KANER'DEN
İzem'i otele bırakmamla içimdeki öfkeyle konağa gelmiştim, aracın kapısını kapatıp konağın kapısını öfkeyle açıp arkamdan kapıyı bile kapatmadan hızla merdivenlere yönelirken aklıma gelen fikirle olduğum yerde durmuştum, yukarıya çıkmaktan vazgeçip avluda durup konağa bakmıştım
"Ben ne yapacağımı biliyorum size" kendi kendime konuşmamla ceketin cebindeki telefonu alıp hızla Şevan'ı aradım
"Hayrola ağam"
"Şevan, hemen yarına sıra gecesi düzenliyorsun, tüm ağalar, gençler yaşlılar, çocuklar kim varsa 7'den 70'e katılacak!, anladın'mı beni?"
Sözlerimi bir bir sıralarken son kez babamın odasının perceresine bakarak "Kaner ağanın şanlı düğünü için dersin" demiştim.
"Herkez'mi ağam?"Şevan'ın neden bu soruyu sorduğunu biliyordum, diğer ağalara aşiret toplantılarında bile tahammül edemezken şimdi hepsini eğlenceye ben çağırıyordum
"Özellikle de onları Şevan, anladın'mı beni?"
Şevan dan bir cevap gelmezken ben telefonu kapatıp gözlerimi bile kerpmeden babamın karanlık penceresine bakıyordum
"Cevaba cevap baba, bunu sen istedin" dudağımın kenarıyla gülüp hızla odaya çıkıp kapıyı sert bir şekilde kapatıp yattım.
-
İçeriye dolan güneşle yüzümü kırıştırıp gözlerimi ovalarken telefona çağrılar düşmeye başlamıştı, çağrılara babamın içeriye öfkeyle girmesi eşlik ederken yataktan doğrulup sırtımı başlığa dayamıştım
"Ne oluyor?"
"Onu sen söyleyeceksin" babam işaret parmağıyla beni gösterirken bir adım daha bana atarak öfkeyle bakıyordu, biraz daha babama baksam da en sonunda hareketlenip üstümdeki pikeyi açıp yataktan kalkarken "Gideceğimiz bir eğlence var" diyerek babamın karşısına geçerken "Gelmek zorundasın" demiştim, babam kaşlarını çatmış bana sorgularcasına bakarken sonunda sıktığı dişlerinin arasından adeta tıslayarak konuşmuştu
"Hiçbir şeye zorunda değilim"
babamın verdiği cevapla alayla yılımsayarak ilk başta yana ve daha sonra yere bakıp ardından tekrar babama baktığımda "Zorundasın, çünkü gelmezsen eğer herkesin gözünde değerin düşer baba, herkes diyecek ki dillere destan Haşir ağa oğluna bile söz geçiremiyor" dedikten sonra daha içten gülümseyerek bakışlarımı bir saniye bile babamdan ayırmadan devam ettim "Peki ondan sonra ne olur?" Babama büyük mutlulukla bakarken artık bir o kadarda ciddi bakıyordum ve bir adım daha yaklaşarak konuştum "Dur ben diyeyim sana, otoriterin yıkılır, Haşir ağa" ellerimi iki yana açarak son bir kez daha gür ses ile devam ettim "Kendi kendine, kendini yok etmiş olursun" babam sözlerimden sonra tek bir kelam bile edemezken ben yanından geçerek hazırlanmaya gitmemle babam arkamda kalmıştı, hızla hazırlanıp banyodan çıkarken bu sefer odada babam yoktu, odadan çıkıp avluya bakarken aşağıda Şevan, Yaver ve Fırat hazır bir şekilde bekliyorlardı
"Günaydın gençler" Şevan ve Yaver hızla yukarıya bakarlarken Fırat elindeki telefondan başını kaldırıp bana bakmış ve telefonunu cebine sokmuştu
"Ooo damat bey, hoş geldiniz" Yaver tüm neşesiyle konuşurken ben son derece ciddi bir şekilde bakıyordum, merdivenlerden inip yanlarına gittiğimde Şevan'a bakmıştım
"Ağam her şey hazır tüm ağalara haber gitti, sadece ağalar değil herkes katılacak"
Şevan'a başımla onay vermemle Fırat hareketlenmişti
"Onca kişi nereye sığacak?"
"Hiç tasalanma kardeşim on numara, geniş ve güzel bir yer ayarlandı" Yaver büyük bir coşkuyla konuşurken on numara demesiyle baş parmağını ve işaret parmağını birleştirerek öpüp elini çekerken hızla açmış ve Şevan'a bakmıştı
"Akşam olacağı içinde üstünü bir ışıklandırıyorum var ya tam Kaner ağamıza yakışır halde"
"Kes zevzekliği Yaver"
"Valla kardeşim hiç mütevazi olamayacağım yedi gün yedi gece senin sıra gecen konuşulacak hatta bırak yedi günü lan yedi sene bile konuşulabilir" dedikten sonra Yaver büyük bir neşe ile kahkaha attığında Fırat ve Sevan' da katılmıştı Yaver'e "Birde severek evlensen Alllaaah var ya Mardin Midyat yanardı oğlum"
Yaver'in cevabıyla herkes gülerken Yaver "Namının fazlasıyla yürümesi için hiç bir şey engel olamayacak ağam merak etme, hiçbir sıkıntı çıkmayacak" evlenecek olmamadan Yaver son derece mutluyken tüm hazırlıklarla bire bir ilgileniyordu
"Eğer akşam oynamazsan seni diri diri yakarım biliyorsun değil mi Yaver?" Yaver bana tereddütle bakarken ne kadar ciddi durmaya çalışsa da sonradan yüzüne oturan gülümsemeyle bakıp konuşmuştu
"Ayıp ettin, sende oynamayacağımda kimde oynayacağım oğlum hem de Şevan'la oynayacağım" derken elini Şevan'ın omzuna sert bir şekilde atıp sıkarken Yaver kendi battığı işe Şevanı da sokmuştu, Şevan başını yana çevirip öfkeyle bakıyordu
"Kaçta gelmeye başlayacaklar?" soğuk sesimle konuşmamla herkes bana bakarken Şevan konuşmuştu "Mekanda ışıklandırma yapılıyor ağam, akşama doğru herkes gelmiş olur" Şevan'a başımla onay verirken yukarda belli belirsiz siluet belirmesiyle gözümün ucuyla yukarıya bakmamla babamı görürken babam yukarıdan bize öfkeyle, kinle bakıyordu babamın bu hali hoşuma giderken büyük bir mutlulukla önüme dönüp bizimkilere işaret verip konuşmuştum
"O zaman gidelim!" Babama sesimi duyurmak için yüksek sesle konuşmuştum, bu sıra gecesinin yapmamın tek bir nedeni vardı oda babama karşı olduğum, benim sözümün dinleneceğini göstermek ve bu düğünün olacağını gözlerine sokmamdı hele ki babamın dün yaptıklarından sonra asla yapmaktan geri durmayacaktım ve en alasını yapacaktım, arkama bile bakmadan bizimkilerle konaktan çıkıp direk araca binip eserime doğru gidiyorduk.
Şevan aracı kullanırken arabada büyük bir gürültü vardı ve herkes telefonla akşamki geceyi organize ediyorlardı, telefonumun çalmasıyla herkes bana bakıp sessiz olurlarken telefonu cevapladım
"Dinliyorum"
"Ağam İzem hanımla birlikte otobüse bindik gidiyoruz"
"Seni görmedi değil'mi?"
"Hayır ağam ben beş sıra arkasındayım merak etmeyin, hiç bir şeyi fark etmedi"
"Tamam" Telefonu kapatırken bizde çoktan mekana gelmiştik, araçlardan inmemizle adamlar yana çekilerek önlerini ilikleyip hazır bir şekilde bize bakarlarken yandan çalışanlara bakarak başımla hafif selam verip ardından eserime bakıyordum, sadece taş duvardan ibaret olan bir konak dile gelmiş gibi ben her şeye şahidim, bugün yaşanacaklar beni bile korkutuyor diyebilir miydi...Bunu bilmem ama velakin bu konak dışarıdan bile okunan heybetiyle dile gelerek her şeyi bana açıklıyordu ama herkes yine sağırdı duymuyorlardı bu bağışıda ama bu kez görmüyorlarsa ben gösterecektim duymuyorlarsa ben duyuracaktım.
Mekana adım atmamızla alt katta geniş bir salon bizi karşılamasıyla, bu katda da hız kesmeden hazırlıklar devam ediyordu, halıların serilmesiyle yer sedirleri nizami bir şekilde sırayla dizilirken bir yandan da kenarlarına minderlerin konulmasıyla tam olmuştu, ortaya da küçük masalar ve minderler konuluyordu, bir yandan eksikleri giderirken bir yandan da bizim çocuklar ışıkları hallediyorlardı, hazırlıkları arkamızda bırakarak merdivenlere yöneldik çünkü asıl bizim yer üstteydi, Yaver önden ben arkadan çıkarken Yaver merdivenleri bitirmesiyle elini açıp etrafı göstermiş ve kendisi de bakarak memnuniyetle konuşmuştu
"İşte burası kardeşim" Yaver'in cümlesi eşliğinde merdivenleri bitirirken etrafa bakmıştım ve son derece mükemmel gözüküyordu, aşağının devamı olan kırmızı halılar burada da devam ederken minderler sıralanmış ve masalar kurulmuştu, etrafa biraz göz gezdirdikten sonra ilerlerken yavaştan' da çiğköfte malzemeleri geliyordu, tabiki de her şeyiyle sıfırdan burada hazırlanacağından kiloyla baharatlar ve bulgurlar gelirken yoğurma tepsileri de gelmişti, gençler sırayla hepsini taşırlarken sonunda türkü ekibi de gelmişti,
"Hoş geldiniz"
"Hoş bulduk ağam"
Cotkar elime sarılmasıyla hızla tutarken elimi öpmesini engellemiştim
"Dur Cotkar dur, yaşlanmadık daha" Cotkar doğrulup yüzüme bakarken yüzüne mahcup bir ifade yerleşmesiyle gülümseyerek konuşmaya başlamıştı
"Düğün nişanesi olan sıra gecenize bizi seçtiniz" Cotkar konuşmasına devam ederken başımı hafif yan yatırıp ellerimi arkamda birleştirerek Cotkar'a bakarken tüm ciddiyetimle dinledim "Şereflendirdiniz ağam"
"Yılların sesini seçmeyeceğimde kimi seçeceğim Cotkar, ben senin babanın sesiyle büyüdüm şimdide seninle yaşamaya devam ediyorum"
"Allah nice ömürler versin ağam başımızdan eksik olmayın" Cotkar'a başımla onay verirken burukta olsada yılımsamıştım
"Şimdi buralar bu haldeyse, koca Mardin, Mityad kan kokmuyorsa sizin sayenizde ağam"
"Nerdeee Cotkar, önleyebildik mi yaşananları sanki"
"Ağam olur mu öyle şey, Aliz bacım' da sende her şeyinizi feda ettiniz, sen gençliğini ve geleceğini" Cotkar konuşmaya başlamasıyla sesinde beliren burukluk oluşsa' da yutkunup konuşmuştu "Aliz bacım ise canını feda etti"
"Çok şey oldu Cotkar, şimdi ise yeni bir insan katılıyor ama yol eski, yolcular eski, hedef eski" dediklerimi Cotkar'a doğrulatmak için bakarken Cotkar başıyla onay vererek dinliyordu
"Sence bu yeni insan'a ne olur bu eski yolda? Cotkar de hele"
"Valla ağam ilk önce bakarım katılan yolcu nereye, nasıl katılıyor"
"Cehenneme katılıyor" dedikten sonra sinirle yüzümü kırıştırarak devam ettim "Buda yetmezmiş gibi cehennemin sahibiyle katılıyor"
"Cehennemi cennete çevirir mi ağam?"
Cotkar beklemediğim soruyla bana karşılık verirken kaşlarımı çatarak hızla cevap vermiştim
"Asla, bu yolu cennete çevirme ihtimali bile olamazken kendisi bil hassa ateşe kömür atıyor"
Cümlemi bitirirken etrafa bakmamla başımla etrafı işaret ederek konuştum
"Şimdi diyorsun peki onca bu hazırlık niye, kime yapılıyor?, hazırlık bize yapılsa bile ortada biz yokuz Cotkar, sadece ben, intikamım ve yanmayı bekleyen bir yolcu var"
Cotkar biraz durup bana bakarken dudağının kenarıyla gülümsemişti, bir şey demeden biraz beklesem de Cotkar bakışlarını benden kaçırıp yere bakmıştı
"İZ -, haa!" Cotkar ağzının içinden bir şeyler demesiyle başını aşağı yukarı sallayıp bana bakmıştı
"Hayırdır Cotkar ağzının içinde ne geveliyorsun açık açık de hele"
"İZKAN diyorum ağam" anlamayan gözlerle karşımda bana bakan bir çift göze bakarken başımı hafif yan çevirmiş dudağımı aşağıya doğru büzmüştüm
"Sizin yollarınız çoktan kesişmiş Kaner ağam, sen bu gözlerindeki öfkeyle ateş olup yağarken, etrafı kanla bezerken İzem sana iz gösteren, kanlı yollarında, dumanlı yollarında yoldaşın olacak, seni battığın bataklıkta, çıkmaz yollarında ışığın, yol gösteren, gözün kapalı yürüyeceğin izlerin sahibi, çizeni olacak" Cotkar yine türkücü olduğunu sözleriyle belli etmişti
"Ya ne demezsin" devam ederken sinirle derin bir nefes vererek devam ettim "Mümkünse bu yol gösterme işini bıraksın, çünkü biz bu durumdaysak onun yüzünden"
"Kaderin önüne kim geçebiliyor ağam?"
"Kader sonradan gelir Cotkar, insanın sadece iki tercih vardır ve bu tercihler senin insiyatifine bağlıdır, eğer düzgün bir hayat tercih edip sonradan hayatın bok oluyorsa" Cotkara işaret elimle işaret ederken bakışlarımla'da işaret etmiş ve tekrar konuşmama devam ettim "Ha bak o zaman kaderdir, ama sen bilerek olmadık işlere girersen bu aptallıktır, intihar etmek demektir, kader sadece beceremeyen insanların uydurduğu bahanelerdir."
Cotkar yüzüne kondurduğu tebessümle bakarken ben hazırlıklara bakıp tekrardan Cotkar'a baktım
"Ben şimdiye kadar böyle yaptım böyle bilirim Cotkad efendi gerisini bilmem, kabulde etmem"
"Tabi siz daha iyi bilirsiniz ağam, amma velakin kendinize'de o kıza'da bu denli yüklenmeyin" Cotkar ne kadar utana sıkıla konuşsada sözlerini söylemektende asla geri durmuyordu, elimi Cotkar'ın omuzuna koyup bakarak "Ben kimseye hak etmediği şeyi yapmam Cotkar ama o bunu hak etti"
Cotkar kararan gözlerime bakarken sadece beni başıyla onaylamıştı
Cotkar sözümü bitimemle arkama bakmış ve bende elimi Cotkar'ın omuzundan yavaşça çekip arkama hafif yan dönüp bakmıştım, az önce bizim çıktığımız merdivenlerden iki genç delikanlı çıkmalarıyla bize doğru geliyordu, delikanlılardan biri Cotkarın sağında diyeri solunda yerini alırken Cotkar ikisinin sırtlarında hafif bir şekilde vurup bana bakmıştı
"Bunlarda benim aslanlarım ağam"
"Bu aslanım Jiyan, buda Mizgin" Cotkar oğlunun arkasında çektiği eliyle oğullarını gösterirken tek tek isimlerini söylemesiyle Mizgin ve Jiyan hemen elime uzansalarda onları'da durdurup omuzlarından tutup kaldırmıştım
"Dur hele daha yaşlanmadık oğlum" delikanlılar cevap verecekken arkadan gelen ses ile susup sesin kaynağına bakmışlardı
"Sürekli kaşlarını çattığın ve hiç gülmediğin için oğlan anlayamamış olabilirmi Kaner ağam" arkadan bağıran Yaver'in sesiyle Yaver'e bakarken Yaver yanımıza gelmiş bana bakıyordu
"O zaman sen daha yaşlısın lan benden"
Bu sefer kaşını çatan Yaver'ken başını hafif eğerek bana bakıyordu
"Ben arada gülerek gençleşiyorum oğlum o sende o' da yok"
"Kes lan sesini, hatırlatırım Evin olmasaydı evde kalıyordun" cümlemi söylememle gülerken Yaverde gülmüştü
"Hiçte bir kere ben karımı bekliyordum" işte Yaver'in cevabıyla herkes gülerken Yaver arkasını dönüp gitmişti
"Ey allahım ya" Yavere arkasından bakıp devam ettim "Yaşlıymışım ite bak" Cotkara dönmemle Mizgin'e bakmıştım
"Yaşlımıyım lan ben" demedende geri duramamıştım.
"Estafurullah ağam ne yaşlanması hala çok yakışıklısınız" genç delikanlı bana imrenerek bakarken ben kaşlarımı dürüp bakmıştım
"Tabi aslanım daha 30 yaşımızdayız, dibcik gibiyiz evel allah"
Cümlemi söylememle herkes gülerken uzun zaman sonra gülmüştüm
"Büyümüşler Cotkar"
"Valla öyle oldu ağam boyumuzu tuttular"
Yaver'in olayından devam ettirirken konuşmayı "Varmı yakında bir düğün?" Diye sormuştum, Ben ne kadar mutlu konuşurken Cotkar ve Jiyan'ın yüzü düşmüş ve az önce mutlu olan kişilerden eser kalmamıştı
"Hayrola ne oldu?" Cotkar ve Jiyan birbirine bakıp sussalarda Mizgin susmamıştı
"Ağabeyimin sevdiği vardır ağam amma velakin babası vermez" Cotkar oğlunun koluna koluyla vurup susturmaya çalışırken elimle dur işareti yapmış Cotkar'a bakmıştım
"Ne susturuyorsun Cotkar?" İşte şimdi Yaver'in az önce bahsettiği kişiliğine bürünürken sesim yüksek ve sert çıkmıştı
"Anlat!"
"Ağam bizi bilirsiniz biz dedelerimizin mesleğini yürütürüz, kendimizi bildik bileli türkü söyler, türkü dinleriz amma velakin ağabeyime sevdiği kızı vermezler"
Mizgin herkesten cesaret gösterip sözlerini esirgemeden konuşurken Jiyan'ın omuzundan tutup kendime doğru çektim
"Kimlerden kız?" Jiyan eğdiği başını kaldırmadan arkasında kalan babasına bakarken omzundaki elimi birazdaha sıkıp sallamıştım
"Sana sordum aslanım!"
"Botan beyin kızı Helim ağam" Jiyan utana sıkıla konuşurken bakışlarını asla yerden kaldırmamıştı,
"Helin'nin de gönlü varmıdır sende delikanlı" jiyan sesine yansıttığı mutluluk ile "Vardır ağam" demesiyle Jiyan'ı son birkez daha sallamamla bırakırken Cotkar'a baktım
"Şu telaş bir bitsin gidelim bakalım kimi kime vermiyorlar" Jiyan ve Cotkar hızla bana bakarlarken ben sadece Cotkar'a bakıyordum "Bunuda sana soracağım, merak etme sen?" Cotkar ellerini önünde birleştirerek başını eğerken "Affedin ağam"demişti ama tabikide bu yaptıklarına darılmıştım, göz devirip arkamı dönüp giderken Cotkar seslenmişti
"Ağam!" Arkamı dönmeden Cotkara hafif yan dönüp bakarken "Ağam kusurumuza bakmayın" Cotkar lütfedercesine konuşurken ben hiçbir şey demeden yanından çekip gitmiştim, çünkü dene bilecek birşey yoktu ben kendimi onların ağasından ziyade başları sıkıştığı zaman gelecekleri liman sanarken onlar sorunlarını kendileri çözmeye çalışıyorlardı, bu gece onların sayesinde şenlenecekti ama birkere onlara, güvendiğim ve sevdiğim insana kırılmıştım, ellerimi pantolonun cebine sokarak terasın ucuna gidip dışarıyı seyretmeye başladım, güneş yavaş yavaş batmaya başlarken Mardinde'de tek tek ışıklar açılıyordu, sokakları lambalar aydınlatırken bizimkiler ışıkları açmasıyla adeta küçük çaplı güneş açmıştı, arkamı dönüp bakmamla ortam hayal ettiğimden daha güzel olmuştu, sabah büyük bir özen ile serilen kırmızı halılara, yer minderlerine ve bir uçtan diğer uca hafif boşluk bırakılarak uzatılan sedirlere üstteki küçük ışıklarda tüm şatafatıyla eşlik etmeye başlarken sırayla konuklarda gelmeye başlamışlardı, Cotkar gilde yerlerini almalarıyla hazırlıklara koyulurken ortada servis için ayarlanan kişilerde görevlerine tek tek dağılmalarıyla artık tamamdık.
Terasa oturan misafirler yerlerinden doğrulup selam verirlerken merdivenlere bakmıştım ve babamı görmemle yüzüme alaylı bir tebessüm yerleşirken babam bana bakmak yerine etrafa bakıyordu, zorakiyle buraya gelmek zorunda kalan ve etrafa sorgularcasına bakan Haşir ağa'nın bakışlarını takip edip bende etrafa bakarken babam bana doğru geliyordu
"Bu işin altından'da kalkmışsın!" Gözlerimi kısıp başımı hafif yan çevirip bakarken babam bana dümdüz bakıyordu
"Benim hangi işin altından kalkmadığım oldu'da bundan kalkamıyacağımı düşündün?"
"Hayat müşterek Kaner ağa" babamın cevabına anlam konduramazken sadece bakmıştım, babam bana bakıp yanımdan geçip giderken arkasından baka kalmış ve sadece sabır çekmiştim.
"Kaner ağa!"
İsmimin zikredilmesiyle arkamı dönüp bakmamla Kalemder ağa ve arkasında oğulları bana bakarken ben içimden "Yavaş yavaş gönder rüce rabbim" diyerek konuşmuş ve dişlerimi sıkarak karşımda bana bakanlara bakmıştım.
Ben olduğum yerde onlara bakarken onlar hareketlenmiş ve ben değil onlar benim ayağıma gelmişlerdi
"Eyvallah bizi davet ettirdin ama velakin merak ederim!" Kalemder ağa elleri arkasında konuşurken ben elleri cebimde konuşuyordum
"Neymiş o, diyesin hele?"
"Neden bizi davet ettin, yolda görsen bile söylemeden giden sen şimdi bizi sıra gecene davet etin"
"Konuşmadığın ve seni düşman belleyen kişinin davetinede gelmek iyi miğdesiszlik"
Kalemder ağa'nın sorusuna cevap vermek yerine daha farklı konuşurken Ahmet hareketlensede babasının işaretiyle durmuştu
"Senden korkmuyorum Kaner ağa ondan geldim"
"Şu etrafına bir bak hele" cevabımla birlikte bakışlarımla etrafı gösterirken Kalemder ağa derin bir nefes verip etrafa baktığında diğer insanlar Kalemder ağa'nın buraya gelmesi dahası hiçbir sıkıntı çıkmadan konuşmamızı görmeleriyle kendi aralarında fısıldaşarak konuşuyorlardı onlarda şaşırmakta haklıydı sonuçta kim sevdiğinin katillerini çağırırdıki, ama bu neydi ki asıl şoku diğer ağaların buraya gelmeleri bil hassa da Ersan'ı görmeleriyle şok olacaklardı.
Kalemder ağa yanımdan geçip onun için ayrılan yere geçerken bende kendi yerime geçip oturdum, asıl amacım kendi verdikleri kararın bir hiç olduğunu göstermek olurken diğer hedefimde ne kadar miğdesiz olduklarını ve yüssüzlüklerini göstermek istemiştim ve tamda istediğim gibi oldu.
Hava iyicene yerini karanlığa bırakırken servisler sıklaşmış teras dolmuştu ve Cotkar enstüramanına vurmasıyla herkesin bakışları Cotkar gilde toplanırken ustada sırtına siyah beyaz puşi'sini atmaş ve besmele çekererek çiğköfteye başlamıştı,
Cotkar ve ekibi entüramanlarıyla herkesi mest ederken kara köprü narlıktır türküsüne alkışlarla eşlik edmeye başlamışlardı, babam ve diğer adamlar put gibi yerlerinde otururken ben ve yanımda oturan kardeşlerim eğleniyorduk, türküye alkışlarla eşlik ederken birden Yaver tek ayağının üzerinde doğrulup elini açıp hafif bir şekilde sallayarak türküye eşlik etmeye başlamıştı
"Kara köprü narlıktır le
Havar dile dile le dile le le le
Güzellik bir varlıktır le
Öldüm dile dile dile dile le le le
Şalaba geyinenler le"
Yaver'e bakıp sadece gülümserken diğer yanımda oturan Fırat ise alkış tutarak hafif sallanıyordu, Fırat'a doğru hafifce aşarken "Seninkini en alasını yaparız" Fırat konuşmamla hızla bana bakıp dudağının kenarıyla gülümseyerek "olurmu sence?" demişti, belki hemen olmayacaktı ama olacaktı, yapacaktım, Fırat'a başımla onay verirken önüme dönüp tam karşımda oturan babama bakmıştım, Cotkar Delalım müziğine geçiş yapmasıyla babamla olan bakışımıza son verip gelenlere bakmıştım, sahneye Cotkar'ın oğulları Mizgin ve Jiyan çıkarken bir ellerindede kırmızı diğer ellerinde ise beyaz mendil, üstlerinde ise göresel kıyafetlerimiz vardı, Mizgin ve Jiyan büyük bir coşkuyla karşılıklı ve uyum içinde oynarlarken sırayla bir ellerini durdurup diğer ellerindeki mendili sallayıp bir adım öne bir adım geriye giderek dizlerini kırıyorlardı, müziğe ritim tutturarak ilerlerken Cotkarda bir o kadar sağlam ve gür söylüyordu
"Toydum düştüm toruna le
Toydum düştüm toruna
Bu sevdalar boşuna le
Bu sevdalar boşuna
Delalım, Delalım..."
Jiyan ve Mizgin başlarıyla birbirlerine onay verdikten sonra hızla birbirlerine yaklaşırken yere diz çözüp hızla ayağa kalkıyorlar ve yaklaşmaya devam ediyorlardı, son kez yere çöküp kalkmalarıyla birbirlerinden uzaklaşırken kendi etraflarında dönerek yere çökmeye ve mendilleri sallamaya devam ediyorlardı, Mizgin yerine geçip beyaz mezdilli eli havada dururken kırmızı mendilli elini karnını doğru götürüp hafif eğilip ufak çaplı selam verirken Jiyan geri çekilmiş Mizgin ise ortaya geçip hızlı ve kıvrak hareketleriyle bir geriye bir ileriye gidip hafif dizlerini kırarken etrafında dönmeye başlamıştı, salonda herkes büyük bir keyifle izlerken çiğköftelerde yapılmış ve servis edilmeye başlanmıştı, konuk çok olduğundan dört usta ayrı ayrı yaparken sırayla başlamış ve sırayla bitirmişlerdi, bitirenler kalkarken yerine yeni ustalar geçiyor ve yeni malzemeler geliyordu, ustalar durmak bilmezken Jiyan sahneyi mizgin'e bırakmış ve kendisi babasının yerini almıştı, Jiyan yanık sesiyle Mardin kapısından atlayamadım türküsünü söylerken Mizgin'de kenara geçip oturmuş çiğköfte yiyordu, bizim çocuklar önümüzdeki çiğköfte tabağını yenilemesiyle, Yaver uzanırken bende uzanıp almıştım, ustalar marifetini hiç çekinmeden gösteriyorlardı herkesin önüne konulan dolu tabakların başlamasıyla tekrardan yenileniyordu , Fırat çiğköfteye uzanmasıyla Mizgin "Fırat beyim!" Diye seslenmişti, Fırat eli çiğköftede bakışları bize doğru gelen Mizginde kalırken Mizgin'in arkasından gelen bir misafirmiz vardı, herkes şok içinde gelene bakarken Fırat' gözleri parıldamış ve elini yavaşça çekerek bağdaş kurduğu ayağını açarken hızla ayağa kalkmıştı, bakışlarımla Fırat'ı takip ederken Jiyan elindeki kırmızı desmali Fırat'a uzatırken Fırat adeta şok çıkmışcasına bakıyordu Jiyanın arkasından gelen Arjen ve İrem'e bakarken babam'da oradan ayaklanmıştı, babamla bakışlarımız kesişmesiyle yandan gülümseyip elimle otur işareti yaparken babam bir adım öne atılmıştı, babama tek kaşımı kaldırarak başımı hafif yan çevirip dişlerimin arasından sakın diye tıslarken kimse duymasada babam ikinci uyarımı almış ve yerine oturmuştu, babam ne kadar inkar etsede, ne kadar ters hareketlerde bulunsa'da benim hükmüm altına girmişti, Fırat Jiyan'ın elinden desmali alırken Arjende baş selamı verimişti "Hayırlı olsun Kaner ağa" Arjen'e aynı şekilde karşılık verirken tüm dikkkatler bizim üstümüzdeydi heleki babam ve amcam Abdulkadir şok içinde oldukları yerde kalmışlardı, İremde bana baş selamı vermesiyle kardeşinin yanına geçerken Mizgin sazının teline bir kez daha vurup bu tepe pullu tepe türküsüne girmişti, Fırat mendili havaya kaldırmasıyla diğer eliylede mendilin bir diğer ucunu tutup dimdik durarak karşısındaki sevdiğine bakıyordu mendili parmaklarının ucuna yerleştirmiş ve hafif sağa dönerken dizlerini kırıp diğer ayağının topuğunu yere değdirip yavaşça dönerken İrem'e karşı oynuyordu, herkes hayranlık içinde izlerken sesler yükselmeye başlamıştı bu sesler beğeni ve şaşkınlığın sesi olurken Mizgin yürekten ve içten söylemesiyle gözlerini kapatıp kendini müziğe teslim etmeye başladığında Fırat'ta kendini oyuna kaptırıp İrem'in gözlerinde kayboluyordu, planım daha farklı olsada İrem'i şimdi açığa çıkartmıştım ve adım kadar eminim ki babamgil bu günden sonra düğünü hızlandırmak istiyeceklerdi, gerçi babamın uzun uğraşları ta önceden beri devam etsede sürekli bir engel çıkıyor ve yarım kalıyordu, engelleri de birçoğu bizzat bendim, son sözümü kaç ay önce söylediğim halde babam hala kendi battığı çukurda debelenirken yanına'da Fırat'ı çekmeye çalışıyordu ama buna izin vermiyecektim, sadece o çukurda babam, ben ve diğer ağalar birbirimizi boğacaktık ama o çukurda sadece biz olacaktık başka biri değil,suçsuz günahsız biri değil, tek suçu sevmek olan biri bizim battığımız bataklıkta yeri yoktu.
Fırat'ın yüzünden gülümseme eksik olmazken bana dönmesiyle selam verip hafif eğilmişti, iki elinin parmak uçlarında tuttuğu mendili katlayıp tek eline almasıyla yavaşça etrafında dönerken ceketi savrulmuştu, Fırat durmasıyla İrem'in karşısında durup hızla yere diz çökerken elindeki mendili öpüp İrem'e uzattığın da alkışlar ve ıslıklar kopmuştu, Fırat utanırken bakışlarını kaçırmış başını eğip önüne bakmıştı, Fırat'ın hareketine gülümserken telefonumun titremesiyle hızla ceketin iç cebinden alıp arayan kişiye bakmıştım, İzem'in ismini görmemle derin bir nefes alıp vermiş ve son kez karşımda birbirine deli gibi aşık olan çifte bakarken cevapladım.
"Ne var?" İzem'den bir iki dakika ses gelmezken sadece nefes alış verişi geliyordu
"Adamın artık gidebilir Kaner ağa" telefondan gelen soğuk ses buradan bile soğukluğunu hissettirirken İzem ağa demişti bana, istemsizce kaşlarımı çatıp etrafa bakınırken hiç birşey dememiştim
"Artık seni bildim, saydım Kaner ağa, ağasın, acımasızssın, gözün kara heleki bana karşı zift karası, senin ağalığını kabullendim ama şunu sende bil bende ak değilim Kaner!" İzem tane tane ve net bir şekilde konuşurken bir o kadarda kendinden emindi, bakışlarım istemsizce Fırat gili bulmasıyla Fırat yerinden kalkıp büyük bir mutlulukla bana doğru geliyordu ama mutluluk tek taraflıydı
"Senin gözünü bu kadarmı korkuttum'da peşime adam taktın, gidmemden emin olamadın'mı?" Bakışlarımı Fırat'ın üzerinden çekip yerimden kalkarken seslerden birazda olsa uzak olabilmek için terasın ucuna doğru gittim, elimi pantolonun cebine sokarken derin bir nefes alıp Mardin sokaklarını izlemeye başladım
"Yanlış, senden korktuğum felan yok, sen kimsin'ki senden korkacağım ben, hmm" İzem'den bir cevap beklerken İzem sadece derin bir iç çekmişti
"Sadece tek bir istediğim var oda senden kurtulmak, ne kadar erken o kadar huzur"
"Ölmemi'mi istiyorsun?" İzem beklemediğim soruyu aniden bana yöneltirken sadece susup kalmıştım, gerçekten kurtulmak derken neyi kast etmiştim ben, yok olmasını'mı yoksa benim yanımda, çevremde olmayışınımı kast etmiştim, hangisiydi?
"Merak etme kefe'nin yolda" daha sorumun cevabını ben bile bilmezken İzem'e başka bir cevap vermiştim
"Senden'de bunu bekliyordum, sende merak etme, bende sana toprak gönderdim Kaner ağa!" İzem son cümlelerini söylemesiyle telefonu kapatırken dişlerimi deli gibi sıkıyordum, telefon ikinci kez çalmasıyla bu sefer kimin aradığına bile bakmadan cevaplamıştım
"Dinliyorum?"
"Ağam pusuya düşürüldük" telefonun diğer ucunda soluk soluğa konuşan Arda nefessiz kalırken dediği cümleyle öfkeyle bağırdım
"Ne diyorsun lan sen?"
"Ağam birden önümüzü kestiler anlamadık ne olduğunu, direndik ama!"
"Ama ne lan, ama ne?" Arda cümlenin devamını getiremezken ben bir kez daha bağırmıştım
"Konuş!"
"Bizim çocukları vurup düğününüzün ve ağalığınız için dağıtacağınız altınları çaldılar" Arda'nın cümlesiyle kaynar su başımdan aşağıya dökülmesi bir olurken gözlerimi kapatıp başımı hafif bir şekilde yana çevirmiştim.
"Durumları nasıl Arda?"
"Ağır ağam!, ambulansı aradık geliyor"
Gözlerimi aralayıp arkamı dönerken hızla bizimkilerin yanına ilerliyordum
"Ağam affedin emanetinize sahip çıkamadık"
"Başlatma lan emanetinden siz önemlisiniz oğlum" Ardaya bağırarak verdiğim cevapla oturan herkes bana bakarken Fırat ve Yaver oturduğu yerden ayaklanırken bana bakıyorlardı, kimseye bakmadan hızla merdivenleri inerken aşağı kattaki misafirler bana seslensede kimse umurumda olmamıştı, kendi düzenlediğim sıra gecesini terk ederken benimle birlikte Yaver, Fırat ve adamlarda gelirken konakta sadece misafirler kalmıştı, konaktan çıkmamızla araçlara binip hızla yola çıkmıştık.
"Kaner ne oluyor?, demiyecekmisin hala?"
Yaver soru sorma cesaretini göstermesiyle gazda olan ayağımı çekmek yerine hızımı artırırken hiçbir cevap vermemiştim çünkü asıl cevabı gittiğimizde alacaklardı.
-
İlerde arka arkaya duran iki aracın sellektörleri yanıyordu ve hızla yaklaşırken bu sefer fren'e basıp araçların arkasında durmuştum, bizimkileri beklemeden araçtan inmemle aracın kapısını kapatmadan ilerlerken gözelerimle gördüklerime inanamıyarak yürümüştüm
"Kim yaptı lan bunu kimm!" Ortada deli olmuşcasına dönerken bir cevap bekliyordum ama yoktu, karşımızda delik deşik olan arabalar, yerlerde tuz buz olmuş cam parçaları ve üstlerinde kanlar dururken ortada faili yoktu, son attığım voltayla yanda duran Fırat'ın yakasına yapışıp kendime çekip bir kez daha ateş püskürmüştüm "Araçların güvenliği kimde Fırat, yollarda kimler vardı?" Fırat sorduğum soru karşısında sessiz kalırken ben Fırat'ı ittirerek bırakmıştım, Fırat ilk başta sendellemesiyle hızla arkada kapısı açık olan araca çarpıp durmuş ve kapı hızla kapanırken biraz olan camlarda düşmüştü, aklıma gelen düşünceyle gözlerimi kapatırken adeta kan beynime sıçramıştı "Sakııın!" Dudaklarımdan belli belirsiz cümle çıkarken gözlerimi yavaşça aralayıp bana anlamsız gözlerle bakan Yaver ve Fırat'a bakarken yanlarından hızla geçip kapısı sonuna kadar açık olan aracıma bindiğimde kapıyı çarparak kapatıp gaza yüklenmemle az ileride yolda duran korumalar'a hızla ilerliyordum, uzun bir şekilde kornaya basmamla korumalar hızla geri çekilip yolu açarlarken aralarından geçip içimdeki öfkeyle yönümü şehir dışına çevirmiştim
"İşte bu sefer herşey bitti!"
Cümlemi bitirmemle elimi direksiyona vururken yolda ilerleyen araçlara makas atarak ilerliyordum, susmak bilmeyen telefonuma yeni çağrıların düşmeye başlamasıyla kim aradığına bile bakamadan hızla cevapladım
"Ne var!"
Telefonu cevaplamamla babamın öfkeli sesi araca dolmuştu
"Yaptıklarından, vesile olduklarından memnunmusun Kaner"
"Yeter baba yeter, bide sakın sen üstüme gelme!"
"Gelinecek halmi kaldı Kaner ağa, dostluk diye diye düşmanlığı, kan'ı, sen kendin getirdin"
Babamın her cümlesinde gaza biraz daha yüklenirken Mardin'den çıkmış İzmit'e doğru gidiyordum
"Düşmanlığın ta kendisi sen oldun Kaner ağa!"
"Eğer düşmanlığın ta kendisi ben isem siz, hiçbiriniz şuan yaşamıyordunuz!"
Bağırarak babama söylediğim her söze vurgu yaparken elimlede direksiyon kenarına vurarak söylemiştim, karşıdan bir cevap gelmezken telefonu takılı olduğu yerden alıp kapatırken hızla yan koltuğa atıp yola devam ettim!, araçlar bir bir arkamda kalırken önümde kimse yoktu tıpkı öfkemin önüne kimse geçemediği gibi.
-
Tabelada İzmit yazısı yazmaya başlamasıyla gaza biraz daha yüklenirken sonunda İzmit'e gelmiştim, yönümü direk İzem' in evine çevirip torpidoyu açarken arada bir yola bakıp tekrar torpidoya bakmamla silahı alıp elimin tersiyle torpiyoyu kapatıp yola bakmıştım, silahı bacaklarımın üstüne koyup camı açarken rüzgar içeriye dolmuştu ama benim öfkemden tek bir gram sönmemişti, İzem'in evine gelmemle ani firenle durmuştum, bacaklarıma koyduğum silahı alıp kapıyı hızla açıp inmemle arkamdan öfkeyle çarparak kapatmıştım, bahçe kapısını itmemle kapı arkaya büyük bir gürültüyle çarparken ben hızla evin kapısına ilerlemiştim, eve gelmemle birlikte kapıya tek bir tekme vurmamla açılırken içerden bağrış sesi gelmişti ve hızla salondan Aytekin çıkmasıyla yakasından tutup salona sokarken İzem ve annesi yemek masasının yanında korkuyla bakıyorlardı, belliydi yemek yiyorlardı ve boğazlarına dizilmişti, çığlık sesleri yükselirken İzem dudakları aralanmış gözleri büyümüştü, annesi çığlık atıp koşarken İzem'de hızla kendine gelip Aytekin'e doğru adım atmasıyla Aytekin'i karşı koltuğa ittirmemle koltuğa düşerken Aytekin'in üstüne abanıp silahı alnına dayamıştım
"Kaner!"
"Ne yapıyorsun lan sen?"
"Kes lan sesini" ilk başta İzem konuşsada ben sadece tepesine çöktüğüm Aytekin'e cevap vermiştim, İzem kolumdan tutup beni Aytekin'in üstünden almaya çalışsada nafileydi, bırak almayı kıpırdatamıyordu bile
"Kaner bırak!"
"Sana dedim, dur dedim, bir kere geldim uyardım seni İzem, ama sen ne yaptın?"
İzem koluma yapışmış sadece ağlarken Aytekin'in üzerinden kalkmadan kolumu çekip silahı tekrar doğrultmuş ve omuzumun üstünden İzem'e baktım
"Durmadın!, beni vurdun durmadın, evi tarattın durmadın, ve en sonunda konvoya saldırdın, kim ölünce duracaksın İzem sen?"
"Bir şey yapmadım ben" İzem yutkunarak ve ağlayarak bana bakarken ben ona tüm öfkemle bakıyordum
"Sen nasıl birisisin İzem, acımasız, gözü dönmüş" sözlerimi söylerken hızla Aytekin'e bakmıştım
"Ama bak benimde döndü, peki kime ne olur bu saatten sonra?" Cümlemi söylerken gözümün ucuyla İzem' e bakmıştım "Kim kazanır bu olayda!?" İzem korkuyla ağzını kapatırken ben Aytekin'e tekrardan bakmıştım, İzem bu sefer koluma belli belirsiz dokunurken kolumdaki ele ardından İzem' e baktım
"Yemin ederim Kaner bundan benim bir alakam yok" İzem ağlayarak konuşurken bir yandan da hem önümde yere yatırdığım ve başına silah dayadığım kardeşine bakıyor ve bir yandan'da bana yalvarıyordu
"Kes yalanı İzem , daha bir kaç saat önce toprak gönderdim diyen sen değilmisin, masum insanların canını acıtarak'mı intikam alacaksın, böylemi hesap soracaksın benden!"
"Yalvarıyorum bırak"
"Toprak gönderdim derken masum insanların üzerine kurşun yağdırmakmı, kan akıtmak, ölüm saçmak'mı, nee?"
"Kaner!"
"Vur lan vur!" Aytekin namlunun ucunda olmasına aldırış etmeden beni kışkırtmaya çalışırken annesi silaha korkuyla elini dur mayetinde uzatıyor ve bir yandan da ağlayarak konuşuyordu
"Dur allahını seversen dur"
"Yemin ederim benim birşeyden haberim yok, her ne olduysa ben yapmadım" ne kadar üst üste konuşmalar devam etsede benim durmaya niyetim yoktu, ben ne kadar uğraşırsam uğraşayım bunlar her şeyi darmadağan ediyordu, ben kimse üzülmesin diye uğraşırken şu geldiğimiz raddeye bak, ben artık ağıt olmasın derken şimdi iki kadın bana yalvarıyor ve göz yaşı döküyorlardı, peki neden?, kan akıtmamam için, kanın akmasına karşı olan ben şimdi elimde silahla Aytekin'in tepesine çökmüştüm
"Vur lan kansız" Aytekin'in son cümlesiyle silahı ateşlerken ses heryerde yankılanmıştı ve silah'dan duman çıkarken barut'un o keskin kokusu kokuyordu, İzem'in kolumdaki eli yavaşça çekilmiş ve az önce duyulan üst üste konuşmalar susmuştu, bu yaşananların tek sorumlusu İzem ve ailesi iken beni her defasında sınamaktan geri durmuyorlardı,
"Aytekin!" İzem belli belirsiz konuşurken ben boğazına yapıştığım ve korkulu gözlerle bana bakan Aytekin'e ardından duvara sıktığım mermiye bakmıştım
"Bir daha ki sefere bu mermi senin, annenin, kardeşinin alnında yerini bulur! ve sana yemin olsun işte o zaman acımam!, sıkarım!" sözlerimi bir bir üstüne bastırarak ve dişlerimin arasından yavaşca söylerken Aytekin'in üstünden kalkmış yanda bana korkuyla ve ağlayan İzem'e bakmıştım
"Bunun bedelini sana başka bir şekilde ödeteceğim, sen hiç merak etme!" İzem yutkunurken ben bir adım daha yaklaşmıştım "İşte o zaman sana acımıyacağım, üzülmeyeceğim"
"Ne yapacaksın?" İzem kısık ve titreyen sesiyle konuşmasıyla dudağının içini dişlerken bana sorgularcasına bakıyordu
"Orası senin hayal perestliğine kalmış"
Kendimden emin sözlerimden sonra İzem ilk başta gözlerini kaçırsada daha sonra gözlerime bakmıştı
"Şerefim üzerine yemin ederim Kaner ben birşey yapmadım"
İzem'in verdiği cevapla başımı hafif yan yatırıp İzem' in gözlerinin içine bakmıştım ve biraz daha yaklaşırken dilimin ucundaki gerçeği söyledim.
"Şerefin varmıda üzerine yemin ediyorsun?"
İzem verdiğim cevapla kaşları çatılmış ve dudakları aralanırken başını belli belirsiz sallayarak yere, dizlerinin üzerine çökerken bu sefer inkar etmeyi seçmişti, kanepede yarım yamalak oturan Aytekin'e bakıp ayağımın dibinde diz çöken İzem'e eğilirken tek dizimi yere değdirmeden eğip diyer ayağımın üzerine kolumu koyup İzem'e baktım
"Öyle birşey yapacağım ki kendine olan saygını yitireceksin!" İzem hızla başını çevirip sadece gözlerime baka kalırken dişlerimi sıkıp gözlerimi aktararak önüme, annesine ve kardeşine bakıp ayağa kalkmış ve arkama bile bakmadan salondan çıkmıştım, çünkü biliyorumki İzem'in duru duracağı yoktu ve olmadığı gibi insanlığınıda bırakmıştı, evi taratacak olan vicdan aracları'da taratırdı ve bunun bedeli ağır olacaktı.
İzem sadece gözlerime baka kalırken dişlerimi sıkıp yanından geçip gittim, çünkü biliyorumki İzem'in duru duracağı yoktu ve olmadığı gibi insanlığınıda bırakmıştı, evi taratacak olan vicdan aracları'da taratırdı ve bunun bedeli ağır olacaktı.
İZEM'DEN
Kaner hiç acımadan sözlerini söylemiş ve arkasına bakmadan çıkıp gitmişti, şimdi bu başıma gelenler, Kaner'in beni suçlu bilmesinin tek bir nedeni var oda önceden yaptıklarımdı, önceden ateş püskürdüklerim şimdi toplanmış ve alev topu olarak bana geri dönmüş yanıyordum, korkuyla başımı çevirip koltukta doğrularak ayağa kalkan Aytekin'e bakarken, Aytekin üstünü çekiştirerek duvardaki mermiye bakmıştı, bakışlarım duvarda delik açan mermiye kaymasıyla göz yaşım düşmüştü.
Kaner, sana toprak gönderdim kelimesini masum insanlara ölüm yağdırmak anlamıştı halbuki ona hediyem başkaydı, beni yapmadığım birşey için suçlarken gerçekleri görmeye bile kördü, durum durağım olmadığını söylerken kendisini hiç söylemiyordu, evet haklıydı yaptıklarımda acımasız'dım ama benimde canım yanıyordu, sadece dünya kendi etrafında dönmeyi durdurdu sanıyordu ama beni unutmuştu, dünya ikimizide unuturken Kanerin umurunda olan sadece kendisiydi, Kaner'in sözleri kulağımda yankılanmasıyla içim bir kez daha ürpermişti, istemsizce gözlerimi kapatıp başımı yan çevirirken zola yutkunmuştum, çöktüğüm yerden kalkarken etrafı çift görüyordum, heryer birbirine girmişken yer ayağımın altından kayıp gidiyordu adeta, başımın dönmesini gidermek için bir umutla gözlerimi sıkı sıkıya bastırıp açsamda başarısız olmuştum benim son yaptığım hamleyle ayağımın altından yer kayarken tek hatırladığım kapı kulpuna yeltenmem olmuş dünyam zifiri karanlığa dönmüştü.
-
Yüzüme değen soğuk eller gözlerimi aralamama sebep olurken tepemde Hakan bana korkuyla bakıyordu, gözlerimi kapatıp derin bir nefes verirken bu sefer kaşlarımı çatmış ve yüzümü kırıştırmıştım, başıma saplanan ağrıyla birlikte gözlerimi açmadan elimi başıma götürüp tutmuştum, Hakan elimi tutulmasıyla omuzumdan tutup kaldırırken gözlerini kapatıp derin bir nefes vermiştim
"Duvarda merminin ne işi var İzem?, neler oldu burada" Hakan öfkeyle bağırırken yaşananlar aklıma geldikçe nefesim daralıyordu, gözlerimi aralayıp boğazımı tutarken zorda olsa yutkunmuştum.
"Ben düzlüğe çıkmaya çalıştıkça batıyorum Hakan!"
"Sana en başta bırak bu işi dedim biz bakalım bu işe dedim!" Hakan her defasında daha da öfkelenirken her cümlesini bastırarak ve bağırarak söylüyordu
"Ama sen kendin halletme peşine düştün"
"Ne yani bıraksaydım'da o duvardaki kurşundan birtane de sizemi sıksaydı?" Hakan'a aynı tonda ve aynı öfkeyle karşılık verirken oturduğu yerden kalkmadan bana bakıyordu
"Sen mi önleyeceksin ha ne yapacaksın, ne?" Hakan'ın içindeki ateş sönmezken ben başımı hafifce iki yana sallayarak yutkunurken başımı iki elimin arasına alıp dirseklerimi dizlerime yaslamıştım
"Bilmiyorum ama ben birşey yapmadım" gözlerimi aralarken eğdiğim başımı kaldırarak Hakan'ın gözlerine bakmıştım ama o gözlerde'de şüphe vardı "Yapmadım!" Cümlemi bastırarak ve sesimi yükselterek söylediğimde ayağa kalmamla hafif geriye sendelleyince Hakan yerinden kalkıp bana uzanması ile hızla toparlanıp
Hakan' ın desteğini boşa düşürmüşüm, bu konuda bana inanmayan bir adamın bana dokunmasına izin veremezdim Hakan'ı boş vererek boş gözlerle etrafa bakmıştım
"Beni suçlu gördüğünden Aytekini az daha vuruyordu, az önce bu ev barut kokuyordu Hakan" Hakan'a korkuyla ve sorgularcasına bakarken Hakan kolundaki saatine bakmıştı
"Güneşin doğmasına az kaldı, etrafa saldığımız adamlar ne olduğunu öğrenirler merak etme!"
"Ne olduysa oldu Hakan, Kaner yolundan döner'mi?"
Hakan oturduğu koltuktan kalkıp bana doğru gelmesiyle konuşmaya yeltenirken kapı çalmıştı, şaşırarak Hakan'a bakarken dudaklarım aralanmış olduğum yerde kala kalmıştım
"Baktım ben!" Annemin sesiyle salonun kapısına gidip gelene bakarken annem kapıyı açmış ve karşımızda elinde büyük bir kutuyla bize bakan bir adam vardı
"Buyrun?"
"Bunu Kaner ağa gönderdi!" Adam'ın verdiği cevapla Hakan öne atılmış ve adama doğru gitmişti
"One?"
"Açın görün" adamın verdiği cevap Hakan'ın sorusundan aşağı kalır yanı olmazken zorda olsa boğazımı temizleyip kapıda bana bakan adama doğru giderek adamın elindeki kutuyu almıştım, kimseyi beklemeden salona girerken bizimkilerde arkamdan gelmişlerdi, kutuyu masaya koyup kapağına yeltenmemle elim havada kalırken gözümün ucuyla'da Hakan'a baktığımda, Hakan tepkisiz kalmayı seçmişti kutuya geri bakıp zorla yutkunarak kutuyu açmıştım, kutunun içindeki beyaz gelinliği görmemle uğradığım şok ve Kaner'in "Kefenin yolda" sözleri kulağıma dolmuştu, doğru söylemişti aslında bu gelinlik benim kefenim'di, ve kefenim güneş doğumuna yakın gelmişti güneş doğumu herkese yeni bir sayfa açarken benim yeni sayfalarımı kapatmıştı ve gecem gündüzüme dönemeden tekrar geceye mahküm olmuştu, yanda duran telefonu alarak Kaner'e son kez mesaj attım
GÖNDEREN : İZEM
ALICI : KANER
MESAJ : Gündüzler normal hayatı, bir sevdiği olan insanların sabahı, iple çektikleri bir zaman dilimi, gece ise ulaşacağı birisi olmayan, bir amacı olmayan ve çıkışları kapanan kişilerin zaman dilimi, sen sadece beni değil ikimizide bu geceye hapsettin Kaner ağa, artık sevdiğimiz uyku bize haram olurken gecenin yalnızlığına eşlik etmeye hazırlan, bu son güneşimizin doğuşu, bu saatten sonra güneş bizim için doğmayacak ama bizim için hergün bizi içinde bırakarak batacak, bu gönderdiğin benim kefenim ve sende toprak olarak üstüme kapanacak kişisin ama unutma toprakta bir müddet sonra ölüyle birlikte ölür.
Telefonu kapatıp masaya koyarken gelinliğe bakmıştım
"Bu işten nasıl kurtulacaksın İzem?"
"Kurtulamıyacağım!" Başımı hafif yan çevirip umutsuzca bana bakan bir çift göze bakmıştım
"Yaptıklarımın bedelini ödüyorum, aileme dokunmaması için ona boyun eğeceğim ve bu gelinliği kefen bilip giyecem sonrada bekliyeceğim" Hakan kaşlarını kırıp dudakları aralanırken "Neyi?" Diye sorduğunda hiç duraklamadan cevap verdim
"İnfazın gerçekleşmesini veya özgür kalacağım günü!"
Hakan verdiğim cevabı beğenmezken yapacağı birşey yoktu, Akın'ın dediği gibi benim kaybedeceğim bir ailem vardı ve onları kaybetmekle tehdit ediliyordum, başıma saplanan ağrıyla gelinliği son kez bakmış ve arkamı dönüp gitmiştim.
KANER'DEN
Sabahın ışıklarıyla Mardin, Miyad'a gelirken hızla yönümü konağa çevirdim, çalan tefonla hızımı yavaşlatıp aracı kenara çekerken cebimdeki telefonu alıp kimin aradığına bakmıştım, arayan Arjen iken şaşırarak telefonu cevaplamış ve diğer elimi direksiyona koyup yola bakarak konuştum
"Hayrola Arjen?"
"Hayır Kaner ağa hayır" Arjen bir iki dakika susarken bende hiçbirsey dememiştim
"Senin davan ve bizimkilerin sevdası için bir masaya oturduk, bir yola çıktık seninle ve bu yolda susalım diyen sendin"
Arjen dünkü olayı soruştururken bende sinyal verip yoluma tekrar devam etmiştim
"Sonra sen davet ettin, dedim bir bildiği vardır, sormadan soruşturmadan kalktık geldik, senin davetine icabet ettik amma velakin Kaner neler oluyor?"
"Kendi cevabını kendin verdin aslında Arjen" bu sefer susan Arjen olurken ben hızımı artırarak devam ettim
"Babam birşeyler planlıyor o yüzden ondan önce ben davrandım"
"Ne olabilir sence?"
Arjen'i hamlesinin cümlesine dudaklarımı aşağı büzüp başımı hafif bir şekilde iki yana sallarken "Bilmiyorum" demiş ve devam etmiştim "Bekleyeceğiz ve ona göre yol çizecez" Arjen derin bir nefes verirken aklıma gelen fikirle yan cama göz ucuyla bakıp ardından tekrar önüme dönüp yola bakmıştım
"Arjen senden bir araştırma yapmanı istesem yapabilirmisin?"
"Ne araştırması?"
"Dün benim konvoya bir saldırı oldu bir araştırsana, bir iz bulabilirmiyiz"
"Sen o yüzden fırlayıp gittin dün"
Arjen görmeyeceğini bildiğim halde başımı aşağı yukarıya sallayıp yüzümü kırıştırmıştım
"Kimin yaptırdığını biliyorum, ama bana kimin yaptığı lazım"
"Bırak polisler işini yapsın Kaner, hem sen bulunca ne olacak?"
"Arjen sana nabıyım diye sormadım, bulmanı istedim" aracın dikiz aynasına ardından yan aynaya bakıp şerit değiştirirken son cümlemide söylemiştim
"Yaptıranın cezasını kestim, sıra yapanda!"
Hiç acımadan sözlerimi söylerken karşı taraftan sadece "Hangi güzergah?" Diye cevap gelmişti
"Dedeefendi sokkla 501. Sokağın kesiştiği yer"
"Tamam"
"Kimsenin, babamın bile haberi olmayacak Arjen"
"Tamam" Arjen telefonu kapatırken bende hızımı artırarak yoluma devam ettim.
-
Konağa gelmemle hızla odama çıkıp dolaptan yeni bir takım elbise çıkarırken annem odanın kapısı açmıştı
"Kaner"
"Kapı anne kapı, neden var o kapı?" Bakışlarımla kapıyı gösterirken takımı alıp yatağın üzerine atmış ve anneme bakarak kol saatimi çıkarmaya başladım
"Kapı normal hayatı olan insanlar için var Kaner, bizim normal bir hayatımız'mı var?" Annem hayatımda gördüğüm en saçma bahanesiyle gelirken ben kaşlarımı kırıp sadece karşımda bana sorgularcasına bakan anneme baktım
"Siz ellemeseydiniz şimdi çok güzel bir hayatım olacaktı" anneme bir adım atarak söylediğim cümleyle belimdeki silahı çıkartıp yanda duran komidin' üzerine koymuştum, annem ilk önce koyduğum silaha ardında bana bakarken ben kol saatimi çıkartıp yatağın üzerine atmış ve gömleğimin düğmelerini çözmeye başlamıştım.
"Bu hayatı siz, kendiniz istediniz" cümlemi söylerken başımı eğip alta doğru düğmeleri açarken aklıma gelen fikirle yılımsamıştım
"Yarım hafta anne!" Annem bana bakarken ben eğdiğim başımı kaldırıp anneme baktım
"Tam tamına şurada beş gün, beş gün daha çalmadan gir, amma velakin sonrası zor" annemin yüzü düşerken benim yüzüm gülmüştü
"E malum artık oda sadece benim olmayacak"
"Kaner!" Cümlemi söylememle anmem bağırırken gözleri öfke saçıyordu ama benim umurumda bile değildi, ben öfke saçarken onlar nasıl geri durmadılarsa nasıl inadına körükle geldilerse bende gelecektim
"Bir karım olacak"
"Yeter!, bir kadın erkeğinin gönlünü hoş tutmak için uğraşır ama bu karın olacak insan müsvettesi bırak hoş tutmayı seni öldürmek için an kolluyor"
Annem sözlerinin bazılarında haklı olurken o kızı bu eve gelin diye sokmam onların yüzündendi, ta baştan beni dinleyip bıraksalardı bu işin sonunu şimdi bunlarla uğraşıyor zorunda kalmazdık
"O kız asla senin karın olmayacak Kaner!"
"Nikah cüzdanını ilk sana gösteririm merak etme!"
Annem bana doğru yaklaşırken gözleri göğsüme kayarken bende aynı yöne bakmış ve gömleğimin açık olduğundan dolayı sargı bezine bakıyordu, bakışlarım tekrardan annemin yüzünde yerini alırken annemde benim gözlerime bakmıştı
"İzem asla senin kadının olamayacak Kaner!, ne o planların o kızı koynuna almakmı?" Annemin her cümlesinde öfkem daha'da artarken annem her dafasında dahada ileri gidiyordu, gözlerimi devirerek bakarken annem son cümlesini söylemişti.
"Planların her gün o kızın kokusuyla uyanmakmı?"
"Yeter!" Bağırmamla annem yüzüne kondurduğu alaylı tebessümle işaret ve orta parmağıyla açık olan gömleğimin kenarını tutup açıp bakmıştı
"Bunun sebebi olan kızı alacaksın kendine kadın diye öylemi?" Annemin cümlesiye dişlerimi sıkarken elimin tersiyle gömleğimdeki annemin elini ittirirken hızla üstümdeki gömleği çıkartıp yere, annemin önüne fırlatıp atmış ve sargı bezini çekip çıkartmıştım, annem yarayı görmesiyle kaşları çatılırken gözlerine acı bir tebessüm oturmuştu
"Sırf babanı yakmak için evleniyorsun ama sende yanıyorsun, görmüyormusun?"
"Yeterki onlar yansın gerisi umurumda bile değil" anneme bir adım daha yaklaşırken gözlerinin içine bakarak konuştum
"Bu yaranın alası var bende anne, hani babamgil bu yaranın hesabını sormaya çalışıyorlar ya ilk öncek kendilerinin açtıkları yaranın hesabını verecekler sonra bu yaranın hesabını sormaya gelecekler"
Annem gözünden bir damla yaş düşerken alt dudağını dişleyerek "Karşındaki kişinin baban olduğunu unutuyorsun oğul " demişti
"O unuturken sorun yok ama ben unutunca'mı var?" Sorumu gayet sakın sorarken dişlerimin arasından adeta tıslayarak konuşmuştum
"Sakın suçlu benmişim gibi konuşma"
"Sırf bir kız için yılların baba oğulu birbirine düşman oldu, şimdi ise yine bir kız için birbirinizle acımadan can acıtma yarışına girdiniz" annem cümlesini bitirmesiyle öfkeyle bağırırken işaret parmağımla karşımda bana bakan Şehnaz hanım ağa'ya bakıyordum
"Bir kız dediğin benim sevdalım'dı, sevdiğimdi, masum bir kız'dı, biz boş yerine birbirimize girmedik benim herşeyim olan kızı öldürdükleri için girdik, şimdi ise benim hiçbir şeyim olmayan ama karım olacak masum bir kız için karşı karşıyayız" annem korku dolu gözlerle bana bakarken ben öfkeli gözlerle ve başımı hafif yan çevirip bakmıştım
"Sen ne zaman hanım ağa oldun ana!, ne zaman oldunda kelamların acımasız ve gaddar bir ağa'nın cümleleri oldu?"
Az önce masum bir kıza ölümü hak gören annem cümlelerim karşısında sus pus olurken tek bir kelam edememişti, ben ise bakışlarımı annemden ayırıp yatağın üzerinde duran gömlek ve pantolonu alıp doğrulurken annemin yanından geçip banyoya gitmiş ve kapıyı arkamdan çarparak kapatmıştım, aynadan gördüğüm kişi normal benden çok farklı birisiydi, cani, gaddar, acımasız, intikam peşinde koşan birisi ama beni bu hale onlar getirmişti ve bunun da bedelini bir bir ödeyeceklerdi!!!
************************************
İSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_
TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06
TAKİP EDERSENİZ ÇOK SEVİNİRİM CANLARIM. (İstegramda ve tiktokta güzel videolar var kaçırmayın derin😇🤗)
SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN 💞❤♥😇
NOT : Yorumlarınızı ve oylamalarınızı bekliyorum 😉😉