KANER KAMİROĞULLARI
Düğün sabahı erken kalksamda konaktan daha kimse uyanmamıştı, ilerleyen saatlerde ses cümbüşü olacak konakta şimdi çıt çıkmazken tatlı uykularından uyandırmak lazımdı herkesi, aklıma gelen fikirle yüzümde oluşan alaylı tebessüm kendini zifiri karanlığa bırakırken belimdeki silahı almış ve sürgüsünü büyük bir zevkle çekmiştim, çıkan ses daha büyüğün habercisi olurken havaya doğrulttuğum silah'ın hiç düşünmeden tetiğini çekmiştim, patlayan silahin sesiyle kuşlar uçarken bir kez daha tetiğe basmıştım, silahtan çıkan duman etrafa dağılırken bir odanın kapısı hızla açılmış ve duvara çarpmıştı, kim olduğunu bilsemde sılahı belime yerleştirerek dönmüş balkon'a bakmıştım, ama babam beni asla şaşırtmıyordu, az önce çarpan kapını mimarisi babam olurken elindede silahla çımıştı
"Ne yapıyorsun sen Kaner?"
babam içindeki ve diline döktüğü öfkeyle merdivenleri inerken bir yandan'da bana bakıyordu
"Aylar öncesinde öldürdüğünüz oğlunuz bugün evleniyor baba!"
babamın sorusuna biraz da olsa yüksek bir sesle ve iki elimi yana açarak cevaplarken sadece babama bakıyordum
"Eğlen, gurur duy, eserinize iyi bakın!" Babam sadece bakarken ben bir kez daha babama yaklaşmış ve konuşmuştum
"Bu düğün sizin, benim, herkesin, felaketin nişanesi!" Kalbimde oluşan kırıklıkla konuşurken bu gün böyle olmamalıydı, herkes sevdiğiyle nikah masasına oturması gerekirken bugün iki düşman oturacaktı o masaya, iki düşman bir aile olmak için oturacaktı ama ortada ailenin A' sı bile söz sahibi olamazken nasıl bize yuva sahipliği yapabilecekti bilmiyorum!, ilk önce evlilik fikrini İzem'e ben sunarken ona karşı öfkem sadece şuursuzca, attığı adımların önünü arkasını düşünmeden, nasıl sonuçların doğuracağını düşünmeyişiydi, yaptığı hatanın bedelini ya ailesi yada kendisi ödeyecekti, sırf ödeyeceği bedel canına sebep olmaması için onunla birlikte o bedeli bende ödemeyi kabul etmiştim, ama İzem içindeki yanan kor ateşine öyle bir tutunmuştuki katlana katlana hatalar yapmıştı ve ona verdiğim hakları'da bir bir öldürmüştü, artık içimde İzem'e karşı İzem'in öfkesiyle yarışır bir öfke vardı ve her geçen saniye öfke yerini nefrete, nefret yerini acımasızlığa bırakıyordu.
"Biz bir kere öldürdük ama sen her geçen gün bir kez daha öldürüyorsun kendini, intikam diye diye kabuk bağlayan yaranı kanatıyorsun Kaner" babamın çırpınışları sonuçsuz kalırken artık yaptıklarını kabulleniyordu yada işine böyle geldiği için konuşuyordu, yüzüme kondurduğum buruk bir tebessümle gülerken hiçbir şey demeden yanından geçip gitmiştim, denilecek bir şey olmazken üstümdeki damatlıkla bir kez daha merdivenleri çıkmış ve Yade'nin odasına gitmiştim, kapıyı bir kez tıklatıp içeriye girerken Yade camın önünde bana bakıyordu
"Oo güzeller güzelim'de uyanmış!"
"Neler oluyor abi?" Yade'nin sorusuna gözlerimi kısıp yılımsarken "Hiç bir şey olmuyor fıstık" demiş ve Yade'nin yüzünü avuçlarımın arasına alarak alnından öpmüştüm, Yade ellerimi tutup geri çekilirken adeta bana yavru kuş gibi bakıyordu
"Rahat uyumaması gereken kişiler uyuyordu onlar'ı uyandırdım!"
Yade boynunu büküp bana bakarken bende kaşlarımı düşürüp bakmıştım
"Sen onu bunu geç bu gün ağabeyinin düğünü var güzel olmaya bak" Yade hala bana kırgın olsa da olanları yok sayıp önüne bakıyordu çünkü açıklamasını yapmış ve gereken sözü söylemiştim
"Seni acıya hapsedecek bir yola giriyorsun nasılbırakabilirim abi!"
"Ben o yola girdim zaten Yade!" Yadeye bakıp gözlerimi kısarken başımı yana yatırıp "Sadece o yola yeni biri geliyor!" demiştim.
Yade kaçınılmaz yolu daha net gördüğünden gözleri dolmuş bana bakıyordu, Yade'nin yüzünü bir kez daha tutup bu sefer dolan gözlerinden öpmüştüm
"Sakın benim için o gözlerden yaş düşmesin!"
"Saçmalama abi o ne demek, senin için düşmeyecek' de kim için düşecek"
"Seni sürekli korku içinde bırakan ve seni ihmal eden abin için' mi diyorsun?!"
Geçen gün Yade'nin feryadından gerçeklerle yüzleşmiştim, içimdeki korku yerini soğukluğa bırakırken hiç düşünmeden bunu kardeşime uyguluyordum hem de beni herkesten her şey den seven kız kardeşime, içime dolan sıkıntıyla derin bir nefes almış ama verememiştim, nefesim içimde sakladığım ama asla göstermediğim kardeşimin sevgisinin yanında, derinlerde kalırken Yade dudaklarını büzmüştü
"Benim ailem sizlersiniz diyen sen değil misin abi?, kızarsın bazen yıkar geçersin ama ailem sensin!, babalar bazen evlatlarına sevgisini gösteremez sende bazen gösteremiyorsun ama bu benim babam, abim, yeri geliyor annem olduğunu değiştirmiyor, evet bazen soğuk bir buz parçasısın ama biliyorum' ki kalbin alev alev yanıyor bizim için!" Yade kendini sıkarak konuşsa' da içindekileri bir bir söylemişti, ama benim söyleyebileceğim bir cümlem yoktu, belki vardı ama Aliz'in olayından sonra unutmuştum, tek derdim intikam olurken sevgi kavramı kaybolmuştu bende, Fırat'ı bile intikama dahil etmek için Arjen'i tayin ettirmiş yıllar önce gittikleri Mardin'e geri getirmiştim, bir hayatları var'mı yok'mu diye sorgulamadan, belki olmazsa hayatları alt üst olur'mu diye düşünmeden direk karşılarına çıkmıştım.
"Gözünü bile kırpmadan seni vuran kızla evleneceksin!" Yade'nin cevabıyla düşüncelerden sıyrılırken başımı yan çevirip gözümün ucuyla bakarken Yade bir kez daha konuşmuştu
"Ya yine yaparsa, ya yine seni öldürmek isterse!" Yade bu kez ağlarken dişlerimi deli gibi sıkıyordum
"Öyle bir şey olmayacak, o sadece bir an öfkeyle olan bir şeydi biliyorsun değil' mi?" Yade'yi rahatlatmak için böyle desem de haklıydı o zaman öldürmek istemediğinden kanını vermiş ve onun sayesinde hayata geri dönmüştüm, ama bunun için ona minnet edecek değildim, Yade gözlerini tavana dikip biraz dursa da göz yaşlarını durdurmaya hakim olamasa' da başıyla beni onaylarken gözlerini kapatmıştı
"Bu sefer seni kaybetmeye dayanamam!"
"Şşş öyle bir şey olmayacak!" Yade'yi susturmaya yeltenmemle Yade elimi tutup indirirken bana yalvarırcasına bakıyordu
"Yapma abi!"
"Yade!, onca ağaya laf ettikten sonra nasıl vaz geçeyim!"
"Var yok dediğim söz, intikam, nefret, bunlar ne zaman bitecek!"
"Vakti zamanı geldiği zaman herşey bitecek" Yade konuşmaya yeltenmesiyle Yade'nin alnından öpüp ayağa kalkmıştım
"Hadi sende hazırlan!" Daha fazla uzatmamak için konuyu değiştirerek Yade'nin yüzünü sıvazlayıp hareketlenmemle arkama bile bakmadan odadan çıkıp kapıyı arkamdan kapattım, sürekli kapanan kapının sesi bile bugün yüzüme bir tokat gibi iniyordu!, yakamı sağa sola çekiştirip odaya gitmiş ve az önce açtığım kapıyı arkamdan çarparak kapatmıştım, hızla banyoya gidip lavabonun iki yanından tutmuş aynadan kendime bakmıştım, ama ben dahi kendimi tanıyamazken başkaları nasıl tanısın, önceden yüzümde gülümseme gözlerimde parlaklık eksik olmazken şimdi hiç biri yoktu ve olmadığı gibi yerlerinde sadece zifiri karanlık vardı,
"Aaaa!" burnumun kenarı seğirmesiyle içimdeki öfkeyle bağırmış ve aynaya yumruk atmamla ayna tuzla buz olmuştu, yıkıntılar, kırıklar vardı, belki tamir olurdu ama birbirini tamamlayan parçalar tuzla buzdu bırak tüm olmayı yan yana bile gelemezlerdi, başımı eğip lavabonun içindeki cam kırığına bakıp gözlerimi kapatırken tekrardan başımı kaldırarak kendimi karanlığa bırakmıştım.
"Kaner!" İsmim en çok duymak istediğim kişi'den zikredilmesiyle hızla gözlerimi aralarken direk param parça olan aynaya baktım, Aliz tam arkamda bana bakarken yüzünde tebessüm yerine hüzün vardı
"Yapma Kaner, girme bu yola!" Aliz'in cevabı karşısında sadece susarken anlamsız gözlerle bakıyordum
"İntikam alma, kendini paralama, kendini kor ateşe atacağın bir evlilik yapma!"
"Sen ne diyorsun Aliz?" Arkamı dönüp bana bakan Aliz'e bakarken Aliz kaşlarını dürmüş bana bakıyordu
"Seni benden alan kişileri nasıl cezalarını çekmeden bırakayım"
"Onlar ceza çekecek diye sen acı çekiyorsun!, ya bu üstündeki damatlığı neden toprağın yapıyorsun"
"Belkide benim hak ettiğim bu topraktır, seni kaybetmemin, Yade'ye göstermediğim değer'in karşılığı budur"
"Ya o kıza giydirdiğin kefen!" Aliz'in sorusu karşısında sus pus olurken bakmaya doyamadığım, can attığım, sevdiğim'in yüzüne arkamı dönmüştüm
"Kaner bir kere aydınlığın içindeki karanlığa girersen bir daha aydınlığa çıkamazsın!"
"Ben o karanlığa seni toprağa verdiğim gün girdim!, bir kere o toprak benim üstüme atıldı, bir kere ölü sayıldım zaten şimdi ne fark eder gerçekten ölmüşüm ölmemişim!"
Arkama bile bakma cesaretini gösteremeden konuşurken sadece gözümün ucuyla bakmıştım, ama arkamda sevdiğim kadın yoktu, hızla arkamı dönüp baksam da gerçek değişmemişti, kalbimde oluşan yıkıntıyla bomboş banyoya bakıp durdum.
İZEM ÖZDEMİR
Üstümde gelinliğimle odadan çıkarken Cansu kapıda karşılamıştı ve beni beyazlar içinde görmesiyle dudakları aralanırken gözlerinde asla görmediğim bir bakış vardı hüzün desen kesinlikle vardı mutluluk belkide ama bunların yanı sıra korku barındırıyordu bakışları, Cansu bana doğru yaklaşırken yerde sürüklediği ayakları en sonunda çakılıp kalmıştı, ne kadar birşey demek yada yapmak istese'de elinden birşey gelmiyor ve her sustuğunda, durduğunda kalbi acıyordu, ama yapacak birşey yoktu bu yol yakacaktı hem bizi hemde sevdiklerimizi, Cansu susmayı tercih ederken elimden tutup salona götürmüş ve benim için hazırladığı saç ve makyaj malzemelerin başına oturtmuştu, Cansu'yla hayalimiz daha başkaydı ama kesinlikle bilmediğim bir şehirde, tanımadığım biriyle, bir otel köşesinde değildi
"Neydik ne olduk Cansu!" Üstümdeki gelinliğe ardından aynadan Cansu'ya bakmıştım ama tek baka bilen bendim çünkü Cansu gözlerini asla yerden kaldırmazken sessizcene ağlıyordu.
"Bana bak!" Cansu ısrarım üzerine bakışlarını kaldırırken kızaran gözlerini bana çevirmesiyle sitem etmeye başlamıştı
"Dik başlılığın yüzünden hayatını kararttın!"
"Sor bakalım pişmanmıyım!?
Cansu sorumun üzerine elindeki fara ardından bana bakarken ben gözlerimi kaçırmadan Cansu'ya bakıyordum
"Pişmansın çünkü hayatın karardı"
"Asla değilim!" Cansu şok içinde bana bakarken ben kendimden son derece emin bir şekilde başımı dikleştirip arkama yaslanarak bakıyordum
"Onlar nasıl benim hayatımı karattıysa, bu üstümdeki gelinliği nasıl bana kefen bildirdilerse onların'da hayatı kararacak, bu düğün nasıl benim cenazemse onların'da cenazesi olacak"
"Anlıyorum senin amacın girdiğin bu cehhennem çukurunda onları yakmak ama dikkat et sen yanma İzem, onları yakacam diye kendini kor ateşe atma!"
"Ben kor ateşe düştüm bile, nasıl bu gelinlik benim kefenim ise Kaner'in üstündeki damatlık'da siyah toprak gibi hiç çıkmasın üstünden, benim öldüğüm hergün...." gözümden akan yaşla cümlemi tamamlayamazken zorla yutkunarak "Oda ölsün!" Demiştim, elimin tersiyle yüzümü silerken artık kendimi Cansu' ya teslim etmiştim ve bu gün alacağım intikam'ım artık onun marifetli ellerinde kalmıştı, Cansu her fırça darbelerini benim güzel olmam için dokundururken bir o kadar da nazik ve özenle yapıyordu, Cansu yüzüme ne gideceğini fazlasıyla biliyorken ona göre davranıyordu.
-
Aradan geçen bir kaç saatin sonunda Cansu geri çekilirken en son masadan takacağım küpeyi alıp kulağıma takmış ve son kez rujumu sürmüştüm, işte hazırdım hayatımın mahvoluşuna kendi ellerimle hazırlanırken sonuna kadar özenmiştim, en azından sonuma doğru yaklaşırken güzelliğimden ve kendimden ödün vermeyecektim, ayağa kalkmamla ayna karşısına geçmiş ve başımı dikleştirirken kenarda duran tacımı alıp takmıştım, ee ne demişler
Başını dik tut tacın düşmesin
Bende aynı öyle yapacaktım karşımdaki Kaner' de olsa baş eğmeyecektim çünkü tacım düşerdi, maalesef biz kadınlar hep savaşmak zorundaydık ve savaşacaktım, evet belki hatalarım vardı onun gibi bir caniye asla bulaşmamalıydım ama bulaşmıştım, hayatım boyunca pişmanlık çekeceğime savaşacak ve her zaman yaptığımın arkasında duracaktım, kapının çalmasıyla kaybolduğum düşüncelerden sıyrılmış gerçek hayata dönmüştüm, Cansu kapıya giderken ben son bir kez daha kendime bakmış ve başımla onay vermiştim
"Her şeyin üstesinden geleceksin!"
kendi kendime konuşmamla derin bir nefes alıp vermiş ve arkamı dönmüştüm, Cansu kapıyı açmasıyla geri çekilmiş ve bana bakmıştı ve Cansu' nun önünden Kaner içeriye girerken her zamanki gibi dik ve keskin bakışlarla bana bakarken şaşırmış ve şok olmuştu çünkü onun gönderdiği gelinliği giymemiştim, Kaner kefenimi sade bir şekilde göndermiş olsa da kendime yeni bir gelinlik daha doğrusu yeni bir kefen almıştım ama bu ötekinden çok farklıydı, kolları omuzdan düşük olurken sarkan boncukları vardı ve göğüs dekoltesi' de olurken son derece gösterişli bir gelinlikti, nakışları ayrı bir asalet katarken boncukları gelinliğin şıklığına şıklık katıyordu, tacımı söylemiyorum bile adeta ben buradayım diye bağırıyordu, Cansu makyaj ve saç konusunda marifetini sonuna kadar gösterirken iddealı makyajıma dağınık topuzum eşlik ediyordu, Kaner başını hafif yan çevirmiş bir şekilde bana doğru gelirken arkasından' da kardeşi Fırat, can yoldaşı Yaver ve bilmediğim bir kız geldiğinde kız hiç yabacı gelmemişti, ama onlar beni çok iyi tanırlarken beni görmeleriyle bakışları çatılmış gözleri kısılmıştı.
Kanerin dudakları aralanmasıyla kaşları daha fazla çatılmış ve üstümdeki gelinliğe bakarak konuşmuştu
"Bu gelinlik!"
"Ne o beğenemedin' mi?" Kaner her bana baktığında yüzü gerilirken bütün damarları belirmişti ama ben durmayacaktım, gözlerimi ayırmadan Kaner'e biraz daha yaklaşırken tekrardan konuştum
"Sana dedim sana karşı eğdiğim son boyundu bu!" Kaner'in bakışlarında bilmediğim bir bakış varken sadece susuyordu, normalde koluma yada boynuma yapışması gerekirken hiçbir şey yapmamış sadece üstümdeki gelinliğe ve bana bakıyordu, Kaner'in gözleri her defasında kızarırken yüzü daha fazla gerilmiş kaşları çatılmıştı, Cansu tereddütle yanıma gelirken Kaner bir adım daha atarak yanıma gelmiş ve boğazını temizleyip konuşmuştu
"Çıkart üstündekini!" Kaner dişlerinin arasından konuşmasıyla sadece bakışları gelinlik ve benim aramda giderken ben gülümseyerek bakıyordum
"Maalesef çıkartamam"
"Üstündekini çıkart ve benim getirdiğimi giy!" Kaner adeta değişirken gözü dönmüş ve çılgına dönerek bağırmıştı
"Çıkart ve diğerini giy dedim!"
"Giyemem, çünkü yaktım!"
Kaner'e Kaner'in tonunda cevap verirken Cansu beni koruyabilmek için kolumdan tutmuş ve hafifce çekmişti ama Kaner cümlemi duymasıyla gözleri kısılırken öfkeyle bağırmıştı
"Ne dedin sen?"
Kaner hızla iki adım atmasıyla omuzlarımdan tutup duvara yapıştırırken boy ayna düşmüş ve param parça olmuştu, ayna'nın paramparça olan cam parçalarıyla birlikte Kaner'inde öfkeli sesi odanın içinde yankılanmıştı
"Ne yaptın sen?"
"Yaktım, hem de hiç düşünmeden yaktım!"
*
Gelinliği ve herkesi arkamda bırakarak odama çıkarken Kaner'in sözleri her defasında daha fazla yankılanmasıyla içime sığmak bilmeyen bir öfke doluyordu
"Kefenin yola çıktı!" Kulağıma dolan Kaner'in sesiyle kalbim sızlamış bütün hücrelerim adeta çekilirken refleksle gözlerimi kapatıp kulağıma baskı uygulamıştım, gözümden akan göz yaşıyla gözlerimi aralarken az önce çıktığım merdivenleri bu sefer hızla inmiş ve direk mutfağa gidip kibriti alıp hızla salona geri dönmüştüm, herkes yerlerinde otururlarken gelinlik benim bıraktığım yerde, masanın üzerinde azı açık bir şekilde duruyordu, kimseyi umursamadan gelinliğe doğru gittiğimde Herkes ayaklanarak korkuyla bana bakıyorlardı,
"İzem!" Hakan hızla bana doğru gelirken ben sadece gelinliği tutmuş ve çekmiştim, çekmemle kutu yere düşerken sadece elimde düz bir gelinlik vardı,
"İzem ne yapıyorsun?" Annemin sorusuyla gelinliği arkamdan sürükleyip salondan çıkarken son anda Hakan karşıma geçmişti
"Önümden çekil Hakan!"
"Ne yapacaksın İzem!"
"Gerekeni!" Hakan'a cevabını vermemle yanından geçip gitmiş ve dış kapıyı açıp hızla dışarıya çıktığımda rüzgar hafiften esse de beni durdurmamıştı, Hakan, annem, Aytekin herkes benimle birlikte dışarıya çıkarlarken ben gelinliği yere fırlatıp atmıştım hızla elimdeki kirbiti ateşe vermiş ve hiç düşünmeden gelinliğin üzerine attığımda, gelinlik hızla tutuşurken yavaş gavaş gelinlikten eser kalmıyordu, ateş tıpkı bizim etrafımızı sardığı gibi gelinliğide sarıp sarmalarken sadece ateş ve külden başka hiç bir şey yoktu, gözlerime yansıyan ateş yüzümü ısıtırken kalbimi buz kesiyordu ama bu saatten sonra tek kalbi buz tutan ben olmayacaktım!, yanan gelinliğe biraz
daha baksamda savrulan külleriyle birlikte arkamda bırakmıştım, bu saatten sonra savrulan sadece küller olmazken onlara arkadaş iki düşman geliyorduk!
*
"Küllerini istiyorsan getirebilirim, evimin çöpündeler
Cümlemi söylememle Kaner bana tekrardan yeltenirken hızla Fırat araya girmiş ve abisini durdurmuştu
"Abi ne yapıyorsun?"
"Bırak lan beni" Fırat bile Kaner'i tutamazken Kaner geri çekilmişti ama beni öldürecekmiş gibi bakıyordu
"O kül olan gelinliği sana mumla aratacağımı biliyorsun değil mi?"
Kaner sıktığı dişlerinin arasından bir kez daha konuşmaya yeltenmiş ama susmuştu, Kaner kendini dizginlerken işaret parmağı havaya kalkmış bir şekilde bakıyordu
"Bu yaptığına pişman olacaksın!"
"İstiyorsan hemen bu düğünü iptal edebilirsin Kaner ağa!" Kaner söylediğim cümleyle burnu seğirirken dişlerinin arasından konuşmuştu
"İstediğini yap ama kazanamayacaksın, sana istediğini vermiyeceğim o soyadımı paşa, paşa alacaksın!"
"Madem öyle o zaman gidelim!"
Kaner'i arkamda bırakarak gelinliğimin önünü tutup hızla yanlarından geçip gitsemde kalbim kor gibi yanıyordu, bir umut'da olsa benim yüzümden iptal etmesini beklemiştim ama olmamıştı, ayaklarım ne kadar ileri gitmek istemesede ben daima ileriyi adımlıyordum, olaylar bu raddeye gelmiş ve geri dönüşü yoktu.
Kapıdan çıkmadan arkamı dönüp bakmamla Kaner deli olmuş bir şekilde önüne bakıyor, Fırat ve Yaver ise şok olmuşçcasına duruyorlardı ama kimse bu olanlara dur demezken Kaner yanındaki masaya tekme atmasıyla masanın üzerinde olan heşey devrilmişti, yıkıntıları arkamda bırakarak yeni yıkıntılara adım atmak için önüme dönüp kapı eşiğini adımlarken koridordaki insanların bakışlarını üstüme çekmiştim, arkadan sesler kesilmiş olsada herkes anlamayan gözlerle bir bana birde çıktığım odaya bakıyorlardı, ben ise sadece önüme bakıyordum, koridoru yalnız adımlarken az önce insanların boş bakan gözlerinde korku yerini almasıyla Kaner yanımda belirmiş ve beni hapsettiği Mardin tarihi konağın koridorunu birlikte yürüyorduk, şu hayatta asla yan yana gelmeyecek iki insan şimdi birinin üstünde gelinlik birinin üstünde damatlık vardı ve yan yana yürüyorduk, herkes evlenirken yeni bir hayat diye başlar yoluna, yolculuklarına ama biz öyle değildik yeni bir cehenneme diye başlıyor ve cehhennemi bizzat biz kendimiz çağırarak hayatımızın yok oluşuna gerisi sisli olan yola giriyorduk.
KANER KAMİROĞULLARI
Ölümüne nefret ettiğim ve edeceğim İzem'le birlikte yan yana yürürken İzem'in üstünde giymemesi geren bir gelinlik ve yüzünde olmaması gereken bir tebessüm vardı, babamın "Birine gelinlik birine kefen giydirdin" sözleri kulağımda çınlarken birşey yapmamak, İzem'i şuracıkta öldürmemek için kendimi deli gibi sıkıyordum, haklıydı aslında sevdiğime giydiremediğim gelinliği İzem'e giydirmiştim, bu bile bana ağır gelirken İzem en alasını giymiş ve hazırlanmıştı, İzem bilmeden'de olsa canımı yakmıştı gerçi bilse bile uzak duracakmıydı bilmiyorum, aslında İzem'le benzer yönlerimiz vardı, nasıl ben herkesin inadına şanlı bir düğün yapıyorsam İzem'de sırf altta kalmamak için, bana boyun eğmemek için damarıma basıyordu, ne kadar sessiz bir şekilde yan yana yürüsekte görünmeyen, duyulmayan bir şekilde bağırıyordum etraftaki bazı kişiler bastırdığım çığlığı duyarmışcasına tereddütle bakarken bazıları imrenerek bakıyordu, onca kişilerin bakışları eşliğinde tarih kokan ve bize şahitlik eden otelden çıkmamızla araçlar sırayla gelmiş ve hızla binmiştik.
Fırat yola çıkmasıyla ilk kavşakta çocuklar çoktan aracın etrafını sarararken arka camı acıp cebimdeki bir deste parayı çıkartmış herkese dağıtmıştım, parasını alan giderken en sonunda kimseden eser kalmamıştı, çocukların arkasından bakarken İzem hareketlenmiş ve dikkatimi kendi üstüne toplamıştı
"Ne yapıyorsun sen?"
İzem gözünün ucuyla bana bakıp tekrar eğilirken sitemine başlamıştı
"Ayakkabım vurdu!"
"Hayat işte ne zaman vurmaya başlayacağını iyi biliyor!"
Cümlemi söylememle önüme dönerken İzem yalandan gülmüştü
"Seni, vurduğum zaman, beni ise şimdi öylemi!"
İzem'i cevapsız bırakırken sadece ona bakmakla yetinmiştim, çünkü bütün diyeceğim kelimeler onun için bir israftı!
Araçta sessizlik hakim olmasıyla beynimin içi susmazken sürekli konuşuyor ve sürekli babamın iğrenç sözleri yankılanıyordu, elimi yavaş ve sert bir şekilde aracın dayanak kısmına vururken İzem'e bakmıştım, İzem susmuş bir şekilde dışarıyı izlerken kulağımda babamın sözleriyle birlikte yavaşca üstündeki gelinliğe bakmıştım, İzem'e gelinliğin hesabını soracaktım elbette, ama ondan önce sırasını bekleyen babam vardı, babama karşı oynayacağım ve kazanacağım oyuna daha gelmemiştik, ceketin cebinden telefonu çıkartıp ekranı açarken yıllardır aramadığım ama asla unutmadığım numarayı arama butonuna yazmamla gözlerimi kapatıp yavaşça açmış başımı yan çevirip dışarıya bakmıştım, Mardin sokakları hızla arkamızda kalırken daha fazla düşüncelerde kaybolmadan önüme dönüp aramıştım, telefonu kulağıma gotürüp kaşlarımı çatarken telefon hızla açılmıştı
"Ooo, assolis beyimiz siz ararmıydınız?"
Kulağıma dolan gür ses karşısında hiçbir şey demezken bir kez daha yükselmişti
"Niye aradın Kaner ağa!
"Ne yapıyorsun?"
"Tam 12 yıldır yoksun ama hayaletin yanımdaydı, her işimi, neler yaptığımı bildiğin halde bu soruyu neden soruyorsun?"
"Oldumu o kadar?" Ne ben sorumun cevabını alabiliyordum nede telefondaki kişi, sadece sorular yöneltilmesiyle kalıyordu
"12 yıl 5 ay 27 gün Kaner ağa!"
Aldığım cevabın karşısında şaşırırken bu kadar günü gününe tutacağını sanmıyordum ama tutmuştu, ne demişler kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz işte bu sözün vücut bulmuş haliydi!
"Aradan geçen onca yıldan sonra neden hayalat olmaktan vaz geçip karşıma çıkıyorsun?"
"Daha ne kadar hasret kaldığın topraklardan uzak duracaksın?"
Tekrardan sorum cevapsız kalırken karşı taraftan sadece nefes alış verişi geliyordu, sessizlik hakimiyetini korurken bu sefer tekrardan konuşan bendim
"Mardin, Midyat seni bekliyor Mirşad!"
Söylediğim son cümleyle telefonu kapatırken Fırat dikiz aynasınadan bana şok olmuşcasına bakmasıyla dudakları aralanmıştı
"Ne dedin sen?" Fırat uğradığı şokla kiminle konuştuğunu unuturken Yaver'de dikiz aynasından bana bakarken ben başımı hafif yan çevirip tek kaşımı kaldırarak bakıyordum
"Bela belayı çağırır derler doğruymuş"
"Hmm doğru, o yüzden bende seni çektim"
İzem cevabına fazlasıyla karşılığını alırken önüne dönüp camı açmasıyla İzem'in yüzüne düşen saçları rüzgardan savrulurken gözlerini kapatıp kendini rüzgara teslim etmiş duruyordu, belkide beni vurmadan önce Mardin'e hiç gelmemişti ama şimdi üstünde gelinliğiyle burada, benimle evleniyordu, hayatı değişecekti, gerçi çoktan değişmeye başlamıştı ama bu başkaydı artık benim karım olurken cehennemin tam içinde olacaktı sadece iki seçeneği vardı oda ya kendisi ateş olup yakacaktı yada ateşe kömür olmayı tercih edip yanacaktı ama şu kısa zamanda biraz da olsa İzem'i tanıdıysam dik başlılığından dolayı bu ateşte hem yakacak hemde yanacaktı, İzem dışarıyı izlemeye devam ederken araca dolan gül kokusuyla gözlerini yavaşça kapatarak yüzünde gülümseme belirmiş ve derin bir nefes almıştı ama unuttuğu birşey vardı oda cehennem sahibinin var olduğuydu!.
İZEM ÖZDEMİR
Biraz'da olsa içimdeki sıkıntıları unuttuğum zaman olurken herşey gibi buda kısa sürmüştü, Fırat düğün salonuna gelmesiyle hızını yavaşlatırken camlar kapanmıştı ve ne benim kendimi teslim ettiğim rüzgar nede kokusunda kaybolduğum gül kokusu yoktu, sadece arabada buram buram Kaner'in kokusu olurken içime dolan huzur zehir olmuştu.
Ne kadar kendimi cesaretlendirmeye çalışsamda burnuma dolan Kaner'in kokusu buna engel olurken aracın ani fren'i kalbimi hızlandırmaya yetmişti, ne kalbime ne aklıma sahip çıkabilirken birbiri ardına açılan ve kapanan kapıların haddi hesabı olmazken en serti de tam yanımdan gelmişti, birazda olsa araçda Kaner'in kokusu azalırken benim olduğum tarafin kapısi aniden açılmıştı!
"İn!" Ne kadar korksamda bunu ona gösteremezdim b boşluğum bundan sonraki yeni ve dikenlerle bezenmiş hayatımda bana herzaman bir engel olacaktı, gözlerimdeki korkuyu silebildiğim kadarıyla silip sonuna kadar açık olan kapya bakmıştım, Kaner bir elini aracın tavanına koymuş hafif şekilde eğilip bakarken ceketi açılmış ve beline taktığı silah gözüküyordu, farkında olmadan'da Kaner güç gösterisi sergilesede belindeki silah onun sonu oluyordu neredeyse, ama o hala büyük bir marifetmiş gibi belinde taşıyordu, Kaner gözlerimin takılı kaldığı yeri farketmesiyle ceketini indirirken bir eliylede beni tutup dışarıya çıkartmıştı
"Ne yapıyorsun Kaner?"
"Sonsuza kadat başında bekleyemem değilmi?"
"Çıktım, bırak!" Kaner'in elinden kurtarmaya çalıştığım kolumu son bir kez daha çeksemde başarılı olamazken Kaner'e daha fazla yaklaşmış ve Kaner'in beni bırakması gerekirken kolumu daha sıkı kavrayarak kendine biraz daha yaklaştırmıştı
"Artık kaçacağın yerin yok!"
"Öylemi!"
"Öyle!" Kaner tek kaşını kaldırarak ve dişlerinin arasında konuşurken asla ikimizde geri adım atmıyorduk
"Kaner sırası değil!"
Kaner nefret dolu gözlerle arkasında duran Yaver'e ardından tekrar bana bakmasıyla arkasını dönüp gitmişti.
"Bu savaş ne zamana kadar sürecek!?"
Yanımızda duran kızın sorusuyla Yaver ve Fırat'da giderken baş başa kalmıştık
Bakımlı ve son derece güzel olan kıza bakıp omuz silkerken dudaklarımı büküp arkasına bile bakmadan giden Kaner'e baktım
"Bilmiyorum, yani bu savaşı Kaner başlattı ben devam ettiriyorum!"
"Bu savaşı sen başlattın İzem, ve ikinizde devam ettiriyorsunuz!"
Kızın verdiği cevapla şaşırsamda sorgularcasına bakarken kız sadece Kaner'in arkasından bakıyordu, kız gözlerinde burukluk ve sevgiyi aynı anda barındırırken nereden tanıdığım aklıma düşmesiyle kız tekrardan konuşurken ben susmuştum.
"Tanıdın değilmi?"
"Yade!" Yade başını aşağı yukarı sallarken dudaklarını birbirine bastırarak bakmıştı bana
"Hastane köşelerinde görmüştük ilk bir birimizi , sen baban için ağlarken ben abim için ağlıyordum"
"Ama sen şuan abinin düğünündesin, ya ben!"
"İkinizde kendinizi çıkmaz bir yola sokuyorsunuz!"
"Ben ona yeniden hayata dönmesi için kan verdiğim zaman kendimizi o yoldan çıkardım ama Kaner asla o yoldan çıkmadı!"
Yade bana bakmasıyla gözümün ucuyla bakmıştım
"Neden biliyormusun?"
"Neden miş!"
"Çünkü Kaner o yolun ta kendisi!"
"Onunda hayatını mahvettiler!"
"Nasıl yani?" Yade ağzından istemeden'de olsa birşey kaçırmasıyla susarken devamını getirmemişti
"Abim daha fazla sinirlenmeden gidelim" Yade daha fazla uzatmadan konuyu değiştirirken bende üstelememiştim ve gelinliğin önünü toplayıp yürürken Kaner'in az önce geçip gittiği kapıdan bizde geçmiştik.
-
Gelin odasında otururken tek yoldaşım, sırdaşım Cansu yanımda duruyordu, odanın kapısı hızla açılmış ve içeriye Kaner girmişti
"Hadi bizi bekliyorlar" Kaner'in cevabıyla başımı kadırıp baksamda Kaner dümdüz suratıyla bakıyordu, içime düşen sıkıntıyla yerimden kalkarken Kaner'in karşısına geçmemle Kaner son bir kez daha bana baştan aşağıya bakarken her zamanki gibi bakışlarıyla meydan okumuştu ama bu sefer diğerlerinden farklıydı, Kaner'in ağzı bıçak açmazken arkasını dönüp giddiğinde sessizliği bozan bendim.
"Sakın sana evet diyorum, seninle evleniyorum diye senin karın olacağımı sanma!"
Kaner olduğu yerde durup bana dönerken zifiri gözleriyle kısık bir şekilde bakmış ve kaşlarını havalandırıp gözleriyle beni işaret ederken konuşmaya başlamıştı
"Soyadımı alarak karım olmuyormusun?"
Kaner'in cevabıyla cıklarken "Celladın oluyorum yani azrailini kendine yakın tutuyorsun"
Tane tane ve üstüne bastırarak söylediğim cümleyle göz kırpıp Kaner'in yanından geçip gelin odasından çıktım, çünkü kalsaydım biliyorumki Kaner bana sözleriyle kan kusturacaktı, ama bir kez de benim sözlerim ona kan kustursun, can acıtsın istiyordum, arkadan hızla kapı çarpma sesi gelirken sadece gözlerimi kapatıp yutkunmuştum, çünkü biliyorumki bu Kaner'di, olabildiğince hızlı yürürken bir an olsa beklemeden ilerlerken, kaçışım uzum sürmemişti, kolumdan tutup hızla duvara yaslarken Kaner tüm gücüyle, gözü dönmüşlükle karşımdaydı
"Asıl azrail senin karşında duruyor İzem sen hala anlamadın'mı bunu!" Kaner dişlerinin arasından adeta öfke kusarken her cümlesinde bana daha fazla yaklaşıyordu
"Pek bir etkin olmadığı için anlamadım"
"Öylemi!" Kaner yüzüme doğru tüm gücüyle bağırırken devam ediyordu
"Madem öyle, azrailimi kendime yaklaştırdım tamam öyle olsun, ama bunu sen istedin!"
Kaner kulağıma yaklaşmasıyla nefesi tenime değmişti
"Bu saatten sonra benden kork!" Kaner kulağımdan uzaklaşıp gözlerime bakarken bir kez daha konuşmuştu
"İmzalar atıldığı an herşeyin bittişi senin için, kendine olan saygın'da, özgüvenin'de kalmayacak, sen hiç merak etme!" Kaner'in sözleriyle tek bir kelime dahi edemezken düğün salonundan anons yükselmişti
"Gelin ve damat beyimizi düğün salonuna davet ediyoruz!' İkimizde anonsa kulak verirken Kaner geri çekilmiş bana bakıyordu, ikimizde tek bir kelime etmezken içinde olduğumuz durum kendi kendine konuşuyordu, yaslandığım duvardan doğrulurken Kaner başıyla yolu işaret etmesiyle kolumdan tutup arkasından çekiyordu.
Düğün salonun dışarıya açılan kapısına doğru yürüyorduk, düğün salonunun hem açık hemde kapalı yerleri varken biz açık olan yerden girecektik, çünkü Kaner ağamızın gösterişi daha bitmemişti, dügün salonuna girmemizla herkesin dikkatlerini üstümüze toplanırken gelinliği görmeleriyle herkesin suratları düşmüştü, kimsenin bakışlarını umursamadan Kaner'le birlikte bizim için özel yapılan çiçeklerin arasında durmuştuk, önümüzde bizim için ayrılan yolda'da güller dururken kameralar kayıttaydı, Kaner elimi tutmasıyla arkamızdan bir sürü havai fişek patlarken geçeceğimiz güzargahta konfetiler patlamıştı, Kanerle asla severek evlenmiyorduk ve bunu bizim bildiğimiz gibi herkes bilsede Kaner Mardin'in en güzel düğün salonunu ayarlamş ve hayatımda belki bir daha görmeyeceğim şekilde şatafatlı ve herkesin gözüne sokarcasına düğün yapıyordu, Hakan'dan ögrendiğim kadarıyla sıra gecesini bile herkesin konuşacağı şekilde yapmıştı ve cidden dedikleri gibi şanına yakışır bir düğün yapıyordu, gündüz olmasına rağmen havai fişekler heryeri daha fazla aydınlatmıştı gök yüzüzünü, Kaner yandan bana bakmasıyla bakışlarım Kaner'e dönmüştü
"Şanına yakışır bir düğün yapıyorsun!" Kaner sözümü bitirmemle birlikte önüne dönerken bende önüme dönerek konuştum "Ama hala rahat değilsin, neden?" Kaner gözünün ucuyla bana bakarken zifire dönmüştü bakışları
"Düğün şanıma yakışır lakin sen ve ütündeki bu gelinlik değil"
Kaner beni aşağılamak için konuşurken sadece dudağımın kenarıyla gülmüştüm
"Öyle'mi?, peki neden herkes bana hayranlıkla bakıyor" Kaner kaşlarını çatarken gözlerini kısarak bakmıştı
"Etrafına bir bak Kaner, kim ne konuşuyor bir dinle!" Kaner sözümün üzerine etrafa kulak vermiş ve yanından geçtiğimiz masalardan güzelliğim hakkında cümleler duyulmuştu
"Tamam senin gibi bir caniye bulaşarak hata yaptım ama güzelliğimin farkındayın" Kaner dişlerini sıkmasıyla yüzü gerilirken sadece bana bakıyordu, tamam hatalarım olmuştu ama akıllıydım, Kaner'in beni aşağılamasına asla müsaade etmeyecektim, Kaner her duyulan cümle karşısında öfke dolarken ben büyük bir mutluluk duyuyordum, Kaner her defasında elimi daha fazla sıkarken ben bir kez daha yaklaşmıştım
"Sana beyaz gelinliğimle geliyorum!, ama dikkat et bu benim üstümde diye sakın aldanma, çünkü ben sadece emanetciyim, bu gelinlik senin kefenin Kaner ağa!"
"Merak etme ben ne yapacağımı gayet iyi biliyorum!, o üstündeki kefenin kime ait olduğunu sana göstereceğim!" Kaner kendince bana laf sokarken önüne dönmüş ve nikah masasının yanına gelmiştik, Kanerle birlikte iki yana dağılırken tekrar ortada buluşmuştuk ve ikimizde sandalyeleri kenara çekip otururken nikah memuruda oturmasıyla nikah şahitleride bir bir yerini almıştı.
"Evet değerli konuklar, gördüğümüz üzere bu iki genç birlikte mutlu bir yola çıkmak üzere bize beyanda bulundular"
Memur bey ne güzelde konuşuyordu "Mutlu bir yol" derken gerçekleri bilmiyordu ve sadece boştan iyi dileklerini sunarken evliliğin güzel kurallarından bahsediyordu ama diyememiştik bir evlilik iki kişiyi nasıl öldürür diye, sade beyazlar içinde Kaner'in yanında oturmuş idamımı, nikah için memur beyin sözlerini bitirmesini bekliyordum, son derece Kaner'de sıkılırken arada gözünün ucuyla bana bakıp tekrardan önüne bakıyordu, memur bey misafirlere gülümseyerek baktığında konuşurken ben hiç gülmüyordum gerçi sadece ben değil kimse gülmüyordu, sadece etrafta gülüp eğlenen çocuklar vardı, imrenerek çocuklara bakarken Kanerin hızla kolumu çekmesiyle Kaner'in zifiri gözlerine ardından memur beyin düşmüş yüzüne baktım, memur bey bana ve Kaner'e sorgularcasına bakarken soğuk sözlerini söylüyordu ,
"İyi günde kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta Haşir ve Şehnaz Kamiroğullarından doğma Kaner beyi eş olarak kabul ediyor musun?"
Kaner istifini bile bozmadan çattığı kaşlarının altından bana bakarken gözümden düşen göz yaşına aldırış etmeden başıyla memur beyi işaret etmiş ve tüm öfkesiyle bakıyordu, son kez mikrofona ardından annem gile bakarken mikrofona doğru yavaşça eğilerek ve titreyen sesimle konuştum
"Evet" normalde alkış kıyametin kopması gereken yerde yeller eserken memur bey şüpheyle etrafa bakıyordu, Kaner gözüyle herkesi takip ederken memur beyin işkillendini anlamış ve tek bir hareketiyle alkış tufanı kopmuştu, memur bey tekrar mikrofonu eline alıp bu sefer muhatabı Kaner'e dönerken Kaner dimdik karşıya, ailesine bakıyordu
"İyi günde kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta Yadigar ve Nevzat Özdemir'den doğma İzem hanım'ı eş olarak kabul ediyormusun?"
"Evet" Kaner'de biraz beklesede benim aksime sesi daha gür ve net çıkmıştı
"Bana verilen yetkiye dayanarak bende sizi karı koca ilan ediyorum" memur bey önündeki defteri ve kalemi bize doğru uzatırken Kaner sert bir şekilde defteri önüme iteklemişti, titreyen elimle kaleme uzanırken dışarıdan okunan ezan tüm solona dolarken selamda okunuyordu, gerçi Kaner boşuna üstümdeki gelinliğe kefenin dememişti, hoca biryandan haberi olmadan selamı okurken bende titreyen ve az önce yarım kalan infazımı imzalamak için kalemi elime aldım, kalemin soğukluğu tüm hücrelerime yayılırken gözlerimi kapatıp derin bir nefes vererek alt dudağımı dişlerken gözlerimi aralamış ve sonunda o deftere imzamı atmıştım, yandan bana bakan Kaner'e bakmamla kalemi sert bir şekilde koymuş ve defteri itmiştim, Kaner ittiğim defteri hızla elini vurarak tutarken, sadece bana bakıyordu ve bırak memur beyi salondaki kimse umurunda değildi
"Hareketlerine dikkat et" Kaner kısık bir şekilde bana had bildirirken gözlerini de benden ayırmadan defterin üzerinde ki kalemi almış ve ölüm saçan bakışlarını üzerimden çekip defteri imzalamaya yeltenmesiyle biraz daha yaklaşıp kısık bir şekilde konuştum
"Okunan bu ezan şahidim olsun Kaner, beni öldürdüğün gün sende öl, dolunay şahidimiz olsun onunla birlikte her gün battığımıza, ama asla güneşin doğuşu ne sana nede bana şahitlik edemesin, etmesin ikimizde bu girdiğimiz girdapta gün yüzü görmeyelim" Kaner kalemin ucunu nikah defterine değdirmesiyle kalırken sadece deftere bakarak dinlemiş ve son cümlemde bana bakmıştı
"Güneş şahitlik ettiği an selalar şahitlik etsin!" Kaner cümlesini söylemesiyle dudaklarım aralanırken hiç bir şey diyememiş, sadece susmuştum Kaner ise önüne dönüp imzayı atmış ve defteri sürüyerek Yaver gile uzatmıştı, artık son cümlelerimizi söylemiştik geriye sadece yanmamız kalıyordu ve yanacaktık ikimizde bu girdiğimiz ateşte yanıp kül olacaktık ama asla bir Anka kuşu olamazken sadece yanar taş gibi sürekli yanacaktık sönmeyecek, eksilmeyecek ama durmadan yanacaktık.
Artık dolunaya bir arkadaş olurken Güneş'e düşman olmuştuk, güneş görevini yapacak ve hergün usanmadan doğacaktı ama bize değil, güneşi bir kere mutsuzluğumuzun üzerine şahit tutmuştuk, aslında tam bir hafta önce yani yüzüğün parmağıma girdiği gün elime, kolumu, boynuma bir urgan asılmıştı, ta o zaman güneş bize yavaş yavaş küsmeye başlamıştı, bizi benimsemezken biz ortada kalmıştık, kendimizi güneşe kabul ettirmek yerine biz terk etmiş ve geceye sığınmıştık, gece bizi sahiplenirken bizde geceyi benimsemiş ve hayatımızı karanlığa çevirmiştik, artık Kaner'in soyadı soyadım olurken bu günden sonra tekraradan urganım süslenmiş bir şekilde asılmıştı,
daha bu sabah gelin odasında Kaner'e o kadar söz etmiştim ama Kaner banamısın demiyordu, demediği gibide katlanarak geliyordu ve her zaman benden daha büyük oynuyordu, belli kaybedeceği birşey yoktu ve hiçbir şeyi olmadığı gibi insanlığı da yoktu, başımı çevirip imza atanlara bakarken bakışlarım üstümdeki gelinliğe kaymıştı
"Gelin hanımı öpebilirsiniz" memur beyin sözüyle ilk önce memura ardından Kaner'e baka kalırken Kaner kolumu sertçe tutup ayağa kaldırmıştı, Kaner kolumu tutup beni kendine doğru çevirirken "Sen bana hiçbir şey yapamazsın ama ben yaparım bundan emin ol ve beni sakın o boş sözlerinle korktuğunu felan sakın sanma" Kanerin gözlerinden sadece öfke çıkmazken aynı zamanda dudaklarında da zehirden farksız sözler çıkıyordu, Kaner sözünü bitirmesiyle omuzlarımdan tutup kendine doğru çekerken az önce zehir çıkan dudakları şimdi alnımda yerini almıştı, gözlerimi kapatıp sadece beklerken Kaner'in dudaklarının ayrılmasıyla gözlerimi aralarken Kaner'in zifiri gözleriyle karşı karşıya kalmamla memur bey elindeki nikah cüzdanını bana verirken Kaner hızla elimden almış ve gözüme sokarcasına gösterip ceketin iç cebine koymuştu, nikah memuru gitmesiyle dans müziği başlamış ve Kaner elimden tutarak piste doğu gitmiştik, biz mi düşman olarak evleniyoruz yoksa severek' mi evleniyoruz belli olmazken düğün giriş müziği to tragoudi mou müziği çalıyordu, piste gelmemizle Kaner yumuşak hareketleriyle durdurmuş ve beni hem kendine doğru çevirerek hem de kendisi karşıma geçerek sıkıca tuttuğu elimi elinin içine yerleştirirken diğer elini de yavaş hareketleriyle belime yerleştirmişti, ilk defa Kaner'in gözlerine, yüzüne bu kadar yakından bakma şansım olurken Kaner deli gibi sıktığı dişlerinden çene kemiği belirginleşmiş ve kaşlarının ortası iyicene çatılmıştı, Kaner'in parfümü buram buram burnuma dolarken resmen parfüm banyosu yapmıştı
"Her şey istediğin gibi oluyor neden bu kadar öfkelisin" Kaner'e bakarak sorduğum soruyla sadece ona bakarken Kaner gözünü aktararak bana bakıyordu
"Dur ben bir tahminde bulunayım" Kaner'e bakarak omzundaki eli yavaşça kaldırmadan Kaner'in omuzundan sürüyerek göğsüne götürdüğüm elime bakıp ardından zifiri ve bana yakın olan bir çift gözlere baktım
"Ağrın mı var?" Kaner'in adem elması aşağı yukarı hareket ederken biraz daha bana yaklaşmıştı, neredeyse burnu burnuma değecek mesafede bana yukarıdan bakarken bende gözlerimi kaçırmadan ve asla istifimi bozmadan karşısında durdum
"Ne o iyileştirecek misin?" Kaner'in sorusuna tek kaşımı kaldırarak cıklarken Kaner yandan gülümsemiş ve gözünün ucuyla misafirlere ardından tekrar bana bakmıştı, Kaner belimdeki elini biraz daha bastırarak beni kendine daha fazla çekmesiyle "Beni zorlama İzem, bak sen üzülürsün" demişti, gerçi hep üzülen ben olurken bu tehdidi boşaydı.
"Beni sakın salak yerine koyma ve hafife alma" başımı hafif yan çevirip anlamayan gözlerle bakarken Kaner yüzünü yüzüme yaslayarak yüzünü düşen saçlarımın arasına gömmüştü
"Senin sandığından çok daha fazlasıyım" Kaner'in nefesi boynumu değerken yüzünü yüzüme yaslamıştı
"Otel odasındaki dinleme cihazını buldum!" Kaner'in cümlesiyle dudaklarım aralanırken hızla yüzümü hafif yan çevirip bakmaya çalışmıştım ama sadece Kaner'in yüzünün yarısını görürken Kaner'de yavaşça geri çekilirken bana dönmüş ve burun buruna kalırken daha fazla uzaklaşmama müsaade etmemişti!
"Buldun mu bir şey?" Konuşmaya yeltenmemle Kaner dudaklarıma bakarak "Şşş" demiş ve tekrar gözlerime bakmıştı
"Bana geleceksin ve benim arkamdan iş çevireceksin hem de benim otelimde benim odamda öylemi?"
"Bakıyorum işini temiz yapıyorsun!" Sonunda konuşabilsem de sesim titreyerek çıkmıştı
"İzem!, Kamiroğulları!" Kaner soyadımı değiştirerek yavaş ve üstüne bastırarak söylerken kalbimden' de bir şeyler kırılmıştı, tuttuğum bu elde babamın kanı vardı ve ben bu eli tutmuş onun soyadını soyadım yapmıştım.
"Sen beni daha tanımıyorsun!" Kaner her bir cümlesini bastırarak söylerken düğün salonun kapısı bir kez daha açılmıştı, az önce meydan okuyan Kanerle aynı yöne bakarken yavaşça açılan kapının arkasından siyah takım elbiseli genç oğlan içeriye girmesiyle arkasından adamlar girerken düğün salonundakiler büyük bir gürültüyle ayaklanmışlardı, Kaner'den ayrılıp yana geçerken Kaner şaşkınlıkla gelenlere bakıyordu
"İsmi her yerde nam salan Kaner ağa!"
En fazla otuz yaşlarında olan takım elbiseli genç iki elini yana açarak gelirken yüzünde büyük bir gülümseme vardı ama bu gülümseme sadece onda varken herkesin yüzünden düşen bin parçaydı ama asıl şaşırdığım Kaner'di nasıl olurda onun kontrolü dışında birşey olabilmişti, genç adam her adımında daha fazla yaklaşırken sonunda Kaner'in tam karşısında durmuş gözünün ucuyla bana bakmıştı
"Seni ölüm döşeğine düşüren bu kız ve sen bu düğünu yapıyorsun, hemde herkese karşı, herkese inat!" Kaner'in yüzündeki şaşkınlık yerini gülümsemeye bırakırken "Bu kadar hızlı beklemiyordum!" Demişti, bu sefer şaşıran ben olurken arkadan bağrışlar kopmuştu
"Mirşad!" Şimdi herşey yerli yerine otururken gelen kişi Kaner'in araçta arayıp çağırdığı kişiydi
"Ne işin var lan senin!" Kaner'in amcası Abdulkadir bey hızla Miraşad'a gelirken Mirşad sadece Abdulakadir'in arkasından gelen Yade ve Hülsenur hanım'a bakıyordu
"Sana diyorum lan!" Abdulkadir bey tüm öfkesiyle Mirşad'a yumruk savurmasıyla Mirşad'da çapraz koluyla Abdulkadir bey'in yumruğunu karşılamış ve birbirlerini durdurmuşlardı!
"Sakın, sakın buna yelteneyim deme!"
Mirşad dişlerinin arasından konuşurken hızla Abdulkdir beyi itmiş ve geri çekilmişti, Kaner ve Mirşad'la gelen adamlar sadece bakarken sonuna kadar Mirşad'ın Abdulkadir bey'in hakından geleceğini emindiler
"Ne diye geldin lan sen?"
"Artık buradayım, doğup büyüdüğüm topraklarda!"
Abulkadir bey alayla gülerken Mirşad bir adım daha ileri atarak konuşmuştu
"Hemde kendi konağıma geldim artık baba!"
Mirşad'ın son cümlesiyle şok olurken herkes hareketlenmiş bir bir sesler yükselmeye başlamıştı.
"O konaktan içeriye asla giremezsin!" Karşımda iki düşman baba ve oğul dururken gözümün önüne bir an Kaner ve Haşir ağa gelmişti, onlarda birbirine bitmeyen bir öfkeyle sürekli karşı karşıya geliyorlardı, ama ikiside farkında değillerdi bu öfke kendilerini yıpratıyordu, Mirşad babasının cümlesiyle arkasındaki adamına bakmış ve göz aktararak başıyla babasını işaret etmişti?, Mirşad'ın adamı cebinden çıkarttığı kağıdı Abdulkadir beye veririp geri çekilirken Mirşad bir kez daha konuşmaya başlamıştı
"Bizzat tapusu benim olan konağıma geliyorum!" Abdulkadir bey elindeki tapuya bakmasıyla gözleri büyümesiyle kalbini tutmaya başlamıştı, Abdulkadir bey geriye sendelemesiyle Yade ve eşi Yüsranur hanım koşarken Mirşad buruk bir şekilde bakıyordu ailesine
"Vay be! nede çok seviyorsunuz! babanı ve eşini!" Mirşad bu sefer öfkesini kız kardeşine ve annesine yöneltirken şaşkınca bakan onlar olmuştu
"Yıllar önce bana böyle koşmadınız!" Mirşad düz suratıyla bakarken kendinden ödün vermemek için kendini deli gibi sıkıyordu
"18 yaşımda buradan gönderilirken sesiniz çıkmadı, belki babama sahip çıktığınızın yarısı kadar benim arkamda dursaydınız bugün yanınızda, sırt sırta olacaktık ama siz yapmadınız, hele sen!" Mirşad Abdulkadir beye'e doğru giderken başını eğmiş küçümseyerek bakıyordu
"İlk beni gönderen sendin, bana arka çıkacağına diğerlerine, toplantıda çıkan karara arka çıktın!"
"Sen yaptığın hatanın bedelini ödedin!"
"Ben kardeşime sarkıntılık eden ağa'yı vurdum, gençliğimi yaktım, ama sen ve siz beni yok saydınız!"
Mirşad işaret parmağıyla ilk önce babasını daha sonra annesini ve kız kardeşini göstererek ateş püskürüyordu
"Sizce neden öldürmediler beni'de sadece sürgün ettiler?"
Aslın'da sorunun cevabını herkes bilirken sadece susuyorlardı, herkes bilmedim duymadım oynamayı seçerken Mirşad ve Kaner gerçekleri herkesin gözüne sokuyorlardı
"Siz gerçekleri göremiyecek kadar kördünüz ama onlar akıllıydı baba, yaptıkları hatanın bedelini bana ödettiler!"
"Madem öyle kardeşin neden arka çıkmadı sana?" Abdulkadir bey karısının ve kızının kolundan çıkıp Mirşad'a karşı gelirken Mirşad'ı en can alıcı yerden vurmaya çalışıyordu ama bilmiyorduki Mirşad yıllar önce kardeşini kalbinde öldürmüştü
"Çünkü o senin kölen, senin sözlerinin vücut bulmuş hali!, onun için kendini yakan ağayebiyini arkasınsan vuracak kadar kalleş!"
Yeliz Mirşad'ın sözleriyle gözlerini kaçırsada gerçeklerle en acı bir şekilde yüzleşmişti
"Şimdi bana sakın aile deme, onlar öldüremedi ama siz beni öldürdünüz, onlar bıçak verdi elinize ve canım ailem siz beni bıçakladınız, nefesimi kestiniz ama artık buraya kadar, eğer ben kendi canıma kıymadıysam bu gün için kıymadım, bu gün için yaşadım!"
"Demek bu gün için Kaner'in adamı oldun!"
"Ben kimsenin adamı değilim!, ama seni ve sizi yok edecek adamım!, evet bu gün beni Kaner çağırdı ama eğer hazır olmasaydım karşınıza yine çıkmayacaktım, ama bak şimdi buradayım, sizin karşınızdayım!, yıllar önce ben o konaktan nasıl eşyalarımı toplayıp bir bavulla çıktıysam bugünde siz çıkacaksınız, evimi boşaltın!"
Mirşad son cümlesini bağırarak söylerken Kaner son derece mutluydu!
"Size ayıracak sürem bitti!" Mirşad tekrardan ellerini iki yana açarken son sözlerini söyleyip yavaşça bize dönmüştü
"Benden size küçük bir düğün hediyesi"
Mirşad adamının uzattığı kutuyu alırken benim önüme gelerek elindeki kutuyu açmıştı, Mirşad'ın elindeki kutuyu bakmamla Urfa akıtması 14 sıralı gerdanlık' la baş başa kalırken Mirşad bir eliyle gerdanlığı alırken diğer elinde kalan kutuyu' da adamına vermişti
"Buda benden yengeme küçük bir armağan" Mirşad ne kadar küçük dese de aslında büyük bir armağan takıyordu, Mirşad elindeki takıyı Kaner'e uzatmasıyla Kaner gerdanlığı almış ve arkama geçerek saçlarımı elinin tersiyle yavaşça geri çektiğinde parmakları tenime değerken yavaş hareketleriyle gerdanlığı takmış ve kenara çektiği saçlarımı geri bırakıştı
"Buda benden Kaner ağa' ya" Mirşad bu sefer Kaner' in hediyesini adamından alırken Kaner yanıma geçmiş Mirşad'ı bekliyordu, Mirşad elindeki küçük kutuyu açarken "Güzel günlerde kullanmanız dileğiyle" derken kutudan çıkardığı araba anahtarını Kaner' e uzatmıştı
"Ne gereği vardı Mirşad"
"Çok gereği vardı" Mirşad Kaner'e biraz daha yaklaşırken kısık bir şekilde konuşmuştu, konuşulan sözler sadece ikisinin arasında kalırken Mirşad'ın gözünden bir damla yaş düştü, ne konuştuklarını merak etsem de hiç iyi bir konuşma olmadığı kesin olurken konuşan taraf sadece
Mirşad' dı dünyanın en buz adamı olan Kaner bile sadece yutkunarak diniliyordu, Mirşad sözlerini bitirmesiyle uzaklaşırken kimseye çaktırmamak için yüzünü sıvazlarken göz yaşını silmiş ve yüzüne kondurduğu alaylı tebessümle bakıyordu
"Kapında seni bekleyen bir porşen var ve namı değer yengem' de istediği zaman istediği rentegara gidip istediği modelde araba alabilir" Mirşad gözlerini kısarak bana bakarken "Sakın kimseye boyun eğme, sen sen ol kendini unutma!" sözlerini söylemiş ve Kaner'in omzuna dokunmasıyla arkasını dönerken müzik orkestra'sına işaret ederek halay müziği çalmıştı, Kaner Mirşad'ı gördüğüne ve yaptıklarına ne kadar sevinsede son dediği hoşuna gitmemişti yada gitmişti Kaner'in yüzünde bilmediğim bir ifade varken ne düşündüğü anlaşılmıyordu.
Mirşad Kaner'in kolundan tutarak çekerken hızla diğer kişilerle'de organize olmuşlardı, salonda halay müziği yankılanmasıyla herkes inci gibi dizilmişler ve herkes aynı tempoda halay çekiyorlardı
"Hey hey!"
Mirşad Kaner'le omuz omuza verip omuzlarını sallarken Mirşad'ı bilmem ama Kaner'in yüzünde bilmediğim bir gülümseme vardı, ikisininde tüm halay boyunca yüzlerinde gülümseme eksik olmazken arada birbirlerine bakarak onay verip tempolarını artırıyorlardı, başta Haşir ağa olmak üzere salondaki bazıları durdukları yere sığamazlarken bazıları anın keyfini çıkartıyorlardı ve herkese nisbet edercesine oldukları yerde gerim gerim gerilirlerken ağalarının arkasında duruyorlardı.
Bundan sonra bu manzarayı göremiyecek olmamdan dolayı sonuna kadar onları izlemiştim, çünkü Kaner asla gülmezken şimdiki kişiliğinden çok farklıydı, halay'ın bitmesiyle Mirşad en önde kendisi için boşaltılan masaya geçerken yanlarına' da adamlarını oturtmuştu, Mirşad asla sınıf ayrımına girmezken düşmanları hariç herkesle içli dışlıydı , Mirşad salonun baş köşesinde yerini almasıyla herkes büyük bir şok içinde yerlerine geçerlerken tüm öfkesiyle karşıdan Haşir ağa'nın geldiğini görmemizle Kaner kaşlarını çatarak bakmıştı
"Senin bir alakan var' mı Kaner bununla"
"Var yada yok ne yapacaksın yada ne fark eder"
"Tabiki' de var değil' mi'" Kaner babasını cevapsız bırakıp bana dönüp eliyle masamızı göstermesiyle bizde yerimize geçerken gözüm kapanan düğün salonun kapısında takılı kalmasıyla yerime otururken Kaner beni yalnız bırakarak gitmişti, onca karmaşanın içinde sıkışıp kalırken Kaner'in sevenleri vardı ama benim yoktu sadece geriye kalan ailem varken abim ve kardeş bildiklerim yoktu, Kaner bu düğünü sadece namını ilerletmek için yaparken salondaki tüm ağalara' da kendi sözünün geçtiğini gösteriyordu, ama bana geçirdiği sözleri bana karşı kullanarak beni yıkarak gösteriyordu.
Kaner Mirşad'ın bana verdiği öğüdün tam tersini uygularken ben sadece direniyordum, yenilmemek için, yenmek için direniyordum.
"Neye bakıyorsun?" Sorunun geldiği tarafa bakmamla Cansu'nun arkasında öfkeyle bakan Kaner'i görürken Kaner emin ve sert adımlarla geliyordu
"Hakan gile baktım"
"Hiç bekleme bence" Kaner'in konuşmasıyla Cansu'da arkasındaki Kaner'e bakarken Kaner tek kaşını kaldırmış bana bakıyordu
"Çünkü gelmeyecekler"
"Ne demek gelmeyecekler?"
Oturduğum sandalyeden kalkıp Kaner'in yanına giderken bir cevap beklesem de Kaner bir iki dakika yüzüme bakarken tek kaşını kaldırarak çenesini oynatıp yavaşça kapıya bakmıştı
"Mardin girişinde polis çevirmiş" Kaner'e sorgularcasına bakarken beni benim hamlelerimle vuruyordu
"Kaner!" Arkadan Fırat'ın seslenmesiyle Kaner bakışlarını kapıdan çekip bana ardından omzunun üstünden arkasına bakarken bende direk karşımda bize bakan Fırat'a baktım, Fırat başıyla salonu gösterirken bazı ağalar hareketlenmiş ve bize doğru geliyorlardı "Çok istiyorsan İzmit'e nakillerini aldıralım" Kaner yanıma geçerken bile hala lafını sokarken ben sadece bakmıştım
"Ama yok ben görüşe giderim diyorsan yapabilecek bir şey yok"
"Sana boyun eğmeyeceğim duydunmu beni asla sana kendimi ezdirmeyeceğim"
Kaner öfkeyle koluma yapışıp kendine çekecekken Fırat'ın öksürmesiyle durmuş ve az önce tuttuğu kolumla beni önüme döndürürken hızla elini kolumdan çekip gelen kişiyle tokalaşmışlardı
"Hayırlı olsun ağam"
"Sağ olasın"
Tokalaşma faslı gittikçe uzarken neredeyse bütün herkes kalkmış ve sıraya geçmişti ama Kaner'in tokalaştığı kişiler benim karar gününde salonda gördüğüm kişiler değillerdi gerçi onlar daha ortada bile yoktu, kaner herkese güler yüzle ve ılımlı yaklaşırken sadece bana soğuk ve donuk suratlıydı, başımı çevirmemle toplantıdaki ağalar tam karşımızdan bize doğru gelirken Kaner gözlerini kısarak ve dişlerini sıkarak bakıyordu
"Ee Kaner ağa seni vuran kızı da nikahına aldın, töreye' de baş kaldırdın, üstüne üstlük yaptığın marifet gibi sıra gecesi, ardına düğün, sırada ne var?" ismini bilmediğim adam adeta hesap sorarken Kaner hiçbir şey demeden dinliyordu
"Haşir ağaya gelir'mi bir torun?" Adamın dedikleriyle ağzım açık kalırken yanımda duran Kaner adeta bir melek gibi sakin duruyordu
"Size ne!" Kaner'in verdiği cevapla ağzının kenarıyla gülümseyen ağalar gitmiş yerine somurtan ve burnundan soluyan ağalar gelmişti, şimdi sadece tek bir gülen vardı oda kesinlikte Kaner'di
"İstediğin kadar bizi ezip geçtiğin için mutlu ol, şanına yakışır bir şekilde düğününü yap amma velakin kanla atılan bir imza varken mutlu olmazsın Kaner ağa!"
"Sizin olmadığınız gibimi?, hani o eski günleri iple çekmeye başladığınız günlerden' mi bahsediyorsun?"
Kaner her bir sözünün karşılığını fazlasıyla verirken hızla benim elimden tutup ortalarından geçip gitmiştik, Kaner'in hareketiyle sadece ona ayak uydurmak zorunda kalırken Kaner diğer eliyle de arkamızda kalan kişilere gelin işareti yaparak bağırmıştı
"Haydi herkes konvoya"
Kanerin bana olan düşmanlığını anlıyordum ama kendi ailesine olan düşmanlığını anlamıyorum, ailesine, düğününe çağırdığı akrabalarına, neden bu kadar karşıydılar birbirlerine, sadece benim yüzümden' mi karşı karşıya gelmişlerdi, benim yüzümden' mi bu bitmek bilmeyen düşmanlıkları, elim elinde olan Kanere ardından elimi sıkı sıkıya tuttuğu eline bakarken Kaner'in tek baktığı önüydü.
Düğün salonundan çıkmamızla Mirşad'ın hediyesi kapı önünde bizi beklerken Kaner kendisine verilen anahtarı ceketin iç cebinden çıkartıp hızla aracı açmış ve benim kapımı açarken binmeme yardımcı olmuştu, bu kadar kabarık gelinlikle düşük araca binmem zor olsada sonunda binmiştim, Kaner kapıyı kapatmasıyla kendi tarafına geçip hızla binerken içindeki öfkeyle kapıyı çarparak kapatırken aracı çalıştırmış ve konağa doğru onca araçla yola çıkmıştık.
"Sen nasıl müsaade edersin" Kaner sorduğum soru karşısında sadece bana bakarken ben dişlerimi sıkarak önüme ardından Kaner'e bakmıştım, Kaner cevap vermek yerine gözlerini kısarken ben tekrardan konuştum
"Bu kadar ileriye gitmelerine neden müsaade ettin?"
"Duyduysan eğer gereken cevabı aldıklarını'da duymussundur!"
"Hmm duydum. Size ne!, güzel bir cevap kesinlikle" Kaner'e göz aktararak verdiğim cevapla Kaner bana bakmıştı
"Onlar anlaması gerekeni anladılar sen merak etme"
Kaner son derece kendinden emin bir şekilde konuşurken kornalar çalınmaya başlamıştı, arkadaki araçlara Kaner'inde eşlik etmesiyle adeta yer yerinden oynarken Mirşad arkadan dörtlüleri yakarak gelirken bir yandan kornaya eşlik ediyor bir yandan'da hızla bizim hizamıza gelmişti, Kaner yandan Mirşad'a bakmasıyla camı açarken Mirşad bizi sollayıp önümüze geçmişti, yaptıklarına anlam veremezken Kaner ceketin iç cebin'e yeltenmesiyle kırmızı bir mendil çıkarmıştı, Kaner son derece kendinden emin bir şekilde mendili cam tarafındaki eline almasıyla direksiyonu diğer eliyle tutmuş ve aracın üstünü açmıştı, Kaner asla gözünü yoldan ayırmazken süreklı dikiz aynasını kontrol ederken aracın üstü açılmış ve eliyle birlikte mendili dışarıya çıkartırken mendil rüzgardan dolayı savruluyordu, Kaner'in bu hareketinin nedenini bilmezken yavaşça arkama dönüp bakmıştım ve arkamızdan gelen araçlarda tek tek dışarıya kırmızı mendil çıkartırlarken diğer camlardanda silahlar çıkmıştı, sanki herkes tek bir onay beklercesine dururlarken yavaşça Kaner'e dönmüştüm, Kaner gözünün ucuyla bana bakmasıyla parmaklarını aralarken mendil yerle buluşmuştu, hızla dikiz aynasından bakmamla diğer araçlarda rüzgara teslim olan kırmızı mendiller özgürlüğe bırakılırken silahlar patlamıştı
"Neler oluyor Kaner!"
Kaner bana bakmadan temiz havayı içine hapsetse'de geri vermezken yüzünü kırıştırmıştı
"Bu mendil geleceğin, geçmişin, olacakların ve olmuşların habercisi, mendil bir kere yere düştü, bir kere kurşun silahtan çıktı, bu saatten sonra bazı şeylerin geri dönüşü olmayacak, dolunay sadece bize değil başka olaylara, başkaların karanlığına'da şahitlik edecek"
Kaner'in sözünden sonra araçta uzun sesslik hakim olurken arkadan çalınan tek bir kornayla bozulmuştu, ne olduğunu bu sefer Kaner bile bilmezken hızla Haşir ağa'nın aracı bizden önce konağın sokağına girmiş ve hızlanarak gitmişti, Kanerde hızla sokağa girmesiyle Haşir ağa ve Şehnaz hanım konağın önünde durmuş araçtan inmişler bizi bekliyorlardı, Kaner hız kesmeden yoluna devam ederken Kaner'de sonunda frene basarak durmuş ve hızla araçtan inerken bende arkasından inip konağa bakmıştım, çok olmamıştı bir kaç ay önce saten buraya gelmiştim ama başka bir nedenle gelirken bugün gelme nedenim başkaydı, tam burada Kaner'i vurmuşken şimdi!, üstümde gelinlik, soyadım Kaner'in soyadıyla duruyordum, hani derlerya nereden nereye cidden öyle nereden nereye hayatımın zirvesindeyken şimdi en dip noktadaydım, adım atmamla Şehnaz hanım'ın önüme geçmesiyle dururken Kaner yanıma bile gelmemişti.
Şehnaz hanım yüzündeki nefreti asla saklamadan bakarken elindeki kırmızı kaftanı ve başlığı bana uzatmıştı
"Ne o üstündeki beyaz gelinliğinle konağa girebileceğini"mi zannettin!"
Hiç bir cevap vermeden susarken cehennemime geldiğimi anlamıştım artık, Kaner arkamda siyahlar içinde bana bakarken ben sadece susmuştum, Şehnaz hanım omzunun üstünden bakmasıyla evin çalışanları Şehnaz hanım'a elindekileri uzatırken Şehnaz hanım gözünün ucuyla bakararak almış ve bana uzatmıştı ama bu sefer bir farkla gözününün ucuyla değil tüm öfkesiyle, nefretiyle gözlerime bakıyordu
"Senin hak ettiğin beyaz gelinlik değil İzem hanım!"
Şehnaz hanım öfkesini esirgemeden herkesin önünde kusarken ben susan taraf olmuştum çünkü asıl sıra bana daha gelmemişti, konuşacağım zaman ben konuşacak ve herkes susacaktı!, Şehnaz hanım'ın elindekileri alıp benim için hazırladıkları yere gidip giyinmiş ve başlığı'da takıp çıkmıştım karşılarına
Şehnaz hanım bana baştan aşağıya bakarken derin bir nefes almıştı
"Bu üstündeki kırmızı nakışlı kaftan senin işlediğin suçun nişanesi, başındaki bu başlıkta-" Şehnaz hanım sözünü yarıda keserken bana doğru gelmiş ve açık olan başlığa uzanıp yavaşca indirirken sözlerine devam etmişti
"Bundan sonra göremiyeceğin gün yüzünün karanlığı!"
Şehnaz hanım cümlesini bitirip geri çekilirken bu sefer adım atan bendim ve arkamda onca kişinin olmasına aldanmadan elimde tuttuğum kurşuna bakmıştım, bakışlarımı kurşundan ayırmamla başımı kaldırıp karanlığıma baktım, ama bu karanlığa ben hapsolmayacaktım, az önce Şehnaz hanım'ın indirdiği başlığı açarken boncukları birkez daha ses çıkarmıştı.
"Öylemi!, peki sadece ben mi gün yüzü görmeyeceğim Şehnaz hanım!" Şehnaz hanım kısılan gözlerle bakarken koca konağın kapısını önünde buranın hakimi benim dermiş çesine duruyordu.
"Benimle birlikte sizde karanlığa hapsoldunuz ve emin ol sizi bataklığa batırmadan ben çıkmayacam bu girdaptan" Şehnaz hanım öfkeyle bana doğru adım atmasıyla avucumu açmış ve Şehnaz hanım'a elimdeki mermiyi göstermiştim, Şehnaz hanım sadece mermiye bakarken ben yavaşca korku dolan gözlerine bakıyordum
"Herşey bittiği an bu mermi yerini bulacak ve herkes ait olduğu yere gidecek, Kaner mezara ben özgürlüğüme gidecem" bakışlarım Şehnaz hanım'ın arkasında duran Haşir ağayı bulmasıyla tekrar konuştum
"Sizde cehennemin dibine, ait olduğunuz yere gideceksiniz!"
Cümlemi bitirmemle başlığı başımdan çıkartıp yere attarak birkez daha konuştum
"Bu başlık benim değil sizlerin kara günlerin nişanesi olacak"
Şehnaz hanım öfkeyle bakarken ben yanlarından geçip bundan sonra banada Kanere'de kısacası herkese zindan olacak konağa girmiştim.
Arkamdan Kanerde girerken hızla elimden tutmuş merdivenlere yönelmişti, biliyordum bana deli gibi öfkeliydi ama kimseye çaktırmamak için elimden tutmuştu, odaya gelmemizle Kaner beni içeriye savurmasıyla kendisinde girerken kapıyı arkasından çarparak kapatmıştı.
Kaner gözündeki karanlıkla bana bakarken sinirden eli titrese'de işaret parmağını gözümün önünde sallayarak konuşmuştu
"Sen nasıl konuşma cüreti gösterirsin!"
"Annen istediğini söyliyecek bun susacam öylemi!, yok öyle birşey Kaner ağa"
"Kes!"
Kaner daha bana karşı kusamadığı içindeki öfkesiyle yanımdan geçip giderken üstümde Şehnaz hanım'ın giydirdiği kırmızı nakışlı elbiseyle odanın ortasında bir başıma kalmıştım, içime düşen endişeyle Kaner'in gittiği tarafa baksamda Kaner dolabın önünde durmuş omzunun üstünden bana bakıyordu, Kaner bir kaç saniye daha içinde asla bitmeyen öfkeyle baksada en sonunda hızla önüne dönmüş ve dolabın kapağını açmıştı, kulaklarımda düğün salonunda Kaner'in dedkleri çınlarken içimdeki endişe yerini korku'ya bırakmıştı, Kaner dolabın önünde koca cüssesiyle dururken hareketlenmiş ve dolaptan bir şey almıştı, Kaner başını eğip aldığına bakarken bana dönerken bende eline bakmıştım ama Kaner'in elindeki kırmızı şeyi anlayamazken Kaner sadece elindekine bakıyordu ve en sonunda başını kaldırıp bana bakmaya karar vermesiyle adımlarken birkaç adımda yanımda yerini almıştı, Kaner elindekini ters çevirip parmaklarını açarken sadece parmaklarına taktığı uçlar sayesinde elinde kalmış ve elinde tuttuğu şey açılmıştı, Kanerin elindekini anlamamla kaşlarım çatılırken kalbim deli gibi atıyordu.
"Bu ne?" aslında bildiğim soruyu sormuştum ama başka cevap bekliyordum, gözlerim adeta Kaner'in parmaklarındaki kırmızı saten gecelikte takılı kalırken Kanerin zifiri bakışları benim üstümdeydi
"Giy!" Kaner'in verdiği cevapla hızla başımı kaldırıp Kaner'e bakarken Kaner elindekini bana uzatmıştı
"Ne diyorsun sen Kaner!"
"Duydun giyin ve yatağıma gel!"
"A- asla!" başımı iki yana sallayarak zorda olsa konuşurken Kaner bana doğru bir adım daha atmasıyla daha da yaklaşmıştı.
"Öyle birşey yapacağımki kendine olan saygını kaybedeceksin demiştim İzem!"
"Senin böyle birşeye hakkın yok anladınmı, benden kimse böyle birşey isteyemez, heleki babamın katili asla" içime düşen ateşle bağırarak koşurken deli gibi sesim titriyordu ve gözümden akan yaş yüreğimi parçalarken kendi yolunda akıp gitmişti, bakışlarım buğulanırken Kaner bana nefretle bakıyordu ve hızla kolumdan tutmasıyla beni duvara yaslarken öfkeyle yaklaşmış ve aramızda çok az mesafe kalmıştı
"Bu gün senin yüzünden kardeşim bana dargın, saçının teline zarar gelmesin diye uzak durduğum kız kardeşim bu gün gözünden yaş aktı benim yüzümden"
"Bak ne güzel diyorsun benim yüzümden diye adam olaydında kızı ağlatmayaydın!"
"Kes sesini!" Kaner bağırmasıyla elini duvara vurmuştu,
"Daha bu sabah benim hayatımdan korktuğu için seninle evlenmiyeyim diye bana yalvardı, ve sen gelmişsin Kaner mezara girecek diyorsun"
"Asla pişman değilim, ama ben gerçekleri söyledim gerçekler ortaya çıktığı zaman sen öleceksin!"
Kaner bir şey demezken deli gibi dişlerini sıkıylrdu ve gözlerimiz asla ayrılmazken resmen meydan okuma yarışına girmişti ama bu meydan yarışı farklıydı Kaner öldürmek ben ise ölmemek için yarışıyordum, Kaner hızla geri çekilirken geceliği önüme, yere fırlatıp atmıştı
"Sebebi ben isem nedeni sensin!" Kaner beline yeltenmesiyle silahı çıkartmış ve gözümün önünde silahın şarjörü'nü çıkartmıştı, Kaner durmak bilmezken hızla şarjorden bir mermi çıkartıp silahı yatağın üzerine fırlatarak atmıştı, Kaner kolumu tutup çekmesiyle avucuma mermiyi koymuş öfkeyle konuşmaya başlamıştı
"Eğer bu kurşunu o çok sevdiğin kardeşinde bulmak istemiyorsan dediğimi yap"
Kaner bana istediğini yaptıramıyacağını anlamasıyla kardeşimi kullanmaya başvurmuştu
"Sen insan değilsin!" Gözlerimden akan yaşa aldırış etmeden konuşurken Kaner sadece susuyordu çünkü o denilmesi gereken herşeyi demişti zaten!
"Eserinle gurur duy!" Kaner elini iki yana açarak bağırırken Yaslandığım duvara sürtünerek yere oturduğumda avucumda'da sıkı sıkıya tuttuğum mermi vardı, mermi her elime gömüldüğünde gerçekler bir o kadar kalbime büyük bir acıyla saplanıyordu
"Sana o gün kanımı vereceğime kanım aksaydı keşke Kaner ağa!"
"İstersen saatlerdir, günlerdir, aylardır ağla umurumda değil!"
Kaner cümlesini söylemesiyle hızla eğilip mermiyi tuttuğum elimi tutarken yerdende geceliği alıp doğrulmuştu ve bana kendi ellerimle iki seçenek sunuyordu
"Tek bir hakkın var!, seç!"
İki yol, iki seçenek vardı ama iki yolda bana ölüm derken ben hangi ölümü seçecektim, aklım allak bullak olurken beynim çalışmayı durdurmuştu.
"Zamanın doluyor!" Kaner'in cevabıyla akan göz yaşımın haddi hesabı yoktu
"Ve emin ol bana kalırsa hiç iyi şeyler olmaz" Kaner her defasında benden bir cevap beklerken benim verebileceğim bir cevap yoktu
"3..."
"2..."
"1...."
"Tamamm!, Tamamm!"
içimdeki korkuyla bağırırken Kaner elimle eli'nin arasında duran geceliği tamamen avuçlarımın arasına koymuş geri çekilmişti, gözlerimi kapatarak başımı eğerken boğazımdan kopan hıçkırırklara engel olamıyordum, daha bu sabah kendime yemin etimiş söz vermiştim ama şimdi hiç bir şeyin bir anlamı kalmazken ben yine Kaner'in önünde ağlıyordum, başımı zorda olsa doğrulturken buğulu gözlerin arkasında Kaner'in bana baktığımı görmüştüm ama hiç bir şey net olmazken az önce çöktüğüm yerden kalkmıştım ve elimde kırmızı saten gecelikle banyoya gidip kapıyı sıkı sıkıya kapatmış ve kitlemiştim elimde sıktığım geceliğe son kez baksamda içimdeki öfkeyle lavabonun üstüne fırlatarak atmıştım, geceliğin yanında parıldayan cam parçaları gözüme ilişirken geceliği elimin tersiyle kenara çekip cam parçasını elime almıştım, başımı kaldırıp aynaya bakmamla paramparaça olan aynanın yarısıyla karşılaşmıştım, belliki ben gelmeden önce herşey tuzla buz olmaya başlamıştı, içimdeki acıyla cam'ı sıktığımın farkına bile vazmazken dökülen kan beyaz lavaboya düşmüş ve sadeliğe kan bulaşmıştı, elimi aralamamla kanlı cam düşmüş ve akan kan fazlalaşmıştı, göz yaşlarıma engel olamazken gözlerimi kapatıp derin bir nefes almış ve kıyafetin fermuarını açmıştım, asla bu günü unutmayacaktım, Kaner her defasında beni yok sayarken bu yaptığıyla benliğimi çiğniyordu, kıyafet yerle buluşmasıyla geceliği giyerken aynadan kendime bakmıştım, son kez saçlarımı'da açarken onlarda özgürlüğüne kavuşmuş ve sırtıma doğru dökülmüşlerdi,elimin tersiyle göz yaşımı silip kapıya yeltenmemle cam bir kez daha gözüme çarpmıştı ve bu sefer attığım adımdan vaz geçip geri dönerken lavabonun üstünden cam parçasını alarak avucuma saklamıştım.
"Bunu sen istedin Kaner!" param parça olan aynaya bakıp son cümlemi söylememle banyo kapısını açıp çıkmıştım, Kaner yatağa uzanmış bir şekilde bir eli başının altına koyarak tavanı izlerken beni görmesiyle hareketlenmiş ve başını kaldırarak bakmıştı, Kaner üstüme bakmazken sadece gözlerime bakıyor ve asla gözlerini gözlerimden ayırmıyordu, "Hadi!" Kaner konuşmasıyla geri yatarken boğazımı yırtarcasına yutkunmuştum ve bir adım dahil atamazken Kaner başının altındaki elini çekmiş ve yana doğru açmıştı, gözümden akan yaşla ilerlerken yatağın tam yanında durmuş deli gibi sıktığım cam parçasıyla birlikte Kaner'e bakıyordum, "Öyle bir şey yapacağımki kendine olan saygını yitireceksin!" Kaner'in sözleri kulağımda çınlarken anlamıştım ne dediğini, Kaner ta baştan beri bu günü planlarken içinde beslediği kin bu zamana kadar gelmişti, yorganı açıp yatağın kenarına otururken elimde tuttuğum cam parçasına son bir kez daha bakmış ve omzumun üstünden yatan Kaner'e baktım, Kaner çatılan kaşların altından zifiri gözlerle ışığa meydan okurken gözünü bile kırpmadan bakıyordu, yüzümden akan yaşla önüme dönmüş ve camı yastığımın altına koymuş yatağa girmiştim, Kaner'in kolunun üstüne yatarken üstüme örttüğüm yorganı sonuna kadar çeksemde fayda etmezken kalbim deli gibi atıyordu.
ikimizde tavanı izlerken aramızda bir fark vardı ben ağlıyorken Kaner buz gibiydi, yavaşça arkamı Kaner'e dönerken Kaner derin bir nefes vermiş ve kısık br şekilde "Özür dilerim" demişti, Kaner'i anlayamazken bana demediği kesindi çünkü bu kadar kötülük yaptığı birinden hiç bir şey yokmuş gibi özür dileyemezdi, Kaner son bir kez daha hareketlenmesiyle elini belime atarken yavaşça yastığın altından camı çıkartmıştım, tek dayanağım cam iken sadece bekliyordum Kaner'in eli belimde yerini alırken vücüdum zangır zangır titriyordu, her Kaner'in nefesi tenime çarparken saatler birbirini kovalıyordu, her geçen saniye Kaner'in kokusu burnuma daha fazla dolarken nefessiz kalıyordum, aldığım nefes haram gibi boğazımda kalırken nefesimi kesiyordu, nefes alabilmek için aralanan dudaklarım sonuçsuz kalırken Kaner'in nefesi düzene'e girmişti, Kaner rahat uyuyabilirken bana uyku zehirdi, haramdı, Kaner hareketlenmesiyle biraz daha yaklaşırken eli bir kez daha hareket etmesiyle parmakları karnıma değiyordu, gözlerimi son bir kez daha kapatıp aralarken tuttuğum cam parçasını bileğime götürmüştüm.
"Özür dilerim anne!" Şimdi özür dileme sırası bendeyken Kaner'in özür dilemesi kulağıma dolmuştu belliki oda kendini bu gece öldürmüştü ve sıra bendeydi, babamın katilinin koynuna girecek haysiyet bende yoktu ve olmayacaktı'da ama girmiştim şimdi Kanerin eli benim belimde, sırtıma ise göğsü değerken bunun suçlusu bendim, aileme zindan hayatı yaşatan biri bana sahip olamazdı olacaksa bile sadece cesetime olurdu, ama rurhum özgür olacaktı, sadece bu evlilik bedenimizi esir etmek için yapılan bir şey olurken artık ruhumuzda esir oluyordu yavaş yavaş, ve bu esiri özgür bırakma sırası bendeydi, yavaşça arkamı dönüp gözümün ucuyla Kaner'e baksamda Kaner uyuyordu, sabahları çatık olan kaşları dümdüzken önüme dönmüş ve
elimde tuttuğum cam parçasını bileğimde yerini son bir kez daha alırken hiç düşünmeden kesmiştim, yanan canım Kaner'in bana dokunduğundan daha fazla yanmazken hÖlüm yada Yaşam ne demekti?
Bir insan ne yaptığı zaman ben gerçekten yaşadım yada gerçekten ne olduğu zaman ben öldüm der? Bir insanın sadece bedeni öldüğü zaman'mı ölür yoksa ruhu öldüğü zaman'mı?, hangi sorunun cevabı var yada hangi cevap gerçek?
Bilmiyorum! ama benim bir gerçeğim vardı oda hem ruhumun hemde birazdan bedenimin ölmesiydi, belkide hayatı yaşadım yada yaşamadım, belki doya doya güldüm belki gülmem gerekirken ben ağladım, hayatı kendime zindan ettim belki, yada zindan'ı kelebek bahçesine çevirdim, bütün ama bütün sorular cevapsız kalırken artık hissizleşiyordum, biraz da olsa hissettiğim acı artık oda bedenimi terk ederken az önce kapattığım göz kapaklarımı şimdi zor aralıyordum, kendi canıma kıymakla doğrumu yaptım yoksa kalıp savaşmalımıydım bilmiyorum ama Kaner'in eli tenime değdiği an zaten ölmüştüm, ruhum bedenim, içimdeki çocuk, içimdeki genç kısacası tüm benliğim ölmüştü, öldürmüşlerdi, ben gittiğim zaman bu amansız savaşta biterken artık herkes huzur içinde yaşamlarını sürebilirlerdi, son kez gözlerimi aralamamla etraf renksizleşirken görüş açım bulanıklaşmıştı!
KANER KAMİROĞULLARI
"İçindeki ateş'e dur demezsen sende yok olup gideceksin Kaner!"
Koca konakta yayılan sesle etrafima bakınsam'da hasret kaldığım ses her defasında daha yakından yankılanıyordu
"Dur, Durul Kaner, sel olup taşma!"
"Nerdesin?" Koca avluda bir tek ben varken etrafım bomboştu, deli gibi çıktığım merdivenlerin sonunda her girdiğim odadan bomboş çıkarken balkonda durmuş etrafa, avluya boş gözlerle baktım ardından hüzünle omuzumun üstünden arkama baksamda Aliz yoktu, ve olmadığı gibi artık duymuyordum onu.
"Neredesin be Aliz neredesin!"
Uğradığım yenilgiyle balkon korkuluğunu iki yandan tutup başımı eğmemle gözlerimi kapatmıştım
"Kaner!"
Aliz'in sesi bir kez daha yankılanmasıyla eğdiğim başımı hızla kaldırmamla uykumdan uyanırken soluk soluğa kalmıştım, yanıma bakmamla İzem arkası dönük uyurken ben tekrar önüme dönmüş ve başımı yastığa bir kez daha koymuştum, beni unutan nefesimi düzene sokmaya çalışsam' da başarılı olamazken İzem'in başının altındaki kolumu yavaşça çekip üstümdeki pikeyi açarken hızla kalkmış ve banyoya gitmiştim, Aliz'in sesi hala kulaklarımda yankılanmaya devam ederken nefesim daralıyordu, böyle bir rüyayı her zaman kaldırabilirdim ama bugün, bu zamanda, böyle olmamalıydı, İzem kollarımda yatarken değildi, sıkı sıkıya tuttuğum kapı kulpunu bırakırken hızla çeşmeyi açıp ellerimi uzatmamla kolumdaki kanı görmüştüm, uğradığım şaşkınlıkla sadece kolumdaki kan'a bakarken bu kez de elimin arkasında lavabonun üstündeki kan'ı görmüştüm, dudaklarımın aralanmasıyla kolumdaki kan'a ardından kırık aynadan kendime bakmamla aklıma gelen fikirle yüreğime bir sızı düzmüştü, içimdeki korkuyla hızla oda dan çıkarken yatakta yatan İzem'e korkuyla bakmıştım, çünkü bu üstüme sinen kan benim kanım değildi, yanıma yatmak istemeyen İzem şimdi deliksiz uyuması normal olmazken gecede asla kalkmamıştı, az önce banyoya koşar adımla giden ayaklarım şimdi adeta çakılmışca'sına hareket etmezken beynim durmuştu, ne yapacağımı bile bilmezken sadece arkası bana dönük İzem'e bakıyordum, burnuma dolan kan kokusuyla İzem'e doğru koşmamla hızla başına çökmüştüm
"İzem!"
Cümlem karşılıksız kalırken yatağın üzerindeki oluşan kan gölüyle karşılaşmamla aldığım nefes haram olurken boğazıma bir yumruk gibi oturmuştu, İzem'in solan yüzünü avuçlarımın arasına almamla bağırmıştım
"Ne yaptın İzem!" İzem'in yüzünü sıvazlayıp omzundan çevirmemle elleri açılmış ve bileklerini görmüştüm
"İzem aç gözlerini İzem!"
"Yade!"
Avazım çıktığı kadar bağırırken hızla İzem'in başından kalkıp etrafta temiz bir bez parçası arasamda yoktu, odanın düzenini bile unuturken hızla banyoya gidip dolabın alt çekmecesinden ilk yardım çantasını alarak içeriye tekrar dönmüştüm, asla yere diz çökmeyen Kaner ağa Aliz'in ölümünden sonra ilk defa şimdi, İzem için diz çökmüştü, çantayı hızla açıp içindekileri yatağın üzerine boşaltırken odanın kapısı büyük bir güültüyle açılmış ve içeriye Yade girmişti
"Ne oluyor abi?"
"Yade koş!"
Yade korkarak koşarken kanı görmesiyle çığlık atarak olduğu yerde durmuş ve hızla ağzını kapatmıştı, Yade doktor olduğu için onu çağırsam da sanki ilk defa kan görüyormuşçasına kalakalmıştı
"Yardım et Yade durma!"
"Ne, ne zamandır böyle?"
Başımı allak bullak iki yana sallarken bakışlarım sadece İzem'in kanlı kolları ardından solan yüzüne kaymıştı
"Bi, bilmiyorum" Yade hızla İzem'in başına gelmesiyle bende bileklerini sarsam da akan kan'ın haddi hesabı yoktu, beni unutan nefesim yavaşça çıkmaya çalışırken ciğerim yırtılırcasına zor nefes veriyordum
"İzem aç gözlerini!, İzem!" İzem'in yüzünü avuçlarımın arasına alıp sarsam da, bağırsam da uyanmıyordu
"Abi!"
"Kaner!" Babam ve Fırat hızla içeriye girmesiyle oldukları yerde kala kalırlarken ne bir adım geriye nede ileriye gidebilmişlerdi bakışlarım ikisinin arasında gidip gelmesiye Fırat'ın eli havada kalırken korkuyla yatağa bakıyordu
"Nefes almıyor!" Yade'nin cevabıyla hızla Yade'ye dönüp bakmıştım
"N-ne demek nefes almıyor!"
"Nabız yok!" Yade hızla beni geriye doğru itmesiyle İzem'in yanına geçerken biraz üstünde kalan pikeyi de kenara itip kalp masajına başlamıştı, şu hayatta her şeyi görmüştüm, silah'ın alnıma dayandığında bile asla korkmazken şimdi deli gibi korkuyordum, nefret ettiğim kız şimdi benim yüzümden kanlar içinde yatıyordu, sabah düğün zılgıtların çaldığı evde şimdi kan akıyordu üstüne üstlük İzem'in kendisi akıtmıştı bu kanı, kendi kanını!
Yade geri çekilmesiyle dudaklarım aralanırken belli belirsiz başımı iki yana sallamıştım
"Ha- hayır"
Yade bakışlarını İzem'in üstünden ayırmasıyla bana bakarken korkarak İzem'e ardından daha bu sabah onun yüzünden ağlayan ama şimdi onun yaşaması için çırpınan kardeşime baktım, Yade bana başıyla onaylarcasına bakmasıyla konuşmuştu
"Yaşıyor" Yade'nin cevabıyla derin bir nefes alırken Yade hızla omzuma dokunmuştu
"Biran önce hastaneye gitmemiz lazım!"
Yadenin cevabıyla oturduğum yerden kalkmış ve hızla İzemi kucağıma alıp arkamı dönmemle İzem'in soluk yüzü vurduğu göğsüme düşerken elleri aşağıya düşmüş ve süğlüm saçları savrulmuştu, sırayla bizimkileri arkamda bırak odadan çıkmaya yeltenmemle babamın sözleri duyulmuştu.
"Bize gerek kalmadan tez zamanda hak ettiği bir şekilde ölür umarım!"
Kucağımda İzemle birlikte hiçbir şey demeden çıkıp giderken bu sefer lafını yutmuştum, çünkü bir kez daha bir kızın cansız bedeniyle bu Mardin sokaklarından geçemezdim, bir kızı daha bu toprağa emanet veremezdim, koşar adımla merdivenleri inerken Fırat'da hızla arkamdan ikişerli ikişerli merdivenleri iniyordu
"Kapıyı açın!"
Fırat'ın bağırmasıyla kapı sonuna kadar açılırken tekrardan İzem'in yüzüne bakıp önüma bakmıştım
"Aracı hazırlayın!"
Avluya inmemle Fırat yanıma gelirken hızla İzem'in üstünü çıkarttığı ceketini örtmesiyle konaktan çıkarken araçta hızla gelip tam önümüzde ani frenle durmuştu, şoför araçtan çıkmasıyla kucağımdaki İzeme dehşet içinde bakmasıyla başını eğerken Fırat hızla arka kapıyı açmıştı,
"Fıray diğer tarafa geç!" Fırat beni ikiletmeden dediğimi yaparken hızla arkaya geçmiş ve İzem'in omuzlarından tutup çekmişti, kapıyı çarparak kapatırken diğer tarafa geçmek için hamle yapmamla babam karşıma geçmiş duruyordu
"Bırak eceliyle ölsün!" Babamın sözlerini şok içinde dinlerken babam bana dediği cümlenin son derece arkasında duruyordu
"Ne diyorsun sen?, çekil önümden!" İlk başta soru sorsam da sonradan vaz geçmiş ve babamın tek bir söz söylemesine müsaade etmeden omuzundan ittirerek geçerken İzem'in yanına binmiş ve başını kucağıma almıştım, Fırat benim tarafın kapıyı kapatmasıyla kendi kapısını açarken Yade'de öne binmişti.
"İzem yalvarırım aç gözünü!"
"Nefesini kontrol et abi!"
dişlerimi deli gibi sıkarken İzem'in belinden tutup biraz kaldırmamla eğilerek nefesini dinlemiştim
"Çok az Yade!" Fırat her bir öncekine göre biraz daha Frene basarken İzem'in yere sarkan elini tutup çekerken avucumun içine almıştım, elleri gittikçe soğuklaşırken dudakları morarıyordu, İzem'in başının altındaki elimi çekip iki elini de avucumun içine alıp sıcak üflememle ellerimle de gel git yaparak ısıtmaya çalışıyordum!
"Olmaz sende olmaz!"
"Abi!" Dişlerimin arasında kendi kendime söylediğim söze kendimi o kadar kaptırmıştım ki kimseye kulak verecek değildim, bizimkilere bakmasam da bakışlarını hissediyordum ama hiçbir şey demezken sadece tek ilgilendiğim İzem'di
"Sen güçsüz değilsin, bu kadar çabuk pes edemezsin!"
İzem'in kulağına yaklaşarak söylediğim cümleyle gözümden bir damla yaş akmış İzem'in yüzüne düşmüştü
"Senide böyle kaybedemem aç gözlerini kavga et benimle!"
İzem'in konuşmasına tahammül edemeyen ben iken şimdi benimle kavga etmesi için yalvarıyordum, ama bütün yalvarışlarım boşaydı.
Fırat aracı deli gibi sürerken elini de asla kornadan çekmiyor ve her aracın yolu açması için selektör yaparak korna çalıyordu
_
Hastaneye gelmemizle Fırat ani fren yaparak durmuş ve hızla araçtan inip bizim kapımızı açmıştı, İzem'in üstündeki ceketi bir kez daha çekmiş ve ceketin ďüşmemesi için tutarken İzem'i kucaklayıp araçtan inmiştim, Sargı bezinden akan kanlar İzem'in avucundan parmaklarına akmasıyla eli boşluğa düşerken kanlarda bir bir yerle buluşuyordu
"Buraya bakın!" Hastaneye girmemle bağırırken hastane koridorunda olanlar hızla bize bakarlarken kucağımda İzem'i görenler korkarak kenara sinmiş bakıyorlardı, çünkü herkes bilir ki aynı şekilde Alizle gelmiştim buraya ama bir farkla Aliz'i buradan sağ çıkaramazken ben tek başıma çıkmıştım, doktor ve hemşireler sedyeyle koşarak gelirken hızla yatırmıştım, hemşireler İzemi götürürken doktorda arkalarından koşarak gitmişti, yine her zaman ki gibi burada bir başıma kalırken yüzümü sıvazlamak için hamle yapmamla ellerimdeki kanı görmemle bir adım geriye sendelemiştim,
"Abi!"
"Abi!" Fırat ve Yade bana koşarlarken sırtımı duvara yaslayıp durmuştum
"Merak etme İzem bana emanet!" Yade cümlesini söylemesiyle arkasına bile bakmadan giderken Mirşad'ın gelmesiyle hastane adamlarla dolmuştu
"Durumu nasıl?" Kaldırdığım başımı eğmemle iki yana sallarken herkesi arkamda bırakarak uzaklaşmıştım
"Kaner bekle!" Mirşad'ın seslenişini umursamazken dengime gelmesiyle kolumdan tutup çekmişti
"Ne var lan, ne var?"
Kendimi kaybetmişçesine bağırıp sağa sola saldırdığımda içimdeki kor ateş sönmek bilmiyordu, hastane koridorlarındaki sandalyeyi tekmelememle sandalye büyük bir gürültüyle kayarken arkadaki sandalyelere çarparak durduğunda bu sefer koridorda duran duran ilaçların olduğu masaya vurmuştum, ilaçlar yerle buluşmasıyla tuzla buz olurken içindeki ilaçlarda etrafa dökülmesiyle masada büyük bir gürültüyle yere çarpmıştı,
"Olmaz Mirşad, İzem olmaz böyle olmaz!"
Mirşad beni durdurmaya çalışsa' da nafileydi, asla başarılı olamazken ortada gezen alev topu gibi herkesi, her şeyi yakıp geçiyordum "Aaaa" içimdeki öfkeye yenik düşerken adeta teslim olmuştum, deli gibi bağırmamla sonunda dizlerimin üzerine bir kez daha çökmüştüm "Dursana Kaner! İzeme bir şey olmayacak!"
"Anneme de en son öyle diyorlardı" Mirşad dediğim sözle şoka uğrarken gözlerine bir kez daha hüzün çökmüştü çünkü gayet iyi biliyordu nelerin olduğunu
*
20 yıl önce
"Asla kabul etmiyorum"
"Sana soran oldu mu lan!"
Koca konakta daha gün bile doğmadan kavga sesleri bir kez daha yükselmesiyle hızla yataktan kalkıp salona koşmuştum, babamın yanında daha önce görmediğim genç bir kadın dururken annem tam karşılarında durmuş bağırıyordu
"Babam buna izin verir mi sanıyorsun Haşir? Koskoca ağa kızının üstüne kuma getirttirlermi sana?"
Babam küçümseyici bir bakışla anneme bakıp "Onay almadığımı mı sanıyorsun Birdilşah" demesiyle annem şok içinde kalırken geriye doğru sendelemişti anneme koşmamla tutmam bir olurken annem kendini toparlayıp bana bakmıştı
"Sana erkek evlat verdim, bana bunu yapamazsın" dedikten sonra annem öne doğru hamle yapıp babamı göğsünden ittirerek bağırmaya devam etmişti
"Babam' da izin verse ağa kızıyım kuma aldı üstüne dedirtmem"
"Eeee yeter lan!" Babam cümlesini bitirmesiyle anneme tokat atması bir olurken annem yere düştüğünde yavaşça yüzünü tutmuştu
"Şehnazla haftaya evleniyorum, sende susup oturacaksın" diyerek annemle benim yanımdan geçip gitmesiyle biz burada, salonda bir başımıza kalmıştık annem hıçkırıklarla ağlarken yavaşça eğilip yanına oturmuş annemin göz yaşlarını silerken kanayan dudağını da silmiştim.
Elim kan olurken üstüme sürtmüş geçmiştim ama bilmiyordum' ki üstüme sildiğim bir damla kanın üstümü kendi rengiyle ve daha fazlasıyla bezeyeceğini
"Anne o kadın kim?"
Annem elinin tersiyle göz yaşını silip bana bakıp yutkunmuştu
"Buna müsaade etmem Haşir, etmemm!"
Annem beni umursamadan yanımdan kalkarken içindeki ateşle bağırıyordu
"Anne!" Yakarışlarım sonuçsuz kalırken annemin arkasından sadece bakakalmıştım.
-
"Birdilşah!"
Aradan geçen yarım saatin sonunda babamın sesi bir kez daha yükselirken sadece kapıya bakmıştım, çünkü birazdan' da annem bağıracak ve tekrar karşılıklı bağrış sesleri yükselecekti, dizlerimi kendime doğru çekip oturduğum yerde misket oynamama devam ederken bir kez daha babamın sesi yükselmişti ama umduğum gibi değildi, annemin sesi yükselmezken babam bir kez daha annemin adını zikretmişti
"Birdilşah!" Babamın sözü karşılıksız kalırken hızla elimde misketimle oturduğum yerden kalkmış ve dışarıya doğru koşmuştum, ses babamın odasından gelmesiyle merdivenleri ikişerli ikişerli çıkarak hızla sabahları sevinçle koştuğum odaya, annemlerin odasına gitmiştim, gördüğüm manzara sonucu kapı eşiğinde kalırken ellerimde sıkı sıkıya tuttuğun misketlerim yerle buluşmuştu, babam annemin başında bağırırken annem kanlar içinde yatakta yatıyordu, bazı sabahlar uyandırmak için koştuğum yatağa bu gün annemi kurtarmak için koşuyordum
"Anne!" Annemin her zaman gülen yüzü bugün solgundu, pamuk gibi olan elleri bugün boydan boya kesik ve kan içindeydi!
"Anne aç gözlerini anne!, baba bir şey yap, annem olmaz baba!"
BUGÜN
*
Hala yirmi yıl önceki çığlıklar bu gün kulaklarımda yankılanırken yirmi yıl önceki gibi bağırmıştım
"Annem gibi olmaz Mirşad, olmaz!" Diz çöktüğüm yerde ayağa kalkmak için Mirşad'a direnirken Mirşad sıkıcana sarılarak durdurmuştu
"Bu sefer olmayacak, İzem güçlü kız bırakmaz"
"Kendini öldürecek kadar aptal ama!" Elimi yere deli gibi vurarak söylerken Mirşad engel olmaya çalışıyordu ama bana kimse engel olamazken içimdeki yılların ateşi tekrardan harlanmıştı
"Ne oldu da İzem bunu yaptı Kaner?"
Mirşad'ın sorusuyla yaptıklarım bir bir gözümün önüne gelirken hiçbir cevap verememiştim çünkü yaptıklarımın bir izahı yoktu, İzem'i bu yola ben sürüklerken neden yaptı diyemezdim, ona kızamazdım buna hakkım yoktu ama ben sadece kendimi düşünüyordum yıllar önce yaşadığımı tekrar yaşamak ağır geliyordu,
"Kaner!" Tok bir ses koridorda yankılanmasıyla başımı kaldırıp bakmamla koridorun bir diğer ucunda aşiret varken diğer ucunda İzem canıyla cebelleşiyordu ve ben tam ikisinin ortasında yerle bir olmuştum, ayağa kalkmamla Berzan ağa bana doğru gelirken yüzünde asla bir hüzün kırıntısı dahil yoktu
"O kız hak ettiği yerde ya sen?, senin hak ettiğin bu çöktüğün yer' mi?"
"Ne diyorsun sen Berzan ağa"
"Dediğim odur ki bu kız ya şimdi yada buradan sonra ölecek!"
"Kimsiniz lan siz haaaa!" İçimdeki tüm öfkeyle Baratan aşiretin ağası Berzan ağaya bağırırken Berzan ağa geri adım atacak gibi değildi
"Hala ne diye onu korursun sen?, senin kadının olacağına ölmeyi seçen bir kadın için nedendir içindeki bu öfke"
"Kes lan sesini" Berzan ağanın boğazından yapışmamla karşı duvara yaslarken bağırarak deli gibi sıkıyordum
"Sözlerine dikkat et!, hakkında konuştuğun benim karım!" Sözlerimin üzerine bir bir bastırarak söylerken Berzan ağa yavaşça nefessiz kalıyordu
"Sana baştan dedik Kaner, o kızın en başından beri hak ettiği buydu ama sen dinleme-"
"O dilinin yerinde kalmasını istiyorsan kapa çeneni"
Boğazını tuttuğum Berzan ağa hala konuşmasına devam ederken bu sefer boğazındaki elimi yukarıya kaydırarak çenesini ve yüzünü sıkıca tutarken hastane bir kez daha karışmıştı, diğer aşiret ağaları Berzan'ı elimden almak için bir kez daha yeltenseler' de başarılı olamamışlardı
"O kız için bizimle girdiğin bu savaş değer' mi?"
"Benim karım hakkında konuşurken iki kez, üç kez gerekirse on kez düşüneceksiniz!"
"Ölümü senden çok seven karın için mi?, sen ne kadar alçaldın bu kadar Kaner ağa!"
Berzan ağa avuçlarımın arasında olan yüzüne aldanmadan hala fitursuzca konuşurken hızla yumruk atmıştım
"On yedi yaşındaki kızı kendine kuma almaya çalışan kırk beş yaşındaki şerefsiz ağa' mı söylüyor bunu?"
Berzan ağa yediği yumrukla düşerken hızla Mirşad tutmuş ve Berzan'ı düşmekten kurtarmıştı, Mirşad'a anlamsız gözlerle bakmamla Mirşad kaşlarını çatmış ve az önce dayanak olduğu Barzan'ın yakasından tutarak karşıma getirirken Mirşad'ın adamları herkesin önünde dağ olmuştu.
Herkes her şeyin farkında olurken herkes salak ayağına yatıyorlardı ama ben susmayacaktım, susmadığım gibide herkesin gözüne soka soka gösterecektim gerçekleri
"Doğrumu lan bu?" Mirşad benim dediğimi doğrulatmak için Berzan ağaya söz hakkı verse' de Berzan ağanın itiraz edebileceği bir yalan yoktu ortada
"Ne oldu Berzan ağa Kaner sus dediği halde konuşuyordun?"
"Sende göz mü yumdun Kaner!"
Mirşad Berzan ağayı bırakıp hızla bana sorusunu yöneltirken gözlerimi kısarak bakmıştım
"Göz yumsaydım eğer çoktan aldıydı kızı!" Bağırarak söylediğim cümleyle Mirşad hızla arkasını dönerek Berzan ağaya tokadı atmıştı, Berzan ağa tokadın etkisiyle yere yapışırken Mirşad gurur duyarak bakıyordu eserine,
Mirşad istediğini yapabilirdi, koskoca Baratan aşiretine kafa tutabilecek güç vardı ve Mirşad bunun farkında olduğundan istediği gibi tek tabanca geziyordu, belki' de şu hayatta kazanmak istiyorsan tek olacaksın yoksa benim gibi bu hayatta sana nefes olan, can olan kişi ellerinin arasından kayıp giderdi o yüzden de Mirşad çok şanslıydı, kaybedeceği yada korkacağı hiç bir şey yoktu
İşaret parmağımla diğer aşiret üyelerini işaret ederek bir kez daha konuştum
"Benim karım içerde canıyla uğraşıyorken siz burada hiç bir karar alamazsınız!"
"Uyanınca illa alınacak!" Duyduğum sesle arkamı dönüp bakarken karşımda duran babamla karşılaşmıştım
"Uyanınca yine, yeniden acı çekerek ölecek!? dua et de bu hastaneden hiç çıkmasın!" Babamın her bir sözünde bir kez daha hayrete düşerken öfke ve nefretle bakıyordum babam sadece ona duyduğum nefrete bir yenisini eklediğinden sonuçlarını düşünmüyordu, halbuki ilk onun bilmesi gerekirdi gözüm döndüğünde büründüğüm kişiliği, en basiti içimizdeki hainleri öğrendiğim zaman nelerin olduğunu yakınen şahitlik etmişti, Fırat babamla benim arama girmek için her an hazırda beklerken Yaver'de acil kapısının önünde adeta duvar olmuştu
"Yer gök şahidim olsun, ona ellettirmem!, gerekirse ikisini birbirine katar sizi de için de bırakırım" cümlemi söylerken bu sefer işaret parmağımla' da desteklercesine babamı göstererek yavaşça yürürken sadece babama bakıyordum
"Karşımdaki sende olsan ezer geçerim!"
"Sadece ben değil onca kişiyi tek başına, karşına nasıl alacaksın? oğul diyesin hele"
"Şu kısa zamanda hepinize nasıl karşı geldiysem, nasıl hamlelerinizi boşa düşürüp ben galip geldiysem yine yaparım!"
"Ama şimdi bir kanadın kırık" babam cümlesini söylerken başıyla' da içeriyi işaret etmişti
"Bakıyorum pek mutlusunuz, genelde kanadım kırıldığı zaman düşmanlarım sevinir ama!" Babama yaptığım ima aslında çok zaman önce gerçekleşmişti ama dile dökülmezken bir birimizle gözle görülebilecek bir savaş içerisindeydik
"O kız öldüğü zaman aynı tarafa geçeceğiz Kaner ağa!"
"İşte o zaman cehennemi ayağınıza getirmekle kalmam hayatınızı cehenneme çeviririm!"
Sözlerimi karşımdaki düşmana yani babama söylerken acil' in kapısı hızla açılmış ve doktorlar içeriye koşarak girerken hemşire koşarak çıkıyordu
"Neler oluyor?" İçime yer edinen korkuyla bana düşman olan babamı umursamadan bir iki adımla öne çıktığımda koşan hemşire tam karşımızda dururken telaşla konuşmuştu
"Hata çok kan kaybetti, acil kan lazım"
Hemşirenin cevabıyla aklıma bana kan verdiği gelirken hızla öne atılarak konuştum
"Benim kanım uyuyor!"
Hemşirenin gözündeki ışığın parlamasıyla hızla onay verirken konuşmuş ve hareket etmişti
"Çabuk olalım"
"Kendisi kısa bir süre önce vuruldu hemşire hanım!"
Babamım sözleriyle ayaklarım olduğu yere çakılı kalırken hemşire hanım hızla babama dönerken yutkunarak arkamı dönmüş ve anlamsız gözlerle bakıyordum
"Nasıl yani?"
"Kan almaya diye götürdüğün adamın kendine hali yok"
Herkes babamı şok içinde dinlerken ben başımı hafif yan çevirip öfkeyle, kırgınlıkla, pişmanlıkla yeni düşmanıma babama bakmıştım
"Sakın!" kısık ama babamın anlayacağı bir şekilde konuşmamla Hemşire anlamsız gözlerle bana bakarken benim baktığım tek bir yer vardı oda öfkeyle bana bakan babamın gözleriydi
"Daha açık olmamı istersen hemşire kızım"
"Baba!, sus!" Sözlerim yeteri kadar açık ve net anlaşılır olmasına rağmen babam anlamamak için direnirken yüzünde de eksik olmayan alaylı bir tebessümle bakıyordu, tebessüm her geçen saniye daha büyürken ilk önce bana daha sonra yanımda duran hemşireye bakmıştı
"Kendisi ağrılarından ötürü güçlü bir ağrı kesici kullanıyor"
Babamın tek bir cümlesi hemşire hanımın dehşete düşmüşçe bakmasına yetmişti
"Ağrı kesicinin ne zararı olur ki, hem iki gündür kullanmıyorum"
"Yanılmıyorsam oğlum dün gece ağrın vardı!"
"Kes yalanı!" Babamın cümlesiyle karşımda hemşirenin olduğunu umursamadan bağırmıştım
"Böyle bir şeyin olması mümkün değil beyefendi, üzgünüm!" İçimde oluşan kırgınlık başımdan kaynar suların dökülmesine sebep olurken bir kez daha konuştum
"Yok öyle bir şey hemşire hanım hem olsa bile a- arındırın, temizleyin o zaman"
"O kadar vakit yok beyefendi!"
Hemşire hızla çekip giderken ben burada gerçeklerle bir başıma kalmıştım.
"Şimdi ne yapacaksın Kaner ağa, sana demiştim o buradan sağ çıkmayacak!"
Babamın sözleri bir öncekinden daha ağır olurken babam durmak bilmiyordu
"O kız ölürse kendinizi öldü bilin!"
"Her ikisine' de sen kendin kefen giydirdin!"
"Baba!" Fırat benden önce öne atılmasıyla babasını çekerken Mirşad hızla gelip omuzumdan tutup çekmişti
"Ne diyorsun sen baba!"
"Onun istediğini verme ona"
"Ne vermemesi lan! ne dediğini duymuyor' musun sen!"
Mirşad' ın göğsüne vurup ittirmemle Mirşad bir adım uzaklaşırken gözlerini kapatıp derin bir nefes eşliğinde açmış ve tekrar karşıma gelmişti
"Yalan mı oğul de hele, önce Aliz şimdi ise İzem" babam ameliyat kapısına iğrenerek bakıp devam etti
"Bileklerini kesecek kadar nefret ediyor senden sen hala karım diyorsun onun için, bu kadar alçaldınmı sen!"
"Sus!" Babama koşmamla Fırat önüme geçerken diger ağalarda araya girmiş beni tutuyorlardı ama son bir hamlemle bizimkileri boşa düşürüp ellerinden kurtulsam da Mirşad'ı geçememiştim, Mirşad hızla omuzumdan tutmasıyla bir adım dahil atamazken işaret parmağımı sallayarak konuştum
"Çizilen sınırı fazlasıyla aşıyorsun!"
"Babasının üstüne yürüyen Kaner ağa'mı söylüyor bunu, o sınır kalkalı çok oldu Kaner ağa!"
"O sınırın kalkmasını sağlayan sensin, sakın bana suç atma!"
"Öylemi?, savaşı bitirmeyen sensin, kan akıtmıyorsun ama öfke, nefret, kin akıtıyorsun!"
"Hak ettiğiniz buda ondan, daha fazlası değil!"
Mirşad kolumdan tutup götürmeye çalışırken babamı işaret ederek bağırmamla Mirşad'ın ittirmesi artmış ve daha hızlı götürmeye çalışıyordu
"Şu halini gören ne der Kaner!"
Herkes arkamda kalırken babam hala konuşuyor ve damarıma basmaktan geri durmuyordu, Mirşad bir an bile durmadan beni uzaklaştırırken "İzem'e gidelim" diyerek benim direnmemi engellemeye çalışıyordu ve ona istediğini yapmasına engel olmayacaktım çünkü uyanınca İzem'in ilk tepesine çökecek kişi bendim ama şimdi annemle aynı kaderi paylaşmamaları için ona eli ben uzatacaktım, Mirşad'ın kolunu ittirerek "Bırak!" diye bağırmamla engelinden çıkarken önüme dönüp cebimden çıkardığım telefondan hızla Arjen'i arasam da telefon meşgule düşmüştü
"Allah kahretsin!"
Telefonu kulağımdan çekmemle bağırırken Mirşad bana bakmasıyla tekrar konuştum
"Mirşad herkese haber sal!"
"Çoktan haber uçtu merak etme"
Mirşad telefonu çalmasıyla konuşmayı keserken hızla telefonu cevaplamıştı
"Tamam, Baratan aşiretin her bir üyesi de kıskaç altına alın bir sürpriz istemiyorum"
Mirşad telefonu kapatmasıyla omzumun üstünden bakmamla Mirsad' da bana bakmış ve tek kaşını kaldırarak "Sürprizleri sevmem" demişti, Mirşad gözlerinde bilmediğim ifadeyle bakarken önüme dönmüş Arjen'i bir kez daha aramıştım ama yine sonuç aynıydı, bir kez daha "Aradığınız kişi şuan başka biriyle konuşuyor" sesi kulağıma dolarken öfkeyle telefonu kulağımdan çekip telefonu yere fırlatarak bağırmıştım
"Allah kahretsin!"
"Abi!" İsmimi duymamla arkamı dönüp bakarken karşıdan koşarak Fırat geliyordu, hiç bir şey demeden sadece bakarken Fırat elindeki telefonu bana uzatmasıyla anlamsız ve boş gözlerle bakarken Fırat bana içten ve sıcak bakıyordu
"Arjen telefonda!"
Fırat'ın cevabıyla zaman kaybetmeden telefonu almamla bana soru yöneltilmesine müsaade etmemiştim
"Karakolda 0 RH negatif kana sahip kim varsa hastaneye getir Arjen!"
"Ne kanı?, ne hastanesi Kaner!?
"İzem intihar etti!"
"Ne, nasıl şimdi?"
"Kaybetmek üzereyim" onca öfkeme tezat sesim yok gibi çıkarken başka bir şey diyememiştim
.
.
"Arjen!" Bir kaç saniyelik sessizliği bozan ben olurken Arjenden hala bir ses yoktu
"Alo, Arjen!"
"Iıııı!, bu kan gurubuna uyan kimse yok"
"Koskoca karakolda nasıl yok!"
"Yok işte Kaner!"
"Tamam kapat!"
"Kaner" Telefonu kulağımdan çekmemle Arjen'in sesi bir kez daha yankılanmıştı
"Ne var?"
"Polis yok ama, getirdiğimiz Hakan var"
"Hakan mı?"
"Evet, içeriye almak için bir bahane ararken bilgilerinde görmüştüm Hakan'da 0 Rh negatif"
"Tamam çabuk serbest bırak hastaneye gelsinler!"
"Abi delirdin mi sen, öğrendikleri anda çökerler tepene!"
Fırat'ın cevabı üzerine hiç düşünmezken Hakan'dan önce tepeme çöken kendisiydi
"Acele et" deyip telefonu kapatmamla karşımda bana bakan Fırat'a ve Mirşad'a bakmıştım ama Mirşad benden erken davranmasıyla konuşmuştu
"Ben sizi abi kardeş yalnız bırakayım" Mirşad cümlesini söylemesiyle arkasına bile bakmadan giderken Fırat'ın sorgular bakışlarıyla kalmıştım
"Şu an onlardan önce düşüneceğim İzem var!"
"Abi, zaten bizde İzemi düşünüyoruz, her yerde kan arıyoruz ama onlar karışmamalı"
"Bulundu da benim' mi haberim yok!, haa!"
İçimdeki öfkenin vermiş olduğu hırsla Fırat'a karşı bağırsam da Fırat geri adım atacağına ileri adım atarak yanıma gelmişti
"Abi!, yapma!" Fırat cümlelerini yavaş yavaş söylerken gözleriyle de beni onaylarcasına bakıp başıyla onay vermişti ama benden onay alamazken bu sefer konuşan bendim
"Arjen getirecek direk kana yönlendir" Arkamı dönüp giderken Fırat'ın cümlesiyle ister istemez durmuştum
"Şuan İzem için gözünü kırpmadan her şeyi yapacak kişisin!"
Fırat'ın cevabıyla ona doğru dönerken başımı hafif yan yatırarak sorgularcasına bakmıştım
"Geldikleri gibi tekrardan ortalık karışacak!"
"Karışırsa karışsın umurumda mı sanki!" Cümlemi söylememle yanda duran sandalyeye tekme savurup tekrardan Fırat'a bakmıştım
"Abi yalvarırım bunu yapma!"
Fırat cümlesini söylemesiyle bana sıkıca sarılırken gözlerimi kapatıp yutkunmuştum, cidden artık her şey ağır gelirken tarih teferruat ediyordu!
Fırat'ı kendimden uzaklaştırmamla arkamı dönüp gitmiştim, çünkü diyecek bir şey yoktu olmadığı gibi de asla durmayacaktım!
YADE KAMİROĞULLARI
Ne kadar tepkilide olsam söz konusu bir hayattı ve biz hemşireler, doktorlar karşımızdaki kişinin kim olduğuna bakmayız, belki düşmanımız belki de dostumuz kimliği, sıfatı fark etmeksizin kurtarmakta sorumluyduk ve bu günde böyle oldu şu hayatta tek varlığım abimi vuran ve az daha öldürmek üzere olan kızı bu gün ben kurtarmıştım ve abimde varını yoğunu onu yaşatmak için veriyordu, atandığım hastaneye ilk gelişim ve ilk görevim başka olabilirdi ama kader buna İzim vermezken ilk görevim abimin karısını yaşatma çabamdı, abimi ilk defa böyle görmesem de Aliz'den' de kötü olmuştu çünkü bu denli yıkılmasının nedeni Birdilşah anneyle aynı ölümü seçmeleriydi, bu güne kadar abim asla bu olayın sözünü dahil etmezken bu gün herkesi o çukurda boğuyordu ve kendisi' de yerle bir olmuştu,
"Yade!" İsmimi duymamla hızla arkamı dönüp bakmıştım, karşımda siyahlar içinde ve son derece çehreli biri dururken abimin düğününde gelen kişiydi
"İsmimi nereden biliyorsunuz?"
Soruyu sormamla karşımdaki adam yavaş adımlarla bana doğru gelirken gözleriyle' de beni süzüyordu
"Sadece ismini değil senin hakkında her şeyi biliyorum!"
Çehresinden ödün vermeyen adam tam karşıma gelmesiyle bana çatılan kaşlarıyla bakarken ben başımı hafif yan çevirmiş anlamayan gözlerle bakıyordum
"Kusura bakma böyle tebrik etmek istemezdim"
"Kimsiniz ve nereden tanıyorsunuz dedim!"
"Seni uzun zamandır abini daha uzun zamandır tanıyorum"
Soruma karşılık aldığım cevapla derin bir nefes almamla gözlerimi aktararak aldığım nefesi geri vermiştim
"Sen abimin düğününde ortalığı karıştıran kişisin!" Mirşad işaret parmağıyla beni göstermesiyle göz kırparken bir kez daha gülümsemişti
"Tam üstüne bastın"
"Ama benim seninle bir işim yok"
"Belkiii" karşımdaki kişi son cümlesini uzatarak bir kez daha beni süzmesiyle daha fazla bu davranışına tahammül edemeyerek arkamı dönüp gitmek için bir adım attığımda "Benim seninle bir işim var!" demesiyle durmuş ve arkamı yavaşça dönüp bakmıştım, karşımdaki adam ise döneceğimi biliyormuşçasına iki eli cebinde bana kısık gözlere bakıyordu
"Öylemi?"
"Öyle" Kendinden son derece ödün vermeyen adam kaşlarını havalandırarak verdiği cevapla bir adım daha yaklaşmıştı
"Hayat bize ne sunar bilemeyiz ama iyi şeyler sunması içinde bir şeyler yapmalıyız"
"Senden iyi bir şey olacağını sanmıyorum!"
"O kadar iyi tanıyorsun yani beni"
"Hayır tanımıyorum, ben seni tanımadığım gibi sende beni tanımıyorsun"
"iki ağustos, iki bin on altı yılında On sekizinci yaş gününü abine ısrarların üzerine istanbul da kutladın, arkadaşın Zeliş evlenmek istemediği zaman babası tarafından dövülerek hastaneye kaldırıldığında doktorlar erkek diye müdahale ettirmedikleri için öldüğü gün doktor olmak istedin, Haşir ağa senin okumak istediğini öğrendiği zaman izin vermediği için ağabeyin ailene sırf senin için karşı geldiğini o gün evde nasıl bir kıyametin koptuğunu iyi biliyorum, mesela sınavı kazandığın günkü sevincini dün gibi aklımda" siyahlar içindeki adam cümlesini yarıda keserken gözleri tamamen kısılmıştı
"Daha saymamı istemisin?" duyduklarım beynimin uyuşmasına yeterken başımı iki yana salladığımda cevabını almış olacak ki oda başıyla beni onaylayarak devam etti, "Yani kısacası ben seni çok iyi tanıyorum ama evet sen beni tanımıyorsun"
Çehreli ve gizemli adam her bir sözünde mimiklerini daha fazla kullanırken zifiri gözlerini benden çekip bakışlarını tavana dikerken derin bir nefes almıştı
"Buradan çok uzaktaydım, o yüzden yanında olamadım, sana eşlik edemedim ama her özel anın burada" Çehreli adam gözlerini kısarak konuşurken yüzüne tebessüm yerleştirmiş ve son cümlesini söylemesiyle işaret parmağıyla başını göstermişti, konuşmaya yeltenmemle adını bilmediğimden hiç bir şey diyememiş sadece susmuştum
"Mirşad!" İsminin Mirşad olduğunu öğrendiğim çehreli adam kaşlarını havalandırıp ismini söylemesiyle yüzündeki gülümseme daha fazla yayılmıştı
"Düşünüyordun ya!"
"İsmini değil nasıl bir kişilikte olduğunu düşünüyordum"
bu sefer boş gözlerle bakan Mirşad olurken yüzüne tebessüm konduran bendim
"Hayır tanımıyorum ve tanımak' da istemiyorum senin gibi karanlık insanları!"
"Karanlık iyidir, gereksiz kişileri uzak tutar"
"Ama dikkat et boğulma o karanlıkta!"
Cümlemi söylememle Mirşad beni baştan aşağıya süzerken bende ona bakmıştım, Mirşad siyahlar içinde beyaz gömleği varken bende' de beyazlar içinde siyah badi vardı, ikimizde kendi rengimizin içinde bir karanlık ve bir aydınlık vardı ama Mirşad'ın amacı bende kendi rengini daha fazla arttırmaktı ama asla öyle bir şey olmayacaktı bir kere ben o karanlıkta abimi bırakmışken o karanlığa bende hapsolmayacaktım!
"Atanmışsın!"
Mirşad ısrarla hala hayatıma dahil olurken hiçbir şey demeden arkamı dönüp gitmiştim!
"Sık sık karşılaşacağız!"
"Çok beklersin" Mirşad'ın bağrışına karşılık sesim kısık çıkarken sadece kendi kendime laflanmışdım, Mirşad'ı arkamda bırakarak giderken Mirşad'n gitmesi umuduyla çaktırmadan omuzumun üstünden arkama bakmıştım ama umduğum gibi olmazken dimdik bana bakıyordu, ve asla sözlerinden de bir adım geriye atacak gibi durmazken hızla önüme dönüp adımlarımı hızlandırmamla uzaklaşmıştım.
KANER KAMİROĞULLARI
Bir an bile düşünmeden Fırat'ı kendimden uzaklaştırıp arkamı dönüp uzaklaşmıştım, ayak sesleri bu sefer benden uzaklaşmasıyla duyulmaz olurken içimdeki öfkenin tarifi yoktu ve olmadığı gibi içim içime sığmıyordu, deli gibi sıktığım elimi peşi sıra duvara vurmamla tutulması bir olurken hızla tutan kişiye bakmıştım!
"Sen ne yapıyorsun Kaner!"
Yöneltilen soru karşısında cevabım olmasına rağmen cevapsız kalırken bana hüzünle bakan gözlere baka kalmıştım
"Seni belki ben doğurmadım ama ben büyüttüm ve sen kabul etsende etmesende yirmi yıldır benim kanım' sın canım' sın!"
"A-" konuşmaya yeltenmemle Şehnaz anne sustururken tekrardan konuşmuştu
"Ben ister miyim gencecik yaşımda evlenmeyi hem de kuma olmayı?"
"Sen geleceksin diye bir cenaze çıktı evden!"
"Cenaze çıktığı günden beri ben' de cezamı çekiyorum zaten"
Şehnaz annenin cevabına karşılık tek kaşımı kaldırarak bakmıştım
"Ne cezası, nasıl bir ceza, ben neden bilmiyorum Şehnaz anne!"
"Babam ve ağabeyim bir kere kararı verdiler! ben kimim' ki karşı çıkayım, annen ağa kızı olduğu halde karşı gelebildi' mi? verile karara, engel olabildi' mi benim gelmeme!" Sorular bir bir cevapsız kalırken verilebilecek onca cevap varken sadece susmuş dinliyordum
"Ben babanla imzayı attığım zaman anne oldum Kaner, on yaşında genç delikanlı oğlum oldu, bir yanı sevgiye tok ama biryanı' da aç, kırılgan, yaralı ama dimdik güçlü bir çocuğun annesi oldum!" Şehnaz anne her bir cümlesinde ağlarken duvara vurduğum elimi sıkı sıkıya tutmuştu avuçları arasında ama ben yıllardır bana annelik yapan kadından hariç her yere bakıyordum.
"On beş yaşımdan beri babam sürekli baş göz etmeye çalışıyorlardı ama olmamıştı, babam evet dediği kişiler yaşı küçük diye olmaz diyorlardı, diğerlerinin evet dediğine de babam hayır diyordu ama her evlendiremediklerinde dayağı yiyen bendim, ama her dayağa şükrettim bugünde başaramadılar diye!, sonra gel zaman git zaman on sekiz yaş günüme geldim!" Annem yüzüne kondurduğu buruk tebessümle bakmasıyla derin bir nefes verip gözlerime bakmıştı
"Normal insanlar ne yapar doğum gününde?, mum üfler pasta yer değil' mi ama bana doğum günü hediyesi diye gelinlik verdiler, evleneceksin deyip söz hakkı bile tanımadan sabahına verdiler babana! ve evinize ayak bastığım, hayatınızı kararttığım gündü benim doğum günüm, ama doğum günümde beni' de ailem öldürdü"
"Ama annem kara toprağın altında!"
Karşımda ağlayan Şehnaz anneye karşı sesim titreyerek çıkarken gözümdende yaş akmıştı
"Bende ölmeden o kara toprağın altına girdim Kaner!"
"Ben yarımım, eksiğim ama bak diğer çocuklarına tamlar eksik bir yanları yok, olmasın diyede canımı dişime taktım, üveylik olmasın diye kendi yaramı bıraktım onları yüreğime bastım!"
Şehnaz annemin elindeki elimi yavaşça çekerken annem aralanan dudaklarıyla elime ardından titreyen gözlerle bana bakmıştı
"Ben bu kadar fedakarlık ettiğim zamanda siz bana tekrar eksik hissettirdiniz!"
"Oğlum!"
"Anne!" Aslında son hareketim her şeyi açıklarken annem anlamamak için ısrar ediyordu, geriye bir adım atmamla başımı dikleştirmiştim
"Annem olarak kalmak istiyorsan git!"
"Kaner!'
Koridor da ismimin yankılanmasıyla bakışlarımı annemden çevirip koridorun başına bakmıştım, ve işte beklenen zaman gelmişti, Hakan hareketlenmesiyle annem den uzaklaşarak bir adım yana geçip tam karşısında bekliyordum.
"Anne git!"
Gözümün ucuyla korku içinde bakan anneme bakıp gitmesini istesem de annem bir adım dahil atmamıştı
"Nasıl yaptın lan bunu o kıza!" Hakan cümlesini bağırarak söylerken hızla karşıma gelmiş ve cümlesini bitirmesiyle yumruk atarken yumruğun etkisiyle geriye sendeleyip durduğum da Hakan'da öne savrulmuştu, yumruğu engelleyecek yada karşılık verecek değildim çünkü bu yumruğu hak etmiştim, arkaya doğru sendelememle yere bakarken aklımda sadece tek bir soru vardı
"Verdin' mi kanı?"
Başımı kaldırıp Hakan'a bakarken Hakan gözü dönmüşçesine bana bakıyordu
"Kurtuldu' mu!"
Sorularım peşi sıra cevapsız kalırken bir kez daha Hakan'ın karşısına geçmemle doğrulduğum da Hakan bir kez saha yumruk atmasıyla öfke kusmuştu
"Lan kız kendini kesmiş, içerde ölüyordu lan ölüyordu!"
Her zaman her şeye bir cevabım olurken buna yoktu ne bir cevap ne bir bahane, hiç biri olmazken sadece susmuştum!
"Ben olmasaydım ne olacaktı!" Hakan'ı cevapsız bırakırken Hakan bir kez daha yaklaşmıştı
"Cevap versene lan!"
Hakan bağırdığı cümleyle bir kez daha yumruk atmaya yeltenmesiyle elini havada yakalayıp durdurmamla Hakan'ın hiçbir zaman korku barındırmayan ama şimdi deli gibi titreyen gözlerine bakmıştım, hatalı olduğumdan ilk iki yumruğuna bir şey dememiştim ama üçüncü olmazdı buna asla müsaade etmezdim, burnumdan akan kana aldırış etmeden Hakan'a bakarak bir adım yaklaşırken dişlerimin arasından konuşmuştum
"Bir yolunu bulurdum!"
"Bir halt bulamazdın!"
Konuşmaya yeltenmemle doktor yanımıza gelirken laf yetiştirmeyi bırakıp gözümün ucuyla doktora bakmıştım.
"Ameliyat başarılı geçti hastayı odaya aldık!"
Doktor hanım'ın haberiyle Hakan elini yakamdan çekerken burnunun kenarı seğirmiş ve yanımdan geçmek için hareketlenmişti, Hakan tam yanımdan geçecekken hızla göğsünden tutup durdurmamla yandan bakmıştım
"Karımı ben görürüm!"
"Ne karından bahsediyorsun lan sen!"
Hakan'ın iyicene olayı kavrayabilmesi için yüzüklü elimi yüzüne doğru tutmamla bakışlarımla gösterirken sesimi biraz yükseltmiş ve biraz da yaklaşmıştım
"Nikahlı karım, kadınım!" Cümlemi söylememle Hakan'ı arkamda bırakarak giderken Şehnaz anne ve Fırat'da arkamdan bakıyorlardı, İzem'in odasına gelmemle kapıya ardından kapı kulpuna bakakalmıştım, zaten herşey benim için zorken herkes dahada zorlaştırıyorlardı, imkansız hale getiriyorlardı herşeyi, içinde sıkışıp kaldığım bu durumda beni kimse tutup çekmezken herşeyi daha da zorlaştırıyorlardı, en sonunda derin bir nefes verip gözlerimi aktarırken kapıyı açmış ve içeriye girmiştim, kulağıma dolan EKG makinasının sesi olurken İzem boylu boyunca yatıyordu, kolunda serum burnunda nefes cihazı göğüs kısmındada kalk atışlarını ölçmek için EKG makinasının kabloları takılı olurken bilekleri sarılıydı, yavaş adımlarla İzem'in yanına gidip yavaşça bileğine dokunmuştum, bir insanın kıyamayıp tutmadığı bilekleri İzem hiç düşünmeden kesmişti, onu seven annesini, kardeşini düşünmeden ölmek istemişti, peki neden?, kendi hatalarınının bedeli olan benim hatam yüzündendi, elimi yavaşça çekip İzem'in yüzüne bakarken kaşları hafif çatıktı belliki canı yanıyordu, gözlerimi kapatıp başımı hafif yan çevirmemle yüzümü kırıştırırken yavaşça arkamı dönerek gözlerimi aralamıştım, arkada duran sandalyeyi alıp tam İzem'in yanına koyup oturmuştum.
"Neden be İzem neden?" Sitemlerim karşılıksız kalırken karşımda annemle ikinci kaderi paylaşan İzem vardı ama İzem'in sonu kara toprak olmayacaktı, buna müsaade etmiyecektim, aklıma gelen düşünceyle boğazım düğümlenirken bakışlarımı zorda olsa İzemden çekip yere bakmıştım.
"Tabib sen elleme benim yaramı!"
Titreyerek çıkan sesime aldanmadan sözler boğazımdan yırtarcasına çıkarken yerdeki bakışlarımı asla kaldırmamıştım
"Beni bu dertlere salanı getir!
Kabul etmem bir gün eksik olursa!
Benden bu ömrümü çalanı getir!
Git ara bul getir!"
Başımı kaldıramamazken gözümden akan yaş yüreğime kor gibi düşmüştü
Gözümden düşen bir damla yaşla sesim kesilirken sessizce ağlıyordum, yıllar önce ben hep hasta oduğum zaman annem bu türküyü söylerdi, annemin bilnur sesi her hasta olduğumda şifa gibi gelirken ertesi güne ayaklanıyordum ama artık öyle değildi hastalandım'mı ateşim çıkar ve zor atlatırdım ama yüce yaradanda biliyordu beni annem gittikten sonra sadece bir kere yatağa düşmüştüm.
"Sen hasta olduğun zaman bu türküyü söylerim tüm hastalığın hemencecik geçer oğlum!"
Kulağımda annemin sözü yankılanmasıyla göz yaşlarım beni dinlemez olmuştu, koca ağa ağlarmıydı ama ağlıyor işte söz konusu anne olunca çocuk, büyük dinlemiyordu bu yürek, kalbimdeki yara dinmediği gibide her zaman kanayacaktı, İzemin hareketlenmesiyle
türküyü yarıda kesmiş ve yılımsayarak bakmıştım
"Sen yokmusun Birdilşah hanım!, yine sözlerin doğru çıktı!"
Yüzüme oturan buruk bir telebessüm yerini acıya ve öfkeye bırakırken başımı eğmiş ve göz yaşımı İzem'e belli etmeyecek bir şekilde silmiştim, İzem gözlerini yavaşça aralarken yüzünü acıyla kırıştırmasıyla yutkunmuştu,
"Oğlum benim"
Kulağımda annemin sesi yankılanmasıyla oturduğum yerden öfkeyle kalkarken sandalye yere düşmüş ve büyük bir ses yankılanmıştı odada
"Sen ne yaptığını zannediyorsun İzem!" İzem yorgun gözlerle yüzüme bakarak
"Dudağın kanıyor" demesiyle İzem öfkeme karşı bambaşka bir şeyle gelmişti karşıma, kendisini düşünmeden ilk düşündüğü kişi ben olurken burada olmasının sebebide bendim
"Ayrıca kaşında"
İzem'in son cümlesiyle gülmeme engel olamazken elimle sakalımı sıvazlayıp derin bir nefes alıp susmuştum
"Ahh cidden tek sorun bumu İzem!"
Sinirden gülmeme engel olamazken bir adım geriye atıp elimle gözlerimi bastırmıştım
"Yaver!"
İstifimi bozmadan Yaver'e bağırmamla kapı sonuna kadar açılırken başımı kaldırıp bakmamla Yaver içeriye hızla girmiş ve ilk İzem'e ardından bana bakmıştı
"Buyur abi!"
"Çabuk doktora haber ver İzem uyandı!"
"Ohh şükür!"
Yaver sevinmesiyle kapıyı kapatarak çıkarken ben tekrardan İzem'e bakmıştım, İzem yutkunmasıyla yana bakarken bende baktığı yere bakmamla masa üstünde suyu görmüş ve tekrar İzem'e bakmıştım, İzem sırf bana minnet etmemek için hiç bir şey söylemeyerek kendisi her şeyi halletmeye çalışsa da başarılı olamazken yardım eli uzatacak kişi yine bendim, İzem'in başarısız denemesi sonucu masadaki sürahiyi almamla İzem bana bakmasıyla kaşlarını havalandırsa da onu umursamazken bardağı doldurup yerine koyarken İzem bakışlarıyla her bir hareketimi takip ediyordu, İzem'e bakmamla yaklaşırken yutkunmuş ve yapacağım hareketi bir kez daha düşünmüştüm ama en sonunda aldığım derin nefesle birlikte İzem'e doğru eğilmiştim, İzemle yakınlaşırken İzem'in kaşları çatılmasıyla gözleri gözlerimi bulmuştu, hastane kokusu İzem'in kokusunu bastırmazken mümkünmüş gibi gözlerine daha fazla yorgunluk çökmüştü, İzem gözlerini ayırmadan başını hafif yan çevirirken bende boynunun altından tutmuş İzem'i biraz da olsa doğrulturken suyu masadan alıp içirmiştim
"Teşekkür ederim!" İzem dudaklarını birbirine bastırmasıyla yutkunurken gözlerime baksa da ben bakmamıştım , gözlerim asla İzem'in gözlerinde rotasını durdurmazken İzem'i yatırmıştım
"Neden İzem?" sorumu sormamla masaya hamle yaparken bardağı sert koymamak için kendimi tutmuş ve sakince yerine koymuştum, aslında kalbimde, beynimde fırtınalar koparken şimdi sanki durgun bir deniz gibi karşısında duruyordum
"Ben kötü birimiyim!" Sorum karşısında gözümden bir damla yaş akarken alt dudağımı dişlerimin arasında ezmiştim
"Ölüm benden daha iyi öylemi?, senin için benle evli olmaktan ölüm daha parlak fikir öylemi!" sorularımı peşi sıra sıralarken her bir cümlemde durgun deniz taşmaya başlıyordu ve her bir cümlem de sesim bir öncekinden daha fazla çıkarken İzem sessizce ve yavaşa ağlıyordu
"Neden dedim sana!" içimdeki öfkeye daha fazla set geremezken bağırmış ve yandaki bardağı elimin tersiyle çaparken yere düşmüş ve su her yere sıçramasıyla bardak paramparça olmuştu
"Susma, cevap ver!"
"Korktum çünkü!" bağırmama karşılık İzem'de bağırırken verdiği cevapla şok olmuştum, nasıl benden korkabilirdi, bir şey yapmayacağımı bilmiyor muydu sanki!
"Kan kaybından ölmek kadar acı bir şey yoktur İzem ve sen benle olmaktan acıyı seçtin!, tıpkı a-"
Titreyen elimle İzem'i işaret ederken söylediğim cümlenin farkına varmış ve hızla kendimi susturmuştum, İzem bana anlamayan ve kızaran gözlerle bakarken ben zorla yutkunmuş ve yanda duran masayı alaşağa etmiştim, masa büyük bir gürültüyle yere çarparken içeriye hızla Mirşadın girmesiyle bana baktığında, İzem'in ağlayışı her dakika daha fazla artarken masa'nın düşmesiyle kuruyan dudaklarından küçük bir çığlık kaçmıştı
"Kaner ne yapıyorsun!" Mirşad koşmasıyla beni tutarken İzem'e bakmıştı
"Bırak lan beni!" kendimi geriye çekmemle Mirşad'ın ellerini boşa düşerken bir kez daha İzem'e bakmıştım "Değdi' mi peki?, ölmeyi başarabildin' mi?" her bir sorum cevapsız kalırken İzem gözlerini benden kaçırmış tavana dikmişti ama durmayacaktım yılların acısını gömdüğüm yerden çıkarmıştı ve yıllar önce kaybolduğum dipsiz kuyuyu yeniden açmış beni içine atmıştı
"Bak buradasın yine benim yanımda"
İki elim yana açarak söylediğim cümleyle İzem bana bakmasıyla ellerimi indirirken İzem'e bir adım daha atıp tek kaşımı kaldırarak gözlerinin içine bakmıştım
"Parmağında bana ait olan yüzük var, soyadın benim soyadım!, sıfatın benim karım!"
Son kez işaret parmağımla İzem'i gösterip konuşmaya yeltensem de artık ona karşı diyeceğim sözlerin bitmesiyle bütün sözler artık anlamsız kalırken susmuş ve kaldırdığım elimi yumruk yaparak yavaşça indirmiştim, arkamı dönüp kapıyı tutmamla açmazken omzumun üstünden son bir kez daha bakmıştım
"Seni asla affetmeyeceğim!" kapıyı açıp odadan çıkmamla arkamdan hızla çarpıp kapatırken alnımı kapıya yaslayıp durmuştum
"Tıpkı annem gibi senide asla affetmeyeceğim" kısık sesle söylediğim cümleyle gözümden bir damla yaş akarken artık sadece durmak istiyordum ne yaşamak ne koşmak nede yürümek sadece durmak istiyordum, bu hayatta her şey zor gelirken sadece bir köşeye çekilip durmak istiyordum, alnımı kapıdan ayırmamla kapıya yaslanırken gözlerimi aralamış ve hastane ışıklarına bakmıştım
*
20 YIL ÖNCE
Tanıdık olmayan hastane koridorlarını sedye arkasında koşarken annemin kanlı ellerini tutmuştum, annemin ellerinden akan kan elimden koluma akarken hemşireler açılan kapıyla içeriye girmişlerdi, bende girerim umuduyla hamle yapmamla hemşire adam tarafından durdurulurken kapı yüzüme kapanmıştı, ne kadar adamın elinden kurtulmaya çalışsam' da başarılı olamazken ağıtlarım sonuçsuzdu!
"Anne, bırak beni annemin yanına gidecem, bırak!" Adamın elinden kurtulmamla kapalı olan kapıya giderken kolumdan bir kez daha tutulmamla çekilirken biraz da olsa yaklaştığım annemden yine uzaklaştırılırken bu kez beni babama vermişlerdi, babam beni sarıp sarmalamasıyla tamamen elim kolum bağlanırken kapı açılmış ve içeriye hemşire girmişti, gördüğüm kadarıyla bütün doktorlar annemle ilgilenirken ortada büyük bir hengame vardı ve herkes sağa sola koştururlarken doktorun "Kaybediyoruz!" diye bağırmasıyla annemin eli yataktan aşağıya düşmesiyle annemin yüzüğü elinden düşmüştü, yüzük sesi acili doldururken doktorlar kalp masajına başlamışlardı, babamın kolları arasında yere diz çökmemle babamda diz çökerek beni durdurmaya çalışıyordu, ama nasıl durabilirim' ki annem, babam, sırdaşım olan kadın ellerimin arasından kayıp giderken, beni bu dünyada yalnız, bir başıma bırakıyordu, kapının kapanmasıyla babamın ellerinden kayıp gitmemle ayağa kalkarken ellerimde annemin kanıyla babama bağırmıştım
"Bırak lan beni, bırak, uzak dur benden"
"Kaner, oğlum dur!"
"Oğlum deme bana, deme!" Yüzüme kapanan kapı bir kez daha aralanmasıyla içerden doktor çıkarken yüzünde bilmediğim bir ifade vardı
"A- annem uyandı' mı?" Sorduğum soru karşısın' da doktor bana bakamazken ben doktorun benden kaçırdığı gözlerine bakıyordum, bir adım atmamla kapı aralanırken içeriye bakmıştım ve az önce açık olan annemin yüzünü örtüyle kapatıyorlardı
"Üzgünüm hastayı kurtaramadık!"
"Anne!" Doktorun cümlesiyle hızla içeriye koşarken annemin yanına gitmiş ve örtüyü hızla açmıştım ama annemin yüzü evdekinden' de kötü olurken sop soğuk ve mos mordu
"Anne, anne aç gözlerini anne!"
20 YIL SONRA
*
Bağrışlarım kulaklarımda çınlamasıyla babamın sesi kulaklarımda yankılanmıştı
"Sana nefes olan birine yardım edememek nasılmış Kaner ağa!"
Başımı yasladığım kapıdan doğrultmamla tam karşımda bana bakan babam'a bakmıştım
"Bunu benden en iyi sen bilirsin baba!" Babam arkasındaki bir kaç aşiret lideriyle bakarken bir kez daha konuştum
"Ben bir şekilde İzem'e nefes oldum ama sen!" Cümlemi bitirmemle yavaşça başımı iki yana sallamıştım
Babam söylediğim cümle karşısında hayrete düşerken kaşlarını çatarken bu sefer acımayan taraf bendim ve babamdan önce açık yaramı ben kanatacaktım çünkü biliyorumki babama kalırsa bu yarayı delik deşik edecekti
"Sen sana nefes olan kadının kıymetini bilmedin ve bilmediğin gibide sonu oldun"
"Seni küçük yaşında terk eden kadınımı savunuyorsun bana!"
"Baba sırası değil!" Fırat araya girip babasını susturmaya çalışırken Mirşad'da babamın arkasından yavaş adımlarla gelirken herkesin arasından geçip yanımda safını almasıyla önümde durmuş dinliyordu
"O terketmedi öldü lan öldü!"
"Seni sevseydi kıymazdı canına, susar otururdu"
"Kes lan sesini, kess!" On yaşındaki Kaner yine annesi için babasına hastane koridorunda bağırırken, babama karşı hamle yapsamda Mirşad göğsümden tutarak beni durdurmasıyla babam bir kez daha konuşmuştu
"O seni değil şanı, şöhreti, beni sevdi!"
Babamın son cümlesiyle Mirşad'ı hızla itip yumruk atmamla Mirşad yana savrulurken babama doğru hızlı adımlarla giderken Fırat anlamışcasına yoluma geçmişti ama onu dinleyecek değildim, Fırat'ı elimin tersiyle itmemle Fırat'da geri adım atmak zorunda kalmasıyla duvara çarparken babamın karşına gelmemle hızla yumruk atmam bir olurken babamın geriye savrulmasıyla koca hastane dehşet içinde bakıyorlardı, yumruğun etkisiyle savrulan babamı tutup bir kez daha kendime çekmemle gözleri gözlerimde yakası iki elimin arasındaydı ve işte baba ve oğulun geldiği son noktaydı, bundan sonrası olmazken daha ilerisi ölümdü ya babam benim sonum yada ben babamın sonu olacaktım!.
"Düzgün konuş annem hakkında!"
Babamın dudağından akan kana aldanmadan deli gibi sıktığım dişlerimin arasından konuşmamla Haşir ağa susmak yerine yine konuşmayı seçmişti
"Eksikliğini hissettiğin zaman annesine isyan eden Kaner ağa'mı söylüyor?"
"İsyan ettiğim zaman baba olarak yanımda' mıydın lan sanki, şimdi adammış, babaymış gibi konuşuyorsun" babamı yakasındaki elimi çekmeden geriye doğru ittirerek savurmamla devam ettim
"Bir kere bir kere düşündünüz' mü size neden ben hep uzaktım, neden her şeyi kendim yaptım, neden her şeyin üstünden tek başıma geldim lan! neden?"
Kesik kesik söylediğim cümleler karşısında kimseden ses seda çıkmazken herkes her şeyin farkında ve biliyorlardı ama sadece başkalarından duymazlarken artık benden duyuyorlardı olanı biteni, küçük yaşımda neler yaşadıklarımı, ailem olmayanları nasıl ailem yaptığımı şimdi duyuyorlardı
"Nankörlük eden sensin!"
"Ne zamandır beri yaşananlar nankorlük oldu?, varsa yoksa senin, Şehnaz annenin gözünden hep Birdilşah'ın oğluydum"
Beni tutan kişilerin yapamadığını ben yaparken hafif geri çekilmiş iki elimi yana açarken bir kez daha bağırmıştım
"Yere göğe sığdıramadığınız ama bir tabuta sığdırdığınız Birdilşah'ın oğluyum ben!"
Ellerimi indirip yüzüme buruk bir tebessüm yerleştirirken tekrar konuşmuştum
"Ama Allah şahidimdir ben sizi o tabuta bile sığdırmayacağım, çünkü siz annemin tırnağı bile olamazsınız!"
Herkesi arkamda bırakarak giderken Mirşad'da benimle gelmek için hareketlenmesiyle elimi kaldırırken Mirşad bir adım atamamış ve olduğu yerde kalmıştı ben ise duraklamadan gitmiştim peki nereye mi? Yıllarca isyan ettiğim, kaçmaya çalıştığım ama kaçamadığım, vaz geçemediğim yere mezarlığa gidiyordum.
Dudağımın kenarındaki kanı elimin tersiyle silerken koridorda bana bakan kişileri umursamadan bir bir hepsini arkamda bırakarak çıkıp araca binmemle aracı çalıştırıp direksiyonu direk mezarlığa kırmıştım, yol hiç olmadığı kadar sessiz geçerken alışmıştım artık sessizliğe ama bu farklıydı artık beynimin içindeki seslerde yavaş yavaş kaybolurken kalbim çoktan susmuş ve ölmüştü, her geçen dakika hızımı artırsam' da önümdeki araçlar yol vermez olmuştu, kornaya deli gibi basmamla araçlar az da olsa yolumdan çekilirlerken yeterli olmamıştı sanki herkes anlaşmış gibi yoluma taş koyuyorlardı, son kez kornaya bassam' da sonuç değişmezken en sonunda direksiyonu kırıp bir teker kaldırımda olacak şekilde kendime yol yaratmıştım
-
Mezarlığa gelmemle aniden frene basarak sert bir şekilde dururken kapıyı açıp araçtan inmiştim, artık bundan sonrasını ben yürüyecektim, yıllar önce bir kuytu kenara gömdüğüm gerçeklerle mezarlıklar arasında yürüyerek yüzleşecektim, belki isteyerek belki' de istemeyerek ama yüzleşecektim ve yüzleşiyordum, aracı arkamda bırakarak yavaş adımlarla yürürken mezarlığın içine girmiştim, her yerde mezarlık vardı, her adımımda diğerleri arkamda kalırken yenileri çıkıyordu karşıma, burada yatanlar bazılarının oğlu bazılarının babasıydı ama her bir mezarda acı vardı ve asla eksilmeyecek bir acıydı bu, aileler dua eder evladının acısını görmemek için, evlatların ise korkulu rüyasıdır ailesinin acısını yaşamak ama ben annemin acısıyla kavrulurken bu ateşin içinde yanıyordum, hep derler alışırsın diye ama öyle olmuyordu sadece geriye kalan kişiler için yaşanıyordu, bırak alışmayı her geçen gün bu acı katlanıyordu özellikle ihtiyaç duyduğun zamanlarda kat ve kat artıyordu, biraz daha ilerlesem' de sonunda karşıma çıkmıştı ve tam karşımda duruyordu yere göre sığdıramadıkları Birdilşah'ın, annem' in mezarı, ayaklarımı sürüyerek ilerlememle sonunda mezarın başına gelirken hızla dizlerimin üzerine çökmüştüm!
"Gelinin aynı sana benziyor Birdilşah!" yokluğundan öldüğüm kadına ismiyle hitap etmem canımı yakarken sadece boş ve deli gibi yanan gözlerle bakıyordum
"Tıpkı senin seçtiğin gibi oda aynı ölümü seçti, acı ve ızdırabı!" titreyen elimi toprağa götürüp soğuk ve sert toprağı sıvazlarken avuçlarımın arasına alıp deli gibi sıkmıştım
"Sende benim yanımda durmak yerine ölümü seçtin, sen beni değil babamı sevdin, bu dünyada katilinle beni bir başıma bıraktın!" ağladığım için kendimden nefret ederken sinirle yüzümü silip devam ettim
"Şu hayatta katilini bile haklı çıkardın ya Birdişah sultan helal olsun sana!"
Ayağa kalkıp arkamı dönüp giderken avucumu yavaşça aralamış ve yol boyunca sıkı sıkıya tuttuğum toprağı yere dökmüştüm, İzem benim sevdiğim kadın değildi, yada değer verdiğim biride değildi ama onun bu yaptığı benim kapandı diye kendimi kandırdığım yaramı kanatırken beni yirmi yıl önceki Kaner yapmıştı, az önce indiğim araca şimdi binerken aracı çalıştırmamıştım sadece direksiyonu iki elimle tutarken başımı direksiyona yasladım, ben durmak isterken hayat beni hırçın dalgalı denize atıyordu boğulmuyordum belki o denizde ama kayboluyordum, her savaşımda vücudum' da yaralar gözükmezken ruhuma koca yaralar alıyordum ve beni perişan ediyordu, sessizliği telefonun sesi bozarken aldığım derin bir nefesle doğrulup telefonu cevaplamıştım
"Ne var?"
"Neredesin?"
"Ne yapacaksın Fırat neredeysem neredeyim işte"
"Kes artık abi, ben senin kardeşinim sende benim ve Yade' nin abisisin şimdi neredeysen söyle oraya geleceğim"
Fırat'ın öfke patlamasına karşı hiç bir şey demezken sadece susmuştum ama susmayı ve pes etmeyi seçen taraf ben olurken Fırat ısrarcı davranıyordu
"Bana polisleri devreye sokturma abi"
"Mezarlıktayım" en sonunda pes ederken yerimi söylememle telefonu kalağımdan çekip başımı arkaya yaslamıştım.
-
Ani fren sesi duyulmasıyla gözlerimi aralayıp tam karşıma bakmamla Fırat tam karşımda bana bakıyordu, Fırat adım atmazken ben araçtan inerek ona karşı gitmemle araca yaslanarak durmuştum, Fırat yerini yanımda almasıyla sadece susarken konuşan bendim
"O nasıl?"
"Kim, karın' mı?" Fırat'ın cümlesiyle yandan bakarken Fırat mezarlığa bakıyordu
"İyi değil! ağrısı var, korkuyor" Fırat cümlesini söylerken bana bakmıştı
"Evet İzem bir hata yaptı ama korktuğu için yaptı"
"Bunun sonucunda canına kıymak, bileklerini kesmek öylemi?"
durarak söylediğim cümleler karşısında Fırat'tan ses seda çıkmazken mezarlığa bakan bu sefer bendim
"Buraya iki nedenle geliyorum, kendine kıyan sevdiğim kadın ve kendine kıyan annem, az daha bu mezarların yanına bir yenisi daha ekleniyordu!" Fırat bana bakmasıyla bende bakarken "Ama bir fark ile bukez benim için hiç bir anlamı olmayan birisinin mezarı olacaktı!" demiştim
"Peki bu kadar öfke neden abi!, senin için bir ifade etmeyen birisi neden seni bu kadar sarstı"
"Çünkü yıllar önceki olay yeniden yaşandı, unutmak kaç gecemi gündüzümü aldı, kaç yıllarımı aldı"
"Birdilşah anne üçümüzün de annesi, acı üçümüzün acısı, bunu tek başına sırtlama abi, bırak sana el atalım, uzaklaştırma bizi kendinden"
"Küçükken sınıfta dalga geçenler benimle geçti Fırat, annen seni sevmiyor babanı sevdiği için intihar etti diye, ben onlar yüzünden disiplin alırken sizi sınıfa gönderiyorlardı suçu üstlenme boşuna diye" gözümden akan yaşla Fırat'a bakmamla tekrar konuştum
"Şimdi söyle acı kimin acısı?"
"Biz kardeşiz bu değişmeyecek ama!"
telefonun çalmasıyla telefona
baksam' da arayan Mirşad'dı, umursamadan telefonun sessize alıp cebime geri yerleştirmemle Fırat'ın telefonu çalmıştı, Fırat benim tersime telefonu cevaplasa' da bakışları bendeyken benim bakışlarım dimdik karşıdaydı
"Teşekkür ederim, ben kendisine iletirim!" Ne olduğunu soracak takatım bile artık olmazken sessizce beklemiştim
"Şirketten arıyorlar hayırlı olsun diye" Fırat'ın cümlesine alayla gülerken dudaklarımı aşağıya doğru büzerek kaşlarımı havalandırmıştım
"Ne güzel bir dilek"
Cümlemi yarıda keserken omzumun üstünden bakıp dişlerimin arasından bir kez daha konuştum
"Ama bizim için boş bir dilek"
"Ateşin yakıyor abi İzem'i?"
"Yakarsa yaksın umurumda bile değil, o dua etsin sadece bu tepkiyle karşılaştığına"
"Daha fazlası olmaz zaten abi!, İzem güçlü gibi duruyor ama değil!"
"Bunları yapmadan önce düşünecekti şimdi gelip ağlamasın"
Fırat'a baktığımda dediklerime inanamayarak bana bakıyordu
"Kimsenin haberi olmayacak bu olaydan"
Fırat sadece başını sallarken telefonum bir kez daha çalmıştı, bir an önce susması umuduyla sabırla beklesemde cebimdeki telefon ısrarla çalmasına devam ediyordu, telefonu alıp arayan kişiye bakmamla Yade'nin ismini görmem bir olurken gözlerimi kapatarak derin bir nefes almıştım
"Efendim Yade!"
"Abi koş!"
"Ne oldu Yade?"
"Bütün ağalar buraya toplandı adamlarıyla birlikte, Mirşad engel olmaya çalışıyor ama çok dayanamaz!" Yadenin cümlesiyle kapattığım gözlerimi aralarken hızla yaslı olduğum araçtan doğrularak araca yönelmemle Fırat'da kalkmış ve beni takip ederek yana geçmişti
"Tamam geliyorum!" Aracı çalıştırıp hızla direksiyonu kırıp mezarlıktan çıkmamla gaza basarken az önce kaçtığım hastaneye geri gidiyordum
"Ne oldu abi?"
"Ölmek istiyenler var Fırat!" Fırat gözlerini aktararak önüne dönmesiyle bir kez daha gaza yüklenmiştim.
İZEM KAMİROĞULLARI
Ağrılar her geçen dakika dahada dayanılmaz olurken dışarıda bağrış sesleri yükselmişti, biraz da olsa kulak versemde hiçbir şey anlaşılmazken uzak ve boğuk geliyordu, yanımda ise kimseler yokken Kaner ortalığı dağıtarak öfkesini akıtmasıyla burada bir başıma bırakmıştı beni, bağrış sesleri yavaş yavaş yaklaşmasıyla artık herşey daha fazla anlaşılır olmuştu, bağrış'ın nedeni bendim ve en sonunda kapı büyük bir gürültüyle açılırken içeriye Mirşad girerek kapıyı büyük bir gürültüyle kapatmıştı.
"Ne oluyor Mirşad?"
"İyi şeyler olmuyor İzem!"
Mirşad bana ardından cebinden çıkattığı telefona bakarken hızla birini aramıştı
"Aç lan şu telefonu aç!" Mirşad öfkeden deli olurken belliki bir şeyler istediği gibi olmazken Mirşad telefonu büyük bir hayal kırıklığıyla kulağından çekmiş ve tekrar dan birini aramıştı
"Ne diye taşıyorsun lan sen bu telefonu açmayacaksan"
Kapının açılmasıyla Mirşad telefonu indirirken içeriye adamlar girmesiyle Mirşad belindeki silahı çıkartıp mermiyi namluya sürmüştü
"İzem'i almak istiyorsanız ilk önce beni öldürmeniz lazım!"
************************************
İSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_
TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06
TAKİP EDERSENİZ ÇOK SEVİNİRİM CANLARIM. (İstegramda ve tiktokta güzel videolar var kaçırmayın derin😉😇🤗)
SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN 💞❤♥😇
DEĞERLİ OKUYUCULAR GEÇ KALAN BÖLÜMDEN DOLAYI KUSURA BAKMAYIN.