki elini her defasında daha da sıkarken elime doğru akan sıcaklıkla gözlerimi aralamıştım, kanlar bileğimden parmaklarıma doğru akarken Haşir ağa karşı gelmediğim halde beni çekiştirerek odadan dışarıya çıkartmasıyla kolumdan tutup öne doğru savurup bırakmıştı reflekse düşerken ellerimi kendime siper etmek için doğrultsam da tutulmuş ve düşmekten kurtulmuştum, uğradığım şaşkınlıkla ilk önce beni tutan ellere ardından yavaşça yüzüne bakmıştım gerçi yüzünden önce kokusu bana kim olduğunu tanıtırken zifiri gözler gözlerimi bulmuştu

"Kaner!"

"Size ne dedim ben?" Kaner beni es geçerken kendisi babasına bir soru yöneltmiş ve ölüm saçan bakışları sadece babası ve Haşir ağanın arkasında saf tutan diğer ağalardaydı

"Ne dedim!"

"Sen söz ettiysen bizde ettik Kaner ağa şimdi çekil hele"

"Karşınızda ben varım"

"Muhatabımız sende olsan şuan söz hükmün yoktur"

Haşir ağa gözünün ucuyla baktığı oğluna ettiği sözlerin geri dönüşü olmazken Kaner yavaşça ayağa kalkarken Haşir ağada elindeki silahı bana doğru doğrultmuş ve horozunu çekmişti, Kaner attığı adımla önüme geçerken silahın namlusundaki artık Kanerdi

"Kaner çekil"

"Karıma doğrultulan silah bana doğrultulmuştur!"

"Burada bir başına bıraktığın karın için' mi konuşuyorsun?" Haşir ağa her defasında Kaner'i sözleriyle iğnelerken Kaner babasına nefret ederek bakıyordu, Kaner bir adım daha babasına doğru yaklaşırken kendisine doğrultulan silahın üstünden tutmuş ve yavaşça çekerek aşağıya indiriyordu, görüş açım gittikçe bulanıklaşırken yer ayağımın altından kayarken dünyam dönüyordu, gözerimi sıkı sıkıya kapatıp açsam' da hiç bir şey düzelmezken her şey daha kötü olmuştu, artık net olan seslerde boğuklaşırken bir adım öne doğru sendelerken daha fazla direnmeyi bırakmıştım, ve beni taşımakta zorlanan dizlerimin bağı çözülmesiyle dünyam tamamen karanlımıştı

-

Gözlerimi aralamamla başıma saplanan ağrı gün yüzüne çıkarken reflekse elimi başıma götürmeye yeltensem' de kolumdaki iğne buna müsaade etmemişti, tek hatırladığım görüntü Kanerle Haşir ağa' nın karşı karşıya gelmesi olurken geri kalan kısımlar koca bir karanlıktı ve karanlığı kabusa çeviren silah sesleri kulağımda yankılanmasıyla Mirşadın vurulması gözümün önüne gelirken nefesim kesilmişti, kaybolduğum bu karanlıktan kaçmak istermiş gibi hızla nefes alabilecekmiş gibi dudaklarımı aralamıştım ama bırak nefes almayı duvarlar üstüme üstüme geliyordu, yüzüme kondurduğum acı tebessümle başımı yana çevirmemle Kaner' in sorgulayıcı, nefret barındıran gözleriyle karşılaşmıştım, Kaner'in bakışları altında nefes almayı unuturken zorda olsa aldığım nefeste boğazımda kalmıştı

"Mirşad!" Hızla sorduğum soru karşısında doğrulmamla acı tüm vücudumu sarmasıyla baskı uyguladığım elimi hızla boşa çıkartırken bırak doğrulmayı olduğum gibi kalakalmıştım, dudaklarımdan kaçan iniltiyle başımı yastığa geri koymuş ve zorla yutkunmuştum, kaner istifini bile boydan otururken cevap verme girişiminde bile bulunmamıştı sadece arkasına yaşlanmak için yaptığı hamleyle ayağını dizinin üzerine atmış ve ellerini dizlerinim üzerinde birleştirmişti, Kaner hiçbir şey demezken hızla odaya baksam' da oda yeni bir odaydı ve etrafta kimseler olmazken dışarıdan gelen bir seste yoktu, Kaner'e tekrardan bakmamla Kaner'in kolundaki kan dikkatimi çekmişti, ceketinden gömleği az birazı görünse' de görünen kısmı bile her şeyi anlatıyordu, Kaner baktığım yeri fark etmiş olmalı' ki kolundaki kan'ı biraz daha görünür hale getirmiş ve kolunu birazda olsa çevirerek kendiside bakmıştı, bakışlarım kanla zifiri gözler arasında mekik dokurken Kaner baktığı kolunu indirmiş ve elini ceketin iç cebine götürmüştü, bu sefer boş bakan ben olurken Kaner cebinden bir şey almasıyla avucunda sıkı sıkıya tutarken gözlerindeki öfke yerini sinire bırakmıştı, tüm vücudu kas katı kesilirken, Kaner elini bana doğru hafif uzatmasıyla elini yere çevirmiş ve parmaklarını yavaşça aralamıştı, Kaner'in gözlerine son bir kez daha bakmamla avucundan düşen mermiler tek tek yere çarpıp geri sıçrarken ikimizin bakışları da yere acımasızca düşen mermilerdeydi, yere düşen altı mermi Mirşad'ın iç cebine koyduğu mermilerdi ama anlamadığım bir şey vardı bunların Kaner' de ne işi vardı, mermilerden yavaşça ayırdığım bakışlarım Kaner'i bulurken Kaner kısılan gözleriyle bana bakıyordu

"Bunların ne işi var Mirşadın cebinde?"

"Bi-bilmiyorum!" Cümlemi toplayabilmek için gözlerimi kapatıp yutkunmuş ve Kaner'in sorusuna bir çırpıda cevap vermiştim

"Bilmiyorsun!, öylemi?"

"Evet!" Kaner bana asla inanmazken ayağını dizinin üstünden yavaşça indirmiş ayağa kalmıştı, bakışlarım Kaner'in gözlerinden asla ayrılmazken Kaner kısık olan gözlerini biraz daha kısmış ve yüzünü kırıştırırken camdan dışarıya bakarak yavaş adımlarla yürüyordu, Kalbim ağzımda atarken Kaner yerdeki merminin üzerine basmıştı, mermi gıcırdamasıyla yerde sürüklenirken Kaner diğer mermiye çarpmış ve başıma gelmişti, son bir defa yutkunmamla Kaner bir elini yatağın başlığına diğer elini yatağa koymasıyla eğilmişti, Kaner'in her nefesi yüzüme daha fazla çarparken aramızdaki mesafeyi biraz daha kapatmış ve burnunun burnuma değmesine ramak kalmıştı

"Beni sakın enayi yerine koyma İzem!" Kaner'in tiz sesi tüm bedenimin titremesine neden olurken gözleri yavaşça kayarken saçlarıma ardından tekrar gözlerime bakmıştı

"Senide, Mirşadıda çok iyi tanıyorum!"

Kanar' in cevabıyla dudağımın kenarında beliren gülümsemeye engel olamazken dilimi dişlerimde gezdirip çenemi kütletmiştim

"Sen beni asla tanımıyorsun!"

"Güçsüzlüğün her şeyi kanıtlıyor!" Kaner hiç acımadan sözlerini bir bir söylerken gözümden akan yaşa engel olamamıştım, göz yaşım şakağımdan kayıp giderken kulağıma ardından yastığa doğru akıp gitmişti, akıp giden göz yaşım kulağımın fanlamasına neden olurken Kaner'in sözlerini duymama engel olmuyordu

"Kendi canına kıyacak kadar aciz ve güçsüzsün!, bir korkak gibi kaçmayı seçtin! Dişlerimi deli gibi sıkarken Kaner başını hafif bir şekilde yana eğerek yüzüme bakıyordu

"Kendi canını sevmeyen küçük bir aciz"

"Yeter!"

"Ne o gerçekler canını' mı yaktı!"

"Kes sesini!" Kaner cümlem üzerine alayla tek kaşını kaldırarak yan dan bakarken başını biraz daha eğip kulağıma yaklaşarak acımasız fısıltıyla devam etti

"Aciz"

"Sana sus dedim!"

"Bende sana sus dedim!, dur dedim!, yapma dedim ama sen!" Kaner cümlesini yarıda keserken başını yavaşça iki yana sallamıştı

"Durmadın ve her defasında daha ileriye gittin"

"Hak ettin ve bu saatten sonra daha fazla ileriye gideceğim!" Kaner cümlemi bitirmemle koluma yapışırken hızla kendine doğru çekmiş ve burnunun kenarı seğirmişti, Kaner biraz daha yaklaşmasıyla göz temasım kaybolurken yüzünü yüzüme yaklaştırmasıyla sadece yüzünün yarısını ve ensesini görebiliyordum

"Asıl cehennemin bu günden sonra başlıyor" Kaner tiz sesiyle kulağıma söylediği cümleyle geriye doğru giderken zifiri gözleri gözlerimi tekrardan bulmuştu ve dudağının kenarındaki gülümseme yüzüne daha fazla yayılırken odanın kapısı açılmıştı, duyulan ayak sesleriyle Kaner yavaşça geriye çekilmiş ve omzunun üstünden gelene bakmıştı, gözlerimden kaybolan bakışlarla bende gelene bakmamla Kaner'in adamı elindeki dosyalarla bize daha doğrusu sadece Kaner'e bakıyordu

"Çıkış işlemleriniz tamamlandı Kaner bey!" Kaner gözünün kenarıyla adamına bakarken başını aşağı yukarı sallamış ve yutkunarak bana bakmıştı, Kaner'e anlamsız gözlerle bakarken Kaner sadece nefretle bakıyordu

"Bu kadar şeyden sona evimizde, yatağımızda dinlenirsin!"

Kaner yavaşça geriye çekilmesiyle içeriye genç ve orta yaşlarda iki kadın gelirken Kaner'e başlarıyla selam vermeleriyle ne yapacaklarını biliyorlarmışcasına odadaki dolaba yönelmişlerdi ve hızla eşyalarımı toplamaya başlamışlardı, Kaner arkasına bile bakmadan odadan çıkacakken son kez omzunun üstünden bakmasıyla genç kız Kaner'in bakışıyla hızla elindeki işi bırakıp bana doğru gelmiş yattığım yataktan doğrulmamı sağlamıştı, Kaner'in sözleri asla kulağımdan çıkmazken o çoktan adamıyla birlikte odadan çıkıp gitmişti, beni kaldıran kız dolaptan aldığı eşofman üstünü giydirirken onun hareketlerini izlemiştim belli ki Kaner'in çoktan beri yanında çalışan kişilerdi çünkü en ufak bir bakışında bile ne kastettiğini anlıyorlardı ve onlarda tıpkı Kaner gibi gülmeyi unutmuşlardı.

"Türküyü söyleyen Kanermiydi?" Sorumu sormamla ikisi de şok olmuşçasına birbirlerine ardından bana bakmışlardı

"Af buyur gelin hanım!" Genç kız kekeleyerek konuşurken gözleriyle kaçamak bir şekilde diğer kadına bakıyordu

"Ne türküsü gelin!" Orta yaşlardaki kadın genç kızın sıkıştığını anlamasıyla bodoslama lafa girerken sert ve kesin bir dille konuşmuştu, orta yaşlardaki kadının aksine gözlerimi kapatarak dudaklarımdan kaçan hılamayla başımı iki yana sallamıştım

"Iıı bilmiyorum!, hatırlamıyorum sözlerini ama biri -"

"Kimse bir Türkü falan söylemiyordu!"

Kadın cümlemi yarıda kesmesiyle kesin ve net bir şekilde konuşurken genç kızı hızla geri çekmişti

"Neden bu kadar büyük tepki verdiniz?"

"Geç kalıyoruz oyalanma!" Orta yaşlardaki kadın genç kızı azarlamasıyla genç kızın eli ayağına dolaşmış ve hızla kadının yarım bıraktığı işe koşmuştu.

Odada süren sessizliğe kadınların koşturması eşlik ederken genç kızın dolabın kapısını kapatmasıyla çantayı yere koymuştu

"Bitti anne!" Genç kız benimle ilgilenen kadına seslenmesiyle kadın onay vermiş ve kapı hızla açılmıştı, içeriye Kaner'in girmesiyle iki kadın' da yan yana geçmiş ellerini önlerinde birleştirmişti

"Hazırlıklar tamam ağam sadece gelin hanımın kolundaki serum kaldı!"

Kadının cümlesiyle Kaner'in bakışları koluma kayarken dişlerini sıkarak oflamış ve kendi kendine laflanmaya başlamıştı, Kaner odanın içinde attığı voltalara son vermezken kadınlar tereddütle birbirlerine bakıyorlardı

"Nerde kaldı bu hemşire" Kaner daha fazla bekleyemezken hızla kapıyı açmış ve dışarıya bağırmıştı "Biri baksın buraya!" belli ki artık beklemeye bile tahammülü kalmazken Kaner'in üstündeki bakışlarım yere tekrardan Kaner'e kaymasıyla kolumdaki serumu yeltenmemle genç kız hızla konuşmuştu

"Gelin hanım ne yapıyorsunuz?" Kaner genç kızın bağrışıyla arkasını dönüp bana bakmış ardından koşar adımla yanıma gelirken öfkeyle bağırıştı

"Ne yapıyorsun sen?" Kaner kolumu tutmasıyla bana bakarken ben kolumu ondan hızla çekmemle Kaner'in eli boşa düşmesiyle dişlerini sıkmış ve tüm yüz hatları gerilmişti

"Ne görüyorsan onu yapıyorum" Kaner'in gözlerinin içine bakarak kolumdaki serumu hızla çekip atarken Kaner'in burnu seğirmiş ve tüm vücudunu öfke ele geçirmişti, Kaner asla bana engel olamazken teslim oluyordu, kan kolumdan akmasıyla Kaner tekrardan bana bakmıştı ama benim gözlerim hiç bir an Kaner'in üstünden ayrılmazken her bir mimiğine, şakaklarında ve boynunda beliren damarlarına bakıyordum

"Salakmısın sen?" Kaner benim yaptığıma deli gibi öfkelenmişti ama yersizdi çünkü o bana acımadan canımı yakıyordu zaten, sadece ben yaktıysam ne olmuş, sıcaklık kolumdan aşağıya akarken ayağa kalmıştım, Kanerle mesafemiz daha da kapanırken bu sefer Kaner'in yüzüne yaklaşıp kulağına fısıldayan bendim

"O ev sadece benim değil senin' de cehennemin olacak, o odamız sadece benim girdabım değil senin' de girdabın olacak!" Kaner'in tenine değen her nefesim Kaner'in biraz daha gerilmesine neden olurken başını hafif yan çevirmişti ve başını yan çevirmesiyle dudaklarım arada yanağına değerken gözlerimi kısarak hafif geri çekilmiştim

"Bu cehennem sadece senin değil ikimizin' de cehennemi?" son cümlemle Kaner' den uzaklaşırken hızla yanından geçmek için yeltenmiştim ama Kaner bileğime yapışmasıyla olduğum yerde dururken Kaner beni kendine doğru çekmişti

"Sakın girdiğin bu karanlığa kimseyi sokmaya çalışma, bu karanlık senin karanlığın bu ateş sadece senin ateşin"

Dudağımın kenarıyla gülümserken tek kaşımı kaldırarak devam ettim

"Sen olmadan olmaz Kaner, sende benimle birlikte yanacaksın"

Kaner bileğimi daha fazla sıktığında bembeyaz olan sargı bezi tekrardan kırmızıya bezenmesiyle bu sefer farklı ayak sesleri duyulurken Kaner asla istifini bile bozmuyordu

"Kaner bey!" Kaner isminin zikredilmesiyle bakışlarını benden çekmiş ve konuşan kişiye bakmasıyla beni bırakarak uzaklaşmıştı,

Bileğiniz kanıyor!" Bu kez hemşirenin cümlesini duymamla gözümden bir damla yaş akarken gözümün ucuyla bakmıştım

"Yaraya bakın!" Kaner'in emriyle hemşire kız hızla yanıma gelirken "Gerek yok" diyerek herkesin yanlarından geçip odadan çıkmıştım, herkes arkamda kalırken boş hastane koridorunda yürüyen bir tek bendim, gerçi bu ilk yalnızlığım olmazken devamı gelecekti ve her defasında kalbim bir öncekinden daha fazla acıyacaktı!

KANER KAMİROĞUULARI

İzem'i asla durduramazken her defasında daha fazlasına oynuyordu ve bu hamlelerinin sonucunda geri dönüşü olmayan sebepler doğuyordu, adım kadar emindim o mermilerde bir iş vardı çünkü Mirşad asla cebinde mermi taşımazken bugün taşıyordu hem' de canı pahasına girdiği bu savaşta mermi saklayacaktı öylemi?, buna asla inanmayacaktım ve Mirşad' da kimsenin inanmayacağını bildiği için bilinci yarı kapalıyken can havliyle cebinden çıkartıp bana vermişti, ve üstüne üstlük yaralı haldeyken o mermiler mantıklı bir şekilde duvara isabet ettirmek zor olurken her mermi korkutmak için değil' de öldürmek için duvara saplanmışlardı, ve bu yüzden Mirşad başkalarının öğrenmesi benim öğrenmem den daha felaketlerin getireceği için bana kartlarını açık oynamıştı ama gerçekleri tam olarak anlatmazken sonraya saklamıştı her şeyi!

İzem sanki duyularını aldırmış gibi hareket ederken kendine zarar vermekten asla geri durmuyordu, İzem'in arkasından sadece bakarken hemşire tereddütle bana baktığında başımla işaret vererek odadan çıkıp gitmişti, Ayşe teyzeye ve kızı Hatice' ye bakıp ne kadar sakin olabilirsem o kadar sakin bir şekilde konuşmuştum "Sizde gidin" Ayşe teyze kızına işaret etmesiyle İzem'in eşyalarını yerden alarak odadan çıkmışlardı, başımı arkaya yatırarak kapattığım gözlerimle karanlığa teslim olurken derin bir nefes vermiş ve ceketin iç cebinden telefonu almıştım, karanlığın içinde kaybolmak istesem' de bu bile mümkün olmuyordu, izin vermiyorlardı başımı eğmemle Yade'yi aramıştım, telefon uzun süre çalarken bir sonuç yoktu ve hızla kapatıp odadan çıktım,

"Kaner bey İzem hanımlar araçla konağa doğru hareket ettiler"

"Mirşad nerde?"

"Ameliyatta"

"Yade?"

"Emriniz üzere Oda ameliyatta!" başımla onay verip hızla yoluma devam ederken baş hekimin yanına çıkıp kapıyı tıklatmadan odaya girmiştim, doktor hızla kalktığı koltuktan bu tarafa yanıma geçerken ben tam karşısında durmuş ve tehdit vari bir şekilde gözlerinin önünde salladığım işaret parmağımı göğsüne vurarak konuştum

"Bana bak doktor o kurşun izlerini kimse görmeyecek, buna babamda dahil!"

"Kaner bey nasıl engelleyebilirim" doktor hala dediğimi anlamak istemezken elimi indirmemle yavaş adımlara üstüne doğru yürümüştüm

"Sen herhalde anlamak istemiyorsun beni"

"Yok Kaner bey anladım ama -" doktor bakışımla cümlesini yarıda keserken gözlerini benden kaçırmış yere bakmıştı

"Merak etmeyin o kat tadilata girecek" Doktorun ikinci kez konuşması beni mutlu ederken dudağımın kenarıyla gülümsemiş ve arkamı dönüp odadan çıkmak için kapıyı hızla açmıştım ama çıkmadan son bir kez omzumun üstünden doktora bakıp "Mirşad konusuna gelecek olursam bir eksiğiniz, yanlışınız olsun bu hastaneyi başınıza yıkarım" demiştim ve doktorun hiç bir şey demesine bile müsaade etmeden oda dan çıkıp kapıyı arkamdan çarparak kapatmıştım, hastaneden çıkıp kapı önünde hazırda bekletilen araca binip hızla konağa gitmek için direksiyonu kırmıştım, yolda sessizlik hakimiyetini korurken gaza bir kez daha yüklenmiştim çünkü babamla İzem'i aynı evde bir başlarına bırakamazdı heleki olay daha sıcakken asla, konağa gelmemle araçtan hızla inip konağa girmiştim Hatice hanım beni avluda karşılarken hızla ona doğru gitmiştim

"Ayşe hanım İzem nerede?"

"Odada ağam, yatacaktı en son" Ayşe hanımın cümlesiyle yüreğime düşen ateş düşüncelerimi ele geçirmesiyle cümlenin devamını bile beklemeden hızla merdivenlere yönelmemle Ayşe hanım bir kez daha arkamdan konuşmuştu ama ne dediği anlaşılmazken anlamak için bile durup dinlememiştim, merdivenleri ikişerli çıkmamla nefes nefese odaya gelmiş hızla kapıyı açmıştım, etrafa bakmamla yatakta uyuyan İzem' i görmüş ve kapıyı yavaşça kapatarak İzem'i izlemiştim, İzem hareket etmezken zorda olsa tekrar yutkunmuş ve koşar adımla İzem'in yanına gitmiştim.

"İzem!" korkarak seslenmem sonuç vermezken kontrol etmek için eğilmemle İzem'in hareket etmesiyle gözlerimi aktararak derin bir nefes almıştım, İzem'in sayesinde içime yerleşen bu korku beni ele geçiriyordu ve buna engel olamıyordum, kendimi koltuğa atmamla İzem'i izlerken nefesimi düzene soka bilmek için bu yüksek nabızda mümkün olmasa' da bir kaç kere yavaş nefes alıp vermiştim, İzem kendi tarafında yatarken arkası kapıya dönük olduğu için oturduğum koltuktan gayet iyi görebiliyordum yüzünü ve açıkta olan ellerini.

Saatler birbirini kovalarken İzem hareketlenmesiyle üstündeki pikeyi omzuna kadar çekmişti, oturduğum koltuktan kalkıp İzem'in baş ucuna gitmiş ve yavaşça alnına elimi koyup ateşine bakmıştım, alnı yüksek olmasa' da yine sıcaktı, İzem'in kafasına kadar çektiği pikeyi açıp yatağın diğer tarafına atarken kendimi'de koltuğa geri atmıştım

"Ahh!" Boğazımdan kaçan bıkkın bir sesle başımı koltuğa dayamış İzem'i izliyordum, İzem dizerini kendine doğru çekmesiyle kendi kendine sayıklamasıyla ne dediği anlaşılmazken başını yavaşça oynatarak içine doğdu kapanmıştı, yavaşça ayağa kalkıp ceketimi çıkartmış ve koltuğun üzerine atmamla odadan çıkmıştım.

"Ayşe hanım!" Merdivenlerden inerken Ayse hanım hızla mutfaktan çıkmasıyla bana bakmıştı

"İzem'in ateşi var bana su ayarla hemen" Ayşe hanım hiç bir şey demeden koşarak mutfağa geri gitmiş ve iki dakikanın sonunda elinde leğelenle gelmişti yanıma

"Hazır ağam!" Başımla onay vermemle Ayşe hanım'ın elindekini almıştım

"Ben hallederim"

"Ama ağam"

"Hallederim dedim Ayşe hanım!" Ayşe' nin elindeki leğene alıp indiğim merdivenleri geri çıkmış ve odaya girmiştim, İzem bu sefer benim yerimde yatarken yavaş adımla gidip leğeni komidinin üzerine koyup yanına oturmuştum, gözümün önüne ben ateşlendiğim zaman annemin alnıma sulu bez koyduğu gelirken nefessiz kalmış ve gözlerimin önüne küçük Kaner ve onu seven Birdilşah gelmişti, önceden ne güzeldi her şey birbirini seven ve kollayan ana oğul vardı ama şimdi yoktu ne küçük Kaner nede onu seven annesi her şey bir Hayal'den ibaret olurken bezi suya sokmuştum, suyun soğukluğu vücudumun ürpermesine sebep olurken diğer elimi' de sokmuş bezi iyicene ıslatmıştım, sırf eskileri hatırlamamak için hasta olmazken şimdi İzem'in yüzünden eskilerle karşılaşıyordum, bezi sudan çıkarmamla sıkarken bezden dökülen sular çıktığı yere dalga yaratarak geri dönüyordu, gerçi insanlarda öyle bak mesela ben eskiler şimdi koca bir dalga yaratarak beni içine çekiyordu ama bir farkla geçmiş beni içinde boğarken sular uyum sağlıyordu, belli ki aramızdaki farkta tam olarak buydu geçmişim beni kabullenmezken ben onlar için koca bir tehdittim ya kaçarak uzaklaşacaktım yada bu girdapta boğulup ölecektim!

Suyun sesi aklımdaki düşüncelerin gün yüzüne çıkmasını sağlarken bezi düzgün bir şekilde katlayıp uzatmış ve İzem'in alnına koymuştum, İzem ilk başta titrerken hızla başını çekmeye çalışmıştı ama izin vermemiştim uyguladığım baskıdan dolayı bezden kaçamamıştı, tıpkı annem gibi İzem'in kulağına eğilmiş ve kulağına fısıldamıştım

"Şşş sakin, iyileşeceksin!" İzem birazda olsa dururken bezi tekrar ıslatmış ve boynunu silmiştim, her bezi dokundurmamda İzem yüzünü kırıştırmıştı ama yapacak bir şey yoktu madem hasta olmak istemiyordu salakça işler yapmayacaktı, yapıyorsa' da her şeyi göz önüne alarak yapacaktı, ateşinden dolayı bez çok çabuk kururken tekrardan ıslatıp yüzünü yavaşça silmiştim

"Üşüyorum!" İzem gözleri kapalı bir şekilde mırıldanırken üstüne ardından tekrar İzemin yüzüne bakmışım, İzem gözlerini aralamadan eliyle sağı solu yoklarken yatağın kenarında duran pikeyi hızla yere itekleyip atmıştım çünkü biliyorum' ki İzem onu üstüne alacak ve vermek istemeyecekti, kapının tıklatılmasıyla kapıya baksam da tekrarda İzem'e bakmıştım

"Gel"

"Ağam yardıma ihtiyaç var mı?" Hatice çekingen sesiyle konuşurken omzunun üstünden bakmıştım, Hatice kaçamak bakışlarla bana bakarken ben tekrardan İzem'e bakmıştım

"Var, Hatice!"

"Emredin ağam!"

"Bana büyük çöp poşeti getir!" Hatice'den ses seda gelmezken kaşlarım çatılmış bir şekilde Hatice' ye bakmıştım

"Ne bekliyorsun Hatice!"

"Af buyurun ağam!" Hatice hızla odadan çıkarken kapıyı da çarparak kapatmıştı, İzem sesten dolayı biraz hareketlense' de uyanmazken tekrardan bezi suya sokmuştum ama bu sefer çok fazla sıkmazken sulu bir şekilde anlına koymuştum, İzem'in alnından dökülen sular boynuna akarken kapı tıklatılarak açılmıştı

"Ağam istediğinizi getirdim" İzem2in başından kalkıp Hatice' den poşeti alırken benden bir bir iş istiyordu yada yardım etmek istiyordu ama ona vereceğim hiç bir şey yoktu ve bunu sadece tek başıma ben yapacaktım, elimde tuttuğum poşete bakarak başımla çıkmasını işaret etmiştim Hatice tereddütle çıkmıştı ama kapıyı kapatmazken yüzüne kapıyı kapatan bendim, arkamı dönüp odaya bakmamla poşeti açarken yavaşça odanın içine doğru yürümüştüm, çekmeceyi açıp ne kadar ilaç varsa hepsini poşete doldurmuştum bir çekmece kapanmasıyla diğer çekmece açılırken hepsini tek tek kontrol etmiş ve bütün ilaçları, makaslar, iğneleri toplamıştım, başımı kaldırmamla ayna beni karşılarken duvardan aynayı sökerken onu' da poşete koymuştum, poşetle birlikte banyoya gidip param parça olan aynaya bakmıştım, benim parçaladığım İzem'in kullandığı ayna!, aynayı duvardan almak için biraz uğraşsam' da sonunda almış ve poşetin ağzını açarak içine sokarken parçası elimi kesmişti, ayna yeniden kan olurken elimden akan kan poşeti' de kan yapmıştı ama umursamadım, küçük yarayı umursayacak vaziyette değildim artık, aynayı poşete sokup diğer çekmeceleri açmış ve orada' da ne kadar zarar verecek eşyalar varsa hepsini poşete doldurmuştum, banyodan çıkıp dolaba gitmiş ve poşeti hızla yere atmıştım, dolabın kapaklarını açıp bütün İzem'in eşyalarının altına tek tek baksam' da bir şey yoktu, takı kutuları' da ayrı ayrı açıp baksam' da bütün kutular temizdi ve her şeyi yerli yerine koymamla dolabı kapatacakken İzem'in eşyalarında olan broşürleri görmemle durmuş ve elimdeki poşeti yere koyarak dolaptaki tüm elbiseleri çıkarıp koltuğun üzerine attım, sıra elbiselerdeydi, tüm elbiselerin sağına soluna bakarken elbisedeki broşürleri de alıp çöp poşetini içine atmıştım artık sade, süsü olmayan bir elbiseleri vardı, pantolonların kemerlerini de çıkarıp ucunu bileğime götürerek kendime zarar vermek için hamle yaptığımda bir şey olmamıştı başımla onaylamıştım "İyi" kendi kendime konuşurken kemerleri koltuğa geri bırakmıştım, odanın köşesinde olan çalışma masanın üstünde, duvarda asılı olan bütün çerçeveleri tek tek toplamış ve poşete doldurmuştum her şeyi, bu saatten sonra her şey eskisi gibi olmayacaktı ve olmadığı gibide yeni şeylerde olmayacaktı, ağzına kadar dolan poşeti bir kez daha elime almış ve odadan hızla çıkmıştım, elimdeki poşeti kenara koymamla Hatice' ye bir kez daha bağırmış ve ikinci poşet istemiştim çünkü sıra salondaydı, Hatice koşarak poşetle yanıma gelirken hızla elinden almış salona girmiştim, salonda olan çerçeveleri ve duvarda asılı olan yadigar silah ve bıçakları' da alıp poşete doldururken ev ahalisi sese kalkmışlardı ve herkes koşarak gelirken beni görmeleriyle oldukları yerde kalmışlar şaşırarak halime bakıyorlardı

"Herkes odasındaki cam, çerçeveleri toplasın"

"Ne diyorsun oğlum sen?"

"Duymadınız' mı toplayın dedim!" Şehnaz anneye bakarak söylediğim cümleyle herkes birbirine bakarlarken önüme dönmüş ve duvardaki aynayı almak için uzanmıştım

"Nedenmiş o!" babamın cümlesiyle gözlerimi aktarmış ve dişlerimi deli gibi sıkmamla aynayı yerinden alıp poşetin içine atıp babamın karşısına gidip bakmıştım

"Hesap' mı vereceğim" babamdan bir cevap gelmezken Fırat önüme geçmiş ve beni babamdan uzaklaştırmıştı

"Sen yengemin yanına git, ben hallederim buraları" Fırat'ın cümlesiyle bakışlarım Fırat'ı bulurken "Buralar bitti, diğerlerini sen hallet"

"Tamam" Fırat dediğini başıyla onaylarken ağzına kadar doldurduğum poşeti' de alarak salondan çıkmıştım.

"Azad!!" bağırmamla balkondaki diğer poşeti' de alarak merdivenlerden inerken Azad hızla kapıyı açmış ve avluya girip bana bakmıştı

"Buyur ağam" Merdivenleri inerek Azad'ın karşısına geçip elimdeki poşetleri yere fırlatarak atmıştım

"Al bunları at" Azad yerdeki poşete ardından bana bakarken tek bir soru dahil sormazken başıyla onay vermiş ve hızla poşetleri alarak avludan çıkmıştı, arkamı dönmemle babamın bakışlarıyla karşılaşırken umursamadan merdivenleri çıkmış ve kimseye sormadan hızla odaya geri gitmiştim, İzem'in başına koyduğum bez yastığa düşmüş bir şekilde bulurken İzem dizlerini kendine doğru çekmiş bir şekilde yatıyordu, İzem'in başına gidip elimi alnına koyup ateşine baksam' da ateşi düşmüştü, koltuğa geri gidip oturmamla koltukta biraz kakışıp başımı arkaya yaslamıştım, sessizlik tüm hakimiyetini korurken sadece İzem'in dönmeleri eşlik ediyordu bu sessizliğe!

MİRŞAD

Vücudumu ele geçiren ağrıyla birlikte gözlerimi aralarken kulağıma EKG sesleri kulağıma dolmuştu, zorda olsa yutkunmamla bana bakan bir çift siyah gözlerle başımı yavaşça geriye çekmiş mavi önlüklü kişiye bakmıştım, başımda olan kişinin yüzü maskeyle kapalı olsada gözleri kendini ele verirken ağzımdaki oksijen maskesini çekerek çenemde bırakırken "Yade" diye fisıdamıştım, yüzünü görmesemde şaşırdığını anlamıştım çünkü her hareketini biliyordum

"İyimisin?" Yade'nin sorusuyla başımı yalandan onaylayarak sallamış ve yutkunmuştum

"Susadım!" Yade bana kırılan gözleriyle bakarken bu sefer başını sallayan oydu ama onaylamak için değilde reddetmek için sallamıştı

"Üzgünüm!"

"O zaman" cümlemi yarıda kesmek zorunda kalırken dudaklarımdan kaçan iniltiyle yerimden zorda olsa kendimi kıpırdatmış ve gözlerimi tekrar Yade'nin gözlerine sabitlemiştim

"Borcun olsun!"

"Borç morç yok Mirşad ağa, allahın suyu Kalktığın zaman kendin içersin!"

Yade'nin cevabıyla gülmeme engel olamazken tutan öksürükle tüm vucudum acı içinde kalmıştı, Yade serumu kontrol edip oksijen maskesini ağzıma geri takmıştı

"Doktor çağırıp gelecem" Yade arkasını dönüp gitmeye yeltenmesiyle hızla bileğini tutmuştum, Yade çatılan kaşlarıyla bana bakarken tek kaşımı kaldırarak bakmıştım

"Niye?, sen doktor değilmisin?"

"Doktorum ama senin değil!" Tek kaşımı kaldırarak yastıkta başımı yana çevirerek devam ettim

"Doktor hanım siz hastalarınız arasında ayrım'mı yapıyorsunuz"

Yade bana doğru hafif bir şekilde eğilmesiyle gözlerime bakmıştı

"Biraz sus olur mu?" Yade'nin bu dobralığına ve asla geri adım atmayışına bayılıyordum

"Az daha tamamen susuyordum zaten"

"Ama bak" Yade iki elini yana açıp etrafa ardın bana bakmıştı

"Hayattasın!"

"İzem sayesinde!" Yade'nin İzem'den hoşlanmadığını biliyordum ama hakkınıda yiyemezdim, sırf beni hayatta tutabilmek için ölmeyi seçmişti

"Bu arada abime verdiğin mermiler ne alaka?"

"Ahh" gözlerimi sıkı sıkıya kapatırken Yade hızla bana ardından EKG' ye bakmıştı, dudaklarımdan kaçan iniltiyle yüzümü kırıştırırken Yade korkmuş ve koşarak odadan çıkmıştı, sürgülü kapı kapanmasıyla gözlerimi aralamıştım, biliyorum bu yaptığım Yade'yi delirtecekti ama sorduğu soruya cevap veremezdim çünkü bu cevabın sonu felaketti!

************************************

İSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_

TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06

TAKİP EDERSENİZ ÇOK SEVİNİRİM CANLARIM. (İstegramda ve tiktokta güzel videolar var kaçırmayın derin😉😇🤗)

BOL BOL YORUMLARINIZI BEKLİYORIM 😉

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.