KANER'DEN
Mardin de her zamanki gibi sessizlik ve karanlık seyir ederken dillere destan olan bu şehir sabah kopacak fırtınaya hazırlanıyordu, Fırat ise yanımda çıt çıkarmadan yalnızlığıma eşlik etsede arada bir arkama geçerek telefona bakıp tekrar bana dönüyordu
"Kıvrandın resmen" sesimi duyan Fırat bana tereddütle bakarken istifimi bozmadan omuzumun üstünden Fırat'a baktım "Elini saklayacağım ve mesaj yazacağım diye arkada bıraktın kolunu" Fırat cümlemi söylememle doğrulurken oda benim gibi araca yaslanmıştı
"Ağır geliyor abi, sen bu haldeyken ben... olmuyor işte" her bir cümle Fırat'ın boğazında düğüm olurken yüzüme bile bakamıyordu
"Ne haldeymişim lan ben, nevar halimde"
"Neyin yok abi, gözümün önünde acı çekiyorsun, babamlar duracağı yerde bıçağı kalbinde çeviriyorlar"
Fırat'ın cümlesiyle yüzümde buruk bir tebessüm oluşurken gözümden bir damla yaş akmıştı, dediği doğruydu durmadan bıçağı kanırıp duruyorlardı ve her kanırdıklarında, yarayı deştiklerinde daha fazla kan, öfke akıyordu içimden
"Eğer bana yardım etmek istiyorsan İrem'le mutlu ol, başka senin yapacağın birşey yok" Fırat eğdiği başını kaldırmadan bana dönerken
"Olmalı abi, sıkışıp kaldım elimden ne birşey geliyor ne bir yardımım dokunuyor, bir yandan senin en çok değer verdiğin yüzük parmağımızda, bir yandan sana durmadan yükleniyorlar, elim kolum bağlı duramıyorum" Fırat tereddüt ve buruk bir şekilde konuşurken her cümlesinde isyan ediyordu, yaslandığım araçtan doğrulup Fırat'ın karşısına geçerken omzunu sıktım
"Senin tek yapacağın mutlu olmak, ben hallederim her şeyi, beni düşünme ayrıca o yüzüğü verende, sizi buluşturanda benim ve ne kadar doğru kişiye verdiğimi de, ne kadar doğru yaptığımı da biliyorum" Fırat dudağının kenarıyla yılımsarken ben tekrar araca yaslanıp sarı ışıklarla zor ışınlanan Mardin'e baktım, sessizliği çalan telefonun sesi bozarken omzumun üstünden Fırat'a bakmıştım, Fırat hızla cebindeki telefonu alıp cevaplarken bende araca gittiğimde Fırat'da aracın önünde volta atarak telefonla konuşuyordu, gece serin olduğundan ve uzun bir gece olacağından araçtan kabanımı alıp giydim
"Tamam haber et beni her şeyden" Fırat telefonu kapatırken hiçbir şey demeden araca yaslanmış duruyordu.
"Bizimkiler aracı terkedilmiş halde bulmuşlar" sessizliği Fırat'ın cevabı bozarken öfkeyle Fırat'a bakmıştım ama Fırat buralı bile olmadan konuşmasına devam etmişti
"Araç temiz, işlerini iyi biliyorlar"
"Araştırmayı bırak Fırat"
"O niye?" Fırat sorusunu sormasıyla hızla karşıma geçip bakarken ben derin nefes alıp ellerimi cebime sokmuş ve karşımda bana sorgularcasına bakan Fırat'a baktım
"Çünkü işin arkasında İzem var" Fırat verdiğim bilgiyle şok olurken sadece bakakalmıştı
"Eğer bu babamın kulağına bir gitsin ne İzem'i nede ailesini sağ bırakmaz biliyorsun değil mi?"
Fırat'a bakıp başımı aşağı yukarı sallayıp sıkıntılı bir şekilde nefes verirken "Biliyorum" demiştim
"İşte o yüzden bırak diyorum ya, birini ayarladım suçu üstelenecek"
"Ne diyorsun abi sen, sence o adam sağ kalır mı?" Fırat bana endişeyle bakarken aynı zamanda tereddüt ve endişeyle konuşmuştu, ben ise hiçbir şey demeden manzarayı izlemeye devam ettim
-
Güneşin ilk ışıkları Mardin üzerine düşmeye başlamasıyla Fırat hareketlenirken bende Fırat'ın koluna vurup başımla aracı göstermiş ve Fırat'ın yanından geçerek araca gittim, Fırat arkamdan gelerek yan koltuğa geçerken bende direksiyon başına geçip Mervan konağına doğru yola çıktık, ilk başta yolda sadece biz olurken her ilerlediğimizde bir araç daha ekleniyordu, koca Midyat sokaklarına güneş yavaş yavaş düşerken sarı taş duvarlara güneş nazikçe dokunuyordu ve her tarafı yavaş yavaş aydınlatıyordu, güneş sadece duvarları aydınlatmaya yeterken konvoydaki onca insan'ı aydınlatamıyordu onların o sertleşmiş, taşlaşmış olan kalplerine, yüreklerine dokunamıyordu, araçlar ara sokaklardan çıkıp konvoya katılırken her aracın amacı farklıydı kimileri bana destek olmaya gelirken kimileri karşımda durmaya geliyorlardı, biliyorum karşı duranlar yanımda duranlardan fazlaydı, kazanacakları bir savaşa giderken yanımdakiler benimle birlikte direnmeye geliyorlardı ama Allah şahidimdir bu sefer kazanan ben olacaktım ve o konakta bir daha kaybetmiyecektim, babam o konağı seçerek beni yok sayarken asıl kimlerin yok olduğunu ben gösterecektim ve herkesle birlikte, sırayla cehennemden farksız Mervan konağına gidiyorduk.
Konağa gelmemizle araçlar gelişi güzel ve kendilerine uygun yere araçlarını çekerken bende uygun bir yere çekip araçtan indim ve derin bir nefes alıp verirken bir taraftan araçlarından inen ağalara bakıyordum, kapılar bir bir açılıyor ve tüm şiddetiyle kapanıyordu, ağalar birbirlerine bakıp gözleriyle anlaşırlarken bazıları gözleriyle kavga ediyordu
"Hoşgeldin kaner ağa" sesin geldiği yöne dönmemle Ahmet ağa arkasında adamlarıyla karşımda duruyordu
"Oo Ahmet ağa!" Ahmet ağa'ya alayla karşılık verirken Ahmet ağa tüm öfkesiyle karşımda duruyordu
"Eline ne geçti çok merak ediyorum"
Ahmet ağa cümlesini söylerken ilk önce bana ardından Fırat'a bakıp tekrar ofkeli bakışları beni bulurkeb ben dudağımın kenarını büzerek cevap vermiştim
"Ne olarak?"
"Onca hasadı yakarak" Ahmet ağa sonunda açık açık konuşurken ben yüzüme alaylı bir tavır takınarak karşımda hiçbir değeri olmayan kişiye bakıyordum
"Sende emeklerin kül olurken hiçbir şey yapmamışsın Ahmet ağa!"
Ahmet ağa adeta volkan gibi patlayacakken dişlerinin arasından konuşmuştu "Güçlü olduğunu'mu gösteriyorsun!, yada acımasız olduğunu'mu?" Ahmet ağa bir bir ihtimallerı sıralarken ben yüzümü kırıştırarak omzumun üstünden gelen ağalara bakıyordum
"Yada intikam'mı?" Ahmet ağa intikam kelimesini söylemesiyle dudaklarım aralanırken hızla karşımdaki Ahmet ağa'ya baktım
"Tam üstüne bastın" soğuk ve kesin bir sesle konuşurken Ahmet ağa'ya doğru adım atıp üstüne yürümüştüm, benim yürümemle Ahmet ağa'nın arkasındaki adamlarda hareketlenirken gözümün ucuyla korumalara bakıp tekrar karşıma sadece adamlarıyla çıkan Ahmet ağa'ya baktım
"Alaydın bunlardan bir kaçını geleydin kapıma, hesap soraydın" Ahmet ağa eliyle adamlara dur işareti yaparken adamlar ikiletmeden geri adım atmışlardı
"Ne oldu Ahmet ağa, gelemedin'mi?"
"Ben hesabımı böyle sormam Kaner!"
Ahmet ağa'nın verdiği cevapla gülerken yanımda Ahmet'e öfkeyle ve eli belindeki silahta bekleyen Fırat'a baktım
"Nasıl sorarsın sen?, söylede bilelim"
"Az sonra o kızında vebaline girdiğin zaman göreceksin" Ahmet ağa cümlesini söylemesiyle bana ve Fırat'a bakıp arkasını dönüp giderken benim az önce gülen yüzüm düşmüş ve sadece Ahmet ağa'nın arkasından bakmıştım, kulağımda "Az sonra o kızında vebaline girdiğin zaman göreceksin" cümlesi çınlamasıyla etrafıma boş gözlerle bakarken Ahmet ağa tüm öfkesiyle Mervan konağına gidiyordu ve işaretiyle birçok kişi arkasından giderken konağa girmişlerdi, Fırat bana sorgularcasına bakarken ben sadece kapıya ve diğer ağalara bakıyordum, benim yanımda olan diğer ağalarda sırayla içeriye girerlerken konağın önünde bekleyen onca adam babamı bekliyordu ve ortalıkta babam bile yoktu
"Abi!" Fırat'ın tek bir cümle etmesine dahil müsaade etmeden yanından geçip giderken benim yanımda olan kişiler de benim arkamdan geliyorlardı ve kararın verildiği o günden sonra ilk defa ayağımı bu eşikten atarken üstüme ve kalbime kalkmak bilmeyen koca bir yük binmişti, eşikten içeriye ayağımı zorda olsa atmış ve içeriye girmiştim hala kulağımda dün gibi söylenen sözler çınlarken yaşananlar gözümün önünden bir bir geçiyordu, salona adım atmamla eğik başımı dikleştirirken boş baktığım gözlerimin yerine öfke yerleşmişti, salonda oturan ağalara kinle bakarken oturan ağalar susmuş bana bakıyorlardı, tam karşıya geçip tek ayağımın üzerine otururken diğer ayağımı da dik koyup kolumu yaslamıştım herkes bana sorgularcasına bakarken içeriye babamla birlikte bir sürü kişi daha girmişlerdi, salonda bulunan kişiler gelen kişilere selam alıp verirken ben hiçbir şey yapmadan babama bakıyordum, babam ise bana öfkeyle bakacağına memnun bir ifadeyle bakıyordu, babamın bu hali hiç hoşuma gitmese de birazdan anlayacaktık nedenini, babam ile gelen kişilerde yerlerini alırken toplantıya katılan aşiret ağalarının gözlerinin içine tek tek bakmıştım, katılan onca kişi ve herkesin tek bir amacı vardı oda ikinci bir KAN, nasıl oluyor da herkesin kalbi bu kadar taşlaşmıştı yada karşılarında ben olduğum için mi karşımdaydılar, sırf ipin ucunda ben varım diye mi bir kan daha istiyorlardı, daha orasını bile bilmiyorum, salonda Şerzat yoktu kendisi yurt dışında olduğu için katılamamıştı ama onun yerine erkek kardeşi Aydın katılmıştı
"Buraya neden toplandık Kaner ağa?"
Herkes Hamit ağaya vereceğim cevabı beklerken Hamit ağa' ya bakışlarımı yönelttim, bir iki dakika hiçbir şey demeden bakarken Hamit ağa tedirgin olmuştu çünkü en son toplantımızda bir korkak gibi kızının canı üzerine pazarlığa oturmuştu, oğlumun hatasıdır diyemezken kızının ölümüne sebep olmuştu, en son toplantının sonunda günahsız bir can yitip gitmişti, tabi herkes rahattı kendilerine bir şey olmamıştı ama şimdilik...
"Aslında biliyorsunuz Hamit ağa, babam benden önce sizlerle konuşup her şeyi kendinizce planlayarak, bir karara varıp bir hüküm verdiniz, şimdi diyeceğim odur' ki İzem'in hakkında benden habersiz verdiğiniz hükmü bozacaksınız!" Her bir cümlemin üzerine vurgu yaparken herkesin gözlerinin içine tek tek baktım ve oturduğum ayağımın üzerinde biraz daha doğrulup dizimin üstüne koyduğum elimle herkesin göreceği bir şekilde tehdit vari şekilde işaret parmağımla karşımda oturan ağaları gösterirken bakışlarımla da tehdidi doğrulamıştım, elimi yavaşça indirirken herkes birbirine şaşırarak bakıyordu
"Ağa'mızın canına kast eden birinin hükmünü neden bozalım Kaner ağa, ne zamandır belli canınıza kast eden kişileri affeder olduk?"
Sezai ağa bakışlarını babama çevirip bakmıştı ve sanki ondan cesaret almışçasına sesini biraz daha gürleştirerek tekrar konuştu
"En iyi sen bilirsin Kaner ağa, karar karardır ne bozulur nede çiğnenir"
Sezai ağanın verdiği cevapla dişlerimi sıkıp tek kaşımı kaldırarak baktım ve ilk başta alaylı ve daha sonra ciddi ve onlara duyduğum öfkeyle konuştum.
"Öylemi, siz gücünüz olmadığından çiğneyemezsiniz ama ben çiğnerim Sazai ağa, beni sakın ama sakın kendinizle eşit tutmayın ve sakın ola' ki adımın arkasından gelen ağa kelimesini söylememezlik gibi bir saygısızlık yapmayın, bedeli ağır olur" İşaret parmağımı Sadri ağa'nın gözü önünde sallarken Sadri ağa gözünün ucuyla babama ve daha sonra tekrar bana bakmıştı
"Emrin olur Kaner ağa" Sezai ağa yüzü kızara kızara bu sefer ağa demişti, Sezai ağanın üstünden bakışlarımı çekerek gözümün ucuyla diğer ağalara baktım
"Şimdi konumuza dönelim... kararı bozacaksınız!"
Toplantı son sözlerimden ve okuduğum meydanlardan sonra iyicene gerilmişti, herkesin yüzünden düşen bin parçayken amcam söze girdi
"Yeğenim öyle dersin ammaa onca kişiye nasıl karşı duracaksın de hele?"
"Deneyin görün amca, isterseniz benim sözümü çiğneyin, amma velakin sonrasında olacaklardan ben mesul değilim"
"Çok güveniyorsun kendine Kaner ağa"
"Karşıma çık istersen Sadri ağa"
Sadri ağa tam ayaklanacakken yanında oturan Ahmet ağa engellemiş ve gür bir sesle konuşmuştu
"Bir kere karar çıktı Kaner ağa, yapacak bir şey yok, Haşir ağa senin yerine vekaleten konuştu herkesle"
"Amma velakin babamın hiçbir sözü benim için bir şey ifade etmiyor Ahmet ağa!"
"Kan aktı mı durmaz Kaner, ya devamı gelecek yada hiç akmayacak, oda aktığına göre -" elimle Ahmet ağanın sözünü keserken "Sen ilk önce kendi rezilliğinin hesabını Bawer ağa'ya ver hele Ahmet ağa" kelamımı etmemle Bawer ağa hareketlenirken Ahmet ağa yutkunmuştu
"Ne hesabı de hele Kaner ağa!" Bawer ağa bana sorgularcasına bakarken ben büyük bir öfkeyle Ahmet ağaya bakıyordum
"Sana soruyor Ahmet ağa" derken başımla Bawer ağa'yı gösterdim Ahmet belli belirsiz başına yan çevirirken yanındaki oğluna bakmıştı ben ise diğer tarafa dönerek benden cevap bekleyen Bawer ağa'ya baktım
"Bawer ağa bilirsin seni severim amma velakin senin kız yanlış kişiye gönül vermiş"
"Ne diyorsun Kaner sen" Bawer ağa ayaklanmasıyla bağırırken bende ayaklanıp ellerimi arkamda birleştirerek Bawer ağanın karşısına geçtim "Meran diyorum Tan'a gönül vermiş, dünür olacakmışsınız" cümlemi bitirmemle Bawer ağa Tan'ın yakasına yapışmasıyla ortalık haddinden fazla gerilmiş ve herkes neredeyse birbirine girmişti, her iki tarafın adamları birbirleriyle yaka paça tutuşmuşlardı
"Yeteeer!" Babamın bağrışıyla herkes ayrılırken her iki taraf bir birlerine öfkeyle bakıyorlardı, salondaki diğer kişiler iki tarafın adamlarını da yerine zorla oturtmuşlardı, ben ise şah eserimden oldukça memnundum, Ahmet ağa içeriye girmeden bana ettiği kelamın bedelini ödemişti, bundan sonra artık kendi sorunlarıydı ister dünür ister düşman olurlardı ama kendi düşmanlıkları varken asla dünür olamayacaklarını çok iyi biliyordum.
"Belli senin amacın ortalığı ateşe vermek Kaner ağa ama herkesin sorunlarından önce sen sizin evi kurşunlatanları bul" onca kargaşanın ortasında Ersan kendi aklınca ortaya bir şey atmıştı, herkes bu anı bekliyormuş gibi Ersan'ın arkasından gitmişlerdi ve herkes ağız birliğiyle onay verirken babam öfkeyle bakıyordu
"Suçlu her kim ise bulacağım Ersan ağa merak etme, senin evini bastığım gibi kim yaptıysa onun hayatına da çökeceğim merak etme"
"Belki onu da sen yaptın" Ersan'ın şuursuzca söylediği söz karşısında kaşlarımı çatarak bakarken herkes şok olmuşçasına yavaştan kendi aralarında konuşmaya başlamışlardı
"Geçen yediğin dayaktan herhalde beynin sarsıldı Ersan"
"Niye, bana bunu yapan, aracımı taratacak kadar gözü dönen, Ahmet ağanın onca tarlasını yakan sen değil misin"
"Size yapılanlardan nasıl kendi evimi taratacağımı çıkarttın?"
Ersan bana alayla bakarken gözünün ucuyla babama bakmıştı
"Kararı verenlerden biriside baban unuttun mu?" Ersan cümlesini etmesiyle babama bakarken karşımda bir zamanlar dostum ama şimdi düşmanıma bakıyordum
"Siz benim düşmanımsınız ama evdekiler benim ailem!" bakışlarımla Ersan'ı gösterip konuşmamama devam ederken dışardan bağrış seslerin gelmesiyle herkes şaşırarak birbirlerine ve kapıya bakmaya başlamışlardı, dışarıdan gelen sesle hepimiz ne olduğunu anlamak için gelen sese dikkat kesilsek' te ağalar huzursuzlanmıştı, gittikçe ses yakınlaşırken kapı büyük bir gürültüyle açılmış korumalar bir kızı kollarından tutarak içeriye sokup önümüze doğru kızı fırlatmışlardı, yere serilen kızın önüne düşen saçlardan dolayı kim olduğunu görmesem' de aradan bir iki dakika sonra başını doğrultup odadaki herkese yavaşça bakıyordu ve sonunda bal rengi gözleri beni bulmuştu, istemsizce dudaklarımdan "İzem" diye ismi çıkınca herkes bana bakıp daha sonrada bakışlarını İzem'e çevirmişlerdi, üstümdeki şaşkınlığı atıp İzem'e baştan aşağıya baksam' da üstünde elbise olduğu için ve adamlar İzem'i yere attıkları için üstündeki etek biraz daha açılmış ve herkesin dikkatini çekmeye başlamıştı, ayaklanmamla İzem'in yanında soluğu alırken İzem'i yerden kaldırıp arkama aldığım da bütün ağalar bana bakıyordu, ben ise bütün öfkemle, nefretimle oturan herkese ve direk karşımda duran babama bakıyordum.
"Bu hadsizliği yapanda kim!?"
Herkes birbirine bakarken tok sesiyle konuşan babam oldu
"Kendine gel oğul"
"Artık susarak oturup yada sineye çekecek değildim" herkesin ortasında, herkesin gözlerinin içine bir bir bakarak sözlerime devam ettim.
"Beni iyi dinleyin, bir daha tekrarlamayacağım, ailesinden birini kaybeden herkes aynı tepkiyi gösterir, bir öfkeyle yapılan işin sonu ölüm olamaz ve olmayacakta, benim dokunmayacaksınız dediğim birisine dokunmayacaksınız!" Son sözlerimi bağırarak ve ortaya doğru herkesi uyarırcasına işaret parmağımı sallayarak konuştum.
"Maden herkes aynı tepkiyi verir, iki ay önce sen neden öyle tepki vermedin?" Aydın'ın cevabıyla hızla yakasına yapışıp kendime doğru çektiğimde deli gibi sıktığım dişlerimin arasından
"O sesinin kesilmesini istemiyorsan sus Aydın" dediğimde Aydın'ı ittirmemle Aydın geriye sendelerken herkesin gözünün içine bakarak ceketimden çıkardığım kutuyla birlikte herkesin bakışları elimdeki kutuya dönmüştü, ben ise son bir kez daha babama bakıp kutuyu açarken İzem arkamda ağlıyordu, kutuyu açmamla herkes hayrete düşerken içinden alyansı alıp arkamdaki İzem'in kolunu tutup yanıma çekerken bir adım da ben atmıştım, yüzüğü İzem'in parmağına takmamla İzem bir şey diyecekmiş gibi dudaklarını aralayıp üstündeki şaşkınlıkla yüzük takılan eline bakarken ben ağalara dönmüştüm
"Müstakbel eşime bu saatten sonra bırak ellemeyi, düşüneni bile yakarım" herkes dediğim cümleyle şok olurken adeta dehşete düşmüş gibi birbirlerine bakıyorlardı
"Seni vuran kadını, kanını akıtan kişiyi karın mı yapacaksın?" Babamın sorusu üzerine babama doğru yavaşça yaklaşırken tek kaşımı kaldırarak herkesin içinde olduğumuzu umursamadan bana karşı gelen babama baktım "Evet, beni vuran kadını kanımdan canımdan biri, karım yapacağım ve eğer olurda karıma elleyen olursa, uzanan o eli keserim" babam bana doğru adım atmasıyla arkada duran Fırat'a bakarak "İzem'i çıkart" demiştim, Fırat zaman kaybetmeden İzem'i çıkartırken salonun kapısı bir kez daha açılıp kapanmıştı, kapının ikinci kapanmasıyla tekrar konuştum
"İlk önce bedel ödeyecek kişi sizlersiniz baba!"
"Kaner ağa kendine gel, ödeyeceğimiz ne bedel varmışta ödetecekmişsin?"
Aydın babama söylediğim sözün üzerine atlarken omzumun üstünden arkama bakıp dönerken Aydın' nın karşısında yerimi sabitleyerek baktım
"Sen herhalde yaşanan olayları kavrayamamışsın" aynı zamanda' da işaret parmağımla babası ve Aydın'ı göstererek "O kız sizin evden kefeniyle çıktı" demiştim
"Ooo Kaner ağa, sevdiğin kız ne ara, o kız oldu"
Aydın her defasında saygısızlığını bir üst seviye' ye taşırken herkes bize bakıyordu, Aydın'ın yakasına yapışıp kendime doğru çekerken bir adım bile kımıldamamış, olduğum yerde dururken burnumdan soluyordum
"Sizin gibi kalleş kişilerin onun ismini duymaması için, yada duyup güzelim ismi kirletmemek için söylemiyorumdur belki Aydın, ne dersin?"
Aydında yakama yapışırken toplantıda oturan kişilerde ayaklanmışlardı, Aydın'ın yakamı tuttuğu ellerini sert bir şekilde tutup gözlerine bakarak "Bana uzattığın ele dikkat et" demiştim daha sonra kulağına yaklaşarak "Yoksa o elini kırarım" dedikten sonra ellerini yakamdan çekip sağ kolunu tutup ters çevirerek kırdığımda salonda Aydın'ın bağırması yankılanmıştı "Ahh!" Yaver ile dışarıdan sesi duyan Fırat'ın gelmesi ile Aydın'ı elimden alırken Sadri ağa herkesi tekrardan yerine geçmeleri ve sükunetle kalmalarını isteyip ortalığı yatıştırmayı başarmıştı ama ben hariç, son kez ceketimi düzeltirken salonun ortasında herkese bakarken dişlerimin arasından konuştum.
"İzem'e bir şey yapmayacaksınız!"
"Kaner ağa, hem Aliz'in intikamı dersin hem' de Izem'le evlenirim dersin, dediklerinin hangisi gerçek?"
Ali ağa'nın sorusuyla bir adım daha yaklaşarak konuşmama devam ettim
"İkisi' de gerçek Ali ağa, her şey yerli yerinde sırasını bekliyor, siz hiç merak etmeyin, son sözümde budur, İzem akıttığı kanın bedeli olarak benim karım olacak, haftaya düğünümüz var, yakın vakitte davetiyeler elinizde olur"
konaktan çıkmadan son kez ağalara bakıp "Selametle" dedikten sonra konaktan çıktım.
Salonun kapısını arkamdan sert bir şekilde çarpıp kapatmamla yüzümü sıvazlayıp derin bir nefes verip gözlerimi kapattım, hangi hakla bana Aliz'in intikamı diyebiliyorlardı hele ki Hamit ağa, hangi sıfatla benim karşımda konuşabiliyordu, kendi kızını hiç düşünmeden ölüme gönderen biri şimdi bana gelmiş canına kıyanı affedemezsin diyor, peki iki ay önce kan dökmeden benim canıma kıyarken, nefesimi keserlerken hiçbir şey yoktu da şimdi İzem kan dökünce mi bir şey vardı, ama evet canıma kıyanın yada kastedenin yanına bırakmayacağım doğruydu ve tamda bu yüzden herkesin yanına adam sokmuştum herkes güzelce yerlerine yerleşmiş ve zamanını bekliyorlardı, dışarıya çıktığımda ise elimi cebime koyarak gözlerimi kapatıp nefes aldım, ağlama sesinin gelmesiyle gözlerimi açıp etrafa baktığımda korumalardan başka kimse yoktu, sese biraz daha dikkat kesildiğimde sesin geldiği taraf, konağın arka tarafından geldiğini anlamıştım o tarafa doğru gidip baktığımda ise İzem merdivenlere çökmüş bileklerini ovalayıp ağlıyordu, yanına gidince geldiğimi fark etmişti ama beni görünce' de istifini bozmadan hala yerde oturuyordu.
"Kalk gidiyoruz" diyerek İzem'i umursamadan arkamı dönüp giderken İzem'in gelmediğini farkına varınca geri dönüp kolundan tutarak ayağa kaldırıp peşimden sürüklemeye başladım, arabaya geldiğimizde şoför koltuğuna geçerken İzem'de yanıma oturunca İzem'in eteği sıvanmıştı, önüme dönüp gözlerimi aktarırken ceketimi çıkarıp bacaklarını örtüp önüme döndüğümde son kez dikiz aynasından konağa baktığımda ise herkes çıkmaya başlamıştı, babam ise elindeki bastonu sıkarak arabanın arkasından bakıyordu, daha fazla durmadan arabayı çalıştırıp yola çıktım.
"Bu halde eve gidemem" İzem'in cevabıyla gözümün ucuyla İzem'e baktığımda İzem iyicene dağılmış gözleri ise kızarmıştı
"Bizim otelde dinlenirsin bu gece"
"Sizin otele gitmem başka otele götür beni" İzem sesi var yok arasın da çıkarken İzem'in üstündeki bakışlarımı çekip derin bir nefes verdim, hiçbir şey dememiş ve İzem'i direk başka otele götürmüştüm, İzem kaydını yaptırıp odaya çıkarken bende konağa gittim, tam tahmin ettiğim gibi babam çoktan konağa gelmişti, konağın önüne arabayı bırakıp araçtan inerken korumalar kapıyı açmışlardı, konağın kapısı açılmasıyla içeriye girerken masanın etrafında toplanan ailem bana meraklı gözlerle bakarken babam bakmıyordu ve istifini bile bozmadan yemeğini yiyordu, masanın diğer başında, babamın karşısına dikilerek durmamla babam elindeki kaşığı masaya sert bir şekilde bırakarak atarken başını kaldırıp bana baktığında öfkeyle bağırdım
"Nasıl böyle bir şey yaparsın baba?"
herkes şaşırarak bakarken Fırat her şeyi bildiğinden sessiz sedasız olacakları bekliyordu, babam yanda duran bastonuna dayanarak ayağa kalkıp yanıma gelince babama döndüm.
"Hele o kızı bu konağa getir, bak ben ne yapıyorum, işte o zaman görürsün?"
"Sen beni çiğnedin baba, İzem'i Mardin'e getirip, herkesin önüne atarken beni çiğnedin" her defasında sesim yükselirken elimi masaya vurup "Nasıl yaparsın bunu!?" Diye haykırdım
Babam bana bakıp daha sonra sofraya dönüp bizimkileri gösterdi
"O kız için aileni çiğneyecek misin?"
"Mesele ailemi çiğnemek değil baba, mesele beni çiğnemen" ellerimi iki yana açarak tekrar babama dönüp
"Yıllar önce beni ağa yaparken sen doğruyu, yanlışı bilirsin, yanlış yapmazsın diyen sen değil' miydin?"
Babam kısılan gözleriyle bana bakarken bastonunu sımsıkı tutuyordu
"O Aliz'i kaybetmeden önceydi, değiştin Kaner ağa" demişti, babamın cevabı üzerine bir adım babama doğru atıp işaret parmağımla ilk önce kendimi daha sonra babamı göstererek öfkeyle bağırdım.
"Değişmedim değiştirdiniz, siz yaptınız, kendi ellerinizle beni hiç olmayacağım adam yaptınız, şimdi ise karşıma geçip değiştin diyemezsin" başımı iki yana sallayarak "Sakın!" demiştim
"Değişmediysen soruma rahatça cevap ver Kaner ağa"
"Ben ailemi çiğnemiyorum, doğru olanı yapıyorum!"
diye tüm gücümle babama bağırdığımda babam karşımda sessiz sedasız dururken annem eliyle ağzını kapatarak bize bakıyordu, annem babama karşı durmama daha fazla dayanamayarak konuştu
"Oğul seni öldürmeye kalkan kişi için mi babana, bütün aşirete kafa tutarsın"
"Madem beni vurdu diye İzem'i öldürmek için karar çıkartmaya çalışırsınız, bundan iki ay önce neredeydiniz, Yakup'u öldürmek için niye bir araya gelmediniz, varsa yoksa iki aileyi bir etmek ama onu bile edemediniz, beceremediniz!"
Yemek masası herkese zehir olurken yüzlerinden düşen bin parçaydı, çalışanlar bile bizi izlerken sofrayı tuttuğum gibi aşağıya indirmiştim, tabakların gürültüsüne bizimkilerin çığlıkları karışmıştı, konağın kapısı hızla açılırken korumalarda içeriye girmişlerdi ama kimseye aldırış etmeden sözlerime devam ettim
"İki ailede Aliz' in mezarına gitmiyor, ben gidiyorum, sadece ben, ben o mezara su verirsem anca o zaman sulanıyor, Aliz in mezarını başka kimse sulamıyor, şimdi bana gelmiş seni öldürmeye kalktı demeyin, sakın!, son sözümü söyledim ben, ona asla ama asla ellemeyeceksiniz!"
Babam başını kaldırarak bana bakarken annem elini omzuma koyup kendisine bakmamı sağlarken kendisi de bana gerilen yüzüyle, bakışlarıyla bakıyordu
"Oğul seni öldürmeye çalışan birisini sen nasıl korur, kollarsın"
Annem otoriter sesini bakışlarıyla desteklerken duruşu, bakışı, gözlerindeki kararlılık her şeyi ama her şeyi destekliyordu ama bende geri adım atacak yada kararımdan dönecek adam değilim.
İşaret parmağımla babamın gözleri önünde sallarken öfkeyle konuştum.
"Son bir kez daha diyorum, o kız artık benim müstakbel eşim ellemeyeceksin, ellemeyeceksiniz" verdiğim cevapla annem ve Yeliz şaşırırlarken annem öfkeyle bağırmıştı
"Sen ne dersin Kaner? kendine gel!"
"Kes saçmalığı artık Kaner"
Babam tüm siniriyle bağırırken gözlerinden ateş çıkıyordu resmen, ama sanki tüm otoriter onun elinde gibi davranıyordu ama ben o otoriteyi tam iki ay önce elime almıştım, ne toplantılar ben olmadan kurulabiliyordu nede benim arkamdan iş çevirebiliyorlardı, her yere adamlarımı sokmuştum hata yapmalarını bekliyordum ve'de yapacaklardı, olmadı ben yardım edecektim hata yapmaları için, ya güzellikle yada zorla ama olacaktı, ben her defasında dururken babam durmuyordu ve her defasında damarıma basan babam oluyordu
"Bu düğün olmayacak Kaner"
"Sizden izin almadım baba" babama karşı bende bir kez daha sesimi yükseltirken herkes karşı karşıya gelmiş baba ve oğul'a bakıyorlardı, babam ve ben ikimizde geri adım atmaya niyetimiz yoktu ve asla'da olmayacaktı, babam işaret parmağıyla yaramın üzerine bir kaç kere vursa'da geri adım atmamıştım ne bir geri adım nede yüzümde bir acı hissi, hiçbiri yoktu
"Unutma Kaner efendi, bu yaranın sebebi o koruduğun kadın!"
Dişlerimi sıkarak ve kaşlarımı çatarak başımla onay vererek "Bu mesele benim" demiştim ve başımı iki yana sallayarak ölüm saçan gözlerimle tekrar konuşmuştum
"Sizin değil" babamın gözü etraftaki kimseleri görmezken öfkeyle bağırıyordu
"Olması gereken olacak Kaner, toplantı da karın ilan edince hiçbir şeyi durduramassın ve bunun önüne sen dahi geçemezsin"
Babamın son sözü, gözümün dönmesine neden olurken karşımdaki kişinin babam olmasını umursamadan
"Beni bulursunuz karşınızda ve emin ol" belimdeki silahı çıkartırken bakışlarımı asla babamdan ayırmadım "Bu sefer kullanmaktan geri durmam" son sözümü söylememle elimdeki silahı masaya sert bir şekilde koyup arkama bile bakmadan konağın merdivenlerine ilerlerken arkamdan babam bağırarak "Git gelin olarak getir bakalım kızı Kaner ağa, getir' de sen gör hatanı" demişti ama herkesi geride bırakarak odaya çıktığımda ise kapıyı öfkeyle çarpıp kapatırken sinirden her yeri yakıp yıkmak istiyordum, masanın üstündekileri elimin tersiyle yere indirsem' de içimdeki ateş durmuyordu, içimdeki ateş başkalarını yakması gerekirken beni yakıyordu ama bende onları yakacaktım hem de öyle bir şey yapacaktım' ki düğün kararını verdikleri güne gitmek isteyecekler ama olmayacaktı, odanın içinde burnumdan soluyarak volta atsam' da içimdeki nefret dinmiyordu, son kez elime geçen köşede duran masa olunca tuttuğum gibi camdan dışarıya fırlattım, cam tuzla buz olurken dışarıdan gelen kız kardeşimin çığlığıyla beraber masa büyük bir gürültüyle dışarıya düştü, bir nebze rahatlasam' da sığmak, durmak bilmeyen ateşle sırt üstü yatağa yatarak öylecene tavana bakarak durdum.
-
Zaman geçtikçe hava kararıyor, rüzgar hafif hafif esiyordu, dışarının ışıkları karanlık odayı aydınlatmaya çalışsa da pek başarılı olamıyordu ve olamadığı gibi içeriye loş bir ortam sunuyordu, pencerenin olmayışından dolayı dışardan esen rüzgarın sesi odaya dolarken çalan kapı eşlik etmişti, gözlerimi kapatıp rüzgarı dinlemeye çalışsam da tıklatılan kapı asla izin vermiyordu, hiçbir şey demeden kim geldiyse gitmesini beklesem de bir iki kere daha kapı çalarken hala gitmemiş ve ısrarla kapıyı çalıyordu, hızla yataktan kalkıp yerde duran kitabı tekmeleyip giderken hızla kapıyı açınca karşımda duran çalışan kız korkudan ilk başta irkilmiş daha sonra kaşlarının altından bakarak kekelemeye başladı
"A-Ağam kusura b-bakmayın akşam yemeği hazır' da h-haber etmek için geldim"
"Gerek yok" kapıyı kapatacakken çalışan gitmeye niyetli değildi
"Ağam, Şehnaz hanım ağa sizi sorarsa ne diyeyim?"
"Yemek umurunda değilmiş' de"
Hatice arkasını dönüp gidecekken devam etmemle hızla durmuş bana yutkunarak bakmıştı
"Sormazsa' da söyle, bilsin"
"Emredersiniz ağam"
Hatice arkasını dönüp giderken bende kapıyı itekleyince kapı çarparak kapanmıştı, bende dönüp yatağa geri yattım, onca yaşanan kavgadan sonra cidden yemek yeme iştahları
var mıydı?, sanki hiçbir şey olmamış gibi oturup yemeklerini' mi yiyeceklerdi?, gerçekten' de inanılmaz, derler ya acı tek kişiliktir senden başkası bilmez, bilmek istemezler sadece rol yaparlar diye gerçekten' de öyleydi kimsenin umurunda bile değildi, zaman ilerledikçe loş olan odanın içi zifiri karanlığa teslim oluyordu dışarıdan içeriye süzülen ışıklar zar zor kendi imkanlarıyla odayı aydınlatmaya çalışıyordu tıpkı benim içimin karanlığı gibi, pencere olmadığı içinde içeriye dolan rüzgar şiddetini artırırken perde savrulup duruyordu ama benim hiçbir şey umurumda olmazken yatağın yanındaki telefonu alarak avukatı arayıp nikah işlemlerini hızlandırmasını söyleyip kapattım, bu gün yaşananlardan sonra daha fazla oyalanamazdım bu riske giremezdim hele ki onca ağaya ilan ettikten sonra asla!.
İZEM'DEN
Kaner beni otele bırakınca ilk işim kabanımı ve ayakkabılarımı çıkartıp bir kenara savurup atarken artık göz yaşlarıma hakim olamıyordum,
kendimi banyoya atarken fiskenin altına oturarak başımı iki elimin arasına alıp tüm gerçeklerden uzaklaşmak, birazda olsa nefes alabilmek için suyu açarken başımı kaldırıp kendimi suya teslim etmiştim, göz yaşlarıma artık su damlaları da eşlik ediyordu, kimse olmadığı için içimden geldiği gibi ağladım, sanki kimse sesimi duymayacakta burada bir başıma kalacak gibi hissediyordum, çok korkuyordum, bugün yaşadıklarım aklıma geldikçe delirecek gibi olurken ne yapsam ne etsem aklımdan çıkmıyordu, resmen beni insan yerine bile koymuyorlardı, herkesin ortasında yere fırlatıp atarlarken onların gözünde ben bir hiçtim, bu kadar hor görülmem o kadar canımı acıtıyordu' ki tarifi bile yoktu, eğer yanımda, arkamda aslanlar gibi duran babam olsaydı asla bunların hiçbirine fırsat bile vermezdi, bırak fırsat vermeyi düşüneni bile yakardı, Çünkü o bir tanecik kızının göz yaşına kıyamazdı, gözlerimi kapatmamla yaşadığım o korkunç an canlanıyordu
*
Telefonuma gelen mesaj bildirimiyle yatağın üstünde duran telefonuma baktığımda mesaj bir numaradan gelmişti açıp baktığımda ise;
Gelen: 0545...... ; Acil aşağıya inmeniz lazım İzem hanım, babanızla ilgili önemli bir gelişme var
Yazıyordu hemen üstümü değiştirip elime ilk gelen elbiseyi giyip hızla aşağıya inerken sessizce ayakkabılarımı da giyip evden çıkmıştım, dış kapıya çıktığımda ise ilerde duran bir araç selektör yakıp duruyordu, kim olabilirdi'ki gidip gitmemekte tereddüt etsem de yüksek bir ihtimalle Hakan veya Uğurun adamıydı çünkü en son en ufak bir delilde olsa kanıt peşindeydiler, sanırım evinin yakınlarında Kanerin adamı olabilir diye böyle bir şey yapmıştılar ama bu daha fazla dikkat çekiyordu, oyalanmadan arabanın yanına gittiğimde ise ön kapıdan biri inerek yanıma geldi ama gelen kişiyi tanımıyordum, ne Hakan'ın nede Uğur'un yanında bir kere bile görmemiştim, adam baş selamı vererek elindeki mektubu bana doğru uzatırken adam elindeki zarfa ardından bana bakmıştı, adama bakarak elinden zarfı alsam'da içime bir endişe düşmüştü, bakışlarım zarfa çevrilirken açıp içindeki kağıda baktım kağıtta
"Sen oğlumun kanını akıttın, seninkinin akmayacağını' mı sanıyorsun"
Yazıyordu, kaşlarım çatılırken dudaklarım aralayıp nefes vermiştim, bakışlarım tekrar adama dönerken bu sefer elini ceketinin içine götürünce anlamayan gözlerle karşımdaki adama sadece bakakalmıştım, adamın kararan gözleriyle birlikte cebinden çıkarttığı bezi görmemle burnuma kapatması bir olduğunda ne kadar çırpınsam' da nafileydi, son hatırladığım şey ise orta kapı açılıp beni içeriye sokmaları olurken adamlardan biri "Sana Haşir ağamın selamını getirdim" demesi olmuştu sonrası ise tam bir karanlıktı.
-
Birinin kolumu çekiştirmesiyle uyanırken kendime gelmeye daha doğrusu gözlerimi açmaya çalışıyordum, göz kapaklarım inatla açılmamak için dirense de sonunda kendime gelip etrafıma baktığımda ise içinde olduğum araç son hız toprak' lık alanda gidiyordu
Adamların bakışları pür dikkat bendeyken bir elleri' de bellerindeki silahtaydı, oturduğum koltuktan biraz daha kendi çabamla doğrulurken benim yanımda duran adama telefon gelmesiyle adam şoföre dönerek arabayı durdurmasını söylemişti, şoför arabayı durdururken yanımdaki adam dışarı çıkarak telefonu cevaplamak için birazda olsa araçtan uzaklaşmıştı, önde duran adamlara baktığımda ise adamlar dışarıya bakıyorlardı, şimdi kaçarsam belki bir şansın vardı ama olurda yapamazsam böyle bir fırsat elime bir daha asla geçmeyecekti, geçmeyi bırak anında öldürürlerdi, affetmezlerdi ama başkada çarem yoktu hızla benim taraftaki kapıyı açıp dışarı çıkıp son hız koşmaya başladım arkama baktığımda ise telefondan konuşan adam beni görünce telefonu kulağından çekip, cebine koyarken arabaya vurarak "Kız kaçıyor lan!" diye bağırarak koşmaya başladığında, arabada olan adamlar' da dışarıya çıkarak peşimden koşmaya başladılar, kendimi kurtarmak için, birazda olsa şu yalan dünyada nefes almak için koşuyordum, peki peşimdekiler ne için koşuyordu?, öldürmek için mi?, kesinlikle, bu koca dünya hepimize yetmez miydi de bir kişiyi eksiltmek için peşimden koşuyorlardı?, peki içimizdeki olan vicdan onlarda yok muydu?, ben kendi benliğimi hiçe sayarak ölmesin onun vebaline girmeyeyim diye babamın katiline kan vermiştim ama bunlar kan akıtma peşindeydiler, neden peki?, Asla bunların bir cevabı yoktu, taşa takılmamla yere düşmüştüm önceden düştüğümde bir kaldıranım vardı ama şimdi kimse yoktu ne bir elini uzatan vardı nede destek olan biri, hiç kimse, sadece ben vardım, ağlayarak ayağa kalkıp koşmaya devam etsem' de yetmiş metre anca koşmuştum' ki beni kolumdan yakaladılar ne kadar onlara karşı dirensem' de arabaya sürükleyerek götürüyorlardı, çırpınışlarım, haykırışlarım hepsi boşaydı, herkes kulaklarını bana tıkamış sadece onlara verilen emri yerine getiriyorlardı arabaya tekrar bindirdiklerinde elimi ve ayaklarımı bağlayıp ağzımı' da bantlarlarken başımı çevirmeye çalışsam da olmuyordu, en sonunda bağırmamam için susturmuşlardı, önceden beni duymamaları için kulaklarını kapatmışlardı şimdi ise konuşmamam için beni susturmuşlardı.
Arabanın hızından dolayı ortalık toz duman olurken kimseden tek bir ses dahil çıkmıyordu sadece kararmış kalpleriyle, robotlaşmış bedenleriyle benimle yolculuk yapıyorlardı, nerede olduğumu bile bilmiyordum, hiçbir yerde ne bir tabela nede bir iz vardı ama İzmit' de olmadığımız kesindi çünkü buraları ilk defa görüyordum.
Dizimin sızlamasıyla bakışlarım dizime kayarken kanı görmemle birlikte sızı tüm hücrelerime yayıldığından gözlerimi kapatıp boğazımdan inilti kopmuştu, kopmuştu çünkü bacağım çok sızlıyordu, acı her defasında kendini gün yüzüne çıkarırken ben sadece durmuş gözlerimi sıkı sıkıya kapattım gerçi başka ne yapabilirim ki, koca bir hiçten başka ne yapabilirdim!
Aradan biraz zaman geçince sonunda araç bir evin önünde durmuştu ipleri ve bandı çözdükten sonra iki adam kolumdan çekiştirerek arabadan indirirken direnmeye çalıştım
"Bırak!" bir taraftan bağırıp bir taraftan' da ayaklarımı sürüklesem' de bu direnmem adamlara işlemiyordu bile, bir tarafta adamlara direnip bir tarafta' da etrafa bakıyordum onlarca araba toplaşmış ve her arabanın başında ise takım elbiseli adamlar vardı, bu durum beni korkuturken daha fazla gözyaşlarıma hâkim olamadım, saçlarım açık olduğu için
ağladığım' dan dolayı saçlarım yüzüme yapışmaya başlamıştı bile başımı iki yana sallayarak bağırdım
"Bırak diyorum sana, bırak!"
arabalardan geçip sonunda bir evin önüne geldiğimizde kapının önünde' de elleri önde bağlı adamlar duruyorlardı, bizi gören kapıdakiler' den biri elini kapıya vurunca kapı açılmıştı içeriye girecekken hala bağırıyordum
"Canımı acıtıyorsun bırak!"
kapının eşiğini tekmelerken adam hala beni sürüklüyordu içeriye zorla sokulurken içeriden' de sesler gelmeye başlamıştı
"Neler oluyor?"
"Bu ses de neyin nesi böyle?"
Allah'ım ben nereye düştüm, bu seslerde neydi, sonunda odaya girdiğimizde ise adamlar beni ortalığa fırlattığında dengemi sağlayamayarak yere kapaklanırken elimin üzerine düşmemle bileğim burkulmuştu, bileğimin acısıyla gözlerimi kapatarak bir iki dakika durduktan sonra başımı kaldırarak etrafa baktığımda ise herkes şaşkın gözlerle bana bakıyordu, onca kişi yan yana oturmuş bana bakıyordu, bende onlara bakarken tanıdık öfkeli gözleri görünce durdum, Haşir ağa tüm öfkesiyle bana bakıyordu yanında ise Kaner, bir dizini kırmış üstüne otururken bir elini' de bacağının üstüne koymuş, şaşkın gözlerle bana bakıyordu.
*
Sop soğuk su vücuduma çarpmasıyla gözlerimi aralarken su damlaları kirpiklerimden bir bir damlayıp gidiyorlardı, ağlayabildiğim kadar ağladım, içimi dökmek için haykırdım, hıçkırıklarıma engel olmamıştım yine ve yine teslim olmuştum ağıda, iki hafta öncesine kadar normal insanlar gibi dertlerim olurdu, işler yoğun olurdu, arkadaşlarımla gezecek yer bulamazdık ama mutluyduk, sevgilimle tartışırdım ama akşamına hemen barışırdık asla küs uyumazdık ama şimdi hiçbiri yoktu, bırak gece küs uyumayı günlerdir sesini bile duymuyordum, nerede?, ne yapıyor?, yada nasıl?, hiç bir bilgim yoktu, cenazeden sonra ne görmüş nede bir haber almıştım, konuşmamıştım bile, sesimi duymadan duramayan Emre kaç gündür ortalıkta yoktu, suyun içinde boğulup gitmek istiyordum, uyuyup bir daha uyanmamak, ölmek istiyordum ama artık ölmek gibi bir hakkım bile yoktu annem, kardeşim vardı babamdan sonra biz birbirimize kenetlenecektik bizim birbirimizden başka kimselerimiz yoktu ve olmayacaktı da, belki de bir kadının en zor anı bu andı, çünkü düşsek te ayağa kalkmak zorundaydık, çünkü benim bir kaldıranım yoktu ve olmayacaktı da!, Göz yaşlarımı silmek için yüzümü ellerimle sıvazlasam da sular tüm berraklığıyla akıp gidiyordu, suyu kapatıp elimle saçlarımı sıvazlayıp gözlerimi de sıkı sıkıya kapattım, dudağımı ıslatarak dudaklarımı aralarken derin bir nefes vermiştim, gözlerimi aralarken kirpiklerimden damlalar akıyordu, göz yaşlarımı durdurmuştum ama kalbimden ağlayan kanı durduramamıştım, duşta daha fazla durmayıp çıktığımda ise köşeye attığım elbiselerimi giyip saçımı hafif kuruttum.
Banyo kapısını açacakken ister istemez gözlerim aynayı bulduğunda eski halime zıt olan kendimle karşılaşmam kaçınılmaz olmuştu. Bitap haldeydim, aynaya biraz daha yaklaşıp gözyaşlarımı silip yutkunmuştum
"Bununda üstesinden geleceksin İzem!"
Cümlemi söylememle yutkunurken arkamı dönüp banyo kapısını açmamla soğukluk çarpmıştı, soğukluğu aldırış etmeden banyodan çıkıp camın kenarına geçtiğimde derin bir nefes aldım, her şeyin üstesinden gelecektim, nasıl yapacağımı bilmesem de her şeyi halledecektim, düşüncelerle boğuşurken nefessiz kalıyordum camı açıp pencereden başımı uzatıp gözlerimi kapatarak temiz havayı içime çektim, sanki nefes aldıkça tarif edemediğim içimdeki duyguyu, ateşi söndürecekti ama sadece ateşe deyip geçiyordu, söndürmüyordu, kapının çalmasıyla gözlerimi aralarken pencereyi açık bırakarak kapıya yönelsem de kapı ısrarla çalıyordu, açmaya korksam da açmıştım, sonuçta ne olursa olsun yada kim olursa olsun karşılaşacaktım eninde sonunda, ama kapıyı açmamla karşımda iki güvenlik görevlisiyle baş başa kalmıştım, bakışlarımı yana kaydırırken birde resepsiyonda duran görevli beyefendi vardı.
"Buyurun?"
Resepsiyondaki görevli konuşunca bakışlarımı ona çevirdim
"İzem hanım kusura bakmayın ama sizi dışarıya almak zorundayız" görevlinin konuşması ile bir iki dakika bir şey diyemezken bir kere daha herkesin üzerinde göz gezdirip geri görevli adama baktım
"Nasıl anlamadım?"
Görevli adam konuşmakta tereddüt etse de ilk önce güvenliklere bakıp daha sonra bana bakarken sonunda konuşmaya karar vermişti
"Haşir ağa, sizin burada kalmanızı istemiyor"
Duyduğum cümleyle kapıda kalakalmıştım, Haşir ağanın beni bu yer yüzünde rahat bırakmayacağını çok net anlamıştım ve çok net bir şekilde anlatıyordu.
"Burası Haşir beyin otelimi?"
"Hayır efendim"
Aslında çalışan kendi sorusuna kendisi cevap veriyordu, ama ne çalışan verdiği cevabı duyuyordu nede kabul ediyordu sadece gelen emire itaat ediyorlardı!, onun oteli olmadığı halde nasıl buraya müdahale edebilirdi?, ama ediyordu hem de hiç tereddüt etmeden, itiraz etmeden yapıyorlardı bunu.
Boğazıma oturan koca bir yumrukla zar zor kendime gelirken bakışlarımı adamdan kaçırmış boş boş etrafa bakınırken aklıma gelen soruyla tekrar bakışlarımı adamın üzerinde sabitlemiştim.
"Kusura bakmayın beyefendi ama Haşir ağa başka otele nasıl karışabilir, ha ben, ha başka biri?"
Çalışan bana boş gözlerle bakarken hiçbir şey demeden onları arkamda bırakarak içeriye girip ayakkabımı giyerek ve kabanımı alarak odadan çıktım, görevlileri beklemeden asansöre gidip düğmeye bastım ne kadar beklesem de lanet olası asansör bir türlü gelmiyordu, sanki gelince binebilecektim, asansörden vazgeçip merdivenlere yönelerek merdivenlerden indim, sonunda otelden çıktığımda ise dışarıyı sokak lambaları ve otelin led ışıkları aydınlatıyordu etrafı, hava serin olduğu için kabanımı giyerek otelin biraz ilerisinde olan başka bir otele gitmiştim, resepsiyondakiler beni görmesiyle ilk önce birbirlerine bakıp daha sonra resepsiyondaki kız uğraştığı işi bırakıp güler güzle bana baktı
"Hoş geldiniz efendim"
"Kolay gelsin, ben bir oda rica edecektim"
"Tabi efendim Adınız Soyadınız"?
"İzem Özdemir" resepsiyondaki kız bilgisayarda uğraşırken yüzü düşmüş bir şekilde bana baktı
"Üzgünüm efendim, maalesef boş odamız yok"
Başımla onaylayarak otelden çıkıp ileriye doğru yürümeye başladım çünkü biliyordum ki burada da Haşir ağanın parmağı vardı, başka otele giderek şansımı denemeyecektim çünkü belli ki Haşir ağa her yere haber salmıştı ve beni asla bir yerde barındırmayacaktı, rüzgarın esmesine aldırış etmeden, gittiğim yeri bilmeden yürüdüm, sonunda ise bir park bulduğumda oraya gidip bir banka oturdum, hava iyicene esmeye başlamıştı, kabanımın önünü kapatıp ellerimi kendime sarmalayarak oturmuştum, etrafa baktığımda ise kimse yoktu sadece tek tük insan vardı saatin kaç olduğunu bile bilmiyordum yanımda ne bir kimlik nede telefon vardı, ne kadar zaman geçti bilmiyorum, ama bir adam bu tarafa doğru gelince tedirgin olmuştum dikkatim adamda değilmiş gibi yapsam da sürekli adama bakıyordum, önümden geçip biraz uzaklaşsa da hala yakınımdaydı, adama yandan bakmamla adam önüne dönerek ayak da durmaya başlamıştı, İçimde bildiğim bütün duaları ederken koluma yapışan elle korkudan bağırıp kaçmaya çalışmıştım, ama ne mümkün, beni tutan el bir adım bile ilerlememe müsaade etmemişti, elin sahibine baktığımda ise karşımda Kaner öfkeli gözlerle bana bakıyordu, ayağa kalkıp Kaner' in karşısına geçtiğimde ise Kaner bakışını benden ayırıp ileride duran adama başıyla onay vermesiyle adam uzaklaşıp gitmişti
"Burada ne işin var senin, otelde olman gerekmiyor muydu?" Kaner kendini zapt etmeye çalışır gibi dişlerinin arasından soru sorduğunda yada pardon daha doğrusu hesap sorduğunda yüzüne bakakalmıştım, gecenin bu saatinde burada durmak benim tercihim sanki
"Baban sayesinde otelden atıldığım için buradayımdır belki!"
Bu çıkışı yapmayı bende beklemiyordum ama gerçekten sinirlenmiştim, sanki ben keyfimden bu soğuk havada dışarıda duruyormuşum gibi saçma sapan konuşuyordu, Kaner kolumdan tutup peşinden sürüklerken nereye gittiğimizin hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu yola gelişi güzel bıraktığı arabaya beni sürüklerken hızla kolumu çekip kurtarmıştım, Kaner elinin boşluğa düşmesiyle arkasına, bana bakarken ben Kaner'in gözlerine bakıyordum
"Ben senin çekiştirerek götüreceğin biri değilim Kaner" Kaner burnundan solurken bana bir adım atıp üstten bakarken kolumu hızla tutup sıkmıştı
"Sen artık benim sözlümsün ve benim esirimsin" Kaner son cümlesini hiç esirgemeden söylerken aralanan dudaklarımdan "Ne?" Kelimesi dökülmüştü, Kaner ise son derece soğuk kanlılıkla işaret ve orta parmağıyla gömleğinin kenarına tutup çekerken "Esirinden dolayı" demişti, Kaner'in hareketiyle gözlerim yaraya kayarken Kaner kolumu biraz daha kendine doğru çekmişti, sargı kanlanmış bir halde dururken Kaner'in umurunda bile değildi, Kaner elini çekmesiyle beni sürüklemeye devam ederken hızla yan koltuğun kapısını açıp beni bindirmesiyle kapıyı hızla kapatmış ve aracın önünden dolaşarak şoför koltuğuna geçip hızla binip kapısını kapatmıştı, Kaner ceketinin iç cebinden telefonunu çıkarıp birini arayıp açmasını beklerken adeta burnundan soluyordu, ne kadar bakmamaya çalışsam da mümkün olmazken göz ucuyla baktım, Kaner karşı taraf açınca da zaman kaybetmeden emirlerini yağdırarak konuştu
"Sana gönderdiğim otelin müdürünün hesabını kes, benim bıraktığım kadını dışarı atmanın cezası ne demek görsün"
Kaner' in dediğinden sonra refleks olarak aniden Kaner'e bakmıştım, Kaner'de bana bakınca önüme dönüp yola bakarken boğazımda koca bir yumruk gibi kalırken, hesabını kes de ne demekti, yada nasıl hesabını keseceklerdi, kapıya yanaşarak birazda olsa Kaner'den uzaklaşırken deli gibi korkuyordum, deli gibi kaçırdığım gözlerimi Kaner'in üzerine sabitlerken sesim titremeden konuştum
"Onu da mı öldürteceksin?" Kaner telefonu kapatıp koluma yapışınca beni kendine çekerken burnundan soluyordu
"Onu damı derken?"
"Babam içinde emir verdin adamlarında öldürdü demi, o yüzden ben öldürmedim diyorsun"
Gözyaşlarım akarken başımı yana çevirerek omuzumla yüzümü kapatmaya çalışsam da olmamıştı Kaner öbür eliyle çenemi sıkıca tutarak kendine çevirip zifiri gözlere bakmamı sağlarken deli gibi kendini sıkıyordu.
"Bırak yaşamayı özgürlüğün bile benim elimdeyken hala boş konuşuyorsun"
Başımı yana çevirip Kaner'in elinden kurtulmaya çalışıyordum ama Kaner ne bırakma gibi bir niyeti vardı nede öyle bir düşüncesi, diğer elimle Kanerin yüzümdeki elini tutup sert bir şekilde tutarak ileriye doğru ittirmiştim, Kaner'de misilleme yaparak kolumu öne doğru iterek bırakırken öne doğru savrulmuştum, Kaner beni umursamadan arabayı çalıştırıp yola çıkmıştı, yol boyu bir şey demezken Kaner'in beni nereye götürdüğünü merak ediyordum ama bir şey söyleyemezdim çünkü lanet olası gözlerim her zamanki gibi yine dolmuştu, akmak için en ufak bir şey olmasını bekliyorlardı, camı açıp dışarıya baktığımda dışarıda yavaş yavaş ışıklar sönmeye başlamış ve insanlar evlerine, sıcacık yuvalarına dönüyorlardı, arada Kaner gözlerini yoldan ayırıp bana baksa da geri önüne, yola dönüyordu, bakışlarında öfke vardı ama bana mı bir başkasına mı bilmiyordum gerçi öfkesinin odak noktasının kim olduğunu tahmin etmek zor değildi, sonuçta ben bir şey yapmamıştım otelden çıkmamın sebebi' de, otelsiz kalmamın sebebi' de babasıydı ama öfkesi banaydı, arada öfkeli bakışlarını hissetsem' de Kanere bakmadan dışarıyı seyretmeye başladım, araç sonunda başka bir otelin önüne geldiğinde bakışlarımı tekrar dışarıya çevirip geldiğimiz otele ve etrafa bakıp önüme dönmüştüm, Kaner aracı gelişi güzel bırakırken araçtan bana bakmadan inerken "Hadi in" demişti, Kaner sadece emir verip dururken benden uygulamamı bekliyordu ama yanlış kişiden bekliyordu ve her yapmadığımda hırsını misliyle benden çıkartırken artık kollarım morardığına emindim.
Kaner' in sözleriyle göz aktarıp önüme dönerken "Kovulacağım bir otele niye geldik" demiştim ve konuşurken' de asla Kaner' e bakmadan konuşmuştum
"Burası bizim otel, hiç bir şey yapamazlar"
"Baban başka kişinin otelinden çıkarttı beni, kendi yerinizden' mi çıkartmayacak"
"Uzatma' da gel İzem"
Kaner otele girecekken benim gelmediğimi fark edince arkasını dönüp bana bakarak konuştu
"Neyi bekliyorsun?"
"Ben gelmem" Kaner lafım üzerine bana yaklaşırken bende yere bakarak devam ettim
"Yanlış anlaşılır"
"Kimse hiçbir halt anlayamaz anladın' mı beni, şimdi içeri gir"
Kaner "İçeri gir" derken işaret parmağıyla' da oteli gösterip bana öldürecekmiş gibi bakıyordu, daha sonra ise hiçbir şey demeden beni arkasında bırakarak önden gidiyordu, göz devirerek Kaner' in arkasından takip ederek otele girdik, Kaner resepsiyondan anahtar isteyince resepsiyondaki kız bana bakıp geri Kanere baktığında yüzünde anlam veremediğim bir duygu vardı, başıma gelecekleri bildiğim için gelmek istememiştim ama bizim egosu tavan olan Kaner beyimiz herkese karşı gardını almış sadece kendisinin yaptığı şey doğruymuş gibi kendi bildiğini okuyordu, resepsiyonda bana bakan kıza tek kaşımı kaldırarak ve başımı hafif sağa yatırarak bakmıştım Kaner kızın bakışlarını görmüş olacak ki "İşini yap" diye emir vermişti
Kaner sert sesini bakışlarıyla desteklerken elini resepsiyon masasına sert bir şekilde koyarak anahtarı beklemeye başlamıştı, Kaner' in sözleri ve davranışlarıyla kızın eli ayağına dolaşsa' da daha fazla oyalanmadan hemen anahtarı vermiş Kanerde öfkeyle almıştı Kaner ölüm saçan bakışlarıyla resepsiyondaki kıza bakarak
"Benim emrim olmadığı müddetçe bu kız o odadan çıkmayacak!, eğer olurda çıkarsa, çıkartılırsa hepinizin sonu olurum"
Kaner dişlerinin arasından adeta ölüm saçarken kız sadece yutkunabilmişti ve kızın bir şey demesine fırsat vermeden asansöre yönelince biran önce odaya gitmek için Kaner'in arkasından hiçbir şey demeden takip ediyordum, oda üçüncü katta olduğu için asansörle çıkacaktık ama ben ne kadar asansörü kabul etmek istemesem' de bu güçsüz yönümü Kaner'e göstermemek için susup bir şey demediğimde Kaner'de asansör tuşuna basıp asansörün gelmesini bekliyordu. Ne kadar susmak istesem de dayanamamıştım
"Bunun gelmesini bekleyeceğimize merdivenle çıkalım işte"
"Ne gereği var İzem, gelir birazdan"
"Saten bugün yeteri kadar yoruldum"
"O zaman biraz sus ve bekle" asla beni dinleme taraftarı değildi ve bu gidişle' de olmayacaktı ikna etme çabalarım her defasında suya düşerken yine Kaner efendi istediğini ve bildiğini yapıyordu içimden ne kadar dua etsem' de gelmemesi için Kaner' de bir o kadar tuşa yükleniyordu ve sonunda Kaner'in inatla gelmesini, benim ise dualarla gelmesini istemediğim asansör gelmişti binmekle binmemek arasında tereddüt etsem' de Kaner çoktan binmiş üçüncü kata basmıştı bile
"Yoruldum diyen sen değil' misin?, daha neyi bekliyorsun?"
Kaner' in sitemli sözlerinden sonra derin bir nefes alarak gözlerimi son kez kendimi cesaretlendirmek adına kapatıp binmiştim, kalbim yerinden fırlayacak gibi çarparken kendimi sürekli sakinleştirmeye çalışıyordum, ona korkumdan bahsetmeyecektim tabi ki de zaten yeteri kadar onun karşısında hor görülüyordum birde ona açığımı gösterecek değildim, arada göz ucuyla' da Kaner' i kontrol etsem' de arkasına dönüp bakmıyordu bile bu benim için verili bir nimet olmuştu artık, asansör kapısı kapanıp hareket edince elim ayağım titremeye başlamıştı alt dudağımı dişlerimin arasında kemirirken diğer elimle' de asansördeki aynanın önündeki demirden tutup deli gibi sıkıyordum, sanki asansör çıkmıyor olduğu yerde duruyordu tam ayaklarımın bağı çözülmek üzereyken sonunda kapı açılmıştı Kaner' i beklemeden hızla asansörden çıkarken Kaner arkamda bana bakarak kalakalmıştı
"Sakin ol" arkamdan seslenen Kaner' i umursamadan yakamı sağa sola çekiştirerek derin bir nefes vermiştim, oldum olası bırak asansöre binmeyi asansör kelimesi bile beni korkutuyordu
Kaner beni umursamadan yada ne yaptığımı, nasıl olduğumu umursamadan yanımdan geçip odanın kapılarına bakarak ilerlerken bende arkasından takip ediyordum, Kaner koridorun sonunda bir kapının önünde durunca direk kapıyı açıp içeriye girmeden bakışlarıyla içeriyi kontrol ettikten sonra bana dönüp eliyle içeriyi göstererek "Odan burası" demişti, aslında bu durum o kadar canımı acıtmıştı' ki kimseler görmüyordu acımı, kanayan yaramı, sanki ona muhtaç durumuna düşmüştüm benim evim, yuvam vardı ama elimden alıyorlardı ve sadece onların peşinde sürükleniyordum, evimden kilometrelerce uzaktaydım, evsizdim, sürekli hor görülüyordum en önemlisi' de sevgiye açtım, daha kalbimde açılan koca bir boşluk varken daha yaramın, kabuk bağlamasını beklemeden beni sağa sola savuruyorlardı, babası beni öldürmeye oğlu ise kurtarmaya daha doğrusu ölmeden öldürme peşindeydi ama kimse benim neyi umursadığımı yada fikrimi soran yoktu.
Kaner bir şey dememi beklemeden yanımdan geçip giderken kolunu tutup durdurmuştum ve bakışlarım sadece Kaner' in gözlerindeyken "Kaner, konuşalım' mı biraz?" demiştim çünkü konuşmamız, bazı şeyleri halletmemiz gerekiyordu ama Kaner' in bakışları sadece kolunu tuttuğum elimdeydi, gerilen yüzüyle bakışlarını benim gözlerime dikip meydan okurcasına kaşlarını çatmış siyah gözlerini ise zifiri karanlığa çevirmişti, lafım üzerine kolunu elimden kurtarırken içeriye girince bende arkasından içeriye girerken arkamdan' da kapıyı kapatıp Kaner' in karşısına geçip konuya direk girdim, çünkü başka nasıl girilir hiç bilmiyordum, tek çırpıda söyleyip kurtulmak en iyisiydi.
"Ben vaz geçtim evlenmekten" Kaner kısa süre tepki vermezken sonunda sinirli ve alaylı bir tavırla bana bakarak konuştu
"Demek vaz geçtin, tamam sen nasıl istersen"
Kanerin bu tavrı beni korkutsa' da Kanerin karşısında durmaya devam ettim, ama karşımda duran kişi tam anlamıyla elimde patlayacak bomba gibiydi, nasıl tepki vereceği yada bu tavrı neye mahal olacaktı bilmiyordum
"Dalgamı geçiyorsun lan sen benimle!, ne demek vaz geçtim, sana kararını soran' mı oldu?"
Kaner bağırarak bana yaklaşınca hızla geriye birkaç adım atıp kaçtım ama Kaner beni bir adımla hemen yakalayınca kollarımdan tutup savurmuştu, hemen savunmaya geçsem' de Kaner' in beni ne dinlemeye nede bırakmaya niyeti vardı
"Kendini benim yerime koy, şimdi bile baban neler yapıyor, evlenince bana neler yapmaz?"
"Benim karıma kimse bir şey yapamaz!" Kaner'e yapma der gibi bakarken Kaner bir kere daha geri durmayacağını kanıtlayan sözleri söylemişti
"Ayrıca onu beni vurmadan... evimi taratmadan önce düşünecektin İzem hanım!" Kaner hala benim yaptıklarımdan ötürü öfke kusarken ben zorla yutkunarak bakıyordum ama Kaner'in öfkesi dinecek gibi değildi, kimsenin bir şey yapamayacağını savunurken babası hiçte Kaneri dinleyecek gibi durmuyordu, her zaman babasıyla karşı karşıya geliyor ve geldiği zamanda kıyamet kopuyordu
"Bana bak İzem, sana aşık olduğumdan yada içimde oluşan bir sevgi kırıntısından dolayı seninle evlenmiyorum, seninle evlenmemin tek bir nedeni var oda intikam, yaptıklarının bedelini ödüyorsun, ödeyeceksin" Kaner bana bir adım daha yaklaşırken dişlerinin arasından konuşmasına devam etmişti "Bunu o aklına sok, sen bir intikam bedelisin" Kaner aklına sok demesiyle işaret parmağıyla şakağıma hafif ama sert bir şekilde vururken devam etmişti "Ve bedelini misliyle çekeceksin anladın mı?, ha yok anlamadım diyorsan anlatırım ama üzülen sen olursun, ne ben anlatayım ne sen üzül" Kaner her bir cümlesini yavaş ve üstüne bastıra bastıra söylerken gözyaşlarım çoktan akmaya başlamıştı bile, elimin tersiyle gözyaşlarımı sildiğimde Kaner' de kolumu bırakıp arkasını dönüp giderken son bir kez daha bağırdım.
"Gel vazgeç Kaner" Kaner durmasıyla yavaşça arkasını dönüp bakmıştı, başını iki yana sallarken gözleri sanki öfkeden yerinden çıkacaktı, kaşlarını çatmış dişlerini deli gibi sıkarken üstüme doğru ağır adımlarla yürüyor ve istifini bozmadan gözlerimin içine bakarak konuştu
"Sen bizim buraları bilmiyorsun"
"Ha İzmit, ha Mardin ne fark ediyor buranın polisi savcısı yok mu?" Kaner konuşmamı bitirir bitirmez beni bir kez daha kolumdan tutup iterken kendisi' de elini masaya vurarak
"Bana bak İzem o sesini kes artık anladın mı?, ben ne diyorsam o" demişti ,vurmanın etkisiyle omuzlarımı yukarıya çekip gözlerimi kapatmıştım
"Buranın polisi var savcısı var hâkimi var, sizin gibi caniler istediğinizi yaptıramazsınız bana anladın mı beni?"
Kaner bana simsiyah gözlerle bakarken ifadesi daha' da sertleşmişti, hiçbir şey demeden arkasını dönüp çıkacakken başını yana çevirerek devam etti
"Yarın İzmit' e dönüyorsun düğün için hazırlıklar olacak" lafını bitirdikten sonra gitmekten vazgeçip öfkeli bakışlarıyla yanıma gelerek
"Buranın savcısı' da hâkimi' de benim demiştim sana İzem, unutma, ve ben asla sözümü çiğnemem, bugün toplantıda gereken sözü ettim ve bitti!" Kaner gözlerinden ateş çıkarken gözleri simsiyah olmuştu ve son sözünü söyleyip odanın kapısını çarparak odadan çıkıp gitmişti.
Gözlerimi kapatıp kendimi sakinleştirmeye çalışsam' da olmuyordu, az önce Kaner' in vurduğu masaya bende elimle vurup haykırsam' da, bağırsam' da olmuyordu, Kaner' in beni yok sayıp öylece çekip giderken benim ne yaşayacağımı yada bizim ne yaşayacağımızı bile düşünmemişti, masanın üzerinde ne varsa aşağıya indirdiğimde vazo, sürahi ve bardak kırılmıştı aynı benim hayatımın yok oluşu gibi hepsi tuzla buz olurken bu dünyanın içinde kayboluyorduk, dizlerim yerle buluşmasıyla göz yaşlarım artık beni dinlemez olmuş akıp gidiyordu boğazımdan kopan hıçkırıklar ise işin cabasıydı, herkes üstüme üstüme gelirken ben çok yoruldum hem de çok, sanki biraz daha ağlarsam üstümdeki bu yükten kurtulacakmışçasına ağladım, ama yok hiçbir şey olmuyordu, ilk defa bu kadar çaresiz, elim kolum bağlanmıştı!.
Kollarımı kendime doğru çektiğim bacaklarıma sarıp sarmalarken boğazımdan kopan hıçkırıklara aldırış etmeden başımı dizlerime gömmüştüm, sanki tüm dünyadan kaybolmak istercesine kendi içime kapanmıştım.
************************************
İNSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_
TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06
TAKİP EDERSENİZ ÇOK SEVİNİRİM CANLARIM. (İnstagram da ve tiktok da güzel videolar var kaçırmayın derin😇🤗
SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN 💞❤♥😇
NOT : Yorumlarınızı ve oylamalarınızı bekliyorum 😉😉