Ölüm yada Yaşam ne demekti?
Bir insan ne yaptığı zaman ben gerçekten yaşadım yada gerçekten ne olduğu zaman ben öldüm der? Bir insanın sadece bedeni öldüğü zaman'mı ölür yoksa ruhu öldüğü zaman'mı?, hangi sorunun cevabı var yada hangi cevap gerçek?
Bilmiyorum! ama benim bir gerçeğim vardı oda hem ruhumun hemde birazdan bedenimin ölmesiydi, belkide hayatı yaşadım yada yaşamadım, belki doya doya güldüm belki gülmem gerekirken ben ağladım, hayatı kendime zindan ettim belki, yada zindan'ı kelebek bahçesine çevirdim, bütün ama bütün sorular cevapsız kalırken artık hissizleşiyordum, biraz da olsa hissettiğim acı artık oda bedenimi terk ederken az önce kapattığım göz kapaklarımı şimdi zor aralıyordum, kendi canıma kıymakla doğrumu yaptım yoksa kalıp savaşmalımıydım bilmiyorum ama Kaner'in eli tenime değdiği an zaten ölmüştüm, ruhum bedenim, içimdeki çocuk, içimdeki genç kısacası tüm benliğim ölmüştü, öldürmüşlerdi, ben gittiğim zaman bu amansız savaşta biterken artık herkes huzur içinde yaşamlarını sürebilirlerdi, son kez gözlerimi aralamamla etraf renksizleşirken görüş açım bulanıklaşmıştı!
KANER KAMİROĞULLARI
"İçindeki ateş'e dur demezsen sende yok olup gideceksin Kaner!"
Koca konakta yayılan sesle etrafima bakınsam'da hasret kaldığım ses her defasında daha yakından yankılanıyordu
"Dur, Durul Kaner, sel olup taşma!"
"Nerdesin?" Koca avluda bir tek ben varken etrafım bomboştu, deli gibi çıktığım merdivenlerin sonunda her girdiğim odadan bomboş çıkarken balkonda durmuş etrafa, avluya boş gözlerle baktım ardından hüzünle omuzumun üstünden arkama baksamda Aliz yoktu, ve olmadığı gibi artık duymuyordum onu.
"Neredesin be Aliz neredesin!"
Uğradığım yenilgiyle balkon korkuluğunu iki yandan tutup başımı eğmemle gözlerimi kapatmıştım
"Kaner!"
Aliz'in sesi bir kez daha yankılanmasıyla eğdiğim başımı hızla kaldırmamla uykumdan uyanırken soluk soluğa kalmıştım, yanıma bakmamla İzem arkası dönük uyurken ben tekrar önüme dönmüş ve başımı yastığa bir kez daha koymuştum, beni unutan nefesimi düzene sokmaya çalışsam' da başarılı olamazken İzem'in başının altındaki kolumu yavaşça çekip üstümdeki pikeyi açarken hızla kalkmış ve banyoya gitmiştim, Aliz'in sesi hala kulaklarımda yankılanmaya devam ederken nefesim daralıyordu, böyle bir rüyayı her zaman kaldırabilirdim ama bugün, bu zamanda, böyle olmamalıydı, İzem kollarımda yatarken değildi, sıkı sıkıya tuttuğum kapı kulpunu bırakırken hızla çeşmeyi açıp ellerimi uzatmamla kolumdaki kanı görmüştüm, uğradığım şaşkınlıkla sadece kolumdaki kan'a bakarken bu kez de elimin arkasında lavabonun üstündeki kan'ı görmüştüm, dudaklarımın aralanmasıyla kolumdaki kan'a ardından kırık aynadan kendime bakmamla aklıma gelen fikirle yüreğime bir sızı düzmüştü, içimdeki korkuyla hızla oda dan çıkarken yatakta yatan İzem'e korkuyla bakmıştım, çünkü bu üstüme sinen kan benim kanım değildi, yanıma yatmak istemeyen İzem şimdi deliksiz uyuması normal olmazken gecede asla kalkmamıştı, az önce banyoya koşar adımla giden ayaklarım şimdi adeta çakılmışca'sına hareket etmezken beynim durmuştu, ne yapacağımı bile bilmezken sadece arkası bana dönük İzem'e bakıyordum, burnuma dolan kan kokusuyla İzem'e doğru koşmamla hızla başına çökmüştüm
"İzem!"
Cümlem karşılıksız kalırken yatağın üzerindeki oluşan kan gölüyle karşılaşmamla aldığım nefes haram olurken boğazıma bir yumruk gibi oturmuştu, İzem'in solan yüzünü avuçlarımın arasına almamla bağırmıştım
"Ne yaptın İzem!" İzem'in yüzünü sıvazlayıp omzundan çevirmemle elleri açılmış ve bileklerini görmüştüm
"İzem aç gözlerini İzem!"
"Yade!"
Avazım çıktığı kadar bağırırken hızla İzem'in başından kalkıp etrafta temiz bir bez parçası arasamda yoktu, odanın düzenini bile unuturken hızla banyoya gidip dolabın alt çekmecesinden ilk yardım çantasını alarak içeriye tekrar dönmüştüm, asla yere diz çökmeyen Kaner ağa Aliz'in ölümünden sonra ilk defa şimdi, İzem için diz çökmüştü, çantayı hızla açıp içindekileri yatağın üzerine boşaltırken odanın kapısı büyük bir güültüyle açılmış ve içeriye Yade girmişti
"Ne oluyor abi?"
"Yade koş!"
Yade korkarak koşarken kanı görmesiyle çığlık atarak olduğu yerde durmuş ve hızla ağzını kapatmıştı, Yade doktor olduğu için onu çağırsam da sanki ilk defa kan görüyormuşçasına kalakalmıştı
"Yardım et Yade durma!"
"Ne, ne zamandır böyle?"
Başımı allak bullak iki yana sallarken bakışlarım sadece İzem'in kanlı kolları ardından solan yüzüne kaymıştı
"Bi, bilmiyorum" Yade hızla İzem'in başına gelmesiyle bende bileklerini sarsam da akan kan'ın haddi hesabı yoktu, beni unutan nefesim yavaşça çıkmaya çalışırken ciğerim yırtılırcasına zor nefes veriyordum
"İzem aç gözlerini!, İzem!" İzem'in yüzünü avuçlarımın arasına alıp sarsam da, bağırsam da uyanmıyordu
"Abi!"
"Kaner!" Babam ve Fırat hızla içeriye girmesiyle oldukları yerde kala kalırlarken ne bir adım geriye nede ileriye gidebilmişlerdi bakışlarım ikisinin arasında gidip gelmesiye Fırat'ın eli havada kalırken korkuyla yatağa bakıyordu
"Nefes almıyor!" Yade'nin cevabıyla hızla Yade'ye dönüp bakmıştım
"N-ne demek nefes almıyor!"
"Nabız yok!" Yade hızla beni geriye doğru itmesiyle İzem'in yanına geçerken biraz üstünde kalan pikeyi de kenara itip kalp masajına başlamıştı, şu hayatta her şeyi görmüştüm, silah'ın alnıma dayandığında bile asla korkmazken şimdi deli gibi korkuyordum, nefret ettiğim kız şimdi benim yüzümden kanlar içinde yatıyordu, sabah düğün zılgıtların çaldığı evde şimdi kan akıyordu üstüne üstlük İzem'in kendisi akıtmıştı bu kanı, kendi kanını!
Yade geri çekilmesiyle dudaklarım aralanırken belli belirsiz başımı iki yana sallamıştım
"Ha- hayır"
Yade bakışlarını İzem'in üstünden ayırmasıyla bana bakarken korkarak İzem'e ardından daha bu sabah onun yüzünden ağlayan ama şimdi onun yaşaması için çırpınan kardeşime baktım, Yade bana başıyla onaylarcasına bakmasıyla konuşmuştu
"Yaşıyor" Yade'nin cevabıyla derin bir nefes alırken Yade hızla omzuma dokunmuştu
"Biran önce hastaneye gitmemiz lazım!"
Yadenin cevabıyla oturduğum yerden kalkmış ve hızla İzemi kucağıma alıp arkamı dönmemle İzem'in soluk yüzü vurduğu göğsüme düşerken elleri aşağıya düşmüş ve süğlüm saçları savrulmuştu, sırayla bizimkileri arkamda bırak odadan çıkmaya yeltenmemle babamın sözleri duyulmuştu.
"Bize gerek kalmadan tez zamanda hak ettiği bir şekilde ölür umarım!"
Kucağımda İzemle birlikte hiçbir şey demeden çıkıp giderken bu sefer lafını yutmuştum, çünkü bir kez daha bir kızın cansız bedeniyle bu Mardin sokaklarından geçemezdim, bir kızı daha bu toprağa emanet veremezdim, koşar adımla merdivenleri inerken Fırat'da hızla arkamdan ikişerli ikişerli merdivenleri iniyordu
"Kapıyı açın!"
Fırat'ın bağırmasıyla kapı sonuna kadar açılırken tekrardan İzem'in yüzüne bakıp önüma bakmıştım
"Aracı hazırlayın!"
Avluya inmemle Fırat yanıma gelirken hızla İzem'in üstünü çıkarttığı ceketini örtmesiyle konaktan çıkarken araçta hızla gelip tam önümüzde ani frenle durmuştu, şoför araçtan çıkmasıyla kucağımdaki İzeme dehşet içinde bakmasıyla başını eğerken Fırat hızla arka kapıyı açmıştı,
"Fıray diğer tarafa geç!" Fırat beni ikiletmeden dediğimi yaparken hızla arkaya geçmiş ve İzem'in omuzlarından tutup çekmişti, kapıyı çarparak kapatırken diğer tarafa geçmek için hamle yapmamla babam karşıma geçmiş duruyordu
"Bırak eceliyle ölsün!" Babamın sözlerini şok içinde dinlerken babam bana dediği cümlenin son derece arkasında duruyordu
"Ne diyorsun sen?, çekil önümden!" İlk başta soru sorsam da sonradan vaz geçmiş ve babamın tek bir söz söylemesine müsaade etmeden omuzundan ittirerek geçerken İzem'in yanına binmiş ve başını kucağıma almıştım, Fırat benim tarafın kapıyı kapatmasıyla kendi kapısını açarken Yade'de öne binmişti.
"İzem yalvarırım aç gözünü!"
"Nefesini kontrol et abi!"
dişlerimi deli gibi sıkarken İzem'in belinden tutup biraz kaldırmamla eğilerek nefesini dinlemiştim
"Çok az Yade!" Fırat her bir öncekine göre biraz daha Frene basarken İzem'in yere sarkan elini tutup çekerken avucumun içine almıştım, elleri gittikçe soğuklaşırken dudakları morarıyordu, İzem'in başının altındaki elimi çekip iki elini de avucumun içine alıp sıcak üflememle ellerimle de gel git yaparak ısıtmaya çalışıyordum!
"Olmaz sende olmaz!"
"Abi!" Dişlerimin arasında kendi kendime söylediğim söze kendimi o kadar kaptırmıştım ki kimseye kulak verecek değildim, bizimkilere bakmasam da bakışlarını hissediyordum ama hiçbir şey demezken sadece tek ilgilendiğim İzem'di
"Sen güçsüz değilsin, bu kadar çabuk pes edemezsin!"
İzem'in kulağına yaklaşarak söylediğim cümleyle gözümden bir damla yaş akmış İzem'in yüzüne düşmüştü
"Senide böyle kaybedemem aç gözlerini kavga et benimle!"
İzem'in konuşmasına tahammül edemeyen ben iken şimdi benimle kavga etmesi için yalvarıyordum, ama bütün yalvarışlarım boşaydı.
Fırat aracı deli gibi sürerken elini de asla kornadan çekmiyor ve her aracın yolu açması için selektör yaparak korna çalıyordu
_
Hastaneye gelmemizle Fırat ani fren yaparak durmuş ve hızla araçtan inip bizim kapımızı açmıştı, İzem'in üstündeki ceketi bir kez daha çekmiş ve ceketin ďüşmemesi için tutarken İzem'i kucaklayıp araçtan inmiştim, Sargı bezinden akan kanlar İzem'in avucundan parmaklarına akmasıyla eli boşluğa düşerken kanlarda bir bir yerle buluşuyordu
"Buraya bakın!" Hastaneye girmemle bağırırken hastane koridorunda olanlar hızla bize bakarlarken kucağımda İzem'i görenler korkarak kenara sinmiş bakıyorlardı, çünkü herkes bilir ki aynı şekilde Alizle gelmiştim buraya ama bir farkla Aliz'i buradan sağ çıkaramazken ben tek başıma çıkmıştım, doktor ve hemşireler sedyeyle koşarak gelirken hızla yatırmıştım, hemşireler İzemi götürürken doktorda arkalarından koşarak gitmişti, yine her zaman ki gibi burada bir başıma kalırken yüzümü sıvazlamak için hamle yapmamla ellerimdeki kanı görmemle bir adım geriye sendelemiştim,
"Abi!"
"Abi!" Fırat ve Yade bana koşarlarken sırtımı duvara yaslayıp durmuştum
"Merak etme İzem bana emanet!" Yade cümlesini söylemesiyle arkasına bile bakmadan giderken Mirşad'ın gelmesiyle hastane adamlarla dolmuştu
"Durumu nasıl?" Kaldırdığım başımı eğmemle iki yana sallarken herkesi arkamda bırakarak uzaklaşmıştım
"Kaner bekle!" Mirşad'ın seslenişini umursamazken dengime gelmesiyle kolumdan tutup çekmişti
"Ne var lan, ne var?"
Kendimi kaybetmişçesine bağırıp sağa sola saldırdığımda içimdeki kor ateş sönmek bilmiyordu, hastane koridorlarındaki sandalyeyi tekmelememle sandalye büyük bir gürültüyle kayarken arkadaki sandalyelere çarparak durduğunda bu sefer koridorda duran duran ilaçların olduğu masaya vurmuştum, ilaçlar yerle buluşmasıyla tuzla buz olurken içindeki ilaçlarda etrafa dökülmesiyle masada büyük bir gürültüyle yere çarpmıştı,
"Olmaz Mirşad, İzem olmaz böyle olmaz!"
Mirşad beni durdurmaya çalışsa' da nafileydi, asla başarılı olamazken ortada gezen alev topu gibi herkesi, her şeyi yakıp geçiyordum "Aaaa" içimdeki öfkeye yenik düşerken adeta teslim olmuştum, deli gibi bağırmamla sonunda dizlerimin üzerine bir kez daha çökmüştüm "Dursana Kaner! İzeme bir şey olmayacak!"
"Anneme de en son öyle diyorlardı" Mirşad dediğim sözle şoka uğrarken gözlerine bir kez daha hüzün çökmüştü çünkü gayet iyi biliyordu nelerin olduğunu
*
20 yıl önce
"Asla kabul etmiyorum"
"Sana soran oldu mu lan!"
Koca konakta daha gün bile doğmadan kavga sesleri bir kez daha yükselmesiyle hızla yataktan kalkıp salona koşmuştum, babamın yanında daha önce görmediğim genç bir kadın dururken annem tam karşılarında durmuş bağırıyordu
"Babam buna izin verir mi sanıyorsun Haşir? Koskoca ağa kızının üstüne kuma getirttirlermi sana?"
Babam küçümseyici bir bakışla anneme bakıp "Onay almadığımı mı sanıyorsun Birdilşah" demesiyle annem şok içinde kalırken geriye doğru sendelemişti anneme koşmamla tutmam bir olurken annem kendini toparlayıp bana bakmıştı
"Sana erkek evlat verdim, bana bunu yapamazsın" dedikten sonra annem öne doğru hamle yapıp babamı göğsünden ittirerek bağırmaya devam etmişti
"Babam' da izin verse ağa kızıyım kuma aldı üstüne dedirtmem"
"Eeee yeter lan!" Babam cümlesini bitirmesiyle anneme tokat atması bir olurken annem yere düştüğünde yavaşça yüzünü tutmuştu
"Şehnazla haftaya evleniyorum, sende susup oturacaksın" diyerek annemle benim yanımdan geçip gitmesiyle biz burada, salonda bir başımıza kalmıştık annem hıçkırıklarla ağlarken yavaşça eğilip yanına oturmuş annemin göz yaşlarını silerken kanayan dudağını da silmiştim.
Elim kan olurken üstüme sürtmüş geçmiştim ama bilmiyordum' ki üstüme sildiğim bir damla kanın üstümü kendi rengiyle ve daha fazlasıyla bezeyeceğini
"Anne o kadın kim?"
Annem elinin tersiyle göz yaşını silip bana bakıp yutkunmuştu
"Buna müsaade etmem Haşir, etmemm!"
Annem beni umursamadan yanımdan kalkarken içindeki ateşle bağırıyordu
"Anne!" Yakarışlarım sonuçsuz kalırken annemin arkasından sadece bakakalmıştım.
-
"Birdilşah!"
Aradan geçen yarım saatin sonunda babamın sesi bir kez daha yükselirken sadece kapıya bakmıştım, çünkü birazdan' da annem bağıracak ve tekrar karşılıklı bağrış sesleri yükselecekti, dizlerimi kendime doğru çekip oturduğum yerde misket oynamama devam ederken bir kez daha babamın sesi yükselmişti ama umduğum gibi değildi, annemin sesi yükselmezken babam bir kez daha annemin adını zikretmişti
"Birdilşah!" Babamın sözü karşılıksız kalırken hızla elimde misketimle oturduğum yerden kalkmış ve dışarıya doğru koşmuştum, ses babamın odasından gelmesiyle merdivenleri ikişerli ikişerli çıkarak hızla sabahları sevinçle koştuğum odaya, annemlerin odasına gitmiştim, gördüğüm manzara sonucu kapı eşiğinde kalırken ellerimde sıkı sıkıya tuttuğun misketlerim yerle buluşmuştu, babam annemin başında bağırırken annem kanlar içinde yatakta yatıyordu, bazı sabahlar uyandırmak için koştuğum yatağa bu gün annemi kurtarmak için koşuyordum
"Anne!" Annemin her zaman gülen yüzü bugün solgundu, pamuk gibi olan elleri bugün boydan boya kesik ve kan içindeydi!
"Anne aç gözlerini anne!, baba bir şey yap, annem olmaz baba!"
BUGÜN
*
Hala yirmi yıl önceki çığlıklar bu gün kulaklarımda yankılanırken yirmi yıl önceki gibi bağırmıştım
"Annem gibi olmaz Mirşad, olmaz!" Diz çöktüğüm yerde ayağa kalkmak için Mirşad'a direnirken Mirşad sıkıcana sarılarak durdurmuştu
"Bu sefer olmayacak, İzem güçlü kız bırakmaz"
"Kendini öldürecek kadar aptal ama!" Elimi yere deli gibi vurarak söylerken Mirşad engel olmaya çalışıyordu ama bana kimse engel olamazken içimdeki yılların ateşi tekrardan harlanmıştı
"Ne oldu da İzem bunu yaptı Kaner?"
Mirşad'ın sorusuyla yaptıklarım bir bir gözümün önüne gelirken hiçbir cevap verememiştim çünkü yaptıklarımın bir izahı yoktu, İzem'i bu yola ben sürüklerken neden yaptı diyemezdim, ona kızamazdım buna hakkım yoktu ama ben sadece kendimi düşünüyordum yıllar önce yaşadığımı tekrar yaşamak ağır geliyordu,
"Kaner!" Tok bir ses koridorda yankılanmasıyla başımı kaldırıp bakmamla koridorun bir diğer ucunda aşiret varken diğer ucunda İzem canıyla cebelleşiyordu ve ben tam ikisinin ortasında yerle bir olmuştum, ayağa kalkmamla Berzan ağa bana doğru gelirken yüzünde asla bir hüzün kırıntısı dahil yoktu
"O kız hak ettiği yerde ya sen?, senin hak ettiğin bu çöktüğün yer' mi?"
"Ne diyorsun sen Berzan ağa"
"Dediğim odur ki bu kız ya şimdi yada buradan sonra ölecek!"
"Kimsiniz lan siz haaaa!" İçimdeki tüm öfkeyle Baratan aşiretin ağası Berzan ağaya bağırırken Berzan ağa geri adım atacak gibi değildi
"Hala ne diye onu korursun sen?, senin kadının olacağına ölmeyi seçen bir kadın için nedendir içindeki bu öfke"
"Kes lan sesini" Berzan ağanın boğazından yapışmamla karşı duvara yaslarken bağırarak deli gibi sıkıyordum
"Sözlerine dikkat et!, hakkında konuştuğun benim karım!" Sözlerimin üzerine bir bir bastırarak söylerken Berzan ağa yavaşça nefessiz kalıyordu
"Sana baştan dedik Kaner, o kızın en başından beri hak ettiği buydu ama sen dinleme-"
"O dilinin yerinde kalmasını istiyorsan kapa çeneni"
Boğazını tuttuğum Berzan ağa hala konuşmasına devam ederken bu sefer boğazındaki elimi yukarıya kaydırarak çenesini ve yüzünü sıkıca tutarken hastane bir kez daha karışmıştı, diğer aşiret ağaları Berzan'ı elimden almak için bir kez daha yeltenseler' de başarılı olamamışlardı
"O kız için bizimle girdiğin bu savaş değer' mi?"
"Benim karım hakkında konuşurken iki kez, üç kez gerekirse on kez düşüneceksiniz!"
"Ölümü senden çok seven karın için mi?, sen ne kadar alçaldın bu kadar Kaner ağa!"
Berzan ağa avuçlarımın arasında olan yüzüne aldanmadan hala fitursuzca konuşurken hızla yumruk atmıştım
"On yedi yaşındaki kızı kendine kuma almaya çalışan kırk beş yaşındaki şerefsiz ağa' mı söylüyor bunu?"
Berzan ağa yediği yumrukla düşerken hızla Mirşad tutmuş ve Berzan'ı düşmekten kurtarmıştı, Mirşad'a anlamsız gözlerle bakmamla Mirşad kaşlarını çatmış ve az önce dayanak olduğu Barzan'ın yakasından tutarak karşıma getirirken Mirşad'ın adamları herkesin önünde dağ olmuştu.
Herkes her şeyin farkında olurken herkes salak ayağına yatıyorlardı ama ben susmayacaktım, susmadığım gibide herkesin gözüne soka soka gösterecektim gerçekleri
"Doğrumu lan bu?" Mirşad benim dediğimi doğrulatmak için Berzan ağaya söz hakkı verse' de Berzan ağanın itiraz edebileceği bir yalan yoktu ortada
"Ne oldu Berzan ağa Kaner sus dediği halde konuşuyordun?"
"Sende göz mü yumdun Kaner!"
Mirşad Berzan ağayı bırakıp hızla bana sorusunu yöneltirken gözlerimi kısarak bakmıştım
"Göz yumsaydım eğer çoktan aldıydı kızı!" Bağırarak söylediğim cümleyle Mirşad hızla arkasını dönerek Berzan ağaya tokadı atmıştı, Berzan ağa tokadın etkisiyle yere yapışırken Mirşad gurur duyarak bakıyordu eserine,
Mirşad istediğini yapabilirdi, koskoca Baratan aşiretine kafa tutabilecek güç vardı ve Mirşad bunun farkında olduğundan istediği gibi tek tabanca geziyordu, belki' de şu hayatta kazanmak istiyorsan tek olacaksın yoksa benim gibi bu hayatta sana nefes olan, can olan kişi ellerinin arasından kayıp giderdi o yüzden de Mirşad çok şanslıydı, kaybedeceği yada korkacağı hiç bir şey yoktu
İşaret parmağımla diğer aşiret üyelerini işaret ederek bir kez daha konuştum
"Benim karım içerde canıyla uğraşıyorken siz burada hiç bir karar alamazsınız!"
"Uyanınca illa alınacak!" Duyduğum sesle arkamı dönüp bakarken karşımda duran babamla karşılaşmıştım
"Uyanınca yine, yeniden acı çekerek ölecek!? dua et de bu hastaneden hiç çıkmasın!" Babamın her bir sözünde bir kez daha hayrete düşerken öfke ve nefretle bakıyordum babam sadece ona duyduğum nefrete bir yenisini eklediğinden sonuçlarını düşünmüyordu, halbuki ilk onun bilmesi gerekirdi gözüm döndüğünde büründüğüm kişiliği, en basiti içimizdeki hainleri öğrendiğim zaman nelerin olduğunu yakınen şahitlik etmişti, Fırat babamla benim arama girmek için her an hazırda beklerken Yaver'de acil kapısının önünde adeta duvar olmuştu
"Yer gök şahidim olsun, ona ellettirmem!, gerekirse ikisini birbirine katar sizi de için de bırakırım" cümlemi söylerken bu sefer işaret parmağımla' da desteklercesine babamı göstererek yavaşça yürürken sadece babama bakıyordum
"Karşımdaki sende olsan ezer geçerim!"
"Sadece ben değil onca kişiyi tek başına, karşına nasıl alacaksın? oğul diyesin hele"
"Şu kısa zamanda hepinize nasıl karşı geldiysem, nasıl hamlelerinizi boşa düşürüp ben galip geldiysem yine yaparım!"
"Ama şimdi bir kanadın kırık" babam cümlesini söylerken başıyla' da içeriyi işaret etmişti
"Bakıyorum pek mutlusunuz, genelde kanadım kırıldığı zaman düşmanlarım sevinir ama!" Babama yaptığım ima aslında çok zaman önce gerçekleşmişti ama dile dökülmezken bir birimizle gözle görülebilecek bir savaş içerisindeydik
"O kız öldüğü zaman aynı tarafa geçeceğiz Kaner ağa!"
"İşte o zaman cehennemi ayağınıza getirmekle kalmam hayatınızı cehenneme çeviririm!"
Sözlerimi karşımdaki düşmana yani babama söylerken acil' in kapısı hızla açılmış ve doktorlar içeriye koşarak girerken hemşire koşarak çıkıyordu
"Neler oluyor?" İçime yer edinen korkuyla bana düşman olan babamı umursamadan bir iki adımla öne çıktığımda koşan hemşire tam karşımızda dururken telaşla konuşmuştu
"Hata çok kan kaybetti, acil kan lazım"
Hemşirenin cevabıyla aklıma bana kan verdiği gelirken hızla öne atılarak konuştum
"Benim kanım uyuyor!"
Hemşirenin gözündeki ışığın parlamasıyla hızla onay verirken konuşmuş ve hareket etmişti
"Çabuk olalım"
"Kendisi kısa bir süre önce vuruldu hemşire hanım!"
Babamım sözleriyle ayaklarım olduğu yere çakılı kalırken hemşire hanım hızla babama dönerken yutkunarak arkamı dönmüş ve anlamsız gözlerle bakıyordum
"Nasıl yani?"
"Kan almaya diye götürdüğün adamın kendine hali yok"
Herkes babamı şok içinde dinlerken ben başımı hafif yan çevirip öfkeyle, kırgınlıkla, pişmanlıkla yeni düşmanıma babama bakmıştım
"Sakın!" kısık ama babamın anlayacağı bir şekilde konuşmamla Hemşire anlamsız gözlerle bana bakarken benim baktığım tek bir yer vardı oda öfkeyle bana bakan babamın gözleriydi
"Daha açık olmamı istersen hemşire kızım"
"Baba!, sus!" Sözlerim yeteri kadar açık ve net anlaşılır olmasına rağmen babam anlamamak için direnirken yüzünde de eksik olmayan alaylı bir tebessümle bakıyordu, tebessüm her geçen saniye daha büyürken ilk önce bana daha sonra yanımda duran hemşireye bakmıştı
"Kendisi ağrılarından ötürü güçlü bir ağrı kesici kullanıyor"
Babamın tek bir cümlesi hemşire hanımın dehşete düşmüşçe bakmasına yetmişti
"Ağrı kesicinin ne zararı olur ki, hem iki gündür kullanmıyorum"
"Yanılmıyorsam oğlum dün gece ağrın vardı!"
"Kes yalanı!" Babamın cümlesiyle karşımda hemşirenin olduğunu umursamadan bağırmıştım
"Böyle bir şeyin olması mümkün değil beyefendi, üzgünüm!" İçimde oluşan kırgınlık başımdan kaynar suların dökülmesine sebep olurken bir kez daha konuştum
"Yok öyle bir şey hemşire hanım hem olsa bile a- arındırın, temizleyin o zaman"
"O kadar vakit yok beyefendi!"
Hemşire hızla çekip giderken ben burada gerçeklerle bir başıma kalmıştım.
"Şimdi ne yapacaksın Kaner ağa, sana demiştim o buradan sağ çıkmayacak!"
Babamın sözleri bir öncekinden daha ağır olurken babam durmak bilmiyordu
"O kız ölürse kendinizi öldü bilin!"
"Her ikisine' de sen kendin kefen giydirdin!"
"Baba!" Fırat benden önce öne atılmasıyla babasını çekerken Mirşad hızla gelip omuzumdan tutup çekmişti
"Ne diyorsun sen baba!"
"Onun istediğini verme ona"
"Ne vermemesi lan! ne dediğini duymuyor' musun sen!"
Mirşad' ın göğsüne vurup ittirmemle Mirşad bir adım uzaklaşırken gözlerini kapatıp derin bir nefes eşliğinde açmış ve tekrar karşıma gelmişti
"Yalan mı oğul de hele, önce Aliz şimdi ise İzem" babam ameliyat kapısına iğrenerek bakıp devam etti
"Bileklerini kesecek kadar nefret ediyor senden sen hala karım diyorsun onun için, bu kadar alçaldınmı sen!"
"Sus!" Babama koşmamla Fırat önüme geçerken diger ağalarda araya girmiş beni tutuyorlardı ama son bir hamlemle bizimkileri boşa düşürüp ellerinden kurtulsam da Mirşad'ı geçememiştim, Mirşad hızla omuzumdan tutmasıyla bir adım dahil atamazken işaret parmağımı sallayarak konuştum
"Çizilen sınırı fazlasıyla aşıyorsun!"
"Babasının üstüne yürüyen Kaner ağa'mı söylüyor bunu, o sınır kalkalı çok oldu Kaner ağa!"
"O sınırın kalkmasını sağlayan sensin, sakın bana suç atma!"
"Öylemi?, savaşı bitirmeyen sensin, kan akıtmıyorsun ama öfke, nefret, kin akıtıyorsun!"
"Hak ettiğiniz buda ondan, daha fazlası değil!"
Mirşad kolumdan tutup götürmeye çalışırken babamı işaret ederek bağırmamla Mirşad'ın ittirmesi artmış ve daha hızlı götürmeye çalışıyordu
"Şu halini gören ne der Kaner!"
Herkes arkamda kalırken babam hala konuşuyor ve damarıma basmaktan geri durmuyordu, Mirşad bir an bile durmadan beni uzaklaştırırken "İzem'e gidelim" diyerek benim direnmemi engellemeye çalışıyordu ve ona istediğini yapmasına engel olmayacaktım çünkü uyanınca İzem'in ilk tepesine çökecek kişi bendim ama şimdi annemle aynı kaderi paylaşmamaları için ona eli ben uzatacaktım, Mirşad'ın kolunu ittirerek "Bırak!" diye bağırmamla engelinden çıkarken önüme dönüp cebimden çıkardığım telefondan hızla Arjen'i arasam da telefon meşgule düşmüştü
"Allah kahretsin!"
Telefonu kulağımdan çekmemle bağırırken Mirşad bana bakmasıyla tekrar konuştum
"Mirşad herkese haber sal!"
"Çoktan haber uçtu merak etme"
Mirşad telefonu çalmasıyla konuşmayı keserken hızla telefonu cevaplamıştı
"Tamam, Baratan aşiretin her bir üyesi de kıskaç altına alın bir sürpriz istemiyorum"
Mirşad telefonu kapatmasıyla omzumun üstünden bakmamla Mirsad' da bana bakmış ve tek kaşını kaldırarak "Sürprizleri sevmem" demişti, Mirşad gözlerinde bilmediğim ifadeyle bakarken önüme dönmüş Arjen'i bir kez daha aramıştım ama yine sonuç aynıydı, bir kez daha "Aradığınız kişi şuan başka biriyle konuşuyor" sesi kulağıma dolarken öfkeyle telefonu kulağımdan çekip telefonu yere fırlatarak bağırmıştım
"Allah kahretsin!"
"Abi!" İsmimi duymamla arkamı dönüp bakarken karşıdan koşarak Fırat geliyordu, hiç bir şey demeden sadece bakarken Fırat elindeki telefonu bana uzatmasıyla anlamsız ve boş gözlerle bakarken Fırat bana içten ve sıcak bakıyordu
"Arjen telefonda!"
Fırat'ın cevabıyla zaman kaybetmeden telefonu almamla bana soru yöneltilmesine müsaade etmemiştim
"Karakolda 0 RH negatif kana sahip kim varsa hastaneye getir Arjen!"
"Ne kanı?, ne hastanesi Kaner!?
"İzem intihar etti!"
"Ne, nasıl şimdi?"
"Kaybetmek üzereyim" onca öfkeme tezat sesim yok gibi çıkarken başka bir şey diyememiştim
.
.
"Arjen!" Bir kaç saniyelik sessizliği bozan ben olurken Arjenden hala bir ses yoktu
"Alo, Arjen!"
"Iıııı!, bu kan gurubuna uyan kimse yok"
"Koskoca karakolda nasıl yok!"
"Yok işte Kaner!"
"Tamam kapat!"
"Kaner" Telefonu kulağımdan çekmemle Arjen'in sesi bir kez daha yankılanmıştı
"Ne var?"
"Polis yok ama, getirdiğimiz Hakan var"
"Hakan mı?"
"Evet, içeriye almak için bir bahane ararken bilgilerinde görmüştüm Hakan'da 0 Rh negatif"
"Tamam çabuk serbest bırak hastaneye gelsinler!"
"Abi delirdin mi sen, öğrendikleri anda çökerler tepene!"
Fırat'ın cevabı üzerine hiç düşünmezken Hakan'dan önce tepeme çöken kendisiydi
"Acele et" deyip telefonu kapatmamla karşımda bana bakan Fırat'a ve Mirşad'a bakmıştım ama Mirşad benden erken davranmasıyla konuşmuştu
"Ben sizi abi kardeş yalnız bırakayım" Mirşad cümlesini söylemesiyle arkasına bile bakmadan giderken Fırat'ın sorgular bakışlarıyla kalmıştım
"Şu an onlardan önce düşüneceğim İzem var!"
"Abi, zaten bizde İzemi düşünüyoruz, her yerde kan arıyoruz ama onlar karışmamalı"
"Bulundu da benim' mi haberim yok!, haa!"
İçimdeki öfkenin vermiş olduğu hırsla Fırat'a karşı bağırsam da Fırat geri adım atacağına ileri adım atarak yanıma gelmişti
"Abi!, yapma!" Fırat cümlelerini yavaş yavaş söylerken gözleriyle de beni onaylarcasına bakıp başıyla onay vermişti ama benden onay alamazken bu sefer konuşan bendim
"Arjen getirecek direk kana yönlendir" Arkamı dönüp giderken Fırat'ın cümlesiyle ister istemez durmuştum
"Şuan İzem için gözünü kırpmadan her şeyi yapacak kişisin!"
Fırat'ın cevabıyla ona doğru dönerken başımı hafif yan yatırarak sorgularcasına bakmıştım
"Geldikleri gibi tekrardan ortalık karışacak!"
"Karışırsa karışsın umurumda mı sanki!" Cümlemi söylememle yanda duran sandalyeye tekme savurup tekrardan Fırat'a bakmıştım
"Abi yalvarırım bunu yapma!"
Fırat cümlesini söylemesiyle bana sıkıca sarılırken gözlerimi kapatıp yutkunmuştum, cidden artık her şey ağır gelirken tarih teferruat ediyordu!
Fırat'ı kendimden uzaklaştırmamla arkamı dönüp gitmiştim, çünkü diyecek bir şey yoktu olmadığı gibi de asla durmayacaktım!
YADE KAMİROĞULLARI
Ne kadar tepkilide olsam söz konusu bir hayattı ve biz hemşireler, doktorlar karşımızdaki kişinin kim olduğuna bakmayız, belki düşmanımız belki de dostumuz kimliği, sıfatı fark etmeksizin kurtarmakta sorumluyduk ve bu günde böyle oldu şu hayatta tek varlığım abimi vuran ve az daha öldürmek üzere olan kızı bu gün ben kurtarmıştım ve abimde varını yoğunu onu yaşatmak için veriyordu, atandığım hastaneye ilk gelişim ve ilk görevim başka olabilirdi ama kader buna İzim vermezken ilk görevim abimin karısını yaşatma çabamdı, abimi ilk defa böyle görmesem de Aliz'den' de kötü olmuştu çünkü bu denli yıkılmasının nedeni Birdilşah anneyle aynı ölümü seçmeleriydi, bu güne kadar abim asla bu olayın sözünü dahil etmezken bu gün herkesi o çukurda boğuyordu ve kendisi' de yerle bir olmuştu,
"Yade!" İsmimi duymamla hızla arkamı dönüp bakmıştım, karşımda siyahlar içinde ve son derece çehreli biri dururken abimin düğününde gelen kişiydi
"İsmimi nereden biliyorsunuz?"
Soruyu sormamla karşımdaki adam yavaş adımlarla bana doğru gelirken gözleriyle' de beni süzüyordu
"Sadece ismini değil senin hakkında her şeyi biliyorum!"
Çehresinden ödün vermeyen adam tam karşıma gelmesiyle bana çatılan kaşlarıyla bakarken ben başımı hafif yan çevirmiş anlamayan gözlerle bakıyordum
"Kusura bakma böyle tebrik etmek istemezdim"
"Kimsiniz ve nereden tanıyorsunuz dedim!"
"Seni uzun zamandır abini daha uzun zamandır tanıyorum"
Soruma karşılık aldığım cevapla derin bir nefes almamla gözlerimi aktararak aldığım nefesi geri vermiştim
"Sen abimin düğününde ortalığı karıştıran kişisin!" Mirşad işaret parmağıyla beni göstermesiyle göz kırparken bir kez daha gülümsemişti
"Tam üstüne bastın"
"Ama benim seninle bir işim yok"
"Belkiii" karşımdaki kişi son cümlesini uzatarak bir kez daha beni süzmesiyle daha fazla bu davranışına tahammül edemeyerek arkamı dönüp gitmek için bir adım attığımda "Benim seninle bir işim var!" demesiyle durmuş ve arkamı yavaşça dönüp bakmıştım, karşımdaki adam ise döneceğimi biliyormuşçasına iki eli cebinde bana kısık gözlere bakıyordu
"Öylemi?"
"Öyle" Kendinden son derece ödün vermeyen adam kaşlarını havalandırarak verdiği cevapla bir adım daha yaklaşmıştı
"Hayat bize ne sunar bilemeyiz ama iyi şeyler sunması içinde bir şeyler yapmalıyız"
"Senden iyi bir şey olacağını sanmıyorum!"
"O kadar iyi tanıyorsun yani beni"
"Hayır tanımıyorum, ben seni tanımadığım gibi sende beni tanımıyorsun"
"iki ağustos, iki bin on altı yılında On sekizinci yaş gününü abine ısrarların üzerine istanbul da kutladın, arkadaşın Zeliş evlenmek istemediği zaman babası tarafından dövülerek hastaneye kaldırıldığında doktorlar erkek diye müdahale ettirmedikleri için öldüğü gün doktor olmak istedin, Haşir ağa senin okumak istediğini öğrendiği zaman izin vermediği için ağabeyin ailene sırf senin için karşı geldiğini o gün evde nasıl bir kıyametin koptuğunu iyi biliyorum, mesela sınavı kazandığın günkü sevincini dün gibi aklımda" siyahlar içindeki adam cümlesini yarıda keserken gözleri tamamen kısılmıştı
"Daha saymamı istemisin?" duyduklarım beynimin uyuşmasına yeterken başımı iki yana salladığımda cevabını almış olacak ki oda başıyla beni onaylayarak devam etti, "Yani kısacası ben seni çok iyi tanıyorum ama evet sen beni tanımıyorsun"
Çehreli ve gizemli adam her bir sözünde mimiklerini daha fazla kullanırken zifiri gözlerini benden çekip bakışlarını tavana dikerken derin bir nefes almıştı
"Buradan çok uzaktaydım, o yüzden yanında olamadım, sana eşlik edemedim ama her özel anın burada" Çehreli adam gözlerini kısarak konuşurken yüzüne tebessüm yerleştirmiş ve son cümlesini söylemesiyle işaret parmağıyla başını göstermişti, konuşmaya yeltenmemle adını bilmediğimden hiç bir şey diyememiş sadece susmuştum
"Mirşad!" İsminin Mirşad olduğunu öğrendiğim çehreli adam kaşlarını havalandırıp ismini söylemesiyle yüzündeki gülümseme daha fazla yayılmıştı
"Düşünüyordun ya!"
"İsmini değil nasıl bir kişilikte olduğunu düşünüyordum"
bu sefer boş gözlerle bakan Mirşad olurken yüzüne tebessüm konduran bendim
"Hayır tanımıyorum ve tanımak' da istemiyorum senin gibi karanlık insanları!"
"Karanlık iyidir, gereksiz kişileri uzak tutar"
"Ama dikkat et boğulma o karanlıkta!"
Cümlemi söylememle Mirşad beni baştan aşağıya süzerken bende ona bakmıştım, Mirşad siyahlar içinde beyaz gömleği varken bende' de beyazlar içinde siyah badi vardı, ikimizde kendi rengimizin içinde bir karanlık ve bir aydınlık vardı ama Mirşad'ın amacı bende kendi rengini daha fazla arttırmaktı ama asla öyle bir şey olmayacaktı bir kere ben o karanlıkta abimi bırakmışken o karanlığa bende hapsolmayacaktım!
"Atanmışsın!"
Mirşad ısrarla hala hayatıma dahil olurken hiçbir şey demeden arkamı dönüp gitmiştim!
"Sık sık karşılaşacağız!"
"Çok beklersin" Mirşad'ın bağrışına karşılık sesim kısık çıkarken sadece kendi kendime laflanmışdım, Mirşad'ı arkamda bırakarak giderken Mirşad'n gitmesi umuduyla çaktırmadan omuzumun üstünden arkama bakmıştım ama umduğum gibi olmazken dimdik bana bakıyordu, ve asla sözlerinden de bir adım geriye atacak gibi durmazken hızla önüme dönüp adımlarımı hızlandırmamla uzaklaşmıştım.
KANER KAMİROĞULLARI
Bir an bile düşünmeden Fırat'ı kendimden uzaklaştırıp arkamı dönüp uzaklaşmıştım, ayak sesleri bu sefer benden uzaklaşmasıyla duyulmaz olurken içimdeki öfkenin tarifi yoktu ve olmadığı gibi içim içime sığmıyordu, deli gibi sıktığım elimi peşi sıra duvara vurmamla tutulması bir olurken hızla tutan kişiye bakmıştım!
"Sen ne yapıyorsun Kaner!"
Yöneltilen soru karşısında cevabım olmasına rağmen cevapsız kalırken bana hüzünle bakan gözlere baka kalmıştım
"Seni belki ben doğurmadım ama ben büyüttüm ve sen kabul etsende etmesende yirmi yıldır benim kanım' sın canım' sın!"
"A-" konuşmaya yeltenmemle Şehnaz anne sustururken tekrardan konuşmuştu
"Ben ister miyim gencecik yaşımda evlenmeyi hem de kuma olmayı?"
"Sen geleceksin diye bir cenaze çıktı evden!"
"Cenaze çıktığı günden beri ben' de cezamı çekiyorum zaten"
Şehnaz annenin cevabına karşılık tek kaşımı kaldırarak bakmıştım
"Ne cezası, nasıl bir ceza, ben neden bilmiyorum Şehnaz anne!"
"Babam ve ağabeyim bir kere kararı verdiler! ben kimim' ki karşı çıkayım, annen ağa kızı olduğu halde karşı gelebildi' mi? verile karara, engel olabildi' mi benim gelmeme!" Sorular bir bir cevapsız kalırken verilebilecek onca cevap varken sadece susmuş dinliyordum
"Ben babanla imzayı attığım zaman anne oldum Kaner, on yaşında genç delikanlı oğlum oldu, bir yanı sevgiye tok ama biryanı' da aç, kırılgan, yaralı ama dimdik güçlü bir çocuğun annesi oldum!" Şehnaz anne her bir cümlesinde ağlarken duvara vurduğum elimi sıkı sıkıya tutmuştu avuçları arasında ama ben yıllardır bana annelik yapan kadından hariç her yere bakıyordum.
"On beş yaşımdan beri babam sürekli baş göz etmeye çalışıyorlardı ama olmamıştı, babam evet dediği kişiler yaşı küçük diye olmaz diyorlardı, diğerlerinin evet dediğine de babam hayır diyordu ama her evlendiremediklerinde dayağı yiyen bendim, ama her dayağa şükrettim bugünde başaramadılar diye!, sonra gel zaman git zaman on sekiz yaş günüme geldim!" Annem yüzüne kondurduğu buruk tebessümle bakmasıyla derin bir nefes verip gözlerime bakmıştı
"Normal insanlar ne yapar doğum gününde?, mum üfler pasta yer değil' mi ama bana doğum günü hediyesi diye gelinlik verdiler, evleneceksin deyip söz hakkı bile tanımadan sabahına verdiler babana! ve evinize ayak bastığım, hayatınızı kararttığım gündü benim doğum günüm, ama doğum günümde beni' de ailem öldürdü"
"Ama annem kara toprağın altında!"
Karşımda ağlayan Şehnaz anneye karşı sesim titreyerek çıkarken gözümdende yaş akmıştı
"Bende ölmeden o kara toprağın altına girdim Kaner!"
"Ben yarımım, eksiğim ama bak diğer çocuklarına tamlar eksik bir yanları yok, olmasın diyede canımı dişime taktım, üveylik olmasın diye kendi yaramı bıraktım onları yüreğime bastım!"
Şehnaz annemin elindeki elimi yavaşça çekerken annem aralanan dudaklarıyla elime ardından titreyen gözlerle bana bakmıştı
"Ben bu kadar fedakarlık ettiğim zamanda siz bana tekrar eksik hissettirdiniz!"
"Oğlum!"
"Anne!" Aslında son hareketim her şeyi açıklarken annem anlamamak için ısrar ediyordu, geriye bir adım atmamla başımı dikleştirmiştim
"Annem olarak kalmak istiyorsan git!"
"Kaner!'
Koridor da ismimin yankılanmasıyla bakışlarımı annemden çevirip koridorun başına bakmıştım, ve işte beklenen zaman gelmişti, Hakan hareketlenmesiyle annem den uzaklaşarak bir adım yana geçip tam karşısında bekliyordum.
"Anne git!"
Gözümün ucuyla korku içinde bakan anneme bakıp gitmesini istesem de annem bir adım dahil atmamıştı
"Nasıl yaptın lan bunu o kıza!" Hakan cümlesini bağırarak söylerken hızla karşıma gelmiş ve cümlesini bitirmesiyle yumruk atarken yumruğun etkisiyle geriye sendeleyip durduğum da Hakan'da öne savrulmuştu, yumruğu engelleyecek yada karşılık verecek değildim çünkü bu yumruğu hak etmiştim, arkaya doğru sendelememle yere bakarken aklımda sadece tek bir soru vardı
"Verdin' mi kanı?"
Başımı kaldırıp Hakan'a bakarken Hakan gözü dönmüşçesine bana bakıyordu
"Kurtuldu' mu!"
Sorularım peşi sıra cevapsız kalırken bir kez daha Hakan'ın karşısına geçmemle doğrulduğum da Hakan bir kez saha yumruk atmasıyla öfke kusmuştu
"Lan kız kendini kesmiş, içerde ölüyordu lan ölüyordu!"
Her zaman her şeye bir cevabım olurken buna yoktu ne bir cevap ne bir bahane, hiç biri olmazken sadece susmuştum!
"Ben olmasaydım ne olacaktı!" Hakan'ı cevapsız bırakırken Hakan bir kez daha yaklaşmıştı
"Cevap versene lan!"
Hakan bağırdığı cümleyle bir kez daha yumruk atmaya yeltenmesiyle elini havada yakalayıp durdurmamla Hakan'ın hiçbir zaman korku barındırmayan ama şimdi deli gibi titreyen gözlerine bakmıştım, hatalı olduğumdan ilk iki yumruğuna bir şey dememiştim ama üçüncü olmazdı buna asla müsaade etmezdim, burnumdan akan kana aldırış etmeden Hakan'a bakarak bir adım yaklaşırken dişlerimin arasından konuşmuştum
"Bir yolunu bulurdum!"
"Bir halt bulamazdın!"
Konuşmaya yeltenmemle doktor yanımıza gelirken laf yetiştirmeyi bırakıp gözümün ucuyla doktora bakmıştım.
"Ameliyat başarılı geçti hastayı odaya aldık!"
Doktor hanım'ın haberiyle Hakan elini yakamdan çekerken burnunun kenarı seğirmiş ve yanımdan geçmek için hareketlenmişti, Hakan tam yanımdan geçecekken hızla göğsünden tutup durdurmamla yandan bakmıştım
"Karımı ben görürüm!"
"Ne karından bahsediyorsun lan sen!"
Hakan'ın iyicene olayı kavrayabilmesi için yüzüklü elimi yüzüne doğru tutmamla bakışlarımla gösterirken sesimi biraz yükseltmiş ve biraz da yaklaşmıştım
"Nikahlı karım, kadınım!" Cümlemi söylememle Hakan'ı arkamda bırakarak giderken Şehnaz anne ve Fırat'da arkamdan bakıyorlardı, İzem'in odasına gelmemle kapıya ardından kapı kulpuna bakakalmıştım, zaten herşey benim için zorken herkes dahada zorlaştırıyorlardı, imkansız hale getiriyorlardı herşeyi, içinde sıkışıp kaldığım bu durumda beni kimse tutup çekmezken herşeyi daha da zorlaştırıyorlardı, en sonunda derin bir nefes verip gözlerimi aktarırken kapıyı açmış ve içeriye girmiştim, kulağıma dolan EKG makinasının sesi olurken İzem boylu boyunca yatıyordu, kolunda serum burnunda nefes cihazı göğüs kısmındada kalk atışlarını ölçmek için EKG makinasının kabloları takılı olurken bilekleri sarılıydı, yavaş adımlarla İzem'in yanına gidip yavaşça bileğine dokunmuştum, bir insanın kıyamayıp tutmadığı bilekleri İzem hiç düşünmeden kesmişti, onu seven annesini, kardeşini düşünmeden ölmek istemişti, peki neden?, kendi hatalarınının bedeli olan benim hatam yüzündendi, elimi yavaşça çekip İzem'in yüzüne bakarken kaşları hafif çatıktı belliki canı yanıyordu, gözlerimi kapatıp başımı hafif yan çevirmemle yüzümü kırıştırırken yavaşça arkamı dönerek gözlerimi aralamıştım, arkada duran sandalyeyi alıp tam İzem'in yanına koyup oturmuştum.
"Neden be İzem neden?" Sitemlerim karşılıksız kalırken karşımda annemle ikinci kaderi paylaşan İzem vardı ama İzem'in sonu kara toprak olmayacaktı, buna müsaade etmiyecektim, aklıma gelen düşünceyle boğazım düğümlenirken bakışlarımı zorda olsa İzemden çekip yere bakmıştım.
"Tabib sen elleme benim yaramı!"
Titreyerek çıkan sesime aldanmadan sözler boğazımdan yırtarcasına çıkarken yerdeki bakışlarımı asla kaldırmamıştım
"Beni bu dertlere salanı getir!
Kabul etmem bir gün eksik olursa!
Benden bu ömrümü çalanı getir!
Git ara bul getir!"
Başımı kaldıramamazken gözümden akan yaş yüreğime kor gibi düşmüştü
Gözümden düşen bir damla yaşla sesim kesilirken sessizce ağlıyordum, yıllar önce ben hep hasta oduğum zaman annem bu türküyü söylerdi, annemin bilnur sesi her hasta olduğumda şifa gibi gelirken ertesi güne ayaklanıyordum ama artık öyle değildi hastalandım'mı ateşim çıkar ve zor atlatırdım ama yüce yaradanda biliyordu beni annem gittikten sonra sadece bir kere yatağa düşmüştüm.
"Sen hasta olduğun zaman bu türküyü söylerim tüm hastalığın hemencecik geçer oğlum!"
Kulağımda annemin sözü yankılanmasıyla göz yaşlarım beni dinlemez olmuştu, koca ağa ağlarmıydı ama ağlıyor işte söz konusu anne olunca çocuk, büyük dinlemiyordu bu yürek, kalbimdeki yara dinmediği gibide her zaman kanayacaktı, İzemin hareketlenmesiyle
türküyü yarıda kesmiş ve yılımsayarak bakmıştım
"Sen yokmusun Birdilşah hanım!, yine sözlerin doğru çıktı!"
Yüzüme oturan buruk bir telebessüm yerini acıya ve öfkeye bırakırken başımı eğmiş ve göz yaşımı İzem'e belli etmeyecek bir şekilde silmiştim, İzem gözlerini yavaşça aralarken yüzünü acıyla kırıştırmasıyla yutkunmuştu,
"Oğlum benim"
Kulağımda annemin sesi yankılanmasıyla oturduğum yerden öfkeyle kalkarken sandalye yere düşmüş ve büyük bir ses yankılanmıştı odada
"Sen ne yaptığını zannediyorsun İzem!" İzem yorgun gözlerle yüzüme bakarak
"Dudağın kanıyor" demesiyle İzem öfkeme karşı bambaşka bir şeyle gelmişti karşıma, kendisini düşünmeden ilk düşündüğü kişi ben olurken burada olmasının sebebide bendim
"Ayrıca kaşında"
İzem'in son cümlesiyle gülmeme engel olamazken elimle sakalımı sıvazlayıp derin bir nefes alıp susmuştum
"Ahh cidden tek sorun bumu İzem!"
Sinirden gülmeme engel olamazken bir adım geriye atıp elimle gözlerimi bastırmıştım
"Yaver!"
İstifimi bozmadan Yaver'e bağırmamla kapı sonuna kadar açılırken başımı kaldırıp bakmamla Yaver içeriye hızla girmiş ve ilk İzem'e ardından bana bakmıştı
"Buyur abi!"
"Çabuk doktora haber ver İzem uyandı!"
"Ohh şükür!"
Yaver sevinmesiyle kapıyı kapatarak çıkarken ben tekrardan İzem'e bakmıştım, İzem yutkunmasıyla yana bakarken bende baktığı yere bakmamla masa üstünde suyu görmüş ve tekrar İzem'e bakmıştım, İzem sırf bana minnet etmemek için hiç bir şey söylemeyerek kendisi her şeyi halletmeye çalışsa da başarılı olamazken yardım eli uzatacak kişi yine bendim, İzem'in başarısız denemesi sonucu masadaki sürahiyi almamla İzem bana bakmasıyla kaşlarını havalandırsa da onu umursamazken bardağı doldurup yerine koyarken İzem bakışlarıyla her bir hareketimi takip ediyordu, İzem'e bakmamla yaklaşırken yutkunmuş ve yapacağım hareketi bir kez daha düşünmüştüm ama en sonunda aldığım derin nefesle birlikte İzem'e doğru eğilmiştim, İzemle yakınlaşırken İzem'in kaşları çatılmasıyla gözleri gözlerimi bulmuştu, hastane kokusu İzem'in kokusunu bastırmazken mümkünmüş gibi gözlerine daha fazla yorgunluk çökmüştü, İzem gözlerini ayırmadan başını hafif yan çevirirken bende boynunun altından tutmuş İzem'i biraz da olsa doğrulturken suyu masadan alıp içirmiştim
"Teşekkür ederim!" İzem dudaklarını birbirine bastırmasıyla yutkunurken gözlerime baksa da ben bakmamıştım , gözlerim asla İzem'in gözlerinde rotasını durdurmazken İzem'i yatırmıştım
"Neden İzem?" sorumu sormamla masaya hamle yaparken bardağı sert koymamak için kendimi tutmuş ve sakince yerine koymuştum, aslında kalbimde, beynimde fırtınalar koparken şimdi sanki durgun bir deniz gibi karşısında duruyordum
"Ben kötü birimiyim!" Sorum karşısında gözümden bir damla yaş akarken alt dudağımı dişlerimin arasında ezmiştim
"Ölüm benden daha iyi öylemi?, senin için benle evli olmaktan ölüm daha parlak fikir öylemi!" sorularımı peşi sıra sıralarken her bir cümlemde durgun deniz taşmaya başlıyordu ve her bir cümlem de sesim bir öncekinden daha fazla çıkarken İzem sessizce ve yavaşa ağlıyordu
"Neden dedim sana!" içimdeki öfkeye daha fazla set geremezken bağırmış ve yandaki bardağı elimin tersiyle çaparken yere düşmüş ve su her yere sıçramasıyla bardak paramparça olmuştu
"Susma, cevap ver!"
"Korktum çünkü!" bağırmama karşılık İzem'de bağırırken verdiği cevapla şok olmuştum, nasıl benden korkabilirdi, bir şey yapmayacağımı bilmiyor muydu sanki!
"Kan kaybından ölmek kadar acı bir şey yoktur İzem ve sen benle olmaktan acıyı seçtin!, tıpkı a-"
Titreyen elimle İzem'i işaret ederken söylediğim cümlenin farkına varmış ve hızla kendimi susturmuştum, İzem bana anlamayan ve kızaran gözlerle bakarken ben zorla yutkunmuş ve yanda duran masayı alaşağa etmiştim, masa büyük bir gürültüyle yere çarparken içeriye hızla Mirşadın girmesiyle bana baktığında, İzem'in ağlayışı her dakika daha fazla artarken masa'nın düşmesiyle kuruyan dudaklarından küçük bir çığlık kaçmıştı
"Kaner ne yapıyorsun!" Mirşad koşmasıyla beni tutarken İzem'e bakmıştı
"Bırak lan beni!" kendimi geriye çekmemle Mirşad'ın ellerini boşa düşerken bir kez daha İzem'e bakmıştım "Değdi' mi peki?, ölmeyi başarabildin' mi?" her bir sorum cevapsız kalırken İzem gözlerini benden kaçırmış tavana dikmişti ama durmayacaktım yılların acısını gömdüğüm yerden çıkarmıştı ve yıllar önce kaybolduğum dipsiz kuyuyu yeniden açmış beni içine atmıştı
"Bak buradasın yine benim yanımda"
İki elim yana açarak söylediğim cümleyle İzem bana bakmasıyla ellerimi indirirken İzem'e bir adım daha atıp tek kaşımı kaldırarak gözlerinin içine bakmıştım
"Parmağında bana ait olan yüzük var, soyadın benim soyadım!, sıfatın benim karım!"
Son kez işaret parmağımla İzem'i gösterip konuşmaya yeltensem de artık ona karşı diyeceğim sözlerin bitmesiyle bütün sözler artık anlamsız kalırken susmuş ve kaldırdığım elimi yumruk yaparak yavaşça indirmiştim, arkamı dönüp kapıyı tutmamla açmazken omzumun üstünden son bir kez daha bakmıştım
"Seni asla affetmeyeceğim!" kapıyı açıp odadan çıkmamla arkamdan hızla çarpıp kapatırken alnımı kapıya yaslayıp durmuştum
"Tıpkı annem gibi senide asla affetmeyeceğim" kısık sesle söylediğim cümleyle gözümden bir damla yaş akarken artık sadece durmak istiyordum ne yaşamak ne koşmak nede yürümek sadece durmak istiyordum, bu hayatta her şey zor gelirken sadece bir köşeye çekilip durmak istiyordum, alnımı kapıdan ayırmamla kapıya yaslanırken gözlerimi aralamış ve hastane ışıklarına bakmıştım
*
20 YIL ÖNCE
Tanıdık olmayan hastane koridorlarını sedye arkasında koşarken annemin kanlı ellerini tutmuştum, annemin ellerinden akan kan elimden koluma akarken hemşireler açılan kapıyla içeriye girmişlerdi, bende girerim umuduyla hamle yapmamla hemşire adam tarafından durdurulurken kapı yüzüme kapanmıştı, ne kadar adamın elinden kurtulmaya çalışsam' da başarılı olamazken ağıtlarım sonuçsuzdu!
"Anne, bırak beni annemin yanına gidecem, bırak!" Adamın elinden kurtulmamla kapalı olan kapıya giderken kolumdan bir kez daha tutulmamla çekilirken biraz da olsa yaklaştığım annemden yine uzaklaştırılırken bu kez beni babama vermişlerdi, babam beni sarıp sarmalamasıyla tamamen elim kolum bağlanırken kapı açılmış ve içeriye hemşire girmişti, gördüğüm kadarıyla bütün doktorlar annemle ilgilenirken ortada büyük bir hengame vardı ve herkes sağa sola koştururlarken doktorun "Kaybediyoruz!" diye bağırmasıyla annemin eli yataktan aşağıya düşmesiyle annemin yüzüğü elinden düşmüştü, yüzük sesi acili doldururken doktorlar kalp masajına başlamışlardı, babamın kolları arasında yere diz çökmemle babamda diz çökerek beni durdurmaya çalışıyordu, ama nasıl durabilirim' ki annem, babam, sırdaşım olan kadın ellerimin arasından kayıp giderken, beni bu dünyada yalnız, bir başıma bırakıyordu, kapının kapanmasıyla babamın ellerinden kayıp gitmemle ayağa kalkarken ellerimde annemin kanıyla babama bağırmıştım
"Bırak lan beni, bırak, uzak dur benden"
"Kaner, oğlum dur!"
"Oğlum deme bana, deme!" Yüzüme kapanan kapı bir kez daha aralanmasıyla içerden doktor çıkarken yüzünde bilmediğim bir ifade vardı
"A- annem uyandı' mı?" Sorduğum soru karşısın' da doktor bana bakamazken ben doktorun benden kaçırdığı gözlerine bakıyordum, bir adım atmamla kapı aralanırken içeriye bakmıştım ve az önce açık olan annemin yüzünü örtüyle kapatıyorlardı
"Üzgünüm hastayı kurtaramadık!"
"Anne!" Doktorun cümlesiyle hızla içeriye koşarken annemin yanına gitmiş ve örtüyü hızla açmıştım ama annemin yüzü evdekinden' de kötü olurken sop soğuk ve mos mordu
"Anne, anne aç gözlerini anne!"
20 YIL SONRA
*
Bağrışlarım kulaklarımda çınlamasıyla babamın sesi kulaklarımda yankılanmıştı
"Sana nefes olan birine yardım edememek nasılmış Kaner ağa!"
Başımı yasladığım kapıdan doğrultmamla tam karşımda bana bakan babam'a bakmıştım
"Bunu benden en iyi sen bilirsin baba!" Babam arkasındaki bir kaç aşiret lideriyle bakarken bir kez daha konuştum
"Ben bir şekilde İzem'e nefes oldum ama sen!" Cümlemi bitirmemle yavaşça başımı iki yana sallamıştım
Babam söylediğim cümle karşısında hayrete düşerken kaşlarını çatarken bu sefer acımayan taraf bendim ve babamdan önce açık yaramı ben kanatacaktım çünkü biliyorumki babama kalırsa bu yarayı delik deşik edecekti
"Sen sana nefes olan kadının kıymetini bilmedin ve bilmediğin gibide sonu oldun"
"Seni küçük yaşında terk eden kadınımı savunuyorsun bana!"
"Baba sırası değil!" Fırat araya girip babasını susturmaya çalışırken Mirşad'da babamın arkasından yavaş adımlarla gelirken herkesin arasından geçip yanımda safını almasıyla önümde durmuş dinliyordu
"O terketmedi öldü lan öldü!"
"Seni sevseydi kıymazdı canına, susar otururdu"
"Kes lan sesini, kess!" On yaşındaki Kaner yine annesi için babasına hastane koridorunda bağırırken, babama karşı hamle yapsamda Mirşad göğsümden tutarak beni durdurmasıyla babam bir kez daha konuşmuştu
"O seni değil şanı, şöhreti, beni sevdi!"
Babamın son cümlesiyle Mirşad'ı hızla itip yumruk atmamla Mirşad yana savrulurken babama doğru hızlı adımlarla giderken Fırat anlamışcasına yoluma geçmişti ama onu dinleyecek değildim, Fırat'ı elimin tersiyle itmemle Fırat'da geri adım atmak zorunda kalmasıyla duvara çarparken babamın karşına gelmemle hızla yumruk atmam bir olurken babamın geriye savrulmasıyla koca hastane dehşet içinde bakıyorlardı, yumruğun etkisiyle savrulan babamı tutup bir kez daha kendime çekmemle gözleri gözlerimde yakası iki elimin arasındaydı ve işte baba ve oğulun geldiği son noktaydı, bundan sonrası olmazken daha ilerisi ölümdü ya babam benim sonum yada ben babamın sonu olacaktım!.
"Düzgün konuş annem hakkında!"
Babamın dudağından akan kana aldanmadan deli gibi sıktığım dişlerimin arasından konuşmamla Haşir ağa susmak yerine yine konuşmayı seçmişti
"Eksikliğini hissettiğin zaman annesine isyan eden Kaner ağa'mı söylüyor?"
"İsyan ettiğim zaman baba olarak yanımda' mıydın lan sanki, şimdi adammış, babaymış gibi konuşuyorsun" babamı yakasındaki elimi çekmeden geriye doğru ittirerek savurmamla devam ettim
"Bir kere bir kere düşündünüz' mü size neden ben hep uzaktım, neden her şeyi kendim yaptım, neden her şeyin üstünden tek başıma geldim lan! neden?"
Kesik kesik söylediğim cümleler karşısında kimseden ses seda çıkmazken herkes her şeyin farkında ve biliyorlardı ama sadece başkalarından duymazlarken artık benden duyuyorlardı olanı biteni, küçük yaşımda neler yaşadıklarımı, ailem olmayanları nasıl ailem yaptığımı şimdi duyuyorlardı
"Nankörlük eden sensin!"
"Ne zamandır beri yaşananlar nankorlük oldu?, varsa yoksa senin, Şehnaz annenin gözünden hep Birdilşah'ın oğluydum"
Beni tutan kişilerin yapamadığını ben yaparken hafif geri çekilmiş iki elimi yana açarken bir kez daha bağırmıştım
"Yere göğe sığdıramadığınız ama bir tabuta sığdırdığınız Birdilşah'ın oğluyum ben!"
Ellerimi indirip yüzüme buruk bir tebessüm yerleştirirken tekrar konuşmuştum
"Ama Allah şahidimdir ben sizi o tabuta bile sığdırmayacağım, çünkü siz annemin tırnağı bile olamazsınız!"
Herkesi arkamda bırakarak giderken Mirşad'da benimle gelmek için hareketlenmesiyle elimi kaldırırken Mirşad bir adım atamamış ve olduğu yerde kalmıştı ben ise duraklamadan gitmiştim peki nereye mi? Yıllarca isyan ettiğim, kaçmaya çalıştığım ama kaçamadığım, vaz geçemediğim yere mezarlığa gidiyordum.
Dudağımın kenarındaki kanı elimin tersiyle silerken koridorda bana bakan kişileri umursamadan bir bir hepsini arkamda bırakarak çıkıp araca binmemle aracı çalıştırıp direksiyonu direk mezarlığa kırmıştım, yol hiç olmadığı kadar sessiz geçerken alışmıştım artık sessizliğe ama bu farklıydı artık beynimin içindeki seslerde yavaş yavaş kaybolurken kalbim çoktan susmuş ve ölmüştü, her geçen dakika hızımı artırsam' da önümdeki araçlar yol vermez olmuştu, kornaya deli gibi basmamla araçlar az da olsa yolumdan çekilirlerken yeterli olmamıştı sanki herkes anlaşmış gibi yoluma taş koyuyorlardı, son kez kornaya bassam' da sonuç değişmezken en sonunda direksiyonu kırıp bir teker kaldırımda olacak şekilde kendime yol yaratmıştım
-
Mezarlığa gelmemle aniden frene basarak sert bir şekilde dururken kapıyı açıp araçtan inmiştim, artık bundan sonrasını ben yürüyecektim, yıllar önce bir kuytu kenara gömdüğüm gerçeklerle mezarlıklar arasında yürüyerek yüzleşecektim, belki isteyerek belki' de istemeyerek ama yüzleşecektim ve yüzleşiyordum, aracı arkamda bırakarak yavaş adımlarla yürürken mezarlığın içine girmiştim, her yerde mezarlık vardı, her adımımda diğerleri arkamda kalırken yenileri çıkıyordu karşıma, burada yatanlar bazılarının oğlu bazılarının babasıydı ama her bir mezarda acı vardı ve asla eksilmeyecek bir acıydı bu, aileler dua eder evladının acısını görmemek için, evlatların ise korkulu rüyasıdır ailesinin acısını yaşamak ama ben annemin acısıyla kavrulurken bu ateşin içinde yanıyordum, hep derler alışırsın diye ama öyle olmuyordu sadece geriye kalan kişiler için yaşanıyordu, bırak alışmayı her geçen gün bu acı katlanıyordu özellikle ihtiyaç duyduğun zamanlarda kat ve kat artıyordu, biraz daha ilerlesem' de sonunda karşıma çıkmıştı ve tam karşımda duruyordu yere göre sığdıramadıkları Birdilşah'ın, annem' in mezarı, ayaklarımı sürüyerek ilerlememle sonunda mezarın başına gelirken hızla dizlerimin üzerine çökmüştüm!
"Gelinin aynı sana benziyor Birdilşah!" yokluğundan öldüğüm kadına ismiyle hitap etmem canımı yakarken sadece boş ve deli gibi yanan gözlerle bakıyordum
"Tıpkı senin seçtiğin gibi oda aynı ölümü seçti, acı ve ızdırabı!" titreyen elimi toprağa götürüp soğuk ve sert toprağı sıvazlarken avuçlarımın arasına alıp deli gibi sıkmıştım
"Sende benim yanımda durmak yerine ölümü seçtin, sen beni değil babamı sevdin, bu dünyada katilinle beni bir başıma bıraktın!" ağladığım için kendimden nefret ederken sinirle yüzümü silip devam ettim
"Şu hayatta katilini bile haklı çıkardın ya Birdişah sultan helal olsun sana!"
Ayağa kalkıp arkamı dönüp giderken avucumu yavaşça aralamış ve yol boyunca sıkı sıkıya tuttuğum toprağı yere dökmüştüm, İzem benim sevdiğim kadın değildi, yada değer verdiğim biride değildi ama onun bu yaptığı benim kapandı diye kendimi kandırdığım yaramı kanatırken beni yirmi yıl önceki Kaner yapmıştı, az önce indiğim araca şimdi binerken aracı çalıştırmamıştım sadece direksiyonu iki elimle tutarken başımı direksiyona yasladım, ben durmak isterken hayat beni hırçın dalgalı denize atıyordu boğulmuyordum belki o denizde ama kayboluyordum, her savaşımda vücudum' da yaralar gözükmezken ruhuma koca yaralar alıyordum ve beni perişan ediyordu, sessizliği telefonun sesi bozarken aldığım derin bir nefesle doğrulup telefonu cevaplamıştım
"Ne var?"
"Neredesin?"
"Ne yapacaksın Fırat neredeysem neredeyim işte"
"Kes artık abi, ben senin kardeşinim sende benim ve Yade' nin abisisin şimdi neredeysen söyle oraya geleceğim"
Fırat'ın öfke patlamasına karşı hiç bir şey demezken sadece susmuştum ama susmayı ve pes etmeyi seçen taraf ben olurken Fırat ısrarcı davranıyordu
"Bana polisleri devreye sokturma abi"
"Mezarlıktayım" en sonunda pes ederken yerimi söylememle telefonu kalağımdan çekip başımı arkaya yaslamıştım.
-
Ani fren sesi duyulmasıyla gözlerimi aralayıp tam karşıma bakmamla Fırat tam karşımda bana bakıyordu, Fırat adım atmazken ben araçtan inerek ona karşı gitmemle araca yaslanarak durmuştum, Fırat yerini yanımda almasıyla sadece susarken konuşan bendim
"O nasıl?"
"Kim, karın' mı?" Fırat'ın cümlesiyle yandan bakarken Fırat mezarlığa bakıyordu
"İyi değil! ağrısı var, korkuyor" Fırat cümlesini söylerken bana bakmıştı
"Evet İzem bir hata yaptı ama korktuğu için yaptı"
"Bunun sonucunda canına kıymak, bileklerini kesmek öylemi?"
durarak söylediğim cümleler karşısında Fırat'tan ses seda çıkmazken mezarlığa bakan bu sefer bendim
"Buraya iki nedenle geliyorum, kendine kıyan sevdiğim kadın ve kendine kıyan annem, az daha bu mezarların yanına bir yenisi daha ekleniyordu!" Fırat bana bakmasıyla bende bakarken "Ama bir fark ile bukez benim için hiç bir anlamı olmayan birisinin mezarı olacaktı!" demiştim
"Peki bu kadar öfke neden abi!, senin için bir ifade etmeyen birisi neden seni bu kadar sarstı"
"Çünkü yıllar önceki olay yeniden yaşandı, unutmak kaç gecemi gündüzümü aldı, kaç yıllarımı aldı"
"Birdilşah anne üçümüzün de annesi, acı üçümüzün acısı, bunu tek başına sırtlama abi, bırak sana el atalım, uzaklaştırma bizi kendinden"
"Küçükken sınıfta dalga geçenler benimle geçti Fırat, annen seni sevmiyor babanı sevdiği için intihar etti diye, ben onlar yüzünden disiplin alırken sizi sınıfa gönderiyorlardı suçu üstlenme boşuna diye" gözümden akan yaşla Fırat'a bakmamla tekrar konuştum
"Şimdi söyle acı kimin acısı?"
"Biz kardeşiz bu değişmeyecek ama!"
telefonun çalmasıyla telefona
baksam' da arayan Mirşad'dı, umursamadan telefonun sessize alıp cebime geri yerleştirmemle Fırat'ın telefonu çalmıştı, Fırat benim tersime telefonu cevaplasa' da bakışları bendeyken benim bakışlarım dimdik karşıdaydı
"Teşekkür ederim, ben kendisine iletirim!" Ne olduğunu soracak takatım bile artık olmazken sessizce beklemiştim
"Şirketten arıyorlar hayırlı olsun diye" Fırat'ın cümlesine alayla gülerken dudaklarımı aşağıya doğru büzerek kaşlarımı havalandırmıştım
"Ne güzel bir dilek"
Cümlemi yarıda keserken omzumun üstünden bakıp dişlerimin arasından bir kez daha konuştum
"Ama bizim için boş bir dilek"
"Ateşin yakıyor abi İzem'i?"
"Yakarsa yaksın umurumda bile değil, o dua etsin sadece bu tepkiyle karşılaştığına"
"Daha fazlası olmaz zaten abi!, İzem güçlü gibi duruyor ama değil!"
"Bunları yapmadan önce düşünecekti şimdi gelip ağlamasın"
Fırat'a baktığımda dediklerime inanamayarak bana bakıyordu
"Kimsenin haberi olmayacak bu olaydan"
Fırat sadece başını sallarken telefonum bir kez daha çalmıştı, bir an önce susması umuduyla sabırla beklesemde cebimdeki telefon ısrarla çalmasına devam ediyordu, telefonu alıp arayan kişiye bakmamla Yade'nin ismini görmem bir olurken gözlerimi kapatarak derin bir nefes almıştım
"Efendim Yade!"
"Abi koş!"
"Ne oldu Yade?"
"Bütün ağalar buraya toplandı adamlarıyla birlikte, Mirşad engel olmaya çalışıyor ama çok dayanamaz!" Yadenin cümlesiyle kapattığım gözlerimi aralarken hızla yaslı olduğum araçtan doğrularak araca yönelmemle Fırat'da kalkmış ve beni takip ederek yana geçmişti
"Tamam geliyorum!" Aracı çalıştırıp hızla direksiyonu kırıp mezarlıktan çıkmamla gaza basarken az önce kaçtığım hastaneye geri gidiyordum
"Ne oldu abi?"
"Ölmek istiyenler var Fırat!" Fırat gözlerini aktararak önüne dönmesiyle bir kez daha gaza yüklenmiştim.
İZEM KAMİROĞULLARI
Ağrılar her geçen dakika dahada dayanılmaz olurken dışarıda bağrış sesleri yükselmişti, biraz da olsa kulak versemde hiçbir şey anlaşılmazken uzak ve boğuk geliyordu, yanımda ise kimseler yokken Kaner ortalığı dağıtarak öfkesini akıtmasıyla burada bir başıma bırakmıştı beni, bağrış sesleri yavaş yavaş yaklaşmasıyla artık herşey daha fazla anlaşılır olmuştu, bağrış'ın nedeni bendim ve en sonunda kapı büyük bir gürültüyle açılırken içeriye Mirşad girerek kapıyı büyük bir gürültüyle kapatmıştı.
"Ne oluyor Mirşad?"
"İyi şeyler olmuyor İzem!"
Mirşad bana ardından cebinden çıkattığı telefona bakarken hızla birini aramıştı
"Aç lan şu telefonu aç!" Mirşad öfkeden deli olurken belliki bir şeyler istediği gibi olmazken Mirşad telefonu büyük bir hayal kırıklığıyla kulağından çekmiş ve tekrar dan birini aramıştı
"Ne diye taşıyorsun lan sen bu telefonu açmayacaksan"
Kapının açılmasıyla Mirşad telefonu indirirken içeriye adamlar girmesiyle Mirşad belindeki silahı çıkartıp mermiyi namluya sürmüştü
"İzem'i almak istiyorsanız ilk önce beni öldürmeniz lazım!"
************************************
İSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_
TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06
TAKİP EDERSENİZ ÇOK SEVİNİRİM CANLARIM. (İstegramda ve tiktokta güzel videolar var kaçırmayın derin😉😇🤗)
SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN 💞❤♥😇
DEĞERLİ OKUYUCULAR GEÇ KALAN BÖLÜMDEN DOLAYI KUSURA BAKMAYIN.